"Enter"a basıp içeriğe geçin

Abdülaziz Aygün – Timur ve Nakşîler

Abdülaziz Aygün – Timur ve Nakşîler

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=KiSKc3ugrhM.

Timur’u hususen nakşilerle irtibatlandırmak suretiyle, özellikle bu tarafından hareketle yaptığı her şeyi sıfır çarpan göstererek. Ne yapmış olursan ol. Sen nakşi müntesivisin ya, tamam. Ne yapmış olursan ol. Bu arada ben de bir mutasavvufum. Yani haddimize değil demek istediğimi izleyicilerimiz anlamıştır. Tasavvuf ve tarikata mütemail bir tavrım var.
Az çok ne olduğunu biliyorum. Nakşilikle ve nakşi meşahi içerisinde bulunduğu mümtaz yer ve nakşi müritler içerisinde ve gönüllerindeki mümtaz yer sebebiyle onları çok pis bir yerden yakalamaya çalışıyorlar. Bu da bir hile kanaatince. Emir Külal’den. Emir Külal’in müridiydi. Emir Külal’i çok severdi. Babası da Emir Külal’i çok severdi. Babasıyla aynı yerde yatıyorlar.
Babasını Emir Külal ile bir türbe yapıp aynı yere gömdü. Emir Külal Şahın Akşibend’i ile ilgili görüşmeleri var. Şudur budur. Hatta Emir Sultan ile akrabalığını ileri sürerek farklı bir inşa büyüten tarihçiler de var. O şey değil. Zahit değil tabi. Neyse. Şimdi biraz meseleyi tahkik ettiğimizde bakıyoruz ki Timur’un babası Taraga ile aynı türbede, aynı mezartta gömül olan kişi Emir Külal.
Bu bildiğimiz Emir Külal değil. Emir Külal Suhar’i değil. Suhar’da, Sahar’da doğmuş. Ve zaten doğduğu yerde de vefat etmiş. Emir Külal. O değil. Kimi kaynaklarda Külar, kimi kaynaklarda da Külal olarak ismi geçiyor ama 1300’lerin ilk yarısında vefat ettiği biliniyor. Emir Külal Hazretleri de 1370 yıllarında vefat etti. İlginçtir. Emir Külal Hazretleri’nin
torunun oğlu Mevlana Şehabettin Menakıbı Şemseddin Külal Suhar’i isminde bir eser. Kalem almış. Bu eser de çok ilginçtir. Emir Külal’i referans göstererek bir adamın yaptığı her şeyi cidditmiş de olabilir. O şeyh efendi ona hayır dua etmiş olabilir. Islahı için, hidayeti için. Ona hediyeler de vermiş olabilir. Timur. O dualık dağıtmış ya da istimal etmiş olabilir.
O zamanlar bunlar çok yaşanan bir şey. Bu demek değildir ki. Adam geldi beni ziyaret etti. Yaptığı her şey benim referansımda, benim tasvikimde. O yapıyorsa tamam olmuştur. Böyle bir sıfıkiyet makamı ikisi arasında yok yani böyle bir şey. Olmuş bile olsa. Hiçbirisiyle ilgili olamaz. Ya Kuran-ı Kerim’de değil mi ki? Benim bildiğim başka yok. İlmi sebebiyle arşta kendisine kürsü verilen şeytan değil mi? Yoldayken ne oldu? Döndü değil mi? Düşenlerden dönenlerden oldu.
Kuran-ı Kerim’de böyle birkaç tane mesele anlatılır, hikayedilir. Yoldayken, çok ilim sahibiyken dönen, düşen, ayağa kayan bu vartalar her zaman vardır. Nitekim yine ilginçtir. Emirkiler Hazretleri’nin herhalde müritlerinden birisi. Artık bıkmış bu işlerden. Yuvarlanıp çimenliklerde, oh şehtilik ne güzel, şehtilik ne güzel diyormuş. Düne kadar ehli tarih olan adam bugün tarikatı beğenmiyor duruma geliyor. İnsanlar dönebilir. Aslında esfel-i safiliğinden, hala iyiliğine kadar, karşı uzul ve karşı nüzul, karşı uzul ve karşı uruç hep devam ediyor. Evet. Yeter ki müspet manada dönüş olsun. Tebedülak, tahabülak, tekamül ve terakkî cihetinden müspete doğru olsun. Şimdi böyle bile bir ilişki aralarında hukuk olmuş olsaydı, bu yine Timur için şu yaptıklarının dışında onu sadece emirkülerle irtibatlandırmak suretiyle aklamamızı gerektiren bir hukuk ve ilişki cinsi olmazdı. Buna beraber olmaz. Olamaz. Yaptıklarından, söylediklerinden, fiilinden, efalinden hareketle değerlendirmek doğru olur. Gerçekten emirkülelin müridi olmuş olsaydı ve bir sufiye neşvesine sahip olsaydı, o durumda herhalde bunları bir sufinin yapabileceğini zannetmiyorum. Hindistan seferinde alimlerden birisi
o 100 bin esirlerin öldürülmesi emrini verdiği zaman öldürmeyenler de öldürülecek ifadesi vardı fermanda. Alimlerden biri, şimdi isimleri hatırlamıyorum, hayatında diyor geldiği tavuk kesmemiş diyor. Adam diyor 15 tane Hindu kesmek zorunda kaldı diyor. Şey yani Hindistanlı kesmek esirlerden öldürmek zorunda kaldı diyor. Emin Küler hazretlerinin sorunluğu diyor ki dedem, büyük dedem, Timur’u hiçbir zaman görmedi, görmek gibi teklifleri de reddetti, dua etmeyi de reddetti. İfade çok önemli, görmeyi de, ona dua etmeyi de reddetti. Reddetti. Mühim bir şey. Şahı Nakşibend hazretlerinin mürşidi. En çok emir Küler ile, Şahı Nakşibend hazretleri ile irtibatlandırıyorlar. Sonra hatta emir Küler hazretlerinin oğlu, Şeyh Ömer Küleli, keşte
1380 mi, 81’lerde mi, bir şekilde bir sebeple öldürmüşler. Şimdi benim bunu ikdibat ettiğim kaynak haklı ve doğru bir mantıkla yaptığı tahliye de şunu söylüyor. Eğer emir Küler ile bu kadar içli dışlı ve bir şeyh mürid ilişkisi var ise, onun oğlunun böyle bir katlı durumunda bu işin takipçisi olmak ve arka olmak gibi bir durumu olması gerekmez miydi? Böyle bir şey olsaydı bu menakıb nabede de
veya başka eserlerde de buna dair bir şeyler görmek mümkün olurdu. Çünkü ziyaret ettiği en küçük bir geçerken orayı dua okuyup, sadaka verip geçtiği türbeler bile gezdiği de kayıt altındayken buna dair bir kayıt yok. Gelelim Şahı Nakşibend diye. Şahı Nakşibend hazretleri ile hiç görüştüğüne dair bir rivayet yok. Hiç kaynaklarda. Adı da geçmiyor. Çocuk hatrı Timur’da zannediyorum ben. Adı da geçmiyor.
Bir de mektubatı Rabbani’de 3. 47. mektupta İmam Rabbani’nin bana geldiği habere göre, işittiğime ya da duyduğuma göre, nihayelen söylüyorum. Yerinden okuyamıyoruz şu an olmadığı için. Timur’un askerleri ile Nakşibendi tekkesinin civarından geçerken halılarının kilimlerinin silkelendiği bir esnada onun döküven toz toprağının altına girip, aman işte emir ne yapıyorsunuz? Dendiğimde ya bunları berekettir dediği bir rivayet olmuyor, söyleniyor. Eğer doğruysa öyleyse imanlı gittiği umulur benzeri bir İmam Rabbani Hazretleri’nin beyanı var mektubatında. İmam Rabbani Hazretleri tasavvurta Demir Leblebi çok mühim şahsiyetlerden 2.000 yılın mücettidi, artistani haliyle ifadesi de çok değer verilip dikkat alınan bir şey. Ama ifadesinin ayrıntısına bakıldığında bir mutlakiyet yok. İşkildiğine göre yok ve umulur ve bir kişi için imanlı gittiği umulur. İfadesini hangi durumda kullanırsın? Yani Değil mi? Gerçekten hayatının şerat-ı garra-i muhammediye istikametinde bir hakkın yaşamış olan bir insan. Tabii ahirette hiç kimse halinden emin değildir. Halk derece içerisinde olmak lazım ama tezahür eden tarzı hareketi kavrının sıkıcısı cihetinden müşahede ettiğimiz o insan için hüsnüz anlımız ne olur? Evliya Allah’tan bir şahıs için olsa mesela bu ne olur? İmanını kurtardın mı dersin? Ahirette her zaman için Allah’ın merhametiyle muhakemeye ve muameleye muhtacık. Onu kastetmiyorum. Algı, telakkü biçimi olarak söylüyorum. Hayatımı böyle yaşamış birisi için bu ifade kullanılmaz herhalde değil mi? Ben bu ifadeden iman-ı rabban adırtlarının ifadesinden anladığım aleyhinde bu kadar tezviratın olduğu bir insan için şöyle bir eğer
gönül bağ olmuşsa imanını gittiği umulur gibi bir hüsnüz an durumu vardır ki İslam zaten ayeti kerimeden
hareketle birbiri hakkında hüsnüz anla mükellef.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir