"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – Çağdaş İslâmî Akımların Mahiyeti – Cumartesi Sohbetleri (10)

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – Çağdaş İslâmî Akımların Mahiyeti – Cumartesi Sohbetleri (10)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Z6jCCAE1hCc.

Burada, demin saydım batıya bakış dediğim teşkilat yapıları, lider tipolojileri falan bunları bir kenara bırakırsak aslında, yani nirengi noktası burada, kaynaklara ve geleneğe birikme bakışları. Yani bunu nasıl değerlendiriyorlar. Bu ihtiyaç neden hasıl oluyor?
Yani önümüzde Müslümanlar olarak problemler var, siyasi problemler var, ahlaki problemler var, ekonomik problemler var. Bunları çözmek zorundayız. Bir öze dönüş şeyi. Çözmek zorundayız. Bu çözerken elimizdeki İslami malzeme yani bugüne İslam diye gelen bir din var değil mi?
Bu Kur’an ve Sünnet değil. Kur’an ve Sünnet’in üzerine bir geleneki inşa edilmiş mezhepler var, tarikatlar var. O kaynakları nasıl anlayacağız? Şimdi bunlara nasıl bakarız bu çözüm önerisi sunarken ve gelecek planları yaparken?
Bu kaynaklara nasıl bakıyoruz? Yani modern sorulara nasıl cevaplar veriyoruz? Geleneğe dayanarak mı veriyoruz? Geleneği dışlayarak mı veriyoruz? Veyahut ikisinin ortasında bir denge kurmaya mı çalışıyoruz? Üçlü tasnif burada ortaya çıkıyor. Gelenekçiler gelenek içinden cevap üretiyorlar.
Selefi olan hadis geleneğinden, medreseliler mezhep geleneğinden, hem itikadi hem fıkhi geleneğinden, tarikat ehlinde tasavv geleneğinden bu cevapları üretiyor. Ve faaliyetlerinde buna dayanarak yapıyor. Ve geleneğe yaslanırken, gelenek kutsal kabul ettikleri için gelenek eleştirisi de yapmıyorlar. Çünkü bildiğiniz gibi gelenek içinde bütünüyle sahi şeyler yoktur. Yani marazi şeyler, zayıf şeyler de vardır. Gelenekçi burada kendini belli ediyor. Ben geleneği bütünüyle alırım. Yani onun içinde ayıklama yapmam diyor.
İşte ıslahatçi orada ayrılıyor. Islahatçi diyor ki, tamam benim de geleneğe saygım var. Ama bugünkü problemlerin bir kısmının kaynağı geleneklerden geliyor zaten. Medrese anlayışı, yanlış tasavvuf anlayışı bu benim medrese ve mezhep karşıtı olma anlamına gelmez. Tarikat karşıtı olma anlamına gelmez. Ama ben kusura bakmayın diyor ıslahatçi.
Bütünüyle külli bir saygı göstermem. Çünkü bugün problem dediğim şeylerin bir kısmı ondan kaynaklanıyor. Hepsi batıdan kaynaklanmıyor. Kendi içimizden kaynaklanıyor. İşte yanlış kader anlayışı mesela. Meslep tasubu. İçtihat kapısı kapanmamıştır ama öyle bir ağır ictihat şartı koyuyorsun ki kimse yerinden kıpırdanamıyor. Şimdi ben buna diyor saygı göstermem. Ama diyor gelenekle de kavga etmem diyor. Neden gelenekle kavga etmem ıslahatçi olarak? Çünkü yarın parti kuracağım. Bu geniş kitlelerden oy isteyeceğim. Vakıf kuracağım, insanı yardım yapacağım. Bu adam zekat toplayacağım. Niye kavga edeyim ki? Islahatçi pragmatiktir. Bazen de opportunisttir, fırsatçıdır. Bu doğaldır yani çünkü o iş yapmak istiyor. Yani ön açmak istiyor, yol açmak istiyor. O yüzden gelenekle de kavga etmiyor, gelenekle de saygı göstermiyor. Diğer taraftan modernizm de diyor ki, modernist akımlar, daha doğrusu oluşumlar. Ya diyor siz kabahat İslam’da değil, Müslümanlarda diyorsunuz. Ama Müslümanları biz ne kadar ıslah edersek edelim bu iş olmayacak. Çünkü problem bu güne İslam diye gelen dinde diyor. Ben Müslümanlarla falan uğraşmam. Çünkü problemini asıp İslam’dır diyemiyor. Çünkü İslam derse kendisini apaygı İslam dışına konumlandırmış olur. Bugüne İslam diye gelen dinde problem var. Biz ne kadar Müslümanlarla uğraşırsak uğraşalım. Müslümanların kurumlarını ne kadar onarırsak, ıslah edersek edelim değişen bir şey olmayacak. Çünkü bugüne İslam diye gelen din anlayışımız sakat.
O halde biz İslam üzerine operasyon yapacağız. Burada da tabii bir tutamaç olması lazım. Tutamaç nedir? Kur’andır. Kur’an dışındaki bütün kaynaklar sorgulanabilir. Bütün usuller kritis edilebilir. Ve burada kendisini konumlandırıyor.
Bakın burada hemen üç akım gelenek ve kaynaklar. Kaynaklar derken Kur’an, Sünnet ve Akıl. Bunlar karşısında konumlandırıyor. Gelenekçi daha nakilci, modernist daha akılcı. Islahatçılar ise bu arasında denge kurmak, akılla nakil arasında denge kurmak istiyor. Nakil derken sadece Kur’an ve Sünnet anlamında değil.
Geleneğin ürettiği malzemenin nakliği aynı zamanda. Mesela bir davet çalışması yapacaksınız. Tebliğ çalışması. Gelenekçi açar eski kitapları aynen okur. Riyaz-ı Salih’ini önüne koyar. Bundan iyi davet mi olur der. Yani diyelim ki medreseli veyahut selefi. Değişen bir şey yok. Orada hadis var. Ama Ustahatçı der ki bunu aynen metin olarak okursak bundan bir şey anlaşılmayabilir. Bunu bugünün neslinin anlayacağı hale getirmek lazım. Ne der? O kendine göre oradan farklı bir literatür üretir. Der ki işte İslam’ın ahlak anlayışı. Bu kitabı okutur. Mifredat’a bunu koyar. Riyaz-ı Salih’in artık yoktur. Mifredat’ta. Davetin problemleri gibi kitaplar ürer. Davet yolunda dökülenler mesela. Bu kitaplar işte İhvani Müslüman halkalarında, Pakistan’da cemaati Müslüman halkalarında okunur. Öbür taraf bunun bereketin kaçması anlamına geldiğini düşünür. Çünkü o kitap sadece geleneği taşımıyor, aynı zamanda o bereketi de taşıyor. Burada bakın hemen yine eğitim noktasında bir farklı bakış açısı belirdi. Bir taraf daha mukallit, bir taraf daha günceli önceliyen, daha verimli bir çıktı almak isteyen bir yaklaşım.
Öbür tarafta diyor ki bunlar hiçbir modernistler, hiçbirine gerek yok. Biz kendi metnimizi kendimiz üretebiliriz Kur’an’ın esaslı olarak. O da Kur’an’ı nasıl ele alacaksınız? Kur’ancı yöntemlemi alacaksınız veya tarihselci yöntemlemi alacaksınız.
Bunlar da kendi aralarında birbirlerine de rakip iki farklı Kur’an yaklaşımı ile modernizmi ümmete arz ediyorlar.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir