"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 1. Seminer

Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 1. Seminer

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=npQL3RxAC5Q.

Evet sanıyorum şu an beni çekiyorsunuz değil mi? Yayın başladı. Peki. Tabii burada geçen sene ben şey yaptım biraz dinler tarihi yapmaya çalıştım aslında. Yazın geldim 7-8 tane de ders yaptım aslında dinler tarihi ile ilgili.
Biraz mezopotamya’ya falan da girmiştim fakat sonra araya başka işler falan girince burası biraz yarım kaldı. Sonra konuştuk buradaki arkadaşlarla dedim ne yapalım yani ne yapabiliriz? Onlar da dediler ki ya hocam mezopotamya’yı anlatıyorsun bize şey yapalım şu Gılgamış Destanı var meşhur. Onu yapalım yani destanı anlatalım daha doğrusu destanı okuyalım metninden ve onun üzerine de yorumlar yaparak hem eski mezopotamya inançlarına devam edelim hem de son derece popüler olan ve de önemli olan bir destanı yani Gılgamış Destanı’nı insanlara şey yapalım. Öğrenmek isteyenlere ana metninden ana kaynağından satır satır okuyalım. Dolayısıyla bu hikaye öyle başladı yani Gılgamış Destanı okuması böyle başladım aslında. Ama şöyle yapmayı planlıyorum. Metni yani Gılgamış Destanı’nın orijinal metnini alacağım önüme yani bir yanımda orijinal nüsa duracak benim.
Orijinal nüsa dediğim de akatça nüsa’dır yani Gılgamış Destanı’nın bugün elimizdeki mezopotamya kaynaklı versiyonunu esas alacak olursanız yani asurcası var falan ama bizim standart nüsa dediğimiz şey akatça versiyonudur. Akatça metnini alacağım yanıma.
O akatça metninin latinize harflerle yapılmış düzenlemesini yani transiterasyonunu alacağım. Sonra İngilizce nüsa’yı alacağım yanıma ve bunları karşılıklı koyarak bunları size metn üzerinden okumaya çalışacağım.
Tabii Gılgamış Destanı’nın Türkçe’de bizim standart versiyonu dediğimiz nüsa’nın tercümesi aslında bütünüyle yok. Mevcut olanlar biraz böyle sağdan soldan kapılmış bir de şey de değil onlar yani çok böyle açıkçası güvenilir tercümeler de değil. Çoğunlukla Batı lillerinden yani Batı lillerinden yapılmış olması problem değil de hani olayın biraz içinde olduğunuzda ancak o tercümeleri daha rahat yapabilirsiniz.
O yüzden benim şu anki projem böyle araya çok olağanüstü şeyler boşluklar falan girmese yazın sonuna kadar size bu Gılgamış metnini okumak istiyorum. Tabii bu metni yani okurken akatçasını izleyeceğim dedim ben. Bu akatça bilgisi bende biraz şeyden var fakülteden.
Çünkü ben arkeoloji aslında eski çağ dilleri okudum ben yani hem arkeoloji hem eski çağ dilleri. Eski Önasya arkeolojisi ve eski Önasya dilleri okudum fakültede yani. Dolayısıyla o arkeoloji eğitimi sırasında biz hititçe gibi Hindi Avrupa dilleri, akatça gibi Mesopotamya dilleri, semitik dilleri ders olarak aldık.
Bayağı da yoğun aldık yani. Ben hem Ankara Üniversitesi’nde okudum bir müddet hem de İstanbul Üniversitesi’nde. Dolayısıyla bu tabii sadece fakültedeki eğitimle sınırlı olduğunda çok bir şey ifade etmiyor. Biraz üzerinde çalışmanız da gerekiyor tabii. Dolayısıyla benim akatçayla ilgim biraz öyle.
Tabii dinler tarihçisi de olduğum için aynı zamanda, hele son yıllarda tabii ki dinler tarihçisi de olduğum için biraz daha benim için özel bir çalışma alanıydı bu. Akat dili, akat diliyle ilgili metinler. Dolayısıyla benim akatça gerizeminim biraz böyle bir şey. Peki yani nasıl yapacağız böyle bir şeyi? Tabii yani Gılgamış Destan’ını okumak kendi başına böyle çok poetik bir şey olarak olduğunda çok anlam ifade etmeyebilir. Yani mesela ben bu ders beni izleyen arkadaşlara bir giriş yapıyorum. Yani mesela bu ders önüme bilgisayarımı açtım. Benim şu an bilgisayar da böyle depo gibi akatça nüsa, hititça nüsa, hurruca nüsa, asurca nüsa’lar şu an hepsi benim önümde yani. Bu ders ama bir giriş yapacağım aslında. Girişim hem beni bundan sonra izleyecek olan arkadaşlara bir hazırlamak, olayın konseptine hazırlamak ve hem de bu Destan’ı nasıl biz analiz edeceğiz biraz onunla ilgili bir bilgi vermek. O yüzden bu ders ve bir ihtimal belki önümüzdeki ders böyle bir girişe ayrılabilir. Ondan sonra da metini artık getireceğim ve burada okuyacağım.
Tabii bu Gılgamış Destan’ı denilen şey bir edebi metin olarak okunduğunda yani ben bu metni sadece size buradan okuyor olsam, yani sadece okuyup geçiyor olsam bir anlamı hem var hem yok.
Anlamı var çünkü neticede bir edebi, dini, literatürü takip etmiş olacaksınız. Anlamı yok çünkü hani onu o tarihsel kontekst içerisinde değerlendiremezseniz yani okuduğunuz bu metni tarihsel kontekste yerleştiremezseniz bu basitçe bir poetik metin olur yani bir şiirsel metin olur.
Dolayısıyla çok da anlamı olmayabilir. O yüzden ben şunu yapmaya çalışacağım. Metni okurken, metni satır satır okuyacağım doğru. Yani Akatcasını okuyacağım, Türkçesini okuyacağım, satır satır okuyacağım problem yok. Fakat aynı zamanda onu yorumluyacağım ben. Yani eski mezopotamya inançlarını yorumluyacağım. Mesela bir cümleyi alacağız. O cümleyi okurken normal yani metnin gidişi sürecinde kelimeleri ve cümleleri okuracağım.
Bunu yaparken de o cümlelerde ve kelimelerde geçen ve eski mezopotamya uygarlığı için önemli olan birtakım kavramlar varsa, birtakım inançlar varsa bunları da anlatacağım.
Dolayısıyla siz hem bir poetik şey yapmış olacaksınız hem de bir tarih yapmış olacaksınız hem de din tarihi yapmış olacaksınız. Dolayısıyla mezopotamya uygarlığının bu inanç yanını mümkün olduğunca anlamış olacaksınız.
Biliyordu olabilirsiniz tabi ama ana metin üzerinden okumak biraz daha anlamlı. Dolayısıyla benim bu işi yapışımın mantığı böyle olacak. Tek korkum şu, bu metin çok uzun bir metin. Mesela benim takip edeceğim standart Babil versiyonu denilen sonra anlatacağım bu versiyon uzun bir versiyon.
Yani en uzun gılgamış metni bu. Dolayısıyla bu metni sonuna kadar okursam siz de kaçabilirsiniz ben de kaçabilirim. Ama şöyle olabilir yani en azından metni yarısına kadar getirebilirim. Bu da yazın sonunu falan bulabilir yani çünkü ben sürekli en azından hazırlana kadar çok düzenli gelemeyeceğim bu derslere. Yani düzenli şöyle geleceğim mesela haftada yani iki haftada bir kere falan gelmeyi düşünüyorum ama Haziran’dan itibaren daha rahat gelebilirim. Mesela haftada bir gün ne çıkabilir bu ama öyle olsa bile Haziran’ın yazın sonuna kadar bu metin böyle sarkabilir. Dolayısıyla bakalım onu nasıl ayarlayacağım bilmiyorum yani yıllar ve yıllarda gerekebilir böyle bir destanı okumak için.
Ama onu şey yaparım ben ayarlarım yani inşallah sıkılmazsınız yani hani. Peki şimdi tamam güzel böyle metodu metodum böyle. Peki bu hikaye ne yani bu gılgamış denilen şey efsane ve gılgamış denilen figür ne ne anlama var biraz ona doğru girmeye çalışayım.
Tabii gılgamış destanı denilen şey yaklaşık milattan önce 2500-3000 yıllarında itibaren oluşmaya başladığını tahmin ettiğimiz ve zaman zaman şifahi olarak söylenen,
zaman zaman yazıya geçirilen eski bir mezopotamya kralının yani Uruk kralının hikayesi yani gılgamış destanı bir Uruk kralının hikayesidir.
Tabii Uruk denilen yer bir mezopotamya şehri antik bir eski bir mezopotamya şehri yani mezopotamya coğrafyasının kökleştiği yani Uygarlığın kökleştiği coğrafya büyük oranda Fırat ve Dicle bassa kölfezi yani Fırat ve Dicle’nin bassa kölfezine doğru olan kısmı.
Yani bu coğrafya mezopotamya uygarlığının kökleştiği coğrafya tabii bu mezopotamya uygarlığının temeli de yani en azından yazıyı kullandıkları anlamda büyük oranda sümer uygarlığına falan çıkıyor.
Bizim kahramanımız da yani gılgamış dediğimiz figür de sümerlere kadar en azından sümerlere kadar çıkıyor. Tabii sümerlerden sonra bölgeye egemen olan yani bassa kölfezi civarından başlayarak bölgeye egemen olan akatlar.
Akatlarda semitik bir uygarlık yani Araplar, İbraniler, Süryaniler yani bu semitik kültürü temsil eden bir uygarlık semitik uygarlık böyle Araplara benzeyen bir yapısı var. İşte bu sümer devleti ya da uygarlığı ortadan kalktıktan itibaren yani milattan önce 2000’ler ortadan kalktıktan itibaren de o bölgede yer alan akat veya semitik uygarlıklar aynı hikayeyi devam ettirirler.
Ve o hikaye ondan sonra hep devam etti yani günümüze kadar devam etti yani Grekler de devam etti, Anadolu da devam etti, Anadolu’da Boğazköy’de bulunan iki tane hitice versiyon var falan bunlara geleceğim yani. Şimdi bu hikayenin temeli demek ki bir kralın macerası yani Uruk denilen bir şehirde yaşayan bir kralın hikayesi Gılgamış yani tabi bu kelimeyi ben Gılgamış diyorum da Gılgamış o kadar kolay değil yani şu anlamda. Yani Gılgamış kelimesi akatça bir kelime. Normalde sümerce orijinal ifade Gılgamış değildir. Bılgamıştır ya da buna benzer kelimeler geleceğim onların hepsine. Yani bizim dilimizde dolaşan Gılgamış kelimesi büyük ihtimalle orijinal telaffuz değildir.
Yani orijinal telaffuz sümerce sümercede de Gılgamış kelimesi başka başka şekillerde telaffuz ediliyor. Onlardan bir tanesi mesela Bılgamıştır yani bir tanesi Bıl bir tanesi Gıl.
Şimdi tabi bu hikaye o kadar çok yayıldı ki Mezopotamya’da Anadolu’da Akdeniz coğrafyasında falan ve günümüze kadar da geldi. Yani hani ben size örnekler vereceğim ya da veririm yani.
Yani Odessa hikaye yani Grek dünyasından tutun da bizim Mezopotamya’da İbrani dünyasına kadar yani Yahudi dünyasına kadar ve bazen kutsal metinlerin içine girecek kadar yaygın bir fenomen olmuş bu Gılgamış ve öyküsü.
Mesela bizim İslam dünyasında da özellikle rivayet tefsirleri denilen yani daha böyle yani Kur’an’daki bazı rivayetleri daha böyle hikaye bağlamında yorumlayan tefsir geleneği yani o rivayet tefsirlerine gelecek kadar yani Gılgamış ve Gılgamış ile ilgili anlatımlar bizim İslam uygarlığında da katkıda bulunmuştur.
Tabii modern mesela Mezopotamya’da mesela Irak’ta falan bu Gılgamış efsaneleri çok modernzi olmuş versiyonlar halinde aslında hala devam ediyor.
Yani mesela Irak’daki folk çalışmaları yani halk bilim çalışmalarında bugün bu Irak’daki geleneklerde yani folk geleneklerinde Gılgamış Destan’ın izlerini bulan çok sayıda bilim adamı var. Dolayısıyla hala yaşıyor bunlara geleceğim ama tek tek yani.
Şimdi bizim şeyimiz yani öykümüzün şeyi böyle hikayesi biraz böyle. Tabii ben şuradan başlayacağım yani bu dersin birinci dersi birinci alt dersi şu olsun bu Gılgamış Destan’ının tür nedir bir oradan başlayalım.
Yani hani daha iyi anlayabilmeniz için hikayeyi tür olarak yani bir uslup olarak bu Gılgamış Destan’ını nereye koymalısınız. Önce biraz onun üzerine konuşayım. Tabii bu şöyle bir şey şimdi mesela mitoloji içerisine koyabilir misiniz yani Gılgamış Destan’ını bir mit mitoloji içerisine koyabilir misiniz?
Yani mitolojinin kendine ait bir dili vardır. Mitoloji dendiğinde mit bilimi dendiğinde yani ya da mitos dendiğinde bunun bizde uyandırdığı bir çağrışım var. İşte efsaneler ve buna benzer pek çok şey ama tabii mit tanımı o kadar kolay bir şey değil yani. Bu arke tiplerle ilgili bir kavram yani mit arke tiplerle ilgili bir kavramdır.
Mitin tanımını şu an yapacak değilim belki ileride yeri gelirse yaparım. Fakat mesela Gılgamış Destan’ı mitos denilen bir türe uyar mı? Aslında hem uyar hem uymaz. Yani bir bir anonim gelenek olarak veya bir şifahi gelenek veya bir yazılı gelenek olarak baktığınızda Gılgamış Destan’ının içinde mitsel bir retorik bulabilirsiniz.
Yani Destan’ın içerisinde mit tanımına uygun olacak bir takım retorikler bulabilirsiniz. Fakat bu onu yani bu Destan’ın bütününü bir mitoloji haline çok getirmiyor aslında. Peki ne olabilir yani böyle bir şey değilse şu olabilir.
Epic yani Epic diyorlar mesela Batı’da falan daha çok öyle karşılıyorlar bunu Epic yani Gılgamış Epii yani Destan’ı Gılgamış Destan’ı tam Türkçe’ye tercüme ettiğinizde Gılgamış Destan’ı yani Epic olabilir mi? Olabilir yani Epic olması için şu en önemli şey şu gerekçe.
Şimdi burada bir kahramanın yolculuğu var yani kahramanın yolculuğu kavramı da Epic’lerde ya da Destan’larda çok temel bir arke tiptir. Yani mesela bir Epii öteki retoriklerden ayıran en temel şey herhangi bir Epic’te bulunan figürün bir yolculuk yapıyor olmasıdır. Yani bir yolculuk yapıyor olmasıdır.
Artı bu yolculukta çok sayıda kahramanlıklar gösteriyor olmasıdır. Yani biz böyle şeylere böyle betinlere Epic deriz ya da Destan deriz yani. Şimdi dolayısıyla Gılgamış Destan’ı dediğimiz şey bir Epic türü içine girer mi? Girebilir yani büyük oranda böyle hakikaten. Tabii mesela legend falan kelimesi de var yani Batı’da kullanılan yani Gılgamış legendi bazen böyle de bulabilirsiniz.
Fakat legend ile Epic arasındaki sınır çok küçüktür. Yani o yüzden mesela legend mi, Epic mi hani bu tartışmayı çok anlamlı bulmuyorum ama Epic kelimesini kullandığınızda yanlış bir şey olmaz. Ama şöyle düşüneceksiniz öyle bir Epic ki bu içinde mitlerle ilgili çok sayıda da arke tipsel referanslar var.
Yani pek çok etiyolojik açıklamalar var. Mitlerin temelini oluşturan pek çok etiyolojik açıklamayı siz yine bu Destan’ın içerisinde Epic’te bulabiliyorsunuz. Şimdi bu tabi hani modern Batı Terminolojisinden baktığınızda tamam biz bunu Epic diyelim Destan diyelim yani fark etmez. Fakat bunu mesela yani bu Destan’ı Mesopotamya literatür şerçevesinde düşündüğümüzde o adamlar yani eski Mesopotamyalılar ne diyorlardı buna? Yani bir de öyle bir sorun var. Aslında o sorun üzerinde durulabilir, çok da eğlenceli olabilir o sorunun çünkü bir yın böyle yan şeylere uğraşları. O kadar girmem ama şunu söyleyeyim eski Mesopotamyalılar için bu tür mitinler ya da bu tür şifahi gelenekler, bu tür Destanlar veya Retorikler
daha çok Sümerce’de Namkuzu adıyla bilinir. Yani Sümer uygarlığında Sümer çivi yazılı mitinlerde bu gibi Retoriklere içeren şeylere Destanlara, hikayelere Namkuzu denildi.
Sümercesi Namkuzu’dur bunun. Bu Namkuzu Akat diline yani Sümerceden Akat diline tercüme edilirken de Nemeku diye tercüme edildi. Yani Nemeku’da Akatların kullandığı veya Akat-Asur-Babil yani Semitik dillerde de bunun karşılığı Nemeku’dur.
Nemeku kelimesi tamamen Namkuzu’nun tercüme sırfı. Yani Sümerce kelimeyi tamamen Semitikler almışlar kendi dillerine. Yani dil kelimeyi, Sümerce kelimeyi Akat’lılaştırmışlar. Ama kelime orijinali Sümerce kalmış yani.
Tabi bu bu kelime yani Nemeku kelimesinin anlamı şu. Sır bilgisi demektir. Yani sır bilgisi. Çünkü bu Destan’ın içerisinde veya buna benzer başka Destan’larda Önas ya da Atrahasis veya buna benzer Enumeli Şehan bunlara gelirim zaten.
Bu gibi Destanların en temel şeyi bir sır bilgisini paylaşmasıdır. Yani Nemeku şey demek yani bir ilahi sır. Yani bir ilahi sırla ilgili Destan. Yani böyle adlandırmışlar. Yani Sümerliler için, Akat uygarlılığı için veya Önasya’daki Semitik uygarlıklar için bu bir sır bilgisi olmuş.
Yani bir şeyin bir sırın ifşası yani. Tabi bu mesela şeyde literatürde de şöyle geçiyor. Lüdlül bel Nemeku yani şu an Akatçasını kullandım ben.
Lüdlül bel Nemeku. Bu şu demek. Sırra sahip olan Rabb’ı överim. Bu Akatça’da bir dua formülasyonu kullandım ben şu an. Yani sırra sahip olan bel Nemeku, sırrın sahibi.
Yani bel Nemeku, Lüdlül överim. Sırrın sahibini överim. Genellikle bu gibi metinler, bu gibi epikler hep böyle ifade edilmiş. Yani bu sır, bu sırın sahibi, bu sırın sahibine övgüler. Yani böyle bir şey var. Terminolojide böyle bir kavram var.
O yüzden bizim için destan olan bu şey, bizim için hikaye gibi görünen veya mit gibi görünen bu şey, bu destan yani aslında Mesopotamyalılar için bir gerçekliğin kendilerine ifşasıydı. Yani Gılgamış Destanı hangi sırrı saklıyordu da insanlara ifşa etti. O destanı okuyanlar öyle bir sır sahibi oldular. Yani o sırrın gerçeğini anladılar. Tabii bunu zaman içerisinde anlatacağım ama orada şey yaptığı sır şu. Yani ifşa ettiği sır şu, destandaki retörin.
Şunu söylüyor, diyor ki ne yaparsan yap ölümden kaçamazsın. Yani ey insanlar yani ölümden çok korkuyorsunuz, ölümden çok korkmayın. Hepiniz öleceksiniz. Ben Gılgamış. Yani ben bile öleceksem eğer ki Gılgamış da ölecek yani çok peşinden koştu da süründü yani. Bir numara olmadı yani. İfşa ettiği gerçeklik böyle bir şey. Yani herkesin peşinden koştuğu ölümsüzlüğün aslında hiç olmadığı, ölümsüzlük denilen kavramın sadece Tanrılara ait bir şey olduğunu, eğer insana ait bir ölümsüzlük varsa bunun bu hayattan sonraki bir başka hayatta var olabileceğini, dolayısıyla böyle bir sırrı insanlara deşifre eden bir metindir.
Bundan dolayı da eski mezopotamyalılar bunu bir sırrın ifşası olarak gördüler. Ve bu sırrı kendilerine ifşa eden Tanrıları da, çünkü eski mezopotamya klasik çok Tanrılı bir inanç sistemidir.
Politeist bir yapısı var yani. İşte bu sırrı kendilerine ifşa eden, anlatan Tanrıları da ve onlara aracı olan Gılgamış’ı da övdüler bu yüzden. Dolayısıyla yani mezopotamyalılar için hikaye böyle bir şey. Tabi şu var yani ben şimdi böyle ara sıra parantez için şeyler de söylüyorum.
Biraz vizyon vermeye çalışıyorum aslında. Hikaye şöyle, bunlar tabi eski hikayeler, eski destanlar bilmem neler Mikolos’ta falan bizim için hikaye. Yani siz antik dünyaya gittiğiniz zaman ya da eski dünyaya gittiğiniz zaman binlerce yıl öncesinde bu anlatılan şeyler bir hikaye değil, bir mit değil, bir gerçeklik.
Yani mesela bunu işte Eliade bunu çok güzel yapar yani dinler tarihçisi Mircea Eliade 1986’da öldü, Amerika’da profesördü. O bu ayarını çok güzel yapar yani modern insan için mit olan şey veya efsane olan şey eski insanlar için bir gerçekliktir.
Yani bir hakikattır o. Biz bunu sadece öykü gibi anlarız. O yüzden benim önerim aslında bu dersi veya buna benzer dersleri izleyen bütün arkadaşlarım bu gibi öykülere bir hikaye gibi görmemesi ve eski insanların bunu bir gerçeklik olarak kabul ettiğini anlayarak bu işlerle uğraşması gerekiyor. Dolayısıyla bunu şey yani göz önüne almaları gerekiyor herkesin.
Bir de şu var tabi şimdi burada biz yani tamam online falan anlıyorum ben hani güzel de yani şu an pek çok kişi izliyor falan ama yani bu işlerin bakın teorik yanı olabilir ama olay sadece teorik değil.
Yani bu işlerle uğraşan arkadaşların öğrenci olabilir amatör profesyonu olabilir yani bu işlerle uğraşan arkadaşların mutlaka bir müzeye gitmesi birkaç müzeye gitmesi yani şimdi Gılgabış’da Edistan’da ben size buradan akatçasını söylerim arkadaş. Yani gösteririm daha akatça göstereceğim zaten de. Fakat yani sizin o nüsraanın çivi yazısı tablet üzerine yazılı halini görmeniz gerekiyor.
Yani ellemeden bir şey olmaz yani yani görmeden hiçbir şey olmaz. O yüzden de mutlaka sizin Anadolu’da veya gidebiliyorsanız Anadolu’nun dışında coğrafyalarda bu uygarlıklara ait o somut şeyleri görmeniz ve solumanız gerekiyor.
Yoksa hani böyle hikaye anlatır gibi ya ben de bir uykucu olurum o zaman yani bir meddah gibi anlatırım. O yüzden benden dinleyin okuyun araştırın ama gidin de gör. Yani ve Anadolu bu anlamda müthiş yani. Evet şimdi demek ki giriş böyle girişe hala devam ediyorum. Ne yaptım bir tür olarak nereye yerleştirilmesi gerektiği üzerine biraz konuştum.
Şimdi bizim Uruk Kralı Gılgamış’ın hikayesi tabi modern dünyayı çok etkiledi Azarer söyledi. Bunun örneklerini somut olarak vereceğim ben size. Fakat şeyden başlayalım şimdi yine girişe devam ederek yani kelimeden başlayalım yani Gılgamış kelimesinden yola çıkalım. Yani Gılgamış kelimesi nedir? Etim odesi ne olabilir? Ve versiyonları kelimenin versiyonları şöyle tabi Sümerca metinlerde yani Sümer diline ait Sümerca metinlerde.
Sümercili Sümer dili biliyorsunuz çok yerleştirilebilen bir dil değil yani Sümerlerin yani orta asyalılarla akraba olma ihtimali söyleyenler var. Sümerleri Suudana lokalize edenler var. Yani Sümer kültürünü çok fazla lokalize edemiyoruz aslında. Yani Ural Altay dilleriyle benzerlikleri var bu doğru.
Yani hani henüz o zamanlar Türkçe Türk dili diye bir dil yoktu ama Ural Altay dilleri vardı yani bütün Türk, Japon, Moğol, Manço, Tunguz dillerini Kore dillerini içeren bir ana dilden prototip dilden bahsediyorum.
Yani Ural Altay dilleri yani Sümerler döneminde orta Asya’da bir kimlik olarak Türk kimliği değil bütün bunların hepsinin prototipi olan bir Ural Altay prototip ürkü arayın.
Yani Japon, Koreli, Moğol ve bunlar. İşte bu Ural Altay dillerine yakınlığı var Sümercenin. Yani bazen sentaks bazen yani hakikaten var yani enteresan bir şekilde. Fakat bu şu anlama gelmiyor. Sümerce Ural Altay kökenlidir diyemezsiniz. Yani çünkü Sümerler orta Asya’da Ural Altay halklarıyla temasa geçmiş olabilir büyük oranda böyle. O dillerle karşılıklı etkileşmiş olabilir. Yani mesela Türkçede İngilizce kelimeler var diye Türkçenin İngiliz olduğunu söyleyebilir misiniz? Söyleyemezsiniz. Ama Türkçe ile İngilizce karşılaştığı için hani biz Türkçe ile İngilizce kelime kullanıyoruz. O yüzden yani kelime benzerliğini bakın önemsemeyin.
Yani Sümerce ile modern Türkçe arasında 150 kadar kelime var benzer yani. Fakat hani bu önemli olabilir ama hiç önemli de olmayabilir. Bir iki dil arasında yakınlık arayacaksanız mutlaka ya fonotikte arayacaksınız veya semantikte arayacaksınız. Yani ancak oralardan yola çıkarsanız dillerin birbiriyle ilişkisi var mı yok mu anlarsınız yani kelime benzerlikleri yanıltıcı olur.
Türkçede 1000 tane İngilizce kelime var. Şimdi abi Türkçe İngilizce değil yani. O yüzden şey düşünmeyin. Şimdi bu gılgamış kelimesi şöyle Sümer metinleri de şöyle geçiyor. Mesela benim önümde şu an var yani ben görüyorum. Hem çiviyesi var hem bunun karşı yani İngilizce şeyleri var. Tercümeler önümde duruyor benim şu an. Mesela Sümerce de bu kelime yani gılgamış kelimesi mesela şöyle geçiyor bakın.
Bılgamış diye geçiyor yani böyle bılgamış diye geçiyor. Bazen şöyle geçiyor. Sadece giş diye geçiyor. Bazen sadece giş diye geçiyor. Mesela bazen şöyle geçiyor. Giş gamış diye geçiyor.
Bazen şöyle geçiyor. Giş bilgamış diye geçiyor. Şimdi tabi bunların hepsinin bir anlamı var. Yani giş ne demek yani anlamları yaklaşık tahmin ediliyor. Giş ne demek işte bil ne demek yani bunların hepsinin bir üç aşağı beş yukarı bir anlamı var. Şimdi o anlamların ne olduğuna geleceğim.
Fakat bizim bildiğimiz yani popüler olan gılgamış kelimesi akatçadır. Sümerce değildir. Sümerce olanları söyledim ben size. Daha yani Sümerlerden sonra kullanılan bir dil olan akatçada gılgamış olarak geçer. Yani kelimenin şeyi gılgamış hali akatça.
Tabi büyük ihtimalle bu tabi eski diller böyle biraz bazı yanlarıyla çok kolay bazı yanlarıyla çok zor. Gılgamış kelimesi akatçada büyük ihtimalle şöyle bir kelime.
Mesela herhalde bu bir tahmin tabi. Büyük ihtimalle gılgamışın sonundaki o gamış kökü büyük ihtimalle Sümerlerden olduğu gibi alınmış.
Fakat baştaki gıl yani baştaki gıl kelimesi Sümercedeki bıl kelimesine benzetilerek başka bir akatça kelimeden türetilmiş bir ifade. Yani baştaki akatçadaki o gılgamışın gılı Sümercedeki bılla benzetilmiş doğru. Fakat o akatçadaki gıl kelimesinin Sümercedeki bılla alakası yok.
Tamamen akatlara ait bir kelime o. Yani gıl kelimesi tamamen akatlara ait bir kelime. O yüzden akatlar kendi akatça olan gıl kelimesiyle
Gamış kökenli yani Sümer kökenli gamış kelimesini almışlar ve biraz tırnak içinde uyduruk bir kelime icat etmişler ve böylece gılgamış kelimesi karşımıza çıkmış. Tabi bu gılgamışın bılgamışın bunların ihtimalesi falan hani bunlar üzerine çok yazıldı falan kremer veya pek çok uzman yazdı çizgi yani.
Bunların bir kısmına geleceğim ben. Öyleyse demek ki kelimenin bir Sümerce orijinal hali var bir de akatça adapte hali var. Tamam. Peki mesela bu destanda şeyin gılgamışın yani bizim kahramanımızın başka isimleri var mı?
Yani daha değişik isimleri var mı? Birkaç sıfatı daha var. Yani özellikle Sümerce metinlerde bu çok geçiyor. Mesela ney bunlar? Bir tanesi muktablu yani muktablu kelimesi şu demek savaşçı demek yani muktablu diye bir kelime geçiyor.
Sümer metinlerinde bu savaşçı demek bir sıfat gibi geçiyor. Yani gılgamışın o savaşçı önüne vurgu yapan bir kelime bu. Kelime orijinalde Sümerce bir kelime.
Mesela başka bir kelime var mı? Bir de şu var. Alikpana. Yani alikpana diye bir kelime daha var. Bu da Sümerce bir kelime. Alikpana da yani bilge, hani akıllı buna benzer bir şey var, anlamı var.
Dolayısıyla gılgamışı nitelendiren bu iki kelime de Sümer metinlerinde geçiyor. Yani akat versiyonunda pek değil ama Sümer metinlerinde geçiyor.
Peki başka mesela yani daha böyle sıfat olarak bildiğimiz mesela hani benim önümdeki listede baya var ama ben çok temellerini seçiyorum şu an. Mesela esigga imin. Yani esigga imin diye bir kelime var. Bu da Sümerce bir kelime. Esigga imin.
Bunun anlamı şu. Yedi defa kahraman demek. Yani yedi defa kahraman demek bu. Bu gılgamışın çok kahramanlık yapmasıyla ilgili bir ifadelendirme büyük ihtimalle. Yani onun yedi ayrı kahramanlığı var. Herhalde bu kahramanlıkları nitelendiren bir kelime. Sümerce de böyle bir kelime kullanılmış.
Öyleyse demek ki Sümerce de gılgamışı anlatan birtakım başka kelimeler daha çok sıfat türünden ama sık kullanılan başka kelimeler de var.
Bu tabii yani Sümerce de böyle. Peki Akatça da yani semitik dillerde bir sıfatı var mı? Yani gılgamış kelimesinin dışında bir sıfat var mı? Mesela şu var. Abu abi. Yani Abu abi diye bir kelime var. Abu abi Akatça da yani semitik karşılığı gılgamışın. Yani gılgamışın sıfatlarından birinin semitik karşılığı Abu abi. Abu abi de şu demek. Büyük baba demek.
Yani Abu abi büyük baba demek. Arapçaya çok benziyor bakın dikkat edin. Abu abi büyük baba anlamına geliyor. Bu da şeyde çok kullanılıyor. Bizim Akat Terminolojisinde çok kullanılıyor.
Şimdi tabii gılgamış kelime yani bılgamış daha doğrusu Sümerce karşılığıyla bılgamış kelimesinin etimolojisi üzerine yapılan çok çalışma var.
Ama büyük ihtimalle bılgamış kelimesi şu anlama geliyor. Büyük büyük ata demek. Yani kelime bılgamış kelimesi büyük ihtimalle büyük büyük ata anlamına geliyor etimolojik olarak baktığınızda.
Şimdi dersin bu noktasında ne yaptım şunu yaptım gılgamış kelimesinin etimolojisini verdim. Şimdi ben böyle sık sık hani nerede ne yaptım diye böyle genellikle anlatıyorum öğrencilere bu biraz sistemli olsun diye. Yani çünkü biraz kaymaşık bir konu. Yani benim her basamakla size yeniden neredeyim onu söylemem gerekiyor. Girişe devam ediyorum. Şimdi girişin şu kısmındayım. Madem bu kadar önemli yani bu gılgamış testanı bu kadar önemli ve çok örneği var.
Yani günümüze kadar devam eden bir gelenek oluşturmuş. Peki bunlar ne? Yani günümüze kadar gelen bu gelenekten örnekler var mı? Tabii var yani. Şimdi onların hepsine geleceğim. Fakat önce şundan bahsetmem lazım benim. Peki yani bu gılgamış testanı niye bu kadar tutundu ki? Yani bakın M.Ö. 2003 binler aradan geçmiş 4-5 bin yıl ve hala bir şekilde modernize olmuş ya da olmamış ama gılgamış testanı biz buradayız. Yani ben burada şimdi bana diyorsunuz ki ya hoca bize gılgamış dese niye diyorsunuz ki yani? Abi 3-5 bin yıl olmuş yani ne işiniz var yani? Öyle değil işte.
Tabii gılgamış testanının bu kadar popüler olması ve insanlar arasında bu kadar yani Grek dünyasından İran’a İbrani dünyasına kadar ve Binbir Gece masallarına kadar bakın. Yani Binbir Gece masallarında bile Belukiye’nin hikayesinde Binbir Gece masallarının bir anektotudur.
Gılgamış testanının hikayesi, öyküsünü bulursunuz. Peki niye yani bu hani bu kadar böyle? Çünkü şundan dolayı. Çünkü gılgamış testanında anlatılan konular ve bu anlatılan konuların anlatımının mantığı bütün insanlar için yani eskide olan ve şimdi olan ve belki de gelecekte olan bütün insanlar için çok temel ve açmaz olan bir meseleye soruyor.
Son derece de psikanalitik yöntemle cevap vermeye çalışmış. Yani temeli şu bir kere yani testanın temeli şu. Son derece varoluşçu bir mesele. O da şu, ölüm.
Ölüm yani insanoğlu inançlı ya da inançsız fark etmez ölümden korkuyor. Yani korkulmamalı mı? Korkulmamalı mı? Hani orasında değilmişim de. Fakat herkes ölümden korkuyor yani. Şimdi işte bu salgın senaryoları bağlamında falan bakıyorum da yani insanlar bayağı bir korkutulmuşlar yani.
Kendine göre herkesin bir gerekçesi olabilir tabii. Fakat testanın en önemli teması şu. Ölüm duygusu ve ölümün kaynağı ve ölümden kurtulabilir miyiz? Bir kere bak, bakın buradan insanı bağlıyor.
Yani bir mezopotamyalıyı bağlıyor, seni de bağlıyor. Binlerce yıldan beri devam etmesinin en temel sebeplerinden bir tanesi bu ölüm korkusuna veya ölüm duygusuna getirdiği kendi mentalitesi içerisindeki açıklama biçimi. Şimdi buradan mesela önemli. Fakat bana göre daha önemli yanı şu. Gılgamış’ın yaşamış olduğu tecrübeler yani destanda bize anlatılan ve benim size daha sonra anlatacağım ve okuyacağım hikayeler yani kahramanın başından geçen hikayeler
adeta bir insanın kendi bilincinde yaşadığı bir takım bilitsel ve psikolojik dönüşümlerin neredeyse aynısıdır. Yani bu ne demek bu şey demek.
Şimdi mesela Gılgamış’ın gösterdiği kahramanlıklar ve yola çıkış macerasına bakın bizim tasavvuf da biraz seyir-i sülüye çok benzer bir mantıkla esasla insanın kendi içerisinde yaşadığı bir tecrübeyi anlatır.
Bundan dolayı da müthiş derecede psikolojik arke tipler kullanır. Bu ne demek yani bu karanlık sözlerimin arkasında nasıl bir aydınlık ifade var şöyle.
Şimdi mesela Gılgamış işte ilk defa sahneye çıktığında senaryoda ilk defa sahneye çıktığında bir kötü kral pozisyonundadır. Yani sert vahşi hain bir kötü kahraman pozisyonundadır. Fakat zamanla bir takım olaylar yaşar ve o olaylar sonucu o kötülüğü ben sufi bir terminoloji kullanayım o nefsi emmaresinin nasıl gittikçe törpülendiği ve adeta insanla hayvan arası karışık bir varlığın nasıl insani bir sürece doğru yöneldiğinin hikayesini anlatır. Ve bu hikaye bizim kendi içimizde yaşadığımız hikayenin aynısıdır. Yani biz de nefsen maveden yola çıkarız. Yani biz de hani bir hayvani tırnak içinde bunlar tabi bir hayvani nefisle hayata geliriz.
Ama öyle tecrübeler yaşatır ki hayat bize bir bakarsın ki daha sonraki yıllarında bambaşka bir şey olmuşsundur. Senin kafanın içindeki ego, it, süper ego arasındaki bu dönüşümler bu kavgaların hepsi Gılgamış’ın yaşamış olduğu hikayelerde saklıdır. Bundan dolayı bütün insanlar kendi içlerinde yaşamış oldukları o kavgaları yani kendi kendimize didişiyoruz ya yani o kavgaların hepsini Gılgamış’ın şahsında bulmuşlardır.
Sadece Gılgamış bunu dış dünyada bir senaryoda seyyatleriyle yapar. Yani her seyyatinde bir yerde öyle bir şey olur ki onun içerisindeki o bilissel sürecinde yani bilincindeki o bilissel sürecinde, kognitif sürecinde yani yeni bir şey uyanır. Şimdi bundan dolayı siz Gılgamış destanında okuduğunuz zaman hele antik dünyada okuduğunuz zaman kendi kendinizi anlıyorsunuz. Yani birazcık self-therapilir. Kendi kendini iyi ediyorsun. Yani zaten mitlerin bu yanı çok enteresandır. Her mit sizi iyi eder. Her mit sizi iyi etmeye odaklanmıştır farkında olmadan.
Mit sizin iyi olma arzunuzun dış dünyaya bir retorik olarak yansımasıdır. Bunu Gılgamış’ta çok görürsünüz. İşte bundan dolayı Gılgamış destanı binlerce yıldır masallarda devam eder.
Yani insanlar neden 400 yıldır, 700 yıldır, 1000 yıldır Nasreddin Hoca masalları ya da buna benzer masallar okuyor dinliyor ki. Çünkü kendinden bir şey var hikayede yani. O yüzden kendinden bir şey olduğu için Gılgamış destanı bütün dünyada son derece popülerdir ve hala hikaye devam eder. Sebebi biraz bu.
Peki bu destan yani hani örneklerle nasıl şey yapabiliriz, popüleritesi nasıl devam ediyor, nerelerde var? Mesela bir iki örnek vereceğim ben hemen size. Tabi şunu da bilmeniz gerekiyor. Bu destan yani Gılgamış’ın öyküsünden bahseden klasik yazarlar falan var. Yani Gılgamış destanı Mesupotamya’da söylenmiş, bitmiş değil. Tamam, devam etmiş.
Peki o devamın izini biz bir takım klasik çağ yazarlarında falan bulabiliyor muyuz? Bulabiliyoruz. Mesela bir örnek şimdi hemen ilk yazdığım notlardan bir tanesi. Mesela Aelian. Yani M.E. 2. y. Aelian, bir Romalı yazar, şair. Ondan sonra onun mesela denaturası var. Denaturasında bu Gılgamış’tan bayağı bahseder.
Sonra 8. yüzyılda bir Nestorii var. Nestorii din adamı. Theodor, meşhurdur bu. Doğuda yani bizim Mesupotamya’da Nestorilik bir Hıristiyanlık mezhebi. 8. yüzyıl, milattan sonra. Theodor’un çalışmalarında ama özellikle Skoliye adlı bir çalışması vardır onun. Mesela orada bayağı bahseder. Gılgamış’ın öyküsünden.
Sonra şey vardır meşhur. Lucian. Yani Lucian, milattan sonra 4. yüzyıl. Bir Grek yökenli, bir şair, yazar falan. Onun Dea Siriası vardır.
Dea Siria çok önemli bir yazardır. Bu Dea Siria’yı yakın zamanda Türkçe’ye tercüme ettiler. Nermin Hatay bunu tercüme etti. Dea Siria önemli bir çalışmadır.
Bu çalışmada bizim özellikle Kuzey Suriye, Güneydoğu Anadolu civarındaki birtakım tanrıçalarla ilgili inanç biçimlerinin öyküleri vardır.
Ve Lucian bazı bağlamlarda bu Gılgamış Destanına referer eder bazı bölümlerinde. Ondan sonra bu önemli. Ama bu destanın ve bu kahramanın yani Gılgamış kahramanımızın en popüler olduğu alanlardan veya literatürden bir tanesi tabi ki Yahudi literatür.
Yani özellikle Dead Sea Scrolls denilen yani Ölüdeniz ev yazmaları denilen ve aşağı yukarı milattan önce 100 civarından itibaren İsrail’de Kumram bölgesinde ortaya çıkan birtakım metinler var.
Bunlar son derece enteresan metinler. Bu metinleri yazanlar büyük ihtimalle bizim Eseni’ler dediğimiz erken Kabalacılık denilen Kabalacılığın bir ilk versiyonunu oluşturan bir mezhebin yazdığı metinlerdir.
İşte bu metinler yani Ölüdeniz ev yazmaları denilen bu metinlerde bu Gılgamış ile ilgili baya bir öykü var. Yani Yahudilere ait bir gelenekte Kumran civarında var olan bu gelenekte bu erken Kabalacılıkta yani Maasah Bereshit denilen İbrancı’da bu erken Kabala kültüründe Gılgamış ile ilgili öykülerin var olması hala son derece şeydir.
Şaşırtıcıdır. İşte mesela nerede geçer yani hangi metinlerde, Ölüdeniz yazmalarının içerisinde hangi metinlerde geçer? Devler kitabı denilen yani Devler kitabı adıyla Türkçeye tercüme edilen Book of Giants diye bilinen bir kitap vardır. Bu Ölüdeniz el yazmalarının içinde bir kitapçıktır bu. İşte bu Devler kitabında yani Giants’ların Devlerin kitabında Gılgamış bir dev kahraman olarak geçer. Yani çok sevilen bir kahraman olarak geçmez ama hala Yahudi literatüründe bakın o dönemlerde erken dönemde şeydir, önemlidir.
Ve büyük ihtimalle Gılgamış adıyla olmasa bile Kabalacılıkta yani Sefer Yetisirah’ta, Sefer Bahir’de, Zohar gibi kitaplarda Gılgamış motifi Tevrat’ın tefsirine ait bazı bölümlerde vardır. Yani geç Kabalacılıkta da Gılgamış hikayesi biraz devam eder. Tabii hani detaylar çok fazla ama çok anlamlı bulmuyorum yani şu an konuşmayı.
Tabii Binbir Gece masallarında geçer yani Binbir Gece masallarında hani bayağı şey önemli. Tabii Greklerde yani Odysseus hikayesinde, Grek kültüründe Odysseus hikayesinde çok fazla etkisi vardır Gılgamış hikayesinin.
Yani hani bir yıl böyle karşılaştırmalar yapılmış. İşte Odysseus’un Calypso’yla ilişkisi Enkidu’nun Şamhat’la ilişkisine benzer. Yani Enkidu Gılgamış destanında bir kahramandır.
Ben size sonra anlatacağım. Yani Gılgamış’ın Alter Egosudur aslında. Şimdi Enkidu ile yani bizim kahramanımız ile Şamhat arasında bir ilişki vardır. Şamhat’ın ya bunların ne olduğunu söyleyeceğim. İşte Odysseus’la Calypso arasında çok benzer bir ilişki var.
İşte Gılgamış’ın Humbaba’yı öldürmesi, Humbaba yine destanın içerisindeki bir figür. Odysseus’un kickflopları kör etmesi ve öldürmesine benzer. Gılgamış’ın yeraltına inmesi, Odysseus’un yeraltına inmesine benzer gibi. Yani bir yığın benzerlikler var. Belli ki Grek dünyasını da çok etkilemiştir. Niye etkiledi? Çünkü anlattım yani o insana getirdiği etyolojik açıklamalar yani ölümün etyolojisi ile ilgili açıklamalar büyük oranda Akdeniz dünyasına hatta çok daha uzak yerlere kadar hikayeyi yaymış. Evet şimdi burası girişimin önemli bir kısmı. Yani buraya kadar size bir fikir verdi destanın mahiyeti ile ilgili. Şimdi bundan sonra yine girişe devam ediyorum fakat çok önemli bir yanındayım.
Çünkü bu bölüm yani şu an anlatacağım şey benim okuyacağım Metin ile ilgili. Yani benim buraya getirip okuyacağım Akatça Metin’in nüssasıyla ilgili bilmeniz gerekli olan bir şey.
Şimdi bu Gılgamış epi ya da Gılgamış destanı farklı farklı versiyonlar halindedir. Yani ne demek versiyon? Farklı nüssalar, farklı şekilde yazılmış metinler, farklı dilde yazılmış metinler.
Gılgamış’ın çok sayıda versiyonu vardır. Hem dönemsel versiyonlardır bunlar hem de lokal coğrafi versiyonlardır. Bu ne demek? Bu şu demek. Şimdi bir kere bu destanın bizim elimizde en azından bugün itibariyle var olan dört ayrı döneme ait versiyonu var. Ney bunlar? Yani bu dört ayrı döneme ait versiyon ne demek? Şu demek.
Bir, Sümerler dönemine ait bir versiyon var. Yani Sümerler dönemine ait bir versiyon var elimizde. Sümerler dönemine ait versiyon dediğimde neyi kastediyorum geleceğim.
Peki başka versiyonlar var mı? Var. Hangisi? Mesela ikinci temel versiyonumuz bizim. Eski Babil versiyonu denilen bir versiyon. Yani elimizde bir başka versiyon. Eski Babil versiyonu denilen versiyon. Tabii bunların tarihlendirmesi falan bunları söyleyeceğim şimdi. Yani önce bir dört versiyonu bilin. Sümerce versiyon var. Eski Babil versiyonu var.
Bir başka versiyon, çok önemli bir versiyon. Orta Babil versiyonu. Yani orta dönem Babil versiyonu. Neyi kastettiğimi söyleyeceğim. Ve bir de standart Babil versiyonu denilen bir başka versiyon.
Yani standart Babil versiyonu önemli. Ya hepsi önemli tabii de şundan dolayı standart Babil versiyonu daha önemli. Çünkü benim burada okuyacağım versiyon standart Babil versiyonu olacak.
Mesela ben size Sümerlerdeki versiyonu okumayacağım. Tabii niye okumayacağım? Bakın sebebi şu. Çünkü en değerli toplu, en düzenlenmiş, elimizde en iyi korunmuş, en iyi okunan metin bizim elimizdeki bu standart versiyonudur.
Bundan dolayı da bilimsel çevrelerde eğer Gılgamış Epi’ni okuyorsanız bu versiyonu okursunuz daha çok. Yani ötekiler üzerine araştırma yaparsınız o başka bir şey ama klasik metin budur.
O yüzden standart Babil versiyonu denilen bir versiyon var. Bu çok önemli bir versiyon. Benim okuyacağım versiyon bu olacak. Sümerce’deki fragman versiyonlar değil, onlara da değineceğim.
Orta Babil dönemi versiyonu değil. Çünkü o versiyon karışık eksik fragman halinde eski Babil versiyonu da değil. Onda da hem daha kısa daha kaymaşık biraz daha fragmanlar var yani parça parça. Ama bizim elimizdeki nüsa önemli bir nüsa. O yüzden buradan size anlatmaya çalışacağım.
Peki bu versiyonlar ne demek? Biraz daha şimdi onları açayım. Şu sümerce versiyonlardan başlayayım. Yani önce hani oradan yola çıkayım. Şimdi bizim bugün elimizde sümerlerden kalan ve Gılgamış’ın hikayesini anlatan tek bir metin yok. Yani tek bir Gılgamış’ın hikayesini anlatan sümerce herhangi bir metin yok. Mesela şöyle bir yanlış tabii çok yapılıyor. Hani sümerlere ait Gılgamış tufan hikayesi diye bu retorik çok sık yapılan bir hata. Öyle bir şey yok. Yani sümerlerde tufanla ilgili anlatımlar var bu doğru. Sümerlerde Gılgamış’la ilgili anlatımlar var bu da doğru.
Fakat bunların ikisi bir metin içinde yok. Bunların ikisini bir metin içinde bulacağınız ana metin bizim standart versiyondur. Peki bu sümerlerdeki versiyonlar ney ve ne zamana ait ve hangi nüsa onlar? Yani Gılgamış’ın hikayesi kaç versiyon halinde var?
Bir kere bu sümerce metinlerin önemli bir kısmı 2500 yani milattan önce 2500-2000 aralığında yazılmış. Yani büyük ihtimalle tabii bu epik şifahi olarak binlerce yıl öncesine gidiyor. Yani hikayenin dibi çok daha eski.
Fakat yazıya geçirilmiş süreci büyük ihtimalle ilk defa sümerlerle ve bu ilk yazıya geçirilme süreci de 2500-2000 aralığı daha önceye ait bir metin çıkabilir. Ama şu an verilerin çoğu bu bölüm yani milattan önce 2500-2000 civarına ait. Peki hangi versiyonlar bunlar? Ne yani bu sümerce versiyonundaki hikayeler ney? Mesela bir tanesi Gılgamış ve Akka hikayesi denilen hikaye. Yani bu şeyin başlığı, hikayenin başlığı yani bilim adamlarının verdiği isimler bunlar. Bu isimlerin yani bu tabletlere, bu çivi yazılı metinlere böyle spesifik bir başlık pek konmamış. Bizim standart versiyonunda biraz var gerçi ama. Yani bunun konusu şudur, başlığı şudur. Pek öyle bir başlık yok. O yüzden bu başlıkların hepsi daha çok bilimsel çevrelerde konmuş olan başlıklar. Mesela bir tane Gılgamış hikayesi Gılgamış ve Akka hikayesi denilen hikayedir. Bu hikayenin içeriği ney? Burada Gılgamış ne yapıyor? Geleceğim.
İkincisi şu. Gılgamış ve Huvvava veya Humbava. Yani Gılgamış veya sümercesi Bılgamış. Ben daha çok Gılgamış’ı tercih edebilirim. Ama sümerce düşünüyorsanız Bılgamış diyeceksiniz ona. Bılgamış veya Gılgamış ve Huvvava veya Humbava. Nedir bu? Yani Gılgamış’ın nesini anlatır bu? Geleceğim.
Üçüncü hikayemiz Gılgamış’ın macerası. Bılgamış veya Gılgamış ve göklerin boğası. Yani göklerin boğası. Ball of Heaven. Göklerin boğası. Nasıl bir hikaye? Geleceğim.
Sonra Gılgamış ve Netherworld. Yani Gılgamış ve öteki dünya. Neyi anlatıyor burada? Buna da geleceğim.
Sonra bir başka hikaye. Gılgamış’ın ölümü. Yani bir başka hikaye. Gılgamış’ın ölümü. Şimdi bunlar şu demek bakın. Bu saydığım sümerce hikayeler bir arada değil.
Yani şöyle düşünmeyin. Bende şey var. İmitasyon çivi yazılı metinler var. Onların bir iki örneğini getiririm. Yani onu üzerinden gösteririm. Mesela bunu bir çivi yazılı tablet gibi düşünün. Şöyle düşünmeyin. Az evvel saydığım beş tane hikaye bu çivi yazılı tabletin hepsinde yok yani.
Yani bir tanesi Nippur’da bulunmuş bir küçük tablet. O mesela sadece Akkay’la Gılgamış’ın hikayesini anlatıyor. İşte bir tane tablet Ur’da bulunmuş. O sadece göklerin boğası ile Gılgamış’ın hikayesini anlatıyor. Dolayısıyla bunların hepsi bir metin içinde alt alta yazılmış şeyler değil. Farklı farklı hikayeler. Beş tane farklı hikaye. Fakat bizim standart versiyonumuzun özelliği şu işte. Standart versiyon bütün bunların hepsini toplamış ve tek bir hikaye haline getirmiş. Yani Şehra Azad’ın masalı gibi. Hani Binbir Gece masallarını hatırlayın yani. Nasıl Binbir Gece masallarında bütün farklı öyküleri bir tek isim altında yani Şehra Azad altında birleştirmişse senaryo yazanlar.
Bizim standart versiyon dediğimiz versiyon da bütün bu farklı hikayeleri tek bir hikaye haline getirmiş. Bundan dolayı standart Babil versiyonu bizim için son derece önemlidir.
Şimdi ne yaptım? Sümerce’deki şeyleri ve hikayeleri anlattım. Şimdi burada bugün bırakıyorum dersi. Ondan sonra normalde bir yirmi dakikan falan daha var. Ama yani ben şöyle hani bir saat bir buçuk saat aralığı. Çünkü benim çok fazla dersim ya da başka işlerim var. O yüzden genelde böyle yapacağım ama bir buçuk saate genelde uyarım. Yazın mesela uyarım ona. Şimdi önümüzdeki ders şunu yapacağız.
Bu sümerce olan hikayelerin özelliğini anlatacağım. Ondan sonra öteki versiyonların özelliğini anlatacağım. En sonunda bizim artık standart versiyonumuzu önümüzü alacağız ve oradan Akatça ve Türkçe hikayeye devam edeceğiz.
Evet sevgili arkadaşlar. Hepinize hoşçakalın diyorum. Dersinizi iyi çalışın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir