Çığ Gibi Büyüyen Bir İyilik Hareketi | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Hatice Dilruba Duman | 4K
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8VUeYeBOkD4.
Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Hatun, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Huzuru hazirun cemiyeti irfan, layındır kafirdir dinsizdir şeytan. Şeytanın layınlığına, kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah.
Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, ol deyince olduranın 99 adıyla. Hoş geldiniz kıymetli dostlar. Cumanız mübarek olsun. Bugün yine böyle yeni bir hikayeye tanıklık etmek, şahitlik etmek üzere huzurlarınızdayız. Rabbim inşallah bu hikayeleri sadece şahit olarak yazmaz bizi. Aynı zamanda bu hikayelerden birer ders devşirip hayatına tatbik edenlerden oluruz.
Hem sizler hem bizler. Bugün Hatice Dilruba Hanım’ı misafir ediyoruz. Peki kim Hatice Dilruba Hanım? İlgiller biliyordur. Daha önce farklı YouTube kanallarında bizim dost kardeş kanallarımızda kendi hayat hikayesini paylaşmıştı sizlerle. Biz de oradan gördük ve hakikaten çok güzel ve harekete geçireceği bir hayat hikayesi var. Bizler kendisine Hatice Dilruba Hanım diyoruz ama mazlumlar ona Abla Hatice diyorlar.
İşte Hatice Dilruba’dan Abla Hatice’ye uzanan o öyküyü bizzat kendisinden dinleyeceğiz. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Nasılsınız? Teşekkür ederiz siz. Bizler deyiz şükürler olsun. Sizler de biliyorsunuz efendim. Biz geçtiğimiz yıllarda muhacir kardeşlerimizle hem hal olmaya başladık hem dem olmaya başladık. Biliyorduk daha önceden ordalar bir sınır var bizim din kardeşlerimiz.
Kenden ait bir ülkeleri yemek kültürleri, hayat algıları, hayata bakış şekilleri vardı ve arada bir sınır içerisinde gayet güzel yaşıyorduk. Çünkü birbirimize temas etmiyorduk. Sonra Cenab-ı Allah bir imtihanla sınadı onları ve onlar bir anda muhacir olurken bizler de ensar olduk. Ya da onlar muhacir olmayı öğrenmeye başlamalarıyla bizim ensarlığı öğrenmeye başlama hikayemiz bizi birbirimize yaklaştırdı ve hikayelerimiz bir noktada birbiriyle kesişti. O andan itibaren birçoğumuz farklı trajik olaylara şahit olduk. Onların memleketlerinden nasıl sürüldüğünü, bunun aslında bir savaş olmadığını, bir soykırım olarak bile adlandırılabileceğini, bir valiz bile almadan nasıl kendilerini buraya bu topraklara attıklarının hikayesini hepimiz 3 aşağı 5 yukarı biliyoruz ve tanıklık ettik. Belki şu an sizin aranızdan evinden bir battaniye, bir ayakkabı, ne bileyim bir pantolon ya da bir çocuk için bir mont çıkmamış ev yoktur. İşte bütün bu hikayeleri tanıklık ederken hep şunu soruyoruz değil mi kendimize? Ya en azından ben sordum acaba ben burada ne yapabilirim? Bekir Develi olarak benim burada Müslüman kardeşlerime, din kardeşlerime katkım ne olabilir sorusu herkes de farklı bir yanıt cevap buldu kendine. Kimi kendi elinde bulunduğu imkanlarla onları seferber etti para gönderdi. Kimi bizzat bir yardım teşkilatı vesilesiyle kanalı ile gitti dokundu o insanlara. Kimi ne bileyim ayakkabıcıydı artık satmayan ya da beden her zaman sorulmayan ya da gayet de beğenilen her neyse o elindeki ayakkabılardan infak etti gönderdi. Herkes bir şekilde yardımcı olmaya çalıştı. Hatice Hanım’ın hikayesi, harekete geçme hikayesi birazcık daha farklı. Hem öncesine hem sonra muhacirlerle olan temas hikayesini bugün kendisinden dinleyeceğiz inşallah. Aslında sizin bu yardım ya da bu gönüllülük hikayeniz aslında direkt muhacirlerle başlamıyor.
Siz bir vakit eve yaşlı bir insan oluyorsunuz. Haydi bu Zey bunu bir ucundan anlatın. Nasıl başladı Hatice Dülruba’nın abla Hatice’ye giden hikayesi? Bu çok küçük yaşa dayanan bir hikaye. Ben hep şey derim ben Atam İbrahimce uyandım derim. Dokuz yaşındaydım babamın sürgüne gönderildiği bir köydeyiz. Biz gitmeden yıllar önce deprem olmuş. Depremden dolayı devlet onlara kendi köyünüzü kendiniz inşa edin diye yurt dışına ve İzmir’e iş imkanı bulup göndermişler. Bu insanlar da büyük binalar yapmışlar köylerine. Lakin üçe üç ya da ikiye iki küçük tahta toprak kulübelerde yaşlılarını ölüme mahkum ediyorlardı. Nasıl? Yeni yaptıkları eve yaşlıyı almıyorlardı. Orayı böyle dayayıp döşüyorlardı. İnsan bir şey kaybedince tekrar kaybetme korkusuyla daha iyisini yapmak ister ya depremde yıkılan evlerinin yerine çok lüks güzel evler yapmışlardı ki o yıllarda 80’li yıllardan bahsediyorum. Ama işlevini bitirmiş artık üretmeyen insanları da o yaptıkları iki üç katlı evin yanında küçük kulübeye artık sen zaten bundan sonra bir işe yaramazsın. Senin bir vaktin var nefesini tamamlayana kadar burada ol ölmeyecek kadar yemek verelim. Öldüğünde de buradan kaldıralım diye bir zihniyet vardı o köyde. Halbuki benim büyüdüğüm doğduğum köy öyle değildi. Ben domaniçliyim. Bizim köyümüzde köşede bir yaşlı varsa o eve bereket yağar diye bilinir.
Sonra çocukluğumuzda dinlediğimiz yilik hikayelerinde köşede oturan hep bir yaşlı vardı. Ona merhamet edilince o evde bereket olur ve zengin olurdu. Şimdi iki bir yaşanan şey var. Bir de benim edindiğim bilgiler var. İkisi arasında kaldım. Sonra dokuz yaşındaydım. Peki ben ne yapabilirim? Ben bunlara su taşıyabilirim. Ziyaret edebilirim. Annemin yaptığı yemeklerden götürebilirim. Sonra başladım bir tanesinden ikinci yaşlıyı buldum.
Üçüncü yaşlıyı buldum. Beşinci yaşlıyı buldum. Köyde öyle dokuz on tane yaşlım oldu. Sonra arkadaşlarım merak ettiler. Zaten ben öğretmen kızıyım. Yani orada şeye baktığınızda köydeki tek devlet memuru ve yabancı olan kişiyiz. Örnek alınıyorsunuz. Ve bir grup oluşturdum. Üçüncü sınıftayım. Herkes evinden ne getirebilirse. Köydeki yaşlıları ziyaret ediyoruz. Bir gün kandil günü. Tabii ben çok dindar bir ailede yetiştim. Şimdi dini ritüelleri biliyorum.
Biliyorum ki kandil günü yaptığınız her şey kat kat size geri verilir. Bu inançla arkadaşlarımı organize ettim. Dedim ki arkadaşlar bugün kandil. Her gün yaptığımız işlerden daha çok işler yapacağız. Daha çok ibadet yapacağız. Ne yapacağız? Yaşlıların hepsini bir günde ziyaret edeceğiz ve kıyı köşe gireceğiz. Temizliğe kalkıştık. Başladık Enes dededen. Mehmet amcaya gittik. Ali dedeye gittik. Kaç kişisiniz? Dört beş kişiyiz. Sonra Hımbıl nene diye bir neneye geldik.
Hımbıl nene muhtemelen hareket etmeyi sevmeyen bir teyzeymiş ki onu böyle bir isim takmışlar. Üçe üç bir oda düşünün. Küçük eğilerek girdiğiniz bir kapı. Kapıdan girdiğinizde sağda artık yıllardır yıkanmamaktan kömürleşmiş bir döşe ki yer döşeyi. Bir metre emekleyerek gittiğinde ocak başı karıştırıyor. Külde suyunu sıtıyor. Şerbetini yapıyor içiyor. Bir metre daha ileri gittiğinde de alçak camdan bir kovaya ya da kaba yaptığı tuvaleti döküyor.
Biraz daha döndüğünde de köşede birilerinin getirdiği odunlardan yine emekleyerek ocak başına gidiyor. Böyle bir yaşam dönmüş. Kimi kimsesi yok mu? Mutlaka vardır. Kimsesiz kimse yoktur. Ama kimsesiz olabilirsiniz. Şimdi diyeceksiniz ki böyle bir şey olur mu? Biz yine bugün de yaşıyoruz bunu. Daha dün komşuları tarafından bakılamayan ve artık kapısını kimsenin açmadığı bir teyze haberini alıp akşam saate alıp Dilruba’ya getirdik. Yani ben 80’li yıllarda bir köyde şahit olduğuma bugün Bursa’da 2000’li yıllarda da şahit oluyorum. Aynı şeylere yaşıyorum.
Tabii biz tam orada teyzenin evini temizlemeye başladığımızda annem beni aramış kandil programı münasebetiyle bir kuram kursuna programa katılacağız. Benim nerede olacağımı tahmin ederek oraya gelmiş. Çok kızdı bana. Ya ben seni sabah yıkadım pakladım akşam programa gideceğiz diye bitlenip geliyorsun. Hırpalayarak götürdü programa gittik. Annem de haklı. Evde su yok ya da işte 3 kuruş memur maaşıyla belki sabun almak bile sorun olduğu yıllardayız. Kuram kursuna gittik. Abi oturmuş herkes. Yerdeki sofrayı size anlatamam ve yerde benim hayal edemeyeceğim halılar. İşte yukarıdan uzanan Şam’dan avizeler. Sonra ben tabii sessizce oturdum dinliyorum. Dokuz yaşındasınız. Dokuz yaşındayım. Bir hoca hanım kardeşi çıktı anlatmaya başladı. İşte din şudur böyle namaz kılınır böyle oruç tutulur. Komşusu açken tok yatan bizden değildir dedi. Hayatımı ilk defa duydum. Kim demiş bunu dedim ya? Bu nasıl güzel bir şey? Bunun üzerine söyleyebilecek bir şey var mı? Yok. Bir kitaplık söz. Dedim ki ben orada sessiz bir şekilde siz hepiniz ondan değilsiniz dedim. Çünkü köyün yarısı aç ya da beşte biri aç. Yaşlılar aç. Annem tabii beni bir dürttü. Sen konuşma karışma demiyor muyum dedi. O gün çok sorguladım dedim ki ben neresindeyim? Peki ben de böyle mi dindar olacağım? Yoksa büyüdüğümde kendi kararlarımı verdiğimde bizden değilsiniz diyen adamın dininden mi olacağım?
Yok dedim ya. Ben o komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen yiğidin dininden olmak istiyorum. Ne zaman olunur bu? Özgürleşince din vardır. Ne zaman özgürleşirsiniz? Kendi kararlarınızı vermeye başladığınızda. Bizim gibi ülkelerde kendi kararlarınızı özgürce ne zaman verirsiniz? Evlendiğinizde verirsiniz. Yani birinin bir ailenin himayesinden çıkarsınız. Hazreti Peygamber de hayatına baktığınızda babasının ve dedesinin
yani amcasının ve dedesinin himayesinden çıkıp Hazreti Hatice’nin desteğini almaya başladın. Dini anlatmaya başladı. Ona bildirimler gelmeye başladı. Hiroya gitmeye başladı. Benim hayatımda da böyle oldu. Yaşamak istediğim dini anlattım. Bir evlilik yaptım ve karşı komşunun kayınvalidesiyle başladım işe. Daha sonra arka sokaktaki işe giden birinin çocuğuna bakmaya başladım. Yandaki komşu merdiven silmeye giderken çocuğunu bana bırakmaya başladı.
Mahallede falan canın gelini iyilik sever. Bir derdiniz olursa kapısını açabilirsiniz denmeye başladı ve bu şey gibidir küçücük bir harekettir. Ama bir süre sonra duyulmaya başlar ve büyür. Ben de bu arada kendimi geliştirmeye başladım. Ta ki evlerini ziyarete gittiğimde o çocukluğumdaki amca ve teyzeler gibi insanları görene dek böyle devam ettim.
Bu yıllarca sürdü. Sonra dedim ki bir gün yok dedim ya biz doğru yapmıyoruz. Tamam gidiyoruz bu insanları ziyaret ediyoruz. Erzak bırakıyoruz et bırakıyoruz. Bütün vakıf ve derneklerde bunu kolayca yapabiliyorlar. Ama bunların öz bakıma ihtiyacı var. Bu böyle olmamalı. Sene 2004 ne yapabilirim peki? Ben bu insanları ziyaret edeceğim. Ziyaret etmeye başladım Bursa’da. Yaşlı ve evinde yatalık olanları buluyorum. Ziyarete gidiyorum. Evini temizliyorum. Aynen çocukluğumda yaptığım şeyi büyüdüğümde yapmaya başladım. Bir tane çorba pişiriyorum götürüyorum yemek götürüyorum.
Ama sistemli olmalı bu. İnsan bakıma muhtaç bir varlık. Bir gün gidiyorsunuz iki gün sonra gittiğinizde altı yani çürümüş oluyor. Ya da her yer ıslanmış oluyor ya da sizi bekliyor oluyor kapıya bakıyor oluyor. Sonra dedim ki bir dostuma tabi hikayenin asıl kahramanları benim dostlarım. Bursa’da kuyunculuk yapan bir Yavuz abim var. Allah ondan razı olsun. O benim ne yapacağımı henüz anlamadan ama samimiyetime güvenerek yatırım yapanlardan.
Dilruba’yı asıl kuran adam oydu. Dilruba nedir bu arada onu da anlatalım. Anlatacağım Dilruba hikayesinde geliyor. Bir gün Yavuz abinin ofisine gittim. Size anlattığım gibi birazcık anlattım. Dedim ki abi insanların evlerine erzak götürüyoruz ekmek götürüyoruz yemek götürüyoruz et götürüyoruz ama bu insanlar yataklarından kalkıp bunları pişiremiyorlar. Ne yapalım Hatice dedi. Abi dedim ben şey yapabilirim yemek pişirip götürebilirim bunların evine ama benim desteğe ihtiyacım var.
Ne istiyorsun? Düzende erzak gelse bana ben hiç ara vermeden yemek götürebilirim. Peki nasıl götüreceksin? Ne bileyim bir araba ayarlarım. Yok dedi ben o zaman sana şoför ve araba da vereyim. Sen yemek pişir ve yol aç. Zaten böyle bir karar verdik ve bütün muhtarlıkları gezdik. Muhtarlardan evinde yemek pişiremeyecek durumda olan yaşlıların listesini aldık. Sonra bir güzergah çizdik. Servis güzergahı. Bir de benim bir dostum vardı. Onlar kreş ve okul işleri yapıyorlardı. Çok da samimiyiz. Hani gelsem desem ki abi ben senin mutfağını kullanacağım ooo hemen Hatice Hanım der. Çünkü o kadar samimiyiz ve birbirimizle destekleşme içerisindeyiz. Bir gün gittim selamün aleyküm selam. Abi sizin mutfağı Ramazan’da iftar ve sahur yemekleri dağıtmak için kullanabilir miyim dedim. Baktım. Hatice Hanım dedi. Ne kadar uçlarda geziyorsunuz dedi. Neden hocam dedi. Ramazan mübarek gün çocukların küçük.
İşte eşin razı gelir mi gelmez mi? Ne gerek var dedi. Sen de herkes gibi erzak götür. Ya da ne bileyim işte ziyarete gidiyorsun zaten. İyilik yapıyorsun. Neden böyle bir şeye kalkışıyorsun dedi ya. Peki hocam dedim. Ve bir daha hiç görüşmedi bu adam. Eğer biri size inandığınız değerleriniz için sana ne diyorsa o insandan uzak durun. İstişare heyetinizi almayın. Ben bunu yaptım ve hep bu konuda da başarılı oldum. Sonra eve geldim. Çok zengin bir akrabamız vardı.
Babadan akrabamız. Telefon ettim onlara. Ben doman içtiğim. Şivemiz de böyle. Selamün aleyküm selam. Yenge ne yapıyorsunuz dedim. Sizler ne yapıyorsun dedi. Ben de iyiyim dedim. Yenge dedim sizin alkattaki dükkanı ben aşı evi yapsam dedim. Olur mu? Amcama sorsan ya dedim. Aha amcan çok kıza dedi. Neden dedim. Arabalarını koyuyorlar oraya. Araba yemek kokağı dedi. Ya yıkarım ben arabayı dedim. Duvarları da badana yaparız. Ne olacak koku değil mi bu gider dedim.
Sen dedi bizim sülaleden kime benzedin bilmem dedi. Hiç senin gibi yok dedi. Sana ne el alemin yaşlısından. Sana ne el alemin çoluğundan çocuğundan dedi. Bir daha bu akrabalarımla da görüşmedim. Sizi dininizi yaşamaktan alıkoyuyorlarsa uzaklaş abi. Uzaklaştım. Sonra eve geldim. Dedim ki bizim neyimiz var elimizde malzeme olarak. 60 metrekare bir daire. Peki bunun salonunu biz bir ay aktif kullanmasak ne olur. Hiçbir şey olmaz ölmeyiz.
Salonda koltukları alt kata indirdik. Doğal gaz dışarıdık. 2 tane ocak taktırdık. Tencere tava aldık. Gittik Yavuz Bey’le de bakliyat malzemesi aldık. Koyduk. Bir tane eskiden tanıdığım bir kızım vardı. Aşçı. Derya. Kulaklar içindesin. Derya ile de anlaştık. Derya sabah geliyor bana yardım ediyor. Beraber yemekleri yapıyoruz. Sağ olsun Yavuz abi de şoförünü arabasını gönderiyor. Yemekleri koyuyoruz. Ankara asfaltından başlıyoruz. Ta Kuştepe’ye kadar. Öyle 80 tane falan yaşlıyı ziyaret ediyoruz. Ben bir süre sonra şunu anladım abi. Orada aslında yemek götürmüyorduk biz. Biz şunu yapıyorduk. O kapı çalmak var ya ne kadar önemliymiş. Öyle dua vardı Anadolu’da. Allah yataklarda yatırıp kapılara baktırmasın diye. Ben onu o zaman anladım. Sonra bana bu insanlar güvenip anahtarlarının yedeklerini verdiler. Kızım kapıda bekleme. Sen gelince aç çünkü hepsi ya yatalak ya topal. Ya emekliyorlar. Açamıyorlar kapıyı bir süre. Bana anahtarlarını verdiler. Torpido’ya Ali abi böyle bir alet yaptırmıştı. Asıyorduk. Biz gidiyorduk. Selamün aleyküm aleyküm selam. Ayşe teyze ben geldim. Dolu sefertasını bırakıyorum. Boşa alıyorum. Var mı bir ihtiyacın? Yok be kızancığım. Sesini duyduk ya. Yani orada ne getirdin? Bugün menüde ne var demiyordu. Sesini duyduk ya. Mesela 10 dakika geç kalıyorduk bazen başka bir yerde oyalanıyorduk. Gelmeyeceksin sandım benle. Ve tabi biz böyle 1-2 hafta devam etti. Şimdi bu ayrıntıya niye giriyorum? İnsanlar zannediyorlar ki Hatice abla böyle yemek yaptı dağıttı. Bir anda da bakım eve oldu. Bir köy kurdu.
Şimdi telefon ediyorlar bana. Hatice abla biz de yapmak istiyoruz. Yapın kardeşim ama senin gibi köyümüz olsun. Olur kardeşim daha güzel olur. Ama bakım evimiz de olsun. Daha iyisi olur ama hemen olsun. Vallahi bana hemen vermedi. Ben o kadar çok zorluklar çektim ki her defa aslında yeni bir pazarlık mı oturdum masaya. Hadi dedim ben tıkandım. Yeni bir yol aç bana. Ne yapıyorsun? Neden böyle oldu? Bir yerde hata mı yaptım? Şimdi abi 2 hafta biz Derya ile yemekleri yaptık. Her şey çok yolunda ama. Derya çok pratik bir kız. Ali abi saatinde geliyor. Biz yemekleri dağıtıyoruz. İftardan 1 saat önce evimizdeyiz. Bulaşıklarımı yıkıyorum. Akşam iftarı mı hazırlıyorum. Evimi toparlıyorum. Herkes çok mesut mutlu. Bu arada da artmaya başladı sayı. Tabi mahalleye bir kişiye giderken öteki de duyuyor. Aa arka sokakta şu da var. Ona da gidip bakıyoruz. Bu arada hem analiz ediyoruz hem de bir taraftan hemen icraata geçiyoruz.
Tam burada bir şey sormak istiyorum. Bu evinizdeki salonu boşaltıp koltukları taşıyıp oraya doğal gaz döşetmek yerine hali hazırda fakirlere muhtaçlara yardım götüren bir teşkilattan yemek desteği alma yolunu tercih etmediniz mi yoksa ettiğinizde sonuç mu alamadınız? Ben daha öncesinde çok dernek ve vakıflarla iş birliği ile çalıştım. Ama hızımı kesiyorlardı. Procedüre takılıyorlardı. Olur mu olmaz mı bir deneyelim. Önümüzdeki yıl bir daha bakarız. Burada da ben şey hesabını yapıyorum. Şimdi varım ama yarın yokum. Yaptım yaptım. Geri dönüşü yok. Neden bunu öğrendim? 9 yaşında öğrendim ben bunu. İşte o gün Kur’an kursunda Hımbıl ninenin evini yarım bırakıp gittiğimde o gece Hımbıl nene rahmetli olmuştu. Ve ben bir daha o kadını hiç görmedim. O gün işini bitirip gitseydim bugün o yarımlığı yaşamayacaktım. Ve ben bir daha hiçbir işimi yarım bırakmamaya çalıştım. O an hemen yaparım.
İşimi bitiririm sonra başka bir işe başlarım. Sonra bir gün Derya geldi. Dedi ki Hatice Abla ben askeriyeye iş başvurusunda bulunmuştum. Beni işe çağırıyorlar. Şimdi bir düşündüm. Derya’nın babasının doğru dürüst bir işi yok. Annesi bir yerde bulaşıkçı. Ve biliyorum ki askeriye’den alacağı maaş çok ihtiyaçları var. Ben ona ne verebilirim? Şimdi o kızın haklarını korumak zorundayım. Evet ben çok rahatım Derya’nın varlığıyla ama Derya’nın hakları da var. Deryacığım benim yedekte bir aşçım var.
Sen hemen evraklarını doldur iş başvurunu yap. Görüyor musun? İki haftada bunca insanın duasını almakla Allah önünü nasıl açtı? Allah’ın izniyle sen çok güzel yerlere varacaksın. Çünkü sen çok dua aldın. Bir sürü insan seni tanımadığı halde işte bunu getirene götürene pişirene dua ediyorlar. 24 saat dua alıyorsunuz. Parayla birine bana dua et deseniz adam ya eder ya etmez. Ama burada garanti. Sonra Derya’yı gönderdim.
Annemlerin mahallesinde Sabit amca diye emekli bir aşçı var. Annemi aradım. Annemler de bu arada benim evde yemek yaptığımı bilmiyorlar. Bilseler çocuklarını ihmal ediyorsun. Çok yoruluyorsun diye. Beni düşündükleri için yapma. Zaten iyi bir şey yapıyorsun. Annenizin ötesinde ev halkı ne düşünüyor bununla alakalı? Ev halkı çocuklarım çok küçüktü benim ilk yemek yaptığımda. Onlar her evde yemek yapıldığını zannederek büyüdüler. Her evde bir dede vardır. Her evde bir bedüş vardır.
Benim küçük oğlum bir gün ikinci sınıftaydı. Geldi dedi ki anne dedi biliyor musun dede? Mertlerin evinde bedüş yokmuş. Bedüş ne? Bedüş bir tane mevzut bizim evimizde yaşıyor. E işte dede de yokmuş. Annesi sefertasıyla yemek de taşımıyormuş. Yani o kadar normal ki çocuklar onun içindir birgüler. Çocuk bunu norm olarak kodlaması zihninde. Evet. Ben de dedim ki onlar fakir anneciğim biz zenginiz. Sonra ertesi gün gitmiş arkadaşına demiş ki siz fakirsiniz. Tabii siz de olmaz biz zenginiz. Sonra anneme dedim ki bir arkadaş yemek yapıp dağıtıyor. Aşçıya ihtiyacı var. Sabit amcaya sorsanız pişirir mi? Emekli aşçı evde yatıyor. Sormuş annem olur demiş. Ertesi gün gittik arabayla aldık Sabit amcayı getirdik. Tabi benim kapıdan girdi. Düşünsenize bir evden bozma yemekhaneye benzemeyen bir yer. Adam ziraat bankasından emekli aşçı. Öyle bir yemekhaneden burası şöyle baktı. Burası senin evinde mi dedi? Boş ver Sabit amca dedi.
Bugün ne yapacağız? Ona bakalım. Yaşlı ya yaşlılara bazı şeyleri anlatmak çok zor. Derya ile ben bu sorunu yaşamamıştım. Derya bana hiç soru sormamıştı. Ama 60 yaşında birisini bunun neden yaptığını sorguluyor. Biraz sorgulayınca Sabit amcaya oturttum. Dedim ki Sabit amca ben senin helvaya ne kadar şeker koyacağına pirincene kadar su koyacağına karışmayayım. Sen de beni bu işe neden yaptığımı karıştırma olur mu dedi. Bir anlaşma yaptık. Peki dedi. Ama her gün bahane buluyor. Böyle kevgir olur mu? Nasıl istiyorsun Sabit amca? Şöyle gidiyorum alıyorum. Böyle bıçak olur mu? Nasıl mı bıçak istiyorsun Sabit amca? Şöyle alıyorum. Sabit amca bana bildiğin mutfak düzlürdü. Allah ondan razı olsun. 5 gün çalıştık. Ama 5. gün oturttu böyle karşısına beni. Bak kızım dedi. Bu iş ananın babanın hayrına yapılmaz dedi. Bu işten ne kazanıyorsun dedi. Sen ne kazanıyorsun bu işten? Sabit amca dünya terazileri tartamaz benim kazancıma. Ne diysem yalan olur. Bilmiyorum ki ne gelecek. Peki bana ne diyeceksin dedi. Ne istiyorsun Sabit amca dedim.
Çok uçuk bir rakam söyledi. İnşallah Sabit amca biz bir düşünelim dedim. O gün yemekleri yaptık. Kazanları doldurduk indirdik. Ben o arada yine Yavuz abiye aradım. İşte benim yol almamın vesilesi olan güzel dostlarım. Ben hep şey derim. Han dediğim yere hamam dikiyorlar. Yavuz abi bir pakete XXlarge pantolon, gömlek, seccade, ayakkabı şu kadar para koy. Bir paketle gönder. Yarım saatte gönder de. Sabit amca ile akşam ayrılıyoruz. Sabit amca bugün iş kıyafetlerini al istersen sen. Neden dedi? Ben yeni bir aşçı buldum. Biliyorum ki seni burası çok yoruyor. Çünkü sen çok tesis yani böyle teşkilatı tam olan bir profesyonel bir alanda çalışmışsın. Dua et. Allah bize öyle bir aş evi versin ve seninle orada çalışalım. Çünkü sen çok iyi bir aşçısın. Ben seninle çalışmaya doyamadım. Şunlar hediyelerin. Hakkını helal et. Akşam gönderdim. Sabit amca sonra şöyle demiş. Ya nasıl bir insan.
O çinesine baktım. İşte çocukları küçük, evi dar, onca bulaşık yıkanıyor, kaldırılıyor, indiriliyor, yardımcısı yok. Ben zannettim ki ben biraz zorlarsam bırakır. Beni bıraktı da o işi bırakmadı demiş. Yıllar sonra rahmetli olacağı zaman ziyaretine gittim. Kanser olmuştu. Allah rahmet eylesin. Bana dedi ki genç olsaydım senin peşini bırakmazdım. Vallahi sen doğru yoldasın dedi. Senin dediğim çok hakkın var Sabit amca bende. Ben helva yapmayı, pilav yapmayı senden öğrendim. Senin hakkını nasıl öderim? Bundan sonra biz yemek dağıttıkça sana yazılacak bunun sevabı. Sen çok güzel bir adamsın diye öyle helalleşmiştik. Sonra o gece oturdum. Ya Rabbi sabite yemeği yaptıran sen, deryaya da sen. Ne olur bana da yaptırıversen. Yaptırırsın yaptırmazsın abi. Sabaha ettik. Sabah kalktım. İlk menüm etli nohut, sebzeli bulgur pilavı, Kemalpaşa tatlısı, cacık ve salata.
İddialı bir menü. Çok. Şimdi koyuyorum yemeğe diyorum ki ben daha önce 10 kişilik bile yemek yapmadım ama şu an 300 kişilik yemeğe kalkıştım. Bunu sen yaptırırsan yaptırabilirim. Şayet bana yardım etmezsen ben yapamam. Bana yardım et. Malzeme ziyan olmasın. Malzemeyi getirenlerin revebal girerim. Yola bakanlar var lezzetli olmazsa karınları aç kalır. Lütfen bana yardım et. Ben bütün sermayemi koydum. Benim koyabileceğim başka hiçbir şeyim yok.
O Rab, o dilerse her şeyi yapar. Abi öyle bir yemek yapıyorum ki kendime inanamıyorum. 1000 kişilik, 2000 kişilik. Şimdi hala Dilruba’da böyle büyük organizasyonlarda aşçı çağırılır ya da aşçılar gelir. Ama ben kollarımı sıvarım önlüğümü takarım. Hadi hadi çekilin bakayım derim. Allah’ın izniyle. Biz bir gireriz büyük ortakla beraber. Menüyü çıkarır çıkarız.
Tabii orada yapan ben değilim. Ben sadece gayret ediyorum ama yaptıranı da unutmuyorum. O gönlümde yüreğimde onu çok seviyorum. İş birliği yapmışız. O bir pazar açmış. Ben bir tezgah kurmak istiyorum. Ortak olmak istiyorum demişim. Kendimi ispatlamak için çok çaba göstermişim. Sonra işte buraya kadar geldik. Elhamdülillah. Tam ben burayı kesip şeyden devam edelim istiyordum. Sonra siz burada yürüdünüz. İnsanlar sizi tanımaya başladılar. Kapıya bakmaya başladılar. Artık Hatice Dülruba bir abla Hatice’ye dönmeye başladı. Bu şey hikayenizi de çok merak ediyorum. Apar topar Bursa’dan kalkıp muhacirlerle buluşma hikayenizi. Orada sokakta yattığınız hikayeyi. Bakanı aradığınızı, hastaneyi aldığınızı, hamam kapattığınızı. O hikayeyi de ben mutlaka dinlemek istiyorum. Sonra kıymetli dostlar. Sonra işler böyle kalmıyor. Yani bu minimalist yardım hareketi. Sonra çok başka bir şeye dönüşüyor. Hatice Hanım çıkıyor ve gidiyor. Diyor ki bana Türkiye’ye gelen muhacirleri bulun. Sonra diyorlar ki bunlar daha geleli bir ay oldu. Aradığın değil ayağının tozuyla duranlar hemen şurada diyorlar. Neredeydi? Şimdi 2011 Suriye Savaşı başladı. Biz de bu arada tabii düzelttik işleri artık. Zengin olmaya başladık. Bizi çok duyanlar oldu. Dostlarımız çoğaldı. Elhamdülillah. Bir bakım evimiz oldu bu arada. İşte aşerimiz sizleme girdi. Bu bakım evi fiiz sebebiyle hizmet veriyor değil mi? Halen de öyle değil mi? Aynen. Allah için getiriyorlar bırakıyorlar. Siz bakıyorsunuz.
70 kişilik bir bakım evimiz var şu an bizim. Biz buraya özellikle kimsesiz diğer kurumlara alınamayan, elden ayaktan düşmüş, kendine bakamayanlara alıyoruz. Diğer kurumlara alınamayandan kastettiğinizde niye alınasın ki diğer kurum? Şimdi şöyle mesela belediyelerin ve devletin huzur evleri vardır. Yer yoktur sıraya girmiştir. Yani o parasız huzur evleri de var. Devlet de yapıyor bu işi. Ama sıra var. 3 ay, 6 ay, 4 yıl, 6 yıl sıra olan yerler var benim bildiğim. Şimdi orada sıra bekliyorsunuz.
Abicim girmişin 90 yaşına altın bezleniyor. 3 gün bile beklemeye takadin yok. Orada bir sıra var. 2. Paralı huzur evleri var. Huzur evlerinde sıra mı var ya? Çok. Bir yaşınız varsa gidin ya da yaşınız yokken gidin bir başvurun. Görün zorluğunu bu işin. Ne gerek Celal ile huzur evine veriliyor insanlar? Şimdi… Yani ben o gün burada arkadaşlarla da sohbet ederken şeytan hiçbir zaman bir günahı yekpare salt gelip insana teklif etmez dedim. Şeytan sana bir kötülük teklif edeceği zaman önce onun altyapısını hazırlar. Çok güzel bahaneler bulur. Bütün mantık argümanlarını meşrulaştırır. Bunun zemini hazırlar. Sonra günahı paketler. Der ki anne babanın huzur evine ver demez. Der ki o orada daha mutlu. Orada hep onun gibi yaşıtları var falan. Bu verenler ne gerek Celal ile veriyorlar? Sıra bekleyenler kendilerini nasıl tatmin ediyorlar? Onu çok merak ediyorum yani.
Şimdi…
Bize çok evlatları tarafından tutulup da annemize bakın diye gelmez. Bize ya sosyal hizmetlerden ya böyle birisi var bize başvurdu sıra bekliyor ama bekleyecek durumu yok. Evinde ona bakacak yok der gelir bu bir. Ya da karakola gitmiştir artık çaresizlikten. Kapısı açılmıyordur günlerdir bana yardım edin diye. Gidebileceği yer karakoldur. Devletten destek ister. Bizi karakollar bilir telefon ederler Hatice abla ya şöyle bir kadın var böyle bir amca var hemen gideriz biz. Gecenin üçü beş hiç fark etmez. Benim dostlarım bu konuda çok hassaslar. Gider bakarız hemen alırız. Tabi hemen alamıyorsunuz normalde. Ben şu an kendimi burada şey yaptım bir de açığa çıkarttım. Bu suç önceden araştırma yapmalısınız bunun evrakları raporları olmalı. Ama abicim ben alıyorum. Bunu geçen gün sosyal hizmet müdürü ile konuşurken de söyledim. Sayın müdürüm ben alıyorum dedim çünkü bekleyemiyorum. Ya o altı ıslak kadının günlerdir değişmemiş. Ne zaman yemek yedin diyorum. Belediyeden bir ara yemek getirdiler diyor. Zaman kavramı yok az emir. O dediğinizin aynısını ben yaşadım biliyor musunuz? Böyle Çinko bir yerde yaşayan yaşlı bir amcayı biz bir yere yerleştirmek istedik. Ve onun için de bazı evrakları halletmemiz gerekiyordu. Abimle gittik. Oradaki yani kravatlı serin odasında oturan beyefendi. Evet çok güzel tabi biz bununla ilgilenelim dedi. Bazı yazışmalar yapacağız dedi. Siz önümüzdeki hafta falan gelin deyince abim benim kontrolden çıktı orada. Bardı çardı ya sen manyak mısın dedi. Adam dedi altına yapıyor. Yani ne demek önümüzdeki hafta yazışma var. Hemen şimdi bir şey yapmamız lazım dedi ve hani yardım etmek isteyen insanın dünyasında bir karşılığı yok bunun. Ama evrak isteyen evrak düzenlemek isteyen devlet de aslında bir yerde haklı. Sadece sistem hantal işliyor anladığım kadarıyla. Yani buna bir çözüm getirebilirsiniz. Kanunlar insanların ihtiyaçlarına göre zamanla güncellenen bir şeydir yani bu bizim elimizde. Daha önce böyle bir kanun getirmişlerdir ama siz sahadaki ihtiyacı gördüğünüzde bunu düzene sokabilirsiniz. Ne yaparsınız sağda bunun geçerliği yok işlevsel değil o zaman değiştirirsiniz. Ne yaparsınız? Tebergüncellersiniz. Peki sonra gittiniz. Sonra şimdi ben tabii biz böyle işleri düzene soktuktan sonra Suriye Savaşı başladı. Sokaklarda birik Suriyeli Bursa sokaklarına görülmeye başlandı ve dernek ve vakıflardan bana telefon geliyor. Hatice abla ya halı var mı fazla? Var ne yapacaksınız? Mahallemize bir Suriyeli geldi. İşte bardak var mı var dolaplar var mı var? Bu beni tatmin etmiyor. Çünkü biz Talal Bedrularla büyüyen bir nesliz.
Yani çıktık şeye tribünlere oynadık dedik ki ya Resulallah gelseydin biz de Medine’de olsaydık ensar olurduk. Evimizi seninle paylaşırdık malımızı canımızı sana verirdik dedik. Demedik mi? Ben çok dedim. Çok oynadım tiyatrolarda. Peki ne oldu? İşte geldi birileri geldi. Hadi bakalım ev sahipsin sensin. Beni tatmin etmedi altı su bardağı verip bir halı göndermek. Peki ne yapabilirim dedim. Ben ayağının tozu ile gelen o insanlara Talal Bedruları söylemek istiyorum dedi.
O da bir sınavda dildiruba başlamış ve hizmet veriyor. Tabi tabi biz başladık Ferit. Her şey çok iyi işliyor. Sistem kuruldu. Çalışanlar ücretsiz mi çalışıyorlar hizmetlere? Yok sigortalı. Sigortalı ve maaşlı var. Sigortalı ve maaşlı. Tamam. Orada bir sorun yok oturdu sistem. Tamam. Ekibim de çok iyi. O yıllarda yeni araba kullanmaya başladım. Bir minibüsüm var atladım. Giderken ne götüreyim bursadan ne gider? Kumaş götüreyim kumaş her şeye gerek lazım. Yere serer yatar üstünü örter ısınır. Tamam öyle düşündüm. Bir tekstilci arkadaşıma gittim.
Elinizde kullanmadığınız hatalı kumaş ne varsa benim arabaya dolduralım. Ne yapacaksa ben Suriye’ye gidiyorum. Ne Suriye’si ya? Savaş var orada. Yok yok ben bir gezip geleceğim. 5-6 top kumaş attım. Bir makas. Bismillah dedim çıktım. Suriye sınırına nereden gidilir? Şuralardan gidilir. Hayatımda ilk kez Güneydoğu’ya gittim. Önce Antep o bölgeleri gezdim. Sonra Hatay geziyorum. Tam nehrin üzerinde bir şey vardır. Devlet kampı vardır. Oradayım. Soruyorum size ne lazım neler yapıyorsunuz? Çünkü yeni başladı savaş ve insanlar yeni yeni geliyorlar.
Benim arabamda kumaş var. Kumaşa ihtiyacınız olur mu? Biz dikiş atölyesi açmak istiyoruz buraya falan diyorlar. Tamam o zaman ben Bursa’daki tekstilci arkadaşlarla konuşup size ip ve makine de ayarlayabilirim. Böyle konuşuyoruz. Bir delikanlı geldi. Ne arıyorsun sen abla dedi. Ben dedim yeni göç eden muhacirlere karşıdayıp bir şey yapmak istiyorum. Yanlış yerdesin dedi. Bu insanlar iyi kötü çadırın içindeler ve devlet sahip çıkmış. Peki nereye gideceğim? Dedi ki bugün talebiyat boşaldı. PYD’den IŞİD’e mi geçmiş? IŞİD’den PYD’ye mi? Bir gecede adamları göndermişler. Arap halkı Türkiye sınırlarına doğru kovmuşlar. Nereye gideceğim? Urfa Akçakale. Nerede burası? İşte Urfa Akçakale abla dedi. Ben yazdım kızcağızla Urfa Akçakale. Götür beni. Navigasyon aldı götürdü. Akşamüstü Urfa Akçakale’deyim abi. Ana baba günü gibi. Yüzlerce insan. Ben dedim ki kıyamet böyle bir şey olmalı. Çünkü çocuğu Telergü’den geçmiş annesi Telergü’nün arkasında. Sınır dediğiniz her şeyden ne benim olduğum yerin ortasındaki bir çizgi.
Asker ne yapacağını bilemiyor. Devlet ne yapacağını bilemiyor. O kadar çok insan var ki. Tabii bunun daha büyük göçüleri de olmuştur ama benim gördüğüm buydu. Çok acayip bir manzara geldi ve dedim ki işte Hatice. Talal Bedrularla karşılayacağın insanlar geliyorlar. Bir hafta ben o insanlarla orada orada sınırda gümrüğün kapısında yaşadım. Öyle önce seyrettim. Dernekler geliyorlar su dağıtıyorlar, ekmek dağıtıyorlar, unu dağıtıyorlar, bunu dağıtıyorlar.
Her şey pis, yanlık, çöp, sıcak. Haziran ayıydı galiba. O kadar sıcaktı ki. Ramazan’a bir hafta kalmış. Toz, toprak. Bir gün sıçradım, kalktım. Bir tane Fatma abla tanıdım orada. Türkçe biliyordu. Annesi Türk’müş. Talebiyata gelin gitmiş. Çocuğuna da Türkçe öğretmiş. Oradan göç etmişler talebiyattan. Akça Kale’ye geçmişler onlardan. Fatma abla Türkçe konuşuyor. İyide Arapçası var. Ben ne dersem her şeyi herkese söyle. Tamam, tamam. Çok sakin, hoş bir hanımefendi. De ki onlara. Kim benimle birlikte bu bölgeyi temizlerse onlara para vereceğim dedi. Herkes kalktı böyle. Bir bazıları yatıyor tabii toprakta. Kalkanlar oldu. Sonra gittim fırça aldım. 600 tane boş çuval aldım. Kürek aldım geldim. Verdim ellerine. Hadi bakalım başlıyoruz. Ben de el yanlarına. Süpüre süpüre süpüre sınırı o gümrük kapısını süpürdük. Çöpleri doldurduk, yığdık. Burada itfaiye var mı? Var. Çağırdım belediyeden bir itfaiye. Yıkadım oraları. Temizledim. Şimdi aile aile sıraya girsinler Fatma abla.
Belediyeden nasıl çağırdınız itfaiye? Öyle her arayana gelmez ki itfaiye. Şimdi ben bir hafta orada yaşarken Akça Kale’den yaşayan dostlar edindim bu arada. Şimdi ben böyle bir ortama girdim de. Yani o network’u kuruş hikayenizi istiyorum. O yüzden özellikle soruyorum. Şimdi ben hala öyleyimdir. Şimdi buraya geldim ya. Hepinize bir bakarım. Ben bu adamı nerede kullanırım? Ne zaman lazım olur? Bunu nerede kullanırım? Ne zaman lazım olur? Hemen kaydederim onu. Alırım arşive. Lazım olunca ararım. Yine başka bir dernekle su dağıtmaya gelen bir itfaiyeci. Akça Kale’de itfaiyeye çalışıyor. Onunla tanıştık. Su dağıtıyorlar. Ya böyle su dağıtmak yerine şunu yapsak bunu yapsak, dernekleri bir toplasak bir araya bir konuşsak, plan proje yapsak. Yani sınırlarımızı bilsek. 10 derneğin 10’u da ekmek de atacağına biri ekmek biri su, biri helal var. Yapalım mı abi? Yapalım. Bir tazi evinde toplandık. Ben söz aldım. Konuştum. Bursa’dan geliyorum. Bu bölgenin yabancısıyım. Dil bilmiyorum.
Ama iyi niyetle geldim. Bir şeyler yapmak istiyorum. Gelin arkadaşlar. Bir iş paylaşımı yapalım. Birimiz çocuk bizi dağıtsın. Gücü varsa. Birimiz şampuan dağıtsın. Öteki ekmek versin. Birisi bardak versin. Birisi kilim halı versin. Tabii ya ne diyor bu kadın dediler ya. Biz elimizde ne varsa getiriyoruz. Biz o kadar zengin dernek miyiz? O tabii Bursa’dan gelmiş atıp tutuyor falan dediler bana. Peki dedim o zaman. Dağıldık. Bu arada da işte insanlar tanıdım. O itfaiyeciyi aradım. Hasan abi bana itfaiyeyi gönderseniz, getirseniz bu bölgeyi bir yıkasak, temizlesek bu insanları biraz bir düzene soksak olur mu? Olur dedi. Orada iyi niyetini kullandı adamcağız. Geldiler. Ben itfaiye ortumunu aldım abi. Yıkıyorum böyle. Herkes bana bakıyor. İşte yabancı gazeteciler orada. Basın orada. Bakıyorlar. Ne yapıyor bu kadın? Sonra Fatma ablaya dedim ki herkesi sıraya sok. Aile sayısı verin bana. Kaç aile var. Kaç kişilik aileler. Başladılar. Aldım makası kumaşları indirdim. Kumaş yırtıyorum.
Aile sayısına göre kumaş veriyorsunuz. Altınızda serin. Gittik bir tane ahşapçıyla anlaştık. Şöyle üç ahşabı böyle şey yapıyoruz, çatıyoruz. Üzerine atın kumaşı. Gölgelik olsun. Ben yörüküm. Genlerimde de bu tür organizasyonları yapabilme yeteneği var. Neyse şimdi arkadaşlar herkes etrafını temiz tutacak. Ben de çadır başına yardım edeceğim. Tamam mı? Fatma abla yanımda. Bir lahmacun dükkanı var. 50 metre ileride. Gittim. Sen günde kaç para kazanıyorsun dedi. Baktı adam. Söyle abi dedim. Ne kazanıyorsun sen bu lahmacun? 300’e. Her gün 300 liran gelecek. Hiç durmadan lahmacun yapacaksın. Tamam mı? Kardeşim al şu 900 lirayı. Üç günlüğün tamam mı? Tamam. Her gün. Ben gelip kontrol edeceğim. Aile sayıları çıkacak. Sana liste gelecek. Aile isimleri gelecek. Fatma abla iyi takip et. Yanına bir tane daha yardımcı al. Hadi bakalım. Lahmacun dağıtacaksınız günde bir kere. Bu insanlar kendi ağız tatlarına uygun, lezzetli şeyler yesinler. Getiriyorlar bizim beyaz ekmeği. Yiyemiyor ki adam. Alışmamış. Ben gitsem çiğne bana çiğ balığa boğsalar. Yiyebilir miyim? Yiyemem. Somunu yiyemiyor adam. Yerler somun içinde. Sonra lahmacun’a başladık abi. Ben o gün itfaiyeden sonra nasıl çamur olmuşsam artık nasıl fena olmuşsam birisi geldi böyle omzuma dokundu. Abla be dedi. Paran yoksa gel ücretsiz kal dedi. Şurada bizim otelimiz var dedi.
Kafamı bir kaldırdım. Abi orada bir otel varmış. Otel muhtar diye. Gümrükte bir otel. Bir zamanlar tabi orada sınırda gümrük işleri yapanlar gelip kalırlarmış. Dizayn da tam Arap dizaynı. Kocaman böyle sizin salon gibi odası var. Tamam kardeşim kalayım. Benim param var. Yani otel parası verebilecek kadar elhamdülillah. O gece otelde kaldım. Klimanın altında bir hafta sonra nasıl bir lüksdür, konfor nasıl güzel bir şey. Ya Rabbi dışarıda bir sürü insan sıcakta ve yataksız. Şimdi ne yapmalı? Ertesi gün kalktım ben. Fatma ablaya dedim ki sen şuradan kadınlardan sırayla ayarla. Otel odasına para veriyorum ya. Benim oda numaram şu gelsinler banyo yapsınlar gitsinler. Şimdi başladık. Kadınlar geliyorlar. İkinci gün otelci hop dedi ya. Sana gel dediysek böyle gel demedik. Ne bu böyle dedi. Köy hamamına çevirdin oteli dedi. Kadınlar geliyor duşunu alıyor. Çamaşırını yıkıyor gidiyor sırayla. Dedim ki abi durum ortada. Ne yapayım? Git köy hamamına kirala dedi. Aa hamam mı var burada? Kimden kiralayacağım belediyeden? Gittim selamün aleyküm. Aleyküm selam. Belediye başkanıyla görüşebilir miyim? Görüşemedim tabii. Bir zahmet başkan yardımcısı beni 3 saat sonra huzura aldı. Dedim ki sizin köy hamamanız varmış. Ne yapacaksınız orayı? Kiraya vereceğiz dedi. Ne kadar kiraya vereceksiniz? Geçen yıl yıllık 6000 liraya vermiştik. Bu yıl 8000 liraya vereceğiz. Hesap numaranızı verir misiniz dedim. Çok sevdiğim bir kardeşim var Aysun’um. O da böyle temiz titiz bir kadın. Aradım. Aysun’cum anana rahmet.
Bir banyo hayır yapmak ister misin? İstemez miyim dedi. Onun en çok sevdiği şey temiz banyo hamamdır yani çok sever. Bilip kimin nerede kullanacağınızı yemeyeceksin. Az önce onu aklıma geldi. Doğru kodlanmışsınız yani. Aysun’a onu teklif et Allah’ın izniyle. Ben bir hamam kiralayacağım Aysun’um. Biliyorlar benim orada olduğumu. 8000 lira para lazım bana. Hesap numarası şu. Tamam canım hemen atıyorum. Para yattı. Ben dışarıda holdeyken hallettim.
İçeri girdim tekrar başkan yardımcısının odasına. Başkanım hesaplarınızı kontrol eder misiniz? Para geldi. Anahtarı alayım. Ben bu hamamı kime yaktıracağım? Dedi ki hamamın karşısında Fatih diye bir adam var. Biz onunla çalışmıştık. İsterseniz onunla alın. Fatma ablaya gittim. Dedim şu Fatih’i bulalım hadi. Fatih’i bulduk. Gel bakalım Fatih kardeş. Bu hamamı 24 saat yakacaksın Fatih abi. Ye iç hamam yak. Ne kadar istiyorsun benden? Şu kadar. Tamam. Bir arkadaşım da aradım. Dedim ki sen cehennem ateşinden çok korkuyorsun. Ateş yaktıkça ateş söğüsün. Ne dersin? Tamam. Bir adam tuttum.
Ateş yakacak. İnsanları temizleyecek. Tamam. Nasıl ısınıyor hamamı suyu? Nasıl bir sistem kurmuşlar? Odun kömürle. Odun kömürle. Getirdik odunu kömürü. Fatih abi yakmaya başladı. Belediyenin hopörlerinden bir ilan verdirdik. Dedik ki köy hamamı ücretsizdir. Muhacir kardeşlerimize. Sabah 8 ile 10 arası erkeklere. Neden? Kadınlar o saatte çoluk çocuk işi olur.
10 ile akşam 7’ye kadar bayanlara ve çocuklara. Akşam 7 ile gece 12’ye kadar yaşlı erkeklere. 12’den sabah 7’ye kadar da genç erkeklere. Bütün eşime dostuma mesaj attım, telefon ettim. Giydiğiniz giymediğiniz kıyafetlerinizi bana kargo fiyatlarını ödeyerek şu adrese gönderin. Ne güzel. Bazen kargo fiyatları o kadar abartılıyor ki kıyafetten daha fazla…
Söyle ben ona nasıl uğraşayım? Sonra abi hamamın yarısını, soyunma odalarını kıyafete ayırdık. Erkekler, çocuklar, kadınlar. Neden? İnsanlar gelirken terliklerini bile giymemişler. Şimdi kaçmasaydı, savaşsaydı deniliyor ya ben Suriye’ye çok gittim. Yani ben Halep’e kadar neredeyse yaklaştım. Oraya kadar gittim. Öyle manzara böyle değil abi. Şimdi şurada köşede bir duman tütmeye başlasa bir yangın var.
Stüdyonunuzu sevmiyor musunuz? Bekleyin, hepimiz kaçarız. Abiciğim tepeden yağıyor. Aşağıdan kimi patlatacağı belli değil. Yani eş dost belli değil. Bölük pırçık olmuşlar. Kardeşim falanca örgüde katılmış. Geliyor uyku da seni kesiyor. Yani can güvenliğin hiç yok. Aynı zamanda da tabi çok dile getirilmedi ama ben çok hikaye dinledim. Kadınlara, çocuklara taciz, secavuz, ahlaki bir sürü yolsuzluklar yapıldı o ülkede. Hala da devam ediyor savaş.
Siz bunun böyle olduğunu ispat etseniz dahi orada savaşsalardı gelmeselerdi diyenler yine aynısını demeye devam edecekler. Bilmedikleri yerden gelince. Diyebilirler ama ben gördüm. Bana diyorlar ki ne işin var Suriye’de. Yok pek hala biliyorlar yani. Ben diyorum ben ülkemde yapmam gerekeni yaptıklar yapıyorum zaten. Ben iyiyim. İyi her yerde iyidir. Burada da iyilik yapıyorum. Oraya gidince de iyilik yapıyorum. Eyvallah. Sonra? Hamam işi tamam. Milleti tanıyor, giyiniyor. Yok abi giyiniyor ama çıkınca yine sokakta toz toprak içindeler. Tekrar gittim belediyeye. Belediye başkanına dedim ki tabi bu arada ben tanınmaya başladım. Bu kadın kim? Bursa’dan arabasına atlamış gelmiş. Para dağıtıyormuş. Çok zenginmiş. Şimdi bir sürü şehir efsaneleri dönmeye başladı. Parasının hepsini Suriyelilere dağıtmak için gelmiş. İşte Bursa’da aslında çok tanınmış mallı müslü bir kadınmış. Şöylemiş böylemiş. Bir anlatıyorlar. Yok yok bu mit ya. Bu kadın hangi kadın kalkar gelir böyle şeyler? Mason derler, dış güçler derler. Acaba şey mi yani bu İngilizlerim çalışıyor. Her şey dendi falan ama küçük bir yer Akçakale. Herkes tarafından tanıyorum. Başkana kadar da uzandı bu bilgiler. Belediye başkanına bir gün ziyarete gittim. Başkanım dedim ya bütün reklam senin olsun. Hizmetini ben yapayım. Olur mu? Ne istiyorsun? Bana bir alan tahsis et. İlk adım yaşam merkezi açalım. Bu ne dedi? Şimdi bu gelen muhacirler var ya abi bunlar devlet kamplarına yerleştirmek için sıra bekliyorlar. Onlara diyelim ki bekleyene kadar bizde kalabilirsiniz. Aynı zamanda da bunları tahlil ederiz. Ne iş yapıyor? Mesleği nedir? Neden gelmiş? Nerelidir? İstiklam edilir kazanç. İlk adım yani ilk adım. Benim zaten derdim ilk adımını atan insanları bir araya getirmek değil mi? Benim de derdim bu. Bunu Akçakale Belediyesi yapıyor diye reklam verelim. Hiç ben görülmeyeyim. Olur mu? Olur dedi. Bize tır garajı denilen alanı verdiler. 3-4 dönüm bir yer orası. Duvarlarda hazır örülü. Bir tane oda var.
Ben dikiş dikmeyi iyi bilirim. Bursa’dan makinamı getirdim. Kumaşlar getirdim. Biraz daha çadıra uygun kumaşlar. Başladım çadır dikmeye. Şimdi çadır dediğim 4 tarafı duvar. Bu ara ne kadar zaman geçti şimdi Bursa’dan hareket edip siz çadır dikiyorsunuz ve hiç gitmediniz mi Bursa’ya? Git geliyorum. Haa gidip geliyorum. Hiç ayağımı kesmiyorum. Sonra tabii eşim dostum da gelmeye başladı benimle. İlk yalnız geldiğim şey. Sonra çocuklarım gelmeye başladı benimle.
Eşim dostum merak edenler gelmeye başladı. Ya bu kadın bir yere gidiyor ne yapıyor? Gelmeye başladılar. Çadır dikiyoruz. Küçük oğlum benim yanımda. O kapıda duruyor. Aile geliyor diyor ki abla Hatice Vayne burada. Diyor ki biz yeni geldik Suriye’den. Kaç kişisiniz? 10 kişi. Anne bunlara 10 metreden hesap etsek yani böyle 50 metrekare falan yer lazım. Tamam mı anneciğim? Ona göre kumaş kesiyor. Ben dikiyorum. Bir tane ahşapçıyla anlaştık. O bize böyle direkleri dikiyor. Geçiriyoruz üzerine kumaşı. Abi biz bir anda çadır kent olduk. Bir ayda falan mahalleleri ayırdık. Mahalle muhtarları ayırdık. Ben bakıyorum iş yapanları seçiyorum. Sen gel bakayım sana maaş vereceğim. Bu 10 evden sen sorumlusun. Sen gel bakayım. Öyle bir de baktılar çalışan insanları seviyorum. İnsanlar daha çalışkan olmaya başladılar. Huzur içinde yaşıyoruz ama tabi bu arada aylar geçmeye başladı ve sonbahar geldi. Ben Haziran’da gittim. Kasım, Aralık başladı yağmurlar. Bizim kumaşları ıslanınca çöküyor. Alt yapı yok. İnsanlara iyilik yapalım derken perişan etmeye başladık. Çok üzülüyorum. Bir taraftan çadır dikmeye de devam ediyorum. Vazgeçmiyorum. Ya Rabbi sen bana buraya yardım gönderene kadar ben burada oturacağım. Bana yardım gönder.
Benim bu kadar bittim ben yapamıyorum. Ama bu insanları görüyorsun. Evime dönemiyorum. Gördüm bir kere ok yaydan çıktı. Ama burada da yapabileceklerim sınırlı. Bu kadar yapıyorum. Bana yardım gönder. Abi bir gün bir telefon. Selamün aleyküm selam. Hatice Hanım ne yapıyorsun sen orada? Bir şey yapmıyorum abi. Ben kimim biliyor musun? Bilmiyorum. Ben Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek. Buyur abi. Sana nasıl yardımcı olabilirim? Abi bana çadır bulur musun? Nasıl yani?
Abi bana kışa dayanıklı çadırlar lazım. Kumaşlarla yıkıyorum ama ıslanıyor, çöküyor. Kaç ailen var? 500 aile. Ya bu işi Kızılay yapıyor. Ben nasıl ayarlayacağım? Abi sen Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak aradın beni. Nasıl yapacağını sen benden daha iyi bilirsin. Ben çadır istiyorum. Başka bir şey istemiyorum. Abi iki saat içerisinde yardımcısı geldi. İşte elini taşının altına koymak böyle bir şey olmalı. Tanımıyorum ben bu adamları. Hayatıma hiç görüşmedim. Bilmem. Melih Gökçek nereden haberdar olmuş? Olmuş birinden. Duymuş bir kadın var gitti Suriye sınırında yatıp kalkıyor. İnsanları topluyor diye duymuş. Duyardı da aranmış. Telefonumu almış aradı. Herhalde olsun. Yardımcısı görüntüle aradı başkanı. Başkanım dedi. Anlatıldığından on kat fazla. Ya bu kadın ne yapmış böyle dedi. Abi her gün iki tane kurban kesiyoruz. Sofraları kuruyoruz. Olağanüstü bir manzara. Herkes teşekkür ediyor. Herkes dua ediyor. Gecenin üçünde abla Hatice’yi arıyorlar. Neden? O ona güvenebilirsiniz. O size yardım eder diye gönderiliyor. Aldınız mı çatırları? Geldi ama nasıl geldi? İçinin battaniyesinden bardağına, çocukların kıyafetinden, yastığına, abi makarna süzgecinden, çay süzgecine. Baya komple. Ev. İş yapmak isteyen adam işi bu işte. Ve tüm ekibini gönderdi. Ankara Büyükşehir’den kendileri gelip yerleştirdiler. Kurdular, teslim ettiler. Tabii bir anda ben şey oldum. Ya bir kadın var. Ankara Büyükşehir’de. Fenomen oldunuz artık. Tabii bu arada hastalıklar başladı. Neden? Tabii yeterli temizlenemiyorlar. Ben servisli hamama götürüp getiriyorum ama mekan ona göre çocuklar hasta oluyorlar. Bir gün birkaç kez ben aramıştım ama şeyi Urfa’daki il müdürünü. Bize böyle sağlık ekipmanı gönderseniz. Dernekler geliyorlar ama ya bir yazışalım, çizişelim. Abla bize uyar mı, uymaz mı gidiyorlar. Herkes çok iyi niyetli. Ama bir türlü hani böyle bir hemen harekete geçemiyorlar. Aklıma geldi.
O zamanki başbakanın eşi bizi ziyarete gelmişti. Telefon ettim. Dedim ki hanımefendi ya bu sağlık müdürlüğünden birisi bize bir alo deseniz de şey gönderseler ya buraya. Ekipman gönderseler, bir küçücük sağlık ocağı kursalar bize. Telefon etmişler. Pazar günü ben de hamama servis yapıyorum. Doldurdum insanları, gidiyorum ve saat on civarı sabahtan birkaç araba arka arkaya geldiler. Bir tanesinde sağlık müdürü ya da yardımcısı. İşte yanında da doktorlar varmış. Hatice Hanım kim? Ben de Suriyelilerden bir farkım yok. Ayaklarım çamurlu, ellerim hamurlu, üstüm başım perişan halde. Baktılar Türkçe biliyor musun? Biliyorum ben Türk’üm. Bizi niye aradın? Abi ben hemen geliyorum. Şunları bırakıp geleyim siz bekleyin. Tabii klima falan yok benim orada. Şehirde elektrik var ama bir klima taktırmamışım. Oturmuşlar sıcakta bir saat geçmiş aradan çok sinirlenmişler. Bir geldim. Hepsi böyle burnundan soluyor. Memurları sen pazar günü kaldırmışsın, oraya getirmişsin. Dedi ki senin derdin ne hatun dediler ya. Ne bu böyle bizi buraya getirdi? Ne istiyorsun sen? Bizi kim aradı? Nasıl ulaştın bize? Vallahi ben Ahmet abinin eşini aradım. Ahmet abi Mehmet abiye aramış. Mehmet abi sizin müdürünüzü aramış. Ahmet abi kim dediler? Başbakanımız dedim. Adam bu. Peki deder Mehmet abi kim? Sağlık bakanı. Hatice Hanım ne istiyorsunuz siz bizden? Ne yapalım? Sizin için ne yapabiliriz dediler. Ve bir dernek aracılığıyla oraya bir sağlık hoca açıldı. Suriyeli bir hekim de bizde çalıştırıldı. Elhamdülillah o acil durum giderildi. Ama daha sonra tabii çok 500 ailenin kaldığı bir yeri düşünüyor. Arasında yetimler var, dullar var, erkekler var, kadınlar var. Dull kadınlarla çocukları ayırmak gerekiyor. Çünkü tehlikeli oradaki durum. Çok kalabalıksınız. Erkek var bir sürü koruma yok. Yani bir şey yaşamadan bunu yapmam gerekiyor. Benim dullarla yetimleri oradan almam. Eli ayağı tutanlar işe gidip gelsinler, çadırda kalsın. Benim için sorun yok. Biz yemek veririz. İnşaatlara gidiyorlar. Eşi var. Gelmişler gençler ama adam caz gidiyor. Bir üç beş tuğla örüyor. Üç beş kuruş alıyor geliyor işte falan. Diğerleri mağdur. Benim bunları ayırmam gerekiyor. Nasıl ayıracağım? Büyük bir bina arıyorum. Ama şey bulamıyorum. Akşakale’de büyük bir bina bulamıyorum. Çok küçük bir yer. Bir gün marketten geliyorum. Eski devlet hastanesi, yeni devlet hastanesi. İşte Urfa yoluna taşınmıştır falan yazıyor. Bu devlet hastanesi ne olacak dedim. Dediler ki addiye verecek. Ya o addiyenin başı bacadan mı çıkışmış? Bu çocuklar, yetimler ortalıkta. Kim bakıyor bu işe? Sağlık Bakanı. Şahidin en güzel kısımlarından bir tanesi burası dostlar. Baştan söylerdi. Dikkat edin diye. Bu çok hoşuma gitmişti. Aradım ama şey sağlık bakanı da Mehmet Mevzun oldu. Bursa’dan milletvekili oldu. Bizde 110 yaşında bir Fatma ninne var. Onu ziyarete gelmişti. Fatma ninne de duası kabul olunur diye bir laf çıkartıldı Bursa’da. Herkes sıraya girer. Dua ister. O da istediğine dua eder, istemediğine etmez. Öyle bir kadında. Mehmet abiye çok güzel dua etti. Adam sonra bakan oldu herhalde. Yani bir yerden dua almış. Bizim gibi delilerden, meczuplardan. Bana da giderken telefon numarasını yazdı dedi ki kardeşim sen beni aramazsın ama olur ya darda kalırsan ara. Bizde aracı olmak isteriz dedi ve telefon numarasını verdi bana. Gıyaben de bana şey dermiş Bursalı kız dermiş. Başkalarından duymuştum ben. Sağlık Bakanı kim Mehmet Mevzun oldu? Karıştırdım kitapların defterlerin arasından. İlk defa arıyorum. Hiçbir işim için aramadım. Yani oğluma iş ver demedim, yeğenimi şuraya gönder demedim. Aradım. Dedim ki Mehmet abisi selamün aleyküm selam. Ben kimim? Bursalı kız. Neredeyim? Urfa Akçakale’deyim. Urfa Akçakale eski devlet sensin bana verir misin abi dedi. Ne yapacaksın orayı dedi. Ya ben burada geldim küçük bir ilk adım yaşam merkezi kurdum. Buradaki yetimlerle duluları oraya ayıracağım dedim. Tamam verdim gitti dedi. Sen beni aramışsın 40 yılda bir senin gibi insan kırılır mı dedi. Hemen dedi vali beye git anahtarları versin sana. Vali beye aramışlar. Biz gittik tabii vali bey bizi ayakta karşıladı. Çok çalışkan bir adamdı. Böyle elinin taşını altına koyan bir adamdı o da. Onunla çok güzel.
Ne diyordu sözü vardı kanun insanı değil hukuk insanı mı ne diyordu. Evet babacığım öyle der. Der ki evladım bize kanun adamları lazım değil hukuk adamları lazım. Kanun adamları işte yazıya bakar ama hukuk insan hukukunu hayvan hukukunu doğal hukukunu korur der. Çok güzel değil mi? Bize hukuk adamları. Nefis çok hoşuma gitmişti ilk denediğimde. Evet ve hukuk adamı bir adamla birlikte çalıştık. 15 gün içerisinde nasıl yaptım?
Çünkü giderken çok kırıp dökmüşlerdi binayı. Eski bir hastanede orası çok yıllar önce 70’li yıllarda yapılmış. Gittim o 500 çadırlı kampın ortasında dikildim. Aranızda yetimhanenin elektriklerini yapacak biri var mı? Çıktı bir tanesi. Tamam gel. Sana orada oda vereceğim. Bir odaya sahip olmak nasıl bir lüks. Elektrik su var tuvalet var. Marangoz var mı? Ben varım abla. Gel bakalım. Ama sizi deneyeceğim. Çalışamazsanız geri gelirsiniz çadıra. Beton işi yapan var mı? Var. Sucu var mı? Var. Gelin bakalım. Aldım götürdüm. Arkadaşlar bir haftanız var. Burayı toparlayacağız. Bursa’ya telefon ettim. Şu şu malzemeleri şöyle şöyle adamları tutun getirin. Dostlarım Bursa’dan bir araba geldiler. İşte elektrikçi getirmiş onlar da. Malzeme almışlar gelmişler. Bizim ekip. 15 gün içinde abi binayı sıfır yaptık ve bir dostumu aradım. Bana buraya baza, halı şu bu lazım diye. Bir tır dolusu. Maşallah. Ertesi gün o da geldi. Yerleştirdik. Yetimleri ve dulları seçtik. Çadır kentte eli ayağı tutan erkeği olanlar kaldı. Dedik ki kardeşim sen biraz daha burada çalış ye yat ev kirala çık ama bunlar yetim ve dul. Kışa biz oraya taşındık. Kaç kişilikti orası? Abi orada 68 aile kalabiliyordu. Maşallah. Çünkü hastane oda oda ya herkese bir oda vermiştik. Bu bahsettiğiniz kaç yılındaydı tekrar edelim. 2014 olmalı. Şu an ne alemde orası? O an orası Suriyeliler için hastaneye çevrildi. Çünkü bizim ihtiyacımız bitti. Biz arkadaşlara devrettik orayı saldırdık. Sonrasında bıraktınız ve geriye döndünüz ama ilk adımını atanların o dönemde o bölgede. Şimdi bıraktım geri dönmedim. Devam ediyorum ama orada değil. Nasıl devam ediyorum? Biz tabi o arada dostlar edindik Akça Kale’de. Ahmet Doğan diye bir abim var. Marketçi normalde. Adamın hiç böyle derneklikçilerle bir işi yok. Ben her gün alışverişe gidiyorum.
Yarısını paralı veriyor. Birazını işte parasız veriyor falan. Sonra beni takip etmeye başladı adam. Her gün takılıyor peşime geliyor. Yetimhaneden çıkmaz oldu. Bizim konuk evinden çıkmıyor. Bakıyorum adam düzgün, merhametli de. Abi ben bir hafta Bursa’ya gideceğim. Sana emanet diyorum. Geldiğimde daha iyi buluyorum. Ahmet abi de bu potansiyel var. Bir gün oturdum dedim ki Ahmet abi sana bir dernek kuralım mı dedim. Abla derneğimiz var ya Dilruba dedi. Yok abi dedi. Dilruba’nın bir çocuğu olmalı. Ben öyle derim. Bundan sonra kurulan dernekler Dilruba’nın çocuğudur. Böyle bir sürü çocuğumuz oldu bizim. Abi bu yetimlere babalık yapıyorsun ya sen. Biz sana bu konuda biraz daha görev verelim ha. Abla başım üstünden. Sen bin kilometre uzaktan kalkıp geliyorsun da dibimde benim bu çocuklar. Nasıl yapalım? Yetim ehlisin abi sen dedim ya. Nasıl güzel bir şey bu böyle bu merhamet. Yetim ehli diye bir dernek kurduk biz. Ahmet abi başkanlığında oradan yerel yönetimden.
Şu an yetim ehli orada devam ediyor. Sonra ne yaptık biz? Tabii yıllar sonra bizim askerimiz girip operasyonlardan sonra o bölgeleri temizledi elhamdülillah. Temizlenen bölgeleri gezdik. Talebiyatta bu temizlenen bölgelerden. Talebiyatlara dedi ki orası sizin toprağınız. Geri dönün. Siz bekleyin. Biz size yardım getirelim. Aynen buradaki gibi devam edelim. Gelmezseniz geleceğiz söz veriyoruz. Siz bana güvenmiyor musunuz? Geleceğim. Ne yapacaksın? Yine aş evi kuracağım. Yine kıyafet getireceğim. Yine sizi ziyarete geleceğim.
Ama siz ülkenizde olmalısınız. Biz böyle bir sürü insanı geri götürdük. Şimdi içeride yani Talebiyat, Sülük ve Hamam-ı Türkmen bölgesinde her gün dört beş bin kişiye yemek çıkartıyoruz elhamdülillah. Ekmek dağıtım yapıyoruz. Aynı zamanda da kıyafet dağıtım yapıyoruz. Bir de ameliyat olacak, yaralı, yaşlı olanlara bizim çalıştırdığımız ekip tarafından baktırıyoruz orada. Suriye hikayesi böyle.
Çok güzel bir hikaye bu ya. Ben çok çok beğendim yani. Evet bizde hatırlayınca mutlu oluruz. Daha çok daha çok gönüllere dokunmayı nasip etsin inşallah. Amin kardeşim inşallah. Şu an Bursa’da Dilruba Bakım Evi devam ediyor. Dilruba Bakım Evi var. Bir insanlık köyümüz var. Bir de Suriye’deki çalışmalarımız var. Peki şu an bu programı izleyip sizin bu hikayenizden etkileyen insanlar size nasıl katkıda bulunabilirler?
Beni arayıp şey diyorlar abla yardıma geleceğiz. Ne yapacaksınız? Ben zaten bakıyorum benim yaşlılarıma. Nasıl yardım edebilirler? Yok mu diyorum alt katında, üst katında, yan komşunun üst apartmanında. Sağına soluna bak. Abicim önüne bak. Yok mu diyorum ama ben ne yapacağımı bilmiyorum. Gel bir hafta Dilruba’da bak nasıl yapılıyor. Sonra git sen yan komşuna öyle bak. Şimdi mesela bir de şey yapıyorlar. İsmini vermeyeceğim büyük bir dernek. Dün akşam aradılar. Dernekte böyle aktif bir hatun. Komşuları 80 yaşında yatalak. E Hatice Hanım alır mısınız? Siz ne yapıyorsunuz dedim. Ama siz yapıyorsunuz bu işi. Ben mi emrolundum bu işte sadece? Hani uzmanlık alanınız daha tecrübelisiniz diye demiş olabilir mi? Abicim gelirsin öğrenirsin. Annene babana bakmadın mı? Hiç çocuk büyütmediniz mi? Yemin ederim bir çocuğun altını değiştirmekle 90 yaşındaki bir insanın altını değiştirmek aynı. Sadece fazla ıslak mendil kullanıyorsun. Hiçbir fark yok. Allah razı olsun sizden. Bu yaptığımız en uzun peynir gemisinden biri oldu. Ben bölmedim ama çok güzel değil.
Yani ben çok kesmeye çalıştım ama hikaye olsun. Hayır hayır çok güzel. Ben tamamında zaten bunu tamamını dinlemek istiyorum. Çok teşekkür ederim. Peki biz teşekkür ederiz. Bu kadar sevabı ne yapmayı düşünüyorsunuz Hatice Hanım? Abi ben çok kıskanç bir kadınım. Yarın büyük toplantı günü birileri benden daha öne çıkıp onunla her an beraber olursa ve ben arada görüşürsem ben çok kıskanırım. Aleyhisselatü vesselam efendimiz de mi? Yani hem Hazreti Peygamberle hem Rabbimiz de ben onlardan olmak istiyorum. Ben şöyle derim dünya ahiretin pazarı ya alışveriş yaptığın pazar. Şimdi ne kadar paran varsa öyle tatil merkezlerine gidiyorsunuz değil mi? Çadır da var, karavan da var, 5 yıldızlı 7 yıldızlı kadar oteller var. Cennet dünyada yorulanlar için hazırlanmıştır. Şimdi gideceksin bakacaklar hemen çıkartacaklar. Bekir Develi gelsin.
Ne kadar puanı var? Efendim bu kadar. Peki alalım onu o zaman çadıra ya da alalım 7 yıldızlıya. Bekle etmeyelim. Bekir Bey çok yorulmuş. Vallahi cehennem demesinler de ben sokakta da yatarım yani. Abi ben yatmam abi sokakta. Rabbim mübarek eylesin inşallah. Allah hepimizden merhamet etsin. Amin. Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Karısınıza çok memnun oldum. Ben de. Hatice Hanım’a destek olmak istiyorsanız Hatice Hanım’ın tavsiyesi sağınıza solunuza bakın.
Çünkü bunu illa benim önderliğimde ya da benim hamiliğimde yapmanıza gerek yok. Mutlaka alt katınızda, üst katınızda bir arka sokakta bir yan evde mutlaka vardır birileri birazcık daha dikkatli bakın diyor etrafınızda. Anne babalarınıza bakın abi. Geliyor yani Resulullah’a Ya Resulallah kime iyilik edeyim annene sonra annene sonra annene sonra babana diyor yani anne babana. Evlatlarınızla anne babalarınızla. Allah razı olsun. Sizden beri.
Videoyu beğenmeyi yorum yapmayı unutmayın. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun hoşçakalın.
İlk Yorumu Siz Yapın