Kürşat Demirci, Din, Tarih ve Arkeoloji, 4. Seminer
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=p0_Qy2VlLno.
Evet, yayındayız arkadaşlar. Siz hazır mısınız? Beni dinleyen sevgili arkadaşlar, tamam. Bizi izleyenler de hazır herhalde. Bu arada ben bugün güneş gözlükleriyleyim çünkü gece uykusuz olunca, ertesi gün güneş gözlükleri takıyorum. Işık biraz rahatsız ediyor normal gözlükle. Yani çok özel bir anlamı yok. Yani siyahlar giydik, gözlükler kara özel bir şeyden dolayı değil yani.
Siyahı seviyorum biraz ondan. Evet. Şimdi normalde planım en son geçen derste kaldığım gibi biraz dinler tarihinin metodolojisine devam etmekte. Arketipler anlatmak istiyordum. Yani Eliade, Joseph Campbell, Carl Gustav Jung arketipler nedir, dinler tarihinde önemi nedir,
arkeoloji, antropoloji, bunlarla ilişkisi nedir, psikolojideki yeri nedir, biraz arketipler üzerine konuşmak istiyordum aslında. Fakat arketipleri önümüzdeki haftaya aldım. Bugün metodolojinin biraz dışına çıkıyoruz şu an. Şu an bizi izleyen herkesi sanki metodoloji meselesini hallettik. Artık Yahudilik üzerine konuşuyormuş gibi varsayıyorum. Ve Yahudilikle ilgili bir meseleye geliyorum bu seminer boyunca. O da kabalacılık olsun. Yani bugün bizi izleyen sevgili arkadaşlarımıza kabalacılığı anlatalım biraz. Bir Yahudilik mezhebi veya Yahudiliğe ait bir ekol kabalacılık.
Şimdi şöyle, aslında Yahudi nüfusu göz önüne alındığında 14-15 milyon kadar Yahudi var dünya üzerinde. Tabii bu popülasyon biraz insanları yanıltıyor. Tabii Yahudi coğrafyası da sınırlı bir coğrafya. Yani sadece İsrail coğrafyası, diyasporada bazı yerlerde Yahudiler var.
Dolayısıyla dışarıdan baktığınız zaman Yahudi kültürünü aslında şey gibi algılıyorsunuz olayı. Belli bir tip Yahudilik var. Yani belli bir inanca sahip, belli bir ritüele sahip, belli bir inanç doğrultusunda hareket eden bir Yahudi kültürü var gibi düşünüyoruz hep.
Aslında hiç öyle değil. Yani yaklaşık 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başına geldiğiniz zaman Yahudilik zaten kendi içerisinden bugün hala var olan bazı ekollere ayrılmıştır.
Yani bizim rasyonel Yahudilik dediğimiz, reformist Yahudilik dediğimiz, geleneksel Yahudilik dediğimiz, Rabbinik Yahudilik dediğimiz, ondan sonra ultra ortodoks Yahudiler dediğimiz, ortodoks Yahudiler dediğimiz. Bakın bugün bunları fark etmiyor olsanız bile Yahudi kültüründe 19. yüzyıldan beri böyle farklı farklı ekoller var.
Tabii bu ekollerin sınırları hem doktrinsel anlamda hem pratikteki uygulamalar anlamında, ritüeller anlamında, hatta sinagogların mahiyetleri bağlamında bile farklılık arz ediyor.
Fakat benim bugün ele alacağım konu, yani Yahudiliğin içerisinde farklı bir ekol olarak ele alacağım konu Kabalacılık. Kabalacılık tabi çok daha derin bir farklılıktır Yahudiliğin içerisinde.
Mesela benim az evvel saydığım farklı Yahudi ekolleri diye saydığım ekoller son birkaç yüzyıldır özellikle Haskala hareketinden itibaren yani 1700 küsür yıllarından itibaren yani Yahudi aydınlanmacılığından itibaren bir yandan klasik Yahudilik var bizim Rabbinik dediğimiz ya da ortodoks dediğimiz bir ekolo. Bir bunun karşısında reformist olanlar var hani daha pozitivist olanlar, işte ikisinin arasını oluşturmaya ya da bütünleştirmeye çalışan konservatifler var. Şimdi bu üç tane Yahudi ekolu bugün var tamam. Ama Kabalacılığa baktığınız zaman Kabalacılık bunlardan çok daha köklü, çok daha eski ve çok daha derindir. Yani çok daha derin bir yapıdan bahsediyorum Kabalacılık dediğim zaman.
Tabi Kabalacılığın ortaya çıktığı tarih antik çağlar. Yani her ne kadar biz klasik Kabalacılığı orta çağlardan itibaren biliyor olsak bile aslında Kabalacılığın çıktığı tarih yani yaklaşık milattan önce 100-200’ler civarı neredeyse.
Ve Kabalacılığın doktorileri de az evvel saydığım o farklı Yahudi ekollerinden çok daha farklılaşmış, çok daha özelleşmiş ve neredeyse bana sorarsanız yani belli bir yerde Yahudilikten ciddi anlamda uzaklaşmıştır bile.
Şimdi buradan baktığınız zaman öyleyse Kabalacılık denilen ekol yani Yahudiliğin mistik kanalı ya da mistik Yahudilik dediğimiz ekol yani Kabala gelenek Kabala kelimesi büvence Kabal’dan gelir yani gelenekten gelir.
Arapçada da kabul etmek var ya semantiyi aynıdır yani daha doğrusu etimolejisi onların. Evet evet aynen. Kabala yani gelenek dediğimiz zaman Kabalacılık dediğimiz zaman biz Yahudi kültürünün içerisinde ayrı bir yerde duran 3 aşağı 5 yukarı İslam kültüründe tasavvufla benim az çok ilişkilendirebileceğim.
Ritüeller ve doktrinler bağlamında baktığınızda geleneksel Yahudilikten farklılaşmış derin bir böyle etkili bir yapıdan bahsediyorum hakikaten. O yüzden bu spekülasyona da çok açık olan bu Kabala Kabala popüler literatürde çok meşhurdur yani. Gorgula bir girin. Allah o popüler kültürde Kabala üzerinde neler vardır yani. Şimdi peki ney bu Kabala? Böyle üzerine sihirli sihirli şeyler konuşulan büyük üstatları olan aslında orta çağlarda falan bu Kabala ney?
Şimdi ilk önce şöyle yapacağım ben de böyle sistematik anlatıyorum genellikle. Bir genel bir giriş yapayım Kabala kültürünün genel olarak ne olduğunu. 2 tarihsel gelişimini biraz anlatayım. Ondan sonra da doktrinsel özellikler yani teolojik olarak doktrinsel olarak ve ritüel olarak öteki Yahudilerden farkı nedir biraz onlara bakalım.
Şimdi her şeyden önce Kabalacılık hareketi denilen hareket aslında bir kozmoloji doktrini çerçevesinde oluşmuştur.
Yani Kabalacılık denildiğinde bizim aklımıza büyük örende yaratılış doktrini bağlamında, kozmoloji yaratılış demek, yaratılış doktrini bağlamında yani kozmoloji doktrini bağlamında klasik Yahudilerden yani ortodoks Yahudilerden ya da Rabbinik Yahudilerden farklı bir anlayış geliştirmiş olan
ve bizim İslam kültüründeki tasavvufun öngördüğü bir yaratılış modeline daha yakın bir sistem anlayın. Yani öyleyse Kabalacılığın merkezinde duran ana kavram bir kere kozmoloji doktrinidir yani yaratılış doktrinidir. Yaratılış doktrini bağlamında baktığımızda öteki Yahudilerden ortodoks Yahudilerden çok farklıdır. Yani bence hiç alakası yoktur aslında.
Tabi neden farklıdır? Çünkü kaynağı çok farklı. Yeni Platonculuktan tutun da hani belki Budizme kadar antik çağlarda giden bir ilişkiler var, biraz ondan yani. Tabi bu kozmoloji hikayesine geleceğim yani Kabalacılığın bu kozmolojisi, bu yaratılış doktrini, Tanrı, insan, Tanrı ile insan arasındaki ilişki, varlık kategorisi, o kategorilerin kendi aralarındaki ilişkileri, Tanrı nasıl yarattı dünyayı Kabalacılığa göre, bütün bunlara geleceğim.
Ama önce bir girişimi tamamlayayım. Tabi bu hareket öyle basitçe bir kozmoloji hareketi olarak da kalmadı aslında. Sosyolojik olarak baktığınızda, Yahudilik tarihindeki konverso, Yahudilik kültürü dediğimiz kültürün de oluşmasına ciddi anlamda katkıda bulundu.
Yani mesela sosyolojik olarak daima şöyledir, bunu unutmamak lazım, bütün konverso hareketler yani İslam’da, Yahudilik’te, Hıristiyanlık’ta ya da başka konverso. Konverso hareketi şu demek, din sosyolojisinde veya dinler tarihinde, siz herhangi bir din mensubu iken başka bir din mensubu olarak görünmek zorunda kalışınız. Yani herhangi bir dindensiniz fakat başka bir dine geçmek zorunda kalmışsınız. Eski inançlarınızla yeni inançlarınızı böyle bir araya getirmeye çalışıyorsunuz. Bu kültüre biz konverso kültürü diyoruz. Bu Müslümanlarda da var, Hıristiyanlarda da var, Yahudilerde de var ve diğer, Parsi mesela Zerdüşlerde falan da vardır bunların örneği.
Ve genellikle yine bir din sosyolojisi prensibi olarak konverso hareketleri, konverso hareketler kendi bulundukları alanı daha çok mistik kavramlarla doldururlar. Yani eğer siz bir konverso hareket içerisinde olmak zorunda kaldıysanız, yani dininizi değiştirip bir başka din içerisinde hareket etmek zorunda kaldıysanız
büyük oranda yeni yapılanmanız mistiktir. Böyle bir kural var yani bu işlerde. Bunun aynısı Yahudilik içinde söz konusu. Mesela Yahudilikteki bütün konverso hareketlerde yani Marona hareketinde, İspanya’da, Frankizm hareketinde,
Doğu Avrupa’da, bizim Osmanlı’da, Sabatay sevi hareketinde bütün bu hareketlere baktığınızda yani bütün Yahudi konverso hareketlerine baktığınızda bu konverso hareketlerinin dibinde hep bir mistik kültür görürsünüz. Mesela Doğu Avrupa’da Joseph Frank’ın Frankizmi aslında Hıristiyanlaşmış Yahudi mistiklerdir.
Yani bizim Osmanlı’ya baktığınızda Osmanlı’da Sabatay sevi kültürünü taşıyan yani Sabataycı anlamda Yahudi iken Müslüman olmak zorunda kalan konversolar yani mesela bakıyorsunuz mistiktirler. Aynısı şeyde de geçerlidir, İspanyol Yahudiliği için de geçerlidir. İspanya’da da Marona olduğunuz zaman yani Hıristiyan olmak zorunda kaldığınızda 1492 civarında yani Yahudilerden bahsediyorum.
O Yahudi iken Hıristiyan olmak zorunda kaldığınızda yani Marona denilen kategoriye girdiğinizde sizin kültürünüz büyük oranda mistiktir artık mistik olursunuz yani. İşte bu Yahudilikteki konverso hareketlerinin mistik dibini aslında oluşturan şey kimlik bu kabalacı kimliktir.
Yani bütün Yahudi konverso hareketlerine bakın dünya üzerinde yani hepsine bakın. Mesela ben size bir örnek vereyim benim vaktim olsa onu ben onlara yazdım tabi de bir yerlerde. Mesela İspanya’da en güzel konverso örneklerden bir tanesi Servantes’in Don Quixote’dur. Mesela Don Quixote biz tabi Don Quixote okuduğumuz zaman şimdi okuyoruz tamam 16. yüzyılda İspanya’da veya dünya üzerinde Cemil Mervç’in anlattığı gibi bir sosyolojik dönüşüm vardır. Bir çağdan başka bir çağ geçiyorsunuzdur. Don Quixote onu temsil eder yani sosyalokların gözünde Don Quixote onu temsil eder.
Edebiyatçıların gözünde Don Quixote işte bir toplumdan başka bir topluma geçemeyen bir çılgının yaşadığı maceralardır. Ama mesela dinler tarihçileri bağlamında baktığınızda belki bunları kapsıyor doğru yani ben buna inanıyorum. Yani Don Quixote bunları da kapsar. Ama mesela dinler tarihi perspektifinden baktığınızda Don Quixote’da müthiş bir konverso edebiyat vardır. Müthiş bir kabalist gelenek şifrelenmiştir. Yani çünkü Cervantes bir konverso’dur. Dolayısıyla o kültürü taşımıştır ve Don Quixote’da yazarken satır aralarını adeta şifreli olarak gizlemiş olduğu o cümleleri falan siz analiz ettiğinizde bakıyorsunuz ki arkasına müthiş bir konverso, mistisizm vardır.
Kabalacılık vardır yani. O yüzden hani kabalacılık kültürü dediğim zaman öyle sadece bir kozmolojiyi anlatmıyorum ben. Kabalacılık dediğim zaman aynı zamanda tarih olarak baktığınızda sosyolojik olarak baktığınızda Yahudiliği esin veren ya da bir Yahudi kimliğini oluşturan bir kültürden bahsediyorum. Bu anlamda müthiştir yani.
Peki mesela kabalacılığın, kabalacı doktörlerin veya kabalacı tutumun başka uzanabileceği alanlar nedir? Mesela Yahudilik tarihinde ya da dünya tarihinde. Bana göre önemli yanlarından bir tanesi şu. Bu 18. yüzyılda Moses Mendelsso’nun geliştirdiği şey vardı. Sürgün milliyetçiliği kavramı. Mesela bu sürgün milliyetçiliği kavramı Yahudilik tarihindeki bana göre en önemli şeylerden birisidir. O yüzden de şimdi biraz oradan oraya atlıyorum. Şizofenik gibi görünebilir ama ben de içeri topluyorum yani. Biraz da böyle adrenalin olsun diye yapıyorum yani.
Mesela bizde iddiaçlıların arasında 20. yüzyılın başında şeylerin olması çok tuhaf karşılandı. Yani bazı Yahudilerin de iddiaçlıların içinde olması tuhaf karşılandı. Veya bazı saboteist kökenli olanların varlığı tuhaf karşılandı. Yani hem Türk milliyetçisi olacaksın hem Yahudi olacaksın.
Fakat bunun formülasyonu bir sosyolojik şeyde gizliydi aslında. O da şu, haskal hareketi. Yani 1700 yıllarına geldiğinizde, 18. yüzyılın ortalarındasınız, bir Alman Yahudi çıkıyor, Moses Mendelsso’nun. Bir hareket başlatıyor, haskal hareketi. Yani haskal hareketi şu demek, aydınlanmacı Yahudilik, daha rasyonel Yahudilik,
biraz daha pozitivist Yahudilik tırnak içerisinde ama. Ve bu haskala Yahudiliği dediğimiz, Yahudiliğin temel formülasyonlarından ya da mottolarından bir şudur ki, işte bu gözden kaçtığı zaman adamın hem Yahudi olması hem de Fransız milliyetçisi olması tuhaf geliyor. Adamın hem iddiaçlı olması hem de Türk milliyetçisi olması tuhaf geliyor.
Ama iş öyle değil. Çünkü haskal hareketinin motto’su ya da Mendelsso’nun mottolarından bir şeydi, sürgün milliyetçiliği kavramı. Bu önemli bir kavram. Yahudilik tarihinin sosyolesinde çok önemlidir. Sürgün milliyetçiliği şu, şunu dedi haskalacılar, şimdi buradan kabalacılığa bağlayacağım. Yani derdim haskalayı anlatmak değil de bunu söylemeden olmuyor yani. Şimdi şunu söylediler, dediler ki Yahudilerin kurtuluş ümidi yok. Yani 18. yüzyıldasınız, Avrupa’dasınız, haskala hareketinin içerisindesiniz. Peki nasıl kurtulabiliriz? İşte bir takım formüller var.
O formüllerden bir tanesi de şu, bulunduğunuz ülkenin milliyetçisi olmak. Sürgün milliyetçiliği bulur. Diasporik nasyonalizm. Sürgün milliyetçiliği. Niye biz bulunduğumuz ülkenin milliyetçisi olacağız? Çünkü kurtuluşumuz ancak böyle. Yani biz o ülkenin milliyetçisi olursak, o ulusla birlikte hareket edersek,
Yahudiler o antisemitik baskıdan ancak böyle kurtulabilirler. İşte bu kavram Yahudi literatürü içerisinde pek çok Yahudinin bulunduğu ülkenin milliyetçisi olması fikrine yol açmıştır. Buna biz diaspora milliyetçiliği deriz yani. Böyle bir kültür var. Fakat işin en enteresanı, şimdi bu tamam, bu güzel de bunun dibinde mesela daha enteresan şeylerden diyor şu,
Haskala hareketinin bu sürgün milliyetçiliği kavramının altında yatan şeylerden bir tanesi aslında Kabalacılıktır.
Yani Kabala kültürü aslında bu sürgün milliyetçiliğinin bu motto’sunu, yani diaspora milliyetçiliği kavramının gelişmesine müthiş katkıda bulundu. Çünkü Kabalacılık Avrupa’da aydınlanma fikrine katkıda bulunan en önemli Yahudi hareketlerinden birisidir. Mesela bizim klasik Yahudilik, yani Ortodoks Yahudilik 18. 19. yüzyıldaki aydınlanma kavramına çok eşlik edemedi aslında. Ama Avrupa’da veya dünya üzerinde aydınlanma fikrini, Yahudilik içindeki aydınlanma fikri iki ekol aracılığıyla ortaya çıktı. Birisi, mesela bu da çok enteresan bir konudur, ben bunun üzerine biraz çalıştım, Sabataycılık. Yani bizim Osmanlı’da 17. yüzyılda ortaya çıkan Sabatayist kültür Avrupa’da Yahudi aydınlanma hareketlerini müthiş beslemiştir. Mesela kadın erkek eşitliği kavramını ilk retorikle dillendiren Sabataycı misyonerlerdir Avrupa’da.
Bizim klasik Yahudiler buna yeni yeni farkına vardılar yani. Bir de Kabalacılar. Çünkü Kabalacılar da bir yanıyla mistik ama bir yanıyla da aydınlanmacı. Çünkü kurtuluşun olabilmesi için bir aydınlanmanın olmasını bekledi aslında Kabalacılar da.
O yüzden Kabala kültürünün sınırları, yani nereye kadar uzanabileceğinin sınırları Yahudilik darinde bu noktaya kadar getirilebiliyor.
Yani Yahudi aydınlanmacılığının dibinde de siz böyle biraz eşelediğinizde Kabalacılığı veya Kabalacılıktan kaynaklanan Sabatayizm gibi hareketlerin ve Frankizm gibi hareketlerin olduğunu gördüğünüzde bence hiç şaşırmamanız gerekiyor hakikaten.
Öyleyse Kabala dediğimiz bu hareket, bu mistik gibi görünen doğru bir yanıyla müthiş mistik ama bir yanıyla da olağanüstü şeydir yani olağanüstü pozitivisttir de. Yani bir yerden baktığınızda müthiş bir sistem oluşturuyor çünkü. Mekanik bir sistem oluşturuyor. Yani Newtoncu müthiş bir mekaniği vardır Kabalacılığın hakikaten. Yani mistiktir ama böyle bir şeyi de vardır. Mekanik pozitivist yanı da vardır Kabalacı sistemin. Şimdi öyleyse Kabalacılık dediğimiz zaman basit bir felsefi şeyi anlamıyoruz biz. Basit bir yaratılış felsefesini anlamıyoruz. Onun dışında Yahudiliğin bazı hareketlerine destek olan veya onları yönlendiren bir hareket olarak da anlıyoruz. Tamam.
Buraya kadar acaba birbirimizle anlaşabildik mi? Anlaşılmayan bir problem var mı? Protesanlıkta mesela protestanlık var mı? Yani evet. Ama protestanlıkta tabi eksik olan şey mistisizm. Yani ama hani bazı yerlerden baktığında Kabalacılık protestanlıkla örtüşür yani. Enteresan bir şekilde örtüşür yani.
Mekanik dünya algısı bağlamında baktığında özellikle kalvinist protestanlıkla Kabalacılığın tabi birisi yani protestanlık çok rasyonel bir yerden çıkar. Kabalacılık çok mistik bir yerden çıkar. Ama bir yerde örtüşür bunlar. Örtüştükleri yerde tarih ile insan arasındaki ilişkinin mekanik doğasıdır. Mesela orada özellikle kalvinizmle bu anlamda örtüşür yani.
Şimdi buraya kadar böyle bir giriş yaptım. Hani az çok tanıtmaya çalıştım olayı bilmeyen arkadaşlar için. Şimdi biraz tarih nasıl ortaya çıktı, nasıl gelişti. Ondan sonra da doktorun. Şimdi tarih şöyle. Klasik anlamıyla Kabalacılık dediğimiz zaman biz daha çok orta çağlardan itibaren var olan bir şeyi anlıyoruz.
İspanya’da işte 12, 13. 14. yüzyıllarda ortaya çıkan, İspanya’da Emevi Müslümanlar İspanya’ya hakimken, Emevilerin egemenliğinde yaşayan bazı Yahudi çevrelerde ortaya çıkan bir mistik ekol gibi görüyoruz biz Kabalacılığı. Tarihsel süreci öyle başlatıyoruz yani. Bu esasında çok doğru değil, biraz doğru. Bana göre %60 yanlış. Aslında Kabalacılık dediğimiz hareketin dibi var ve çok önemli bir dibi var. Filistin’e kadar çıkan yani M.Ö. 100, 150, 200 yıllarında aşağı yukarı Filistin topraklarına çıkan, oradaki o bölgedeki Eretz-i İsrail topraklarında termine ürüsüyle yaşayan bazı Yahudi cemaatlarının biz bu çok erken çağlardan itibaren, yani M.Ö. 100, 150’lerden itibaren var olduğunu ve bu Yahudilerin öteki Yahudilerden farklı düşündüğünü biliyoruz.
Yani şöyle düşünüyorsunuz, orta çağlarda başlar mı? Orta çağlarda başlamaz. Ama orta çağlarda bir şeye bürünür yani, kılıfa bürünür. Bu hikaye antik çağlarda başlar. Bu hikaye aşağı yukarı M.Ö. 150 yıllarından itibaren Filistin civarında bazı Yahudi çevrelerde başlar. Öteki Yahudilerden farklı düşünen bazı mistik eğilimli Yahudiler arasında başlar. Peki ne oldu da bazı Yahudiler, yani bu mistik Yahudiler veya bizim kabalacılık diyeceğimiz Yahudiler bu kadar erken çağlarda ortaya çıktılar ve öteki Rabbinlik Yahudilerden farklılaştılar? Hikayesi aslında çok uzun.
Ama çok genel bir şey söyleyebilirim. Yahudilik kültürü tabi çok antik bir kültür. Yani çok geçmişi olan bir kültür. Yahudilikte tek tarima inancı 1. Diyasporadan itibaren yani aşağı yukarı M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren artık yavaş yavaş iyice oturmaya başlamakla birlikte yani Yahudilikte 1. Diyaspora dediğimiz Yahudilerin Filistin topraklarının dışına sürülmesi ile başlayan süreç. İşte bu 1. Diyasporadan itibaren Yahudilikte tek tarima inancı biraz yoğunlaşmaya başlar. Ama öyle bir şey ki Yahudiler veya İsrailoğulları tek tarima inancına sahip olsalar bile o dönemde bazı Yahudiler geçmişten gelen bazı kültürlerini taşıdılar. Mesela hangi kültürlerini taşıdılar? Bir, İran’dan Zerdüşlük ile ilgili bir takım şeyler getirdiler.
İki, kendi Mezopotamya geçmişlerinden bazı paganist unsurları Yahudilik’in içine taşıdılar. İşte bu İran etkisiyle yani Zerdüşlüğün, Gnostik kültürünün etkisiyle yani eski İran, Zerdüşlüğün etkisiyle ve eski pagan, Mezopotamya paganizminden gelen etkilerle bazı İsrailoğulları, öteki İsrailoğullarından yani daha tek tanrıcı olan İsrailoğullarından biraz farklılaşmaya başladılar. Yaklaşık M.Ö. 150’lerdesiniz yani. İşte o farklılaşmayla birlikte eski İran kültürünü taşıyan, eski Mezopotamya kültürünü taşıyan kimlikler,
yani o kimliği taşıyan İsrailoğulları büyük ihtimalle Filistin civarında ölü deniz detsi yani Lütgölü dediğimiz bölgede özellikle ortaya çıkmaya başlayan bir hareket olarak göründüğü tarih sahnesinde ki biz bunların adlarını da üç aşağı başı çıkarabiliyoruz.
Bunlara biz Ebiyonlar diyoruz, Esseniler diyoruz, Törepetörler diyoruz. Yani öyle bir şey ki özellikle ölü deniz civarında yani Kumran civarında, Kumran mağaralara denilen yerde en azından net bildiğimiz bölge orası yani bu bölgede bazı İsrailoğulları,
İran ve Mezopotamya kültürünü tam asimile edememiş bazı İsrailoğulları kendi inançlarıyla bu geçmiş kimliklerini ilişkilendirdiler. Ve böylece batınî bir hareket başladı. Bakın bütün batınî hareketler senkretiktir söyleyeyim. Mesela İslam’da düşünün tasavvuf hareketi.
Senkretiktir yani tamam tasavvufun kendi ay dinamikleri falan var ama yani şimdi siz sufizm dediğiniz zaman onun dibinde, yani tasavvuf dediğiniz zaman onun dibinde hani biraz Hinduizm, Budizm falan görüyorsunuz. Yani bu da çok normal çünkü hani Müslümanlar orada geliştiler. Yani çok normal yani hani böyle olmuş olması illa oradan esinlendiği anlamına gelmiyor ama iki kültür karşılaşıyor ve oradan bir şey alıyorsunuz yani bu çok normal. İşte bu Yahudilikte biraz daha fazla oldu. Tam senkretik bir yapı oluştu. İşte bu erken Kabalacı Yahudilere,
mesela Kumren civarındakilere biz Maasah Bereshit gruba adını veriyoruz. Maasah Bereshit yani Maasah Bereshit İbrahimice’de yaratılış üzerine çalışanlar çalışmak falan anlamına gelir.
Ne demek yaratılış? Yani biz nasıl yaratıldık, dünya nasıl yaratıldı, insan nasıl yaratıldı, insanla Tanrı arasındaki ilişkiler, kozmoloji yani. İşte bu adamlar bu ilk Sufiler yani ilk Kabalacılar Yahudilikte alimlerisiyle
filistin bölgesindeki bu adamlara biz Maasah Bereshit diyoruz. Yaratılış üzerine çalışanlar. Ose yani Ose çalışmak falan demek Maasah onun şey ismi.
İşte Kabalacılığın erken dönemi geç antik çağa kadar devam edecek. Yani milattan sonra 400-500 lere kadar devam edecek bu ilk süreç. Filistin’de başlayan ve geç antik çağa yani milattan sonra 400-500 lere kadar devam edecek bu süreç bizim Maasah Bereshit dediğimiz erken Kabalacılık dönemidir.
Yani bu dönem önemli ve düşünün orta çağlardan çok önce yani. Bazı araştırmacılar ki ben de öyle düşünüyorum. Hırsliyanlığın mesela erken Kabalacı hareketlerden biri olduğunu düşünüyor.
Ben de öyle düşünüyorum. Yani aslında Hırsliyanlık hareketi Yahudiliğin bu dönemlerdeki Kabalist yorumlarından bir tanesidir. Hırsliyanlık daha sonra özelleşecek.
Özellikle mesela biz bu Hırsliyanlığın Kabalist geçmişine dair böyle ipuçlarını kanonik kitaplarında Hırsliyanlığın yani resmi kitaplarında nerede buluyoruz mesela? Özellikle bakın Yuhanna’nın İncili. Bana göre Yuhanna’nın İncili kesinlikle erken Kabala örneklerinden birisidir. Yani tabi başka Hırsliyan böyle apokaliptik metinleri de var yine bu dönemlere kadar uzanan. O yüzden büyük ihtimalle Hırsliyanlık hareketi de böyle Kabalacı bir Yahudilik olarak başladı. Ama hikaye daha sonra gelişti, değişti falan.
Şimdi bu erken dönem hareketi orta çağlara geldiğinizde Filistin’den İspanya’ya yani Diyaspora yoluyla Filistin’den ikinci Diyaspora’da gitmişti yani.
İspanya’ya geçen Yahudiler İspanya’da Filistin’deki bu Maasa Bereshi hareketini biraz İslam kültürüyle birlikte değerlendirdiler, asimile ettiler Hırsliyanlık, Yahudilik, İslam ve böylece İspanya’da Kabalacılık bir tık ileride yeni bir hale bürünmüş oldu.
İşte bu bizim klasik Kabalacılık dediğimiz hikaye burada başlar. Yani İspanya’dasınız ondan sonra 11-12-13. yüzyıllardasınız ve klasik Kabala metinleri artık ortaya çıkar.
Mesela Zohar, Sefer Yetzira, Sefer Habahir gibi klasik Kabala metinleri bunlar. Yani bunlar Terrat’a yazılmış tefsirler ve mistik, gnostic ondan sonra böyle Sufiyane metinler tam klasik Kabalacı metinlerdir yani.
Tabii bunların içerisinde en önemlisi şeydir Zohar. Böyle Zohar, Terrat’a yazılmış tamamen mistik bir tefsir. Çok enteresandır. Ve bizim İbni Arabi’nin metinleriyle enteresan paralelikler vardır. Yani hakikaten. O yüzden İspanya’da bu hareket şekillenir ve güçlenir. Tabi yazarların aslında anonim. Yani birer yazar atk ediliyor ama esasında anonim yani.
Muhtemelen bunlar edite edilmiş belli bir dönemde. 16. yüzyılda da basılı kitap halinde piyasaya dağılmış aslında. Mesela şöyle, orijinal yazım tarihimi.
Mesela Sefer Yezirah, Sefer Bahir aşağı yukarı 700 küsur yılları. O kadar erken. Zohar yaklaşık 1100 yılları falan. Yani Zohar biraz daha geçtir ama en temeli Zohardır yani.
Ondan sonra Cuma. Tabi başka çok metinler var da hani en temelleri bunlar yoksa işin içinden çıkılmaz yani. Zohar, İbni Arabi’den biraz önce. Bir tık önce yani. Evet. Evet İspanya.
Maimonides tabi bizim klasik şeydir abi. Aristocu. Çok da su mistik, kabalacılarla alakası yoktur. Ama Maimonides’in aile içerisinde neredeyse yarısından çoğu da kabalacı olmuştur. Böyle aile içinde kavgalar var onların yani. Enteresan bir şey. Tabi bu hareket yani bu kabalacı hareket üçüncü evresini yani erken dönem, İspanya dönemi üçüncü evresini bizim Osmanlı topraklarında yaşadı. Mesela bugün yani 19. y.y. bu kabalacılık, bugünkü modern kabalacılık yani. Daha çok bizim Osmanlı topraklarında ortaya çıkan bir kabalacıktır. Ama İspanya’dan gelen Yahudiler aracılığıyla yani. Bunların içinde de tabi en önemli isim 16. y.y. İsa Cluria. Yani İspanya’da kökenli, geliyor Filistina, Osmanlı Filistinli’ne yerleşiyor. Osmanlı Yahudiler ile ilişkisi var. Dolayısıyla İsa Cluria bu bağlamda önemli bir adam.
Yani kabalacılığa son şeklini verendir adeta. Mesela İsa Cluria’nın bir başka etkisi bizim şeyde gördüğümüz Sabatay sevi. Yani Sabatay sevi hareketi de Lurianik kabalacılık dediğimiz bir kabalacılığın içindedir.
Çok enteresandır. Yani Sabatay’s teoloji müthiştir. Çok derin bir teoloji yapmışlar adamlar. Ondan sonra. Ve İsa Cluria ile birlikte kabalacılık 3 aşağı 5 lüktarı bugünkü haline gelecekdir yaklaşık.
19. y.y. falan hani biraz aydınlanmacı kabalacılık dediğimiz böyle rasyonel kabalacılık da var ama yani çok önemli değil bana göre. Şimdi tarihsel olarak baktığınızda ben tabii çok kısa kestim tahmin edersiniz yani. Hikayenin gelişimi biraz böyle. Şimdi bu doktrinsel olarak ney? Üçüncü başlarımız yani.
Bunun doktrin neyi peki? Doktrin şöyle. Doktrin tabii yaratılış sefira kuramı. Şimdi bizim şey vardır emanasyon yani sudurdu doğrusu sufi çevrelerde ona çok benzer bu doktrin aslında.
Yeni platonculuk çünkü kabalacılık yeni platonculuktan çok etkilendi. Yani hakikaten. Bizim sufiler de çok etkilendi. Şimdi nedir bu yaratılış kuramı, kozmoloji kuramı, sefira kuramı bu yeni platonculuktan geçen bu kavram ne yani?
Kabalacılığın temeli olan kozmoloji anlayışı yani yaratılış anlayışı şöyle. Bir kere klasik Yahudilerden tamamen farklı. Yani hiç alakası yok yani. Peki nasıl şöyle.
Diyorlar ki kabalacılar başlangıçta yani hiçbir şey yokken sadece en mutlak olarak, en mükemmel olarak Einsof adıyla bilinen bir varlık vardı. Einsof.
Einsof şey demek adeta yani kendisi kendisine yeterli olan varlık, en mükemmel varlık. Tabi bu kuramlar hani siz felsefe ile uğraştığınız için hani platonda falan nasıl zaten anlıyorsunuz yani platonda pilotinuste yani hep oralara denk düşüyor aslında hikaye. Şimdi nasıl? Aynen öyle. Aynen. Şimdi bu kendisi kendisine en mükemmel olan varlık hiçbir şey yokken yaratılış yokken, insanlar yokken, kozmoz yokken, dünya yokken kendi başına yeterli bir şekilde iyiydi.
Fakat bunun bünyesinde çok yüksek bir ışık vardı. Çok yüksek bir nur vardı bu varlıktan. Bu da nur-u Muhammediy’dir. Ben size söyleyeyim yani hani nur-u Muhammediy’dir derken hani paralelliklerden bahsediyorum o anlamda yani çünkü bu kuramlar birbirlerine benziyorlar.
Dönemleri aynı, hani mantıkları aynı yani bu kavramların gerçekliği var mı yok mu ben bunları bilemem. Bilemem ama ben tarihe mal olduğu bağlamda baktığımda bu paralelliklerin hepsini görüyorum aslında.
İşte bu varlık kendi kendine çok mükemmelken o ışık birden dağılmaya başlar. Yani mükemmel olan ışık dağılmaya başlar. O dağılma olduktan itibaren de yaratılış başlar artık.
Ve yaratılış yukardan aşağı on basamakla oluşur. Yani en mükemmel varlık Ayn Sof. Ayn Sof fazla ışıktan dolayı kırılmaya başladı. Kendi içerisinde parçalandı.
Her bir parçalanma, her bir kırılma varlıklar kategorisinde yol açmaya başladı. Yani mantığı şöyle, tarih şöyle en mükemmelken ben öğrencilere de böyle elimle anlatıyorum şu halde düşünün yani bunun Ayn Sof olduğunu düşünün tamam mı?
Fakat bu Ayn Sof’un nurunun fazla olmasının kendisine ağır geldiğini düşünün. Bunun mantığı şu an önemli değil yani nasıl ağır gelebilmem bununla uzun hikaye yani. Ağır geldiğini düşünün. Ve bu parçalanmaya başladı. Açılmaya başladı. Parçalanmak demek yaratılışın olmaya başlaması demek.
Ve ilk parçalanmada sefira denilen yani alem denilen bir varlık kategorisi oluştu. Bakın artık yaratılış var. Şöyle yani bakın. Şimdi bu sefira denilen ilk yaratılış alemi birinci alemdir. Buna ibrenice de keter denilir. Touch demektir ibrenice. Touch yani yaratılış. Touch.
Şimdi bu keter alemi ya da sefirası bütün varlıkların prototipini içeriyordu. Yani sizin, benim, dünyanın eşyaların bütün varlıkların prototipi. En mükemmeli buradaydı abi. Platon’un ideaları yani. Aynen öyle. Ondan sonra şimdi bu birinci sefira yani birinci alem tamam keşke böyle kalsaydı kalmadı. Çünkü bunun içindeki ışık da o kadar güçlü ki. O kadar bu nur o kadar güçlü ki abicim. Yine kırıldı. Kırılınca bir ikinci alem oluştu. İkinci sefira oluştu yani. İkinci sefira ile birlikte varlıkların prototipleri biraz daha böyle figüre lize oldular. Yani bir nurlaşmaya başladılar.
Mesela sizin, benim o başlangıçtaki prototiplerim daha netleşmeye başladı. Hani aynen suretler yavaş yavaş oluşuyor yani. Soyut ve somut kavramlar oluşmaya başlıyor yani. Fakat tabi bu ikinci sefira da bu kırılma durmadı. Ne oldu? Yine patladı.
Yani buna zimzum denilir. Zimzum. Yani zimzum bu patlayış sürecidir. Yani patladı üçüncü sefira. Alemler gittikçe bakın her bir alem varlıkların figürasyonunu kolaylaştırıyor. Şimdi dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on.
Şu on tane alem oluştu tamam. Yani on tane alem. Fakat bu alemler düşüş demek. Aşağı doğru düşüyorsun fall yani. Fall in love yani. Bir aşağı doğru düşüş hikayesi bu. Bir aşk hikayesi aslında. Birazdan öyle olacak çünkü hikaye. Şimdi biz en son aleme geldik abi. En son alem şu an Melkut alemi. 10. alem. Daha düşüş yok. Çünkü ışıklar azaldı. Melkut. Melkut. Melha yani egemenlik. Egemenlik. Melhut. Tanrı’nın egemenlik alanı yani. Şu an bu dünyada olan herkes ve her şey Tanrı’nın 10. görüntüsüdür abicim.
10. sefirasıdır yani. Şu an biz Tanrı’nın 10. sefirasıyız. Yani baktığınız zaman suretlere dibini kaşıdığında ne çıkıyor ortaya? O Aynsof çıkıyor aslında. Peki ne olacak şimdi? Tamam bu onda durduk artık. Yani aşağıda iniş yok. Şimdi abi şu olması lazım.
Çıkış abi. Şimdi Falinlar şimdi yukarıya doğru yani bir aşk hikayesi şimdi kavuşmaya doğru çıkacak yani. İşte bu kavuşma sürecine de Tikkun deniliyor. Tikkun kelimesi de onarmak falan demek. Neyi onarıyorsun?
O evrene dağılmış olan ışıklar falan var ya. Kilippot. Yani dağılan kılıflar Arapçası. Kilipva. Yani kılıflar o ışıklar dağıldı ya kırıldı her şey yani. Şimdi bu ışıkların toplanması gerekiyor. Bu toplanmaya Tikkun deniliyor. Tikkun kurtuluş demek. Peki biz bunu nasıl toplayacağız?
Yani siz ben ne yapalım abi? Elimize kâsa alıp da yollara çıkıp ışık mı toplayacağız yani bu saatten sonra? Hayır öyle yapmayacağız. Gerçi İsa Kluhya biraz öyle yapın diyor da. Ama daha pratik var yani Kabalacılar’a göre. O da şu. Hayır. Kurtuluş Tikkun şöyle olacak. Şimdi biz en son alemde miyiz? 10. alemde miyiz? Eyvallah.
Biz kimi bekliyoruz şu anda? Mesih abicim. Mesih yani Mesih geldikten sonra biz yavaş yavaş o Tikkun’u sağlayacağız. Böylece Mesih’in sayesinde evrene dağılmış olan bütün ışıklar tek tek toplanacak. Biz bulunduğumuz 10. Sefirot’tan yukarıya çıkacağız. Nereye? 9’a. Yani asli olan vatanımıza geri dönüyoruz. Yani abi Simur gibi bakacağız ki aynaya vatana geldiğimizde aynaya bakacağız ki aslında hepimiz biz kuşlar yani o varlıkmışız tarihmişiz yani. Bir bakacağız 9 olmuşuz. Biraz daha çalışacağız. Mesih çalışacak. 8’e çıkacağız. 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1. En son abi pat ayn sofa döneceğiz. Geldiğimiz yer arası çünkü. Ve böylece vahd-i vücut veya o geldiğimiz noktaya ulaşmış olacağız.
İşte Kabalacılığın yaratılış kuramının özü bu. Yani öyleyse bunda tabi çok ciddi bir mekanik panteizm var aslında. Yani hani hakikaten öyle yani. Belli bir mekaniği var. Belli bir determinist panteizmi var. Mesela burada yani genelde bütün Kabalacılar 3 Aşıları ve 5 Aşıları böyle düşünüyor.
Fakat mesela Converso Kabalacılarda olay biraz farklı. Mesela bizim Sabataist Kabalacılıkta olay biraz daha farklı. O ki Sabataist Sevi de büyük ihtimalle İsa Luria’dan falan etkilendi o görüşünde. Şöyle söylüyor mesela Sabataist literatür.
Yani evet tikkun için yani onarılmak, yeniden kurtuluş, yeniden ayn sofa ulaşmak için Mesih tamam. Fakat Mesih yetmiyor. Bizim Mesih’i getirmemiz için insan olarak da bize rol yaşıyor. Yani mesela İsa Luria bundan dolayı bu mekanik sistemde insana çok önemli bir rol vermiştir.
Yani insan olmadan kurtuluş olmuyor aslında. O yüzden de mesela Sabataist Kabalacılık şeydir. İnsanı da aktif olarak devreye sokar. Yani öyle pasif ve mesih beklentisi yok. O yüzden Luria’cı Kabalacılık geçmiş Kabalacılığın pasif Mesih’ini aktif insanla değiştirmiştir.
Bu bana göre, yani bu tabii şimdi hani konuyla çok ilgisi olmayan arkadaşlar için hoca uçuyor diyebilirler ama benim için çok önemli noktalar bunlar. Yani ince noktalar. Çünkü hayat böyle oluşuyor yani. Bir dünyanın hayatı bu bundan oluşuyor yani. Bu ince bir nokta. O yüzden de hani Luryanik Kabala dediğimiz İsa Luria Kabalası 16. Yüzyıl sonrası yani Osmanlı Kabalacılığı erken Kabalacılıktan farklı.
Çünkü insan çok önemli. Ve bunu da en güçlü böyle tap noktasına kadar kullanan konverso hareketler oldu. Başta Sabataist Seviyye Hareketi, Frankizm Doğu Avrupa’da bunlar bunu kullandılar yani. O yüzden mesela buradan baktığınız zaman geleneksel Yahudiliğin yaratılış kuramı ve o yaratılış kuramının içerisinde insanın ontolojik pozisyonu ve Tanrı’nın durumu hikayesi hiç benzemez buna. Yani klasik Yahudilikte Tanrı bambaşka bir kategoridir ve insan bambaşka bir kategori. İkisinin arasında mümkün değil yani. Yani hiçbir ilişki olamaz. Ama Kabalacı Doktor’ün de insan ve Tanrı arasında ontolojik farklılık yoktur aslında.
Sadece Tanrı’nın kılık değiştirmesi sonucu oluşmuş olan farklılıklar vardır. Bir suret farklılığı vardır. Yani Tanrı çoğaldıkça şekli değişmiştir sadece o kadar. Ama esas da batına girdiğin zaman yani içine girdiğin zaman bakacaksın ki esas da insan dediğin varlık Tanrı’nın adeta bir suretidir.
O yüzden de Kabalacı Kozmoloji Kuramı ile Yahudiliğin Kozmoloji Kuramı, Klasik Yahudiliğin Kozmoloji Kuramı bakın birbirinden çok farklı. Ondan sonra tabi bunun üzerine… Hocam 10. kademede buraya ulaşıyoruz. O ülke arasının sayısıyla ilgili mi?
Ya büyük ihtimalle onlarla ilgili. Yani bu 10 kavramı 10 Sefirot kavramı sanıyorum ki Yahudilikte eski paganist kültürlerden kalan 10 gezegen sisteminin ortaya çıkmış haldir. Kabalacılık içerisinde ortaya çıkmış haldir yani büyük ihtimalle. Herhalde öyle olsa gerek yani. Tabi ben şeyi çok iyi bilmiyorum yani bizim klasik yeni platonculukta üçlü bir aşama var. Bizim İslam kültüründe böyle 10’lu bir alem, ay altı alemi falan var mı yani böyle bir… Var falan. Enteresan tabi. Akıllar… Tamam evet enteresan. Ama normal yani kültürler birbirlerine tanışıyorlar alıp veriyorlar falan.
Tabi tabi kesinlikle. Tabi tabi sudur abicim tam böyle net yani. Ya şöyle diyeyim ben şimdi onu biraz Türkçeleştireyim böyle çok spesifik bir şey olmasın.
Aslında bu 10 Sefirot’u aşağı doğru düşüren mantığa mantık esasta akıl, hokma ibrenicede. Yani birinci basamak Aynsof 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ona kadar indi ya bu abicim.
Bu aşağı inerken bunun sistematiksel aklını kim oluşturdu yani ona kadar inecek orada duracak yani onu bu Aynsof’un hokması yani aklı oluşturdu. Dolayısıyla bu emanasyonun sudurun üzerine yükseldiği aks aslında akıldır. Yani hikmet yani hokma.
Akıldır yani bilmiyorum hani bu böyle bir benzerlik kurulabilir mi ama bu anlamda akıl önemli de bir şeyde yaratılmışlar. Her kademenin bir aklı var. Tabi tabi her kademenin bir aklı var. Var abicim. Evet yeni platonuculuk tabi.
Tabi hani kozmanajı anlayışı böyle yani normalde kabalacılığın başka doktörüleri de var. Ben şimdi basitçe hani temel doktörün yaratılışı çünkü ama mesela geleneksel Yahudilerde olmayan bir kere en temel de şöyle tabi.
Şimdi Mesih geldikten sonra aslında klasik Yahudilikte de böyle şeriata artık ihtiyaç olmayacağı için şeriat iptal olacak. Yani klasik Yahudilikte de böyle. Fakat bu vurgu kabalacılarda çok önemli. Yani Mesih geldi, tikkun başladı, şeriat bitti. Şeriat bittiği için şeriatın yerine yeni bir şeyler koymamız lazım. Ne koymamız lazım? Yeni şeyler.
İşte o yeni şeyler denilen şeyler de bildiğimiz klasik Yahudi ritüelleri değil artık. Başka ritüeller. Yani hani günlük Yahudilikte ki 3-2 adet Şabat bilmem ne bunlar değil yani. Yani mesela Sabat-i Seviyenin Şabat kurallarını ihlali, Koşe ve ihlali bunları göz önüne aldığınız zaman sistemin kabalacılık içinde ne kadar durduğunu anlıyorsunuz yani.
O yüzden hani anlattığım olay basit bir yaratılış kuramı değil. Başka doktrinler de var. Mesela bir başka doktrin, hani bu şeriatın gidip yerine başka şeylerin gelmesi doktrininin yanında. Mesela temel şeylerden biri şu. Aslında bizim muhtemelen marjinal bazı çok çok çok batini İslam geleneğinde de var herhalde bu şey.
Reenkarnasyon. Yani musaymelik gibi hani bizde çok marjinal batini gruplara baktığınızda var olan ya da dürzilik falan yani. Kabalacılık da önemli. Yani reenkarnasyon, kabalacılık da önemlidir. Birbirinden farklı reenkarnasyon türleri var kabalacılığa. Çok zenginde bir literatür var.
Yani ölen birisi, mesela iyi birisi ise onun ruhu bu dünyada birisine yardım etmek için yeniden aşağı iner. Ölen biri kötü biri ise onun ruhu bu dünyada birini daha da yoldan çıkarmak için bu dünyaya inebilir. Yani farklı farklı işte ibbur var, dibbuk var. Yani reenkarnasyon çok önemli kabalacılarda.
Bir farklı farklı reenkarnasyon türleri var. Nasıl? Daimon yani. Atalar kültü gibi. Tabii tabii biraz zaten öyle yani hani kabalacılıktaki bu gelenek de nereden kaldı? O pagan kültürden kaldı kabalacılığa.
Yoksa klasik Yahudilikte reenkarnasyon mu? Diyemezsiniz yani. Mümkün değil. Yani mitsvalar yani Yahudi kuralları bellidir. Onların içinde reenkarnasyon falan asla yoktur yani. Ama kabalacılıkta reenkarnasyon çok önemli düşünün. Gibi yani kabalacılık birbirinden farklı böyle temel 3-4 doktorinden oluşur. Ama bunların içerisinde en temeli o yaratılış kuramı yani sefiralar denilen hikayedir.
Ve klasik Yahudilikten de buradan baktığınız zaman son derece şeydir, farklıdır. Diyorum ve bugünkü seminerimi burada bitiriyorum. Bir şey soracağım. Klasik Yahudilik derken evrak merkezi bir şey mi? Çünkü doğrusu ilerleyen dönemde ortaya çıkmış bir şey mi? Hani örneğin, haline, kısamın, çiftin farkında bir şeyler olduğunu, hiçbir ilişkisi olmadığını söylediniz ama
Tevrat’te bir sanırım çünkü görüntüleri düşünürsünüz ve aslında o insanların arasında gelen, evrak konumlarında bir anlım gibi bir şey var. Yani geleneksel ya da klasik Yahudiliksel ne anlamı? Nereye var? Yani şöyle doğru yani klasik Yahudilik dediğimde, yani Rabbinik Yahudilik diyelim ona, Rabbani Yahudilik ya da Ortodoks Yahudilik diyelim. Dediğimizde şunu anlamamız gerekiyor. Tamam mesela senin dediğin doğru.
Tevrat’ta öyle antropomofik şeyler var hani böyle insan biçimli ama insan biçimli tahmin falan var ama yani Yahudi tefsirleri onu rasyonalize ediyor. O bir sembolik dildir diyor. Mesela bunu en güzel yapanlardan birisi de Filo’dur. Birinci Yüzyıl filozofu Filon yani biliyorsunuz İskenderiyeli. Bu adam mesela dehşet bir adam yani. Adamın hastasıyım yani. Onun legum allegoriumu falan bayılıyorum yani.
Mesela kutsal kitabın içerisindeki o buna benzer insan biçimli tahmin ya da buna benzer böyle antropomofik hikayeleri müthiş rasyonalize eder. Nasıl? Tevil mi? Tabi tabi tevil ediyor. Yani bayağı bir değiştiriyor yani. Dolayısıyla gördüğünüz gibi bakmayın onlara diyor. Şimdi biz geleneksel Yahudilik ya da Rabbinik Yahudilik dediğimiz zaman aslında şunu anlamalıyız.
Hani o antropomofik şeyleri böylece çıkarabiliriz yani önemsemeyebiliriz. Şunu anlamalıyız. Bir kutsal kitabı yani eski ayet veya Tevrat diyelim ya da Tanak yani. Eski ayeti kabul eden, klasik Yahudi ritüelleri işte günlük üç vakit ibadetin, haftalık, şabatın, yıllık, roşoşanan ve diğer ibadetlerin bütün bunları yapan. İşte 613 tane emirler bütünü var. Mitzvalar Yahudiliğin anayasası.
Bunları kabul eden. Ondan sonra işte ritüellerinde giyilmesi gerekli olan, tefillini talleti üzerine alan giyen kimse, bunlar klasik Yahudiler. Yani bunlar Rabbinik Rabbani’ler. Yani ama Kabalıcılar başka bir şey. Yani Kabalıcılarda da tabi ki Tevrat var, eski ayet var. Yani dini ritüeller var fakat içeriği bambaşka. Yani müthiş bir mistik tevil yapmış adam. Zohar öyledir mesela. Yani Zohar baştan sona kadar olağanüstü böyle mistifiki edilmiş bir tevildir. Yani Zohar’ın içinde artık Adem’le Havva, Adem’le Havva değildir yani. Yani Zohar’ın içinde cennet, ondan sonra günah kavramı o bizim bildiğimiz klasik Tevrat’taki şeylerden değildir. Bambaşka bir hale gelir yani. Niye?
Çünkü Kabalıcı gelenek büyük oranda yeni Platoncudur. Klasik Yahudilik abicim büyük oranda Aristocudur. Ve klasik Yahudiliği belirleyen kesinlikle Maimonides’dir. Biraz Sadia Gon yani aşağı yukarı orta çağlar yani 12-13. yüzyıllar ve biraz daha öncesi Sadia Gon. İki adam çok önemlidir bu bağlamda. Sadia Gon ve Maimonides ya da İbn-i Meymon. Ve bu adamlar Aristocudur. Ve modern Yahudi tiolesi, fıkı, kelamı neyse yani klasik modern Yahudilik bunlar üzerine oturur. Ama bizim Kabalıcılık dediğimiz kültür yeni Platonculuk üzerine oturur. Kaynakları başkadır, kahramanları başkadır, her şeyleri başkadır. Evet sorunuz varsa devam yoksa bırakıyoruz. O zaman bir daha görüşürüz.
Büyük ihtimalle haftaya arkeatiplerden devam edeceğiz.
İlk Yorumu Siz Yapın