Mehmed Fatih Can – II. Murad’ın Tahtı Oğluna Bırakması – Cumartesi Sohbetleri Özel (3)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=a3–HfrpxCA.
İkinci Murat tahtı Fatih Sultan Mehmed’e yani oğluna devretmeden önce iki şey yaptı. Tahtını sağlama almak için. Oğlunun tahtını sağlama almak için. Çünkü babası Çelebi Mehmet o tahta öyle kolay ulaşmamıştı. Ölüm geçitlerinden geçe geçe, geçe geçe, geçe geçe Fetret devrinde değil mi? Abisi Süleyman ile, İsa Çelebi ile, Musa Çelebi ile ölümle kapışmalarla on bir yıl süren kanlı bir kapışma sonucunda Çelebi Mehmet o tahtın sahibi olmuştu. Ne zaman? 1413’de. İkinci Murat’ın böyle bir babası vardı. Ama İkinci Murat tahta babası gibi geçmedi. Babası ölüm döşeğindeyken hemen tiz oğlum Murat’a haber verin derhal Bursa’ya gelsin dedi. İkinci Murat tahta böyle geldi.
İkinci Murat’ın seyranı tahta geçtikten sonra başladı. O sıkıntılar, arnavutluk seferleri, bu bahsettiğim demin ismini verdiğim haçlı saldırıları. İşte bütün bu sahiplerle de İkinci Murat, oğlu Mehmet’e onu çok seviyor ve hayattaki tek şehzade kalmış. Rahat bir tat bırakmak için, devlet yıpranmış, millet yıpranmış, o savaş bu savaş, yenilgiler, mağlubiyetler. Halkta psikolojik bir çöküş var. Üç büyük fitneden bahsediyorsunuz hocam. Oraya geleceğim tabii oraya geleceğim. Sorunuzun mesajını aldım oraya geleceğim lütfen hatırlatın bana. Dolayısıyla çocuk ona sağlam bir tat bırakması gerekiyor. Ne yaptı? Sigismund’a haber gönderdi. Sigismund, Macer Kralı.
Macerlar o zaman Katolik, Orta Avrupa Devleti ve Avrupa Birleşik Gücünün Major Gücü. Tabi Macerların şöyle bir özelliği var Avrupa içerisinde asimli olmuş Türk bunlar. Türklerle akraba. Onun için onlarla savaşmak diğerleriyle savaşmak kadar kolay değil yani. Acayip bir savaşçı millet. Ki o Osmanlı Kuruluş Devri’nde Osmanlı’nın başına bela olan bir millet aynı zamanda. Dolayısıyla Sigismund tabi onlar da çok yıplandıkları için 2. Murad’ın barış teklifini Osmanlı tarihinde mağlup durumdayken istenilen ilk soru. Mağlup durumdayken Osmanlı ilk defa barış istemek zorunda kalmış. Sigismund da bu teklifi memnuniyetle karşılıyor. Ve derhal karşılıklı adamlar gönderiliyor ve uzatmayalım. 10 yıllık bir antlaşma yapıyor sizin de adını verdiğiniz Edirne Segedin. Ne zaman? 1444 Haziran’ında. Fakat tabi bu Edirne Segedin antlaşmasından önce Konya’ya gidiyor. Karamanoğlu ile de bir antlaşma yapıyor. En büyük dertlerden bir tane siz de Karamanoğlu biliyorsunuz.
Karamanoğlu ile de saldırmazlık antlaşması onlardan söz alıyor böyle bir antlaşma yapıyor. Ne zaman? Fatih’i tahta oturtmadan önce Karaman’ı bağlamış, Haçlı cephesini bağlamış artık dönünür rahat bir şekilde oğlunu tahta geçirebileceği kararını veriyor.
Fatih Sultan Mehmet tahta oturuyor. Ne zaman oturuyor? Hemen Segedin barışından sonra. Fakat tabi bir tahta Osmanlı tarihinde görülmemiş bir şekilde tahta çocuk bir padişah oturunca hakikaten o güne kadar görülmemiş. Hep kerli felle adamlar. Osman Gazi, Orhan Gazi, V.B. Yılların Bayezid.
Bunlar olgun adamlar. İlk defa 17 yaşında ikinci Murat biliyorsunuz tahta geçti fakat onun da geçerli bir mecbret durumu vardı, geçerli bir sebebi vardı. Çünkü babası vefat etmişti. Ve en büyük şehzade de oydu. Mustafa daha küçüktü kardeşim Mustafa. Dolayısıyla ama baba hayattayken, üstelik daha 40’lı yaşları falan o civarda iken 11 yaşında 12 yaşında bir çocuğun tahta geçirilmesi. Ama Osmanlı milleti nezdinde hem had nezdinde hem de devlet adamları nezdinde pek hoş karşılanmadı. Ve bunu fırsat bilen papalık hemen harekete geçti biliyorsunuz. Hemen gittiler Macer Kralına dediler ki sizin Murat ile yapmış olduğunuz, Osmanlı ile yapmış olduğunuz anlaşma geçerliliğini itirmiştir.
Çünkü taht değişikli olmuştur. Dolayısıyla bu barışın bir bağlayıcılığı yok sizin açınızdan ve yemininizi bozunuz. Çünkü bu adtaşma iki tarafında yemin ile oldu.
Ve papas yani papanın temsilcisi neydi Kardinal Kesarini bütün Avrupa devletlerini yani Polonya’yı yani o zamanki adıyla Lehleri, Almanları, Fransızları, Macerları, Sırtları, Ulağları, Efendime söyleyeyim.
İşte o… Evet evet, Lehtoniyeli falan filan bir sürü orada Orta Avrupa ırkı ne kadar orada şey varsa hepsiyle gidip tek tek görüşüp yeminlerini bozdu. Fakat burada bir istisna var, enteresandır. Sırtlar yeminlerine sadık kaldılar. Sırtlar yeminlerine sadık kaldılar.
Bunun da şeyinde rolü olabilir. 2. Murat onların eniştesiydi biliyorsunuz. Değil mi? Evet. Mağara Sultanlığı evliyinde. Branko için kızı. Sırt bespotu Branko için kızı. Bu da tesirli olabilir, etkili olabilir. Yemin bozulunca hatta papanın fetvasıyla gitmişti bu Kardinal. Enteresan onu izleyicilerimize aktıralım. Kafirlere verilen sözü bozmanın vebali yoktur. Türkler kafirdir. Dolayısıyla Türklere verilen sözü bozabilirsiniz. Bunun dinen, itikadeden bir sakıncası yoktur dediler. Tahtta bir çocuğun bulunmasını fırsata çevirmek istediler. Çünkü hesapları vardı. En büyük hesapları neydi? Bu hazır 4 tane büyük onlarca zaferden sonra galibiyetten sonra hazır. Türkler sıkışmışken bunları Rumeli’den Balkanlar’dan Avrupa coğrafyasından temizleyelim. Hatta Anadolu’ya sürerken Bizans’ta da anlaşalım. Bizans Boğaz geçişinde Türkleri makası alalım imha edelim. Niyet buydu.
Dolayısıyla 1444’ün Ağustos ayında bu cephe yani Haçlı cephesi harekete geçti. Büyük bir ordu topladılar ve Haçlı cephesi süratle Tuna’nın kuzeyinden güneyine geçerek Varna’ya doğru yürüdü.
Tabi bu esnada Edirne’de çok enteresan hareketli günler yaşanıyor. Çandarlı Halil Paşa’nın başını çektiği ekip ısrarla Sultan burada haber göndererek çok ciddi bir tehdit ve tehlikeyle karşı karşıyayız.
Ve Edirne’ye gelip tahtı geçmeniz lazım. Sürekli haberciler. Fakat tabi ikinci büyük problem burada Fatih Sultan Mehmet’i ikna etmek oluyor. Fatih çok iddialı bir genç daha henüz akıl mali olmamış. Etrafında Şahab-ı Bettin Şahin Paşa gibi, Zanos Paşa gibi, Nişancı İbrahim gibi böyle çok ciddi adamlar var. Nüfuzu prestije yüksek kişiler var şahsiyetler var onlar.
Fatih Sultan Mehmet ile bu işin halledilebileceğine inanıyor fakat Vezir Azam Çandarlı Halil Paşa Fatih Sultan Mehmet ile bu işin halledilemeyeceğine inanıyor. Ve nihayet Fatih Sultan Mehmet’i bir şekilde ikna etti devlet. Temsilci dedi ki Fatih’e, Gül Şehzadem, devletin kararını size bildirelim ki bu azim bir beladır.
Çok büyük bir tehdittir, çok büyük bir tehlikelidir. Taht sizindir ama babanızın edinmeye gelmesi lazım. Babanız ordunun başına geçmesi lazım. Bu delayı def ettikten sonra taht sizindir. Babanız sizin komutanız olarak gelsin. Fatih’i ikna ettiler ve biliyorsunuz önce birkaç tane adamı gönderdikleri halde.
İkinci Murad razı olmadı. Beyleriniz vardır. Varın siz uğraşın diyor. Nihayet Kasabzade, Fatih’in hocalarından. Onu okuyalım mı hocam? Hemen şey getireyim siz okuyun çünkü çok müthiş bir cevap. Kasabzade’yi gönderdiler İkinci Murad’a ve Kasabzade ona kendi lisanıyla. Bu yanlış bilinir. Hani eğer bu diyarın sultanıysan işte gel devletinin başına geç sözü Fatih Sultan Mehmed’e atfedilir. O değildir. Bu söz Fatih Sultan Mehmed adına elçi olarak giden Kasabzade’nin kendi ağzından çıkmış bir sözdür. Ama orijinali Kemal Paşazade’nin naklettiği şekliyle çok hoştur. Lütfen okuyun.
Tevarihali Osman’ın 4. defterinde yer alıyor. Affedersiniz 6. defterinde yer alıyor. Eğer bu diyarın şehriyar isen gel vilayetini himayet et. Ve eğer ra’iyyet olmaya rağbet ettin ise anın hükmünü riayet eyle. Sultanı zamanın davetine icabet edip emri vacibül kablüne itaat eyle. Müthiş. Yani müthiş bir cevap hakikaten. Şimdi şöyle sadeleştirelim. Eğer bu devletin padişahı isen tahtın tehlikede ülken tehlikede milletin tehlikede gel devletinin başına geç. Ordunun başına geç. Yok eğer ben padişah değilim diyorsan bu da padişahın sana emridir. Padişah itaat vaciptir.
Padişahın davetine icabet eyle. Ve nitekim öyle oldu. 2. Murat hemen adamlarıyla birlikte süratle hareket etti. Boğazı geçerken tabi Bizas’ın kontroldu olduğu için Rumeli yıkasına geçerken ciddi sıkıntılar yaşadı ama Cenevizlilerle anlaştığı için onu da bir şekilde halletti.
Edirne’ye geldi ve süratle orduyu toplayarak Balkan geçitlerini aşıp Varna önlerine geldiler. Bu arada Fatih Sultan Mehmet o çocuk haliyle o kadar korkunç müthiş bir özgüyönü var ki itimada nefse sahip. Çünkü o öyle yetiştirildi hocaları tarafından.
Çan’darlı Halile şunu teklif etti dedi ki babam gelsin tahtta otursun Edirne’yi Bizas’a karşı korusun varıp ben cenk edem diyor. Yani varıp ben vuruşayım diyor düşmanla. Var ne ben gidiyim diyor. O da ona dedi ki Gül Şehzadem sizin daha çok vaktiniz olacak.
Siz tahtınızda safhanize bakınız babanız sizin komutanınızdır kumandanınızdır bu belayı def ettikten sonra zaten siz padişahlınıza devam edeceksiniz dedi. Ve nitekim Sultan Murat Çan’darlı Halil Paşa ile Fatih Sultan Mehmet Edirne’de bırakarak orduyu aldı ve Varna’ya yürüdü. Hatta 2. Mehmet babasını görünce tahtı işaret ediyor. Babası da sen otur diyor ben burada komutan olarak bulunuyorum. Çok doğru hemen onu onun elini öptü tahttan kalktı onu tahtta buyur etti hayır sen emrettin ben geldim dedi. Padişah sensin sen emrettin ben geldim ben senin komutanım dedi. Ve nitekim Varna zaferinden sonra biliyorsunuz her zaferden sonra İslam alemine ve Batı dünyasına ne dediğimiz yani zafer nameler. Fetih nameler Sultan Mehmeti Sani olarak gitti yani Fatih Sultan Mehmet’in imzasıyla onun tuğrasıyla onun adıyla gelen tebrik nameler de yine Fatih Sultan Mehmet adına geldi.
Bu arada tabi 2. Murat’ın yaklaşımı çok enteresan yani oğlunu tahtta oturtmuş ona müthiş bir özgüven teksif etmiş atf etmiş itimadını nefsini okşayan büyük bir vazifeyi ona tebliğ etmiş. Bu tahtın hakkını verebileceğine dair ona güven aşılamış.
O kadar nazik davranıyor ki bu gelişte acaba otoritesi sarsılabilir mi gururu kırılabilir mi rencide olabilir mi ileride benim bu hareketim onun tahtına müdahale etmiş olmaklığım onun iradesini ketmedebilir mi sıkıntı oluşturabilir mi.
O kadar ince düşünceler var ki kitapta zaten bunların detaylarını değerlendirmeye çalıştım. Dolayısıyla Fatih’e diyor sen emrettin ben geldim diyor oğluna. Ve ondan sonra biliyorsunuz Varna’da muhteşem bir zafer Allah nasip etti İslam ordusuna.
Ve Varna hakikaten öyle bir zafer ki o demin bahsettiğin 4 tane mağlubiyetin bütün ceremesini bütün faturasını ödeyen hakikaten mesela Osmanlı tarihinin en kritik harplerinden bir tanesi Varna Meydan Muharebesi.
O haçlı sefer edebileceğimiz bir çarpışma idi o ve orada Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle büyük bir zafer elde edildi.
İlk Yorumu Siz Yapın