Ateizm | Dost TV | İnsanın Anlam Yolculuğu 01 | 22.06.2022
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=KnyFs2TdVD0.
Değerli dostlar Dost TV Dost Erdem ortak yayınında yeni bir programla insanın anlam arayışı programıyla karşınızdayız. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve inayeti hepimizin üzerine olsun. Öncelikle Yüce Rabbimize, kainatın halikı ve sahibi olan Yüce Yaradanımıza hamd ve sena,
öndenimiz ve rehberimiz olan Rasûl-i Ekrem Efendimize de salât ve selam ile programımıza başlıyoruz. Değerli dostlar malum olduğu üzere insanın varoluşundan itibaren en temel, en can alıcı problemlerinden sorularından birisi de
ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, niçin yaşıyorum, neden ölüyorum, hayatın anlamı ve gayesi nedir gibi sorulara cevap bulmak olmuştur. İnsanlığın düşünce tarihi içerisinde baktığımızda bu sorulara aranan cevaplarla, bu sorulara cevap bulmakla harcanan mesailerle, enerjilerle dolu.
Bu konuda bize yol gösteren, bu gibi sorulara cevap veren iki kanal, iki kaynak söz konusu, bunlardan birisi felsefe ve filozoflar tamamen akıl kanalıyla hareket ederek bu soruların cevaplarını bulmaya, hayatın anlamını keşfetmeye çalışmışlar.
Diğer taraftan ise peygamberler, semavi dinler ve kutsal kitaplar, bunlar da vahiy aracılığıyla ama aklında teyidiyle hayatın anlamı, değeri ve gayesi hususunda bizlere mesajları olmuş.
Bugün programımızda bundan sonraki her hafta çarşamba günü bu sorulara verilen cevapları felsefenin ve vahyin verdiği cevapları, aklın ve semavi dinlerin vermiş olduğu cevapları mukayeseli olarak ele almaya çalışacağız.
Konuları, el alacağımız konuları birlikte işleyeceğimiz misafirimiz Dumrulpınar Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Hadis Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Dinçleri Yüksek Kurulu Üyesi, Prof. Dr. Halis Aydemir Hocamızla ele alacağız.
Hocam hoş geldiniz, sefaya geçelim. Hoş bulduk merhaba efendim. Merhaba. Hocam vaktimiz sınırlık, 5 dakika gibi bir süre içerisinde bayağı geniş bir konu. Hemen isterseniz sorumuza geçelim. Buyurun efendim.
İnsanın hayatının anlamı konusunda daha çok ateizm denilen, ateizm olarak bildiğimiz bir anlayış felsefe söz konusu. Bu felsefe aslında anlamsızlık üzerine oturuyor.
Yani maddenin ezeliyetini iddia eden, dolayısıyla varlıkların yaratılmış olduğunu, yoktan var edildiğini kabul etmeyen ve hiçlik üzerine korurluğu maddenin ezeliyetini iddia eden bir felsefi anlayış. Böyle bir anlayış hocam makul müdür? İnsanın aklını, ruhunu tatmin eden bir anlayış mıdır?
Hayatı anlamlandırmamız noktasında bize bir cevap teşkil eder mi? Teşekkür ediyorum.
Buna rızı billahi min ash-şeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Ve salatü ve selamü ala rasulina Muhammeden el-Emin. Rabbana atina milledunka rahmeten, ve hey’e lana min emrina raşeda. Tabi hangi düşünce olursa olsun, bu düşünceleri hep biz insanlar kendi aramızda paylaşıyoruz, konuşuyoruz.
Bizim meselemiz yani. Hayvanlar öyle bir şeyle uğraşmıyorlar. Onlar arasında bu tür akımlar da yok, yani izimler vesaire. Bu belirgin fark bile gösteriyor ki bizim ortamdaki varlığımızın ayrı bir anlamı var. Çünkü Allah Azze ve Celle وَسَخْرَ لَكُمَّا فِي السَّمَاوَاتِ يَوْمَا فِي الْاَرْضِ
Göklerde ne varsa, yerde ne varsa sizin için müsekkar kılan, kıldı diye haber veriyor. Biz böyle bir arayış içerisinde olduğumuza göre ve bunu tartıştığımız, konuştuğumuz kimimiz menfi yaklaşıp kimimiz düz yaklaşıp kimimiz farklı kaymalarla konuyu ele alıyorsak bu hepsi bizim aramızda yaşanıyor. Bu şuna işaret ediyor. Biz bu soru işaretini kendi içimizde buluyoruz. Buna dair cevap yokluyoruz. Bu bakımdan fıtrat yani bizim fıtratımızla alakalı bir şey bu. Bizim haricimizde diğer canlılar böyle bir şeyler yapmıyorlar.
Yani doğuyorlar, yiyorlar, içiyorlar çok sınırlı bir alanda kendi hayatiyetlerini çevirdikleri bir alanda. Sonra da ölüyorlar. Ne ölümü ne niçin geldiklerini konuşuyorlar. Ne buna dair kitaplar yazıyorlar. Ne de akımlar oluşturuyorlar. Ne de onlara vahiy böyle bir hitap ile yol gösteriyor. Onları iradeleriyle, sorumluluklarıyla karşı karşıya bırakıyor.
Dolayısıyla bu anlam arayışı yanımız. Biz insana özgü ve göz ardı edemeyeceğimiz bir şey. Çünkü bunu her sabah kalktığımızda, her akşam yattığımızda, yaşadığımız her gün bir de akış içerisinde olduğumuz için uyaranlar sürekli bizi bu soruyla karşı karşıya getiriyor. Yani gün geçtikçe o ömürde yaşadığımız süre azalıyor ve biz düne kadar belki gençken daha rahat göz ardı ettiğimiz ne olacak yani yaşayacağız, sonrasında ne olacak. Ya daha çok var düşünürüz ileride dediğimiz şey ileride makaslar alıyor ve sürekli önümüze çıkıyor. Allah Azze ve Celle biz insanların kendi içimizde ve dışımızda var ettiği bir sistem üzerinden bu anlamla bizi buluşturduğunu haber veriyor. Bu Cenab-ı Hakk’ın haber verdiği yaratan kudret olarak. Biz de bunun yaratılmış tarafındayız. Yani denek, her birimiz öyle bir denek gibiyiz.
Şimdi ayetlerini Cenab-ı Hakk’ın görüyoruz. Varlık sistemine dair zaten varlığın kendisi başlı başına çok temel bir bu anlamda hareket noktası yani varlık var şu halde bu varlık nasıl var oldu.
Biz var eden yaratan bir kudretten bahsettiğimiz zaman demin adını aldığınız ateizm denen işte esası itibariyle tanrısızlık veya tanrı tanımazlık veya tanrıyı yok sayarlık artık.
Çeşitli akımları var kendi içerisinde. Onlar da böyle bir şeye gerek olmadığını böyle bir şeyi tanımadıklarını söyledikleri andan itibaren aynı varoluşan sorularla peki o zaman varlık nasıl var? Peki o zaman bizim varlığımızın ne anlamı var? Peki o zaman ne diye biz bir süreliğine bu kadar hayatın içerisinde yaşıyoruz?
Gelenler nereden geliyor? Gidenler nereye gidiyor? Bu hissettiğimiz kendi öz varlığımız diye bu bedende hissettiğimiz bu nedir nerededir nasıl bir şeydir var mıdır yok mudur? Yoksa niçin kendimizi bu kadar derinlemesine iyi hissediyoruz? Gözünü kapayınca bir insan yani ölünce öylece onun o yani biz de öyle olacağız biliyoruz. O içimizde kendimiz diye hissettiğimiz yanımız ne oluyor bu varlaşıyor mu kayboluyor mu yoksa hiç yok muydu? Dolayısıyla varlığa dair bingo sorular dedikleri siz ister yaratanı yok sayın ister ikrar edip kabul edin iman edin ama yaratanın var ettiği bir alem içerisinde varlığa dair açıklamayla karşı karşıyasınız.
Dolayısıyla ateizm bunlar içerisinde demin girişte kısaca özetlediğiniz varlık hep vardı yeyledi. Yani dolayısıyla hani sonradan var edildi deyince bir var edeceği harici bir etkeni gerektirdiği için yok ne münasebet dediler yani bu hep vardı sonsuzdan geliyor madde zaten hep olmalı. Yani bir şey dediler varken yok olmaz yokken var olmaz ve bunlar uzun yıllar tedirse ettiler yani. Dolayısıyla da bu varlık sisti varlık hep vardı. Peki varlık üzerindeki bu canlılık sistem maddi arası denge yani bunu nasıl izah edeceksiniz sormasak da kendileri bu izahın peşine düşüyorlar.
Bir açıklama getiremediğiniz zaman o sorular sizin üzerinize hücum ediyor biri yaptı yani var eden bir kudret. Dolayısıyla bir cevap bulduğunuzda adeta rahatlıyorsunuz yani bunu itiraf etmeseler de çünkü onlara sorarsanız biz böyle bir inkarın içerisinde değiliz. Yok ki zaten inkar edelim yani referansı veya orijini kendi taraflarına çekmeyi tercih ediyorlar ve iddia sahipleri var karşımızda. Biz sadece bu iddiaya itibar etmeyen kimseleriz öyle inkar çünkü tepkisel bir şey bir refleks ve zorlu bir şey olumsuzluk barındırıyor. Halbuki bu taraftan bakınca var eden kudretin varlık var ama dolayısıyla üstünlük bu tarafta siz o zaman varlığın nasıl var olduğuna dair bir açıklamanız olmalı ki var eden kudreti bypass edesiniz.
Yoktu diye insanlar ikna edesiniz. Dolayısıyla her ne kadar serin kanlı dışarıda bu işle alakasız tamamen yaşadığı ortamda gördükleriyle yetinmiş görmediklerine itibar etmeyen ve esaslar var olduğunu reddeden bir serin kanlılık sergileseler de bu yaratılış dediğimiz fıtrat insanın içerisinden yani sadece dışarıdan ayetlerle değil içten de harekete geçiyor.
Tabi biz insanların içlerini görmüyoruz kendi içimize sadece tanık durumdayız işin gizemli tarafı da bundan sonra başlıyor. Çünkü eğer bu bir görüntü oluşumu ise mesela receiver değil mi alıyor datayı gökten sonra onu içerde bilgiyi işliyor görüntüye dönüştürüyor. Şimdi ayetlerin içerde bir karşılığı oluşuyor Cenab-ı Hak bunlar sadece dışarıda değil diyor. İçten de bir karşılık senuri him ayatina fil afaqi dıştan göstereceğiz ayetlerimizi ama sadece dıştan görünen değil işte bunun karşılık bulduğu anlam. Kendi içlerinde de biz bu anlamı oluşturacağız ne var ki anlama galibela el est bezmindeki hadise acaba işaret ediyor mu yani yüce rabbimiz yaratırken insanlara kendi rabbini kendilerinin rabbi olduğunu tanıtıyor.
Dolayısıyla o bilgiyle insanlar yaratılıyor. O enfüsü dediğiniz alan bu el est bezmine galibela olayın hadisesiyle paralel bir şey mi acaba.
Şimdi Cenab-ı Hak diyor ki kıyamet günü biz bundan gafildik demeyesiniz diye bu sisteme giriş öncesi yani biz sisteme şey yapılarak giriyoruz yani resetlenerek giriyoruz zaten çocuk olarak bebek olarak geliyoruz.
Ortamla olan irtibatımız bile o esnada zayıf gördüklerimizi algılamak anlama. Dolayısıyla büyüdükçe algısı açılıyor insanın. Şimdi sisteme giriş öncesinde Cenab-ı Hak kendilerine bizlere hepimize ben Rabbiniz değil miyim dediğinde zaten o esnada ortamdayız yani bu baloncunun içerisinde bu özel ortamda değiliz orada zaten huzurdayız.
Cenab-ı Hakk’a bela dedik elbette Rabbimizsin dedik. Bu irade bir bela değil bu gayri irade mecbursun o esnada irade alanı henüz açılmamış ama irade alanın açıldığı bu ortama girdiğimizde izole edildik şu anda sadece Allah’ın ayetleriyle karşı karşıyayız ve anlam sadece bizim içimizde oluşuyor ama her birimizin içinde oluşuyor.
Cenab-ı Hak yani önden sözü verdiniz size içeri uyutup gönderiyoruz veya bayıltıp gönderiyoruz nasıl derseniz ama içeride Yarabbi biz yani gerçeği hatırlayamayacaksak bilemeyeceksek o zaman nasıl sana karşı seni tanımak bilmek hususunda sorumluluğumuz olacak.
Cenab-ı Hak dedi ki sen üreyim göstereceğiz biz hem dıştan ayetlerimizi yani baktıkça bunu yapan irade bunu var eden kudret yediklerinden içtiklerinden üzerinde gezdiğin bu güzelim hayat dolu gezegenden o fi enfusikum kendi bedeninden bunu sana var eden gözünden kulağından yürüdüğün ayaklarından diyeceksin ki bunu var eden kudret azameti büyüklüğü.
İşte o kendi içerisinde kişinin var eden kudrete dair bir bilinç fıtratında oluşuyor ama bu içinde ve kapalı ve ortamda oluşması irade ile ilişkili bir şey.
Şimdi muhatabımız veya herhangi bir insan bende bu oluşmuyor diyebiliyor ben bakıyorum diyor mesela yani bunlar rastgele yönetilmeyen kör ve karanlık bir süreçte denk gelmiş olabilir diyor illa bir var edeni olması gerekmiyor hem o var edeni ben göremiyorum diyor mesela. Yani onun hacmini onun kütlesini normal dokunarak hissederek yoklayarak bildiği maddelerden gibi maddeden söz etmiyorsunuz var eden ama görsel alanım içerisinde olmayan Allah azze ve celle biz insanlara yani sadece gözlerinizle ellerinizle değil aklederek o sezgimizle zatını tanıdığımız özel bir mecra açmış ve bu mecrayı kişinin iradesiyle ismini
isterse bu mecrada yürüyüp akledip var eden kudreti kestiriyor içinde bu iman dediğimiz Cenab-ı Hakk’ı tanımaya dönük bilinç oluşuyor ve sonra bunu ikrar ederek Müslüman oluyor yahut bu irade bir süreç olduğu için buna kapatıyor kendisini efendim bize de dönüyor yalan söylüyor içimde böyle bir şey oluşmadı diyor ben içimi olduğu gibi dışarı yansıtıyorum diyor nasıl olsa biliyor ki başkaları
biz girip içeriye bakamayacağız bu hepimiz için geçerli olan bir şey bu imanı tekil kılan ve imanı kişinin iradesine bırakan muazzam bir gizem açık olsa o zaman Cenab-ı Hakk’ın mesela firavun ve taifesi için
o cehennemde yalanladılar onu ama içten içe yakinen onun farkına varmışlardı yani kesince yakinen onun söylediklerinin doğru olduğunu artık bilmişlerdi ama dıştan dışa bunu dilleriyle yalanladılar dolayısıyla bizim hemcinsimiz olan ve aynı bizim gibi Cenab-ı Hakk’ın yarattığı ve aynı bizim gibi Cenab-ı Hakk’ın bu cevherleri yani fıtrat onlarda var ettiği insanların bazıları dönüp biz bu dediğiniz varlık haliminde varlığın bir var edicisi olması gerektiğine dair sizin delil diye konuştuğunuz sabahtan akşama kadar konuşabiliriz var eden kudretin var ettiği ve ilmini buralara yerleştirdiği bizim bu ilmi sabahtan akşama kadar okuduğumuz tarih kurulalı beri okuduğumuz değil mi fiziğiyle kimyasıyla otomatiğiyle canlılık bilimiyle
biyolojisiyle tıbbiyle yani bir insan burada derinlemesine bilginin sonu yok şimdi bu kadar bilgiyi biz irade varlıklar olarak kazdıkça çıkarıyoruz ve o bilginin karşısında hayranlıkla onu öğrenirken ve onun oluşturduğu iç içe sistemleri inceliyoruz sonra dönüyoruz bunu ortaya koyan var eden bu bilgiyi ye sahip üstün bir kudret yok demeye doğru almak istiyoruz bize göre bu olanaksız bir şey diyelim ben öyle söylüyorum kendimi ifade ediyorum illaki bu bilginin sahibi ve bu bilgi de yetmez kuru bilgi sistem ortaya çıkarmaz kuru bilgi bir şey oluşturmaz bu bilgiye iradesiyle gücüyle bunu gerçekleştirecek bir kudretle ihtiyaç var dolayısıyla dönüp tıpkı Hz. İbrahim’in yaptığı gibi ey gökleri yeri var eden ey beni var eden diye onunla
yetişime geçmeye başlıyorsunuz çünkü artık onu kestiriyorsunuz Cenab-ı Hakk biz bunu hepinize yapıyoruz diyor kacca akımbasa evrimini rabbikum basiretleri biz hepiniz de gösteriyoruz ama ondan sonrası yol ikiye ayrılıyor
femen ebisara basiretleri değerlendirip yani basiretini kullanıp akledip evet var eden bir kudret olmalı onu ben göz ardı ede ede yaşayamam hayatımın bir anlamı olmalı Cenab-ı Hakk iyi insanları talip ederken onlar dedi
ve tefekkarun fî khalqı semavati vel ard göklerin ve yerin yaratılışı konusunda tefekkür ederler sonra derlermiş ki Rabbana ma khalaqta hâza bât ile Rabbimiz sen onu boşuna yaratmadın yani bu yaratılışın anlamsız boşuna gelen bir süre kalıyor muazzam bir yaratılışla geliyor gencecik yaşıyor yaşıyor yaşlandıkça örseleniyor örselendikçe bir vakit geliyor buradan çekiyor gidiyor bir daha onu geri getiremiyoruz bu boş yere bir şey olamaz bu bir anlama hizmet ediyor hele hele kendimizi diğer canlılardan ayrı irade varlıklar olarak görürken hele hele doğruyu yanlışı iyiliği kötülüğü adaleti zulmü ayırt edebilecek potansiyelde kendimizi yaratılmış görürken var edene karşı sorumluluğu hayatta Cenab-ı Hak hepimizin hissedip bildiğini söylüyor
ama bunu en fazla ne kadar konuşursanız konuşun içte kaldığı için çünkü içteki fi enfusihim dediği taraf kapalı bir taraf ne sizdeki oluşan görüntüyü dışarı yansıtıp bak ben bütün içtenliğimle var eden kudretin gücüne tanık olduğum için ona iman ediyorum çünkü onların iddiası siz ortamdaki bir alışkanlığı atalarınızdan gelen bir dinsel alışkanlık var dolayısıyla bir inanç
atlanması içerisindesiniz bu ortamın da bir değeri olduğu için bunu sahiplenip ortamın menfaatini paylaşabilmek ve yaşayabilmek için yapıyorsunuz bunu yoksa sizin de yani karşı görüşün savı sizin bu anlamda bir kanıtınız bir deliliniz yani inanarak veya iştenlikle bunu yaptığını söylenemez karşı iddia bu bu taraftaki iddiada ben bunu içimde buluyorum akleden yanımla görüyorum ona tanık oluyorum tanık olduğum için bu gerçeği aykırıyorum ve bu uğurda hayatımı yaşıyorum yeri geliyor bu uğurda değil mi ölüyorum dolayısıyla inna hayati kul inna salati yunusuk yomah ya yomati lillahi rabbil alemin çünkü ben onu görür gibi oluyorum varlık bu kadar sistem Cenab-ı Hak dedi ki emmen khalaqa l arda gökleri yeri yaratan başka yani hangi kudretten söz ediyorsunuz bir hiçlikten mi söz ediyorsunuz
ama gülü ku min gayri şeyin hiçbir şeyden mi var olduk demeye getiriyorsunuz bunlar dediler ki statik evren sonsuzdan gelimli tabi bir kütlesel varlık düşünüyorlar bu kadar göklerdeki sistemler bunlar hep vardı zaten nasıl yok olsun ki ve çok da mantıklı görünüyordu o zamanlar ama Cenab-ı Hak getirdi getirdi öyle bir ana getirdi ki yani miladı olmayan doğum
tarihi olmayan sonsuzdan geldiklerini söyledikleri sistemin bir doğum tarihi olduğu gerçeğiyle bizatihi kendileri yüzleşmek zorunda kaldılar. Big bank teorisi veya bir varlık yani neticede big bank bir model ama sonuçta karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şu evren stabil bir ortam değil genişleyen bir ortam yani balon gibi genişliyor dolayısıyla geri geri geri geri gittiğiniz zaman bunların hepsi büzüşü tek bir yerde toplanıyor o zaman bu muazzam sistemin tek bir noktadan bir doğum ile ortaya çıktığına dair bir sonuca geliyorsunuz. Yani materializmin felsefesi çökmüş oluyor aslında yani madde hep vardı evet madde hep vardı ve biz maddenin rastlantısal ürünlerimizin temeli kayboluyor o zaman bir tarihte var olduysa o zaman hangi sebep bunu var etti o tarihte
şimdi harici bir etken ile yüzleşmek zorundasınız bir var edici kudretin var ettiği hani kütleler bu kadar büyüksünler vesaire hiç yok olmazdı var olmazdı sadece big bank değil diğer taraftan bizim atom yaklaşımımızda da büyük değişmeler meydana geldi.
Yani maddenin kendisi parçacık mı yoksa enerji mi arada bir şey mi orada da biz kendimizi kaybetmek üzereyiz yani madde dediğimiz o somut haliyle görünce ancak tutunca ancak inanırım dediğimiz şey o da elimizde kalmamaya başladı. Atom altı parçacıklara indikçe aslında madde diye bir şey de kalmıyor belki enerjiye doğru gidiyor yani maddenin izafili bir nevi ortaya çıkıyor.
Yolculuğumuz devam ediyor orada ama biz artık o eski çok kaba haliyle sadece kütlesini ve hacmini tartabildiğim ölçebildiğim şeylerden ibaret bir dünya kurarım kendime onlar içinde o sizin metafizik yani fiziğin ötesinde işte tanrıdan söz etmeniz ilahtan söz etmeniz onlara ben kapalıyım diyen düşünce kendi bırakın dini argümanları kendi bulunduğu ortamda bile gayip ile karşılaşmak ve sorununu çözmek zorunda kaldı. Başta benlik sorunu yani eğer toprak dediğiniz topraktan oluşan bir canlı biz insanlar öyleyiz eğer bizim içimizde bizi biz yapan biz dediğimiz o ruhsal yanımız onlara göre böyle bir şey yok biz bir evhamı yaşıyoruz.
Beynin sağ tarafı bir hikaye yazıyor sol tarafı bir hikaye yazıyor ve siz o arada bir tercih yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz bir vehim yani düşünün kaçıncı modern zamanlardayız. Dünyada en çok satan kitaplardan birisi irade yanılgısı diye bir kitap yine bir başka kitap en çok satanlardan biri tanrı yanılgısı diye bir kitap.
Bu iki kitabın yani hem hem iradenin yanılgı hem de tanrının yanılgı olduğu sonucuna gelmiş olması bu tanrı tanımaz anlayışı şunu bize gösteriyor ki Cenab-ı Hak zatını bir gayip olarak yani ortamın içerisinde değil de var ettikleriyle yani ayetleriyle bize tanıtmış ya bizi de aynı şekilde kendimizi de tanıyacak tanımamızı
yaptıklarımız üzerinden bize mümkün kılmış yani kendimizi ayna tutamıyoruz. Ben çocukken düşünüyordum gözlerimin arkasında bir yerde herhalde yerleşmişim sonra herhalde böyle daha arkalarda içerlerde belki şurlarda bir yerde yani ben bir şekilde bir yerdeyim bu bedenin içerisinde yani burayı kesince
parmaklar gidiyor ama ben hala burada duruyorum bazısı bakıyorsun ayağı kesilmiş ayak gidiyor ama hala kişi o zaman kişi bunun neresinde dediğimizde materialist anlayış diyor ki ben açtım bunu her tarafına baktım bildiğin yani normal tabi elemetlerin dışında hiçbir şey yok bunun içerisinde
dolayısıyla kısaca ve basitçe sen yoksun diyor tabi bu arada kendisi de biz gibi bir varlık olduğu için ben yokum diyor ama biz ona bu kez ben buradayım diyemediğimiz için yerimizi gösteremiyoruz bu sefer bizim yani benim yaptıklarım üzerinden varlığımı ispata kalkıyorum.
Diyorum ki nasıl bak ben olmam bak ben seni seviyorum sevgi ilişkisi kurabiliyorum seninle konuşuyorum bak demek ki ben varım seninle konuşuyorum eylemler icra ediyorum bir şeyler yapıyorum bak bir hayat yaşıyoruz düşünüyorum o halde varım diyor mesela düşünüyorum o halde varım yani ben düşünüyorum şimdi bunların hepsi bizim ben dediğimiz kendimizin yapabildikleri üzerinden yaptıklarımız üzerinden sonuçlarıyla dışarı kendimizi itiraf ettirmeye kabul ettirmeye.
Çalışıyoruz öyle yapmış ki Cenab-ı Hak eğer bu modeli kabul edecek olursak yani etkisi gücü yaptıkları üzerinden varlığını tanıma bunu Allah Azze ve Celle diyor ki bana da ben de gökleri ve yeri yaratan benim gökten suyu indiren benim rahimlerde size şekil suret veren benim yaptıkları üzerinden bir kudreti tanımak doğrudan kendisini hacmiye kütlesini illa olması gerekiyor.
Bilmeseniz görmeseniz bile bunu yapan biri var dediğiniz eee biçimde yaklaştığınızda beni de tanımak durumunda kalacaksınız.
Kuran-ı Kerim’de Allah-u Teala aslında insanların insanların aklına fikrine düşünce gücüne hitap ediyor sürekli yani vahiy dediğimizde sadece kabul edilmesi gereken sabitelerden bahsetmiyoruz. Aklın da teyit ettiği akla da yol açan aklın da ön plana sürüldüğü bir mesaj bütününden bahsediyoruz.
Allah-u Teala çünkü sürekli düşünmeye atletmeye kâinatı varlıkları anlamlandırmaya bunların sahipsiz bir yaratıcısız var olamayacağını söyleyip insanlara mesajını iletiyor.
Yani bu sabiteler içerisinde en başta gelen adına sabite dediğiniz için diyorum en başta gelen zat-ı ilahinin kendisi değil mi? Onu dahi bizim akletmemize yarattıkları üzerinden gücü kudreti üzerinden bak bunları yapan benim. Seni de ben yarattım. Yani yoksa beni tanımazsan sen emhulikumin gayri şeyin hiçbir şeyden mi oldun yoksa emhumul khalikum yoksa sen mi kendini yarattın. Biz ya hiçbir şeyden olduğumuzu diyeceğiz ki yani alternatif iddia buna yakın bir şey söylüyor. Yani yönetilmeyen diyor Cenab-ı Hak yok yani karanlık bir süreç diyor yani süreç planlı programlı falan değil rastgele ilerliyor. Ve orada denk gelen bir şeyler diyor yani oraya sığınıyor adeta. Tesadüflerle bir sistem hem de iç içe birbiriyle konuşan muazzam bir sistem. Şimdi buna bizim sorumuz şu buna bir kimse inanabilir mi?
Yani yaratanın var ettiği bu fıtrat ile samimiyetini koruyarak samimiyetten vazgeçersiniz dilinizle her istediğinizi söylersiniz ama samimiyetini koruyarak fıtratı buna evet olur böyle bir şey doğru diyebilir mi? Cenab-ı Hak diyor ki asla hiçbir insanı o yarattığı fıtratı böyle bir yalana böyle koca bir yalana inanmaz bunu kabul etmez.
Şimdi biz artık bu andan sonra tek kişiler olarak kendi içimize dönüyoruz. Her birimiz çünkü başka kimse değil hepimiz kendimiz kendimizin deneyiyiz. Gerçekten böyle bir şey ikna edici ve evet ben buna ikna oldum. Varlık böyle oluşuyor hep de böyle zaten her şey denk geliyor baksana ne güzel diye bir ortamda mıyız?
Yoksa bırakın yönetilmeyen kör ve karanlık süreçte bir şeylerin oluşup denk gelmesini biz zaten bir yönetiminin olduğu biz yani iradi varlıklarız değil mi? Böyle rastgele kolaycı olabiliyorsa bunlar yönetildiğinde çok daha kısa ve çok daha iyisi olması lazım.
Havuk bizim kendimiz bu kadar ilim yaparak yaptıklarımız onun yanından bile geçmiyor. Biz hala oradan kazıp kazıp bilgi çıkarıyoruz ve çıkardıklarımızı özellikle bile isteye üstüne düşe düşe yapıyoruz. Bazen ufacık bir hata yaptığımızda da gökyüzünde patlıyor mesela ne oldu? Challenger havada patladı. Niye hata yaptık çünkü değil mi?
Dolayısıyla ortamdaki koşullar ve kurallar fizik kaydeleri amansız işliyor acımasız işliyor ve sadece en mükemmel en doğru yaptığınızda bir netice veriyorsunuz. Bu kadar ilim ve iradeyi bunun ardına koyduğunuz halde siz diğer taraftan hayatınızda tecrübe ettiğiniz bu süreç bu kadar belirginken kendi varlığınızla ilgili canlılık varlığı ile ilgili sistemin genel varlığı ile ilgili
onu böyle tamamen yönetilmez bir şey olarak kabul etmeye aldanmak ve gönüllü bir yanılsamaya girmek istiyorsunuz. Bu insanın yapabileceği bir şey değil ancak kim yapar ancak bile isteye kendisini kandıran ve kendisine kendisi bizatihi yalan söyleyen kimse.
Aklını, ricdanını bütün duyularını bastıracak ancak böyle bir hakikati düşünmekten veya aramaktan vazgeçebilir veya inkar edebilir. Cenab-ı Hak bunu belirgin kılıyor bir de bunun üstüne onu yok sayıyor. Şimdi terimoloji çok önemli dedik ya onlar diyorlar ki bizim terimolojiyi böyle kabul edin.
Cenab-ı Hak nasıl bir terimoloji kullanıyor? Kufur diyor onlar inkine. Kufur ne demek? Üzerini örtüp kapatma demek yani tam da var olan bir şeyi var olduğunu bildiğim bir şeyin üzerini kapatıp örtmek. Bu böyle devam edecek. Bireyler kendisine saygı duyup içtenliğiyle yok daha fazla ben bu yalanı sürdürmeyeyim deyip Rabbine yönelenler olacak.
Diğerleri o yalanı sürdürerek devam edecekler. Tara nereye zaman? Buna kadar Cenab-ı Hak dedi ki وَلَوْ تَرَٰٓٓٓ اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ Ateşin kıyısına getirildiklerinde قَالُوا يَالَيْتَنَا نُرَدُّوا كَيْشَا يَرِيْدُوْلُوْلِسَكْتَ وَلَا نُكَذِّبَ بِآيٓاتِ رَبِّنَا Ve Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak.
Cenab-ı Hak onların bu sahnedeki geri döndürülelim yalanlamayalım bu ortamda yaşananları şöyle ifade etti وَالْبَدَٰلَهُمْ مَا كَانُوا يُغْفُونَ مِنْ قَبْلُونَ Aslında olan şu şu an için ortaya çıkan bu durum onlar açısından önceden gizledikleri bir şeyden gayrısı değildi. Yani orada yeni öğrendikleri bir şey değil.
Biz öğrendik meğer bu iş böyleymiş hadi geri dönelim dedikleri bir şey değil koca bir ömür üzerinden geçtikleri halde ve her defasında yenilendiği halde çünkü ayetler geldikçe içten üzerinden geçiyor fıtratın yeniliyor tazeliyor. Varedene dair bilinci tazeliyor ve siz yine onun üstünden üzerine örtübilmek için bir şeyler yapıyorsunuz.
Bunu ölene kadar yapmışsınız ve öldükten sonra yaşadığınız olay sadece düne kadar bastırdığınızın dışarı çıkmasından gayri bir şey değil. وَالْبَدَٰلَهُمْ مَا كَانُوا يُغْفُونَ مِنْ قَبْلُونَ Önceden gizleyip durduklarını şimdi açığa vurdular dedi Cenab-ı Hak. Sonra da en küçükken böyle bu ayetleri çok bunlar Kur’an’da biliyorsunuz. Cenab-ı Hak diyor yalvarıyorlar. رَبَّنَا عَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَرْجَعْنَا نَعْمِلْ صَالِحَانَ
Ya Rabbi bizi geri döndür. Salihamelle işleyeceğiz. Diyordum ki yani gönderse Cenab-ı Hak hazır söz veriyorlar yani değil mi? Ama bu ayetin devamında Cenab-ı Hak diyor ki وَلَا وُرُدُّوْ لَعَادُوْ Geri döndürülseler yine aynı şeye geri dönerler. لَعَادُوْ لِمَا نُهُعَنْ O sakındırıldıkları yaşam biçimine geri dönerler. وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبٌ Şu anda bunlar yalan söylüyorlar.
O bakımdan adam zaten koca bir ömür bu bilinç ile kendisiyle çakışarak yani fıtratıyla çakışarak yaşamış. Bunu o kadar kararlı bir tepkiye dönüştürmüş ki Yaradan’a karşı. Cenab-ı Hak diyor ki biz yani onda bir hayır olabilecek olsaydı biz zaten o hayır olabilenlerin hepsini değerlendirdik. Hepsi iyi kimseler oluverdiler. Ancak öğüt almaya büsbütün kapalı sıfır yani tamamen kapalı olanlar bu halde buraya kadar geldiler. Şimdi bunların hepsini geri döndürsek bir tane bile fil’e vermez. Hepsi tekrar aynı yaşadıkları inkarı yaşamaya devam ederler. Dolayısıyla hayatın bir esansı ve özü varsa o da sen, ben, o bizim yaşadığımız irade. İstersek içimizle dışımız arasındaki bu tampon bölgeyi değerlendirip kendimize içimizde koca bir yalan söyleyebiliriz. Varlığa dair, hayata dair ve o yalan üzere sonu izimle biten pek çok şeyin peşine düşebiliriz. Ama buna kalbimizi tatmin edecek şekilde boyun eğdirebilir miyiz? Cenab-ı Hak diyor ki asla çünkü kalpler O’nun yarattığı bütün beden varlık O’nun yarattığı ve özellikle kalpler de öyle sadece O’nun zikriyle mutmain olur. Sadece O’na eyvallah eder tabiri şeyh ise
اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبِ Başka izimleri getirsen o kalbi mutmain edemezsin. O andan sonra yaşayacağın şey Cenab-ı Hakk’ın Ya’mahûn dediği bir şey. Bu Ya’mahûn içiyle insanın kendisinin mücadele ile hayatını devam ettirmesi. Bu mücadelede tabi bir mutsuzluk çünkü iç bütünlüğünü sağlayamıyor. Yani aklını bastırıyor, düşünmesini, düşünme gücünü.
Çünkü akıl devamlı hakikat arayışı içerisinde, o gerçekleri düşünme ihtiyacı içerisinde. Onu düşünmesin diye farklı yöntemlerle içkiyle, uyuşturucuyla veya sefahatle, eğlenceyle onu bastırmaya çalışıyor. Kalbini, ruhunu susturmaya çalışıyor. O hakikatleri görmemek için. Cenab-ı Hak diyor ki
Ateş yakan bir adam gibi bir ateş yakıyor, bir aydınlanma ihtiyacı, bir ışık ihtiyacı. O karanlık onu sıkıyor, bunaltıyor. Çünkü normalde içinde bulunduğu belirsizlik Ya’mahûn dediği Cenab-ı Hak’ın o kadar geleceğe dair bir ufku yok. Çünkü baştan hayatın bir sonrası olmadığını, dahası hayatın bir sahibi olmadığını. Yani rastlantısal bir süreçte peydahlanmış bir varlık muamelesi yapıyor kendisine ve anlamsızlığı esas alıyor. İnsan için büyük bir acı tabi ki. Baştan acının tamamını üzerine yıkmak gibi bir şey. Hani biz acıdan kurtulabilmek için kendimizi böyle bir afyonla kaldırıyor kandırıyoruz sanabilirler. Siz de bu acıdan, bu gerçeği kabullemekten kaçtığınız için hayata bir sahip tanıyıp o sahipten de kendinize bir ümit oluşturuyorsunuz diye. Hayır, hayatın zaten kendisi var ve var eden zaten hayat var olduğu için var. Dolayısıyla biz hani isteğimize uygun bir kılıf uyduruyor değiliz. Varlığın kendisinden var ediciye zaten ulaştık. Sonra varlıkta okuduklarımızı, anlam arayışını, gelen vahiy ile mutabakatını ve eşleşmesini gördük.
Yani yaratan kudretin bizim için yarattığı, neden yarattığına dair anlamı kendisinden dinledik. Ve kalbimiz bununla mutmain olduğu, akleden kalbimiz bununla mutmain olduğu yapacak başka bir şeyimiz yoktu. O andan sonra insanın yolu ikiye ayrılıyor. Dürüstlükle devam ederse kalbini olduğu gibi dışarı vurmak, yalancılıkla devam ederse kalbini bastırıp dışa farklı şeyler konuşmak.
Belli sonları izimle biter. Bir dünya alternatifler bunlar. Bu ateizm tabi ki materyalizmde yani her şeyi maddede gören bir anlayış ve yaratıcıyı yaratıcı gücü göz ardı eden bir anlayış. Aslında bu yani felsefe olarak konuşulmasa da hayatımızın çeşitli noktalarında belki biz inanan olarak kendi dilimizde
yani küfrü gerektiren, küfrü çağrıştıran kelimeler kullanabiliyoruz. Bu medyada böyle, kendi konuşmalarımızda böyle, reklamlarda mesela bunu doğa yaptı diyebiliyoruz, sebepler yaptı diyoruz. Veya kendi kendisine olduğu ifadelerini kullanabiliyoruz yeri geldiği zaman. Aslında bunların hepsi inasızlığa, metalizme insanı götüren çok tehlikeli ifadeler.
Bunların birçoğunu belki farkına varmadan kullanıyoruz. Ama hayatımızın içerisinde her safhasında bu tip ifadeler, küfrü gerektiren, çağrıştıran ifadeler var. Bunlardan sakınmak gerekiyor herhalde. Tabi Devin dedik ya kullanılan dil çok önemli diye. Cenab-ı Hak küfrü bildiği gördüğü bir hakikatin üzerini örtmek olarak ifade ederken zatına dair bu iman sürecini de eminden yani iman olarak tarif etmiş. Bazıları hani batıdaki olduğu şekliyle böyle faith, inanmak gibi normalde olası gözükmeyen, abartılığı, hiç makul olmayan şeyleri kişinin öylece kabullenip bir önyargıyla şartlanması. Bu bizim hak dindeki iman böyle bir şey değil. İman hak dinde emminden yani güvenden, kalbin mutmain olmasından akledip gençliğe tanıklıktan başlayan bir yolculuk. Dolayısıyla hayatı sahibiyle birlikte ”el alehul khalqu” yaratma ona ait olduğu gibi ”ve el-embu” yaşatanın da o olduğu bilinci, uyanıklığın zirve noktası. Bu uyanıklığı yakalayabildiğimiz sürece konuştuklarımızda demin bahsettiğiniz doğru konuşabiliyoruz. Ama bu bilincin yüksek halini her an koruyabilmek mümkün olmayabiliyor. Yer yer zafiyete düşüyoruz. Bazen bakmışsın bir dünya seküler düşünce üretmişiz kafamızda. Olayları sadece görünür etkenlerin etkisiyle yorumlamışız, ilerletmişiz. Şöyle olur o da böyle yapar bu da böyle olur. Ama sonra bir bakmışız ki biz bu düşüncelerimize Cenab-ı Hakk’ı dahil etmiyoruz. Halbuki ”Valillahi akıbetul umur” bütün işlerin akıbeti, sonu, son kararı veren Allah Azze ve Celle’nin kendisidir. Sistemin varlık nizamının sahibi o. Dolayısıyla bu gel gitlerimiz elbette ki sahabe-i kiramda bile Hanzele hadisinde görüyoruz. Diyor ki Resulullah’ın yanındayken, onun anlatımını dinlerken, onun konuştukların içerisindeyken cenneti cehennemi görür gibi oluyoruz. Ama eve işe güc ortamına gelince bir bakmışsın hayatın etkisi içerisinde belli bir efendim kayma yaşamışız veya zafiyet yaşamışız. Bundan ötürü kalkıp kendisini nifakla töhmet altında tutmuş yani ben münafık mı oldum diye. O bakımdan Cenab-ı Hakk’ın ayetleri ile ayetlerin bizdeki karşılığı arasında hayatımızı bir bilinç üzere eğer bu odakta tutarsak ki bu kelamı Allah’a bir yandan kulak verip diğer yandan da Cenab-ı Hakk’ın yarattıklarında gözlem yaparak biz böyle bir varlıkız. Evet tefekkürle. Yaratılışınızın abes olmadığını boş yere yaratılmış gözümüzü kapatıp öldüğümüzde bir hiç hiç olmayan bir şeye dönüşmeyeceğimizden emin.
Biz sizi abes olsun diye mi yarattık sanıyorsunuz sorusuna kendi içimizde elbette biz abes varlıklar değiliz. Hissettiğimiz kendimizi hissettiğimiz bildiğimiz kadar var eden Kudret’in yarattıkları üzerinden de ona tanıklığımızı yaşamak. Bunun için Cenab-ı Hak bize bu araçları işte başta namaz olmak üzere, oruç ibadeti olmak üzere, Kur’an tilaveti olmak üzere.
Bunlar ile farkındalık belli bir seviyede tutulabilir. O zaman teslimiyet belli bir noktada olursa inşallahlar unutulmaz. Efendim konuşulanlar, sözler işte hastalıkla mücadele etmiş de hastalığı yenmiş de bu kabil seküler söylemlere doğru kaymaz. Cenab-ı Hakk’ı hayatın içerisinde bilinçle tutan bir yaklaşım olur. Diğer türlü bahsettiğini isteyeceğim.
O irtibatı sürekli canlı tutmak için ibadetler ve Kur’an ile sürekli hemhal olmamız gerekiyor. Hocam vaktimiz sona erdi. Değerli dostlar, insanın anlam arayışı programında bugün kainatın her şeyi bilen, irade eden ve her şeyi gücü yeten bir var edici tarafından yaratılması gerektiği,
bunun zırtlı bir görüşün, aklın ve vicdanın kabul edemeyeceği bir görüş olduğu üzerinde durmaya çalıştık hocamızla misafirimizle birlikte. Bir dahaki programda ayrı bir konu üzerinde görüşmek üzere.
Hepinize Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız.
İlk Yorumu Siz Yapın