"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kürşat Demirci, Din, Tarih ve Arkeoloji, 7. Seminer

Kürşat Demirci, Din, Tarih ve Arkeoloji, 7. Seminer

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=VYwXxKvSQnk.

Tamam, yayındayız. Peki. Bugün, bu yayında şunu yapalım. Aslında şu ana kadar yani 6 ya da 7 seminer oldu benim dinler tarihinde. Bu 6-7 seminerde büyük oranda metodoloji üzerine konuştum ben. Dinler tarihi nasıl bir bilim dalıdır, metodu nedir, başka bilimlerle ilgisi nedir. Daha çok bunlar üzerine konuştum.
Bugün bu metodolojiyi bırakayım artık. Yani 3 aşağı 5 yukarı beni izleyenlerin kafasında bir şey oluştu. Zaten onlar da biliyorlar herhalde bu konuları az çok. Bugün biraz konulara gireyim. Yani klasik bizim dinler tarihinin konularına gireyim. Şöyle yapalım tabi biraz kronolojik gidelim. Yani eski dünyadan başlayalım, antik dünyadan başlayalım. Oradan işte Yahudilik yani ne kadar ilerleyebilirsek bakacağız yani. Belki de az evvel sizinle konuştuğumuz gibi belki de bu dersin paralelinde bu tabi biraz da zamanla ilgili bir şey. Bu dersin paralelinde şöyle bir ders de olabilir. Çünkü burada hani klasik tekstler falan da okutuyorsunuz siz. Latince, grekçe ve buna benzer bir takım anametinleri de okutuyorsunuz. Şeyde yapabiliriz belki eğer zaman bulabilirsem ona bir Gılgamış destanı.
Yani Akatçası’ndan, sonra Batı dillerinden ve Türkçesi’nden böyle paralel bir şekilde alıp Gılgamış destanını yorumlayabiliriz. Yani okuyarak yorumlayabiliriz. Bu biraz zamanla ilgili ama bunu sistematize edebileceğimi düşünüyorum. Şimdi Mesopotamya yani antik çağın neresinden başlarsınız? Dinler tarihi hocasısınız.
Ondan sonra fakültede ders anlatıyorsunuz. Dinler tarihine metrodolojisini anlattığınız öğrenciye bir ayınızı iki ayınızı aldı o. Sonra nereden başlamanız lazım? Şimdi bizi izleyen hani bu işe çok meraklı, profesyonel ya da amatör arkadaşlar için böyle bir harita gibi bir şey olsun bu söylediklerim. Şuradan başlamanız aslında uygun olur. Yani kronolojik bir sırayla gitmeniz lazım.
Eğer mümkünse yani bir dinler tarihini çalışan birisinin mümkünse ilk önce biraz prehistorya dinleri yani prehistorik dinler, tarihi öncesi dinler biraz buralardan girmesi gerekiyor. Tabii ondan sonra geldiğiniz nokta daha çok şeydir ya Mesopotamya ya Mısır yani iki noktadan başlamanız gerekiyor. Prehistorya dinlerini bitirdiyse eğer ya Mısır’dan başlayacaksınız eski Mısır dinleri veya Mesopotamya’dan başlayacaksınız.
Benim için tabii şey önemli yani Mısır da önemli eski Mısır dinlerini önemsiyorum ben. Üzerine okuyorum da çok yazdığım bir konu değil aslında Mısır dinleri. Fakat Mesopotamya’yı biraz daha önemsiyorum. Yani eski Mesopotamya hem tarihi olarak önemli hem kültür tarihi olarak önemli hem dinler tarihi olarak önemli.
Ve Mesopotamya uygarlığından bize kalan çok şey var yani inanılmaz şey var. Yani evet pek çok uygarlık bir sonraki uygarlığa etki eder ve miras kalır bu doğru. Ama Mesopotamya uygarlığından Anadolu’da, Ortadoğu’da önemli şeyler hala devam ediyor bana göre. Yani psikoloji olarak baktığınızda belki arke tipler hala kafamızda biraz Mesopotamyalı bizim.
Eski Ortadoğu veya Akdenizli ama daha somut şeylerden bahsediyorum. Çok somut eski Mesopotamya kültürü hala içimizde devam ediyor. Halk oyunlarından tutun da müziklere kadar. Bugün mesela benim en enteresan ilgilendiğim konulardan biri şey oldu bir zamanlar. Şu an pek dönemedim onu aslında da.
Bu Doğu’da bizim Erzurum, Erzincan o taraflarda falan bu Tomarza oyunları denilen oyunlar var. Tomarza bazen Tomarza oyunları ya da buna benzer isimlerle anlandırılıyor. Bizim Doğu Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’da kısmen yani birazcık halay gibi şeyler bunlar. Ama spesifik olarak adı da bu Tomarza veya buna yakın kelimeler yani.
Bu Tomarza oyunları veya Tammaza oyunları veya Damuze oyunları şeyde de var tabii. Daha doğuya gittiğimizde Ermeni bölgesinde de, Ermeniler arasında da oynanılan oyunlar bu tarihi içerisinde. Ve günümüzde hala aslında. Bu oyunlar tabii eski Temmuz oyunları. Yani eski Sümerler’de Temmuz yani Dumuzi, Dumuzi İnna’na Temmuz İşdar arasında geçen o mitosal aşk öykülerinin aslında onlar basit aşk öyküleri değil tabii. Yani evrenin nasıl oluştuğunu anlatan hikayeler onlar. Yani hikayeler derken burada başka bir şey kastediyorum tabii. O Temmuz ile İşdar arasındaki hikayelerin performa edildiği sahnelerde oynanan oyunlar bu. Temmuz oyunları, eski Temmuz oyunları. İşte o Temmuz oyunları bugün günümüzde hala devam ediyor Doğu Anadolu’da abicim. Yani müthiş etkisi var. Yine Güneydoğu Anadolu’da özellikle Yezidi kültürü içerisinde eski mezopotamya inançlarının son derece şey var, izleri var.
Ondan sonra yani Yezidilerin Sinjar diyoruz ya biz haberlerde bir ara Yezidiler çok söz konusu olduğu. Mesela o Sinjar dağları denilen şey bakın hala kullanıyoruz Sinjar kelimesini. Esas da Sümerce Singal’dir. Singal de şey Ay yani eski mezopotamya da Ay ile ilgili tanrı biliyorsunuz. O Singal kelimesi Sinjar olarak o dağlarda hala varlığını sürdürür.
Sadece isimsel benzerlikler değildir bunlar yani kültürel benzerliklerdir. Dolayısıyla mezopotamiyayı ben biraz daha önemsiyorum. Mısır’dan daha fazla önemsiyorum. Bir de tabi eski mezopotamya inançları biraz Yahudi kültürü ile ilişkili, Hıristiyanlıkla ilişkili bu yandan da çok önemli. Hani modern dünyayı bu şekilde de etkilemiş.
O yüzden ben de bu derse madem kronolojik olarak gidiyoruz madem metodoloji meselesini bıraktık. Mısır’dan değil mezopotamiyadan başlıyorum. Yani dinler tarihinin metodolojiden sonra benim için birinci önemli konusu eski mezopotamiyadır. Ben de eski mezopotamiy inançlarından başlıyorum.
Tabi şöyle şimdi izleyen arkadaşlar videoyu izleyen arkadaşlar için şöyle basit bir dinler tarihi araştırmacısı olmanın el kitabı gibi bir şey söyleyeyim. Yani mezopotamiye girmeden önce sizi oraya hazırlayacak bir mantık olsun bu.
Bunu şey gibi düşünün bir dinler tarihisi olduğunuzda nasıl çalışmalısınız, nasıl okumalısınız ve nasıl anlatmalısınız. Bu tabi benim kendi kendime belki kabul ettiğin ve uyguladığım bir sistem ama çoğunlukla birazdan anlatacağım mantıkla baktığınızda dinler tarihi çalışmalarına. Kafada daha iyi kalıyor, daha iyi araştırmacı oluyorsunuz, anlatırken daha sistematik oluyorsunuz. O yüzden bir böyle pre-mezopotamiye öncesi böyle bir harita, bir dinler tarihin epistemolojik haritası gibi bir şey olsun. Bir iki dakika onun üzerine konuşayım. O şu, şimdi dinler tarihine bakıyorum ben yani makaleler bilmem. Aslında Türkiye’de dinler tarihi çalışmaları fena değil. Yani Arap ülkelerinde zaten pek bir şey yok. Orta çağda İslam dünyasında iyi çalışmalar vardı. Batı’da dinler tarihi çalışmaları zaten çok iyi. Türkiye’de dinler tarihi çalışanları fena değil yani hani uluslararası literatürde falan ismi geçen veya yerel çalışan ama iyi böyle arkadaşlar var, bu konuda uzmanlaşmış. Şimdi herhangi bir böyle ortalama veya sıradan bir dinler tarihin metnini falan gördüğünüzde hemen şeyle başlar o metin. İşte tarihler. O tarih şunu yaptı, bu tarih bunu yaptı, işte anı orada, enlil orada. Yani herhangi bir tarih, herhangi bir tarih öteki tarihden çok farklı değildir aslında. Şimdi siz dinler tarihi ile ilgili çalışmaya veya yazmaya veya anlatmaya tarihlerin fonksiyonuyla girdiğinizde kaymakarışık bir şey, bunun bir anlamı yok. Yani diyelim ki eski mezupotamiye inançlarını anlatıyorsunuz. Sümer, Asur, Babil ne varsa yani. Şimdi doğrudan doğruya tarih inancıyla girdiğin zaman hiçbir sonuç alamazsın. Yani Anu, enlil, Igigi, yani Eya, yani yüzlerce ve binlerce tarih. Ve bu tarihler, o tarih şunu yapar, bu tarih bunu yapar demek çok öğretici bir şey değil. Anlamlı da değil. Ve zaten yeryüzünde bütün mevcut dinlerde bizim bu tarih kelimesiyle şu an ifade ettiğimiz pek çok ilah birbirine benzer fonksiyonlar yapar.
Yani Zeus, Grekler de neyse yani üç aşağı beş yukarı eski Kenan’da da Hadad odur yani Fırtına Tanrısı. Veya işte Hindistan’da Diyavus odur yani Fırtına Tanrısı. Şimdi Fırtına Tanrısı deyip de onu anlatmaya başladığında yani konuya böyle girmeye başladığında o zaman yani yüzlerce kavram, yüzlerce tarih, yüzlerce çok anlamlı olmayan eylem. Dolayısıyla benim önerim şu, bu tarihler nedir, tarihler ne yapar, hangi tarihler ne fonksiyonu var, bunların özellikleri nedir sorusu veya meselesi biraz daha aslında sonraya ele alınması gerekli olan bir meseledir. Peki neyle başlayalım? Hani biz dinler tarihi okuyoruz, çalışıyoruz, yazıyoruz, ondan sonra peki daha ne yapalım? Yani nasıl bir mantığımız olsun? Mesela Mezopotamya’yı ele alalım, Mezopotamya dinlerini araştırıyor olalım. İlk önce kaynaklar meselesi önemlidir bakın daima yani dinler tarihi çalıştığınız zaman araştırıcının bu ilk ele alacağı konu, ilk yazacağı konu, ilk anlatacağı konu aslında kaynaklar meselesi olmalıdır. İlk kaynaklar meselesi şu, mesela diyelim ki ben size Hittit dinini anlatıyorum. Yani eski Anadolu’da değil mi Hittit uygarlığı Hittit dinini anlatıyorum. Tamam güzel anlatacağım birazdan geleceğim işte tarihler öte dünya inancı, büyü inancı bilmem ne bir yeri şey kavram yani iç çiçe geçmiş bir yeri şey. Fakat bütün bunları bilmeden önce ve bütün bunları anlatmadan önce bu dine esin veren temel kaynaklar nelerdir?
Bu çok önemli yani tarihler falan bütün bunların hepsini sonraya bırakmak lazım. İlk önce Hittit dini tamam, peki bunun kaynakları ne abiciğim? Bunun kaynakları arkeolojik kaynaklar. İşte Hattuşa, Hattuşa’da Yazılıkaya, o başka yerlerde Eflatunpınar Anadolu, diğer Hittit bölgelerindeki herhangi arkeolojik malzemeler çivi yazılı metinler değil mi?
Yani kaynaklar bunlar bizim yani bir Hittit dinini anlatmadan önce benim onun kaynaklarını iyi bilmem lazım. Eğer Yahudili’yi anlatıyorsanız Yahudili’yin kaynakları nelerdir? Bunu buradan başlamanız lazım. Demeniz lazım ki Yahudili’nin kaynakları ilk önce kutsal kitap Tanak sonra buna yazılmış olan bir takım tefsir kitapları işte Midrashlar, Vavavatra’lar ondan sonra Talmudlar.
Bakın bunlar Yahudi uygarlığına esin veren temel kaynaklar. O yüzden bir dinler tarihi çalışmasına başladığınızda benim önerim hani bu işe böyle yeni yeni başlayan veya ilerlemiş olan arkadaşlara önerim yazarlarken veya anlatırlarken veya kafada sistematize ederlerken ilk önce bu kaynakları bir gözlerinin önüne getirmeleri lazım.
Şimdi Mesopotamya dinini anlatacaksın da nereden başlayayım abi yani Mesopotamya dini bin tane tarih var yani nereden başlayacaksın? Hayır o tarihlerden başlamayacaksın. Başlayacağın ilk nokta senin bu Mesopotamya dinlerine kaynaklı teşkil eden ana metinlerin nelerdir? Ana kaynakların nelerdir? Arkeolojik malzeme olabilir, yazılı metin olabilir, antropolojik malzeme olabilir.
Öyleyse bir, haritamız yani dinler tarihi çalışma haritası bir, birinci madde ana kaynak. Ana kaynakları bir kafada gözden geçirmek gerekiyor. Peki sonra ne yapmalıyız? Ana kaynakları bitirdik, neye geçelim? Yani nasıl yapalım bu işi? Ondan sonra eğer mümkünse bu her din için olmayabilir aslında.
Ama çoğunlukla monoteist dinler veya hani gelişmiş yani son birkaç bin yıldaki dinler, henoteist dinler, Mesopotamya, Mısır, Zerduşluk, Yahudilik, Hristiyanlık, İslam, Budizm, Hinduizm bu gibi dinler için özellikle bir tarihsel gelişim süreci önemlidir.
Yani bir dini çalışırken senin kafanda bir format olarak ikinci gelmesi gerekli olan mesele o kronolojik tarih bilgisi. O önemli yani bir din nasıl çıktı, nasıl gelişti, hangi şartlar da gelişti, hangi sosyolojik background da var olmaya başladı, günümüze kadar nasıl geldi. Dolayısıyla eğer böyle bir malzeme varsa elimde, böyle bir dinden bahsediyorsan bu tarihsel şeyi anlatman lazım. Veya bu tarihsel meseleyi halletmen lazım kafanda. Yani o kronolojiyi oturtmazsan ne tarihlerini anlarsın, ne büyüsünü anlarsın, ne ölüm sonrası hayatını, onlar birbirine dolanır yani. Bir saçma sapan şey haline gelir. O yüzden benim önerim, en azından benim çalıştığım teknik bu yani daima bir tarihsel süreç vermek. Hani olay nasıl gelişti verebiliyorsanız yani veremeye de bilirsiniz. Çünkü primitif dinlerde bunu nasıl vereceksin? Avustralya’ya yerliler, adamın tarihi yani 10 bin yıllık tarihi var ama o tarih şimdinin aynısı. Yani neyini söyleyeceksin yani. O yüzden hani bu olmayabilir.
Peki sonra, sonra şu, üç diyelim ona üçüncü madde. Mesela bana göre din tarihi konusunda en çarpıcı konu ve yani din tarihi kavramının aksis mundisi, temeli direği yani. Aslında bu biraz sizin gibi felsefeci arkadaşlar muhtemelen böyle yapıyorlar yani.
Kozmoloji anlayışıdır. Yani herhangi bir dinin kozmolojisi ve kozmogonisi yani yaratılış kuramı. Yani herhangi bir dinde insanlar nasıl yaratıldı, dünya nasıl var oldu, nasıl şekillendi, varlıklar nasıl var oldular. Kozmoloji yani. Bu kozmoloji kuramı bir dini anlamak için en temel meseledir.
Yani kozmoloji olmadan o dini anlayamazsın. Sen istediğin kadar bana tarihleri dök. Ne olacak ki? Yani bin tane tarih abi yani ismini ezberleyemezsin bile zaten yani. Önemli olan şey şu, kozmoloji. Yani kozmoloji meselesi olmadan dışarıdan sesler gülüyor da ona gülüyoruz yani. Böyle memleket abi kaynıyor. Yani ses ses her yerden ses yani.
Güzel bu da eğlenceli yani. Kozmoloji olmadan bir dini anlayamazsınız. O yüzden de bir dinler tarihi çalışmasında üçüncü ele alınması gerekli olan mesele kozmolojidir. Mesela ben Mesopotamya’yı birazdan anlatırken aslında kozmolojiden gireceğim. Yani pat biraz kafadan gireceğim yani.
Ama normalde diyelim ki Yahudilik anlatıyorum, Hıristiyanlık anlatıyorum veya çalışıyorum. Büyük oranda sistematik hep şeydir. Kozmolojiyi hemen tarihten sonra anlatmaktır. Çünkü o yaratılış kuramı basitçe bir kuram değildir. Aynı zamanda o dinin mensubunun durduğu noktayı anlatır.
Yani siz adamın yaratılış kuramına bakarak o adamın etik ahlakını anlayabilirsiniz. Kafasını nasıl düşünüyor. Yani kozmolojinin böyle bir bağlayıcılığı var hakikaten. O yüzden sadece bir yaratılış kuramı anlamına gelmez o. Bir ahlaksal duruş, bir kültür paradigması. O yüzden kozmoloji önemli.
Sonra dört, şimdi burada tamam artık tarihlere gelebilirsiniz. Yani insanlar yazıyorlar konuşuyorlar yani tarihler tarihler tarihler. Şimdi burada gelebilirsiniz yani dördüncü madde herhalde. Burada tarihler hangi tarihler? Fonksiyonları bunları anlatabilirsin veya çalışabilirsin. Veya kafanda hani sistematikini böyle oluşturabilirsin.
Yüzlerce binlerce tarihler, politeist tarihler, henoteist tarihler, monotist tarihler, dualist tarihler. Ama tarihler ve fonksiyonları, tarihlerin kimliği, yapmış olduğu görerler. Bütün bunlar tarihler, insanlar arasındaki ilişkiler falan. Bu daha çok böyle bir yerdedir yani. Bu dördüncü noktadır bu haritanın içerisinde. Sonra beş mesela benim için önemli olan noktalardan birisi inançlar. Yani bir dinin inançları. Teorik yani soyut teolojik inançlar veya pratikteki inançlar falan. İnançlar beşinci madde. İnançları göz önüne olmadan veya inançları bilmeden o dini anlamanız çok zor. Tarihi inancı olabilir, ölüm sonrası inanç olabilir.
İnsanın anlamı yani bütün bunların hepsi inanç dahili içerisinde. Dolayısıyla inançlar böyle bir yerde durur. Sonra altıncı madde ritüeller. Vitüeller işte kurban, tarihi ile ilişki kurma, tapınaklar. Bütün hepsini böyle bir noktada toplarsınız. Ritüel noktasında yani. Sonra tabii mitoslar gelir. Yani genellikle bir din tarihi okuması yapıldığında ilk önce mitoslardan falan başlıyorlar. Yani mitos en son hikayedir. Eğer dinin genel konseptlerini o genel kurgusuyla ya da çatısını anlamazsan zaten mitoslar senin için bir hikaye olur. Yani bir anlamı olmaz yani.
Ama din tarihinin temel kurgusunu kafada oturttuktan itibaren o efsanelerin veya mitosların retorinin ne kadar derin olduğunu, onların basit hikayeler olmayıp esasında bir epistemolojik simge olduğunu, bunları çok iyi oturtursun, mitoslar en son şeydir. Tabii ondan sonra başka şeyler de var tabii dinin pozisyonuna göre de.
Mesleklere ele alabilirsin falan yani. Sürer gider ama genel bir din tarihi çalışmasının haritası bana göre aslında biraz böyle. Ama tabii yani bu işi çok profesyonelce yapan herkesin kendine göre bir yolu olabilir. Ama benim sistematim biraz böyle yani. Şimdi böyle bir öngiriş yaptıktan sonra Mesopotamya’ya gelebilirim.
Tabii bu Mesopotamya dediğim zaman şunu düşünecek herkes. Yani arkadaşların onu düşünmesi gerekiyor. Klasik olarak aslında Mesopotamya tabiri biraz şey yani eski Akdeniz tabiriyle örtüşen bir şey. Yani Mesopotamya tabirini biz bazen arkeolojiyle falan şey olarak kullanabiliriz. Yani Yunan dünyası, Anadolu dünyası Mesopotamya böyle çok geniş olarak kullanılabilir.
Bazen Yakın Doğu yine Mesopotamya’ya denk düşebilir. Akdeniz dünyası yine Mesopotamya’ya denk düşebilir. Ama burada benim Mesopotamya ile spesifik tanımladığım coğrafya tam olarak klasik Mesopotamya. Yani Güneydoğu Anadolu, Anadolu’nun kısmen doğusu. İşte Suriye’ye ürerek İran’ın bir kısmı Mısır’a kadar olan işte Ürdün, Arabistan’ın biraz kuzeyi. Bu bölge yani iki nehrin arası Fırat’la Dicle yani.
Mesopotamya şu anki tanımım, benim coğrafyam orası. Bu Mesopotamya etnik olarak tabi aslında 2011’de yayınlanmış bir rapor okudum ben. Bu şey antropoloji, biyoloji, arkeoloji bütün böyle bir kalabalık ekibin yapmış olduğu bir çalışma.
Bu Mesopotamya’nın orijinal halkları kimlerdi, bugün hala varlar mı meselesi aslında hala tartışılan bir mesele. Yani Mesopotamya’da klasik olarak yani bu günü bir yana bıraktığınızda tabi eski Mesopotamya’dan bahsediyorum. Bu günü bir yana bıraktığınızda kim vardı? İşte Sümer’ler var. Ondan sonra işte Akat, Asur, Babil. Batıya geldiğinizde, deniz kıyısına Akdeniz’e geldiğinizde eski Kenanlılar var. İşte yine yakın bölgede İsrailoğulları var. Daha güneye indiğinizde eski Arap kültürleri var. Şimdi bu etnik kaymaşa içerisinde eski Mesopotamya’nın bu etnik kaymaşası içerisinde bugüne Mesopotamya’dan ne geldi sorusu, ne kaldı etnik anlamda sorusu.
Önemli bir soru bir, iki eski Mesopotamya halklarının etnik kimlikleri nelerdir? İkinci temel soru. Yani dinler tarihine girmeden önce böyle antropoloji karışık arkeolojiyle ilgili iki temel problemimiz var. Fakat bu az evvel söylediğim 2011 yılında antropolog, biyolog böyle bir grubun ondan sonra yapmış olduğu bir çalışma var. Bu bir biyoloji dergisinde de yayınlandı, evvelasyon biyolojide yayınlandı. 2011’in 27 sayısı galiba. Şu an hatırında değil ama mesela bana nota yazdığında söylerim şey yani videonun altına yazarlarsa ben de cevap vereyim onlara. Orada şöyle güzel bir çalışma yapıldı. Bu özellikle Mesopotamya’nın ana noktası Basra köfesidir. Yani eski Mesopotamya halklarının etnik anlamda yoğunlaştığı temel coğrafya Fırat ve Dicle’nin tam döküldüğü noktadır. Yani Irak’ın güneyi ondan sonra. O nokta Mesopotamya’nın çekirdeğidir her anlamda. Yani Uygarlığın doğduğu yer anlamında çekirdeğidir.
Artı etnik kimliklerin ortaya çıktığı merkez nokta Mesopotamya Uygarlığı yani bildiğimiz Mesopotamya Uygarlığı’nın etnik kimliklerinden bahsediyorum. O nokta için yani onun için önemlidir o coğrafya. O Basra, Fırat ve Dicle’nin tam denize döküldüğü o coğar yani aşağı yukarı bir 50-100 bin km²’lik bir alan arası.
İşte bu alanda bugün yaşayan halklar üzerine yapılan bir çalışma benim az evvel bahsettiğim çalışma. Bu çalışma genetik kodlar üzerine yapılmış bir çalışma. Bu çalışmanın sonucunda şöyle bir kimlik çıkmış orada.
O bölgede yaşayan bir grup etnik kimlik %10 kadar yani aşağı yukarı 2000 kişi üzerinde yapılıyor bu çalışma. 2200 kişi üzerinde. %10 kadar bu nüfusun bugün bildiğimiz Türk kökenli, Arap kökenli, Asya kökenli, ondan sonra Kürt kökenli gibi bildiğimiz etnik gruplar.
Genlerde %10 bu kimlikler var. Fakat genlerde yani %90 genlerde bugün mevcut olmayan bir kimlik kodu var. İşte o kimlik kodunun ne olduğu sorusunun cevabına biyologlar ve arkeologlar şu şeyi veriyorlar yani o soruya şu cevabı veriyorlar.
Fakat o geriye kalan %90’lık genetik kod yani bugün var olan yani insanların o %90’lık genetik kodu ki bugün o kod yok şeyde Orta Doğu’da. İşte o kod eski Sümerlilerden kalan genetik kodlardır.
Yani o kodda o Sümerlilerden kalan genetik kodda ne Arapların koduna uyuyor ne Kürt nüfusun koduna uyuyor ne Türk nüfusun koduna uyuyor ne Orta Asyaların koduna uyuyor. Spesifik kendine ait bir kod. %90’lık bir kod. İşte o kodda eski Sümerlilerden kaldığı varsayılıyor.
İşte bunu esas alacak olursak biz yani bu kod Sümerlerden miydi dediğimizde büyük ihtimalle Sümerlerdendi diyoruz.
Ve Mesopotamya’nın yazısını bildiğimiz ve dolayısıyla okuyabildiğimiz ve kültürel kodlarını ve kimliklerini yazılı belgeler bıraktığı için daha iyi anlayabildiğimiz en temel uygarları öyleyse Mesopotamya’nın bizim dönemler için Milaptan önce aşağı kadar 3500’lerden itibaren yazının bulunduğu yani Sümerler’dir.
Yani benim Mesopotamya dinleri dediğimde kastettiğim şey aşağı yukarı Milaptan önce 3000 küsür yılları yazılı malzemenin kullanılmış olması ve Sümerlerle birlikte başlayan bir süreç.
Ki o Sümerlerin etnik kodunun da bugün hala Basra köfezinde o %90’a yakın korunduğunu görmek bayağı şeydi şaşırtıcıydı yani. Ki bu veriler şey çok güvenilir veriler hakikaten. Demek ki bir Mesopotamya dediğimde dinler Mesopotamya’nın dinleri dediğimde bizim aslında düşünmemiz gerekli olan etnik kimliklerden birisi Sümerler.
Sümerler tamam. Yani Sümerlerin dini üzerine mi konuşacağız biraz onların dini üzerine konuşacağız. Ama tabi eski Mesopotamya’nın o yazının bulunduktan itibaren ki Mesopotamya’nın Sümerler’den başka halkları da var.
Yani orada başka halklar da var yani. Adını koyabildiğimiz halklar yani adlarını koyamadığımız halklar da var tabii ki ama adını koyabildiğimiz halklar çünkü yazı kullanmışlar biliyoruz yani onların kimliklerini.
Onlar da klasik olarak daha çok bildiğimiz bir kültür aslında. Onlar da Akat, Akat, Asur, Babil dediğimiz semitik halklar. Yani Mesopotamya’nın bir ikinci büyük etnik stoku.
Onlar da bugünkü Araplarla kısmen yakınlar etnik anlamda. Onlar da kim? İşte Akat gibi, Asur gibi, Babil gibi, Kenanlılar dediğimiz Lübnan civarı bir takım halklar. Bunlar da Sümerlerle birlikte ve eş zamanlı Mesopotamya’nın ikinci önemli halkları. Hangi konuda? Dinler tarihi konusunda.
Tabii aslında eski İsraililer de dinler tarihi konusunda Mesopotamya’ya girebilir fakat eski İsrail dediğimizde biz onu daha çok Yahudiliğin içinde anlatırız. Yani İsraililer de etnik olarak semitiktir. İsraililer de Araplarla, Asurlarla, Babililerle akrabadır yani kimlik olarak.
Fakat Mesopotamya dinleri dediğimizde biz eski İsrail dinini pek almayız. Onu Yahudiliğe bırakırız çünkü. Biz ama Mesopotamya dinleri dediğimizde öyleyse kimleri alıyoruz? Bir Sümerlerin dinini alıyoruz, bir Asur, Akat, Babil gibi bazı semitik halkların dinlerini, inançlarını alıyoruz.
Fakat bu böyle ben hani konuşuyorum, bu böyle çok şey, ben şeyi de seviyorum yani çok konuşan bir adam değilim şahsen ama Retovi’yi de seviyorum yani. Hani güzel konuşmayı yani ve güzel yani güzel konuşan adamı dinlemeye bayılıyorum. Yani konuşmayı da bu anlamda seviyorum aslında. Fakat konuşmak yetmiyor. Tamam ben güzelce biraz evvel izah etmeye çalıştım. Yani işte Sümerlere bakacağız ne güzel. Bir de semitiklere bakacağız. Akat, Asur, Babil’e bakacağız yani ve Kenanlara bakacağız ne güzel ama iş tabii güzel konuşmayla sadece kandırabilirsin milleti. Ama gerçekler genellikle öyle olmuyor yani. O yüzden ben derslerde öğrencilere hep şey diyorum yani konuşulana değil satır aralarına bakacaksın.
Hakikat abi söylenmeyen şey de gizlidir. O yüzden şimdi söylenmeyen şey de burada şu aslında işin zorluğu yani bu teknik olarak. Fakat abi yani şimdi sen Sümer dini diye çekip böyle işte mesela bir ciltlik bu Sümer dinidir. Ben bunun içerisini doldurayım.
Sümerlerin tarihi şöyle, Sümerlerin ana kaynakları böyle, inançları böyle, tarihleri böyle diye bir metin yazma şansın çok fazla yok. Çünkü sebebi de şu. Çünkü Sümerlere ait olan inançlar semitik inançlarla o kadar çok karışmış ki biz bunları ayırt edemiyoruz. Yani ayırt ettiğimiz noktalar var tabii ama.
Çünkü Sümerlerin mesela bir inancını biz Akadlar üzerinden biliyoruz veya Asur, Babil veya Kenanlılar üzerinden biliyoruz. Yani tamam Sümerler ona inanmış ama bize bilgi doğrudan Sümer belgesinden gelmiyor. Bir Sümer belgesinin Akadça kopyasından geliyor mesela.
Mesela buradan baktığınızda hani Gılgamış Destanı diyoruz ya meşhur yani şeyin Ortadoğu’nun Homeros’u, Ortadoğu’nun Herodot’u nesi varsa işte yani Gılgamış Destanı’dır hakikaten.
Ama Gılgamış Destanı tamam Sümerler, prototipi Sümerlerden ama Gılgamış Destanı’nın tümü bugün biz okuyoruz ya hani Batı dillerinde Türkçe’de falan veya Çivi yazılı metinlerde Sümerce’den kalmadı bize. Onun tercüme’lerinden kaldı. Yani Sümerce de var tabii küçük küçük ama Akadça, Asurca, Hurje bilmem nece yani o yüzden böyle spesifik olarak bir işte Sümer değini alsana bu Sümer değini.
Böyle güzel konuşmakla iş olmuyor yani. Al sana bu Asur, Babi’ni çok diyemiyorsun. Çünkü bunlar çok fazla iç içe geçmişler. Mesela Semitikler’in inançlarını anlamak biraz daha kolay. Yani Akad, Asur, Babi inançları hani biraz daha kolay ayırt edilebiliyor.
Ama özellikle tabii Sümer inançlarını anlamak daha zor. Tabii burada temel meselelerden birisi şu. Sümerliler, Sümerler veya Sümerliler Sinarlılar.
Tevrat’ta Sinar diye geçer. Yani Tevrat’ta geçen Sinar kelimesi çok büyük ihtimalle Sümer kelimesinin İbrahimişedeki versiyonudur. Ve muhtemelen de biz bugün Sümer diye kullandığımız kelimenin orjinal telaffuzu herhalde Sinar falandı büyük ihtimalle.
Yani Tevrat’taki telaffuz daha doğraya yakın bir telaffuz. Ondan sonra. Şimdi bu bölgede, Mezopotamya’da bu Sümerlilerden önce, Akad, Asur, Babi’lilerden önce başka halklar da vardı. Yani onların inançları da var bu adamların inançlarında. Yani eski Mezopotamyalılar kendilerinden önceki halkların inançlarını da koruyorlardı.
Mesela Göbekli Tepe insanları, değil mi? O bölgenin insanları muhtemelen bunlar tamamen de kaybolmadı. Dünyanın pek çok yerine dalmadı. Yani bunların önemli bir kısmı herhalde Mezopotamya’da varlıklarını sürdürdü. Yani onlar dönüştüler bir başka telhalaf kültürü oldular, Ubeyd kültürü oldular, Mezopotamya’daki kültürler yani. Dolayısıyla eski halkların da inançları var bu Mezopotamyalılar da. Mesela biz bugün şey diyoruz Fırat ve Dicle kelimesi. Eski Fırat kelimesi eski metinlerde Akatça, çiviyazılı metinlerde Fıratdu falan diye geçer. Fakat mesela dil bilimciler 1940’larda bu eski Mezopotamya’nın dilleri üzerine çok çalışılıyor.
Aslında hala çalışılıyor. Ama o dönemde bu Antik Ortadoğu dilleri üzerine çalışanlar mesela bu Fıratdu kelimesinin her ne kadar çiviyazılı metinlerde geçiyor olsa bile eski Mezopotamya halklarından kalan bir kelime ya örnek gösteriyorlar. Yani öyle ki çiviyazılı metinlerde bizim Sümerce dediğimiz kelime veya Semitik Akat Asur dediğimiz bir kelime
belki de Ortadoğu’nun çok çok binlerce, on binlerce yıl önceki halklarından kalan kelimeler. İşte Fırat kelimesi herhalde büyük ihtimalle öyledir bir şeydir yani. Sümer öncesi bir kelimedir. Buna benzer kelimeler ve karramlar ve inançlar Mezopotamya’da devam etti bir şekilde. Ve belki günümüze devam eden inançlarda hala o on binlerce yıl önceki eski prehistorik Ortadoğulları’nın şeyleri var. Yani belki bir kelimede veya bir inançta hala mevcut. O yüzden Mezopotamya tanımı böyle görünüşte, telaffuzda kolay bir tanım. Ama gerçekte böyle bir şeydir, yumaktır abi.
Onu çözmek için baya bir uğraşman lazım. Bundan dolayı şöyle yapacağım ben sistematik olarak. Şöyle başlamayı düşünüyorum. Bir Roma inanç sistemini esas alarak yani eski Roma dinini esas alarak Mezopotamya inançlarını biraz o sistematiğe oturtmaya çalışarak anlatmaya çalışacağım.
Ya da şöyle daha Türkçeleştireyim olayı. Şimdi mesela eski Mezopotamya inançlarına çalıştığınızda elimizde çok fazla ana kaynak var. Hani dedim ya ana kaynakları bilmemiz önemli yani. Mezopotamya’daki ana kaynaklar neler mesela? On binlerce yüz binlerce çivi yazılı metin.
Büyü formulasyonları, lanet formulasyonları, dualar, adaklar yani yüz binlerce çivi yazılı metin. Sümerce, Akatçe, Asurçe, Babilçe, Ugariçe bilmem nece yani sonsuz yani. Bakın kaynaklar yazılı metinler müthiş. Aşağı yukarı milattan önce üç binlerden itibaren. Peki sonra müthiş bir arkeolojik malzeme var.
İşte iskeletler, ölü gömüleri, mimari kalıntılar, tapınaklar bilmem neler. Son derece gelişmiş ve son derece müthiş bir malzeme elimizde. Bundan dolayı yani bu avantaj ve biraz da dezavantaj eski Mezopotamya inançlarını çok böyle sistematize edip anlatmak biraz zor.
Ama ben bunu mümkün olduğunca sistematize etmeye çalışacağım. Fakat bu sistematizasyonu yaparken de eski Roma inançlarını ilk önce bir böyle iskelet gibi alacağım. Yani bakın eski Roma inançları budur. Eski Mezopotamya inançlarını da bu şekilde anlatacağım, diyeceğim beni izleyenlere şu an kolaylık olsun diye.
O yüzden bir basitçe eski Roma dünyasının inançlarının kurgusu nedir? Oradan bir dalıyorum şimdi. Böyle benim işlerim abi matruşka gibi. Yani benim kafa matruşka gibi çalışıyor. Yani çünkü aslında bu iş o kadar kolay değil.
Abi dinler tarihi okuyorsun. Öyle değil hikaye öyle değil. Yani onu söyle olmuyor. Onu söyle buşudur dediğin an yanlış söylersin bak. Yani yanlış olur bu iş yani öyle. Hani legaliga olur yani açıkçası.
Şimdi biraz bu işler matruşka. Yani birinin içinden bir başka şey, birinin içinden bir başka şey çıkıyor. O yüzden metodolojik olarak bu matruşkaya bir kabul etmek gerekiyor. Ondan sonra ama aydınlanıyorsun yani hikaye buymuş diyorsun yani. Öyleyse Mezopotamya inançlarına gelmeden çok kısa olarak eski Roma inançlarının durumunu anlatayım.
Oradan da dalayım. Şimdi şöyle Roma’lılar şöyle düşünüyorlar. Tabii bu Roma’lılar derken aslında bütün inançların mantığı bu. Mezopotamyalıların da mantığı bu olacak doğal olarak. Şöyle düşünüyorlar diyorlar ki iki tane temel şey var evrende.
İki tane temel varlık türü var yani. Bunlardan bir tanesi Restivini. Yani Restivini dedikleri şey. Tabii şimdi bu telefuzları benim latinceci, grekçeci, klasik filolog arkadaşlarım var.
Ki ders anlatıyorlar burada. Onlar artık biz sizin gibi latince okumadık yani. Telefuzlar yanlış olabilir ama biz de başka dillerden konuşuruz yani gerekirse ondan sonra. O yüzden şey yapsın latinceciler özellikle bizi görmezden gelsin.
Şimdi bir şu Restivini. Restivini şu tarlar dünyası. Yani bütün evrende iki tane temel dünya var, iki tane temel alem var. Bunlardan bir tanesi Restivini dedikleri veya Restivini dedikleri eski latinler, Roma’lıların yani tarlar dünyası. Tamam yani eyvallah.
Bir de ne var yani ikinci bir başka dünya o da şu. Ves-Humanae yani Ves-Humanae de insanlar dünyası. Yani alemdeki bu kozmozdaki ikinci varlık türü, ikinci alanda Ves-Humanae yani insanların bulunduğu alem.
Şimdi bir yandan tarlar’ın dünyası, bir yandan insanların dünyası. Bu benim şu an çizdiğim şablon aslında bütün dinler için söz konusu. Yani hani monoteist dinleri kısmen bunun dışında tutun tabii doğal olarak da ama. Politeist dinler, mezopotamya gibi henoteist dinler yani mantık uç aşağı ve şükrü aynı. Şimdi tek tarlalığını bir yana bıraktığınızda kurgu’nun mantığı şöyle gidiyor. Bu ikisinin arasında yani tarlarla insanlar arasında bir ilişki türü var.
Bu ilişki türü’nün dibi de Do-Tu-Des demek. Yani Do-Tu-Des de şu anlama geliyor. Bu iki varlığı birleştiren bir kavram o da şu. Ben sana vereyim insan olarak ey Tanrı, sen de bana ver.
Şimdi iki şeyi birleştiren yani Tanrılarla insanları birleştiren en temel mekanik mantık bu. Ne o? Şu. Ben sana veriyorum sen de bana ver. Yani insan Tanrı’ya ne veriyor? İnsan Tanrı’ya kurban veriyor. Mesela yatırmak içerisinde kurban. Tanrı insana ne veriyor? O da insan ne istiyorsa onu veriyor. Sağlık veriyor, para veriyor.
Ne istiyorsa onu veriyor. Şimdi bu iki alemin Tanrılar alemiyle, insanlar aleminin arasını yapan temel mekanik yasa adeta, ver ki vereyim yasasıdır. Yani Do-Tu-Des yasası. Peki bu yasa yani ver ki vereyim yasası, bu ikisinin arasındaki o denge nasıl sağlanacak? Yani ne olmalı yani o? O da şu olmalı. Pax Deorum.
Pax Deorum şu demek latince uzlaşma. Pax Deorum yani Tanrılarla insanların uzlaşması gerekiyor. İşte bu uzlaşma Tanrıların da yerini, insanların da yerini nerede durmaları gerektiğini çok iyi anlatıyor.
Yani bu yasa ile, yani bu uzlaşma yasası ile, Pax Deorum ilkesi ile yani insanlar Tanrılarla bir ezeli ve ebedi barış yapıyorlar. Ideal olan odur.
Yani Tanrılarla insanların arasını buluşturacak olan o barış yasasıdır. Dolayısıyla o olmadan aslında varlıkta olmuşuz. Bu da bütün tek Tanrılı dinleri bir yana bıraktığınızda bütün dinler için adeta bir klasik tanımlama veya bir klasik iskelettir.
Ki Mesopotamya’lılarınki de böyledir. Peki sonra, sonra şu. Bunun hemen altında yani Roma inançlarından gittiğinizde bunun hemen altında şunlar var tabi.
Saker, abi. Yani kutsal olan alan var. Saker. Bir kutsal olan var. Bir de profan. Yani kutsal olmayan olan var. Yani öyle bir şey ki senin Tanrılarla huzurlu yaşayabilmen için o Pax Deorum’u hani ideal olan o huzuru kurman gerekiyor ya yaşayan insan olarak yani.
Bunun için senin şu iki alanın sınırlarını çok iyi belirlemen gerekiyor. Birisi Saker yani sacred kutsal olan. Ötekisi de profan yani profane yani kutsal olmayan olan.
Şimdi kutsal olan alan daima Tanrılara ait olan alandır. Tapınaklar kutsaldır. Bir takım nesneler Tanrılar için kutsal olabilir. Tanrıların kendisi kutsaldır. Tanrıların kutsal eşyaları vardır. Sen profansın. İnsan olarak sen profansın.
İnsan olarak profan olmakla birlikte geçici dönemlerde sen de sak ve kutsal olabilirsin. İşte rahip olursun, bilmem ne olursun falan ama normalde insan prototipi profan olanı temsil eder.
Yani kutsal olmayanı temsil eder. Dolayısıyla kutsal olmayan sen, insan yani kutsal olan Tanrıya ait alanı zorlamaman lazım. Yani o alanı zorladığından abicim o zaman işte o zaman felaket geliyor yani.
Yani o zaman Tanrı’nın laneti neyse o gelir yani. O yüzden bir kutsal olan kavramı var, bir kutsal olmayan olan kavramı var. Kimmeze potamiyye inançlarında da böyledir.
Yani kutsal olanlar, kutsal olmayanlar. Bu ikisinin yerini daima senin koruman ve gözlemen gerekiyor. Tabi yine eski Roma sistematiğinden gittiğinde peki bu kutsal olanla kutsal olmayan ve tanrıyla insan arasındaki o ilişkiyi ideal vazda sürdürmen için pratikte ne yapman lazım?
Yani hani tamam teorik olarak böyle işte bir ideal şeyimiz var. Tamam oradan ilişkimizi sürdüreceğiz seninle. Ama pratikte bunu nasıl yapacağız? Yani ne yapmamız lazım?
Practikte bunu yapmamız için de fas latince fas denilen bir şey. O da şu fas da basitçe ritüel anlamına geliyor. Yani fas tanrılarla insanlar arasındaki yoldur. Yani bu kurban hani Arapça kurban da biraz o anlama geliyor ya.
Yani yukarıya çıkan yol yani Allah’a seni ulaştıran yol. Fas latince de ve mezopotamya da da yani kavram olarak aynı kavram çünkü fas latince de eski Roma dinlerinde seni Tanrı’ya götüren yol pratikte oradan gideceksin.
Yani madem Pax Deiorumun peşindesin madem Tanrıyla insan arasındaki huzurun peşindesin yani o huzuru yakalamazsan işin biter abi yani sakat iş yani. Peki nasıl ben pratikte bir yol izleyeyim? Yani ne yapmam lazım?
İşte o fas denilen şey neyse latince onu yapman lazım. Mezopotamya’da da fas’a denk düşen bir yığın kavram var. Yani üzerinde duracağım ben bunları. Peki tamam yolda belli yani hani Arapça’da da din deniliyor ya ona.
Yol belli. Peki bu fas’ı nasıl yapacağız biz? Yani fas’ın çeşitleri var mı ya da şekilleri var mı? Fas da üç yoldan oluşuyor. Yani fas’ı fas denilen o yolu yapabilmenizde üç tane temel alt yoldan oluşuyor.
Bunlardan bir tanesi ritus. Yani ritus basitçe rit, ritüel demek. Yani klasik anlamıyla ritus ritüele denk düşer. Tanrılara verilmesi gerekli olan kurbanlar.
Tanrıların payı olan neyse yani sakr olan ya da sakrı olan neyse onlar. Rituslar yani fas’ın birinci yollarından veya fas’ın alt kollarından bir tanesi.
Fas’ın ikinci yolu veya fas’ın ikinci kollarından bir tanesi religio. Aslında religio da yani latince bir kelime tabi. Mesela Batıdilerinde religion kelimesi de aslında buradan geliyor yani religion kelimesi veya religion kelimesi veya religio kelimesi latince bağlamak birleştirmek falan gibi bir anlamı var.
Yani bağlamak birleştirmek, iki şeyi bağlamak birleştirmek. Fas’ın ritten sonra ya da ritustan sonraki ikinci yolu da bu. Yani şu religio o ne? O da büyü ve buna benzer pek çok şeyi içine alan tanrılarla insanların arasını bağlamaya çalışan şeyler. Aslında ritüelin bir şeyi varyasyonu yani bir anlamda.
Yani ikinci yolumuz da bu. Bizi yukarıya tanrılara ulaştıracak olan ikinci şey fas’ın bir kategorisi. Bir de tabi şey var yani mos moirum yani mos moirum da şu latince mos moirum geleneklerin geleneksel yollar, geleneksel tarzlar.
Yani bir Romalı için mos moirum önemli. Yani niye önemli? Çünkü gelenek önemlidir. Yani senin ideal bir Romalı olman için bu muhafazakar yollarla beslenen geleneklerden çok şaşkaman gerekiyor.
O geleneğin içerisinde ne varsa senin tanrılara gidişine imkan sağlayacak olan şeylerden birisi de o. Mesela çok marjinal bir Romalının istediği kadar dindar olsun, eğer geleneklere uymamışsa tanrıya ulaşması zordur. O yüzden burada mos moirum basitçe bir gelenek değil aslında teolojik hale getirilmiş etik ahlaktır. Biraz buradan bakmak lazım. İşte seni tanrılara yaklaştıracak olan fas denilen şey de böyle üç tane ayrı şeyden oluşur, kategoriden oluşur. Bunun çok benzerleri bizim Mezopotamya’da da var. Neredeyse aynıları Mezopotamya’da da var. Çünkü arketipler ve bilinç aslında çok da değişmiyor yani.
Benim şu an mesela Roma inançlarıyla ilgili anlattığım kurgunun temelini bize en güzel şekilde klasik kaynak olarak bırakan da Latin şairi Varro, 1. yüzyıl M.Ö. Varro’nun bu Antikütes kitabı yani Tanrıların ve insanların birlikteliğinin hikayesi kitabı kayıp bir kitap. Varro önemli bir şair Roma’da M.Ö.1. yüzyıl civarı.
Biz Varro’nun bu kitabına sahip değiliz ama Sen Augustin, yani 4. yüzyılda Sen Augustin, bu Varro’nun kitabını baya bir eleştiriyor. O eleştirdiği için Varro’nun bu kurduğu kurguyu az çok tahmin ediyoruz.
Yani nasıl eski Roma dinlerini anlatıyordu Varro, biz Sen Augustin’den biliyoruz. Aslında Sen Augustin, şimdi konuma geleceğim de parantez içi veriyorum bunu. Sen Augustin Varro’yu eleştirirken tabi Hıristiyan olarak eleştiriyor. Sen Augustin bir Hıristiyan, Varro da pagan bir Romalı yani.
Adam iyi pagan yani. Sen Augustin Varro’yu eleştiriyor fakat bana kalırsa Sen Augustin orada biraz daha komik bir duruma düşmüş. Yani Varro’yu biraz komik bir retorikle eleştirmeye çalışırken çok büyük ihtimalle Varro’yu hiçbir zaman anlamamış ve aslında çok da kötü bir metin bırakmış.
Ama Allah’tan Sen Augustin Varro’nun bu metnini bize dolayı da olsa bırakmış ki biz Varro’dan eski Roma inançlarının böyle bir şablonvari şeyini, sistematiğini çıkartabiliyoruz. Ki benim şu an mesela anlattığım şey de bu Varro’nun hani anlatımını biraz esas alan bir şema yani. Dolayısıyla Tanrılara ulaşma yolu böyle.
Tabi peki mesela diyelim ki sen bir insan olarak görevini yapmadın Tanrılara. Yani hani kurbanını vermedin, fasını doğru düzgün yapmadın, rütusunu doğru düzgün yapmadın, religiyonu doğru düzgün yapmadın, kurbanlarını vermedin, sunularını vermedin veya Tanrılara vermiş olduğun sözleri tutmadın.
Peki ne olacak? Yani bunun bir şeyi olmalı yani bir karşılığı olmalı. Bunun karşılığı var abicim. Bunun karşılığı eğer yapmazsan buna latinler vitium demiş. Yani görevlerini yapmazsan yani yapmama durumu vitium. Yapmadığında işte o zaman abi başına müthiş belalar geliyor.
Yani Tanrı’ya olan görevlerini yapmadığında, iira deorum dedikleri yani iira deorum da şu, Tanrı’nın başına her türlü bela getirmesi.
Abi eğer bu iyi bir Romalı olmamışsan, iyi bir pagan olmamışsan, Varo’nun önerdiği o inanç sistemine inanmamışsan, eğer uymamışsan kurallara o zaman Tanrı’nın cezası seni her yerde bulur. Yani iira deorum da, bunları da Romallılar biraz tasnif etmiş aslında. Yani neredeyse hangi suça hangi ceza gelir. Yani hani üç aşağı bir şu. Bu mesela bizim Hinduizm’de Budizm’de çok yapılır aslında. Çünkü orada kayma inancı çok yoğundur yani inanış olarak.
Dolayısıyla Hindu Budizm metinleri adeta şeydir, mesela suçun şu, cezan şu. Ben çok uzun zamanlar önce Tayvan’da bir tapınağa gittim.
Tapınakta Tayvan’ın başkenti Taipei. Tavucu bir tapınak, Budizm bir tapınak. Tapınakta şey var böyle resimler. Mesela bir tane hatırladığım şuydu, bir çocuk, işte kör bir adam geliyor gözü görmeyen birisi. Çocuğa yolu soruyor.
Çocuk da yol göstereceğine uçurumu gösteriyor ve adam uçurumdan düşüyor. Fakat öteki karede, yani tapınağın üzerindeki resim yani, ikinci karede şey var, bu çocuğun bir daha dünyaya geldiğinde o karmik yasağı Samsara gereği nasıl renkarna olacağının şeyi.
Yani ne olacak? Kedi mi olacak, köpek mi olacak? Böyle şey, tonlarca resim vardı tapınağın duvarına. Dolayısıyla bakıyorsun ve akıbetini görüyorsun. Latinlerde de, Latin metinlerin bir kısmında da var böyle.
Yani şunu yaptığında böyle bir cezan olur falan diye. Bazı Mesopotamya metinlerinde de var yani hani şöyle yaparsam cezan bu olacaktır falan. İşte bu şema aslında yani şu an bizi izleyenlerin kafasında tutması gerekli olan bu şema aslında bütün tek tarlalı inilere bir yana bıraktığınızda bütün çok tarlalı inanç sistemlerinde üç aşağı beş yukarı hep aynıdır.
Tarihler, insanlar, ikisinin arasındaki ilişkileri, kutsal olan kutsal olmayan, tarihe ulaşmak yolları, tarihe ulaşmadığında başına gelecek olan akıbetler, bu şemayı göz önüne aldığınızda aslında hem Roma dinini çok iyi anlarsınız hem de bir başka dini çok iyi anlarsınız hem de bizim Mesopotamya dinlerini çok iyi anlarsınız.
Ki Mesopotamya dinleri hani böyle kaymaşıktır. Yani hani Kramer çok güzel yazıyor yani Samuel Kramer falan da Türkçe’yi de bayağı tercüme… veya James Huck falan. Ama o kadar hani onları böyle çıkıp da pat aradan çekip alıp anlattığı gibi pek hikaye öyle değil aslında.
O yüzden ben şimdi bu Latin örneğini esas alarak acaba bunu nasıl anlatsam diye çok düşündüm. Şimdi o örneği esas alarak anlatmaya çalışacağım. İlk önce şuradan başlayacağım aslında. Hani bir kaynaklar kısmı dedim ya basitçe biz eski Mesopotamya inançlarını nereden biliyoruz? Tabii hep yazılı dönem sonrası bunu sürekli söylüyorum yani. Bir kere bizim elimizde az evvel söylediğim çok fazla sayıda çivi yazılı metin var. Yani Sümerci, Asuca, Babilci, Akartça, Kenan, Ugavitça bilmem nece. Şimdi bu metinler nasıl tasnif edilebilir? Bu metinlerin tasnifini yapmak da zor ama ben bir örnek veriyorum.
Mesela bu metinlerin çok önemli bir kısmı Omen metinleridir. Yani kehanet metinleridir. Binlerce kehanet metin var. Yani özellikle de eski Mesopotamya’da astrolojik kehanetler çok önemlidir abicim. Müthiş önemli.
Hani şimdi burçlar falan ben de burçlarla yani severim yani burç muhabbetini severim ondan sonra ve böyle enteresan burç izlediğim adamlar vardır. Yani en azından adını vereyim soyadını vermeyeyim de fakat yani burç konusunda en çok böyle bayılarak ve ilgiyle izlediğim bizim Baybaros’tur.
Müthiş bayılırım yani Baybaros Kozan, müthiş yani psikoloji psikiyatri burç örümü hepsi var. Şimdi astrolojik Omen metinleri Mesopotamya’da çok fazla var. Astrolojik Omen metinleri basitçe şöyle.
Mesela diyelim ki işte ay bugün Dolunay oldu. Mesela Dolunay falan beni de çok etkiler yani benim normal burcum yengeç yükselenim yay. Ama ben daha çok yay gibiyim yani çünkü yarımda hiç duramıyorum. İç dünyam biraz yengeç gibi ama yay daha çok yayım.
Şimdi Dolunaylar beni çok etkiler. Mesela yengeçler, bak siz de yengeçsiniz ya yengeçlerin Dolunay’dan etkilendiği en önemli özelliklerden birisi Likantropide bakın. Şimdi Mesopotamya’ya geleceğim de hani biraz çerçeveyi yani ufuk açıyorum yani ya hoca dağıtıyorsun ama toplarım yani. Abi benim için sorun değil yani. Yani dekonstruksiyon olmadan rekonstruksiyon olmuyor yani dağıtmak ufuk açan bir şeydir yani. Mesela su grupları yengeç akrep balık. Barbaros beni izliyorsa gülmesin şimdi. Likantropi denilen bir olay yaşarlar.
Likantropi şudur. Hani bu Doğu Avrupa’da Orta Çağlar’dan itibaren Kurt Adam hikayeleri vardır. Bilesiniz onların kaynağı Doğu Avrupa’dır. Bunun üzerine bakın çok ciddi çalışmalar var. Hiç şaka yapmıyorum yani.
O Likantropi olayları nun yani Likantropi şu. Dolunay’da Meczezir’in yüksek olduğu bölgelerde Dolunay’da genellikle kıllar çekilir. Yani dikilir daha doğrusu. Tırnaklar falan uzar. Kulaklar sivrilir. Buna Likantropi denilir.
Likantropi de Doğu Avrupa’da çok rastlanır. Hala öyle dedi yani. O yüzden de bu Kurt Adam hikayelerinin Doğu Avrupa’da varoluşu böyle sallamak iyi. Gerçektir yani. Mesela yengeç grupları çok etkilenir Dolunay’dan falan. Ben de eskiden daha çok etkilenirdim ama şimdi hala etkileniyorum yani kısmen.
Ondan sonra. Biz Mezopotamya’ya geldiğimizde mesela diyelim ki Ay üzerine tabi Sin yani eski Mezopotamya’da ki geleceğim yani Sin, Ay çok önemli. Ortadoğu’da. Özellikle Ay’ın hareketleri üzerine müthiş kahanet formülasyonuna ait çivi yazılı metinler var elimizde. Yani şöyle diyelim ki bugün Dolunay oldu. Mesela şöyle söylüyor diyor ki ben tabi çok ortalama şeyler söylüyorum şu an. İşte Ay’ın 15’inde Dolunay var. Mesela şu yolculuğa çıkacaksan o yolculuğa çıkma. Şimdi böyle metinler çok fazla elimizde.
Ondan sonra tabi bu astrolojik kahanet metinlerinin yanında elimizde başka türden kahanet metinleri de var. Ben tabi şu an böyle genel bir tasnip yapıyorum yani.
O da şu mesela hayvanların doğumu da müthiş kahanet formülasyonları olarak ele alınmış. Tabi eski dünyada hayvan insan çok iç içe yani sürekli birlikteler yani. Şimdi hayvanların doğumu mesela hayvan diyelim ki ön ayağını önce dışarıya attı. Oradan bir yorum çıkarıyor diyor ki bak bu hayvan şöyle doğdu.
Şunu yapma bu hayvan böyle doğdu. Git şu tanrıya sunuver. Bunlar da aslında hep temel de kahanet formülasyonlarıdır. Şimdi bir kere öyleyse eski Mesopotamya inançlarına ait elimizde yüz binlerce çivi yazılı metin var. Bunların çok küçük bir kısmı okunabildiği bu çivi yazılı metinlerin de önemli bir kısmı şeydir.
Bu kahanet formülasyonlarıdır. Tabi adak metinleri var. Votivs yani mesela bir tanrıya adak adıyorsun. O tanrıya adak adadığında bir metin kaleme alınıyor. Veya adayı şöyle yapmalısın diye metinler kaleme alınıyor. Böyle adak metinleri var binlerce. Yani şu tanrıya nasıl adak adayacaksın? Bu tanrıya ne zaman adak adayacaksın?
Bunlar da votivsler, adak metinler. Bunlar da kendi başına bir, yani binlerce metin. Bunlarla başa çıkmanız çok zor yani. Ben öğrenciyken biz tabi çivi yazılı metin okuduk. Benim de ben çivi yazılı metni derslerini rahmetli Profesör Ali Dinçol’dan aldım. Ali Hoca bu işi Türkiye’de ve dünyada en iyi bilen insanlardan yani birkaçından biriydi. İnsan olarak da çok iyiydi. Çok iyi bir intelektüeldi rahmetli.
O zaman öğrenciyken ben çok şeyle çalışıyordum yani sevinçle. Böyle hoşuma giderdi okumak ve anlamak. Ama tabi on binlerce metin var. Hani bunlarla başa çıkmanız çok zor. Demek ki adak metinleri önemli. Dua metinleri çok önemli. Dualar yani bir tanrıya nasıl dua edeceksin? Bu metinler çok önemli.
Tabi bu üç ana metin grubunun dışında pek çok seküler olan ya da olmayan çivi yazılı metinler var. Biz bunlardan da tabi inançlarla ilgili pek çok şeyi çıkarabiliyoruz.
Tapınaklarda bulunan inşaat, tabletler, bilmem neler falan. Yani bir yığın hikaye. Bir kere bir, öyleyse çivi yazılı metin. Ama çivi yazılı metinlerinin içerisinde son derece önemli olan eski mezopotamya’yı anlamak için en temel kodeksler var elimizde.
O kodekslerde şu. Bir, Gılgamış Destanı. İki, Enuma Elish. Üç, Atra Sis. Şimdi özellikle Gılgamış Destanı ile Enuma Elish eski mezopotamya inançlarını anlamak için son derece önemlidir.
Yani Gılgamış Destanı daha önce biraz bahsettim. Sonra belki spesifik bir dersini yapabilirim. Bilmiyorum yani. Gılgamış Destanı mezopotamya da, mezopotamya insanlarının birtakım etyolojik kendilerine veya evrene anlamaya yönelik etyolojik meselelerini, yani evrendeki o bilinmeyen ilişkiler ve anın meselelerini anlamaya yönelik o kadar çok formülasyon vermiş ki o piramitif dünyaya. Dolayısıyla Gılgamış Destanı şey gibi, hani sevimli Nasrettin Hoca masalları olur ya, hani çocuk onunla büyür. Yani Nasrettin Hoca masalları sana bir dünya harifasıdır. Yani oradaki hikmetler bilmem neler. O yüzden de hani durduğu yer biraz öyle bir şey. Bir, Gılgamış Destanı çok önemli. Gılgamış Destanı’nın bir inversiyonları var. Bunlar şu an önemli değil ama hani mezopotamya inançları için olmazsa olmaz. Geleceğim sonra. İki, Enuma Elish. Enuma Elish aslında benim Doktor Ötesim’in bir bölümü o. Enuma Elish son derece önemli. Enuma Elish de eski mezopotamya’da yaratılış olayı ile ilgili efsanedir. Efsaneler bütünüdür ya da mitoslardır. Enuma Elish yani yaratılış nasıl oldu? Bir koleksiyon. Enuma Elish’in de tabii pek çok versiyonu var, tercüme var, antik çağda yani.
Ondan sonra o da önemli. Bu hikmetin veya Atrahasis gibi yine böyle yaratılışa yönelik efsaneler. Bunlar çok temel korpuslar. Yani o dönemin kitapları diyeyim yani. Bir kere bu kaynaklarımız var. İki, eski mezopotamya inançlarına yönelik kaynaklarımız.
İki şu, çok zengin arkeolojik malzeme var. Yani kapkacak, mimari buluntu, tapınak buluntusu, mezarlar, ölü gömüleri. Yani arkeolojik malzeme adına ne kalırsa yani. Bunlar var. Dolayısıyla biz mezopotamya inançlarıyla ilgili çok net şeyler, çok sistematik değil ama çok net şeyler biliyoruz.
Ben onu sistematize etmeye çalışacağım. O başka. Ama çok fazla bilgimiz var. Bazen insanlar şey soruyorlar, bunlar da biraz sallıyor falan öyle değil. Çiviyazıslı metin ne okuyabiliyorsan, çiviyazıslı metin İngilizce gibi değil. Yüzde 80’ini okuyabiliyorsun. Yüzde 20’si hala spekratif yani.
Ama o yüzde 80’i okuduğunda senin hani sana anlatıyor, bir fikir veriyor yani hikayenin fikrini veriyor. O yüzden bu iki ana kaynak grubu çiviyazıslı metinler, çiviyazıslı metinlerin içindeki korpuslar ve de arkeolojik malzemeler bizim mezopotamya inançlarının anladığımız temel şeylerimiz, kaynaklarımız yani.
Şimdi bu tabi bu kaynaklar doğrultusunda hani sistematize, nasıl bir sistematize izleyeyim ben? Şöyle yapayım. İlk önce aslında mezopotamya inançlarının tarihsel sürecinin nasıl geliştiğini üzerine konuşmayayım. Çünkü biz onu çok iyi izleyemiyoruz.
Yani mezopotamya inançları tarihsel olarak nasıl gelişti? Çok iyi izleyebildiğimiz bir şey değil bu. En başta söylediğim ikinci maddeyi geçiyorum yani. Birinci maddemi yaptım kaynaklar. İkinci maddemi geçtim çünkü o izleyebildiğimiz bir kronolojik tarihi yok. Üç ama tabi çok zengin bir kozmolojimiz var. Yani dersin en başında iyi bir dinler tarihi haritasına sahip olmak istiyorsanız elinizde kozmoloji olması lazımdır dediğim kısma geldim. Üç abi kozmoloji. Biz eski mezopotamya inançlarının kozmoloji ile ilgili kısımlarını çok iyi biliyoruz. Yani iyi biliyoruz yani. Çok iyi tabi iddialı da ama iyi biliyoruz yani. Peki ne yani? Bu ne yani? Şimdi şu bu kozmoloji inançlarını şöyle anlatacağım.
İlk önce mezopotamyalının, sümerlinin, asurlunun, babilinin, bakın bunların kafeler hep aynı çalışıyor. Çünkü bu adamlar iç içe yaşamış insanlar. Yani sümerlinin komşusu asurlu. Asurlunun komşusu akadlı. Akadlının komşusu babilini. Yani aynı inançlar birbiri içinde çok dolaştı. O yüzden diyeceğimiz şema bütünüyle aynıdır yani. Muhtemelen ama orijinde sümer kültürü yatar. Ana şekli veren o oldu herhalde.
Dünyayı nasıl algılıyor? Yani evreni nasıl algılıyorlar? Şöyle bir kere elat şameş dedikleri bir şey var. Yani evreni bu adamlar nasıl düşünüyorlar? Bir elat şameş. Bu şameş kelimesi şama. Şama imi bence. Türkçe’de biz şama, sema diyoruz ya gökyüzü.
Yani gökyüzü. Elat. Elat da şey yukarıda olan, yukarsı, üst yani. Yukarıdaki yani şimdi evreni tasarlıyor bu adam. Evreni tasarlarken de evrenin üst kısmını yani yerin üzerindeki kısmı şey gibi düşünün. Evrenleri öyle. Bir tencere gibi düşünün.
Evreni öyle algılıyor. O tencerenin üzerine oturduğu yer burası. Bir dikdörtgen zemin. Bu dikdörtgen zeminin üzerinde bir tencere var. Tamam? Tencere gökyüzü. Alem, yukarıdaki alem. Şimdi ilk önce o gökyüzünü nasıl algılıyor? Ben oradan girdim.
Yani kozmo yaratılışın veya evrenin şamasının ağasıyla girdim şu an. Bir yer var. Evet Erşu ya da bir yer var. O yerin üzerinde ters dönmüş bir tencere var. O tencereyi şimdi tanımlıyor bu adamlar. O tencerenin abi en üstünde elat şameş var. Az evvel söyledim. Elat şameşi tanımlayacağım yani. Ney bu? Bunun orta yerinde kerep şameş var. Yani orta yerinde ve tencerenin ortası da bir başka şey. Kerep şameş dedikleri bir başka alan yani. Bu alanların her birinde bir şeyler duruyor.
Mesela aslında en üstteki alem, yani az evvel söyledim ya tencerenin en üstü yani en üstteki alem, elat şameş dediğim alem yani, İbrahimice’de Tevrat’ta Rakia diye geçer. Yani Tevrat’ın tek bin babındaki o ilk yaratılış maddeleri bizim eski mezopotamya’ya müthiş paraleldir.
Yani hani oradan aldılar almadılar demiyorum. Paralleldir diyorum yani. Bir olumsal şeyden bahsediyorum. Burada bizim mezopotamyanın elat şameş dediklerine, en üst gök tabası dediklerine Tevrat’ta Rakia’dır. En üst tabakı Rakia’dır. Ve Tevrat’ta çizilen şema 3 aşağı 5 yukarı bizim eski mezopotamyalıların, benim size daha sonra çizdiğim şemaya çok denk düşüyor.
En üst bu tamam. Onun altı Kerep Şemeş. Gökgüzünün 2. katı yani. Ondan sonra İşit Şemeş. Yani gökyüzün en altı. Bizle temas eden yanı. Yani İşit Şemeş. Hani şu an bizim içinde bulunduğumuz kat gökyüzü katı aslında bu. İşit Şemeş yani bize yakın gökyüzü yani.
Aslında mesela biz hani geceleri falan böyle gökyüzüne bakıyoruz ya bir de romantiksek yengeş vuşları da romantik olur ya gece gökyüzü sana siyah değil parlament laciverti görünür yani.
İşte o lacivert rengi abi eski mezopotamya’da lapis lazuli derlerdi. Ve lapis lazuli büyük ihtimalle Afganistan’dan mezopotamya’ya getirilen bir taşdır. Lacivert taş demektir. Lacivert taş. Biz işte bir mezopotamyalı için söylüyorum. Gece olduğunda gökyüzüne baktığımızda hani o gökyüzünü gayet romantik lacivert olarak görüyoruz ya işte o gördüğümüz gökyüzü abi bir mezopotamyalı için lapis lazuli taşından yapılmış orta tabakadaki kattır.
Yani biz şu an aşağıdaki tabakanın içindeyiz ama gece kafamızı gökyüzüne kaldırıp da baktığımızda o yıldızları falan görüyoruz ya o yıldızların bulunduğu kat işte o lapis lazuli ortadaki kattır. Biz onu görüyoruz. Çünkü gökyüzünün o ikinci katı yani o orta katı abicim lapis lazuli taşından yapılmıştır. O lapis lazuli taşları da böyle kenetlerle birbiri içerisine geçirdiği için dünya düşmemektedir.
Dünya düşmemektedir. Gökyüzü dünyaya düşmemektedir. Eğer o kenetler açılırsa taşları birbirine bağlayan kenetler, lapis lazuli bağlayan kenetler açılsa abi bütün sema aşağıya doğru düşecektir.
Şimdi eski mezopotamyalıların kozmoloji anlayışını anlamak için işte buradan başlamak durumundasınız. Ben şimdi size ne yaptım gökyüzünün nasıl algılandığını yani kozmogony’den bahsettim.
Fakat bunu henüz detaylandırmadım. Şu an sadece bir fenomenolojik şey yaptım. Şimdi önümüzdeki ders bu kozmogony ve kozmolojiye devam edeceğim. Kozmogony ve kozmolojiyi bitirdikten sonra inançlar, ritüeller öyle devam edeceğim. Yani muhtemelen bir iki ders, üç ders bu mezopotamya böyle nereye kadar sürerse o kadar sürecek.
Evet o zaman bu kadar bugün.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir