El-Kuddûs ve Es-Selâm İsimlerinin Manaları – Esma’dan İnsana 4.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8B9eTqkTiEw.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerim.
Bir esmadan insana programına daha hoş geldiniz. Efendim yaratılmışlar zıtlıklar ve değişikliklerle eksiklikle maruftur şu dünya hayatında. Tüm alem gibi insan da varken yok olur, muktedirken hiç olur. Kimi zaman barış ve huzura vesile olurken, kimi zamanda karmaşa ve huzursuzluğun sebebi olur.
İşte tüm bu sistemin içerisinde insan, el kuddüs ve es selam olan Allah’a teslim olarak selamet lütfuna mazhar olur. Biz de bugün Rabbimizin el kuddüs ve es selam isimlerinin mana derinliklerini ve bize bakan yönleriyle yansımalarını tefekkür edeceğiz inşallah. Bu yolculuğumuzda Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Sayın Profesör Doktor Vuriye Marta Hocamız bizlere rehberlik ve kılavuzluk edecekler. Hocam hoş geldiniz, nasılsınız? Elhamdülillah şükürler olsun, hoş bulduk. Siz de iyisiniz inşallah. Hamdolsun hocam, çok teşekkür ederiz. Hocam Haşir Suresinde Rabbimizin el kuddüs ve es selam isimleri geçmektedir malumunuz olduğu üzere. Bu isimlerin mana açısından nasıl benzerlikleri vardır? Allah’ın kuddüs ve es selam isimleri birbirleriyle eksik ve noksan olmama noktasında birleşirler. Bu isimler bize Allah’ın hiçbir şekilde eksiğinin, noksanının, kusurunun, bir acziyetinin, bir zafiyetinin olamayacağını bildiren isimlerdir. Allah’ın her türlü zayıflıktan, acizlikten ve noksanlıktan münezzehtir, uzaktır. Allah’ın her yönden mükemmel olan yegâne yaratıcıdır.
Dolayısıyla kuddüs ismi Allah’ı kutsayan, O’nun mukaddesliğine vurgu yapan ve yüceliğinin bizler tarafından bilinmesini isteyen bir isimdir. Allah’ın dışında kendisine tapılan, hele de Peygamber Efendimiz zamanında müşriklerin farklı farklı putlara taptığını düşünürsek,
kendisine tapılan diğer ilahların mutlaka eksiklerinin, zafiyetlerinin, acizliklerinin birer yaratılmış oldukları için cılızlıklarının olduğunu, oysa Allah’ın hiçbir şekilde bir eksikliğin, noksanlığın, bir kusurun ve acizliğin bulunamayacağını belirten o mukaddes isim kuddüs ismidir.
Benzer şekilde Allah’ın esselam ismi de her türlü kötülükten, her türlü zarardan, ziyandan ve zayıflıktan kurtulmuş, selamete ermiş, güçlü ve mükemmel olan demektir. İnsanoğlu ve diğer bütün varlıklar birtakım zafiyetlerle, birtakım eksikliklerle, kusurlarla her şekilde karşılaşabilirler. Çok güçlüyüm diyen insan, hastalandığı an bir anda ne kadar aciz olduğunu fark eder. Çok zenginim, varlıklıyım, kudretliyim diyen bir insan iflas ettiği zaman aslında ne kadar aciz ve ne kadar muhtaç duruma düştüğünü fark eder. Fakat Allah’ı Teala için böyle bir şey hiçbir zaman söz konusu değildir.
Bizim Rabbimiz ezelden ebede, sonsuzluktan başlayıp yine sonsuzluğa uzanan o bizim aklımızın ve hafızalarımızın alamayacağı mükemmellikte daima kusursuzdur, daima eksiksizdir. Ve ona herhangi bir şekilde bir acizlik, bir uyuklama, bir zayıflık, bir yetersizlik, bir duyarsızlık atfetmek kesinlikle yanlıştır. Hocam dediğiniz gibi ve ayetlerde de altı vurgulandığı gibi Rabbimiz her türlü eksiklikten ve kusurdan münezzeh. Fakat insanlık tarihinde sanki Allah’tan başkasına kutsiyet atfetme kimi zaman görülen bir durum. Peki dinimizin Allah’tan başkasına kutsallık atfetme, mükemmellik atfetme hususundaki bakış açısı nedir?
Eğer Allah-u Teala bazı varlıkların mukaddes olduğunu, bizim için kutsal olduğunu kendisi beyan buyurmuşsa, Kur’an-ı Kerim’de bize söz gelimi Kabe’nin kutsal olduğunu, mukaddes olduğunu söylemişse, söz gelimi Mekke’nin ve Medine’nin kutsal topraklar olduğunu, Kudüs’ün kutsal bir mekan olduğunu bize bildirmişse,
ya da vatan toprağının Peygamber Efendimiz kutsallığına, vatan için insanın canını feda edip her türlü kötülükten, şerden, her türlü düşmandan vatanını kurmakla mükellef olduğuna işaret etmişse, Peygamberimizin ve Cenab-ı Hakk’ın bizlere bildirdiği bu özel değerler için biz bir kutsallık atfederiz.
Bizim özgürlüğümüzün, istiklalimizin, istikbalimizin sembolüdür, bizim için bayrak kutsaldır, yere düşürmeyiz. Vatan toprağı kutsaldır, kimseye ezdirmeyiz. Ezan kutsaldır, asla susturmayız. Benzer şekilde Kur’an-ı Kerim gibi, Mus’haf gibi, Cami gibi kutsal mekanlar ve kutsal varlıklar, Allah-u Teala’nın bir değer atfetmesinden dolayı kutsiyet kazanırlar.
Ama bütün bunların dışında, eğer biz herhangi bir insanı kusursuzmuş gibi görmeye başlarsak, her söylediğinin doğru olduğunu, her yaptığının mantıklı olduğunu, her kararının isabetli olduğunu iddia ederek haşa tanrılaştırırsak, işte o zaman Kudd-i Hüs ismini Allah-u Teala’nın yeterince kavrayamamışız demektir.
Çünkü hiçbir zaman insan unutmaktan, hata etmekten, zafiyete düşmekten kurtulamaz. İnsan sınırlı bir varlıktır. Sınırsız güç Cenab-ı Hakk’a aittir. Bu noktada bizim kutsallığı kutsiyeti çok dozunda, çok farkında, ancak Allah-u Teala’nın kutsallık atfettiği durumlarda
değer atfeden ama hiçbir zaman aşırıya kaçmayan ve Kudd-i Hüs ve Selam isimlerinin bilinciyle konuşan insanlar olmamız gerekir. Burada bu bilinçle şunu da kastediyorum. Bazen o kutsallığı, noksansız, eksiksiz, mükemmel olma vasfını bir insana ya da bir varlığa atfederek hata edebiliyoruz. Bazen de eksiklik ve kusuru Allah-u Teala’ya atfeden yanlış ifadelerimiz oluyor. Mesela diyoruz ki haşa Allah bunları unutmuş ya da Allah’ın duymadığı insanlar. Allah’ım duy artık sesimi. Haşa sanki Allah-u Teala işitmede bir kayıp yaşıyormuş, unutkanlık yaşıyormuş. Allah yaratmış da bırakıvermiş gibi haşa. Duyarsızmış, ilgisizmiş, sorumsuzmuş gibi Allah’a eksiklik atfeden ifadeler de çok sakıncalı.
Bunlar da Allah’ın kudüs ve selam isimlerini çok iyi kavrayamadığımızı gösteriyor. Allah-u Teala asla unutmaz. Allah-u Teala görendir, bilendir, işitendir. Her detaydan haberdar olandır, her şeyi yönetendir. Allah-u Teala asla yaratıp bir kenara çekilmez. Başı boş bırakmaz. Allah-u Teala asla boş yere yaratmaz.
Her yaptığının mutlaka bir anlamı vardır. Bir manası, bir ahengi vardır. Bütün bunlar aslında kudüs isminin içerisinde dürülü olan anlamlar. Bu kutsallık Allah-u Teala’daki bu eksiksiz, bu noksansız, mükemmel varoluş onun yaratıcı olmasının gereğidir.
Ama insan her şekilde kimi zaman tökezleyebilen, her şeyi mükemmel yaptığını zannettiğinde bile dönüp bir eksik bulabilen ve sınırlı bir varlıktır. Dolayısıyla ne Allah-u Teala’nın sıfatları konusunda gevşek davranmak ne de insanın sıfatlarını tanrılaştırmak gerekir.
Her ikisi de riskli iki uçtur. Bu konuda daima dengeli olmak ve mükemmelliği Cenab-ı Hak’ka ait bir vasıf olarak bilip tanımak gerekir. Hocam, el kudüs isminin bu şekilde manasına çıklarken ifade ettiğiniz gibi mükemmelliğin sadece Allah’a mahsus olması. Dolayısıyla Rabbimiz de el kudüs ismini sadece kendi zatı için kullanmış. Başka herhangi bir varlığa mecazen, atfen kullanmamış.
Peki o zaman günümüzün Allah tasavvurunda yanlış algılara düşerek mükemmellik arayışı, mükemmellik düşüncesi içine giren insana bu durum hangi mesajı verir? Bu durum insana daima aciz, daima Allah’a muhtaç, zavallı bir varlık olduğunu hatırlatma imkanı verir.
Ne kadar mükemmel bir metin yazdığınızı düşünseniz bir hakeme gönderirsiniz dergiye, makaleye. Hakem bir sürü hata bulur. Ne kadar mükemmel bir resim yaptığınızı düşünseniz, bir sanat eseri, bir evru, bir hüsn-i had tablosu ürettiğinizi düşünseniz, meşk etseniz mutlaka hoca’ya gösterirsiniz.
Bir bilen orada bir eksiklik, bir kusur, bir zafiyet daha iyisi olsun diye bir temennide ve teklifte bulunabilir. Dolayısıyla iyinin ve güzelinin dünyada sonu yoktur. Hep daha güzeli vardır. Mükemmellik ise Allah’a hastır.
İnsanoğlu kemale erme, yani olgunlaşma ve daha iyisini başarma basamaklarında hem maddi anlamda, işinde, gücünde, ev hanımları, söz gelimi yemek yapmada daha iyisini yapma. Çocuk bakımında daha iyisini, daha güzelini evladını terbiye ederken öğrenme ve uygulama.
Ya da iş hayatında daha başarılı işlere imza atma gibi daha iyisi için uğraşır ama hiçbir zaman mükemmelim, ben oldum diyemez. İnsanoğlu oldum dediğinde ölmüştür. Çünkü olmakla ilgili yolculuk devam eder ve müminin her seferinde daha iyisini yapabilmek için o en mükemmel olan Allah’tan yardım dilemesi gerekir.
Allah’ın nasıl kuddüs ismi gereği kusursuzsa mümin ondan yardım isteyerek kendisi de kusurlarından arınmaya çalışmalıdır. Hatalarını bir kenara bırakmaya çalışmalıdır. Ben böyleyim, iyiyim, beni böyle kabul edin ve artık ben oldum demek hiçbir zaman ahlakı kemale ermiş bir müminin vasfı değildir.
Ben bundan daha iyisi nasıl olabilirim? Sorumluluklarımı daha iyi nasıl yerine getirebilirim? Ve hatalardan nasıl daha çok kurtulabilirim? Haramlardan nasıl daha uzak durabilirim? Elimi, gözümü, kulağımı, dilimi, kalbimi, günahtan nasıl koruyabilirim?
Nasıl bendeki zaafları ıslah edebilirim? Nasıl kendimi nefis terbiyesiyle olgunlaştırabilirim? Bunun peşinde olmak durumundadır. Hem maddi olarak hem manevi olarak iyileşme ve daha iyisi olabilme yolculuğudur zaten hayat. Ama bu noktada işte insanın ben mükemmelim, elbette bu benim diyen o kibirli tavrı Allah’ın asla hoşuna gitmeyen bir tavır.
Çünkü mükemmel olan, kusursuz olan Allah’ı Teala’dır. Peki hocam, mükemmel olanın Allah olması, insanın olma yolundaki adımlarını bu algıyla atması. Yani hocam Rabbimize teslim olma noktasına getiriyor sanki bu durum bizi. Malumunuz olduğu üzere teslimiyetle selam ismi de aynı kökten gelmiş.
O zaman es-Selam olan Rabbimizin selamet lütfuna mazhar olmak için selamet bulmakla teslim olmak arasında nasıl bir ilişki vardır? Aslında bilmece gibi oldu bu sorunuz ama çok derin bir anlam zinciri kurdunuz. Onu biraz izah edelim Canan Hocam. Selam isminde Kudüs ismiyle birlikte az önce dediğimiz gibi eksikliklerden uzak ve kurtulmuş olmak anlamı var.
Ama onun dışında bir de Allah’ın Teala’nın Es-Selam isminin bir diğer manası da huzur veren, barış veren, kurtaran insanları kıyamette, ahirette, öbür dünyada cehennem azabından müminleri kurtaran. Bu dünyada her türlü sıkıntıdan, dertten, tasadan kurtarıp şifa veren, huzura kavuşturan salaha yani selamete çıkartan. Burada Es-Selam isminin Allah’ın barışa ve huzura dair insanlığa lütfettiği bir yönü olduğunu görmemiz lazım.
Allah’ın Teala İslam dininin adını da aynen Es-Selam ismiyle ortak bir şekilde selametten, huzurdan ve barıştan yana koymuştur. İnsanlar birbiriyle karşılaştıklarında selamlaşırlar. Es-Selamu Aleyküm deriz Müslümanlar birbirimize. Selam üzerinize olsun. Oradaki selam da işte barıştır.
Dinginliktir, huzurdur, işlerin yolunda gitmesidir, sağlıktır, afiyettir. Her türlü güzellik ve iyilik seninle olsun demektir. Es-Selamu Aleyküm. Bunlar hep Allah’ın Es-Selam isminin yansımalarıdır. Allahümme entes selamü ve minkes selam. Tebarekte ya zel celali vel ikram diyerek biz namazımız bittiği an duaya dururuz. Bu peygamberimizin duasıdır. Allahümme ya Rabbi Allahım entes selamü selam olan sensin.
Ve minkes selam. Selam da huzur da barış da senden gelir diyor peygamber efendimiz. Bize huzur verecek, gönlümüze bir rahatlama, bir sakinlik, bir genişlik verecek. Hayatımıza bir düzen, bir aheng, bir barış verecek olan ancak Allahü Teâlâ’dır. Dolayısıyla Allahü Teâlâ’nın selam isminin bir de bu yönü olduğunu ve bizim Müslümanlar olarak birbirimizi selamlarken, dualarımızda Allah’ı anarken, İslam dinine teslim olurken, o teslimiyeti gösterirken bu selam ismine sığındığımızı fark etmemiz gerekir. Sizin dediğiniz gibi teslimiyetle selam aynı kökten geliyorlar. Teslimiyet demek boyun eğmek demek. Allahü Teâlâ’nın kudreti karşısında ona iman etmek,
onu yaratıcı olan, tek eşi benzeri bulunmayan yaratıcı olarak kabul etmek. Onun karşısında Allah’ım beni sen yarattın ve ben sana teslim oluyorum. Ben senin kudretin karşısında diz çekiyorum, başımı secdeye yatırıyorum. Ben senin yüceliğin karşısında kul olduğumu, acziyetimi itiraf ediyorum.
Sana muhtaç olduğumu ve sensiz bir hiç olduğumu farkındayım. Teslimiyet bu demektir. İnsan Müslüman olarak İslam’a girdiğinde, Allah’a teslim olduğunda selamete erer. Çünkü oradaki selamet kurtuluş demektir artık. Cennetin adı Kur’an-ı Kerim’de Dar-ı Selam’dır. Yani kurtuluş yurdu. Yani esenlik yurdu. Yani barış yurdu. Dolayısıyla Allah’ın yeryüzünde istediği nizam da, insandan beklediği de kan dökmek, zulmetmek, kargaşa çıkartmak, fitne ve fesatla uğraşmak değildir. Aksine Allah’ın insandan beklediği huzurun ve barışın temsilcisi olmaktır. Güven yaymaktır. Adaletle ve merhametle davranmaktır.
Yani selam isminin tecellilerini, o insanlığın muhtaç olduğu güvenli ve huzurlu toplumu üretmektir. Bu konuda her insana ayrı ayrı sorumluluk düşer. Kadının ayrı sorumluluğu vardır, erkeğin ayrı sorumluluğu vardır. Muhtarın ayrı sorumluluğu vardır, öğretmenin ayrı sorumluluğu vardır, imamın ayrı sorumluluğu vardır, doktorun ayrı sorumluluğu vardır.
Bir şekilde toplum içinde herkes bir anne evdeki huzuru temin etmekle, Allah’ın selam isminin gereklerini evindeki selamet, yani huzurlu barış içerisinde birbiriyle uyumlu, anlaşabilen, birbirini incitmeyen, birbirinin değerini bilen bir aile ortamı oluşturarak orada yaşatmak zorundadır.
Hani, hadi sizi Allah’a emanet ediyoruz dediğimiz zaman biz kime emanet ederiz? İşte Allah’ın o selam ismine, o koruyan o hafız ismine, Allah’ın o Rahman ismine emanet ederiz. Bir anne de, bir baba da, bir öğretmen de toplum içerisinde, bir yönetici de, amirde, müdür de, her şekilde o selam isminin, o koruyan ve güven veren, aynı zamanda da barıştan yana olan, huzur verici olan, tedirgin edici, mutsuz edici, korkutucu, rahatsız edici değil, aksine varlığıyla huzur veren vasfının insanlarda da yansımalarının olması gerekir. Hocam, es-selam isminin insana ve insandan topluma yansımasından bahsettiniz.
Bir de bunu el-kuddüs ismi için düşünsek, fikren ve ahlaken el-kuddüs isminden nasibimiz ne olmalıdır? Kuddüs isminde en başta da söylediğimiz gibi bir mukaddeslik var, bir kutsallık, bir kutsiyet var. Ve aslında bizim birtakım kutsal değerlerimiz olduğunu farkına varmamız gerektiren bir isim kuddüs ismi. Maalesef kutsalların çok çiğnendiği bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar manevi değerlere, maddiyata çok önem vererek yeterince manevi değerlere önem vermeyip hor bakmaya başladılar. Hatta birtakım kutsalların çiğnenmesi, birtakım kutsalları hakaret, sözgelimi bir caminin, Avrupa’da Müslümanlara ait bir ibadethanenin duvarlarına hakaret cümlelerinin yazılması, içeriye tehdit mektuplarının atılması, çamurlu çizmelerle caminin çiğnenmesi, kutsiyete olan, kutsala olan hakaret aslında insanlığın geldiği en kötü noktalardan birisi. Çünkü insan her şekilde hayatında hep korumak istediği canı pahasına, kendi bütün varlığını feda ederek, yeter ki ona bir zarar gelmesin diye korumak istediği kutsalları vardır.
Ve bu kutsiyet bilince, Allah-u Teala bu kudüs isminin gereği her türlü noksanlığın, eksikliğin, kötülüğün, zafiyetin, acizliğin uğramaması için o kutsal değerleri koruma bilince insan da var olmak zorundadır. Bunu çocuklarımıza öğretmeyi de çok önemsiyoruz. Çok küçük yaştan itibaren insanın dokunulmazlığı, can dokunulmazlığı, malın dokunulmazlığı, ırzın ve namusun dokunulmazlığı gibi,
dinin dokunulmazlığı, inanç hürriyeti gibi birtakım kutsallarımız vardır. Bayrağımız, ezanımız, minaremiz, söylediğim gibi, toprağımız gibi. Bu kutsalların hasar görmemesi ve selamette olması bizim vazifemizdir. Bir kere bu bilinç aslında çok önemli.
İkincisi kuddüz ismi Cenab-ı Hakk’ın bizim manevi olarak da yücelmemizi, bizim de kendi eksik ve noksanlarımızı görerek bunlardan sıyrılmak için gayret göstermemizi gerektiren bir isim. Bu konuda Allah-u Teala’nın Esma-i Hüsnası hakkında çalışan alimler hep aynı şeyi söylüyorlar.
Diyorlar ki Cenab-ı Hak bu noksanlardan uzak halini insanlara duyurarak, önce insana birtakım noksanları olduğunu, eksikleri olduğunu hatırlatır, sonra da bunlardan mümkün mertebe kurtulmak için bir çaba içinde bulunmasını ve haramdan, günahtan, yanlıştan, kötüden uzak kalarak kendini arındırmasını ona tembihler. Kuddüz isminin en temelinde, pâk olmak, tertemiz olmak, kirlerden arınmış olmak gibi bir anlam vardır. Elbette Allah-u Teala maddi kirlerden arınacak değildir. Ama burada manevi olarak her türlü noksanlıktan, aklınıza gelebilecek her türlü kötülükten ve zayıflıktan uzak bir yaratıcı muhayilemiz olması lazımdır. Peki insan olarak biz ne yapmalıyız? Biz de hayatımızdaki her türlü kötülüğü, her türlü yanlışı, her türlü çirkinliği, aman bu da oluversin, önemli değil o kadardan bir zarar gelmez deyip de göz yummak yerine asla olmasın. En ufak bir günah, en ufak bir hata ve kusur hayatımızda bulunmasın diye gayret göstermektir.
İşte bu noktada biz Mü’min Mü’min’in aynasıdır hadis-i şerifindeki gibi Cenab-ı Hakk’ın o gönül aynamıza tecellisine baktığımızda Kuddüz ismiyle o arınma ihtiyacını kendimizde hissetmemiz gerekir. Hocam dediğiniz gibi Mü’min Mü’min aynasıdır. Sanki buradan kalbimize, gönlümüze de geçiyoruz.
Nitekim Esselam isminin açıklamasında Kuşeri de bundan nasibimizin yani bu isimden nasibimizin selim bir kalple Rabbimize kavuşmak olduğunu ifade etmiş. Çok önemli bir kavram. Peki selim bir kalp, selim kalp ne demek hocam? Aslında aklı selim, kalbi selim, zevki selim, üçlüsü biliyorsunuz bizim medeniyetimizde var olan çok kıymetli üç tabir.
Aklı selim Müslümanın doğruyu arayan vahyin ışığında, Allah-u Teala’nın gönderdiği ilkeler ışığında hakikate talip olan ve kötüden uzak durmaya çalışan aklını temsil eder.
Aklı selim, kalbi selim de insanın işte bu arınmış kalbini, günah kirlerinden, gaflet pasından Allah-u Teala’yı unutarak, dünyalık işlere dalarak, günlük telaşlar içerisinde maneviyatını unutarak, paslanmaktan korunan bir kalbi.
Devamlı Allah’ı anan, devamlı Allah-u Teala’yı hatırlayarak, zikrederek diliyle ve gönlüyle ona yakın yaşayan bir insanı temsil eder. Kalbi selim sahibi olan insan bir kere kalbini doğru yere bağlamıştır. En mantıklı, en akıllıca karar insanın kalbini Allah-u Teala’ya bağlamasıdır.
Çünkü Allah-u Teala’ya derin bir sevgiyle, muhabbetle, aşkla bağlı olmak, kalbini Allah’ın muhabbetine demirlemiş, oraya bağlanmış olmak, insana en temelde çok büyük bir güven verir, çok büyük bir huzur verir.
Ve oraya bağlanmış olan kalp artık karşısına çıkan her türlü olayda, her türlü hayat içerisinde, akış içerisinde karşılaştığı meselede bir karar verebilmek için nereye meyledeceğine sağa mı gideyim, sola mı gideyim, karşıya mı yürüyeyim, kalbim nereye doğru beni acaba yönlendirecek dediğinde, Allah’ın rızasına uygun olanı seçer.
Çünkü onun tek bir niyeti vardır, sevdiğinin o Allah aşkıyla yanan kalp, bağlandığı noktanın kendisinden razı olmasını, Cenab-ı Hakk’ın onu sevmesini, ondan hoşlanmasını ve onun davranışlarının Allah’a yakınlaştırmasını ister. Bu hususta eğer kalbi selim sahibi ise, tıpkı dümdüz bir cetvel gibi, dost doğru bir yolla, sıratı müstakim üzere, Allah’ın rızasına ulaşır, cennete selamet yurduna ulaşır.
O kalbi selimin dümdüz cennete giden yolda, sağa sola sapmadan, yanlış yollara girmeden, Allah’ı öfkelendirecek, gazaplandıracak, Allah’ın sınırlarını aşmaktan dolayı Allah’ın cezasını müstehak kılacak işlere hiç girmeden, mümkün mertebe en doğru yolda en salih amellerle ilerlemesini sağlar.
İşte burada kalbi selim dediğimiz şey, o selamete ermiş, aslında kurtuluşa ermiş kalptir ve onun bağlı olduğu nokta doğrudan Esselam ismiyle Cenab-ı Hak’tır. İşte bu yüzden aslında tasavvufta kalbi selim kavramı son derece önemlidir.
Sufiler bir başkasının rızasına hoşnutluğunu, bir başkasının alkışlamasını, bir başkasının tebrikini değil sadece ve yalnızca Allah’ın rızasını arzu eden kalbe kalbi selim derler. Burada o Allah’a t’a’la’ya gönülden bağlı olan insanın sonunda selamete ulaşmakla ilgili de bir umudu olabileceğini hatırlayabiliriz.
Hocam inşallah altın çizdiğiniz gibi selim bir kalple Rabbimizin huzuruna kavuşmak nasip olur. Amin, amin. Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz Hocam. Ben teşekkür ediyorum Hocam. Değerli izleyenlerimiz bugün Rabbimizin mutlak kemal sahibi oluşunu ifade eden el Kuddüs ve yine Rabbimizin selamet sahibi oluşunu, ahengin, barışın ve huzurun yegane sahibi ve kaynağı oluşunu ifade eden Esselam isimlerini dinledik Hocamızdan.
Esselam ve el Kuddüs isimlerinin tecellileriyle ahlaklanma niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın.
Ahlakımızı ve dahi kalbimizi her türlü kirden temizlemektir. Sen ki selam olansın, kulları için selamet yolunu açansın. Dünyada sıkıntılarımızı ferahlat. Ahirette hesabımızı kolaylaştır. Ey Allah’ım, gizli ve aşikar bütün kusurlarımızı eksiklerimizi bilen sensin. Onları giderecek olanda, bizi selamet lütfuna eriştirecek olanda yalnızca sensin. Sana hakkıyla teslim olmayı ve böylece esenliğe afiyet, huzur ve sükûna ulaşmayı nasip et bizlere. Bizi günahlardan arınmış bir halde ve selim bir kalple huzuruna eriştir.
Ey engin merhamet sahibi olan Rabbimiz, bizleri tesap gününde selam size hitabıyla karşılanan kullarından kıl.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın