Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 4. Seminer
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8ZNwqu1B1DU.
Evet. Onlaycı arkadaşlar nasılsınız? Bu arada yorumları burada asistan arkadaşımız var. Bana bazı yapılan yorumları okudu da çok hoşuma gitti. Güldüm yani bayağı iyi oldu. Ondan sonra bir taneniz şeyi hesaplamış. Yani böyle giderse hani her ders 5-6 tane cümle yaparsak aşağı yukarı kaç yıl?
Kaç yıl? 25 yıl mıydı? Vallahi ben o kadar hesaplamışım. Ben 1-2 yıl da falan biter dedim ama demek ki 25 yıl. Tabii 25 yıl yapamayız arkadaşlar. 25 yılları yani yaşayıp yaşamayacağımız da belli değil yani hiçbirimizin. O yüzden ama biz bunu formül edeceğiz. Bak siz dert etmeyin. Şimdi hani Haziran’ın sonu, şimdi Haziran ayı da böyle ayda bir kere. Fakat Temmuz, Ağustos, Eylül ben biraz daha rahatım. Çünkü dersler falan bitiyor benim.
Dolayısıyla mesela 3 kere gelebilirim her ay. Bazen 4 kere gelebilirim yani her hafta gelebilirim mesela. Dolayısıyla 2 me kadar biraz daha çok yaparız. Ama tabii ki bu doğal olarak bitmez yani. 3000 satır düşünün yani 25 yıl işte sevgili arkadaşımız hesaplamış onu. Biz de bir formül bulup gerekirse birtakım yerleri çok böyle özet yaparız. Fala o şekilde sonunu getiririm yani her halde.
Ama bu yaz en azından böyle satır satır adeta okuyalım. Bir de ben şey öğretmek istiyorum size yani. Mesela biz böyle bir ders yapmayabilirdik de şunu yapabilirdik. Mesela derdik ki eski mezopotamya kültürleri. Şimdi böyle bir şey de anlatırdık yani eski mezopotamya uygarlı, eski mezopotamya inançlar, kültür, toplumsal yapı. Hani bunları da anlatabilirdik daha böyle halk gibi şeyler olurdu. Fakat benim derdim biraz da şu.
Tamam yani insanlar çivi yazısı öğrenmek zorunda değil, grekçe öğrenmek zorunda değil falan da hani bir ana kaynakla karşı karşıya kalındığında o ana kaynağın nasıl değerlendirilebileceğinin bir mantığını da vermek istiyorum aslında. Yani tamam hepiniz biliyor büyük ihtimalle Gılgamış Destanı diye bir destan var. Bunu Türkçe, Batılillerinde okudunuz, okumayanlar da olabilir. Herkes farkında.
Ama hani ben biraz onun dışına çıkartıp sizi biraz daha metodik olarak bir orijinal tekste binlerce yıl önceki bir orijinal tekste nasıl bakılır. Hani biraz da derdim o benim yani. O yüzden hani böyle bir şeye başlamış bulunuyoruz ama mesela belki bunu işte sürdüreceğiz böyle bir iki yıl. Ondan sonra yine devam ederse her şey işte mezopotamya uygarlıklarını geçeriz.
Daha tarihçi gibi konuşuruz yani. Ama şu an böyle bir metodolojik sistem de vermek istiyorum. O yüzden yorum yapan birkaç arkadaş şimdi az evvel onlara da selam gönderiyorlar, herkese gönderiyorlar. Ama 25 yıla bittim yani. Evet. Şimdi bugün tabii dersimizin yani başlayıştan itibaren aşağı yukarı 6. ya da 7. bölümü. Ama Meddin okumamızın yani Gılgamış Destananın ana Meddin okumamızın ikincisi. Yani birine ilk geçen ay başladım. Ondan sonra bu ay şu an Haziran’da yani Meddin ikincisine devam ediyorum. Yani 11. satır. Benim şu an mesela size okuyacağım bugün ve yorumlayacağım bölüm Gılgamış Destanının standart versiyonunun, standart versiyonun ne olduğunu artık öğrendiniz. 11. ile 21. satırları arası. Geçen ders 1. ve 10. satırlarını yapmışım. Demek ki giriş yapmışım yani. Esaslam Meddin hala girişindeyiz.
Yani bu destanı kaleme alan editörler aslında hala giriş yapıyorlar. Mesela dikkat ederseniz geçen derste de şimdi de birkaç ders sonra da bize bu Meddin’i hazırlayan anonim gelenek ve editörler Gılgamış tipini bize hazırlamaya çalışıyorlar. Gılgamış kim, nereden geldi, hangi şehirde, neler yaptı.
Yani Meddin yazarları bir giriş yapmaya çalışıyor. O girişi de diyelim ki mesela 3-4 ders sonra tamamlayacak, tamamlayacağız yani. Ondan sonra da artık Destan’ın daha doğrudan yani Gılgamış’ın hikayesine orada gireceğiz. Ama hala şey böyle Gılgamış’a bile pek gelmedik. Gılgamış öncesi bir durumu bize Meddin yazarları anlatmaya çalışıyor. Şimdi öyleyse 11. satırdan başlıyor.
10. satır bitmiş geçen ay 11. satırdan başlıyorum. Böyle sık tekrar yapmamın amacı da tahmin ederseniz hani online oldu, sizi düşünerek yapıyorum ben. Çünkü hani hafızada çok kolay kalmayabilir, o genel aksi kaybetmeyin diye uğraşıyorum. 11. Akatçasını okuyorum. Sonra Türkçesini okuyacağım. Sonra da üzerine Mesopotamya kültürlerini tanıyacak görünler yapacağım.
11. cümle. Upi şadura şe uruk şupuri. Yeniden okuyorum. Upi şudura şe uruk şupuri. 11. cümle. 12. cümle.
Şe eyanla kudduşi şutummi elim. 13. cümle. Amur durşu şekima ke nipsu. 13. tekrardan. Amur durşu şekima ke nipsu. 14.
Yitablaz sama tesu şele umaşalu mamma. 15. cümle. Şabatma şimilta şe ultu ulanu. 16. cümle. Kitrup ana eyanla şubat işdar. 17. cümle. Şe şarru arku le umaşalu amelu mammamma. 18. elima ina muhi duri şe uruk iltalak. 19. temenno hitma libitta şubbu.
19. temenno hitma libitta şubbu. 20. şumma libittaşu le egurrat. 21. bu uşu le idduva muntalku.
22. şurada şüphesiz bir şey. 23. şüphesiz bir şey. 24. şüphesiz bir şey. 25. şüphesiz bir şey.
26. şüphesiz bir şey. 27. şüphesiz bir şey. 28. şüphesiz bir şey. 29. şüphesiz bir şey. 30. şüphesiz bir şey. 31. şüphesiz bir şey. 32. şüphesiz bir şey. 33. şüphesiz bir şey. 34. şüphesiz bir şey. 35. şüphesiz bir şey. 36. şüphesiz bir şey. 37. şüphesiz bir şey.
38. şüphesiz bir şey. 39. şüphesiz bir şey. 40. şüphesiz bir şey. 41. şüphesiz bir şey.
42. şüphesiz bir şey. 43. şüphesiz bir şey. 44. şüphesiz bir şey. 45. şüphesiz bir şey. 46. şüphesiz bir şey. 47. şüphesiz bir şey. 48. şüphesiz bir şey. 49. şüphesiz bir şey. 50. şüphesiz bir şey. 51. şüphesiz bir şey. 52. şüphesiz bir şey. 53. şüphesiz bir şey. 53. şüphesiz bir şey. 54. şüphesiz bir şey. 55. şüphesiz bir şey. 56. şüphesiz bir şey.
57. şüphesiz bir şey. 58. şüphesiz bir şey. 59. şüphesiz bir şey. 60. şüphesiz bir şey.
60. şüphesiz bir şey. 61. şüphesiz bir şey. 62. şüphesiz bir şey. 63. şüphesiz bir şey.
Mesela bakın ilk kelime yani birinci cümle ”upişu dura şe uruk şupuri” oradaki bu ifadedeki yani birinci cümle ”upişu” kelimesi aslında akatça ”epeşu” dan geliyor. ”epeşu” tabi bunları bu kadar bilmelisiniz. Yani şöyle doktora dersi yapmıyoruz neticede.
Ama bu kadar bilmeniz de gerekmiyor. Fakat bu kadar bilmesi gerekli olan arkadaşlar olabilir. Bir de biz burada bir iz bırakıyoruz. Yani şimdi bu müessesede klasik düşünce okulu büyük önemli bir şey yapıyor. Yani bir bir şeye kayıt oluyoruz hep birlikte yani. Yıllar ve yıllar sonra hani insanlar ve ben bunları yazacağım tabi. Bunlar kitap olarak da çıkacak da bir iki sene sonra ama sıkılmayın bence o etimolojiler falan çok sıkmasın. Çünkü anlamak için başka bir şey… Bir de metodu öğreniyoruz yani. ”upişu” ”epeşu” yani esas da akatça ”epeşu”dan gelen bir kelime. ”upişu” kelimesi yani. Ne demek ”epeşu”? ”epeşu” akatça ”inşa etmek” demek. Aslında inşa etmek karşılığında kullanılan çok kelime var tabi akatçada.
Böyle 10-15 kadar kelime var ama mesela bir duvar, bir bina, bir şehir falan buna benzer şeylere inşa etmek için kullanılan kelime bu ”epeşu” kelimesi. Buradan da türetilen bir kelime olarak cümle bizim cümlemiz ”upişu” ile başlıyor. Yani ne diyor? ”inşa etti” Neyi inşa etti? Şimdi tabi böyle gramatikal analiz yapacak değilim. Sadece bir ilk cümleyi örnek veriyorum. İnşa etti. Neyi inşa etti? ”dura” Ne demek dura? Duvar. Tabi bugün bizim Türkçe’de kullandığımız duvar kelimesiyle ”dur” kelimesi böyle çok ses değerlere birbirine benziyor. Aslında bu tesadüf olduğunu pek düşünmüyorum ben bunu. Bakayım birazdan geleceğim buna. Ha geleceğim. Yani duvar kelimesiyle bugün Türkçe esasında fasçak kökenle tabi de Duvar kelimesiyle bizim Türkçe’de telefuz ettiğimiz bu ”akaça dura” kelimesi birbiriyle alakalı mı değil mi geleceğim. Ama alakalı yani. Tamam. İnşa etti. Neyi inşa etti? ”dura” yani duvar inşa etti. ”şe” ”şe” ne demek akaça? Şu ”which” İngilizcede yani ki o.
Ki onun genetif özellikleri de falan da var. ”dead” bağlaç İngilizcede yani. Bir bağlaç o. İnşa etti. Duvarı inşa etti. Fakat neyin duvarı? Yani hani ne duvarı? Yani şimdi onu da bir nitelendiriyor gramer. Diyor ki ”uruk” şehrinin duvarı. Yani hemen ”şe”den sonra ”ki” odan sonra şehrin adına ”uruk” getiriyor.
Ve ”uruk” şehrinin duvarını inşa ettiğini biz anlıyoruz. Fakat bu ”uruk” şehri adını ismi zikrettikten sonra onu bir sıfatla bize daha da detaylandırıyor. Mesela ne diyor orada? ”şupuri” diyor. ”şupuri” şu demek akaça. ”Koyun ağırlı” falan demek.
Mesela bu kelime yani ”koyun ağırlı” kavramı Mesopotamya’da bildik bir kavram. Hani bildiğimiz koyun ağırlı aslında da. Fakat hani klasik terminolojinin dışında bu koyun ağırlı kavramı yani ”şupuri” kavramı şeyden de biliniyor. Hani sembolik değerleri de var bu kelimenin. Eski ayette falan da geçer. Yani Tanak Yahudilerin kutsal metninde falan da geçer.
Şimdi tabi geleceğim yani hepsine. Tabi şimdi on birinci cümle böyle. Şimdi on iki falan da böyle gidersek on iki, on üç, on dört. Abi o zaman bu iki yüz elli yıla falan çıkar. Ben sadece hani bir örnek veriyorum. Hani metodik olarak bu işe böyle bakılması lazım diye. Şimdi geçiyorum yoruma. Bakalım biz buradan ne öğreneceğiz yani? Bu paragraflardan ne öğreneceğiz? Evet.
Şimdi mesela ”dur” kelimesi onunla başlayayım. Türkçe’de bizim kullandığımız ”duvar” kelimesi yani ”dur” Akatça ”duvar” demek. Yani Gılgamış’ın şehri olan yani Gılgamış’ın kral olduğu şehir olan Uruk şehrinin duvarlarını anlatıyor bize şimdi. ”Dur” yani şehrin duvarları yani. Türkçe’de ”duvar” kelimesi Farsya kökenli.
Tabii Farsya, Hindavrupa kökenli bir dil. Ve bütün Hindavrupa dillerinde ”dur” kelimesini yani ”duvar” kelimesini çağrıştıran pek çok kelime var. Yani Grekçe’de var, Latince’de var, Sanskrit’e var. Yani bütün o Hindavrupa dillerinde var yani bu kelime. ”Duvaru” şeklinde, ”durru” şeklinde falan falan yani.
Şimdi tabii Akatça semitik yani. Ama ”duvar” kelimesi yani ”durru” kelimesiyle ilişkiliyse, Akatça’daki bu kelimeyle ilişkiliyse Farsya’nın semitik dillerle hiç alakası yok. Tamamen Hindavrupa dili bambaşka Farsya yani. Bir ilişki olabilir mi? Aslında olabilir.
Mesela bugün Farsya’da hala der kelimesi falan kullanılıyor. Der ve dar yani ne demek? Giriş, kapı falan Farsya’da yani. Tabii İngilizce’deki yani daha doğrusu Batı dillerindeki ”dor” kelimesi yani kapı giriş kelimesi de doğal olarak Hindavrupa kökenli yani.
Tabii kapı kavramının yani Farsya’daki ”der” kavramı, işte İngilizce Batı dillerindeki ”dor” kavramı veya eski Proto Hindavrupa dillerinde ”durru” ”duvarru” gibi bu kelimenin esasında muhtemelen ilk otantik anlamı Hindavrupa dillerinde yani. Kapı olmaktan ziyade bir şeye engel olmaktı. Yani esas kelimenin anlamı, otantik anlamı büyük ihtimalle böyle.
Çünkü biliyorsunuz ki yani kapıda da bir şeye engel olmak var. Yani sen bir yere kapı koyduğun zaman engel oluyorsun demektir. Çok büyük ihtimalle Farsya’daki ”dar” ya da ”der” diğer Hindavrupa dillerindeki işte neyse diğerleri Batı dillerindeki ”dor” bilmem ne bütün bunların hepsi ilk otantik anlamıyla bir şeyi korumak için paravan. Öyle bir anlama geliyordu. Fakat daha sonra büyük ihtimalle o paravan anlamının ötesine geçti ve kapı giriş gibi anlamlara geldi. Fakat Akatça’da yani bu ”dur” kelimesi ”uruk” için kullanılan ”urukun surları için kullanılan bu duruk” yani ”duvar” kelimesi nereden yani benzerlik mi yoksa şey mi hani Hindavrupa dilleriyle alakası falan mı var? Tabii hani ben böyle çok spesifik, lingüist gibi bunun üzerine çalışmadım ama hani göz attım ve okuduğum kadarıyla Akatça’daki bu kelime ile Hindavrupa dillerindeki bu kelime yani ”duvar” kelimeleri birbiriyle bayağı yakın aslında. Nasıl oldu da Hindavrupa dillerinden böyle bir semitik dile geçti bu kelime? Büyük ihtimalle herhalde şöyle bir şey olsa gerek.
Bazı Orta Doğu’da yani Mezopotamya’daki Hindavrupa kökenli kabilelerden geçmiş olabilir bu semitik kültüre.
Yani büyük ihtimalle Mezopotamya’da yaşayan bazı Hindavrupalı kabilelerden bu kelime Akatça’ya geçti ve anlamı aynı kaldı yani ”duvar” ”korumak” gibi bir anlam kaldı.
O yüzden ”duğru” kelimesi büyük ihtimalle Hindavrupa kökenli bir kelime burada da Uruk şehrinin duvarlarını anlatıyor. Şimdi Uruk şehrine geleceğim.
Tabii Uruk şehri yani az evvel söylediğim güney Mezopotamya’daki çok önemli Sümer şehirlerinden biri, Gılgamış’ın kralı olduğu şehir yani. Geleneye göre yani Sümer veya Mezopotamya geleneğine göre tufandan sonra kurulan ikinci şehir.
Yani Mezopotamya tufanı anlatımını kastediyorum. Tufandan sonra kurulan ilk şehir Kiş şehri, ikinci şehirde Uruk şehri.
O yüzden Uruk şehri şeydir hani böyle Mezopotamya’da böyle prototip şehirlerden bir tanesi. Bu Uruk kelimesinin yani bu bu şehrin adı olan Uruk kelimesinin ihtimalesi üzerine çalışılmış. Yani nereden geliyor bu Uruk kelimesi falan? Mesela şöyle demiş bir kısmı demişler ki bu şehrin adı Sümerce Unuk. Unuktu. Fakat bu Unuk kelimesi yani Sümerce olan bu Unuk kelimesi Akatçalaştı, Semitikleşti yani ve Unuk’tan Uruk’a döndü diyenler var.
Fakat daha şey olanı mesela benim aklım biraz daha buna yatıyor. Daha böyle başka bir yerden okuyanlar şöyle söylüyor diyor ki aslında böyle değil yani Sümerce Unuk’tan geliyor değil. Bu Akatça Uruk kelimesi Mezopotamya’da çok kullanılan bir kelime ve bir tarihi işaret eden bir kelime aslında.
Bu kelime yani Mezopotamya’da çok kullanılan bu kelime Yerrah kelimesi Yerrah. Yerrah kelimesi Ayım yani Ayım Semitik Mezopotamya’da hilal hali için kullanılan bir kelimedir.
Yani Yerrah kelimesi Mezopotamya’da Semitik bir kelimedir. Kelimenin tam karşılığı aslında şeydir uzun yani uzun olmak mesela bir ölçü olarak falan da kullanılmış yani uzunluk ölçüsü mantığıyla. Kelimenin orjinal anlamı uzun olmak fakat tabi Ayın o antik dünyada Ayın o hilal hali de hani böyle bir ince uzun bir şeydir yani bir boynuza benzer bir şeydir.
İşte Ayın o hilal hali ne de bu Yerrah kelimesi dem yani telaffuz böyle yapılmış. Mesela bugün büyük ihtimalle bizim Urfa kelimesi de buradan geliyor.
Yani Mezopotamya’da bu Yerrah antik dünyada Mezopotamya’da Harram’da Urfa’da falan Ay kültü çok önemli. Mesela Irak kelimesi de yani modern zamanlarda Irak kelimesi de aslında bu kelimeden bozmadır.
Yani Irak kelimesi normalde Varka kelimesinden törenmiştir. Varka kelimesi de Yerrah kelimesinden törenmiştir. O yüzden bazılarına mesela kitab-ı mukaddesde yani eski ahitte bu kelime Ereh diye geçer.
Yani Ereh diye geçer. Bakın telaffuzlar çok benziyor. O yüzden Uruk kelimesi herhalde daha çok bu Yerrah buna benzer bir şey bir dil kültüründen geliyor.
Ve büyük ihtimalle ki aslında büyük ihtimalle değil öyle yani bu adı taşıyan bütün Mezopotamya şehirlerinde olduğu gibi Uruk şehrinde de bu dönemlerde Ay kültü çok önemli. Yani Ay ile ilgili inançlar çok önemli. Bizim Ay kültü dediğimiz Ay ile ilgili inançlar çok önemli. Bunu biliyoruz yani arkeolojik verilerden falan yani.
O yüzden de Uruk adının büyük ihtimalle o Ay’ın hilal hali ile ilişkisi olsa gerek. Ay’ın hilal hali de eril bir kavram olarak düşünülmüştür Mezopotamya’da.
Mezopotamyalılar şöyle düşünüyor Ay’ın dolunay hali yani tam öyle küre hali dişil bir şeydir. Dişil bir ilahedir ama Ay’ın o hilal hali o dolunay değil de hilal olan hali de eril bir şeydir.
Eril bir Tanrı’dır. Konsept bu. Yani bununla ilgili çok fazla çivi yazılı malzeme var tabii yani. Bu da hani çok başka bir konu. Konuyla ilgili ama çok kenarda bir şey yani. O yüzden bugünkü ırak kelimesinin de içinden geldiği kelime hatta Urfa kelimesinin de içinden geldiği kelime bu yerha kelimesi.
Uruk kelimesi de bu yerha kelimesi ile etimolojik olarak ilişkilidir ve Ay tapınımının egemen olduğu şehirlerin adları çoğunlukla böyledir Mezopotamya’da. Eski ayette de bu kelime geçer. Şimdi tabii bu Uruk şehri yani ne zaman bildiğimiz anlamıyla muhtemelen prehistoryik dönemlerde de bu şehir vardı da ama çivi yazılı metinlerde önemli işte popüler olduğu dönemler ne zaman bu Uruk şehrinin işte Gılgamış hikayesinin geçtiği dönemler yaklaşık milattan önce 3000’li yıllar. Yani artı eksi yani 3000 ile 3500 3600 oynar falan yani. Bu döneme tabii cemdet nasır dönemi denilir.
Yani bu dördüncü bin yıl yani milattan önce dördüncü bin yıl denilen ve yaklaşık işte milattan önce 3000’ler ve biraz daha yukarıya tarih olan bu dönem cemdet nasır dönemi denilen bir dönemdir. Bu dönemin tabii kendine ait bir yapısı var yani Mezopotamya tarihine uğraşanlar falan iyi bilir tabii.
Mezopotamya’da bir dönemdir bu hakikaten yani önemli bir dönem yani milattan önce siz 3000’lük sür yıllarına geldiğinizde işte sümer kültür çevresinden başlayarak adeta prehistoryik Mezopotamya kültüründen çıkılmış ve daha ne diyeyim uygarlaşmış bir Mezopotamya’ya doğru geçiş dönemidir. Yani tam bizim hikayelerin yani Gılgamış’ın ve diğer benzerlerinin ortaya çıktığı dönem bu dönem cemdet nasır dönemi yani. Ve tabii Mezopotamya’da bu döneme ait pek çok şehirde yapılan kazılarda biz bu kültürel dönüşümün izlerini sürebiliyoruz.
Hani o şey değil yani hakikaten bir süreç yani bu görülüyor. Tabii geleneğe göre yani eski Mezopotamya geleneğine göre bu şehri kuran daha önce benim size sümer kral listeleri dedim geçen ders hatırlayın.
Sümer kral listelerinde de geçen veya pek çok Mezopotamya literatüründe geçen bir kral var yani tabii bu krallar yaşadığımı yaşamadığımı tam bilmiyoruz. Yani biraz efsanevi de olabilir ama kral Enmerkar adıyla biliniyor. Enmerkar yani Enmerkar adıyla bilinen bir kral var.
Sümer veya genelde bütün Mezopotamya metinlerinde geçer işte geleneğe göre bu şehri kuran kral budur. Yani bize Mezopotamya geleneği böyle söylüyor. Gılgamış bundan sonra devreye girecek yani bizim kahramanımız bundan sonra devreye girecek aslında. Tabii Enmerkara ait efsaneler falan var onlardan da bize kalan çivi yazılı metinler var yani Aratta şehrinin beyiyle Enmerkar’ın kavgası böyle bir efsane var yani. Bunlar daha küçük çaplı efsaneler. Yani az çok iyi korunmuş metinler ama çok küçük bunlar yani.
İşte böyle bir figür tarafından kuruluyor şehir geleneğe göre eski Mezopotamya geleneğine göre. Fakat metinlerden anladığımız kadarıyla bu Uruk şehrinin etrafındaki duvarları bize sur duvarlarını yani bize bu Gılgamış efsanesinin anlattığına göre inşa eden ilk kişi Gılgamış. Yani Enmerkar yaşadıysa muhtemelen tabii ki böyle bir sur duvarı herhalde inşa etti. Ama esas hani meşhur o Uruk kazılarında ortaya çıkan duvarlar bunlar kazılarda bulundu yani bu duvar kalıntıları. İşte onları inşa eden geleneğe göre Gılgamış. Dolayısıyla surları o inşa ediyor.
Tabii bu surlar mesela ileride geleceğim mi ona bakayım. Gelmiyor bilemiyorum şimdi söyleyeyim. Bu surlara tabii koyun ağılı deniliyor metin içinde yani koyun ağılı ne demek? Buna birazdan geleyim ama yani hani koyun ağılı şeklinde olan surlar. Ne demek o koyun ağılı?
Muhtemelen bu kavram da o geçiş dönemine ait bir mimari teknolojiyle ilgili bir şey olsa gerek. Ama ona birazdan geleyim yine. Bu şehir yani bu Uruk şehri ne kadar bugün kazılarda çıktığı kadarıyla yani arkeolojik kazılarda bayağı şeyler bulundu Uruk’ta yani.
Aşağı yukarı böyle bir toplam 9 kilometreye yakın bir sur duvarı var. Yani bu 9 kilometre de bu dönemler için aslında büyük bir duvar. Yani mesela İstanbul surlarını düşünün. İstanbul surları yani Eminönü’nden başlayın sahil boyunca Yedikule. Yedikule’den başlayın Karasurları Ayvan Sarayı’ya kadar. Karasur Ayvan Sarayı’dan başlayın Halic, Halic’ten yeniden Eminönü. Yani bu sur duvarlarının boyutu aşağı yukarı 20 kilometreye yakın yani. Şimdi hani bahsettiğimiz İstanbul, Konstantin veya Theodosius İstanbul’u hani daha yakın zamanlar yani. Ama hani bu kadar eski bir dönemde böyle bir uzun sur duvarının olması belli ki şehir önemli bir şehir.
Yani öyle şey değil hikaye değil yani şehir. Ondan sonra tabi bu sur duvarları işte alınma alın, ne, nasıl biraz o mimari şeylerine falan geleceğim. Büyük ihtimalle Tevrat’ta geçen Nimrut diye bir karakter var.
Yani Tevrat’ta eski ayette geçen eski ayetin Tevrat kitabında geçen Nimrut diye bir figür var. O figür yani bir ihtimal Enmer Kar ile ilişkilidir. Yani Enmer Kar’ın bu bizim eski ayetten bildiğimiz Nimrut olma ihtimali var. Yani hani en azından eski ayet yazarları böyle bir prototip kahramanı kullanmışlar Nimrut şeyinde, prototipinde büyük ihtimalle. Ondan sonra Tevrat’ta zaten şey diyor yani Şinar bölgesinde Şinar dediği yani Tevrat’ta Şinar diye bir kelime geçer. Şinar kelimesi Sümer demektir.
Yani Şinar kelimesi, Tevrat’ta geçen Şinar kelimesi, esasında Sümer kelimesinin eski ibrenler tarafından telaffuzudur. Tevrat şey diyor yani Şinar’daki ikinci şehri kuran Nimrut’tur. Şimdi hani bu bilgilere baktığınızda işte Uruk’un da ikinci şehir olması kişiden sonra falan yani hani bu paralelliklere falan baktığınızda
hani böyle bir eski ayet yazarlarının böyle bir prototipten, Enmer Kar prototipinden faydalanma ihtimali olabilir yani. Şimdi bu şehirde pek çok şey var kazılarda çıkan falan. Ama daha yani hani şu an bizim için daha önemli olan iki tane tapınak var.
Yani Uruk şehrinde arkeolojik anlamda çok şey çıktı. Fakat bizim için şu an iki tanesi daha önemli. Bunlardan bir tanesi şehrin Kullaba denilen bir kısmı var. Mesela hani benden sonra bakın böyle şeyde literatürde falan. Yani şehrin bir bölgesinin adı o Kullaba bir bölge orası yani. Şimdi şehrin o bölgesinde bir ziggurat bulundu.
Yani Kullaba bölgesinde bir ziggurat bulundu. Ziggurat biliyorsunuz ki eski Mezopotamya’da böyle merdiven şeklinde Mısır piramitlerine benzeyen tapınaklar. Tabii zigguratlar nedir falan bunlara ileride geleceğim. Çünkü ben hani bunlar ileride de tekrarlıyor. Ben böyle en çarpıcı yerlerinde bu konseptleri açıyorum zaten size. Demek ki şehrin bir bölgesinde bugün bir ziggurat bulundu.
Ve bu ziggurat Sümerlerde gök ile ilişkilendirilen ve en önemli tarihlerden birisi olan Anu ile ilgili. Yani Sümer teolojisinde Anu yani Mezopotamya teolojisinde aslında. İşte Anu enlil eya üçlüsü şeydir, önemlidir.
Bunların içinde Anu gökle daha ilişkili bir ilah, daha böyle tek tane değil ama henoteistik bir yanı var onun. İşte bu ziggurat Anu’ya adanmış. Mesela şehrin içindeki önemli tapınaklardan birisi onun. Tabii şehrin içinde yine yani Uruk’ta böyle duvarlar yani şehrin içinde bir duvarın arasında kalmış. Duvarlarla örülmüş anlamında, etrafı duvarlarla çevrilmiş anlamda bir tapınak daha bulundu. Bu tapınak da bizim meşhur herkesin bildiği yani İnnanla’nın tapınarı. İnnanla da yine benim sonra anlatacağım şekilde eski Sümerlerde en önemli ilahe ya da tarihçalardan bir tanesi. İnnan ne? İnnanla buna geleceğim.
Bu Sümer tarihçasına Semitikler İştah adını verecek. Yani aslında birbirlerine benziyor fonksiyonlar. Tam aynı değil ama üç aşağı beş yukarı aynı. Tabii İnnanla’nın öyküsü çok fazla. İşte Dumuzi, İnnanla hikayesi falan bunlara ileride geleceğim. Bir de onun tapınağı var işte. Demek ki iki tane tapınak var. Birisi Anu’nun birisi İnnanla’nın.
Bu tabii Anu’nun tapınağı Beyaz Tapınak falan diye de biliniyor. Yani o zikurata Beyaz Tapınak falan da deniliyor batılı literatüründe. Bu her iki tapınak da yani işte o Cemlet-Nansır dönemi denilen yaklaşık döneme ait Uruk’un geç dönemleri. Yani Uruk şehrinin biraz geç dönemleri. En yaptan önce 3400’ler artı eksi. Bu her iki tapınak da elimizde mevcut haliyle daha çok o döneme. Tabii ki bu tapınaklar daha sonralarda kullanılmış. O aşamaları da biliyoruz ama. Yani bu tapınakların böyle temeli falan bu dönemde atılmış. Mev 3400’ler civarı. Tabii bu şehrin içinde yani Uruk şehrinin içerisinde şey var.
Abi müthiş, ne derler, bir dakika. Müthiş şeyler var. Su kanalları. Yani çok güzel bir şehir yani. Böyle su kanalları falan yapılmış. Zaten o hani Basra Körfezi’nin civarındaki şeyler de çoğunlukla şehrin içinde geçiyor. Geçiyor su kanalları aslında. Efendim tamam.
Bu şehir yani Uruk şehri aşağı yukarı MÖ 2000’li yıllarına falan geldiğimizde bağımsızlığını kaybediyor. Aslında yine bir Sümer şehri olan yine bir minik Sümer krallığı olan öyle diyeyim Uruk şehrinin kontrolüne giriyor.
Yani MÖ 2000’li yıllarda bu şehir Uruk şehri, Gırgamış’ın şehri yani yine bir Sümer şehri olan bir şehir devletinin kontrolüne giriyor. O şehirde Ur şehri. Ur şehrinin bölgeye gemen olmasından itibaren de Uruk şehri önemini kaybediyor. Ama yine şey bir şehir yani antik çağların yani şeye kadar neredeyse Hellenistlik döneme kadar geliyor şehir yani.
Ama artık eski o efsanevi şeyi yok yani şehrin. Bu şehrin duvarları az evvel söyledim koyun ağılı. Şimdi bu koyun ağılı şeyi ağıl kelimesi tabi söyledim ben size şeyde de geçer. Eski ayitte çok geçer. Sembolik anlamda veya tam literel anlamda. Mesela benim önümde var birkaçını söyleyeyim. Mesela eski ayıt Sayılar kitabı 32’ye de geçiyor.
Yine eski ayıt 1.Samuel 24’de geçiyor. Yine eski ayıt 2.Tarihler 32’de geçiyor. Yani ne geçiyor bu metinlerde? Bu ağıl kavramı. Yani bu buradaki bu ağıl kelimesi bize eski mezopotam ya da ağıllar o koyun hayvan ağıllarının nasıl olduğu ile ilgili bir fikir veriyor. Anlamının ne olduğu ile ilgili bir fikir veriyor.
Büyük ihtimalle destanın içerisinde az evvel okuduğum şekilde bu koyun ağılları denmesinin sebebi duvarlara herhalde şundan kaynaklanıyor. Bir kazılarda onun izi çıktı zaten. Şimdi bu eski mesela Anadolu’da da bazı yerlerde çıktı. Nerede? İşte şeyde bizim kuru çaydı galiba ya. Hacılarda. Gülsüm Hanım’ın kazdığı İstanbul Üniversitesi’nden. Anadolu’da da bazı yerlerde çıktı. Hatta şey yani bu Anadolu’dakiler daha bile eski daha böyle hani prehistoryik surlar. Kazamat denilen yani bu dönemlerin antik dünyasında Kazamat denilen bir sur sistemi var.
Kazamat basitçe şöyle bir şey. Mesela bir sur duvarı çekiyorsunuz. Onun arkasına bir sur duvarı daha çekiyorsunuz. Ondan sonra bu bir teknik. Bu ikisinin arasında yani iki duvarın arasında yapılmasının sebebi korunaklı olması. Mesela buradan baktığınız zaman biraz şeyle benzetin. İstanbul surlarının yani Roma, Bizans surlarının kara surları da üç kademeli. Yani aslında Kazamat tam kademe değil yani. Ama benzer kavram yani. Büyük ihtimalle bu şekil yani bu şekil arıla benzediği için. Çünkü arılar da öyle. Hala öyle. Yani ağıl dediğiniz şey nedir sizin? Böyle bir dikdörtgen yapı içerisine bir kapıdan giriyorsunuz. İçine koyunları koyuyorsunuz. İşte yan yana böyle ağıllar düşünün. Yani yüzlerce ağıl yani yan yana konmuş. Büyük ihtimalle buradaki bu ağıl kelimesi buna işaret ediyor. Yani surları tanımlayan ağıl ifadesi bu.
Çünkü ağıllara benzetilmiş. Herhalde bu o zamanın bir şey tekniği olsa gerek. En azından Mesopotamya için bir yeni tekniği veya önemli bir tekniği olsa gerek mimari anlamda. Evet. Tabii sonra 12. şeye geliyorum. 12. cümleye. 12. cümle şu. Türkçesini okuyayım onun. Yani 11 ve 12’yi bir arada okudum hatırlayın. Ney? Şu anki üzerinde duracağım şey ney? Mübarek Eyamla’ya ait kutsal hazine odası. Yani şunu söylüyor cümle.
Bu koyun ağılına benzeyen duvarların içerisinde yani Uruk şehrinin içerisinde mübarek Eyamla, Eyamla dediği İnnanla yani bizim televizyomuzda. Ya benzeyen yani o mübarek tanrıç İnnanla’ya benzeyen bir kutsal hazine odası vardı. Buradaki kutsal hazine odası dediği şey büyük ihtimalle tapınak.
Ne diyor burada mesela bu hazine odası için? Sutunmu kelimesini kullanıyor. Sutunmu kelimesi de Akatça’da böyle hazine odası, depo, gizli oda ama böyle önemli şeylerin konduğu oda gibi. Büyük ihtimalle Tanrıça İnnanla’nın tapınagı onu kastediyor. Yani şehrin içinde buda vardı diyor.
Tabii kudduşi kelimesi kullanıyor. Ne demek kudduşi kelimesi kullanmak? Mübarek İnnanla yani kutsal İnnanla için yani mübarek İnnanla için kullandığı Akatça kelime kudduşi kelimesi. Kudduş kelimesini biz Arapça’da kuddüs yani kutsal olandan zaten biliyoruz yani.
Dolayısıyla bir kudduşi yani kutsal olan sutunmu bir hazine odası var. Kime ait? Tanrıçaya ait. Demek ki şehirde Tanrıça önemli ve Metin de bize bunu özellikle vurguluyor. Tamam. Sonra işte 11. cümleden bahsettim, 12. cümleden bahsettim. Şimdi geçiyorum, aradaki bazı hani şu an çok önemli olmayan cümleleri geçip nereye geliyorum? 21. cümleye geliyorum. Yani bugünkü dersin son cümlesine geliyorum. 21. cümle neydi? Şuydu Türkçesi.
Onun temellerini yani bu surların temellerini genelde şehrin temellerini yani Apkallular yani yedi bilge atmamış mıydı? Yani bu şehir o kadar böyle önemli bir şehir ki temellerini öyle sıradan insanlar falan atmamadılar. Apkallu adıyla bilinen ve benim birazdan açıklayacağım bazı yaratarsal figürler attılar.
Ayrıca bu apkallu hikayesi önemli. Tabi apkallu mezopotamya literatüründe çok geçer. Yani çok geçer. Böyle efsanevi karakterler falan bunlar. Bazen bunlar böyle Tanrı gibi ilahi güçler gibi geçer.
Bazen mesela bir sıfat olarak kullanılır. Eksosistler için mesela cin çıkaranlar, büyü yapanlar, öyle söyleyeyim şimdilik onlara verilir bu apkallu ismi yani. Ondan sonra böyle bilge bunlar. Yani birtakım bilge. Bazı kralların sıfatları bu apkallıları. Yani her kral, bazı krallar apkallularla adeta özdeşleştiriliyor.
Yani yedi tane bilge varlık var, yaratarsal varlıklar bunlar. Bunların önemi şu tabi mezopotamiyada. Mezopotamya uygarlığını insanlara öğreten bunlar. Şimdi böyle önemli bir yolu oynamışlar. Mesela bakın burada bir hemen şizofrenik geçiş yapalım. Şeye, Yahudiliğe geçelim.
Yani Tevrat’ın teolezisine geçelim veya antik o İsrail ya da İbrani şeyine, mentalitesine geçelim. Mesela Tevrat’ın şeyinde, teolezisinde, teolezisinde ve teleolojisinde insanlara uygarlığı veren. Yani insanlara uygarlığı kim verdi? Tevrat’ın teolezisinde, eski İbrani şeyinde kafasında yani.
Kim verdi? Uygarlığı Tanrı verdi. Yahve. Yani Tanrı Adem’e Havva’ya değil mi birtakım şeyler öğretti. Habil’le Kabil’e birtakım şeyler öğretti. Tanrı insanlara birtakım şeyler öğretti. Aslında Tevrat’ın insanın bilgisinin kaynağı nereden gelir sorusuna verdiği cevap Tanrı’dan gelirdir.
Bunun en büyük gereçesi şu. Çünkü Tevrat eski mezopotamya inançlarından bütünüyle kopmak istediği için insana verilen kültür veya medeniyet unsullarının birtakım tanrısal varlıklardan değil de sadece Tanrı tarafından verildiğini vurgulamak için eski mezopotamya inançlarını tamamen tersine çevirmişler.
Ve bütün keşifleri ve icatları aslında tek bir Tanrı ile ilişkilendirmişlerdir. Fakat mezopotamya’da hikaye öyle değil. Mezopotamya’da aslında keşifler yani yapılan keşifler, icatlar bunlar normalde insanlar tarafından da bulunmuştur.
Ama özellikle insanlara işte tarım yapmak, elbise yapmak, bütün bunları yapmak bir Tanrı veya Tanrılar bütün tarafından bahşedilmemiştir. Kimler tarafından bahşedilmiştir? Apkallu adıyla bilinen bilgeler tarafından. Apkallular klasik anlamıyla baktığınızda 7 tane bilgedir.
Aslında bazen sayı çoğalıyor falan ama bizim klasik literatürde 7 tane temel apkallu var. Ve bu apkallular bütün insana ait pek çok şeyin prototipini insana öğreten varlıklar bunlar. Şimdi tabii bizim şeyde hani böyle Google’da falan baktığınızda ya da işte kitapları okuduğunuz bazı kitapları okuduğunuzda falan popüler kitaplar tabii.
Bu apkalluları falan şeylerle ilişkilendirirler uzaydan gelen varlıklar. Çünkü apkalluların üzerinde böyle fiş şeyler var abi balık kıyafetleri falan var. Dolayısıyla tabii kafa orada şöyle çalışıyor. Halbuki apkallunun dibini biz nereden geldiğini o kadar iyi biliyoruz ki yani o süreç nasıl ortaya çıktı apkallu yani mantık o giysilen giy. Yani illa bir şizofrenik uzay kavramı ortaya konulacaksa bunu mesela Çin’den falan öğütlerim ben.
Çünkü Çin’de o maskeler daha egzantriktir. Tam böyle uzaydan gelenler falan gibi ritüellerde falan. Bizim Mesopotamyalılar o konuda saflar yani. Adamın giydiği abi balık kıyafeti mesela okuyor şeyi Deas-Syriya’yı dördüncü yüzyılda, milattan sonra. Bakın milattan sonra dördüncü yüzyıl diyorum yani. Ne kadar aradan binlerce yıl geçmiş yani. Şeyde bizim Kuzey Suriye’de işte şeyde Kuzey Suriye’deki bazı tapınaklarda Atargatis tapınaklarında Atargatis rahiplerinin veya rahibelerinin üzerlerine balık kıyafetleri giydiği. Çünkü balık kutsal hayvan. Yani bu bir mentalite yani o üzerine giyilen balığın abi uzay kıyafetiyle alakası yok.
Nereden bakarsan oradan görürsün. Tamam ben bunu anlıyorum. Elinde çekiş var her şeyi çivi olarak görürsün. Görmek istersin falan da yani buna bir şey demiyorum. Ama bak bu hikaye öyle değil. Yani bu hikaye öyle değil yani. Bu bilgilerin tasvirleri yani arkeolojik buluntulardan tasvirleri bazı yerlerde çıktı. Yazılı metinlerde de var tasvirler ama hani görsel ikonografik anlamda da tasvirler var.
O tasvirlerde bunlar böyle işte bir kısmı açık böyle balık elbisesi falan giyiyorlar. Çünkü bunlar ne diyeyim kutsal tabii Mesopotamya’da balık şeydir. Kutsal hayvandır. Çok kutsal hayvandır. Ve daima bereketle ilişkilidir. Geç dönemlerde işte bunun en klasik örneği bizim Anadolu’da dahil olmak üzere Kuzey Suriye’de özellikle Atargatis formuyla yeniden karşımıza çıkıyor. Atargatis’in yani sadece Atargatis değil tabii ama balıklar kutsal hayvanları yani. Mesela Kuzey Suriye’de falan eski Tarmacca tapınımının olduğu tapınaklarda kutsal balıklar havuzları vardı.
Özellikle Sazan balıkları yani. Çünkü onlar kutsal olduğu için bir ilahe temsili vardı yani. Dolayısıyla bu yedi bilge yani Apkallu kültüne dahil olan din adamları diyeyim görevliler üzerlerine bir balık kıyafeti giyerlerdi. Maske bunlar yani Mesopotamya’da sadece balık kıyafeti giyen eksorsisler yok ki. Balık kıyafeti var, aslan kıyafeti var, bilmem ne kıyafeti var. Hindistan’da var, Çin’de var. Oralarda daha ultra hatta yani. İşte bu Apkallular, bunlar şöyle düşünülmüş. Bunlar birazcık balık birazcık insan. Yani balık insan arası bir şey. Yani ilahi böyle tam insan değil tam balık değil yani. Bunlara Prado denmiş. Prado yani Prado şu demek balık insan. Öyle Türkçeleştireyim. Prado balık insan demek. Yani kullandığım kelime Akatça bir kelime. Böyle adlandırılıyor metinlerde.
Prado’nun sümercesi suhurku. Muhtemelen bu suhurku kelimesini aynı semitiklere almış kendilerine adapte etmişler. Fakat suhurku kelimesi de aynı anlama. Yani balık insan gibi bir şey var, bir anlamı var.
Tabii bu balık insan motifinden yani Apkallular böyle yarı tarihsal bilgeler insanlara kültür öğreten bu varlıklardan daha geç dönemde yani bize daha yakın dönemlerde bizim Esagila Rahibi,
Grekçe bize metni kısmen kaldı. Berosus meşhur Rahip Berosus Esagila Rahibidir bu antik çağlarda. O da mesela bu Apkallulardan falan baya bahseder. Şimdi klasik anlamıyla baktığınızda bu Apkallular yedi tane. Peki bunlar ne yapmışlar ve kim hangi Apkallular bunlar?
Mesela bir tanesi en popüler olanı ki bunun da ayrıca destanları var Ortadoğu’da yani. Mesela Apkallu adı abi, Apkallu adı Arapçalaşıyor ve Arap literatürüne giriyor. Ve İslam öncesi Arabistan’da ve Hadislerde Apkallu adı Arapçalaşmış olarak devam ediyor. Şimdi geleceğim ona yani. Bu yedi tane Apkallulardan bir tanesi ve en önemlisi işte Adapa diye de bilinen ayrıca
Uanna veya Vanna denilen veya Uannes denilen ve yeni ahitte büyük ihtimalle Yuhanna kelimesine de kaynaklık teşkil eden ve aynı zamanda eski ayette Yunus, Yonah kelimesine de kaynaklık teşkil eden bir isimdir.
Uanna veya Yuhanna veya Yuhannes yani işte bu Yuhanna aynı zamanda Adapa diye de bilinir. Bu en önemli Apkalludur. Niye? Çünkü bu Apkallu bu Adapa yani adeta öteki tarihler adına yerin göğün planını yapmıştır.
Yani hani yani yeryüzü nasıl olsun gökyüzü nasıl olsun insanlar nasıl yaşasın bunların planlayıcısı Adapadır. Adapanın önemli bir rolü vardır. Tabi Adapa’nın güney rüzgarı diye bir efsanesi var. Yani eski Mezopotamya metinlerinde. Gerçekirse onlara ileride gelirim herhalde yani.
Demek ki birinci ve en önemli şey bu Adapa denilen veya Orannes denilen veya Uanna denilen şey. Birinci Apkallu. İkincisi Wham veya Yuham Nedugga yani Wham Nedugga. Bu da çok zeki bir Apkallu. Bu da insanlara şeyi öğretiyor yani mesela hani böyle küçük şeyler vardır ya teknolojiler.
Hani işte onu öğretiyor yani işte atomu nasıl keşfederiz, mikroskobu nasıl yani. Bunun da böyle görevleri var. Yani insanlara bunu öğretiyor yani. Bir başka Apkallu şimdi dolayısıyla bakın bu böyle hayali literatürde uzaydan gelenler falan yani abi bu yani bunlar şimdi böyle teknoloji öğretiyor ya falan öyle düşünüyor. Yani hani uzaydan geldiler insanlara teknoloji öğretildi değil yani öyle değil yani. Lütfen artık yani. Enme Dugga ondan sonra insanın kaderini yazan. Enme Dugga yani bir başka Apkallu bu da şu hani kaderini yazmaktan kasıtlı da şu. İnsanlar ne yaparlar nereye gitsinler yani hani mesela senin şimdi şu an tabi online
ciğindir. Şu an tabi online’ciler göremiyor ama burada asistan arkadaşlar var. Mesela senin hani asistan olacağını belirleyen aslında bu oldu. Yani senin aldığına böyle bir yazı yazdı ve sen asistan oldun. Yani böyle bir şey. Bunu Enme Dugga Apkallusu öyle diyeyim yapıyor yani.
Enme Galanma evde doğan demek Enme Galanma. Bunun da birtakım böyle insanlar öğrettiği şeyler var. Enme Bulugga otlaklarda büyüyen işte çiftçilik,
miftçilik hani buna benzer şeyler öğretiyor. Ondan sonra mesela An Enmulda bu da başka bir şey Apkallu. Bu da Eruldu şehrini koruyor. Eruldu şehri de yine güney Irak’ta önemli şehirlerden bir tanesi. Onun korucusu.
İşte Utu Abzu göklere çıkan. Şimdi bunlar tabi böyle nitelendiriliyor. Hani hepsi bir yerlerde bir şeylerle uğraşıyor ama tabi bunların en ortak yanlarından biri insanlara pek çok şeyi öğretmiş olması. Tabi Tevrat da ne yapıyor? Bu eski Mezopotamya inançlarını tek Tanrıcı yani bir Allah fikri etrafında değiştirebilmek için bunu tamamen alt üst ediyor ve dolayısıyla her şeyi daha tek bir yere bağlıyor.
O da Tanrı ile ilişkilendiriyor. Tabi Tevrat’ın teorisi de burada durmam herhalde zor olabilir ama kültürlerin keşfedilişi aynı zamanda günah kavramıyla da alakalıdır. Yani Adem ile Havva’nın cennetten atılmasını gerektiren günah aynı zamanda insanları keşfe götüren de bir süreçtir. Yani Tevrat’ta böyle bir teolojik şey var aslında.
Tabi bu bilgeler, bu yedi bilge böyle yarı balık yarı insan ondan sonra bunlar o kadar çok efsanede falan geçiyor ki hani belki sonra söylerim onları. Tabi bunlar aynı zamanda şehirleri falan da kuruyorlar yani Mezopotamya’daki şehirleri bunlar kuruyor, bunlar inşa ediyor. Yani yanında insanlar falan da var.
İşte yedi tane meşhur şehri bunlar kuruyor. Klasik bizim Mezopotamya’nın yedi şehri. Ondan sonra Nippur, Kiş, Lagash, Şur, Uğur, Kullap, Erdu yani bütün bu şehirleri yine bunlar kuruyor.
Ondan sonra Cema. Bu tabi Tanrı Ea yani Tanrı Ea Mezopotamya’da çok önemli geleceğim yani Ea nedir özellikleri yani Anu-Elli-Leya üçlüsü.
İşte bu Ea suyla ilgili hani daha çok suyla ilgili. Ea bir ilah. Bu apkallulara yani bu bilgelere abi özel bir yetenek veriyor. Bu yetenek uzna rapashta diye biliniyor.
Yani uzna rapashta bu akatça bir kelime. Uzna rapashta. Uzna rapashta herhalde İbrancı’daki ezen yani duymak kulakla falan ilgili bir şey bu. Geniş anlayış demek. Yani bunlar bilge işte bilge diyoruz oradan yani bu apkalluların vizyonları çok geniş.
Bu da onlara bahşeden Ea. Yani sularla ilgili Tanrı olan Ea. Zaten apkallular suyla ilgili olduğu için balık Tanrılar. Çünkü Ea kozmik suların veya abzunun yani kozmik veya seküler suların yönetimi zaten Ea’da.
E apkallularda suyla ilgili falan yani doğal olarak adamın kıyafeti öyle. Yani adamın derken bilgi o Tanrısal varlıkların. Bu apkallu, bu apkallu şeyleri ne derler ikonografyası Mezopotamya’da birkaç yerde çıktı.
Yani kazılarda çıktı. Mesela bunların en klasik tasvirleri şöyle. Bu mesela benden sonra bakabilirler. Üzerinde bir balık kıyafeti düşünün ondan sonra.
Bir elinde banduttuu denilen bir şey var. Yani banduttuu şöyle bir şey. Yani o figürlere baktığınızda banduttuu kova. Yani büyük ihtimalle kova o yani. Bir şey temsil ediyor tabii. Büyük ihtimalle de suyu temsil ediyor. Yani oradaki su tabii içtiğimiz su değil. Yani kozmik su yani bütün evreni ayakta tutan aksis muni suyu. Bir elinde daima işte üzerine balık şeyi giymiş. Yarı tarifi yarı balık bir figür.
Banduttuu elinde yani bir elinde kova duruyor. Öteki elinde de şu duruyor. Mullilu. Mullilu. Mullilu abi kozalak demek. Kozalak. Kozalak tabii eski dünyada şey demek hani sürekli kalış hep var oluş.
Kozalak suyunun öyle bir sembolü var. Ve eski mezopotamya’da mesela kozalak suyu falan içilen bir şey. Hala kozalak suyu kozalak şurbi diye bayağı şey yapılır. Şu anda da popülerdir ciğerlerle ilgili. Neyse o kısma gelmiyor ama. Antik dünyada o anlamda kullanılıyor. Hem büyü de kullanılıyor kozalak hem böyle sağlık şeyinde kullanılıyor.
İşte bir elinde demek ki bunlar nasıl tasvir ediliyor. Bir elinde kova var. Ea ile ilgili o kozmik sular. Öteki elinde de evrenin hep canlı kalmasını temsil eden bir kozalak var. Klasik apkallı tasvirleri böyle. Buldun mu sen mesela orada? Tabi biz belki ilerideki proje olursa hani buradan hep gösterebiliriz belki inşallah. O zaman çok güzel olur yani.
Belki ileride yaparız yani onları. O zaman tabii hoş olur. Ama yine bu bile güzel. Şimdi bakın düşünün sevgili onlaycı arkadaşlar. Hani ben bu işlerle uğraşıyorum falan ama düşünün. Tamam ben üniversitelerde bunu anlatıyorum anlatıyorum ama.
Şimdi bakın bir üniversiteye çıkmış klasik düşüncü okuldan bahsediyorum ve bana diyor ki yani ya hoca gel bize burada 30.000 satır oku. 3000 satır yani. Şimdi bunu bakın hani arkada görüntü olmasa bile ben güzel bir şey bu. Yani hiç kimse de kalkıp böyle akatça makatça milletin akatçayla grekçayla ne işi var abi dünyada. Millet almış götürüyor yani. Herhalde benim gibi adamlar deli yani veya buradaki arkadaşlar gibi.
O yüzden hani buna da çok çok şükrediyoruz yani müthiş bir şey aslında. Ama ileride görüntüde gösterdik mavi süper olur. Ondan sonra C.M.A. Tabii şöyle aslında bu Apkallu kavramı şeyde bu terminolojide culture hero antropolojide yani culture hero diye bilinen bir şey veya bazen trickster diye biliniyor. Yani bu şu demek bu aslında Apkallular bütün kültürlerde var neredeyse. Kültürleri yaratan kahramanlar. Çünkü eski insanlar için hep şu bir problem olmuş. Yani biz mesela demire dövüyoruz ama abi bunu acaba ilk kim buldu. Biz şimdi hayvanın sütünü sarıyoruz ama bunu acaba ilk kim bu ilk kim buldu.
Bu prototipi konsepti yani antik dünyada daima her şeyi bulan bir prototip varlık kahramana götürmüş bizi. O yüzden de özellikle antropolojide bu herolar yani kültür kahramanları denilen bir fenomen var antropoloji derslerinde. Mesela okuyun antropolojide girin yani bakacaksınız ki Çin’de Hindistan’da yok Orta Asya’da hep böyle bir hero olay var insanlara. Bu işte o kaygıdan kaynaklanıyor. Yani bunu kim icat etti? Bunu kim icat etti? Bir prototip bulma kaygısı yani işte buna kültür kahramanları deniliyor Türkçe’de.
Mesela Grekler’de ben aslında bayağı böyle önüme uzun almışım ama sadece bir örnek vereyim. Mesela Grekler’de bizim bu apkallara çok benzeyen Ciron var mesela. Yani işte insanlara birtakım şeyler öğreten. Sonra denizden gelen yaşlı bilge Nervous yani Grekler’de yine hani o da denizden geliyor insanlara bir şeyler öğretiyor.
Ama yani yaşam ve deniz arasındaki ilişki bütün antik kültürlerde var olan böyle prototip bir kahramandır aslında güçlüdür yani. Mesela bu apkallı kelimesi abi Arapçaya girmiş. İslam öncesi Arap literatüründe de var bizim hadislerde de var.
Mesela El-Ju’ayt El-Afqal. Buradaki El Afqal abi apkallı kelimesinin Akatça’dan Arapçaya girmiş hali. Ve buradaki El-Ju’ayt El-Afqal’daki Afqal da Arap literatüründe şey anlamına geliyor bilge. Yani bilgeju’ayt. Abi bak Arapça.
Ve bunları da tabii bu işin böyle çok önemli üstaplarından bir tanesi Patricia Cron çok güzel bir kitabında The Chronic Pagans burada toplamış abi. Önemli bir kitap bu. Ya başka yazarlar da var tabii de mesela bende şimdi Yedah Drolay’ın Acadian Laws in Arabic mesela ben almışım yani hani apkallı kelimesi Arapça’da nerelerde kullanılıyor.
Mesela ben önüme iki tane yazarı almışım yani onlar da gösteriyorlar hangi metinde nasıl geçmiş falan. Ondan sonra tabii eski ahitte bir Enoch figürü vardı meşhur Hanok. Enoch yani.
Bu Enoch figürü de bu Adapa ile ilişkilendirilir. Yani Adapa ve Enoch figürü birbirine çok benzer. O yüzden de bazı bilim adamları bu Enoch’un Adapa ile ilişkili olduğunu varsayarlar. Ondan sonracıma. Mesela şeyde Tevrat’ta Tekvinde dörde yirmide Kabil’in oğlu yani Habil ile Kabil. Kabil’in oğlu Hanok’un soyundan. Buradaki Hanok bazı bilim adamlarına göre işte Adapa. Hanok’un soyundan Yaval. Sürü sahibi Göçebelerin atası yani. Ama Tevrat her ne kadar işte mesela sürü sahibi olanların atası Yaval ki o Hanok’un soyundan geliyor. İşte onun kardeşi Yuval. İşte Lir ve Ney çalıyor. Hani insanlara bunu öğretiyor. Tubal yine Tevrat’tan bahsediyorum tabii. Yine mesela aynı soydan gelen Tubal. İnsanlara neyi öğretiyor? Metal’i öğretiyor gibi birtakım böyle prototip atalarla icatları ilişkilendirse bile Tevrat’ın tüvalesinin bütünü şunu söylüyor pek çok yerde. Evet Tubal demir öğretmiş olabilir insanlara ama bütün bunları hepsini öğreten bütün bilgilerin kaynağında bulunan Tanrıdır.
Yani bu çok net. Dolayısıyla muhtemelen Tevrat eski mezopotamya’dan eski mezopotamyanın o şeyini biraz böyle tersine çevirmiş hakikatten.
Tabii mezopotamya’da apkalluların yani bu yaratı arasal varlıkların zikredildiği çok metin var ama en önemli metinlerden bir kısmı apkalluların inkantasyon metinleri.
Yani büyü metinleri diyeyim yani böyle büyü metinleri mesela bir tanesi bitmesevi denilen büyü formülasyonlarıdır. Burada apkallular büyücü yaparlar yani büyücü rolündedirler. Zaten pek çok yerde apkallı figürleri bulunmuştur. Arkeolojik kazılarda böyle minicik. O apkallı figürleri belli ki büyüsel olarak kullanılmış. Yani koruma amaçlı büyük ihtimalle. İşte buna benzer büyüsel metinlerden böyle koleksiyon anlamında en önemlilerinden bir tanesi bitmesevi denilen bir koleksiyondur. Yani orada apkallıların büyüs büyüleri anlatılır. Öyle diyeyim yani. Bir tanesi de yine aynı koleksiyon yani benzer bir koleksiyon.
Seplemutti ina bitamelu parasu. Yani bu da yine büyüsel bir koleksiyon. Çivi yazılı metinler bunlar. Kodex gibi düşünün. Mesela bu metinlerde apkallılardan ne diye yardım isteniyor büyüsel anlamda? Mesela hastalıklar. Özellikle hastalıklara karşı apkallılardan sürekli yardım istenmiş. O bağlamda büyüler yapılmış yani.
Mesela sonra evlerin içine daimonların yani kötü cinlerin girmesini engellemek için apkallılardan yardım istenmiş. O yüzden apkallıların şeyi çok fazla. Hem efsanelerde var hem bilge pozisyonda hem büyüyle ilgisi var.
Mesopotamya’da çok yaygın yani. Gibi şeyler. Evet önümdeki şeyler daha devam ediyor tabii. Fakat bugünkü dersimizi. Tabii ki. Bu apkallılar 7 tane. Ünandı, filigelerde 7 bir ilgi. Aynen. İşte çok hızlı da görüyoruz. Evet aynen.
Abi 7 tabusluk sorulan bir soru. Muhtemelen o 7 şey. Astro numarolojik bir şey. Yani herhalde o dönemin 7 gezegeni ile ilgili bir şey olsa gerek. Tabii antik dünyada sayıların yani numarolojinin her sayının denk düştüğü bir yaşam alanı var aslında. Yani mesela 7 sayısının niye bu kadar anlamlı olduğu. İşte haftanın 7 günlere göre formülasyonu falan eski dünyada büyük ihtimalle bu 7 gezegen ile ilgisi olabilir. Veya ayın 7 devresi abi. Yani ayın ilk bakışta 4 devresi var doğru. Ama yani o gözlemlerden böyle ayda bir 7 devre var.
Onu gözlemişler. Ondan sonra aile ilgili bir devre olabilir o. Ama bana göre herhalde daha çok o 7 gezegen olarak varsayılan gezegeni bu adamlar gözlemiş. Onların hareketleri bilmem ne. Tabii gezegenlerin hepsi de ilahi güçler ya. Dolayısıyla o ilahi güçleri kontrol altına almak veya onların belasını saf dışı bırakabilmek için kullanmışlar. Ve bunlar bir arketip olmuş kafalarda. 1000 yıllardır büyük ihtimalle. Daha sonra kontekstlerinden koparak böyle bir numelajik değer kazanmışlar. Herhalde böyle olsa gerek. 7 sayısı, 3 sayısı, 4 sayısı, 9 sayısı bunlar çok arketipsel sayılır hakikaten. Böyle çok genel bir şey söyleyebilirim yani.
Evet evet rampalar. O muhtemelen şöyle abi. Şimdi burada arkadaşım şey sordu. Metin içinde şey geçiyor. Eski zamanlara kadar giden merdivenler orada muhtemelen şey söylüyor.
Yani ya abi ilahi bir zaman boyutunda tanrısal bir aleme çıkan rampalar rükas ediyor. Veya surun üzerinde büyük ihtimalle daha eski dönemlerde inşa edilmiş ve sur yapımı sırasında da kullanılmış birtakım rampalar vardı. Sağlam rampalar.
Büyük ihtimalle onu kastediyor veya bir de tabii şey de diyor hani surların üzerindeki o koruma siperlikler hani onlardan falan da bahsediyor. Herhalde yani mimari olarak büyük ihtimalle sur duvarlarının önemli bir kısmı işte o dönemlerde gılgamış, diyeyim hani böyle bir şey gibi yaşadıysa, 1.000 yıldır önce 3400’ler de inşa edildi herhalde.
Tabii uruk kazılarıyla ilgili çok malzeme var. Benim şimdi yerinden tek tek bakmam lazım onlara da epeydir bakmıyorum yani. Orada ama herhalde daha önceki dönemlerden küçük sur alanları mutlaka vardı. Rampalar falan vardı. Herhalde onlara urgu yapıyor olsa gerek. Yani muhtemelen bu şehir tufandan sonra mı sıktırdan inşa edilmedi başka bir şehirin uygulamaları üzerinden inşa ediliyor musunuz? Yani şöyle, tufandan sonra inşa edilen ilk şehir kiş. Kişten sonra uruk.
Kişle uruk arasında baya zamanlar var. Muhtemelen şunu söylüyor olabilir yani, Kiş inşa edildi sonra uruk inşa edildi. Çok eski zamanlarda hani efsaneye göre. İşte o çok eski zamanlarda tufandan sonra inşa edilen şehrin duvarlarının ya da rampaları bakın hala görebilirsiniz diye.
Orada ben biraz şey düşünüyorum yani mimari bir gerçeklik var. Herhalde öyle bir şey vardı hakikaten. Orada böyle bir edebi şey yapıyor. Yani hani o kadar güçlü ki bu şehir. E bunu da kim inşa etti? Aslında hani bu haliyle Gılgamış falan inşa etti. Dolayısıyla onun şehri böyle muhteşem bir şehir. Herhalde böyle bir şehir vurgu için bazı piramitif sağlam binaları işaret ediyor olsa gerek yani diye düşünüyorum.
Evet sevgili arkadaşlar bugünkü dersimiz burada bitiyor. Sanırım temmuz ayında daha sık geleceğim. O yüzden böyle diyorum. 25 yılı inşallah doldurmadan bu işi bitiririz.
Hadi hoşça kalın.
İlk Yorumu Siz Yapın