"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – Çağdaş İslâmî Akımların Usulleri – Cumartesi Sohbetleri (10)

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – Çağdaş İslâmî Akımların Usulleri – Cumartesi Sohbetleri (10)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=teYzlJKe_54.

Ya şöyle diyeyim, her bir gelenin kendi usulü var aslında. Zaten o usulü olduğu için gelenekçi kitleler daha fazladır İslam aleminde. Çünkü arkanızı tecrübe edilmiş büyük bir müktesebata dağlara dayıyorsunuz. Bu büyük bir özgüven verir insana. Yani eminiyet hissi uyandırır. Böyle türedi bir şey değildir bu. Asırlar boyu geliyor.
Siz de onun içindesiniz. Yani kıyafetinizle oraya uyarsınız. Okuduğunuz kitapla oraya uyarsınız. Gittiğiniz okulla oraya uyarsınız. Hocanın davranışıyla oraya adapte olursunuz. Ve dolayısıyla her bir gelenin kendi usulü var. O usulün devam etmesini istiyor. Orada bir problem yok. Ama modernizm bu usulden mahrum olduğu için bu usulü aslında problemin kendisi gördüğü için yeni bir usul icat etmesi gerekiyor. İşte Kurancılık. Kurancılık aslında bir usulsüzlüktür. Tarihselcilik ise Kurancılığın usulsüzlüğünü izale etme amacıyla getirilen bir yeni modernist yorumdur.
Çünkü Kurancı ne diyor? Açarsınız diyor. Kur’an’ı kendinize ne kadar verirseniz o metinden o kadar ilham alabilirsiniz. Çağ Kur’an’ı okutmak. İlhamın nasıl o şey? Dize Akif’in, Dize Akif modernist biri değildir ama onun o söylediği çağın idrakine sunan islamı. Yani modernist bunun ileri safhasını yapıyor. Şimdi orada bir usulsüzlük var. Yani sana göre Kur’an bunu söylüyor, bana göre başka şey söylüyor. Bir nevi batıniliğe doğru giden bir usulsüzlük var. Benim öğrencilere gösterdiğim bir tablo vardır. Türkiye’deki meşhur Kurancıların değişik dini meseleler hakkındaki görüşleri.
Yani okey diyenler, yani bunu kabul edenlere tık çekiyoruz. Kabul etmeyenlere eksi çekiyoruz. O kadar birbirleriyle uyuşmaz bir tablo ortaya çıkıyor ki. Mesela hanımların ay başı zamanı namaz kılıp kullanmayacaklar. İşte günde kaç vakit namazın kılınacağı, ondan sonra tesettürün olup olmayacağı,
sigaranın haram olup olmayacağı, kimisinde tık işareti var, kimisinde eksi işareti var. Birbirleriyle uyuşmalar mümkün değil. Dünyadaki Kurancılara baktığımızda aynı tablo ortaya çıkıyor. Çünkü bir usulsüzlük var. Kur’an’ı açarsanız o size kendisini gösterir. Çünkü o Kur’an evrenseldir ve her çağa hitap eder.
Fikri usulden mahrum bir fikirdir. Güya, Kur’an kafidir şafidir filan diyorlar ama kafi şafi kendi kendine yeterliyse öbür katkılardan uzak biçimde sırf metin üzerinde anlaşılabilir mi? Sünnet olmadan sahabe nasıl anlamış, mezhepler nasıl anlamış, buna bakmadan anlaşılabilir mi?
O zaman senin kendine göre bir Kur’an anlayışını oluyor. Tarih sercilik bunu görüyor. Tarih sercilik bu tahriftir, dini tahriftir. O zaman ne yapacağız? Kur’an’ın indiği tarihe döneceğiz. Çünkü Cenab-ı Allah orada İslam toplumu inşa etmek için onu indirdi ve bunu başardı. Ama başardı, onu ilkelerle başardı. Metnin bir manası artık bugün için yoktur diyor. O ilkeler, metnin arkasındaki yani tekst değil de kontekst burada önemlidir diyor. Biz Kur’an’ın maksadını keşfetmeliyiz. O metni değil, onu bugüne, mesajı bugüne taşımalıyız. Metni değil, mesajı bugüne taşımalıyız. Bu da belli bir usule mebni görünüyor ama burada da yine bir usulsüzlük çıkıyor. Neden? Çünkü bunlar tecrübe edilmemiş. Mesleplerin 12-13 asırlık tecrübe edilmiş bir usuli var. Bu dediğimiz makaset merkezli din anlayışı da mesleplerin içinde var ama belli bir usulde.
Fazl-ı Rahman diyor ki ben işte mesajı bugüne taşırım ama ibadetler usulunda bunu yapmam diyor. Kendisine bir kırmızı çizgi çekiyor. İbadetler neyse bugüne aynı şekilde gelir. Ama ondan sonraki tarihselciler de aynısını yapıyor mu? Onlar ibadetlere de işin içine karıştırıyorlar. Yani ibadetler de tarihseldir deyip çıkıyorlar.
O zaman oruç işte şu maksata mebniydi artık o maksadı biz başka bir tür şeyle elde edebiliriz. O halde aç kalmanın manası yoktur diyen tarihselciler de bugün var. Yani demek ki usulsüzlük orada devam ediyor. Yani modernizmin bu usulü yok. Belki ileride olur modernistlerin istikrarlı bir şekilde devam etmesiyle bir usul oluşur mu? Bilemeyiz. Onu tahmin etmek bugünden tahmin etmek mümkün değil. Hocam o şeyde yani tamam kendi geleneğine karşı bir red mevzu bahis veya bir tekzip.
Fakat sanki başka bir geleneğe yaslanma da mevzu bahis gibi. Özellikle modern hani biz usulsüzlük olarak niteledik ama onlar da batıdaki benzer seyirleri bir o geleneği sanki kendilerine iktibat ederek. Orada şunu kaçırıyorlar tabi. Yani o gelenek kendi kültür ve yani dini alanında ortaya çıkmıştır mesela.
Yani işte bu tarihselçilik mesela 150 yıldır neredeyse batı felsefesinde yapılan bir şey ve İncil’e uygulanmış. Oradan bir hasıl çıkmış beğenelim beğenmeyelim. Hristiyanların bir kısmı beğenmiyor, bir kısmı beğeniyor. Şimdi bunu alıp İslam’a uygulamak da yine bir usulsüzlüktür aslında.
Çünkü İslam’ın kendisinden neşet etmiş bir usul değil bu. Yani Hristiyan Yahudi kültürünün ürettiği bir usul bu. Bunu siz Kur’an’a uygularsanız o zaman ortaya işte garip guraba laflar veya iddialar ortaya çıkıyor.
Kur’an’ın manası Allah’tan lafı peygamberden gibi absürt şeyler söylemek zorunda kalıyorsunuz. Çünkü başka türlü tarihselciliği ilerletemezsiniz. Ki bunu da geleneğe dayama gayretle… Var ama yani çok zayıf tabi yani. Kur’an’ın kendi metnine baktığımızda bunun böyle olmadığını Cenab-ı Allah diyor ki onu tekrarla diyor.
Ben seni okuyacağım sen de tekrarlayacaksın. Yani bundan açık şey olabilir mi? Aslında bu zımni olarak bu gibi nüansları tabi siz mesela şu an zikrettiğinizde o sözün söylenmesi aslında bir nevi peygamberin sanki insanlar inansınlar diye böyle şeyler… Numara yaptı.
Yani haşa buraya kadar gider iş yani insanın aklına böyle istifamlar gelir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir