Mehmed Fatih Can – Fetih İle İşgal Aynı Şey Midir? – Cumartesi Sohbetleri Özel (3)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=N5ieeR4T3Gc.
Hocam biraz da fetih üzerine konuşalım. Evvela hocam şunu söylemek lazım belki de. Birbirine yakın kavramlar var fakat birbirine karıştırılıyor bazen. Hatta birbirine zıt kavramlarda var. O yüzden fetih ne demektir? Fatih kimdir? Cihat ne demektir? Mücahit kimdir? İşgalle fetih aynı şey midir? Cihangirlikle fütuhat aynı şey midir? Yani çok geliş açıklamaya hak edecek bir soru bu ama
hemen kısaca şöyle söyleyeyim. Fetih demek insanla İslam’ın adaleti arasındaki engelleri kaldırmak demektir. Bu fetih ve işgal kavramının yani fetihin, işgalin mukayesesini ancak sonuçlardan hareketle cevabını verebiliriz ve değerlendirebiliriz.
Türkler ve Müslüman kavimler hayatlarında yaşamış oldukları, İslam’la yaşamış oldukları adaleti, haysiyeti, emniyeti, huzuru tattıkları için bunu dünyanın kurak coğrafyalarına da bu hakları, bu huzuru tattırmak üzere bunu misyon edilmişlerdir. Bu ideale biz fetih diyoruz, gaza diyoruz, ilahi kelimetullah diyoruz. Bunu şöyle de değerlendirebiliriz. Müminler için, Müslümanlar için bir farize vardır. Emre bil maruf, nehyanil nünker. Her Müslümanın uyması gereken bir şey. Gerçi herkese düşen bir vazife de değil. Herkes emre bil maruf yapamaz. Ehline has şeylerdir bunlar. Dolayısıyla bu fetih, gaza, cihat bu gibi kavranlar devletlerin emri bil maruf ve lehyanil nünkeridir. Milletlerin, ümmetin. Ama en çarpıcı tarif tabi insanla İslam’ın adaleti arasındaki engelleri kaldırmak demektir. Bunu nereden anlıyoruz? Bu iddia olabilir, iyi bir retorik olabilir. Bunun için yine İstanbul üzerinden bir misal verelim.
İşgal nedir? O da sonuçlarından hareketli. Çünkü Haçlılar, Haçlı seferlerinde şöyle bir iddiayı dillendiriyorlardı. Biz kutsal olan ruhu şeytandan kurtarmaya gidiyoruz. Öldürmüş oldukları, katletmiş oldukları binlerce, on binlerce ki Kudüs’te değil mi?
Atların neredeyse dirseklerine kadar kan içerisinde yürüdüklerini kendi kroniklerinde ifade ediyorlar. Öldürdükleri insanları ruhlarını takdis etmek için, ruhlarını şeytandan kurtarmak için öldürdüklerini iddia eden, Haçlı seferlerinde öldürdükleri Müslümanların çok affedersiniz, izleyicilerimden özür diliyorum. Kebap yaptıklarını, etlerini yediklerini kendi hatıratlarında anlatan insanların kutsalı ne?
Kutsal olan ruhu şeytandan kurtaracaklarmış. Bir de bizim gaza gazilerin yani gaza siyasetinin neticesinde ortaya çıkan sonuçta. Mesela İstanbul, bu iş için çok çarpıcı misli olabilir. 1204’te dördüncü Haçlı seferinde, kısa keseceğim hemen, Kudüs’e doğru yollanmışlarken İstanbul’dan geçerken uğradık deyip İstanbul’a giren dördüncü Haçlı ordusu, 1204’te girdi İstanbul’da, oranın zenginliğini, oranın refahını ve imkanlarını görünce ne yaptılar? Müsafer oldukları evi yağmalamaya başladılar. Kendi müsafer eden evi her şeyine tecavüz ettiler. Kaç yıl? 57 yıl, 1261’e kadar. Hani sizin ruhları kutsal olan ruhları şeytandan kurma iddianız vardı.
Ve İstanbul, bu Vetire’de en ucra evlerine kadar soyuldu. Kiliselerdeki bütün o kıymetli emtialar, mesela Niketas Akiminatos, İznikli ünlü tarihçi, Bizans tarihçisi, bu Latin işgalinin bu fecist safhalarını anlatır. Orada verdiğim misaller hemen verip geçeceğim.
Daha İstanbul’a girdikleri andan itibaren ilk soydukları, ilk yağmaladıkları yer Ayasofya Kilisesi. O zaman kilise. Bütün şandanları, hatta mabedin içerisine katırları sokmuşlar topladıkları şeyi yüklemek için. Zemin kaygan olduğu zaman, zemin kaygan olduğu için ayağa kayıp düşen katırları da mabedin içerisinde ortodoksları hakaret olsun diye içmişler sarhoşlar zaten.
Kılıçlarıyla doğrayarak Ayasofya’yı kanavlayan adamlar bunlar. Patrik Kürsüs’ündeki, Minber’deki, Mihrap’teki, o kilisedeki bütün o değerli avizeleri, şandanları yağmalayan adamlar. Peki hemen kontra misal. Bu da bir İstanbul’a rekat değil mi? Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’ya girdiği ilk gün, mermerlerden birini sökmeye çalışan Yeniçeri’ye ne dedi?
Kılıcı ile defetmedin. Onu o işten mere etmedin. Eserler ve eserler bu bu bu bu bu bu bu bende, bu şehrin eserleri toprağa bana aittir. Altınları, malları, mülkleri bilmemnesi size aittir dedi o bir günlük yağmadan. Yağma normalde… Yeniçeri’yi biliyorsun yaraladı. 3 günlük yağmayı bir güne indi. bir güneyinde. Neden yağma? Yağma kelimesi yanlış anlaşılmasın ganimet. Kılıçla fethedilen yerlerde Fatihlerin ganimet hakkı vardır. Eman ile girmişlerse ne ganimet toplama hakları vardır ne esir etme hakları vardır. Nitekim Cebe Ali, Cibali diyoruz değil mi? Cebe Ali komutanın bugün Cibali semtin o veçesinden İstanbul’a ilk giren kumandanlardan bir kumandan oldu söyleniyor. O da o civardaki Rumları ikna ederek kılıç kullanmadan eman ile kapıyı açmalarını ve teslim olmalarını onları ikna ile mümkün kıldığı için Cibali denilen o havalide eman ile teslim olmuş Rumların ne canına ne malına hiçbir şeyine dokunulmadı. Oradaki kiliselerden bir tanesi bile camiye tepkilediler. Ve İstanbul Latin işgalinden 1453 e gelene kadar belini doğrultamadı. Latin işgalinden önce 1 milyona yaklaşan nüfusu Fatih İstanbul’un üzerine yürüdüğü zaman 50 bin civarındaydı. Peki Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra ne oldu? Ya Fatih İstanbul’u fethinde esir alınmış esirlerin karıştıran Süleyman Bey surları tamir etmek ile İstanbul’u
tamir etmek ile imal etmek ile görevlendirip edirmeye gidince ona verdiği talimat çok enteresandır dedi ki İstanbul’un tamiri işinde Rum esirleri de çalıştır hatta hepsini çalıştır. Onların yemeylerini raycın en üstünden ver ki bir an önce fidyelerini toplasınlar biriktirsinler kazansınlar ve hürriyetlerini elde etsinler. Fahri Fatih Usta Mehmet’in İstanbul’da tatbik etmiş olduğu bu siyaset birçok Rumun ihtida etmesine
ilgili oldu. Fatih Sultan Mehmet’in ordusunda düzgünle bir bakın ki yani çok önemli şeyler olduğunu düşündüğüm için peşpeşse sıralıyorum Bizans İmparatorluk Hanedanı’ndan iki tane prens Müslüman oldu. Hasbürat Paşa, Mesih Paşa, Hasbürat Paşa Osmanlı ordusuyla cihattı iken şehit oldu. Düşmanı Roma İmparatorluğunun imparatordan sonra imparator olacak evladının
üyesini devletinde vezire azamlığa vezirliğe kadar giden yetiren bir özgüvenle bahsediyoruz. Dolayısıyla İstanbul 1453’te fethedildi değil mi? Daha 1460’larda 300 yeni mahallesiyle imarethaneleriyle kervanlarıyla dergahlarıyla medreseleriyle nüfusuyla ve nüfusun kalitesiyle dünyanın en merkezi en önemli şehir haline geldi ve İstanbul fethedilir edilmez Fatih Sultan Mehmet’in şehirden kaçan Rumlara daveti meşhur. Gelin ve evlerinize dön. Ve ordu ikinci günden itibaren şehirde dolaşması yasaklandı biliyor musun? Donanma askeri gemilerine diğer yayalar, müsellenler bilmem neler herkes kışlasına ve karargahına gidecek dedi. Şimdi bu işgal olabilir mi? Ama bu bize niyet meselesidir. Bundan bir kaç sene önce Kadıköy’ün göbeğine İstanbul henüz fethedilmedi zulüm 1453’te başladı diye duvarlara yazılar yazılar. Bu sizin bakışınızla insafınızla eğer insafınız yoksa hani Rasulullah efendimizin bir sözü var utanman yoksa sana her şey serbest.
Her şeyi söyleyebilirsin. Her iddiada bulunabilirsin. Her ithamda bulunabilirsin. Ama buna kimse inandıramaz. İşgal böyle bir şey. Fethi böyle bir şey. Fethi kalpleri Allah’a aşmaktır. Fethi dinin ve insanlığın temel tabi hukuk dediğimiz emniyet, nesil
emniyeti, haysiyet, adalet bunları yaşamış, tatmış, bunlara sahip olmuş insanın, Allah’ın kulunun kullarının kurak coğrafyaları da bu nimetlerde henüz tanışmamış olanlara da götürme onlara da bu tadı tattırma vazifesidir. Bunu Osmanlı o kadar iyi tatbik
yapmış ki 1326 Bursa’nın fethi direnmeden gerçekleşti. Orhan Gazi soruyor Bursa tekfuruna. Niye hiç direnmedi? Aşıkpaşa anlatır Aşıkpaşa zaten. Diyor ki senin baban geldi havale yaptı gitti Osman Gazi’ne bahsediyor. Olamadı ya Bursa’yı. Ama civardaki köylerimizi fethetti. Havale yapıp çekip gitti ama ondan sonra bizim akrabalarımız bizim Bursa tekfuru
gibi. Evet. Bizi anmaz oldular, bizi aramaz oldular. Biz de merak ettik bizi niye anmazlar, bizi niye aramazlar diye. Ha öğrendik ki rahat bulmuşlar. Sonra biz de onların bulduğu rahatı heves ettik beyim diyor. Orhan Gazi diyor. Evet. Yani dolayısıyla böyle birçok şey anlatabilirim. Fethi insanla İslam’ın adaleti arasındaki engelleri kaldırmaktır. Ümmetin emri bil maruf. Nehyan-i mükiridir. Nerede zulüm varsa tepesine çökmektir. Evet. Nerede fakirlik varsa tepesine çökmektir. Nerede nifak ve küfür varsa izale etmektir. İlahi kelimetullah dediği ecdadın Allah’ın adını yüceltmek budur. Bu lafta olabilir. Hani Hristiyanların kutsal ruhu şeytandan kurtardık kurtarıyoruz falan dedikleri
bir şey. Ama icraatları ortada. Bak bir tane Ayasofya soygunundan bahsettim. Evet. Affedersiniz ama affedersiniz. Ortodokslar için çok kıymetli olan raibelere bile tecavüz ediyorlar kilisede. Evlere kadar yağmalıyorlar. Bugün Roma’da Katolik Roma Roma’ya gidin böyle altından bazı heykeller göreceksiniz. İstanbul’dan giden şeylerdir onlar. Evet. Ya buradan götürdükleri şeyler, soymadıkları, yağmalamadıkları hiçbir şey.
Onun için ne diyor? Granduc dotaras. Bu konsül kararlarına itirazsa dediğinde Katolikliğin, Papa’nın hükmüne boyun emmesi akabinde ne diyor? İstanbul’da Latin külahı görmektense Türk sarı görmeyi tercih ederim diyor. Bunu kim söylüyor? İmparatorun vekili söylüyor. O zaman hocam şunu da diyebiliriz herhalde.
İşgal ile cihat arasındaki ya da işgal ile fethi arasındaki en büyük fark işgal imha etmek üzere fethi ise ihya etmek üzere zaten Fatih’te İstanbul’u fethettikten sonra şenlendirme politikası ile 50 bine düşmüş olan İstanbul’un nüfusunu bir anda kanunilerle vesaire artık o 500 bin lira kadar geldi. Hocam şunu da aslında burada söylemek lazım. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra İstanbul’da müthiş bir
bir yağmalandı deniyor. Elbette tabii ki de bir yağmalandı ama yani çok büyük o Bizans’tan gelen o hani uzun Bizans iktidarından gelen o müthiş zenginlik hani yağmalandı deniyor ama halbuki görüyoruz ki Latin istilasından sonra İstanbul zaten soyulmuş ve belini doğrultamamış. O zenginlik denen şey aslında çok da bir zenginlik kalmamış. Hemen hemen gireyim. Böyle bir şeyin aslensiyası yok. Bak Konstantin kuşatma
arasında 54 gün bütün parası bitmiş. Hatlar arasında nakliye görevi gören arabacıların yemeyesini ödemediği için arabacılar hat sonma hatlarına cephane götürmüyorlar. Malzeme taşımıyorlar. Bizanslı zenginler zırnlık para koklatmıyorlar. Hepsi kaçmış. Artı daha başka bir şey söyleyeyim. O kadar fakir zararet içerisinde düşmüş ki 50 bin nüfus 30 bin civarında çünkü şehrin düşeceği anlaşılınca İstanbul’u Rumlar kaçtılar. Genevizler aslında. Hatta zenginler kaçtığı için aslında yağmaya konu olabilecek birçok zenginlik. Çıktı zaten onu diyeceğim. İstanbul’da sefalet vardı. Bakın açılan surlarda açılan gedikleri kapatabilmek için malzeme kalmamış. Parayla da alınamıyor. Sur dibindeki bütün kiliseleri yıktırıp tuğlalarını taşlarını malzemelerini kullanmak. Sen hangi yağmadan hangi kaldı ki çok basit ya. Bunun çok çarpıcı
olması icap eder. Ya Yeniçer’in azıcık o mermerde ne gördüyse hani Fettin bir hatıra sinişanesi mi diye elindeki aletle o mermeri kırmaya çalışırken Fatih onu kılıcıyla yaraladı dürttü. Men etti. Dolayısıyla bunun vehisallerini çoğaltabiliriz. Mesela Hazreti Ömer Kudüs fethettiğinde Kudüs patriği namaz vakti geliyor. Bakın İstanbul’dur. Evet. Galatasaray’ın eline verdiği emanamelerden Fatih’in bosta rahip verdiği tarmanlardan Hazreti Ömer’in ahit namesinden falan bahsetmeyeceğim. Vakit namazı gelmiş Hazreti Ömer radıyallahu an. Namaz kılacak. Kıyam-ı Kilisesi orada var. Patlık gezdiriyor. Baş rahip. Dışarıda toprağın üzerinde kılmış. Rahip’in gücüne gidiyor. Rahip dilleşti. Ortodoks sarı
diyoruz. Kardinal. Kardinal Katoliklilerin oluyor. Neyse oradaki en yüksek rütbeli papaz. Ortodoks papazı. Metropolit. Şimdi gelir aklıma. Efendim diyor burası da ibadethane. Niye tenezzül buyurup içeride kılmalarınız toprağın üzerinde kılınız dışarıda kılınız. Yok diyor. Benim için bir mahsuru yok. Ben içeride de kılabilirdim. Ama Ömer burada namaz kıldı deyip benden sonra gelenler buraya camiye çevirebilirlerdi diyor. Din böyle bir şey. İslam böyle bir şey. Müslümanlar böyle hareket ettiler. İstisyalar olmuş olabilir. Ona bakılmaz. Kaydeyi umumi olan tatbikat belirler. Dolayısıyla bir şey fetih mi işgal mi? Bu sonuçlarından hareketle ortaya konulabilecek bir şeydir. Bu konuda
bizim en büyük şahidimiz kimdir? Görgü şahitleri ve onların eserleri yani ana kaynakları. Düşman bile sende hayat bulabiliyorsa burada bir fetih. Motorası sözü meşhur yani Latin külahı görmektense Müslüman sarı Türk sarı görmek isterim diyor. Bundan daha öte
olabilir mi? Evet. Evet.
İlk Yorumu Siz Yapın