"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmed Fatih Can – Aydın Despotizmi

Mehmed Fatih Can – Aydın Despotizmi

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3dZSSFwX42E.

Cumhuriyetin 1.80 yılda bürokrasi kompradorlar ve burjuva sınıfı tarafından ve siyasiler tarafından bir bütün halinde aydınlanmacı mottolar üzerinden o gerici tırnak içerisinde tabir ettikleri halka karşı aşılamaz cepheler inşa etmeleriyle geldi geçti. Evet. Bu cephenin bir anayasası var, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek tırnak içerisinde. Aydınlanma prosesinde ne yabancı, yani evrimini henüz tamamlayamamış halka asla güvenilmeyecekti. Eğer halka güvenirlerse irticağının yeniden hortlayacağını ve memleket ahakim olacağını iddia ediyorlardı, bunun propagandasını yapıyorlardı. Daha sonra bu durum karşısında köklü değerlerini muhafazada kararlı davranmaya devam sebebiyle
taşrada tutulan halk, tarih felsefeci Zahatsın’ın parlamenter demokrasi ve sosyalizm kitabında ifade ettiği zımni rıza kavramına benzer bir tavır geliştirdi. Türk milleti. O da kaybedecek hala bir değer, maddi manevi bir mükteseb varsa onları da kaybetmemek ve elde tutabilmek adına taşrada kalarak, kenarda kalarak mevcut rejime kerhem verilen destek manasında bir zımni rıza şekli bir reflekt geliştirdi halk. Kameralizm, aydın despotizmi dediğimiz bu erken cumhuriyet aydınlanmacılığının bence en başat mevhumlarından bir tanesi. Özellikle bu aydınlanma felsefesinin siyasi ve sosyal kavramları ve tarifleri üzerine değil de şekliliğini benimsedikleri ve bunu yaşattıklarını, bunu ön plana çıkarttıklarını görüyoruz. Nedir bu? İşte o Fransızm adamlarının, Zadegen sınıfının salonlarında devşirilen, efendime söyleyeyim, işte asiller, subayların nasıl olmasın, nocalara vasıtasıyla aydınlanma felsefesine ve aydınlanmacı düşünceye ithal edildikleri gibi, fötur, frag, boyun bağ, abiyeler, çantalar, şık elbiselerle ışıltılı mekanlarda ışık saçarak değil mi, vasıtlar, tangolar, bu tür eğlenceler kulüp ritüelleriyle karşımıza çıktığını görüyoruz.
Dolayısıyla bu aklıma bir anektot geldi, bu şeklilik yani gardrop aydınlanmacılığı dediğimiz. Bu mevzuyla alakalı 1960’larda Dünya’nın köklü üniversitelerinin Londra’daki toplantısına, İstanbul Üniversitesi’nin temsiliyle giden, bunu anlatmalıyım çok hoş,
Meşhur Malmaca ve Mason rektör Sıddık Sami Onar, bu toplantıya özenledikleri diye bir frag da gidiyor. Toplantı salonuna girince, toplantıdaki bütün rektörler böyle hafif müstehzi bir gülümsemeyle hocaya bakışlarını tekstif ediyorlar Sıddık Sami Onar’a.
Toplantıyı organize eden ev sahibi İngiliz rektör, hocaya hoş geldiniz dedikten sonra hocam ne yaptınız, bu nasıl bir kıyafet, biz Bucuk Bey ilim kisvesi olarak sizden aldık, siz fragla geldiniz diyor. Şimdi bunu anlatan kim, bunu Vakur Versan Hoca, hocaya tercümanlık yapmak için yanında bulunan asistanı Vakur Versan Hoca, bunu siyasaldaki derslerinde hep anlatırmış.
Son cümleleri alalım hocam. Şimdi Ahmet Hamdi Tampılar’ın, Erken Cumhuriyet Aydınlanmacıları, Aydın dediğimiz nesim Ahmet Hamdi Tampılar’ın tespitiyle bir eşik neslidir. Bütün bir hayatı arayışla geçmiş, bütün bu saygımız şeyler.
Buldum zannettiği yerde yeniden kaybolmuş, Osmanlı renkleriyle de Cumhuriyet renkleriyle de bulanık bir tipolojidir. Tipik bir Aydın diyebileceğimiz, Bozkurt Güvenç, Profesör Bozkurt Güvenç de bu duyguyu Avrupa dışında Avrupalı gibi olmak, Avrupa’da yabancı olmak kadar zor bir serve. Çözümü de yok, sürekli bir gurbetçilik, yersiz yurtsuz olmak gibi. Ancak bu benim Türklüğümden ya da Avrupalı’ndan çok kişiliğimden geliyor. Özellikle Türkiye’de Avrupalı’ya benzeyen biri, Avrupalı’nın kabul etmediği Türk olmak çok ağır bir duygu diyor bir kitabında. Son söz olarak aynı soruların ayrı bir sıralamayla farklı arzettiği bir intihanda önündeki arkadaşının cevap anahtarını aynen kopyalayan bir talebenin bütün sorularının yanlış çıktığı gibi, çıkacağı gibi Aydınlanma macerasını batıdan aynı şekliyle ithal eden Aydınların
bu 100 yıllık intihanda kaybettiğini ama sadece kendilerine kaybettirmekle kalmayıp ülkelerine de kaybettirdiklerini görüyoruz. Çünkü Avrupa tarihinin akışı, mecrası, imkanları, problemleriyle İslam aleminin yani bizim Osmanlı Devleti’nin tarihimiz, tarihi akışımız, yaşadığımız maceralar ve tecrübelerimiz birbirleri 180 derece farklı.
Avrupa’da kilisenin mağlubiyetinin arka planında uzun, kanlı ve şiddetli bir tarihi ve tire var, bir geçmiş var. Dolayısıyla bu uzun, kanlı, şiddetli mücadelede galip gelen kiliseyi mağlup eden düşünürlerin kendi mantığı içerisinde değerlendirdiğimiz zaman bu fikirleri kiliseye karşı kullanmada tutarlı olduklarını söyleyebiliriz rahatlıkla ama bizim bu fikirleri ithal etmemizin arkasındaki en önemli sebep batı karşısındaki yenilmişliğimizdir. Dileğimizin bükülmüş olmasıdır. Dolayısıyla bir mağlubiyet ideolojisidir.
Yani bir Stockholm sendromu diyebiliriz. Celladına hayran olma hali diyebiliriz. O açıdan bir mağlubiyet ideolojistir ve sentetiktir, sahici değildir.
Cumhuriyet Aydın tipolojisi de Çeho’nun en tehlikeli dediği az bilen çok inanan insan tipolojisi ile insan profiline tam oturmaktadır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir