"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bitlis (Ahlat) – Bir Kasaba Hikayesi 19.Bölüm

Bitlis (Ahlat) – Bir Kasaba Hikayesi 19.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UHDtgJ_WwWE.


Süpan ve Nemrut dağlarının arasında, Bitlis’in beş minaresine, gönüllerin kubbesine bakıyor Ahlat. Tarihin içinde bir ağıttan başlayıp, medeniyetimizin son noktasına varıyor hikayemiz. Asya’dan Anadolu’ya ve oradan Avrupa’ya uzanan bir yolculuğun içinde,
bereketten, tarihten ve insandan ibaret dersler alıyoruz.
Ahlat’ın bugün bilinen 1500 yıldan eski bir tarihi var. Tarih boyunca birçok medeniyete de ev sahipliği yapmış, birçok kez el değiştirmiş bir şehir aslında. Buraya şehir diyoruz, günümüzde tabii ki Bitlis’in ilçesi ancak tarih boyunca burada yaşayan birçok medeniyet için çok önemli uç kale şehir, şehir merkezi görevlerini üstlenmiş.
Ahlat, Semerkand ve Beh’le birlikte Kubbetül İslam olarak anılıyor. Bunun sebeplerinden bir tanesi, az önce bahsettiğim gibi tarih boyunca kültür, sanat, medeniyet noktasında çok öne marz etmiş bir yer. Günümüzde burada birçok evliyanın, birçok şehidin metfun bulunduğunu biz biliyoruz.
Ahlat, Asurlar ve Urartular bunun devamında Ermeniler, Araplar, Türkler, İranlar arasında birçok kez ev değiştirmiş. Tabii arada Doğu Romanı’nın yani Bizans’ın da burada hüküm sürdüğü zamanlar olmuş. Ahlat’a bugünkü ismini veren bildiğimiz kadarıyla tarihi kayıtlara göre Farslar, İranlar ve Türkler olmuşlar. Bunun öncesinde de bugünkü Ahlat ismine benzer Hilat, Kelat isimleri gibi çeşitli isimler kullanılmış. En son bildiğimiz kadarıyla Kanun Sultan Süleyman’ın Irak seperi neticesinde kalıcı olarak artık Türklerin eline geçmiş ve son durumda da İranlarla yapılan anlaşma neticesinde değişmez bir şekilde sınırlarımız arasında kalmış. Selçuklu Mezarlığı Ahlat’ın Türkiye’nin ve aslında belki de tüm Türk-İslam coğrafyasının en önemli hazinelerinden bir tanesi. Günümüzde Açık Hava Müzesi konumunda ve UNESCO tarafından geçici dünya mirası listesinde yer alıyor. Oldukça büyük bir alana sahip, geniş bir alana yayılmış mezar yapılarından oluşuyor. Burada bugün bildiğimiz kadarıyla 8200 civarında mezar tespit edilmiş durumda
ve bu mezarlar kendi işlerinde farklı kategorilerde incelenmekte. Bunlardan şahideli şahidesiz olanları, sanduka tipinde olanları, çatma mezar olanları mevcut. Bir de ekstra olarak burada Türklerin Orta Asya Kurgan tipi dediğimiz Orta Asya’ya özgü mezar yapıları da gün yüzüne çıkarılmakta. Mezarlar sadece Müslümanlara ait değil buradaki mezarlar. Hristiyan ve Ermeni nüfusunda burada mezarlarının olduğunu biz biliyoruz. Sadece aslında Ahlat ilçesinde değil, Bitlis’in ve belki de Doğu Coğrafyası’nda birçok yerde daha karşımıza çıkacak olan bu tarz mezarları irilik ufaklı ölçeklerde biz görebiliyoruz. En yakınımızda Gevaş’ta Van çevresinde bu tarz mezarlar daha küçük ölçekli olmakla beraber mevcut. Selçuklu mezarlığında gördüğümüz mezarların, şahidelerin üzerinde, sandukaların üzerinde, ayaktaşlarında, yan yüzeylerde neredeyse boşluk bırakılmadan tüm yüzeyin süslenmiş olduğunu biz görebiliyoruz. Bitkisel ve geometrik motifler ağırlıkta olmakla beraber yazı da kullanılmış çokça. Yazılarda genellikle ayetler kürsü ve benzeri çeşitli dualar, ayetler yazılmış.
Bazı taşların üzerinde nakkaşların ismini okumak mümkün. Genellikle 2-3 ustanın elinden çıktığını bugüne kadar yapılan çalışmalarda tespit edebildik. Taşlar şu anda 100. yıl Üniversitesi ve Kültür Bakanlığı koordinasyonuyla temizleniyor. Tekrar yıkılmış olan mezar taşları uygun şekilde yerlerine konuluyor ve onarımları yapılıyor. Bu anlamda Selçuklu Mezarlığı geniş bir alana yayılmış, oldukça süslemeye, yazıya sahip, tarihi açıdan büyük önem taşıyan yapılar. Mezar taşları arasında oldukça dikkat çeken bazı özellikler var. Bunlardan en önemlisi belki de yüksekliği 3,5 metreye kadar varan abidevi taşlar olması.
Selçuklu Mezarlığı’ndaki taşlarda bir diğer dikkat çeken hususta taşların süslemelerinde kullanılan motif ve desen grupları. Arlıklı olarak bitkisel ve geometrik motifleri gördüğümüzü söylemiştik ama bunun yanı sıra Türklerin Orta Asya geleneğini sürdürdükleri ejder motifleri, koçbaşı motifleri, kandil motifleri gibi çeşitli motifler de burada mezarlıkta karşımıza çıkmakta.
Harabeyşehir mezarları ve mezar yapıları, neolitik çağdan kalma yapılar, bunlar insan eliyle oluşturulmuş küçük mağaracıklar şeklinde, yan yana veya bazen arka arkaya dizilmiş mezar odacıklarından oluşuyor.
İLIK BİR RÜZGÀR DEYİYOR TENİMİZE Taş toprak dikkatimizi çekiyor. Bir ses getiriyor yel. Suya bak, suya bak, suya bak. Van gölüne değil de sanki bir tarihe dalıyor gözlerimiz.
Tarih insanların elinde tahrip olan el değiştirmeleri veriyor Ahlat adına. Yalnız bir Alparslan çıkıyor, değerini biliyor bereketli toprakların. Bağdat, Şam, Kudüs, Kahire aklımıza geliyor kültürel birikimiyle. İslam’ın kubbesi olarak anılan Ahlat, medeniyetimizin bu güzide şehirlerinden farksızdır tarih ilminde. Daima önemli bir yerleşim yeri olan Ahlat, Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerinde tarihin en önemli tanığı oluyor.
Bin yıldır Anadolu Türk tarihini haykıran Ahlat, Anadolu’nun sinemizde parlayan ismi olarak biliniyor.
Üstümde bu bastonlar düz olarak yapılırdı.
Ustamdan şimdi böyle nakış makış yok idi o zaman. Anladın düz yapılırdı. Şimdi zamanla biz bunu geliştirdik yani şimdi bak bunlar yoktu. Düz bir baston yapılırdı. Aklat bastonu düzdü yani. Sonunda geliştirdik. Şimdi motiflerini değiştirdik. Aklat baston gelişti şimdi. Şimdi ülerinde işleme olmayan bastonu almışlar. Düz baston ben de yine kalmıyorum diye baston alacağım.
Ağacı farklıydı. Eskiden sadece Ceviz’den yapılırdı. İşte elma ağacından, sert ağaçlardan yapılırdı yani. Ondan sonra keyret ağacından bu gibi ağaçlardan yapılırdı yani. Merak ettim. Onun için yaptım yani. Her şey merakla bağlıdır. Şimdi insan oğlunun elinden bir şey kutulmaz. Yeter ki azimetsin azimeti mi yapılır yani. İnsan oğlunun elinden bir şey kutulmaz. Onun için çalıştık yaptık yani.
Daha geliştirdik. Benim çocuğum daha çok gelişirdi. Şimdi ben artık onu gibi yapabilmem. Hani eskiden diğerlerdi buyunut kulağı geçer yani. Şimdi benim de oğlumun içim onları biz yapabiliyoruz. Şimdi kaldık biz geride. Akıl her şeyin başı akıldır. Akıl olmasa hiçbir şey yapılmaz yani. Her şey akıla bağlıdır. Bir de Cenab-ı Allah’ın vergisi de. Akıl da veren Allah’tır. Her şeyi yapan yaptıran Allah’tır. Yani insanın özüne akıllı zannediyor.
Yani insanın özüne akıllı veren O’dur. Allah can sağlığında veren O’dur. Akıl da veren O’dur. Yapan yaptıran Allah’tır yani. Bir de azimeti mi yapılır. Yani neye insan şeyse. İnsan oğlunun elinden bir şey kutulmaz. Yeter ki azimetsin yapsın yani. Ben bu yaştan sonra Kuran okudum yani. 70 yaşından sonra Kuran’a başladım. Kuran’ı okudum, katmettim yani. Yani bunu Allah’ın vergisidir. Yani Cenab-ı Allah’a çok şükürler olsun.
Yani bastonu bir baston 50 sefer elden geçiyor. Yani bastonu bir geçmeyin yani. Her ağaç baston olmaz demiş. Her Hasan Hasan olmaz. Dizler eskiden derlerdi. Her ağaç da masan olacak. Masanda çütün masanın böyle egili olacak ki. Çift koşma için öyle masan olacak. Şimdi her ağaç da baston olmaz yani. Düz ağaç olacak. Ağacın temiz olacak. Yani her ağaçtan baston olmaz.
Bana işte şimdi ben burada olmasam hiçbir yerde sabrım çıkmaz. Yani gene buraya gelirim işte burada bastonlara bakıyorum. İşte burada oturuyorum. Burada evde nefesim burada o çıkıyor yani onlar. Bunlar bizler konu meselesidir yani. Ben bunların o kadar kopar bilmiyorlar. Yani bunlar alışkanlık işte artık. Ben çok izraplar çektim. Eskiden inşaatçıydım. Kerestemi çalırlar diye. Şeydeler izraplar çektim. Onun için geldim dedim hiç umasak.
Hatırlamasa da gözümün önündeyim. En büyük bastonu biz yaptık o bastonu. Portrafını da çektik. İşte bu bastonu bulduk yani. Ahlat’ın en büyük bastonu. Taş dalı binalarda çok çalıştım. Bina yaptım yani taş. Duvar, kalip. Ondan sonra bu taş şeyi de yani buradan merak masal değil. Bunu da yani ben kendi kabiliyetimle yaptım, çıkarttım. Cenab-ı Allah’ın vergisi. Yani çok uğraştım. 15 günde benim anca yaptım. 15 gün uğraştım bu taşa. Bayındır Kümbeti Emir Ali var. Bir de burada Ahlat’ın girişinde meydanlık mezarlığının üstündedir. Bayındır Kümbetidir bu. Şimdi ustanın yanına gittiğin zaman
kendini burada çekil zannedersen şimdi. Onunki daha değişik oluyor demiş. Hani her el elden üstündür, arşak ete. Herkes bir olamaz yani. Akıl akıldan üstündür, arşak ete yani. Herkes bir olmaz. Yani akıl yaşta değil, baştadır. Baştadır, akıl yaşta değil. Başta o akıl olmasa hiç şey yapamaz. Her şeyin başı akıl. Türk kültürünün nadide eserleriyle bezenmiş olan ilçe,
ilim adamın yetiştirmesiyle dünyaca tanınır. Belh ve Buhara ile birlikte Kubbetül İslam olarak anılan Ahlat, tarihin ilim yuvası olarak insanlığa binlerce yıl hizmet etmiştir. Osmanlı Devrinde padişahların ziyaret ettiği ve ecdat mezarlarının bulunduğu yer olarak, Yavuz Sultan Selim’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın ve 4. Murad’ın ziyaretlerine şahit olmuş ilçe. Sinesinde korunan eserleriyle Ahlat, rüzgara yazıyor duyurmak istediklerini. Türklerin ebedi yurdu olan Anadolu’nun en önemli yerlerinden biri olan Ahlat,
bereketiyle, hoşgörüsüyle, tarihiyle en çok insanı özlüyor, insanımızı çağırıyor. Emir Bayındır Kümbeti 1481 yılında inşa ettirilmiş, Emir Bayındır için inşa ettirilmiş bir kümbet.
Hemen yanındaki Emir Bayındır Camii ise, bir zata Emir Bayındır’ın kendisi tarafından inşa ettirilmiş bir yapı, bir ibadethane olarak günümüzde de zaten kullanılıyor. Emir Bayındır Kümbeti Ahlat’ın aslında sembollerinden bir tanesi, beden duvarları üzerindeki 8 küçük sütün Ahlat’ın da logosunda kullandığı silüeti oluşturuyor.
Yapıya dışarıdan baktığımızda kare kaideli bir yapı olduğunu görüyoruz ve bu kare kaidenin köşeleri pahlanarak sonradan 12 gen yapıya geçiş sağlanmış. Aslında yapı Akkoyunlu dönemine ait fakat üzerindeki süslemeler, kümbet mimarisi açısından Selçuklu kümbetleriyle çok büyük benzerlik gösteriyor.
Yapının, kümbetin bizzat kitabesi bulunmasa da hemen yanındaki Emir Bayındır Camii kitabelerine baktığımızda yapıyı inşa eden ustanın Babacan isimli bir şahıs olduğunu biz öğreniyoruz ve bunun takibini de yaptığımızda yine Azerbaycandan veya Bakü’den geldiği rivayet edilen bir inşa ustasına ulaşıyoruz. Camii oldukça sade bir görünümde aslında, fazla süslemesi yok.
İç kısma geçtiğimizde sadece mihrabın üzerinde iki küçük kabartma rozet motiklerine biz ulaşıyoruz. Bunun haricinde kümbeti incelediğimiz zamansa çok çeşitli geometrik ve bitkisel süslemelerin taşa işlendiğini, kabartma olarak işlendiğini yine görüyoruz. Kaidenin hemen üzerinde iki sıra zancerek şeklinde geçme motikleri ve bunun üzerinde de kesme taştan yine oluşan beden duvarlarını görüyoruz.
Silindirik bir yapı, genel olarak Selçuklu hükümetlerinde görmeye alışık olduğumuz tarzda silindirik bir yapı ve üzerinde konik külahla örtülü. Külah kısmı yine süslemesiz sade blok taşlardan oluşuyor ancak yapının beden duvarlarında sahır nişler, bursa kemerleri gibi çeşitli süsleme elemanları ve bunların etrafında da bunların etrafını dolaşan frizlerde geçme motiflerini görüyoruz. Rumilerden oluşan bitkisel süslemeler, benzer şekilde yıldız motiflerinden ve çizgisel geçmelerden oluşan geometrik süslemeleri görüyoruz. Ahlat’taki bir diğer önemli kümbet ise Usta Şagit kümbeti. 1280 yılında yaptırıldığı tahmin ediliyor. Yapının kendisine ait kitabesi ne yazık ki günümüzde mevcut değil ancak hemen civarındaki cami kazılarından elde edilen kitabe bize bu tarihleri vermekte.
Usta Şagit kümbetinin bir diğer önemli noktası da şu. Ahlat’taki kümbetler içerisinde en büyük olanı Usta Şagit kümbeti. Zemin noktasından tepeye kadar yaklaşık 36,5 metre yüksekliğinde. Yapı tipik Selçuklu kümbetleriyle benzer özellikler taşımakta.
Alt katındaki cenazelik kısmı ve üst katında da ibadethane kısmı günümüzde görülebilmektedir. Standart ölçülerde süslenmiş, çok yoğun süsleme planı uygulanmamış bir yapıdır. Ancak buna rağmen büyüklüğüyle dikkat çeken bir özelliğe sahiptir. Ahlat’ta karşımıza çıkan önemli kümbetlerden bir diğeri de çifte kümbet olarak adlandırılan
yan yana inşa edilmiş olan iki tane kümbet. Bunlardan bir tanesi küçük kümbet olarak da adlandırılıyor ki 1279 yılında Buğat Ayakan’ın oğlu Hüseyin Timur için yaptırılmış olan kümbet. Hemen yanında da Hüsamettin Hüseyin Akak kızı Esen Tekin için 1280 yılında inşa edilmiş olan diğer kümbet yer almaktadır. Ahlat’taki önemli yapılardan diğeri de Abdurrahman Gazi Türbesi.
Abdurrahman Gazi Türbesi Hz. Ömer zamanında Ahlat’ın fetih için daha doğrusu bu bölgenin fetih için gönderilmiş orduda bulunan, görev yapan iki kişiye ait. Bunlardan biri Abdurrahman Gazi, diğeri de İyaz bin Ganem. Bu kişilerin burada şehit düştükleri rivayet edildiğinden dolayı şu anda türbenin bulunduğu yer şehitler tepesi veya şehitler zaviyesi adıyla anılmaktadır. 1970’li yıllarda 1974’te bu tepeye inşa edilen türbe veya kümbet Abdurrahman Gazi Türbesi ya da Abdurrahman Gazi Kümbeti olarak adlandırılmakta. Bölgemizde bulunan kümbetler ne yazık ki günümüze şu anki halleriyle ulaşamamışlar.
1950’li ve 1970’li yıllarda vakıflar genel müdürlüğünün başlattığı ve sürdürdüğü onarım çalışmalarıyla bu günkü hallerine kavuşmuşlar. Ahlat Selçuklu mezarlığı, dünyanın en büyük İslam mezarlığıdır.
210 dekar alanda 8203 mezarı içerisinde barındıran, Anadolu’nun Orhun abideleri de denilen Selçuklu Meydan mezarlığı, UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesindedir. Nemrut Dağı Ahlat, Tatvan ve Güroymak ilçe sınırları içerisinde bulunmaktadır. Sönmüş bir volkan olan Nemrut Dağı’nın zirvesinde yer alan, 13 kilometre karelik alanla kendi türünde dünyada 16. sırada bulunan Nemrut kraterinde sıcak ve soğuk göller bir arada bulunmaktadır.
Ahlat Selçuklu mezarlığı, dünyanın en büyük İslam mezarlığı,
Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı,
Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı,
Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı, Ahlat Selçuklu mezarlığı,

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir