El-Mecîd, El-Mâcid ve El-Müteâlî – Esma’dan İnsana 29.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=9xZG_47jR8c.
Diyanete ve ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esma’dan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Namazlarda selamdan önce okuduğumuz salve barik duaları innaki hamidün mecid şeklinde sona erer. Resulullah’ın gece namazından sonra okuduğu duanın bir kısmında mecd, kerem ve azamet sahibi Allah’ın ifadesiyle Rabbimizi zikrettiğini biliriz. Yine Rabbimize olan hürmetimizi ifade etmek için Allah ismi celalini Teala ifadesiyle birlikte zikrederiz. Peki mecd kökünden gelen el-Mecid ve el-Macid isimleri
bize hangi hakikatleri gösterir? Teala kelimesiyle aynı kökten gelen müteali ismi Allah tasavvurumuza, Allah kul ilişkimize ve dünyevi ilişkilerimize nasıl istikamet verir? Tüm bu soruları Prof. Dr. Hurriyab Arta hocamızla tefekkür edeceğiz inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Canan Hocam. Nasılsınız? Şükürler olsun, elhamdülillah siz de iyisiniz. Hamdolsun hocam teşekkür ederiz. İzleyicilerimize de sağlık, afiyet, bereket niyaz ediyorum. Hocam bugünkü programımızda el-Mecid, el-Macid ve el-Müteali esmasını sizden dinleyeceğiz inşallah. İlk olarak bu isimlerin kökleri ve manaları hakkında ne söylemek istersiniz? Allah Teala’nın yüceliğinden bahseden isimler bunlar. El-Mecid ve el-Macid isimleri aslında birbirleriyle aynı anlama gelseler de
el-Mecid biraz daha ağır, biraz daha pekiştirilmiş ve güçlü bir anlama sahip. Ve Allah Teala’nın şanı yüce, son derece üstün oluşu, Allah Teala’nın her türlü eksiklikten, kusurdan uzak olan bir yüceliğe, şerefe sahip oluşu anlamına gelir.
Aslında mecd kökü, Arapça’da cömertlikle beraber de düşünülen ve yüce olduğu için, asil olduğu için, şerefli olduğu için cömert de olan anlamına gelmektedir. Allah Teala’da da bizim bu mecid ve macid isimlerini Kur’an-ı Kerim’deki kullanımlara baktığımızda, Peygamberimizin dualarına baktığımızda dediğiniz gibi bir eşsiz benzersiz bir şeref.
İnsanın aklı almayacak kadar büyük bir onur, şan ve cömertlik şeklinde anlamak mümkündür. Diğer taraftan müteali ismi de oluv kökünden yani yine yücelik ve aşkınlık kökünden gelen bir isimdir.
Allah Teala dediğimizde o Teala vasfıyla, sıfatıyla ve müteali ismiyle Allah Teala’nın hiçbir şekilde hayal bile edemeyeceğimiz kadar yüce olduğunu, makamının Allah Teala’nın insanlara ve bütün diğer varlıklara göre var olduğu noktanın akla hayale gelmeyecek kadar üstün olduğu,
sınırlandırılamayacak kadar yüce olduğu ve bizim onun bu yüceliği karşısında onu saygıyla, hürmetle andığımızı ifade eden bir isim müteali ismi. Hocam peki mecid ismi Kur’an-ı Kerim’de hangi bağlamlarda kullanılmıştır?
Mecid ismini az önce dediğim gibi biraz şanla şöhretle insanlar arasında özellikle, toplum içerisinde saygınlıkla, makam ve mevkiyle beraber düşünmek gerekir. Kur’an-ı Kerim’de mesela bizzat Kur’an hakkında Kur’an’ın mecid olduğu ile ilgili bir ayeti kerime vardır. Yani Kur’an öyle sıradan bir kitap değildir, asil bir kitaptır, nadide eşsiz, benzersiz, şerefli ve yüce bir kitaptır, üstün bir kitaptır anlamında. Yine aynı şekilde Allah Teala’nın arşı ile alakalı olarak mecid kelimesi Kur’an-ı Kerim’de geçer.
Ve yine arşın çok üstün yükseklerde ve kimsenin erişemeyeceği kadar ulu bir makamda olduğu bundan anlaşılır. Diğer taraftan Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala’nın kendisinin mecid olması ile alakalı bu ismi şerifi, mecid ismininde anıldığı ayetleri gözden geçirdiğimiz zaman,
aslında insanlar arasında son derece kıymetli olan, üstün olan, değerli olan ne varsa bunların hepsine Allah Teala’nın sahip olduğu, insanların arasında ne kadar değersiz, sınırlı, zayıf ya da acizlik ifade eden kusur varsa bunların hepsinden de Allah’ın uzak olduğu şeklinde bir anlam çıkar.
Biz övgü kelimeleri kullanırken, üstün meziyetlerle anlatırken bir varlığı, kimi zaman onun bazı eksikleri olabilir. Mesela bir insanı güzel yönleriyle överiz, yüceltiriz, saygı duyarız, methederiz, sevgiyle anarız ama insandır, kusurları da olabilir.
Ya da çok beğendiğimiz bir diğer varlığı, bu bir çiçek olabilir, bu çok güzel bir ev olabilir, bu çok güzel bir sanat eseri olabilir, överiz ama mutlaka bir yerinde bir kusuru olabilir. Ama Allah Teala’nın mecid, macid isimleri, müteali isimleri öyle bir anlama sahiptir ki, översin översin, sonsuza kadar övsen de bir kusur bulamazsın.
Hiçbir şekilde bir eksiklik, bir noksanlık, şu da şöyle olsaydı diyeceğin bir durum Allah Teala hakkında söz konusu olamaz. Allah Teala için her şey muhteşem, Allah Teala hakkında her şey mükemmel, Allah Teala’nın varlığı her şeyden daha şerefli ve yücedir.
İşte bu vurgu Kuran-ı Kerim’de defalarca geçer ve Peygamber Efendimiz de bunu azametle birlikte, az önce dediğiniz gibi, kibriya dediğimiz Allah Teala’nın o benzersiz üstünlüğüne vurgu yapan gücüne, ihtişamına, saltanatına, kainatı ve kainatın kontrolünü elinde bulunduran, o azamete vurgu yapan ifadelerle, mecid ismini beraber kullandığını görürüz. O zaman biz Allah Teala’yı ne kadar hamidun mecid dediniz, innake hamidun mecid diye Allah’ın ve salli Allah’ın mübarek dualarının sonunda zikrettiğimiz üzere,
ne kadar hamd-i layık, şükretmemize layık bize verdiği nimetle ansak, ne kadar yüce üstün, ne kadar Allah’ın eşsiz, benzersiz bir şerefe şana sahip olduğunu anlatsak,
dilimiz dönmez, hayalimiz yetmez, kelimeler kifayetsiz kalır, mürekkepler, biliyorsunuz kalemler dilsiz kalır, susar, Allah Teala her şeyin ötesinde bir şana ve şerefe sahiptir. Hocam, mecid isminin Kur’an-ı Kerim’de geçtiği bu bağlamları açıklarken Rabbimizin eksikliklerden, kusurlardan münezzef olduğunu ifade ettiniz. Hakikaten bugünkü üç esmamızın içeriğinde de sanki bu durum var. Peki Rabbimizin zatının ve sıfatların eksikliklerden, kusurlardan münezzef olduğu, biz bu kalıbı söylerken neyi kastediyoruz? Aslında burada kendimize bir uyarıda bulunuyoruz. Diyoruz ki kusursuz olan Allah Tealadır, kusurları olan sensin.
Dolayısıyla kusurlarını düzeltmek için gayret göstermelisin. Noksansız olan, eksiksiz olan, her şeyle mükemmel olan tek bir güç ve kudret vardır. O Cenab-ı Hak’tır. Sen eksikleri olan ve eksiklerini tamamlaması gereken, kimin kusurlarını, hatalarını, ayıplarını örtmesi ve onları düzeltmesi gereken bir varlıksın.
İnsanoğlu hiçbir zaman sonsuz bir üstünlüğe erişemez çünkü insanoğlu mahluktur, yaratılmıştır. Peki yaratılmış mı yoksa yaratan mıdır gerçekten kudret sahibi, üstünlük sahibi olan? Elbette yaratandır. Hatta peygamberler eliyle insanda sunulan, gösterilen mucizeler bile bunun bir ifadesidir.
Mucize ne demektir? İnsan aklını aşan, insanın hayal bile edemeyeceği, gördüğü zaman donup kaldığı, yorumlamasının imkansız olduğu, bunu gerçekleştiren insan olamaz. Demek ki burada aşkın bir güç var dediği olaydır mucize. İşte o olağanüstü durumu ancak yaratıcı var edebilir.
O zaman yaratıcının kendi zatı da aynı şekilde olağanüstü sınır ötesi düşünülemeyecek kadar yücedir üstündür. Burada insanoğlunun hani Rabbimiz’e her türlü eksik sıfattan tenzih ederiz. Ya Rabbi sen işte Subhanallah ne demek? Allah’ım sen her türlü eksiklikten, noksanlıktan münezzehsin.
Şimdi çok kapalı kalabilir ilk bu şekilde tercüme ettiğinizde. Oysa burada söylemeye çalıştığımız şey Allah’ın o akıl almaz üstünlüğü ve yüceliği karşısında insanoğlunun acziyetini ifade etmesi.
Ve Ya Rabbi sensin yaratan, sensin yaşatan, sensin kudreti her birimizin üstünde olan, sensin sınır tanımayan, sınırlandırılamayacak olan. Vurgusuyla kendine ders vermesidir. Biz hani namazlarımız sonrasında bile 33 defa Subhanallah deriz.
Ve Subhanallah tam olarak bunu ifade eden bir zikirdir ve insana her seferinde 33 defa aslında uyarıdır. Dikkat et, sen eksiksin. Kibirlenme, böbürlenme, kendini yeryüzünün hakimi zannetme. Aklınla, malınla, evladınla, eşinle, bilginle, diplomanla, makamınla, mevkiinle, arabanla, yatınla, katınla adam olurum zannetme. Aslında adamlık, ademlik, insanlık ancak Allah karşısında kul olduğunu farkına varıp da başını önüne eğmekle ve tevazuyla mümkündür. Bu vurgu aslında bu mecid ve macid isimlerini Allah Teala’nın bilmekle ve yine el-Müteali çok aşkın bir yücelikte, hayal etmen imkansız bir yücelikte olan Allah’a boyun eğmekle çok alakalı.
Hocam, ilk iman edenlerle inkârlarında inat edenlerin o günün toplumundaki özellikleri bize sanki şan, şerefin, yüceliğin ve üstünlüğün hakiki kıstasları hakkında da bir hakikati veriyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?
Şimdi Allah Teala aslında insanı üstün olma arzusu içerisinde olan, kendini gösterme çabası içerisinde olan, yükselmek, daha üst mevkilere gelmek için çaba sarf eden bir varlık olarak yaratmış.
Her insan bir şekilde daha iyi elde etmek için, daha güzele ulaşmak için, daha büyük imkânlara kavuşmak için, toplum içerisinde şeref, onur, haysiyet kazanmak için ve bir saygınlığı olsun diye gayret sarf eder. Bu insanın aslında fıtratında mayasında olan bir şey.
Fakat böyle bir çaba içerisine girdiğinde nereden kendisine bir onur, bir şeref kaynağı bulacak? Nereden beslenecek? Neye sahip olduğunda gerçekten değerli olacak? Bu en önemli, en hayati sorudur.
Çünkü Kuran-ı Kerim’de pek çok ayeti kerimede insanoğlunun az önce de dediğimiz gibi, kimi zaman malıyla, kimi zaman ekinleriyle, tarladaki ürünleriyle, kimi zaman boy boy atlarıyla, elindeki emrindeki hizmetçilerle, evlatlarıyla ya da atalarıyla, büyükleriyle, soyuyla, sopuyla kendisine bir şeref ve mevki kazanma çabası içinde olduğu
Kuran-ı Kerim’de anlatılır. Sonra bütün bunların geçici olduğu aslında ve bunlara yaslanmak yerine takva dediğimiz, Allah-u Teala’ya iman edip, Allah-u Teala karşısında kulluğunu bilen, o hürmetkar duruşa sahip olmanın insanı yücelttiğiyle ilgili vurgular tekrarlanır. Burada biz hep deriz ki insan ırkıyla, diliyle, rengiyle, cinsiyetiyle değer kazanmaz. İnsan ancak takvası ile değer kazanır. Peki bu hususta Mecid ve Macid isimlerinin ya da el-Mut’a’li isminin, Allah-u Teala’nın insan üzerindeki etkisi nedir? Bir kere insanoğluna, tıpkı o Peygamber Efendimizin vahyin ilk indiği yıllarda insanlara verdiği mesajlarda olduğu gibi cömert olmayı, mütevazi olmayı, sade olmayı, yardımsever olmayı, zulümden, şiddetten, her türlü kabalıktan uzak durmayı, kalp kırmamayı, gönül yıkmamayı, ihtiyaç sahibinin elinden tutmayı öğütleyen bir dille ancak bunlarla bir şerefi, bir yüceliği, bir asaleti elde edebileceğini söyler. Burada bu vurgu çok kıymetlidir çünkü Peygamber Efendimiz’e Mekke’nin uluları dediğimiz, Mekke’nin yüce, elinde büyük paralar olan tüccar, sözü geçen güçlü insanlara ilk zamanda iman etmemiştir.
Çünkü onlar zaten yeterince üstün olduklarını, yeni bir dine inanmakla bir kazanımları olmayacağını, hatta biraz da zulüm çarklarını döndürüp, mazlumları ezerek kazandıkları için, yeni bir dine inandıklarında kendilerine çeki düzen vermeleri gerekeceği için kayba uğrayacaklarını düşünerek o zulüm çarklarını devam ettirebilmek adına Müslüman olmak istememişlerdir.
Fakat bir bakarız ki Peygamber Efendimiz’e köleler, Peygamber Efendimiz’e gençler, Peygamber Efendimiz’e kadınlar daha çabuk kulak vermiştir. Çünkü onların aslında bu kibirli, bu müstani kendisini üstün gören ve diğer insanları sömürerek ayakta kalan bir sistemle ilgileri yoktur. Aksine onlar daha mütevazi yüreğiyle konuşan ve sevgisiyle, bağlılığıyla Peygamber Efendimiz’i destekleyen, ne kadar paraları olmasa da aslında son derece derin bir inançları ve bağlılıkları olan insanlar olarak İslam’a ilk girenler olmuşlardır. Bu ilk Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’de çok övülür. Peygamber Efendimiz onlar hakkında pek çok müjdeli hadis-i şerif söyler.
Neden? Çünkü esas yüceliğin ancak Allah’a imanla elde edilebileceği, insan Müslüman olduğu zaman, Allah’a teslim olduğu zaman ancak bir mecd dediğimiz o şeref, o nur sahibi olabileceği Peygamberimiz tarafından söylenmiştir.
İlk Müslümanlar bunun çok açık, çok net bir örneğidir. O toplumda bir anda aslında ayak takımı olarak adlandırılan, aslında hiçbir şekilde kendilerine değer verilmeyen, ikinci sınıf görülen mesela köleler, birbirleri habeşi bile bir anda Allah-u Teala karşısında kul olma şerefine, mümin olma onuruna eriştiği için Peygamber Efendimiz’in en değer verdiği insanların biri haline gelmiştir.
Bu şaşırtıcıdır ama çok güçlü bir vurgudur ve bu vurguyu bugün de kaybetmememiz gerekir. Peygamber Efendimiz der ki öyle insanlar vardır ki bir baktığınızda böyle haline küçümser toplum onu adam yerine koymaz ama o insan öyle bir dua eder ki Allah onun duasını asla çevirmez. Çünkü imanından aldığı bir değer vardır Allah katında. O mecdit dediğimiz onur ve şerefi imanı sayesinde zaten elde etmiştir. Araplar şerefine çok düşkün bir topluluk. Arap kültüründe asalet çok önemli ve o asalete verilen aslında soyluluğa verilen değerin arkasında ırkçılık var. Yani ırkıyla, kanıyla, soyuyla, atalarıyla, dedeleriyle övünerek daha doğuştan soylu olarak dünyaya gelip sonra da ne kadar yanlış ve hatalı ve kötü davranırsa davransın her halükarda üstün olduğu iddiasında olan bir cahiliye bakışı var. Peygamber Efendimiz işte bu cahiliye bakışını ortadan kaldırmak için buyuruyor ki Allah Teala sizin bedenlerinize bakmaz. Allah Teala sizin hani soyunuza, sopunuza, ırkınıza öyle değil mi? Arabın acemi acemin araba üstünlüğü yoktur diyor Peygamberimiz.
Üstünlük takvalıdır. Allah sizin sadece kalplerinize ve yapıp ettiğiniz işlere bakar. İşte burada o üstünlük algısını tamamen alt üst eden ve imanın, Allah’a bağlılığın, mümince bir yaşamın gerçek üstünlük kaynağı olduğunu insanlara öğreten bir İslami vurgu var.
Burada yine Arap kültürüyle çok alakalı olarak şerefli olan, soylu olan ailelerin, asil ailelerin cömert olmaları Araplarda çok büyük bir gelenek. Bu bugün de böyle. Yani cömertlik onların çok vazgeçilmez bir üstünlük ölçütü. Eğer bir üstün insansan, bir yöneticiysen işte ne bileyim bir zenginsen, bir amirsen etrafındaki akrabalarını görüp gözeten kabilenin büyüysen senin bir kere en öncelikle özelliği cömert olman olmalı. Araplarda böyle bir zihin dünyası var, bugün de var hala. İkramı, izzeti çok seven, yedirmeyi, içirmeyi seven bir yapı var. Şan ve şerefle birlikte düşünülüyor bu. Orada işte Kuran-ı Kerim’de Allah-u Teala’nın bu mecid isminden bahsedilirken müfessirlerimiz hep Allah-u Teala’nın cömertliğini de onun için dile getirirler.
Allah’tan o kadar cömert ki elinizde ne varsa, yediğiniz ne varsa, içtiğiniz ne varsa, giydiğiniz ne varsa, sizi mutlu eden ne varsa, hayatta sizi ayakta tutan, yaşatan ne varsa onların hepsini size veren, bahşeden o lütuf, o ikram sahibi eşsiz zenginlikte ve cömertlikte olan ancak Allah-u Teala’dır.
Onun için bu cömertliğin böylesine cömert olan Rabbimizin elbette en yüce olması icap eder gibi cömertlikle de bu yücelik arasında bir bağ var. Onun için cimrilik kesinlikle İslamiyet’te de kabul edilebilir bir ahlak değildir.
Bu kötü ahlak özelliğini cimrilikle iman bir arada bulunmaz, pintilikle insanlardan elindeki imkanları esirgeyerek, bencillikle kendi yanında tutma çabasının imanla asla bir arada olmayacağına dair çok güçlü vurgular vardır. Mümin cömert olur. Çünkü mümin şerefli ve asil bir insandır. Çünkü mümin imanıyla yücelik kazanmış değerli üstün onurlu bir insandır.
Allah-u Teala’nın kendi mecid ve macid isimlerini o şan ve şeref insanlar arasında habire aranıp duran, habire beklenen üstünlük kaygısını aslında iman sayesinde Müslümanlara bahşettiğini,
başta peygamberimiz olmak üzere onların toplum tarafından değer gören el üstünde tutulan örnek bir grup olmasını sağladığını söyleyebiliriz. Hocam bu güzel sohbetimizi toparlamak adına da bugünkü isimlerimizin el mecid, el macid, el müteali bizim ahlakımıza, davranışlarımıza yansıması ne olmalıdır, tecellileri nasıldır? Allah-u Teala’nın el müteali ismi aslında bizi bir parça ürpertmeli, bir parça titremeliyiz, biraz düşünmeli, bir uyanıp kendimize gelmeliyiz. Çünkü karşımızda çok aşkın bir kudret var. Çok yüce, asla sınırlanamaz ve bizim yaptığımız, ettiğimiz, düşündüğümüz, yapacağımız her şeyden haberdar olan, bunları tek tek değerlendiren ve son derece adil bir güç var, kudret var karşımızda. Bu müteali oluş, bu aşkın hayal ötesi yükseklik, üstünlük, yücelik, Allah-u Teala’nın o kudreti karşısında aslında kulun kendisine çekidüzen vermesini gerektiren bir uyarı niteliği de taşıyor. Çünkü Kur’an-ı Kerim ya da Peygamber Efendimiz Cenab-ı Hakk’ın bu kadar yüce olduğunu bize defalarca hatırlatıyor. Neden mucizeler var? Allah-u Teala diyor ki bir titreyin, bir toparlanın. Nereye doğru gidiyorsunuz, ne yapıyorsunuz? Sizi kim yarattı, sizden ne bekliyor, farkında mısınız? Bu vurgu mucizede öyle değil mi insanlara bir durup, bir şok olup, hatta bize bir mucize göster, bize işte Uhud dağın altına çevirse herkes çok mutlu olacak, Safa tepesini altına çevirse, Merve tepesini, böyle bir şey de yok diyor Kur’an-ı Kerim’de. Diyor ki gecenin, gündüzün birbiri ardında gelmesinde, Allah-u Teala’nın bu yağmuru indirmesinde, bu toprağı canlandırmasında,
Allah-u Teala’nın her birinizi yaratmasında ne kadar büyük mucizeler var, siz bunu her gün yaşıyorsunuz. Bir çocuğun dünyaya gelişi öyle muhteşem bir mucize ki aslında bunun karşısında bir durup düşünmelisiniz. Yağmurun inmesi öyle inanılmaz bir olay ki aslında bu sizi şok etmeli, uyandırmalı, farkındalığınızı ve imanınızı arttırmalı.
Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’deki bu vurguları da düşündüğümüz zaman, Allah-u Teala’nın o aşkınlığının el-Mut’a’li isminin bizi dünya karmaşasında, dünya hengamesinde, dünya telaşında
arada bir duraklatıp, Allah-u Teala’nın bize gönderdiği uyarıları farkına vararak kendimizi toparlayıp, doğru bir gidişata, istikamet üzere bir hayata kavuşmamız için çok değerli olduğunu hatırlamamız lazım.
Diğer taraftan el-Mecid ve el-Macid isimleri, yani innekah Hamidun Mecid dediğimizde her seferinde üstün olmak istersin, yüce olmak istersin, insanlar beni el üstünde tutsunlar, insanlar beni alkışlasınlar, insanlar önümde hayranlıkla eğilsinler istersin ama bu senin kibrini, senin azgınlığını, senin isyanını eğer körükleyecekse, bu seni yoldan çıkaracaksa, o istikametten saptıracaksa, bu sana kul olduğunu unutturacaksa aslında iyi bir şey değil. Aksine bu senin için çok ciddi bir sınav ve her an kaybedebilirsin.
Hamid ve Mecid olan ancak Allah’tır. Şerefli böylesine üstün ve her bir varlığın önünde saygıyla eğilip alnını secdeye koyarak yalvardığı tek güç Cenab-ı Hak’tır. Bunu unutma vurgusu Mecid ve Macid isimleri için bize ders vermeliyim. Biz peki hayatta kime değer verelim? Biz iman sahibi, ihlas sahibi, samimi mümin kardeşlerimize değer verelim.
Biz gerçekten iyi niyetli, bizimle birlikte hayatın zorluklarını göğüsleyen ve bizimle birlikte iman eden müminler olarak aynı potada eriyen kardeşlerimizi sevelim ve onları değerli görelim. Biz dünyalık birtakım üstünlükleri hayatın gerçek üstünlüğü zannetmeyelim. Elindeki dünya imkanlarına bakarak, zenginliğine bakarak, şata fata, lükse, debdebeye bize hayran bırakacak ışıltılara bakarak değer vermeyelim.
Öze bakalım, ahlaka bakalım, imana bakalım, gayrete, samimiyete bakalım. O zaman toplum içerisinde kimi yücelteceğimizi, kimi gerçekten hak ettiği yere getireceğimizi, kime gerçekten hak ettiği değeri vereceğimizi daha doğru belirleyebiliriz.
Samim de aslında o ışıltılar arkasında hiç de bu değeri hak etmediğini, imanın ancak değer ölçüsü olmasından dolayı imansız olmanın aslında değersizlik olduğunu hissedebiliriz. Biz kime değer verelim ve kendimiz nasıl değerli olalım sorusunun cevabı da bu inneke hamidun mecid ifadesinde yer alıyor. Hocam bu kıymetli sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum bu imkanı verdiğiniz için. Değerli izleyenlerimiz bugün el mecid ve el macid isimlerinin yetkinliğin karşıtı olan her türlü unitelikten münezzeh, lütuf ve ikramı bol olan anlamına geldiğini gördük. El müteali isminin de hiç kimsenin zatının ve sıfatlarının mahiyetini tam olarak anlayıp anlatamayacağı kadar yüce anlamına geldiğini tefekkür ettik.
Ömür safahatımızı Rabbimizin en yüce, en üstün, en büyük ve mutlak kemalin sahibi olduğu idrak ile geçirme niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim. Ey Zat-ı şanı ve sıfatları en yüce ve mükemmel olan Allah’ım!
Sen ki el mecid ve macid esman gereğince, yetkinliğin ve kemalin karşıtı olan her türlü nitelikten münezzehsin. Her türlü kemalin, güzelliğin yegane sahibisin. Lütuf ve ikramları bol olansın. Sen ki el müteali isminin gereğince, hiç kimsenin zatının ve sıfatlarının mahiyetini tam olarak anlayamayacağı kadar yücesin.
Senin yüceliğini ve büyüklüğünü hakkıyla anlamada zihinlerimiz, hakkıyla ifade etmede kelimelerimiz yetersiz kalır. Yüceliğin ve büyüklüğün karşısında, sana hakkıyla teslim olup, her halimizde ve işimizde sana sığınmayı nasip eyle bizlere. Sana hakkıyla saygı ve hürmet göstermeyi lütfet tüm söz ve işlerimizde.
Allah’ım, bizi doğru yola kılavuzluk eden ve onu izleyen, hak yoldan sapmayan zümrelere dahil eyle. Allah’ım, mecd ve şerefle vasıflanıp yücelen, tesbih ve tenzihe yegane layık olan sensin. Lütuf, ihsan, mecd, kerem ve azamet sahibisin. Seni yüceltir, zatının ve sıfatlarının büyüklük, ululuk ve azametini ikrar eder, seni her türlü eksiklikten tenzih ederiz.
Bizim hayatımız ve ölümümüz, namazımız ve ibadetlerimiz sadece senin içindir. Tevhidin gereklerine iman ve ikrarla yaşamayı nasip eyle bizlere.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın