El-Vedûd ve Er-Raûf İsimlerinin Manalarını ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 28.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=AH_vU85fTp0.
Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. Alemlerin Rabbi Kur’an-ı Kerim’de kimi zaman İnne Allahe yuhib bu lafsı ile sevdiği kimseleri, onların özelliklerini zikreder. Kimi zamanda Wallahu la yuhib bu lafsı ile sevmediği kimselerin özelliklerini zikreder Kur’an’da. Peki Allah hangi özellikleri taşıyanları severken, hangi özellikleri ya da davranışları sürdürenleri sevmez? Onun engin şefkat ve merhametine layık olmak için ne yapmalıyız?
Bugün onun sevgisini, kalpleri birbirine sevdirmesini, engin merhamet ve şefkatini konuşacağımız El-Vedut ve El-Rauf esmasını tefekkür edeceğiz inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk teşekkür ediyorum Canan hocam. Nasılsınız? Şükürler olsun elhamdülillah. Sizler nasılsınız? Hamd olsun hocam teşekkür ederiz. Rabbim iyilik sağlık versin. Amin. Hocam ilk olarak El-Vedut ve El-Rauf esmasının anlamlarına dair neler söylemek istersiniz? Allah-u Teala’nın sizin de az önce söylediğiniz gibi sevgisini ve engin şefkatini, aşırı derecede merhametini, ileri düzeyde şefkatini bize anlatan isimler bunlar. Vedut ismi sevgi kökünden gelen, Allah-u Teala’nın hem seven hem de sevilen anlamına gelen ismi. Sevgiyi yaratan demek Vedut. İnsanların ve diğer varlıkların birbirini sevmesini sağlayan demek.
Sevilmeyi en çok hak eden demek. Ve Allah-u Teala’nın sevgi kaynağı olduğunu bize belirten öğreten ismi demek. Diğer taraftan Ra’uf ismi ise daha önce işlediğimiz, konuştuğumuz Rahman ve Rahim isimlerinin bir derece daha fazla, aşırı derecede şefkatli, ileri derecede merhametli ve acıyan demek. Hiçbir şekilde zulmetmeyen,
eziyet etmeyen, sevgisinden kaynaklı bir şefkatle bütün kainatı ve varlık alemini saran demek. Ra’uf ismi aslında insanlar için de kullanıldığında, söz gelimi Kuran-ı Kerim’de peygamberimiz için kullanılıyor. Çevresindekilere karşı gayet zarif, gayet anlayışlı, sabırlı ve şefkatli anlamına geliyor peygamberimiz için kullanıldığında da.
Allah-u Teala’nın Ra’uf ismi de bize onun engin merhametini haber veriyor. Hocam Kuran-ı Kerim’i okuduğumuzda, Rabbimizin kimi kimseler taşıdıkları özelliklerden dolayı onları sevdiğini ifade ettiğini görürüz. Kimi kimselerin de inatla sürdürdükleri hatalar veya günahlardan dolayı Allah’ın sevmediği lafzının zikredildiğini görürüz. Bu özellikler hakkında neler söylemek istersiniz? Sevgi bir insan için hayatın vazgeçilmez ihtiyaçlarından, vazgeçilmez değerlerinden ve insanı ayakta tutan, hayatta tutan, ona yaşam enerjisi veren vazgeçilmez özelliklerden birisi. Tıpkı su gibi, ekmek gibi insanın sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı var. Sevgi ihtiyacını karşılayan Cenab-ı Hak’tır. Ve aslında sevginin Rabbimizle ilgili olması, sevginin Rabbimizden geliyor olması, bizi sevenin de bize sevmeyi öğretenin de o olması çok etkileyicidir. Ve Allah’ın sevgisini kazanmak da bir insanın hayattaki en temel gayesidir. Çünkü Allah’ın insanı yaratmıştır, insana sevgiyle, şefkatle muamele de bulunmaktadır ve insanda Allah’a layık bir kul olmak için bu sevginin değerini bilmelidir. Biz biliyorsunuz Allah aşkı, muhabbetullah diyerek son derece derin bir aşktan ve sevgiden bahsederiz. İnsanın diğer varlıklara duyduğu sevginin çok ötesinde son derece seçkin, özel, sonsuz ve tertemiz bir sevgidir, aşktır Allah’a duyduğu. Dolayısıyla en sevgili Rabbimizdir. Ve insan bu en sevgiliye layık olmak için, onun gözünde bir yer edinebilmek için, onu üzmemek için, onun rahatsız olacağı şeyler yapmamak için gayret göstermelidir. Kullar Allah arasında bir sevgi bağı olması çok değerlidir. Rabbini sevmeyen insan zaten kainatı da sevemez. Gerçek sevgiye ulaşmadığı için, gerçek sevginin tadını almadığı için, Allah aşkıyla yüreği dolmadığı için
diğer insanları ve diğer varlıkları da sevmeyi hakkıyla başaramaz. Bu derin sevgi, Vüt dediğimiz, Vedud isminin de kökündeki bu derin sevgi, aslında karşılık beklemeksizin sevgi sunmak anlamına da gelir. Yani bir pazarlığa sevgiyi konu etmeden, sen bana şunu yaparsan ben de seni severim, sen bana bunu verirsen ben de seni severim gibi herhangi bir karşılık ve pazarlık konusu olmadan
karşılıksız sevgi, derin bir muhabbet, Allah’ın Vedud isminin tecellisidir. Ve Allah ile kul arasında böyle bir sevgi bağı oluştuğu zaman, işte Peygamber Efendimiz Allah kulunu sevdi mi, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli olur, biliyorsunuz, kutsi hadiste müjdeler verir. Dolayısıyla Allah’ın sevdiği an kulunu herkesten fazla gözetmeye, korumaya, o kulun muradını yerine getirmeye ve o kulu için nimetler, ikramlar, bereket kapıları açmaya başlar. Burada Allah ve kul arasındaki o sevgi bağının korunması, geliştirilmesi ve çok küçüklükten itibaren yüreklere işlenmesi çok önemlidir. İşte bu sevgi bağını kuramayanları Allah sevmez.
Kur’an-ı Kerim’de Allah sevmez diye başlayan ayetler vardır, sizin dediğiniz gibi. Allah zalimleri sevmezler Kur’an-ı Kerim. Allah ifsad eden, bozgunculuk yapanları sevmez. Yine bir başka ayeti kerimede Allah kendisine inanmayarak ısrarla inkara devam edenleri sevmez. Bir başka ayeti kerimede Allah israf edenleri sevmez.
Verdiği nimetleri çarçur edenleri ve israf yoluyla kainatı tüketenleri suya israf edeni, ekmeğe israf edeni, vakti israf edeni sevmez Allah-u Teala. Dolayısıyla kul ile Allah arasında bir sevgi bağı ve sorumluluk duygusu kul da oluşmamışsa Allah-u Teala zalim olan, inkarcı olan, diğer kullara eziyet eden, diğer kullar arasında fitne fesat tohumları eken, toplumda bozgunculuk çıkartan ve ısrarla kendisine kafa tutan, ayak direyen kulları sevmez. Bu konuda ayet kerimeler çok açık. Diğer taraftan bir de Allah-u Teala’nın özellikle sevgisini dile getirdiği ayetler var ki, aslında bu da insanları biraz heyecanlandırmak, biraz teşvik etmek için.
Söz gelimi Peygamber efendimiz’e Allah-u Teala bir ayet kerimi de buyuruyor ki, de ki diyor, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyu, Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın. Allah-u Teala peygamberine uyanları sever, peygamberine örnek alanlarını, peygamberin peşinden gidenleri, peygamber efendimiz’in sevgisiyle doğru davranmak için, sünnete uymak için gayret edenleri sever ve onları bağışlar.
Başka kimi sever? Söz gelimi Allah-u Teala takva sahiplerini sever. Hakkıyla korkan, çekinen, Rabbinin karşısında hürmetkar olan, Allah’a olan saygısını yitirmeyen, onun her an kendisini görüp gözettiğini bilen takva sahiplerini sever. Allah-u Teala temiz olanları sever. Hem maddi temizliği, yaşadığı alanı temiz tutmak,
çevresini temiz tutmak, bedenini temiz tutmak, hem de manevi temizliği, yüreğini temiz tutmak, aklını zihnini temiz şeylerle meşgul etmek, her türlü kötülükten, kirden, pisten uzak durmaya çalışmak, bir müminin çok güzel bir özelliğidir ve Allah temiz olanları sever buyurur Kur’an-ı Kerim’de. Bir başka ayeti kerimede Allah sabredenleri sever. Yine Allah-u Teala’dan bir sevgi akışı vardır, sabırlı kullarına doğru ve Allah yaptığı işi güzel bir şekilde yapan, en iyi şekilde yapan, Muhsin dediğimiz kullarını sever diyor bir ayeti kerimi. Sorumluluğunu bilen, elinden gelenin en iyisini yaparak bu dünyada yaşayan bilinçlik kulları Allah-u Teala sever. Tabii ki bunun hepsinin temelinde Allah’a duyduğumuz iman var ve o imanla birlikte şekillenen bir sevgi var.
Bu sevgi tartılamaz, ölçülemez, hiçbir şekilde bir başka sevgiyle kıyaslanamaz. Hatta alimlerimiz, Peygamber Efendimiz’in de hadis-i şeriflerine dayanarak bazen bu Allah-u Teala’nın Ra’uf ismini, çok engin merhametli ve Vedud ismini, sevgiyi yaratan, seven ve sevilen ismini, annenin çocuğa sevgisine benzetirler. Yeryüzünde olsa olsa ancak bu sevgiye benzer derler. Çünkü bir hadis-i şerifinde mesela Peygamber Efendimiz bir kadın görür, bir endişe ile, telaşla çocuğunu aramaktadır kadın. Sonuçta bulur çocuğunu, herkese sorar gördünüz mü yavrumu? Bulduğu anda bağrına basar, ondan sonra onu hasretle kucaklar.
İşte o annenin yavrusuna kavuşma anını o sırada gören ashab-ı kiram çok etkilenir. Peygamberimiz der ki, sizce bu kadın çocuğunu hiç ateşe atar mı? Mümkün değil ya Resulallah derler. İşte Allah da sizi böyle asla ateşe atmayacak kadar sever. Allah da işte size böyle acır merhamet eder. Bir anne çocuğunu nasıl ateşe fırlatıp atamazsa,
çocuğunun canının yanmasına, çocuğunun helak olmasına, eziyet görmesine, gözünden bir damla yaş süzülmesine nasıl razı olmuyorsa bir anne, Allah’ın da şefkatini, ra’uv oluşunu ve vedud oluşunu Peygamber Efendimiz o sevgiye ve annenin ilgisine benzetir. Burada tabii ki annenin nasıl sevgisinin hesabını tutmuyorsa, nasıl uykusuz gecelerinin evladı ile ilgilendiği, günlerin, saatlerin hesabını tutmuyorsa, bunları hiçbir zaman evladının başına kalkmıyorsa, Allah Teala’nın da aslında kullarına sonsuz bir merhametle mütemadiyen, kesintisiz bir şekilde sevgi dolu bir dünya yaratmasın ve burada nimetleriyle onları donatmasın ve bunu da hiçbir zaman onların başına kalkmayarak onlara sadece hiç mi şükretmezsiniz?
deyip ufak hatırlatmalarda bulunarak lütfetmesini zikredebiliriz, söyleyebiliriz. Hocam Rabbimizin sevgisi ile ve sevmeyi yaratmasıyla ilgili olan Vedud isminin en güzel tecellisi Hz. Peygamber’in hayatında görülür şüphesiz. Ve yine Kuran-ı Kerim’e baktığımızda Er-Rawuf isminin Peygamberimiz’e atfendi kullandığını görürüz. O zaman bu iki esmanın Peygamberimiz’in hayatındaki tecellisi, Peygamberimiz’in sevme ahlakı, ümmetine olan düşkünlüğü, merhameti, şefkati konusunda neler söylemek istersiniz? Rauf ve Rahim isimlerinin Kuran-ı Kerim’de beraber kullanıldığı ayet-i kerimeler var. Bunların birisinde Peygamber Efendimiz’den bahsediliyor ve Peygamberimiz’in çevresindekilere karşı son derece merhametli, rauf, şefkatli ve rahim olduğu, esirgeci, koruyucu onları, kollayıcı olduğu anlatılıyor.
Burada aslında Peygamber Efendimiz’in hayatının genel akışına bakmak ve özellikle de İslam’ı ilk tebliğ etmeye başladığı zamanlarda Peygamber Efendimiz’in çevresindekileri nasıl davrandığını hatırlamak lazım. Biliyorsunuz ki Peygamber Efendimiz’e bu yeni dini de nereden çıkarttın? Nereden aklına geliyor? Bunları nasıl üretiyorsun? Sen mecnun musun? Seni şeytan mı çarptı? Belirdin mi? Artık akıl hastası mısın?
Ya da çok büyük taleplerin falan mı var? Sana mal verelim, sana eşler verelim, istersen seni başımıza kral yapalım ama vazgeç bu dini anlatmaktan. Diyerek çok büyük bir baskı uygulamışlardı. Burada hem fiziksel bir baskı vardı hem duygusal hem de sosyal bir baskı vardı. Bunun içerisinde Peygamber Efendimiz’in en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgiydi.
Sevgiyle desteklenmek, biz seni seviyoruz, senin yanındayız, ne kadar sıkıntıları göğüslememiz gereksede bu durum bizim için ne kadar riskler barındırsa da umurumuzda değil, senin yolundayız diyen o ilk Müslümanlar, Peygamber Efendimiz’in en yakınları her zaman çok kıymetli olmuştu.
Peygamber Efendimiz ilerleyen yıllarda kendisine iman eden ve dini kabul eden insanların sayısı arttıkça da hiçbir zaman tevazosundan vazgeçmemişti. O koruyan, kollayan, esirgeyen, affeden ve merhametle, mütebessin bir çehreyle insanları kucaklayan halini hiçbir zaman bırakmamıştı.
Dolayısıyla etrafındaki insan sayısının devamlı artması, ona gelen birisinin, kimi zaman bir isteğini dile getirmek için, kimi zaman bir şikayetini söylemek için, kimi zaman ara buluculuk yapması için, kimi zaman da sorular sormak için,
gelen insanların Peygamber Efendimiz’in kapısından asla hoşnut olmadan, razı olmadan dönme işleri, Peygamberimizin her birini itinayla dinlemesi, ihtiyaçlarını karşılaması, isteyene vermesi, kimseyi yüreğinden ve kapısından kovmaması, aslında bu rauf ve rahim isimlerinin birer tecellisiydi.
Oradaki merhametli duruş, insanı seven, insana değer veren, kadın olsun, erkek olsun, çocuk olsun, yaşlı olsun, genç olsun, insanın kıymetli bir varlık olduğunu düşünüp, onun iyiye doğru, imana doğru, salih amele doğru yönlendirilebilmesi için elinden tutan duruş, Peygamberimizin hayatında çok kıymetliydi.
Ve Allah’ın Teala’nın, aslında müminlerin tamamından istediği de böyle bir duruştu. Elbette hayatta kimi zaman insanın gücünü göstermesi, kimi zaman mücadele etmesi, kötüyle savaşması, düşmanla cihat etmesi gerekecek haller olabilir.
Ama rauf olmak zaten her şekilde boyun eğmek, mazlum olmak, ezik olmak demek değildir çocukların tabiriyle. Rauf olmak aslında gücü olduğu halde, aslında iktidarı olduğu halde, fırsatı olduğu halde affedici olmak.
Aslında ezebileceği halde ezmeden güzellikle çözüm bulmak. Gücü hiçbir zaman iktidarı, kudreti, hiçbir zaman karşısındakini rencide edecek biçimde kullanmamak demektir. Bizim rauf isminden Allah’ın Teala’nın anladığımız ve o vedud ismiyle kainata sunduğu sevgi de böyle bir şeydir.
Hatta Peygamber Efendimiz biliyorsunuz bir hadis-i şerif de diyor ki hiç kimse Allah kadar sabırlı olamaz. Allah’a çocuk isnat ediyorlar, Allah’ın oğlu var diyorlar, İsa Allah’ın oğlu diyorlar. Ona rağmen Allah hala onlara rızık veriyor. Allah bunların hesabını sormayacak mı? Elbette soracak. Allah’ın Teala günahda ısrar eden, küfürde ısrar edenleri cezalandırmayacak mı? Elbette cezalandıracak.
Ama hep bir fırsat veriyor düzelmeleri için, bir imkan veriyor vazgeçmeleri için ve hep bir sevgi sunuyor. İşte bu sevginin aslında iyileştirici, onarıcı, inşa edici gücünü Allah’ın Teala’nın vedud isminde görüyoruz. Hani bir insana o bir adım hata yapar, siz güzellikle cevap verirsiniz. Bir adım daha hatalı davranışı olur, siz bir daha güzel davranırsınız.
Üçüncü adım da der ki her seferinde güzellikle davrandığına göre, ısrarla sevgi sunduğuna göre benimle güçlü bir bağı var, artık onu mahcup etmeyin, ben de doğru davranayım. Çocuklar bile öyle değil midir? Hani bir hata yapar affedersiniz, bir daha yaptığında yine affedersiniz. Üçüncü de der ki artık dikkat edeyim yani, anneme mahcup oluyorum yoksa. Bu Allah’ın Teala’nın kullarına sunduğu o fırsatlar, hayat boyunca verdiği ikramlar, aslında hata yaptığında tövbe etmesi için, vazgeçmesi için kuluna bir şans tanıması bile o vedud isminin ve ra’uf isminin yansımasıdır, çok merhamettedir.
Yeter ki kul bu merhametten faydalanmayı bilsin, yeter ki kul bu sevginin kıymetini bilsin. Peki hocam, Peygamber efendimiz’e olan sevgimizi bizler nasıl ifade etmeliyiz? Onu nasıl sevmeliyiz? Bunun en güzel ifadenin en güzel yolu nedir?
Peygamberimiz dediğiniz gibi etrafına karşı çok şefkatli. Bizim de Peygamber efendimiz’i örnek alan, onu model alan insanlar olarak öfkeyi, gazabı, nefreti daima hayatımızda sevginin ve merhametin gerisinde tutmamız gerekir.
Peygamberimize sunacağımız en büyük bağlılıklardan birisi budur. Biz sünnete ittiba ediyoruz. Yani Peygamberin sünnetine uymak, Peygamberin yaşam modelini taklit etmek, Peygamberimiz gibi yaşamaya çalışmak.
Burada yapabileceğimiz en önemli, en temel işlerden birisi hayatımızda şiddeti, öfkeyi, nefreti, gazabı daima merhametin, sevginin, şefkatin arkasında tutmak, gerisinde tutmak. İnsanoğlunun olur öfkelendiği, olur sinirlendiği, gazablandığı ya da nefret beslediği zamanlar bunu en aza indirmek ve daima sevgiyi, muhabbeti, merhameti öne çıkartmak.
Bu kısım çok önemli. Allah Teala bile, Peygamber Efendimiz’in bir hadisi şerifi biliyorsunuz, kutsi hadis. Allah Teala buyuruyor ki diyor Peygamberimiz rahmetim gazabımı geçti. Yani o ra’uv oluşu, rahim oluşu Allah Teala’nın rahmeti gazabından önde.
Dolayısıyla bizim Peygamber Efendimiz’e örnek aldığımız zaman, Allah Teala’ya layık kul olmak için uğraştığımız zaman yapmamız gereken en temel şeylerden birisi bu sevgi için gayret etmek, merhamet için gayret etmek.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifin Gazi’de Davut’un şöyle dua ettiğini bize haber veriyor diyor ki Davut Peygamber şöyle dua ederdi. Allah’ım bana seni sevmeyi, seni seveni sevmeyi ve senin sevgini sağlayacak güzel ameller yapmayı nasip eyle. Bu çok güzel bir dua. Allah’ım bana seni sevmeyi nasip eyle. Seni seveni sevmeyi nasip eyle. Öyle kulları seveyim ki, öyle insanlarla beraber olayım ki, öyle insanlara bağlanayım ki seni seviyor olsunlar, beni sana götürsünler.
Beni senin aydınlığından, nurundan, senin rahmetinden, hidayetinden uzaklaştırmasınlar. Aksine seninle olan bağımı güçlendirsinler. Bana seni seveni sevmeyi nasip eyle. Çok güzel bir dua.
Ve senin seveceğin amelleri işlemeyi bana nasip eyle. Yani kul bir taraftan hani kuru sevgi değildir, sevginin bir karşılığı vardır biliyorsunuz sevgilimize ne yaparız hemen bir hediye alırız. Her an onu düşünürüz.
Neye gider, ona nasıl bir jest yapayım, nasıl bir sürprizden hoşlanır öyle değil mi? Ya da neyi sevmez uzak durayım, aman bunu söylemeyeyim, aman şunu giymeyeyim, aman şura gitmeyeyim. Bir şekilde hayatımızı ona göre tanzim etmeye ve sevgimizi fark etmesini sağlayacak davranışlar yapmaya başlarız.
Dolayısıyla peygamberimize olan sizin dediğiniz gibi sevgimizi sunmanın ve peygamberimizin rauf ve rahim oluşunun aynı zamanda yansımasını hayatımıza taşımanın yolu da onun mutlu olacağı, onun istediği, emrettiği, model olarak bize anlattığı davranışları tekrarlamak, o sevgiyle duyduğu zaman bundan mutlu olur.
Peygamberimizin haberi olsaydı buna çok sevinirdi diyebileceğimiz şeyleri yapmak ya da peygamberimiz burada olsaydı böyle bir şey yapamazdım, bundan hoşlanmazdı eminim, onu rahatsız edecek sevgisini yitirmeme sebep olacak şeyler yapmayayım diyebilmek bu çok önemli. Diğer taraftan peygamber efendimizin tabi ki hep sevgiyi imana taşıyan bir yaklaşımı var, itaate taşıyan Allah’a ve Rasulüne itaate taşıyan, iman edip salih ameller işlemeyi aslında sevgiyi hak etmenin temeline koyan bir bakışı var. Dolayısıyla hani peygamber efendimizin sevgisine nasıl hak ederiz, onu ne kadar sevdiğimizi davranışlarımızla da gösterip biraz kalıcı izler bırakarak bunu yapabiliriz. Hocam Rum suresinde Rabbimiz eşlerin arasında sevgi ve merhameti yerleştirmesinin de kendisinin ayetlerinden, kanıtlarından olduğunu ifade etmişler.
Buradan hareketle ailede sevginin önemi ve ailede sevgi dilinin çocuklara etkisi hakkında neler söylemek istersiniz? Aslında Allah-u Teala varlığının delillerinden, varlığını ispatlayan, varlığını kanıtlayan delillerden birisi olarak eşler arasındaki meveddet dediğimiz bu sevgi bağını gösterirken, gene Vedud isminin bir tecellisinden bahsediyor.
Meveddette ve Vedud ile aynı kökten gelen o karşılıksız hesapsız sevgi demek. Eşler arasında bir sevgi bağının, bir gönül bağının kurulması Allah-u Teala’nın bir ikramı aslında ve bu sevgi rahmetle tamamlanıyor. Meveddet ve rahmet yani merhametli anlayışlı, şiddetten uzak ve sevgi dolu bir ilişkinin eşler arasındaki iletişimin temeli olduğunu Kur’an-ı Kerim açıkça beyan buyuruyor. Burada aile içerisinde sadece sevgi değil, beraberinde mutlaka merhametin de bulunması ve şiddetin kesinlikle ailenin kapının dışında bırakılması konusu çok önemli. Şiddet tabii ki toplumdan da kesinlikle soyutlanmalı. Toplumun da her katmanında şiddetle mücadele edilmeli ama aileye asla yaklaşmamalı. Bu anne-baba-çocuk ilişkisinde, üçlü ilişkide her çeşit şiddet hakkında geçerli bir sözdür. Kadının erkeğe erkeğin kadına şiddeti, anne-babanın çocuğa ya da çocuğun büyüdüğü zaman yaşlı anne-babaya şiddeti gibi her çeşit şiddet davranışı, merhametsiz ve sevgisiz duruş Kur’an’a göre yasaktır. Dolayısıyla bu ayet kerimi aslında aile içerisindeki ilişkilerin temelinde sevginin ve o merhamet duygusunun, acıtmama, incitmeme duygusunun var olması gerektiğini çok açık bir şekilde bize bildiriyor. Ve ayetin en başında da Allah-u Teala buyuruyor ki, kendileriyle huzur bulasınız diye size eşler yaratan Allah. Yani kendileriyle huzur bulmak, aile içerisinde birlikte yaşadığımız zaman huzuru ve güveni tatmak aslında eş olmanın anlamı, aile olmanın anlamı. Dolayısıyla huzura katkı sağlayacak ve sevgiyi yaygınlaştıracak her davranış eşlerin vazifeleri içine giriyor. Yani ben yemek yaparım, bulaşık yıkarım, işte ütü yaparım, tamam sevgi sunmak zorunda değilim diyemezsiniz. Çocuğun karnını doyurduğunuz kadar kalbini de doyurmak zorundasınız. Öyle değil mi? Sevgi sunmak, kucaklamak, efendim, talif etmek, takdir etmek, teşekkür etmek, seni seviyorum, sen benim bir tane yavrumsun demek o kadar değerli bir şey ki karnını doyurmaktan çok daha önemli. Aynı şekilde karı koca arasındaki iletişimde de sevgiyi dile getirmek.
Seviyorum, sevmesem herhalde evlenmezdim, söylemek zorunda değilim ki. Değil. Aksine söylemek, ifade etmek, bunu ifade eden davranışlarda bulunmak, takdir etmek, teşekkür etmek, onore etmek bunlar çok önemli.
Ve aile içerisindeki sevgiyi beslediğiniz zaman sevgi depoları dolu olan aile fertleri bütün topluma o sevginin, o depoların verdiği enerjiyle güzel davranışlar sergiliyor. Evin içerisinde sevgi görmeyen bir çocuk o sevgisizliğiyle gidiyor, arkadaşlarıyla kavga ediyor, geliyor öğretmenine isyan ediyor, öyle değil mi? Halbuki sevgiyle büyümüş ve sevilmeyi öğrenmiş, sevgi sunmayı öğrenmiş bir çocuk. Arkadaşına sevgiyi, affediciliği, hoşgörüyü, paylaşmayı çok daha rahat sunabiliyor, öğretmenini çok daha rahat benimseyebiliyor. Bu bir zincir ve bu zincirin en merkezinde, en odağında, temelinde ailedeki sevgi bağları var.
Onun için sevgi bağlarının Allah’ın Vedud ismiyle sevgiyi yaratan, yaşatan, sevgiyi var eden, sevgiyi hibe eden, sana sevgiyi hediye eden Allah’ın Vedud ismiyle ailedeki sevgiyi korumanın çok ama çok büyük bir önemi ve çok büyük bir sevabı var. Burada sevgiyi bozacak, sevgi bağlarını zedeleyecek şeyler yapmaktan kaçınmak lazım.
Herkes bilir eşi neye çok öfkeleniyor, neye çok sinir oluyor, neye canı sıkılıyor, öyle değil mi? Ya da evladın ne hoşuna gitmiyor, ya da annesi en çok neden rahatsız oluyor? Onları yapmamak, bağları zedelememek, huzursuz etmemek, insanları aile içerisinde sevgisizliğe mahkum etmemek gerekiyor. Çünkü sevgisizlik çok acı bir durum. Sevmemek de sevilmemek de bir insan için hayatta yaşayabileceğim en acı, en üzücü durumlardan dolayısıyla bu hale düşmemek için aile içerisinde, hayata gözlerini açtığı andan itibaren bebeği sevgiyle kucaklamak, yaptığı hataları tolere etmek, hoşgörülü olup sevgi dilini kullanarak eğitim vermek, öyle değil mi?
Aile terbiyesinde de, aile içi ilişkilerde, karı koca iletişiminde de sevgi diliyle hitap etmek her şeyin bir güzel söylenişi var. Her davranışın sevgiyle yapılışı var ve o sevgiyi karşınızdaki hissettiği zaman, o muhabbeti onun kalbi aldığı zaman o kalbin Allah’a yakınlaşması,
o kalbin kainata sevgiyle bakması da mümkün oluyor. O dili kullanmak ve aileden başlayarak bütün topluma sevgiyi yaymak lazım. Çünkü seven bir Rabbimiz var, sevilmeyi hak eden bir Rabbimiz var. Onun sevgisini boşa çıkarmamak lazım. Bu kıymetli sohbet için teşekkür ederiz Hocam. Ben çok teşekkür ediyorum, sağ olasınız.
Değerli izleyenlerimiz, bugün El-Vedud isminin salih kullarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen ve El-Rauf isminin de ileridece de şefkatli ve merhametli anlamına geldiğini ve bu isimlerin bize bakan yönüyle ne ifade ettiğini tefekkür ettik.
Rabbimizin sevgisini her şeyin üzerinde tutarak, onun sevgisine ve merhametine mazhar olma niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim.
Seni hakkıyla sevmeyi ve senin sevdiklerinin muhabbetini, senin sevgini ve rızanı hayatımızın merkezine koymayı lütfeyle bizlere. Senin ve Habibin Hz. Muhammed Mustafa’nın sevgisini her türlü sevgiden üstün kıl kalbimizde. Sen ki her şeyin, her iyiliğin yaratıcısı kaynağı olduğun için sevilmeye layık olansın.
Bizleri salih amelleriyle sana, senin rızana yaklaşan ve böylece senin engin rahmet ve sevgine mazhar olan kullarından eyle. Allah’ım, El-Rauf ismi celalinle engin bir merhamet ve şefkatin sahibi olansın. Hem dünyada hem ahirette senin şefkat ve merhametine layık olacak kullarından olmayı nasip eyle bizlere.
Şefkat ve merhametinle kusurlarımızı bağışla, hatalarımızı düzeltme irade ve gücü ver. İyiliklerimize engin cömertliğinle kat kat mükafat ver Allah’ım. Unuttuğumuz veya yanıldığımız şeylerden bizi sorumlu tutma Allah’ım. Yüklerimizi hafiflet, gönlümüze ferahlık, hayatımıza razı olacağın istikamet lütfeyle.
Mehmet-i Muhammed’i birbirine çok düşkün ve birbirini çok seven,
birbirine şefkat ve merhamet göstermede sık sıkı kenetlenmiş örnek bir millet eyle Allah’ım.
İlk Yorumu Siz Yapın