"Enter"a basıp içeriğe geçin

Deizm I İnsanın Anlam Arayışı 02 | Dost TV | 29.06.2022

Deizm I İnsanın Anlam Arayışı 02 | Dost TV | 29.06.2022

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=rt3i_A_sAK0.

Değerli dostlar Dost TV Dost FM Ortak Yeninde insanlığın insanın anlam arayışı programına hoş geldiniz. Allah’ın selamı rahmeti bereketi inayeti hepimizin üzerine olsun. Öncelikle yüce Yaradanımıza Hamd ve Sena, Rehberimiz Önderimiz Resul-i Ekrem Efendimiz’e Salât ve Selam ile programımıza başlıyoruz. Her çarşamba olduğu gibi bu çarşambada yine insanın anlam arayışıyla ilgili sorularına, gayretlerine, tarih süreci içerisinde ortaya atılan fikirlere ve vahyin bu görüşlere verdiği cevaplara değinmeye devam edeceğiz. Bugün gündemimizde Türkiye’nin de gündemini sık sık işgal eden Deizm konusu var.
Deizm, vahye ve semavi kitaplara, peygambere inanmayan, sadece aklın bulduğu, aklın ulaştığı bir ilah, bir tanrı inancına sahip olan felsefi görüş.
Dolayısıyla bu felsefi görüşte bütün peygamberler, kutsal kitaplar, vahiy, cennet, cehennem, dünya hayatı sonrası, ahiret hayatı tamamı reddediliyor, inkar ediliyor. Böyle bir anlayıştan bahsedeceğiz, böyle bir anlayış, bir yaklaşım bizi kurtuluşa erdirir mi, insanın mutluluğa ulaştırır mı, insana huzur ve tatmin verebilir mi? Bu konu üzerinde duracağız.
Yine her zaman olduğu gibi misafirimiz Dumlupınar Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Hadis Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Dinişleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Halis Aydemir hocamız. Hocam hoş geldiniz, sefayı getirdiniz. Hoş bulduk efendim, merhaba. Merhaba. Hocam aslında deizm Türkiye’de konuşuluyor, hatta gençlik üzerinden konuşuluyor. Gençliğin bu akımdan, bu felsefi akımdan, cereyandan etkilendiği ve büyük oranda deizme kaydığı, böyle bir fikre kaydığı söyleniyor ama bununla ilgili tabii ki yapılmış ciddi anlamda saha araştırmaları yok.
Tamamen yoruma, spekülasyona dayalı bazı düşünceler. Ama bu fikirde konuşuluyor.
Deizm tabii ki aslında 16-17. yüzyılda Hristiyan toplumunda belki de kiliseye ve ruhban sınıfının davranışlarına tepki olarak ortaya çıkmış Hristiyanlıktaki teslis inancına, sonra Hz. İsa’nın ilahlaştırılmasına ve kilisenin tapulaştırılmasına adeta söylemlerine göre. Yani kilisenin, tanrının bedeni olduğunu ileri süren bir anlayışın olduğu bir ortamda Hristiyanlıya daha doğrusu kiliseye ve ruhban sınıfının bu görüşüne tepki olarak ortaya çıkmış. Aslında İslam’ın, Müslümanlığın orta çağında böyle bir ekol, böyle bir akım söz konusu değil.
Tamamen batıya mahsus bir çok izmde olduğu gibi mahsus bir akım ama ne yazık ki günümüze geldiğimizde böyle bir düşünce bizi de toplumumuzda etkiliyor. İlk sorumuz da başlayalım o zaman hocam. Yani kitapsız, peygambersiz bir iman yani deizm diyoruz ona böyle bir iman sahih midir? Böyle bir iman insanı kurtuluşa ulaştırır mı?
Peki çok teşekkür ediyorum. Şimdi önceki hafta insanı konuştuk ve bu meselenin insan konusu olduğunu.
Çünkü beyine üzere yaratılan yani fıtrat sahibi olan ve anlam arayışı içerisinde olan insanın kendisi. Ve önceki hafta şunu da söyledik insan yaratılışındaki fıtrat Cenab-ı Hakk’ın قُلْ اِنْكُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّيٍ Beyine üzere ola geldiğim ve bu fıtratımız da Cenab-ı Hakk’ın verdiği bir şey.
Yani biz başka bir Tanrı’nın yarattığı sonra dönüp Cenab-ı Hakk’ı tanımaya çalışan varlıklar değiliz. Yahut kendi kendimizi yaratığımız ama sonra büyük Tanrı’yı tanımaya çalışan böyle varlıklar da değiliz. Varlığın tamamını yaratan Allahü la ilahe illahü ve khaliqu kulli şey. Her şeyin yaratıcısı, bizim fıtratımızın da yaratıcısı, içimizdeki sistemlerin de arzularında akletmemizin de hepsinin yaratıcısı.
Cenab-ı Hakk. Dolayısıyla fıtratın sağlam ve düzgün işletildiği takdirde vefa gösterilerek yani eğip bükmeden sadakatle ele alındığı zaman onun da doğru bir istikamet üzere yürümesi beklenir. O yüzden Cenab-ı Hak فَاَقِّمْ وَجَهَكَ لِلْدِّهْنِ حَنِيفَ فِطْرَةَ اللّٰهِ الَّتِي فَطَرَنَّا سَعَلِيهَا
Yüzünü Allah Azze ve Celle’ye ve ak-i mochakali dini hanife, hanif olarak yani ondan gayrı ilah olmadığı, gerçeği üzere dine yönel bu fıtrat Allah’i illatihi fataran ve sa’leyha. İnsanları üzerinde yarattığı bir fıtrattır. Cenab-ı Hakk’ın insanları üzerinde yarattığı bir fıtrattır. Dolayısıyla iki şeyden söz ediyoruz. Biz bir insanın kendi fıtratı ve iki, yaratanın bu fıtrata mukabil olarak seslenişi, hitap etmesi, din dediğimiz, vahiy dediğimiz şey. Şimdi önceki hafta ateistler konuştuk, her ikisini de reddettiler. Yani hem vahiy ile geleni reddettiler, hem fıtratlarından ortaya çıkanı reddettiler. Dolayısıyla bu nasıl bir tepki, bu nasıl bir öç alma duygusu ise yani çoğu içinde doğduğu toplumda, dine dair hususlardaki gördüğü yanlışlar veya doğru da olsa kendi arzularıyla örtüşmeyince müstekbir yaşamak, tırnak içinde özgür kalmak arzusuyla hepsinden kurtulmak için hem kendisine kendi fıtratına sırtını dönen,
hem de hakka sırtını dönen bir tepkisellikle inkar ediyor. Bu böylesi bir şey. Diğeri ise yani bugün konuştuğumuz deist anlayış, kendi fıtratıyla yol aldığı varlığı bir var eden kudretin var etmiş olması gerektiği hususundaki
fıtratının kendi önüne koyduğu gerçeği kabul ediyor. Evet ben varım, varlık var, bir yasalar üzere bir düzen var, alem var. Dolayısıyla bu alemi bu yasalar ile var etmiş olan bu alemin müsebbibi ve bu işleyişi bu kadar muazzam sistematik işleyişi,
bilim ve iradesi ile gerçekleştirmiş bulunan bir kudreti tanıyorum. Çünkü sonuçları itibariyle bunun içerisindeyim zaten. Bu hani ateistlerin dediği gibi hiç olmadık, sebepsiz bir iddia değil, sebebin içerisinde doğduk. Alemin içerisindeyiz zaten. Varlığın içerisindeyiz. Varlığın var edicisinden söz ediyoruz. Dolayısıyla sonuçtan söz ediyoruz. Yoksa hayali bir şey değil.
Şimdi deizm bu kıskançta, yani ateist düşüncedeki kıskançtan bir boyutuyla kurtulan bir yani en azından hani çift yönlü baskı altında ya insan hem vahyin hem yaratılışının. Ayette bu ikisi de zikredilir. اَوَ مَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مَرَبِّي وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ Beynine üzeri olan yaratılışımız ve buna eşlik eden, tanıklık eden, bununla mutabakat örtüşen vahyin seslenişi. Beynine olan yaratılışımız yani aklımız. Fıtratımızdaki bütün cevherler, bizim bildiklerimiz akletmeyemiz. Buna bağlı tabi işleyen bir beyin sistematiği var.
Akletmeye ciddi veri sunuyor, depoluyor, karşılaştırıyor, muhakeme ediyor ve sonuç olarak anlamlandırması için kalbimize, akletmemize sunuyor. Yani mevcut bilim akletmeyi de beynin bir faaliyeti gibi tırnak içinde zannediyor. Çünkü kalbin fonksiyonlarına dair kan ve kalp fonksiyonlarına dair bilmediğimiz çok şeyler var. Ama yeni yeni keşiflerle biz Cenab-ı Hakk’ın tam da dediği gibi asıl akledenin kalbi boyut olduğunu. Dolayısıyla bu konulara yani bilimsel olarak yabancı olduğumuz için tamamını fıtratımız olarak yani her ne kadar işlevsel boyut varsa, görünen yahut henüz keşfetmediğimiz ama Cenab-ı Hakk’ın bize bahşettiği, ışığın ucunda bir de ruhsal yanımız var.
Yani Cenab-ı Hakk’ın ”Fe varabbi sema’i vel ardi, inna hu le haqqun, miflema enne kum tantiqun” O bir hak ve gerçekliktir. Sizin nutk ettiğiniz gibi dediği. O nasıl bir şey ki bizim nutkumuz hani önceki hafta konuştuk siz de dediniz ki, düşünüyorsam öyleyse varım diye. Aslında düşüncenin de sonucu olan o içimizdeki sürekli o konuşan ses, benlik hissini yaşadığımız.
Şimdi böyle yapayım, bak hoca şimdi bunu anlatıyor diye içimizde sürekli o canlı olan biz bazı filmlerde böyle dışa vurduruyorlar o sesi. Adamın içindeki sesi dışa vurduruyorlar, duyulur gibi kılıyorlar. O biziz işte. Şimdi bizim fıtratımızdaki, bizim kendi kendimizle konuştuğumuz, düşündüğümüz hususlarda bu işin doğrusu bu yanlışı bu, adam haklı diye bazen yüzümüze karşı konuşan bu bizim iç yanımız. Şimdi deistlik yolculukta içiyle barışmayı seçiyor, tamam, var eden bir kudret var. Efendim, dolayı çünkü varlık var ve varlıktaki bu intizam bu sistematik, bunu ikrara beni zorluyor. Dolayısıyla mengenenin bir tarafını gevşetir gibi yapıyor. Ama bununla eşleşen ve tam da buradaki sonuçlarla birebir karşılık gelen,
vahyin tarafını da reddetmeyi seçiyor. Ama takdir edersiniz ki, demin girişte söylediniz, bu insanların hepsi aynı vahyi reddetmiyor. Bir kısmı reddetmekte haklı. Çünkü içinde doğduğu toplumda vahyin iddiası o, sözgelelim Hristiyan toplumda, önüne koyduğu akideyi benimseyemiyor.
Yani içine alıyor, içi tabirimi caiz ediyorum, kusuyor. Fıtrat kusuyor. Diyor ki nasıl olabilir? Tanrı’nın şimdi bir de oğlu mu var? Oğlu da Tanrı mı onun? Şimdi akleden insan Tanrı’yı her şeye gücü yeten, mutlak yegâne varlık olarak biliyor.
Çünkü tanımı gereği tek olmalı, her şeye gücü yeten, iki tane her şeye gücün yeten oldu mu, ilah olabilmesi için kısıtlı olmaktan, sınırlı olmaktan çıkması lazım. İnsana da benzememesi lazım. İnsana da benzememesi lazım. Çünkü bizler kısıtlı ve sınırlıyız. Bizim ligdekilerin hepsi böyle. O ise kısıtsız ve sınırsız olacak.
Ama siz ikinci bir kısıtsız ve sınırsızı fikren, zihnen, aklen üretmeye kalktığınızda ilkiyle tanım gereği zıtlaşıyor. Bunların hangisinin diğerine gücü yeter? Biri diğerine gücü ettiği zaman olmaz. Oğlu mu Tanrı değil, yoksa baba mı artık Tanrı olmaktan çıktı? Bir de üçüncüsü var bunun. Ruhul Kudüs.
Şimdi böyle bir toplumdaki bir şahsın, deistlik yolculuğu olumlu yöndeki bir adım olarak görülebilir. Çünkü batılın, yani fıtratının ve fıtratıyla uyumlu olması beklenen vahyin arasında zorlanıyor. Çünkü örtüşmüyor düğmeler, karşı karşıya gelmiyor. O zaman vahyi reddetmek ile ya fıtratını reddetmek arasında kalıyor.
Çoğu fıtratını baskılıyor. Yani batıl toplumdakiler, batıl toplumun din olarak ortamda seslendirildiği kimseler, fıtratıyla ortamda din olarak kabul gören batılar arasında sıkışınca iki yol var önlerinde. Dürüst davranıp, hayır bu yanlış, ben böyle bir şeyi içselleştiremiyorum deyip deizme geçmesi,
yani yaradan kudret var ama onun namına bana seslendirilen bu vahyi hiç de ona yakışmıyor diye sesini yükseltmesi. Yahut bunu yükseltince tepki alacak. Başta ailesi diyecekler ki yani biz seni bu din üzerine yetiştirdik. Seni işte kiliseye gönderdik, sana bu kadar şey yaptık, bütün nimetlere bu toplumda kavuştun. O zaman bu dışlanmayı, bu ötekileştirmeyi, bu hatta sevgi bağından koparılmayı, çünkü tepkisel davranacaklar, sevgilerini de artık esirgeyecekler ve hatta diğer o toplumdan elde ettiği nimetler, kariyerler, iş ve imkanlar, bunlar bile sıkıntıya girebilir. O zaman ne yapıyor? Tamam diyor yani eyvallah dediğimiz ortamla çok sorgulamadan bir uyum sergiliyor.
Çoğu Cenab-ı Hakk’ın ”ve ektaroğum fâsiqûn” dediği, çoğu aslında fâsık tipte kimseler, yani dinle içtenlikli bir yolculukları yok sindire sindire, böyle beğene beğene. Çünkü içlerine aldıkları zaman içleriyle bu bir bütünlük arz etmiyor. ”Veyetluğû şâhidun minhû” Şahidin gelip ona eşlik etmesi veya şey tabiriyle üzerinden geçmesi. Yani vahye kulak verdiğiniz zaman onun hak olduğunu insanın tanıyabilmesi. Neyle tanıyacak? Fıtratıyla tanıyacak. Şahı Hak bu girdaptan çıkan ehli kitaptan bahsederken diyor ki ”ve izâ semîû mâ onzilâ ilâ resûli” Peygambere indirileni duydukları zaman ”tara âyûnağum tefîdû mined demey” Bakarsın gözlerinden yaşlar dökülüyor ”mimme arafû minel haqqî” Hakk’ı tanımaktan ötürü.
İnsanın hakkı tanıyabilme potansiyeli var. Bu yaradanın yani bir yandan onun yarattığı bir varlıksınız. Diğer yandan o seslendiğinde bütün hisleriniz, hücrelerinize kadar o yaratılışınızdaki fıtrat dediğimiz anlama süreçleriniz ”Aa bana o sesleniyor şimdi”
Yani bir genç bir kız Kur’an’ı okuduğunda diyor ki ”17-18 yaşlarda okumuş anladım çocukluğumdan beri içten içe kendisiyle konuştuğum kudretin konuşmasıydı bu. Bu her insanda bu potansiyel var çünkü her insan onun eseri, onun yarattığı varlık.” O bakımdan batıl toplum içerisinde, batıl dine karşı içinde bulduğu bu negatif yani olumsuz tepkiyi seslendirip vahiyi reddetmesi veya oradaki vahiy adı altında önüne konulan,
yozlaşmış, akidesi bozulmuş, ibadetleri, hurafelerle yozlaştırılmış dine evet bu doğruya doğru bir adım olarak değerlendirilir. Tabii hatta oradaki ateist yani bazen tepkisi çok yüksek oluyor, ilk anda içine de dışına da reddediyor. Böyle çok ateist olup sonra İslam’a gelenler var. Dolayısıyla bu inkar boyutu batıldan hakka doğru bir trenddeyse, yönü burdaysa yani bu iyi bir şey olabilir. Nitekim eski zamanlarda bu peganistlik zamanlarda o zaman ki iyi sevileri Hz. Musa aleyhisselama tabi olup ilahları reddedenleri böyle ateist muamelesi yapıyordu.
Bunlar ilahları reddediyorlar, bunlar yani sanki kutsalları reddediyorlar gibi. Acânel âlihâta ilâhen vahîden bunca ilahı tek bir ilaha mı çevirdi? Mekkeli müşriklerin Hz. Peygambere tepkisi de öyle. İlahları reddediyor diye yani onun bire indirilmesi onların nazarında hiçleştirilmesi gibi bir şey.
Çünkü bu kadar çok Tanrı’dan kaldırıyor hepsini reddediyor gibi. O bakımdan eğer yolculuk böyleyse batıla verilen bir tepki olarak başlayan bir ateist yahut deist yolculuk batıda gördüğümüz örnekleriyle doğru bir yöne doğru olabilir.
Eğer istikbarla değilse yani bazıları istikbardan ötürü oluyor, batıl olduğu için değil de yani hak da olsa istemiyorum modunda oluyor, çekiyor. O kabuğunu kırarcasına fıtratından çatlayıp çıkıyor ama muhakeme ve sorgulamanın neticesinde ateist oluyor yahut deist oluyorsa batıdakiler bakıyorsun bir arayış içerisinde oluyorlar.
O yöne gidiyor beri iki tarafa gidiyor öğrenme yolculuğu devam ediyor ve Allah Azze ve Celle onlarda bu hayrı biliyor ve onlara hakkı işittiriyor. Bir bakmışsın taa Japonya’nın derinliklerinden yahut Avrupa’nın derinliklerinden yahut uzak kıtalardan insanlar İslam ile buluşacakları bir yolculuğa ama ne sayede?
Onların da var ettiği fıtrat sayesinde o bakımdan bu boyutunu konuştuk yani deizm kişinin fıtratıyla barışık kalmayı seçmesi ama vahy’e olan inkarı vahy adı altında içinde bulunduğu toplumdakiler batıl ise.
ise buradaki deizm çok da yadırganmaması. Siz de girişte tarihi süreçten bahsettiniz doğduğu coğrafya ve doğduğu din aslında böyle yani. Okuduğu. İngiltere’ye bakarsanız, Amerika’ya bakarsanız aslında bu hristiyanlığa verilen bir tepkiyle çünkü bilimsel keşifler, gelişmeler, kilisenin söyledikleriyle hep zıt gidiyor. Eee aklettikleri takdirde yaradan kudret olarak bir diyor, üçünün içerisine
saklıyor, üçü bir içerisinde çakıyor. Sonra diyor ki anlamazsınız. Zaten anlayabilseydiniz inanç olmazdı. Yani bir gizemdir diyor. Tabii teslisin girişinde öyle yazıyor sitede. Bu bir gizemdir. Bunsuz kurtulamazsınız ama bunu da anlayamazsınız. Zaten bunun büyüsü de burada diyor. Bu inancı böyle görüyorlar. Bizde inanç öyle bir şey değil. Bizde inanç emminkökünden iman güven ile kalbe dolup kalbi mutmain kılmasıyla bilinen bir şey. Yoksa öyle baştan evet demekle olan bir şey olsaydı biliyorsunuz bu bedeviler çıkıp geldiler. Resulullah’a dediler ki biz de iman ettik. Ne diyorsan tamam kabul. Galatil arabu amena. Cenab-ı Hak reddetti. Yani böylesi tamam sen ne diyorsan o öğrenmeden bilmeden anlamadan onun gerçek olduğunu batıldan farklı bir hakikat olduğunu öğrenip kalbi bunların girip kalbi mutmain olması.
Bunlar yaşanmadan böyle. Gelip sadece ikrar ile. Değince Cenab-ı Hak reddetti dedi ki kul. Lâm tû minû. Peki siz iman etmediniz. Vâ lemme yedkûlil imânû. Fî kulûbikum. Çünkü iman henüz sizin kalplerinize girmedi. E şimdi hak olursa eğer kalbe girer ve kalbi mutmain kılar. Veyera
leziğne utû l-ilmâ ennehu l-hakkâ min rabbi ka feyumine bihi fetuhbite lehu kulubu. Ilim sahipleri. Onun Allah’tan olduğunu bilir ve onu kalplerine aldıkları zaman kalpleri ona boyun eğer. Işte bu der. Şimdi o erisliyen deist oluyor sonra İslam’ın mesajını duyunca kalbi ona işte bu diyor. Düne kadar sana kusuyordum. Düne kadar refüze ediyordun bana din namına söylediklerini. Çünkü benim yaratılış ayarlarım ile mütennasip değil, uygun değil. Dolayısıyla oradaki ne kadar haklı ise batıl ortamdaki eee dinden dini reddediş ve deizme yahut ateizme yol alış ne kadar haklı bir tavan ve gerekçiye sahipse bu kez hak ortamdakini konuşalım. Yani İslam gibi. Çünkü hak bir tane zaten. Cenab-ı Hak dedi ki Femalde eyle dalal. Hak’tan öte dalaletten başka ne vardır? Atalarımız ne diyor? Aklın yolu birdir. Dolayısıyla hak ortam yani İslam’ın olduğu ortamda doğan bir kimsenin eğer böyle bir meyili söz konusu oluyorsa ateist yahut deist eee yönde bunun olsa olsa iki nedeni olabilir. Bir istikbarla yani o kişi kendi içinde bu hak da olsa ben istemiyorum. Çünkü ben eee nasıl davranacağımı, nasıl yaşayacağımı tayin eden bir kudrete beni yaratmış da olsa boyun eğmek istemiyorum. Bana bunca nimeti veren o da olsa yani demin Hristiyanlık veya batıl dinlerdeki örnekleri içinde dedik. Bazı çoğu böyle çıkıyor. Ama hak olduğu halde ben bundan ayrılıyorum. Iıı diyen bu inatçıların dışında bir de bulunduğu ortamda dini kendisine doğru düzgün tanıtmadıkları güzel örnekler sunmadıkları kötü kimselerin kötü temsiliyeti üzerinden de insanlar ve özellikle gençler tepkisel bir yaklaşım içerisine girebiliyorlar. Türkiye’de deizmin karşılık bulması veya bazı çevrelerde gençlik arasında özellikle
yaygınlaşmasının sebebi aslında doğru dinin, doğru İslamiyet’in öğretilmemesi, güzel temsillerin, örneklerin ortaya koyulmaması yatıyor. Zira şimdi İslamiyetle Hristiyanlığı karşılaştırmak mümkün değil. İslamiyet’te Hristiyanlık’ta olduğu gibi akla bir düşmanlık söz konusu değil. Kutsal kitabında herhangi bir çelişki söz konusu değil. Ilme karşı Hristiyanlık’ta olduğu gibi ilme karşı, bilime karşı bir tepki söz konusu değil. Aklı tamamen dışlayan
bir yaklaşım söz konusu değil. Aksine kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de sürekli düşünmeye teşvik var. Peygamberlerin ilahlaştırılması söz konusu değil. Dolayısıyla yani deizmin batıda çıkan deizmle Türkiye’de İslam âliminde bunun karşılık bulması dinleri karşılaştırdığımızda söz konusu olmaması gerekir. Ama bu tabii Hristiyanlığa tepkiden ziyade modern anlamda deizme geldiğimiz zaman çünkü birisi orta çağdan itibaren Hristiyanlığa tepki doğan deizmle modern zamanlardaki deizm artık birbirinden farklılaştı. Belki artık müstakil bir şey oldu. Yani felsefi bir akın, bir ideoloji haline geldi. Yani üstün bir yaratıcıyı kabul edip onun kainata müdahalesini, rububiyetini sürekli kullarıyla
muhatap olmasını ilmini, iradesini ve hikmetini reddetmek makul bir yaklaşım mı? Yani bu aklın da aslında kabul etmeyeceği bir şey. Yani Allah bu kainatı yarattı, var etti, insanları içine attı, bıraktı, bir daha ilgilenmedi. Yani hiç makul bir yaklaşım değil. Yani bu da aslında aklen kabul edilmemesi gereken bir şey. Cenab-ı Hak ayette buyuruyor ki estaidhu billah ekanalinnasi aceben en avhayna ila raculim minhum yani insanlara acayip mi geldi içlerinden birine vahyetmemiz en enterinnase insanları uyar diye vebeşşirillezine amen ve iman edenleri müjdele diye ennelehum gademe sıtkıin ında rabbihim. Rableri katında onlar için güzel bir karşılık gelecek yani iyiliklerinin bir karşılığı olacağına dair bir
bilginin gönderilmesinin acayip olan tarafı ne? Siz var eden bir kudretin var olduğuna evet tanığım, görüyorum çünkü ben varım, varlık var dedikten sonra onun size herhangi bir sizinle temas kurmasını muhal görmek. Bunun aklı bir temeli yok. Bu demin dediğimiz tepkiselliğin onları sıkıştırdığı bir alan. Yoksa çünkü şans verdiği batıl beklediği gibi o hakkın sözü olarak gelmedi ona. Dolayısıyla öyle olmayınca da demek ki o bize hiç seslenmemiş. Bunlar onun sözü olamaz deyip reddediyor. Ama dediğim ki bu tür kimseler bir sonra sonra hakkı öğreniyorlar ve bugün dünyadaki özellikle batı toplumlarındaki ciddi islamlaşmanın arka planında bu gerçeklik var. Ama siz Türkiye boyutuyla söyleyince buradaki sebeplerden bir tanesi de bizim din algınızın neredeyse batıl din algısı gibi bir yere sıkışması. Yani biz dinimizi tahkik etmek esas idi. Doğan her insanın aslında bu din hak bir din. Çünkü elleme, ilişme, dokunma olduğu gibi kabul et şablonu. Bu batıl dinlerde uygulana gelen bir şablon. Çünkü elleyecek olursa, kurcalayacak olursa o zaman elinde kalacak, o zaman kötü olacak. O zaman hiç ellemeksizin, ilişmeksizin, sorgulamaksızın kabul etsin. Şablonu batıl dinlerde böyle. Ama siz aynı şablonu hakka uygulayınca bu sefer aynı görüntüyü veriyorsunuz. Bu ürkek, bu korkak, elindeki malzemeden emin olmayan, özgüveni düşük yaklaşım bu sefer karşı tarafta da batılı olan tepkinin bir benzerini uyandırıyor. Hele bir de buna eklemlenmiş olan hurafeler varsa bir de suistimaller yani dinin değer olarak kabul edildiği toplumlarda dinin suistimal edilmesi kötüler tarafından ticaretinin yapılması veyahut onun üzerinden kötü emellere ııı kavuşulmaya çalışılması bunlar da hep benzer bir reaksiyona yol açabildi. Ama Allah Azze ve Celle yani ortamdaki ııı kötülüğün ve dezenformasyonun kurbanı yapmaz hiçbir gençliği. Dolayısıyla bugün haklı bir sebeple reaksiyon gösterse bile birisi bir genç yarın o Allah Azze ve Celle onun o şahısı da imbili olduğunu yahut onun o anlayışla ilgili olduğunu hakkın burada apaçık kendi dininde ııı bütün netliğiyle gerçekliğiyle durduğunu ona gösterir. Çünkü Cenab-ı Hak hiçbir kimseyi mağdur etmez. Allah miskali zerre zulmetmez. Gençlikteki dalgalanmalar öyle yani hem korkutucu boyutta değil hem de o dalgalanmalar aslında bir silkinmenin bir üst kuşaklı olan hesaplaşmanın ve sonra dine ama bu kez hakiki manada tahkik ederek sarılmanın neticesini de getirilebilir. Dolayısıyla ııı öyle yani yandık bindik, tükendik ııı anlamında değil. La ilahe’nin la ilahası nasıl bir inkar ile başlıyor ise akabinde gelecek illallah bu dünyadaki ilerleyen bir süreç. Fakat şunu da kabul etmek lazım ki yani Türkiye özelliğinde söylemiyorum. İslam ümmetinde genel manada bir dünya bir iyileşme var. Yani bu insanların çoğu Cenab-ı Hak’ın haram dediğini kolay kolay rahatlıkla yapan işleyen kimseler oluverdiler. Yani fısk dediğimiz şey çoğaldı. Dolayısıyla dinleri hak olsa da ne yazar? Çünkü batıla imrenen batıla özenen onları dost tutan her bulduğu fırsatta onların arasına karışmaya onlarla görünmeye ııı çalışan bir özenti içerisindeki İslam toplumundan söz ediyoruz. Dolayısıyla bu toplumun ııı fertlerinin böyle fırsat buldukça ııı ve ortamdaki din baskısı otokontrol azaldıkça ki modern zamanlarda bu da azıldı azaldı renk verip artık belki kimileri deriz diye anlaşabiliyor değil mi? Geçmiş dönemlerde bizim toplumumuzda da var. O bakımdan asıl neden dünya ve samimi ııı dindarlıktan uzaklaşma dinini gerçekten tahkik edip gerçekten hak olduğunu bilip ve bunu ııı içselleştirerek yaşayan ııı bir ııı kesim açısından çok problemli bir durum. Yani yaşamadığı için belki de deizm bir kaçış yolu olarak. Tabii felsefi manada öyle yani teorik bir kapı açılıyor kendisine. Dinle zaten içişe değil, öğrenmeye bile yanaşmamış. Çoğu böyle yani çoğu insan dinine zaman ayırıp o nedir, ne söylüyor, ne farkı nedir batıl dinlerden diye ona bir fırsat bile tanımamış. Çünkü daha baştan hak dahi olsa çoğu insanın küfrü böyle ııı kendisini gösteriyor. Yani gerçek dahi olsa ben hayatı ve hayattaki bu özgürlük alanımı bırakıp oraya gelmek istemiyorum. Kur’an buna eğer az diyor. Bu öğrendiği, öğrendiği için reddettiği değil. Baştan gerçek olduğunu bildiği halde bile bile reddettiği daha ilk şeyden sapaktan yoldan ııı çıkan duymak dahi istemeyen bir ııı tepkisellik. Ebu Cehelinki gibi mesela. Belki de aklını mutlaklaştırıyor. Sadece akılla yetinmek istiyor. Veyahut da
ııı özgürlük mutlak bir özgürlük arzusu içerisinde hayatının ııı yaşantısının bir kayıt altına alınmasını sorumluluk yüklenmeyi istemiyor. Aslında bunlar nefsin ve şeytanın hep ııı vesveseleri, desteseleri. Dolayısıyla aslında ııı sorumsuz bir özgürlük arayışı belki de insanlarda öyle bir arayış deyizme itiyor. Aslında deyizmin de dediğiniz gibi hem
dünya birleşmeye ııı götürüyor. Bazen de ateizme yani aslında ateizmle deyizme arasında çok yakın bir ilişki var. Iıı ateizme de düşebilir. Dediğiniz gibi hakikati de ulaşabilir. Ama neticede yani yüce bir yaratanın her şeye gücü yeten iradesi sonsuz olan, ilmi sonsuz olan bir yaratıcının bu kadar mükemmel bir ııı evreni kâinatı yaratıp sonra şuurlu bir varlık
olarak ııı o da mükemmel bir varlık olarak insanı yarattıktan sonra onu başı boş bırakması ııı onunla hiçbir şekilde iletişim kurmaması onu yalnızlığa itmesi, hiçliğe itmesi, manasızlığa itmesi bu aslında aklın da kabul edebileceği bir şey değil. Şimdi ııı öncelikle iki hususta şunu söylemek istiyorum. Bir hem aklediyoruz, hem akletmiyoruz, hem aklı övüyoruz, hem aklı yeriyoruz. Ikileminden çıkmamız lazım. Çünkü birileri aklediyoruz diye diye dinden çıkıyorsa onlar da bunu suistimal ediyor olabilirler. Yani aklederek yaptıklarını söyledikleri için akletmek kötü olmaz. Aslında ikinci söylediğiniz seçenek doğru olan. Aslında peşine gittikleri şey akletmeleri değil, hevaları. Cenab-ı Hak hiçbir ayette ara itte men ittehade akla hu, hevahu demedi. Ilaahu demedi. Şu aklını ilahe edinmiş adamı gördün mü demedi. Yok böyle bir şey. Böyle bir şeyi
üretip akletmeyi bu bizim hak dine batıl, batıl din muamelesi yapma yatkınlığımızın ürettiği bir söylem. Biz bu söylemi duyunca söyleyince gençte diyor ki bak bunlar diyor bir defa benim akletmemle de problemleri var. Dolayısıyla o kez de diyor ki o zaman bunlar ııı çok doğru olamazlar çünkü bana anlamadığım ve akledemeyeceğim bir şeyleri kabul ettirmek isteyecekler. Çünkü bu eşiği böyle
atlatacaklar. Kur’an’da hiç böyle bir söylem görmüyoruz. Sünnet’te hiç böyle bir söylem görmüyoruz. Cenab-ı Hak tam tersi akletmeyi emrettiği, akletmeyi yapmayanları yerdiği, aşağıladığı ve cehennemin kıyısına getirip yoksa akletmiyor muydunuz? Işte size cehennem dediği bir kitaptan söz ediyoruz. Yoksa siz akletmiyor muydunuz? Işte size cehennem buyurun. Dolayısıyla aslında aklediyoruz diye diye inkar edenler bu yalancılar bunlar. Onlar yalan söylüyor diye biz onların yalanı üzerine kalkıp niye akletmeyi Cenab-ı Hakk’ın övdüğü ve biz insanlara zatını, kudretini, kitabını, dini hakkı batıldan temiz edecek bir nimet olarak nasip ettiği bir şeyi hem yapıyoruz hem yapmıyormuşuz gibi hem seviyoruz hem sevmiyor muşuz gibi yapalım. Hayır
bu Rabbimizin bize emri hakkı batıldan bununla aklederek akleden kalplerimizle bunu yaşayarak yapabiliyoruz. Onlar yalan konuşuyorlar. Nasıl ki kötülük yapıp inne manah numusli hun biz ıslah edicileriz diyorlar. Cenab-ı Hak dedi ki aslında onlar ifsad edicilerin kendileri. Dolayısıyla kalkıp bize açık açık biz hevamızın peşine düşüyoruz arkadaş. Doğrusu sizin dediğiniz olduğunu
aklettiğimiz halde reddediyoruz demelerini beklemediğimize göre o zaman Cenab-ı Hak doğru söylüyor. Bunlar akletmenin peşine değil hevalarının peşine düşüyorlar. Ara ey temen ittehele ilahe hu. Cenab-ı Hak hep Kur’an-ı Kerim’de ehvasına uyanlar olarak bu cümleyi tarif ediyor. Bunların doğru tarifi budur. Bunlar kalplerine akletmelerine uydukları falan yok. Böyle konuşarak yani kendi dünyalarını o reddeden hakkı inkar eden Cenab-ı Hakk’ı kimi zatını da inkar ederek ateistlik söylenler. Kimi ihbarını vahyi inkar ederek. Bunlar biz efendim akılcıyız vesaire diyorlarsa da yalan konuşuyorlar. Aslında yaptıkları şey istikbal yapabilmek için ortamı sahipsiz belirlemek yani sahip yok, ateist diyor ki sahip yok, olay ise ben sorumsuzum, istediğimi yaşayabilirim. Eğer hakkı
reddeden bir deisten söz ediyorsak bu sefer yön kötü yönde. Yani batıl batıl toplumdaki deistlik meyli olumlu yöndeki bir adım olarak ifade ettik ama hak toplumda deizme doğru bir yönelim. Bunun istikameti aynı yere olsa da yönü bunun olumsuz zıt. Böyle bir kimse aynı sonuca varmak istiyor. Dolayısıyla sahip bana seslenmiyor, bana yol göstermiyor, bana şu helal bu haram demiyor. Yok böyle bir şey. Dolayısıyla ateistin oluşturduğu o sorumsuz ve sahipsiz ortamı o da kavuşmuş oldu. Bir o bir kudret yaratmış ama hiçbir şey söylemez. Niye yarattığını da söylemez. Halbuki İbrahim’i akidedeki en temel eee mantıksal zeminden, zeminlerden veya esaslardan biri de Cenab-ı Hak onu bize haber verdi.
Buyuruyor ki beni yaratan bana yolumu gösterir. Yani değil mi ki yaratmış? Yani niçin yarattın? Neden yarattın? O kadar kendinden emin ki beni yaratmış bak buradayım. Bundan eminim bu birinci koşul sağlandı. Beni yanlış başıma bırakma. Bırakacak değil. Yani beni burada var ettiğine göre düşünün bir kuyunun ortasında dibinde gözünüzü açtınız. Nereye gideceğini öncesine hatırlamıyorsunuz. Bilmiyorsunuz. Kendiniz kendinizi o kuyunun dibinde yapmadınız. E sizi bir buraya atan biri var ya da burada sizi var eden biri var. Dışarıya seslenirsiniz. Yani kim beni buraya koydu? Bir gün gelecek elbet. Bir gün bana yolumu gösterecek. Bu çok temel mantıksal bir zemin ve esastır. Deistlik söylem buraya karşı yolu yürüyor. Yani bu açıdan baktığınızda korkunç bir eee
mantıksız ve akletmeyle ters düşecek. Dolayısıyla deist bu anlamda asla huzurlu olamaz. Çünkü yani huzurlu kalabilmek için belki yaradanı seçerek biraz hafifletti üzerindeki baskıyı ama o yaralık var olduğunu kabul ettiği yaradanın kendisine bahşettiği ve her an yaşattığı hayatı niçin yaşattığına dair bir söylem geliştiremiyor. Geliştirse
onunla ilişkilendiremiyor. Kendi elinde kendisinin ürettiği bir şey olarak kalıyor. Nitekim bunun tesirlerini görüyoruz. Kimi deist söylemler böyle ahiret varı, ödül varı, varı, şeylere yakın üretimler içerisindeler. Yani fiksi tek tip bir deistlik söylem yok. Kimisi diyor ki aklederek doğru bildiğimiz yanlış ııı saydığımız şeylere dikkat edersek bu iyi bir sonuca yol açabilir. Sonuçta var eden bir kudreti
tanıdığına göre. Dolayısıyla Allah azze ve celle akleden iradenin birinci basamakta kestireceği şeyin zatı ilahi değil, zatı ilahi de zaten şek yok. Rasullerinin hepsi aynı şey söylemiş. Allah hususunda şek mi var? Akleden kimsenin ilk kestirdiği sonuç bu hayat sahipsiz değil ve yaptığım
hiçbir şeyde sorumsuz değilim. Yani her şeyin bir hesabı sorulacak. Ceza düşüncesi hesap vereceği düşüncesi akleden insanın. Bu deist yaklaşım içerisindeki bir kimse bunun baskısı altında sabahından akşamına çünkü sorunsuz bir ateist gibi yaşayabiliyor. En azından ııı yaratana karşı sorumlulukları tanımıyor. Yataydaki insanlara karşı sorumlulukları zaten ateistler de belli ölçüde yaşıyorlar.
Ama Cenab-ı Hak’ka karşı bu rahat tavrının bir hesabı olacağı düşüncesi. Hani önceki haftada konuştuk yemek yiyip yit duruyorsunuz. Çıkışta bir hesap verilmeyeceği rahatlığıyla ama ya varsa diye öyle ya çıkarken ııı şu kadar yemek yediniz hesabını derlerse diye bu ııı onu eğer içtenlikliyse ve kalbinin sesine kulak veriyorsa ııı hayatı boyunca sürekli rahatsız eder. Aslında yani ııı
İslam itikadında itikadi mezheplerde de mağdur edilikte özellikle insan aslında sırf saf aklıyla yaratıcıya ulaşabilir. Hazreti Ebu Zer gibi. Evet. Hazret ııı İbrahim gibi. Varlığını bulabilir ama bu yaratıcının özellikleri nedir? Bizden ne istiyor? Eee ölümden sonra neyle karşılaşacağız? Bunun bilgisini insanın kendi aklıyla bulması mümkün değil. Habere dayalı çünkü. Evet. Habere dayalı.
Dolayısıyla vahye ve peygambere mutlak bir ııı ihtiyaç söz konusu. Hocam son olarak vaktimiz de ııı tükendi. Son bir soru soracağım. Kısa bir cevap istiyorum. Yani bu ııı deistlik fikirlere kayma ııı İslamiyet’ten uzaklaşma, soğuma özellikle gençlik üzerinde söyleniyor. Bunun nedenlerinden birisi de modernist ııı İslamiyete modernist yaklaşımlar İslam’ın temel kaynaklarıyla ilgili ııı mütereddid insanları tereddüde düşürecek ııı söylemler olabilir mi? Mesela ııı özellikle sünnetin ve hadisin sağlamlığı güvenilirliği noktasında ileri sürülen iddialar insanları dinle ilgili şüpheye tereddüde düşürüyor gibi bu da gençliği etkiliyor. Görünüyor. Bunun ııı olumsuz etkisi var mı sizce? Yani bu dedikleriniz dezenformasyon dediğimiz şeyden. Bunlar her ortamda olur. Dezenformasyon olur. Hazreti İbrahim diyor ki inne kum oma tabudun. Me entum aleyhi. Bi fethinin illa men huva sali cehim. Siz ve tatlıklarınız tek bir kimseyi yoldan çıkaramazsınız. Sadece gönüllü bile isteye ateşe atlayan hariç. Dolayısıyla ortamdaki dezenformasyon hakkın arayışı içerisinde olan samimi bir kimseyi asla ııı yoldan çıkarmaz. Cenab-ı Hak buna müsaade etmez. Çünkü ya Rabbi bana hakkı göster. Gerçeği bilmek istiyorum. Düşüncesinde olan her ortamda dezenformasyon var. Ama Allah azze ve celle onların hepsine hidayet etti. Gelelim bu bunda ııı gözü olmayan hani tarağı olmayan kabilden olanlar bunlar zaten bahane arayışı içerisindedirler. Yani bulursa dezenformasyon ya işte yani istesek de nasıl yapalım? Hangisinin dinine uyalım? Bu böyle diyor. Öteki böyle diyor. Der ve uzaktan kaçınmanın bunların bahanesi olarak. Sabit bir hakikat yokmuş. Dini. Eee muallahtaymış gibi bir algı oluşuyor. Ama modernizmle ilgili söylediğiniz şey ise aslında ortada bir modernizm vesaire diye bir şey yok. Gelişen bir teknoloji var. Onun geliştirdiği bir refah ortamı, lüks bir yaşam var. Ve insanın kendi yaptığına müftün olması. Vay be neler yapıyoruz diye. Bindiği uçağa beğenmesi, kullandığı telefonu beğenmesi
sonra dönüp kendi eliyle başardıkları üzerinden kalkıp Tanrı’yı yaradan var eden kudreti küçümseyecek bir öz egoya kavuşması. Bu aslında modern dünyadaki hakim baskı bu ve bunun etkisiyle insanlık eee Cenab-ı Hakk’ın doğru dediklerini yanlışlamaya, hak dediklerini küçük görmeye bile isteye meylediyor. Onun koyduğu, koyduğu hudutları,
sınırları eee küçümsüyor. Bunlara riayet etmeyişinin sıkıntısını yaşasa bile söz gelimi iktisadi hayatımızda faizin bir dünya sıkıntısını yaşıyoruz. Dünya olarak yine aile açısından Cenab-ı Hakk’ın bizlere nezih bir hayat olarak nikah temelli yaşattığı ve öğrettiği hayattan ne kadar uzaklaştıksa, çıktıksa o kadar da sıkıntısını psikolojik olarak eee toplumsal sorunlar olarak yaşıyoruz. Ama buna rağmen insan o büyüklenme eee meyiliyle pazularını sıktıkça işte teknoloji ve bilimi eee göstererek kendisini tırnak içinde bir şey zanneden bir meyil içerisinde. Yoksa eee yani modernizm kelimesini ifade ediyor. Bir yerden çıkan bir şey değil. Evet. Hocam çok teşekkür ediyoruz. Ağzınızda sağlık. Sevgili dostlar eee bugün Deizm ideolojisini
felsefesini eee konuşmaya çalıştık. Yüce Rabbimiz eee bizi vahyin ve onun peygamberlerinin, resullerinin yolundan ayırmasın, istikamette daim eylesin. Önümüzdeki hafta çarşamba günü başka bir anlam arayışıyla ilgili çaba üzerinde duracağız. Agnostik felsefe üzerinde yani hayatın manasının gayesinin anlaşılamayacağı bunun eee
sonucuna varılamayacağı iddiası felsefesi üzerine ve tabii ki vahyin, semavi dinlerin, kutsal kitapların buna cevabı üzerinde durmaya çalışacağız. Hepinize Allah’a emanet
ediyorum. Hoşça kalınız.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir