"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bursa (İznik) – Bir Kasaba Hikayesi 17.Bölüm

Bursa (İznik) – Bir Kasaba Hikayesi 17.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=r1OIv1ekkU0.

silver李 Hayır d film viident
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
1331 yılında Osmanlı döneminde Orhan Bey tarafından yeniden fethedilmiş. 234 yıl sonra İznik tekrar bir Türk kenti haline gelmiştir. Özellikle 1. Murat ve Çandarlı döneminde İznik tepeden tırnağa yeniden inşa edilmiş. Birçok cami, medrese, han, hamam, imarethane benzeri gibi yapılar inşa edilmiştir. Bunlardan en önemli ilk camimiz Hacı Özbek camisidir. 1332 tarihinde yapılan, 1378 yılında yapılan Yeşil camidir. Süleyman Paşa medresesidir. 1. Murat hamamıdır. Daha sonraki dönemlerde yapılan 2. Murat hamamlarıdır. İznik diğer yandan dönemin Türk kültüründe de önemli bir yer edilmiştir.
Çok sayıda ulema, çok sayıda şair yetiştirerek Türk kültüründe merkez haline gelmiştir. Çağın ünlü ulemaları İznik’teki medeselerde dersler vermiş. Bu nedenle İznik’in diğer adı ulema yuvası alimler diyarı olarak da bilinmektedir.
Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi kültür dairemizin miheng taşlarının önemli yerleşim yerlerinden biri olan İznik, Çinileri ile ve Zeytin ile meşhur bir ilçemizdir. Tarihi, doğası ve günlere sığmaz güzelliği ile İznik’te vakti kıymetlendirmeye geldik. Göl’de tekne turu veya kano gezisi ile eşsiz doğanın bir parçası olalım istedik önce.
Rıhtımda yorgunluk çayı eşlik eder dedi hikayemize saatler. Şu gölde bir kamış olsam diyen şairler geldi aklımıza. Uzun uzun şiirler okuduk İznik gölüne doğru. İlham veren güzelliği ile günü tarihe vurduk, antik kenti aradık suların altında. Sultanamamında kafe işletme cisi olarak başladık. Daha sonra kafenin kaymakamımız tarafından kültür yeri olarak kullanılması için iptal edildi sözleşmemiz. Sonra küçük kızım dedi ki ben Çinici olmak istiyoruz baba dedi. Çünkü çok meraksaz bir şey oldu.
İnceliklerinde az çok oradaki esnaf arkadaşlarımızdan görüyorduk. Sağ olsun bir Remzi ustamız var. O bize ahilik geleneğini bu işi öğretti. 12 yıldır yaklaşık bu işi yapıyoruz. Tamamen İzlik Çiniz üretmeye yolundayız.
Atölye tarzı çalışmalarımız var. Tamamen İzlik’te bu işi güzel bir şekilde yapmanın mücadelesini veriyoruz. Emeklerini veriyoruz. Tabii ki ahilik geleneği olduğu için Remzi ustamız bize bu işlerin detaylarını, inceliklerini öğreterekten ve çabuk öğrenilen bir meslek ve bir işe gelişmeyi istiyoruz. Ve çabuk öğrenilen bir meslek değildir. En az 7-8 yıldan sonra bu işi yapıyorum demek daha doğru olur. Ondan öncesi biraz çırak gibi düşünün. O şekilde yapıldığı için ustalık 7 yıldan sonradır. Yani usta da yine de usta diyemiyoruz kendimize. Çünkü ustalarımız da hala da kendilerine usta değiliz diyorlar.
Onlar da ahilik geleneğinden gelme oldukları için hep saygı üzerine kurulmuş bir meslektir aslında. Çin’i kafa dağıtmaya yani stres almaya, insanların kuvarsın vermiş olduğu enerjiyi almasına yardımcı olan bir üründür.
Kışın nem’i alır evlerde, yazın da nemlendirir evleri. Devamlı çalışır, bir süs eşyası gibi durmaz. Devamlı çalışmaya devam eder. O yüzden de tutulur izlikçimiz için, kuvars kullanıldığı için. Tabii ki çok zorlandık. Çünkü bu iş kolay bir iş değil. Bunun bir sürü çalışmaları, bir sürü arge çalışmaları var. Bir sürü yapılması gereken ağır işleri var. İşte bunları yapmak, uygulamak çok zor. Zaman içerisinde bunu tabii ki alışıyorsunuz. Ağır bir iştir yani şey değil, kolay bir iş değildir. Ama zaman içerisinde kendinizi de geliştiriyorsunuz. Kendinize göre reçeteler oluşturuyorsunuz. Ustanız bize ahilik geleneğinde öğrettiğinin hepsini öğretmiyor.
Bir açık bırakıyor. Diyor ki, gerisini sen tamamlayacaksın. Ve bunu tamamlamak için çok uğraşıyorsunuz. Çünkü o usta da uğraştığı için, onu uğraşarak öğrendiği için, mücadele vererek öğrendiği için bize de aynı şekilde. Diyor ki, sen bunun eziyetini çekmezsen, çiniyi çini olarak kullanamazsın. İzlik çinisi eziyet, bir mücadeledir diye kesinlikle eksik bilgi veriyorlar.
O eksik bilgiyi de zaman içerisinde biz kendimiz tamamlıyoruz. Yani şöyle mi olur, bu şekilde yapsak nasıl olur, mesela o tarzda değişik değişik. Yaptığımız birçok ürün de çöpe atıyoruz.
Ama zaman içerisinde öğrendikten sonra tamamen öğretime geçiyoruz. Lefke Kapı ve İstanbul Kapı da geçip giden zamanı düşünüyoruz.
Surların arasında tarihi yolculuğumuza, Bitinya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izleri eşlik ediyor. Ayasofya Orhan Camii vakti karşılıyor. Göklere hayrın ve bereketin sesi yayılırken, Süleyman Paşa Medresesi’nde çini yapan eller duruyor. Huzurun güzelliği duruyor sanki o an. Renklerin dansına gün alkış tutuyor. Dikili taş çok eski zamanların bekçiliğini yapıyor zamana inat. Roma döneminden bir haberin Anadolu medeniyetinde hala yaşadığına hayranlıkla bakıyoruz. Osmanlı’nın ilk kurmuş olduğu alttan ısıtmalı çift hamama hoş geldiniz. Burası şu an bulunmuş olduğumuz kısım,
bayanların soğukluk kısmıdır ve ikinci kısımda erkeklerin soğukluk kısmıdır. Burası Osmanlı buraya ilk yaptığında tahmini yapılan tarihinin 14 ile 15. yüzyıllar arasında yapıldığını tahmin etmekteyiz. Çünkü günümüze kadar sağlam olaylaşabilen bir belge yok. 1920’de Yunanlı işgali sırasında İznik tamamen talan ediliyor. Şu an günümüzde ise burasını kent müzesi olarak kullanmaktayız. İlk bölüm Çin müzesidir, ikinci bölümde etnografik eserlerimiz mevcuttur. Burada ısıtma sistemi yan tarafta göreceksiniz. Külhan dediğimiz cehennem kısmı hamamın orada çok büyük ateş yanmakta. Ufak bacalar göreceksiniz. Rüzgar sayesinde ufak pençelerden duman içeri girerek hamamızın altta bulunan ısıtma sisteminde kanalları dolaşarak dumanla ısınması sağlanmaktadır.
Külhan Beyleri ateşe sürekli odun atacak, dışarıdan kuyudan suyu getirip odalara dağıtacak, suya dağıtıp yapacak bu kişinin güçlü kuvvetli insanlar olması gerekmektedir. Ve şu an arkamda görmüş olduğunuz ürünler, Selçuklu dönemi şifaat hastaları.
O dönemde Selçuklu’da hasta olan kişilere ilaç hazırlanmaktaymış.
Kimden öğrendim? Ağabeyimden öğrendim. 1959’da. Anlıyormuşsun. O zamandan bu zamana devam ediyoruz. Onları biz kestane alıyoruz, kestane. Nakliyeli kestane alıyorduk. Anlıyormuşsun. Orada getiriyoruz, bunlardan işliyoruz. Özelliği bunun fırını atıyoruz. Yumuşuyor hamur gibi, istediğin gibi cihlet gibi yarılır. Fırın daha ekmek fırını. Yumuşuyor, istediğin gibi çıkartıyorsun. Sonra ıskıdan geçiriyorsun böyle.
Ondan sonra örmeye başlıyorsun. Alt tabakayı diziyorsun. Ondan sonra ederemini çeviriyorsun. Merak ettik. Her şey meranan olur. Anlıyormuşsun. Merak ettik. Öğrendik. Ağabeyimden. O zamandan bu zamana ekmemiz doğu, ekmemiz oradan kazanıyorduk. Anlıyormuşsun.
O zamanda bu sel emeli yoktu. Anlıyormuşsun. Seli olmadığı için bütün oğul köylüleri zeytinci olduğu için satılıyordu yani. Şimdi de tek tük öyle orman köylü lendini istiyorlar. Onları yapıyorum. Kari kari öğrendik.
Şurada bir vatandaş biliyordu. Babam ona gitti dedi. Benim oğlan da merak etti. Göstermeye. Elimizdeki sanatı yani altını, altın bilezini, onun kolunu takamayız dedi. Göstermedi. Ağabeyim de işte şöyle böyle derken öğrendi. Dokuz tane çubuğu dizersin. Bir de tek olur tek.
Bir kolunu ilave etmediğimi birbiri üstüne gelinler. Dek gelmez. Anlıyor musun? Bunu insin işte. Sırımlarına çeviriyorsun. Ortaya bir toko korsun. Ondan çukurla ettirirsin. Sonra çevirirsin yukarı doğru. Örmeye başlasın yan kısımlarını. Ya etkisi işte rızgımızı oradan temin ettik. Oradan kazandık. Oradan soluk çoluğu ve rızık taşıdık.
Çocuklar işte burada çiftciliğine uğraşıyor hayvancılığına. Üç oğlan üç kız. Hayvan yaptık hayvan işinde yürütemedik. Yolda işte bundan devam ettik. 1959’da. 1959’da başladık. Aralık sınıf yapıyorum. Sekiz sene ördüğüm günler oldu. Böyle yaz gününde.
Elim tetiktir. Sekiz sene ördüğüm günler oldu. Tabi macemleri hazırlıyorum. Bir güne evvelsi iki gün maceme hazırlarım. İki günde ördüm. Ya şimdi biz bir haftada sekiz çift, yedi çift, on dört tane yani küfe yaparız. Salı günü bağlarız ağızlarını. İşi bittikten sonra çarşambayı izleye indiririz. Bizim bir kazaya.
Urdahtık pazarlardık satardık. Yani böyle ekmemizi temin ettik. Ayasofya Mabedi ilk olarak millattan sonra 7. yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilen gimnazium üzerine Bizans döneminde bazilika olarak inşa edilmiştir. 11. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. Üç sahanlıdır. Orhan Gazi tarafından İzni’in fethiyle 1331 yılında camiye dönüştürülen yapı,
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yenilenmiştir. Aralık 2007 tarihinden itibarense vakıflar bölge müdürlüğünün restorasyon çalışması gerçekleştirilmiştir.
Öğrenilen bir klasik modeli. Öğrendiğiniz klasik, klasikin haricinde de artık insanlar bu ürünü yapmak istiyorlar. Klasik modelle de devamlı edemiyorsunuz. Bir zaman geliyor insanlar diyor ki ben değişik bir model istiyorum. Bize bir obje getiriyor diyor ki bana bu objeyi yapın. Biz o objeyi tasarlıyoruz, istediği şekilde sokuyoruz. Ondan sonra dökümüne başlıyoruz. Elle şekillendirmesine başlıyoruz ve o şekilde ürünü yapıp o kişiye teslim ediyoruz. Tabii genellikle de kopmamak gerekiyor. Genelde tercih ettiğimiz klasik desenler. Yani 1300’ü yıllarda yapılmış olan desenler. 1300-1600’lü yıllara kadar yapılmış. Sarayda nakkaşların çizdiği desenlerle çalışma yapmaya uğraşıyoruz.
Yani ne kadar şimdi yaklaşık şu iki yıldır da çok moderne döndü Çin’i. Herkes değişik değişik tarzlarda çalışmaya başladı ama ahirlik genelinde mutlaka ve mutlaka olmazsa olmazıdır. 1300’lü yılların desenleriyle 1600’lü yılları arasındaki 1700’lü yıllarına kadar olan desenlerin kullanılması mutlaka ve mutlaka olması gerekiyor.
Desenler Halic Turakeş desen diye geçer. Aslında Turakeş desendir. Turakeş desen, Baban Akkaş, Ulama desenler, Fatah-i desenler bu tarzda desenlerle çalışılır.
Yeni modern çalışmalarda da işte değişik şeylerden, değişik rastlamlardan esinlenerek yapılan desenler de var ama onlar tabi ki eski desenler değil. Ama bizim forumuz tabi ki her zaman bizim ustalarımızın bize söylediği klasik desenlerden hiçbir zaman vazgeçemiyoruz ve geçmek de istemiyoruz. İzlik olarak desen çok fazla desenimiz var. Yani bir lale Allah’ı temsil eder, karanfil aşkı sadakati temsil eder, gül peygamberimizi temsil eder. Turakeş desen sonsuzluk Halic olarak geçer. Sonsuzluk diye geçer. Helozon desen olarak söylenir teratürdeki şeyi de. Bu şekilde çalışılır.
Mesela Notrus şeydir, bolluğu bereketi temsil eder. Bu şekilde. Yani her desenin bir anlamı koymuşlar. Mesela bir hayat acı. Kökü peygamberimizi, dalları diğer peygamberleri, meyvesi insanlığı temsil eder. Burada çok enteresandır.
Meyve dökülür, ölür, insanlar ölür ama peygamberler kalır. Sebebi budur. Her desenle, her yaptıkları desenle bir anlam yüklemişler.
İzlik Gölü
İzlik Gölü, kuzeyden ve güneyden dağlı kalanlarla çevrelenmiştir. Kuzeydeki dağlı kalanı, samanlı dağları kütlesi oluşturmaktadır.
İzlik Çinlisi
Kabe’nde İzlik Çinlisi’nin doğuşuna gidiyoruz yavaş yavaş. İzlik Çinlisi’nin doğuşu da Çin taklidi ürünlerle başlamaktadır. O da şöyledir ki, Sultan II. Murat Beyzadelerini, şehzadelerini ve vezirlerini toplayıp şunu diyor.
Biz Çin’e bir dünya altın ödüyoruz, karşılığında ürünü alıyoruz. Lakin yolda gereken eşkıyalar kervanlarımıza baskınlar veriyor. O ürünler çalınıyor, kırılıyor, dökülüyor, çiziliyor. Bunlar hep bize zarar. Bunun birebir aynısını benim devletimin içinde yapabilecek ustalar yok mu diyor. Ülkenin dört bir tarafına yayılan olaklar buradaki çömlek ustalarına oluşuyorlar. Ve diyorlar ki, Padişah’ın fermanı bu yapılacak hay hay başımızın üstüne diyerek Çin Sirami’ni taklit etmeye çalışırken İzlik Çinlisi doğuyor. Çin Sirami’yi 1200 ve 1300 derece arasında pişerken İzlik Çinlisi 900 derecede çıkıyor. Tabii ki bilindiği üzere Kütahya, İstanbul, o taraflarda Çinlilik çok yaygın ama buradaki ekonomik sebeplerden dolayı bulunan ustalar Kütahya ve İstanbul’a geçiyorlar.
Sonrasında tekrar buraya geliyorlar. İzlik Çinlimizdeki bariz özellikler nefes alabilme özelliğine sahiptir. Kil ve koars oranı çok yüksek olduğu için kabarcıklardan oluşmaktadır. Bundan da yaklaşık 8-8,5 ay önce kadar İzlik Çinlimiz UNESCO tarafından Bursa İpek Böceğimiz ile beraber 49 yaratıcı şehir arasına alınmıştır.
3 ay önce de İtalya tarafından İznik’e gelip görmenizi tavsiye ederim. Citta Slow, sakin şehir ilan edilmiştir. İmaret 1388 yılında 1. Murat tarafından annesi Nülüfer Hatun adına yaptırılmıştır. Bina başlangıçlı ahiler için bir tekke olarak hizmet etti.
Bu Selçuklu döneminde Anadolu’daki zanaat loncalarının oluşturduğu dinsel ve kardeşçe bir toplumdu. İbn-i Batut da Anadolu’daki ahil hocalarından birinde aldığı misafirperverlik hakkında da yazdı. Yapı daha sonra yoksullara bedava yemek sunan bir imaret olarak kullanıldı.
Yıllarca terk edilmiş ancak 1955 yılında restore edilmiştir. Bugün ünlü İznik senemiklerinin sergilenmesi de dahil olmak üzere, arkeolojik ve etnolojik koleksiyonlarla İznik Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor.
Güzel gidiyordu o zaman. Çünkü sele olmadığı için küfeyle işini görüyor Zeytinci. Toplayacak, nereye götürecekse götürecek. Bu İznik köyleri, Zeytinci, oğul köyleri hep küfeyle işin geçiyordu o zaman. Şimdi hayvanlara saman vermek için samarlıktan.
Saman dolduruyor, hayvanlarına götürüyor, veriyor. Fındıktan olur bir, akmeşeden olur iki, kesaneden olur üç. Üç tip cins ağaçtan olur. Yımışak olması lazım. Her ağaçtan olmaz. Hamur gibi yumuşak olacak. Yani onun küvesi dayanır. Gevrek olursa o yukarı döndürürken kırılır, dayanmaz. Ha, küçük yapıyorum böyle saplı. İstanbul’dan bile çok yaptım. Çiçek çaksı gibi ağırdanem, onları sap yapıyorum. Ondan dışına bağlantı yapıyorum bu iplerle. Sağlam oluyor yani. Şöyle küçük. Her iki tarafında sap. Çok yaptım. Bursa, Mudanya’ya yaptım. İstanbul’a yaptım. Yalamanın Çınarcılığı yaptım. Geçen sene. Onları süs için işte böyle diziyor. Çiçek dikeceğim diyor adam. Bunun dış kısmını boyalayacağım.
Süs gibi, işte yapacağım. Çiçek dikeceğim, eriştireceğim dedi. Yok havas eden yok şimdi. Yok bitti. En son ben. İnceyi o ince iş olduğu için havas etmiyorlar. Bir de geçmiyor. Bu son noktaya geldi yani. Bu sele çıktı bizim küvecilik öldü. İşte böyle dedim gibi böyle orman köylenden tek tüm isteyen ne oluyor?
Bunları sipariş üzerine yapıyorum yani. Öyle karan falan yapmıyorum. Vardı. 30 sene küveci vardı burada. Hepsi tozlu mün oldu gitti.
Gittiler buradan göç ettiler. Öldü soğuk. Bir yapan, bir ben kaldım şu anda. İznik Kalesi’nden, hamamlardan, evlerden ve birçok türbeden geçip,
güneşin battığı kıyılara doğru gidiyoruz. Güneş vedasıyla muhteşem bir manzara sunuyor bize. Çin’i fırınlarını, Eşrefzade’yi, Şeyh Kudbettin’i, Hacı Özbey’i düşünüyoruz. Güneş batarken sanki teker teker gelip yanımıza oturmuşlar. Mahmut Çelebi Efendi akşamı böyle mi izledi diye düşünüyoruz. Tarihin bize bahşettiği bu şehirde destur isteyelim. Birinci Murat Han’ın baktığı gibi bakıyoruz medeniyetimize. İznik Yeşil Camii minaresinden duyuluyor ilahi çağrı. Gök yüzü kızıldan karaya dönüyor. Tarihin hikayesiyle veda vakti yaklaşıyor. Necip Fazıl şiirleri doldurmuşuz epidir heybemize. Bu medeniyetin evlatları heybesinde kötüyü taşımaz. Heybesi güzellikle dolu olan bizler paylaşmayı, sevmeyi, kadri kıymeti tarihimizden bilmişiz. Heybemizden geceye hediye ediyoruz şiiri.
Yarın elbet bizim elbet bizimdir. Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir diyerek İznik’te hikayemize devam etmişiz.
Duamız olsun gördüğümüz gezdiğimiz vatanımıza emanet olsun.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir