Nihilizm I İnsanın Anlam Arayışı 06 | Dost TV | 30.08.2022
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jN8JxkTOyvk.
Değerli dostlar Dost TV Dost FM ortak yayınında insanın anlam arayışı programına hoş geldiniz. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepimizin üzerine olsun. Öncelikle Yüce Rabbimize hamdü sena ve Nebi Ekrem efendimize salat ve selam ile programımıza başlıyoruz.
Bildiğiniz üzere insanın anlam arayışı programında kainatın, varoluşun, anlamı ve gayesi konusunda beşeriyetin ulaştığı sonuçlar diğer taraftan da vahyin ve dinlerin bize verdiği mesajları karşılaştırmalı olarak sizlerle paylaşıyoruz. Bugün de yine bir felsefi görüş olarak yaygın olan, nihilizm dediğimiz, hiççilik olarak nitelendirilen yine bir felsefi düşünceyi sizlerle paylaşacağız. Yine her zamanki gibi misafirimiz Dumlu Pınar Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi
ve Dinişleri Yüksek Kurulu üyesi Profesör Doktor Halis Aydemir hocamız bizlerle birlikte. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk efendim. Merhaba. Merhabalar. Hocam gerçi kainatın ve hayatın anlam arayışını sorguluyoruz. İnsanın bu konudaki sorgularını irdeliyoruz, tartışmaya çalışıyoruz ama bugün ele alacağımız izim, yine batı tanrı aslı bir görüş, bir felsefe cevabı anlamda değil, anlamsızlıkta, hiçlikte bulmuş.
Hayatın bir anlamı olmadığını, hiçlikten ibaret olduğunu, hatta hiçbir değerin, hiçbir bilginin de mutlak ve gerçek olmadığını iddia eden felsefi bir görüş.
Yani aslında batı düşünce tarihinde vahiden uzaklaşan, vahiy dikkate almayan, peygamberleri dikkate almayan, aklı mutlaklaştıran, direkt akla dayanan bir yaklaşım tarzı söz konusu. Bugüne kadar gördüğümüz izimlerde de olduğu gibi aslında hep akla dayalı bir takım yorumlar söz konusu. Hayatı anlamlandırmada büyük bir sıkıntı var. Yani vahya dayalı olmayan bir aklın hayatı anlamlandırması çok zor gibi gözüküyor. Daha doğrusu kainatın bir maliki ve sahibini kabul etmeden hayatı ve kainatı anlamlandırmak mümkün görünmüyor. Siz ne dersiniz bu konuda? Teşekkür ederim. Ağzı billahi min ash-şeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Ve salatü ve selamu ala resulina Muhammedin alemin.
Rabbana âtenâ mille dumunka rahmeten ve heyyelena min emrinâ raşadâ. Şimdi varlık, varlığa dair, kendi varlığımıza dair ve hayattaki süreçlerimize dair bütün referanslar, var edici kudret Allah Azze ve Celle’den ileri geliyor.
Anlam da ondan ileri geliyor. Şayet onu istisna ettiğinizde o zaman nihilizm olduğu gibi bir gerçek oluverir. Tek bir istisna ile. O yüzden aslında böyle bir düşünce yani dünyaya bakan yüzü ile neredeyse doğru gibidir. Cenab-ı Hak da, قُلْمَتَٓاءُ الدُنْيَا قَلِيْلُ der yani dünyanın metası azcık.
مَعِنْدَكُمْ يَنِفَدُدَرَ Sizdeki bitiyor, tükeniyor. Dolayısıyla esas Cenab-ı Hakk’ın vaat ettiği ve sonuç olarak bir anlam olarak bir gaye olarak kulun elde edeceği, bunu istisna ettiğiniz zaman bundan gayrı bir sonuca gidemezsiniz. Yani bir süre sonra yaşlandığınızı görünce biraz toparlamak için belki mesai harcayabilirsiniz,
spor yapabilirsiniz, kıda vesaire desteği alabilirsiniz ama bu sizi yoracaktır. وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ Biz kimi yaşlandırırsak, ömür verirsek, onu yaratılışını tersine çeviririz. Akletmez misiniz? Dolayısıyla gördüğümüz hayatta eksilmeler, tükenmeler,
ondan sonra yaşlanmalar, bitmeler, bunlar Cenab-ı Hakk’ın ifadeleriyle baktığınızda akledip kalıcı gayeye yönelmeyi aslında işaret ederken, eğer o gaye ile o sonuçla irtibatlanmıyorsanız ve bütünüyle buraya heves ediyorsanız, burada size kanmıyorsa o zaman batağın içerisine düşüyorsunuz demektir.
İyi bir tarafı var nihilizmin. Nasıl bir iyi taraf? Hani derler ya diğer izimlere benzeterek söylüyorum, düşmüşler, düşmüşler, düşmüşler artık en alta düşmüşler. Diyorlarmış ki yani bir iyi tarafı bundan da haşhası yok yani en dipteyiz. Nihilizm artık her şeyden vazgeçti, hayatı, varlığını, değerleri, her şeyi boş verdiği,
bunların aslında bir hiç olduğu, bir anlamının olmadığı, bir sonucunun olmadığı bir yerde bir kabulleniş gibi bir şey. Bazıları diyorlar ki bu kabulleniş kişiyi artık ümitten kopardığı için, yani kalıcı uzun vadeli gaye anlamında bir ümitten kopardığı için, bu kez kısa vadeli şeyler ile mutmain olabilmesini de sağlar.
Dolayısıyla bazıları nihiliz düşüncenin bir vazgeçiş, tükeniş, böyle bir karamsallık gibi değil de, artık ondan sonra bu günübirlik şeyleri daha rahat yaşarsınız. Eğlenceleri daha yani hepsi bu kadar dersiniz ve onlarla mutlusunuzdur. Öteye dair bir sonsuz beklentiniz olmadığı, hayata dair derin bir düşünceniz olamayacağı, çünkü artık anlamsızlığı temel edindiniz,
bu sizi rahatlatır, yani bir kuş kadar hafifletir. İşte en diptesiniz kayıplar sizi üzmez, zaten kaybedecektim dersiniz. Bu böyle bir mutlu, böyle bir hayat yaşamak. Bu insanın kendisini yani şeytanın ne diyelim ahmakça telkinine gönüllü olarak bırakması gibi bir şey.
Çünkü bütün düşünce, felsefe, akım her şeyin bir beklentisi, sonucu gayesi vaat ettiği bir şey ile anlam kazanacakken, burası vaat etmediği bir şey ile. Yani yok diyor, yani kötü bir haber benden duyacaksın ama böyle diyor. Dolayısıyla özellikle bu Rus gençliğinde ortaya çıkmış bir ve orada karşılık bulmuş bir şey olarak bir miktar ergen bir şey de besliyor temelinde. Dolayısıyla var olan değerleri, söz gelimi aileyi, sorumluluğu, merhameti, başta dini, bunların hepsini boşa çıkarıyor. Diyor ki bunlar anlamsız şeyler. Dolayısıyla gelişi güzel yaşamanın önündeki bütün kuralların hepsi bağlayıcılığı kalmıyor. Yani neyi ne için, neden böyle yapmak zorundayım, neden öyle yapmak zorundayım, hiçbir anlamı yok. Rahat bırakın kendinizi, tabularınızı yıkın diyen bir anlayış. Muhtemelen yani hiçbir değer tanımadığına göre yataydaki değerleri de inkar ediyor. Söz gelimi yani herkes istediğini yapsana ama en azından biri birimize müdahale etmeyelim. Birinin hürriyeti, diğerinin hürriyetinin başladığı yerde bitsin deseniz bile nihilist düşünce buna da çok. Yani temelde bütün değerleri inkar ettiği için o zaman birisi diğerinin yaşam alanına müdahale ederse, hatta canına kıyarsa, yani buna da dair bir açıklama veya önleyici bir şey yok çünkü bütün değerleri inkar etti. Yani hayattaki her şeyi ve esasen var edici kudretin insana, materializmin ötesinde, material yanının, bedensel yanının ötesinde bir ruhsal yanıyla sorumluluk öğrettiği, ahlak öğrettiği, efendim estetik öğrettiği, onlara göre güzel ve çirkin diye bir şey de yok. Bütün değerler inkar edildiği için yani belki öylesine öyle geliyor olabilir ama kalıcı esastan bir karşılığı yok bunun. Şimdi böyle bir yaklaşım, esasında Cenab-ı Hakk’ın yani Allah Azze ve Celle’nin hayat dediğimiz sisteme hem var edici kudret olarak, hem yaşatan kudret olarak, hem de gelecek vaat eden kudret olarak, Cenab-ı Hakk’ı istisna ettiğinizde hayat fil hakika bundan çok öteye bir şey değildir. Yani evet hiç değil ama kal değil, tükeniyor eğer bitmesine bakarak yani neticede tükeniyor. Oraya bakarak hiç diyorsanız normal zaten de öyle. Demin söylediğimiz o hayatın artık aksamaya başladığı, azaldığı, yaşlandığı yanıyla insan bir miktar toparlama yapmaya çalışsa da, bir süre sonra fark ediyor ki hayat avuçtaki buz gibi, eriyor eridiğine göre yani kestiriyorsunuz avucunuzdaki deminki koca buz kütlesi şu anda azıcık bir şeye dönüştü ve bir süre sonra avucunuzda hiçbir şey kalmayacak. Eğer buradan akledip yol almak Cenab-ı Hakk’ın akledin diyor, yani bakın sizi yaşlandırıyoruz, geceyi gündüzün ardına, gündüzü gecenin ardına tüketiyoruz.
Bunların hepsini yani nihilistlerin bir yokluk okudukları manzaradan Cenab-ı Hak bizim akledip bir tükenen ama sonrasına açılan bir sürece doğru ilerlediğimizi okumamız gerektiğini söylüyor. Hangi sebeple, niçin böyle okumayacağız da?
Tükeniyor işte, bitiyor, ne anlamı var? Yani bir teknoloji markete giriyorsunuz, elinize bazı şeyleri veriyorlar, 5-10 dakika elinizde kalıyor çıkıyorsunuz, elinizde hiçbir şey yok. Dünyada da öyle giriyorsunuz, elinize bir şey geçiyor, sağlık geçiyor, güvenemezsiniz, hasta oluyorsunuz, imkan geçiyor, geri alınıyor, kariyer geçiyor, tükeniyor, geri alınıyor.
O zaman yani bir hiç aslında dediğiniz tarafıyla doğru, bunu böyle okumak güzel bir şey çünkü bizim en çok mücadele ettiğimiz hiçcilikteyik her şeycilik. Yani dünyayı her şey sanma, değerlerini, kendisini sınırsız ifade etmesen bile sınırsız bir tutkuyla bağlanma.
Yani daha yaygın olan o, dünyayı her şey, parayı her şey, para, makamı her şey, gücü, kuvveti her şey sayan bir anlayış. Bu hiççiliğin aksine var olanı, materiali her şeyi sanan ve ona sonsuz bir tutkuyla bağlanan. Ama niğilizmde yok, böyle bir şey yok yani. Mal da yalan, mülk de yalan, hepsi yalan.
Peki hakikat nasıl bir şey? Hakikat gerçekten dünya boyutuyla ucu sıfıra bağlanan gerçeği kabul ediyoruz. Biz diyoruz yani ne kadar üzerine mal kayıt olursa olsun, öldüğünde bunların hepsi tek kalemde düşecek. Ne kadar bugün sağlıklı olursan ol, boylu, poslu, yakışıklı olursan ol, yakında bunların hepsi bitecek ve sen bunların hepsinden uzaklaşacaksın.
O sevdikleri, arzu ettikleri, sıkı sıkıya bağlandıkları her şey ile araları kesildi. Bu doğru ama sonrası var diyoruz. Sonrasını nereden biliyoruz? Dedikleri zaman hemen başa dönüyoruz.
Bundan önceki buluşmalarımızda da hep başlangıçtan tutuyoruz. Şu halde varlığımız, Cenab-ı Hak çünkü dedi ki وَلَقَدْ عَالِمْتُمُ النَّشْ اَتَلْ اُولَىِ İlk inşağınızı bildiniz. Oradan yani tutunuyoruz. Çünkü hiç olmamamız gerekirken olduk. Çünkü bir şey, bizler, her şey. Neden hiç olmaması gerekirken var? Hâlihazırda dokunduğumuz, ayaklarımızı sağlam bastığımız, konuştuğumuz, düşündüğümüz, yani biz emindeyiz. O zeminin nasıl var olduğuna bakarsak, o zaman yeniden varlığımıza dair bize bir fikir verecektir. وَلَقَدْ عَالِمْتُمُ النَّشْ اَتَلْ اُولَىِ İlk inşağınızı bildiniz. اَفَلَا تَذَقَّرُونَ Oradan öğüt alsanız, oradan bir çıkarım yapabiliriz.
Dolayısıyla hakikat içinde bulunduğumuz sürecin bir sürkülansiyon olduğunu, bu her şeyi kabul ediyoruz. Ama bunun hiçbir yere çıkmadığını söylemek yerine, var edici, ki varız, var edici kudretin buna bir sonuç oluşturacağı, bir netice oluşturacağı, bir hiç gibi sonlanmayacağına dair, beklentimiz yüksek, aklettiğimiz takdirde. Neden? Çünkü biz burada geliyoruz, yaşıyoruz, gidiyoruz. Geliyoruz, yaşıyoruz, gidiyoruz. Bu kadar sistematik, bu kadar iç içe, muntazam bir nizam içerisinde, olağanüstü bir hayatı bize yaşatan kudretin tam da vahiy ile söylediği şekilde,
bunu kendisine azametine, büyüklüğüne, yaratmadaki gücüne, kudretine dair bizdeki bir hayranlığı uyandıracak ilim yapıyoruz. Ve onu tanıyacak ve sonra ona dönecek bir süreç olarak neden görmeyelim? Bütün işaretler aslında buna işaret ediyor.
Hayatımızın tükenişi de aslında bir hiçten gelişi yoktuk. اَوَلَا يَتْقُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَقُوْ شَيْءًا Yani hiçlik bizim denklemimizde var ve çok önemli bir basamak noktası. Ne diyoruz? Hiçbir şey değildik. وَلَمْ يَقُوْ شَيْءًا Hiçbir şey değildik. Şu halde varız. Önce biz bunu bir konuşalım.
Neden varız? Yani neden var olduğumuz, nasıl var olduğumuz hususunu hiç konuşmadan parantezin arasında olaylara akışa bakıp ya yaşlanıyoruz işte abim yaşlandı, ben de yaşlanıyorum. Büyük dedem öldü. Yani sadece bu aralıkta hiç başı konuşmadan tükeniyoruz. Demek ki bir şeyin bir anlamı yok.
Tükenişteyiz. O zaman hani vur patlasın, çal oynasın. Çünkü ümitsizlik sorumsuzluk demektir. Belki de şeytanın böylelerini, çünkü şeytanın elinde bugüne kadar çok izim gördük. Şeytan açısından bunların hiçbiri ideal değil. Hepsi adamına göre yani kim hangisine talip olursa ona onu veriyor. Ama hepsinin ortak noktası, hepsinde var eden kudreti göz ardı eden,
ona karşı sorumluluğu ihmal etmeye, görmezden gelmeye ve hayatı ya severek yaşamayı ya vazgeçerek yaşamayı ya başka bir batıl tutku ile bir şekilde kovalamayı, özendiren bir izimler çeşitliliği. Cenab-ı Hak bunların hepsine… فَمَادَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا بْطَلَٰنَ Hak’tan öte dalaletten gayrı ne var? Şu halde, buyurun.
Evet, aslında yani insan hiçliği de kabul eden bir ruh yapısına, bir fikir yapısına da sahiptir. Aslında insanın ruhu, kalbi sonsuzluğu isteyen, sonsuzluğu arzu eden, onu arayan bir yapıda. Dolayısıyla insan hiçliğe razı olan bir varlık da değil.
Bunu da aslında dinlediği zaman, kulak verdiği zaman bu hayatın bir hiçlikten ibaret olmadığı, sonsuz bir hayatın olması gerektiği fikrine de ulaşabilir insan. Enfüsten gelen o duygularla. En azından beklentilerle. Çünkü yaşıyorsunuz. Bugün yaşadığınız, sevdiğiniz, eğlencesine katıldığınız, yediğiniz, içtiğiniz, tat aldığınız, zevk aldığınız.
Ama soru şu, yani bu boşalıyor, boşalan pil modeli. Ben böyle ifade ediyorum bazılarınca. Hayat boşalan pil gibi. Yani aldınız bir süre sonra biraz pil boşaldı, pil boşaldı. Kırkınıza geldiniz, pil yaralandı. Bazı yeterliliklerinizin zayıfladığını görüyorsunuz. Yer yer hastalıklar çıkıyor. Şimdi bu böylesi bir yaşama biçiminde gönül isterdi ki dediğiniz kabilden. Yani hiç yaşlanmasaydım, gençliğimdeki gibi dinamik olsaydım, her türlü eğlenceyi, yemeği, içmeyi, bedenim sağlıklı ya. Bunları aynı o ilk günkü gibi yapmaya devam etseydim. Ama öyle olmuyor, tükeniyor, azalıyor.
O zaman bunu bir felsefi olarak değerlendirmem lazım. Hiç’e doğru gidiyorum, tükenişe doğru gidiyorum. Bunu kural haline getiriyorum. Hayat bir hiçtir. Hiç’e çıkar, hiçbir anlamı yoktur. Bir kalıcı. Burada hiçbir anlamı yok ile kalıcılık zıt birbirine. Yoksa bir şeycikler var. O Cenab-ı Hakk’ın kal’il dediği az bir şey. Ama me’indakum yenfedu, sizdeki bitip tükenen bu doğru.
Ve me’indallâhi bâkin. Allah’ın katındakiler ise kalıcı. Şimdi kalıcı olanı da istemiyorum. Hiç olmak istiyorum diyen bir düşünce değil bu. Yani kalıcı olan zaten yok ki. Var olan da aslında yok. Dolayısıyla bir hiç ile başlayan, bir hiç ile ilerleyen. Peki bu esnada ki varlığımızı, bunu bir vehim olarak görüyor. Bir açıklamaya değer bir yanı olmadığını da düşünüyor. Bu konuyu, bu mevzuyu kapatıyor. Dolayısıyla artık rahatlıyor. Getirdiği şey insana, o savurgan, oradan oraya savrulan, yaptığı hiçbir şeyden ötürü bir vicdan muhasebesine gitmek gibi bir algısı bulunmayan bir yaklaşımı.
Bu çok kötü bir şey. Bu insanı vahşileştirir. Yani şurada şu canlıyı tutar, kıyar diyelim bir kediye, bir köpeğe, bir insanı. Ve bunu bir hiç uğruna yapar. Çünkü ne ahlaki, ne dini, ne sosyal, ne toplumsal hiçbir değeri kabul etmiyor. İnsanlığın ortaya koyduğu değerleri de kabul etmiyor. Dolayısıyla bütün değerlere savaş açmış bir mantalite, bir yaklaşım.
Bu aslında insanlık için, insanlık tarihi için çok büyük bir tehlike. Zaten bir dönemde siyasi terör faaliyetleriyle anılmış. Belki de anarşizmin doğuran felsefelerden birisi. Çok aslında insanlık için tehlikeli bir anlayış. Yani bir şey iyi ya da kötü dediğiniz zaman niye iyi, niye kötü? Yani bir koca dağın içerisinde bir yere kazı, bu iyi diye kazılı diye mi gördünüz?
Bu kötü diye, yani referans, dayanak noktası. Yok! Sen, ben zaten geçeceğiz ki en iyisi ortamda biziz. Biz de bu haldeyiz. O zaman hiçbir iyinin, doğrunun yahut kötüünün dayandığı bir zemin yok. Dikkat ederseniz istisna ettiği tek şey, var eden Kudret yani yaratan Kudret’in şuna iyi dediği, buna kötü dediği, adaleti, zulmü, güzeli, çirkinliği, onun referansı üzerinden okuduğumuz o zemin kaybolunca, yani onu ihmal ettiğinizde nihilizm bir gerçek haline geliyor. Çünkü hakikaten hayatın kendisinden menkul hiçbir değeri yok. Görünürde var ediciyi akledip değerlendirmez, vahya kulak vermez iseniz,
o zaman hayat bu görünür haliyle gelenin gittiği boş bir yer, anlamsız, hiçbir şey ifade etmiyor, diyeceğiniz kadar bir boşluk alan esasında. Ama bu kısmıyla doğru yani nihilist düşünceyle burasını doğru okuyup ama başını gözalete ederek ve sonunu gözalete ederek ve esasen kendini gözalete ederek.
Çünkü öyle anlaşılıyor ki Cenab-ı Hak her birimize kendi içimizde varlığımızı hissedeceğimiz bir somut, bir zemin halk etmiş. Mesela diyor ki, فَوَ رَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِيَ Göklerin ve yerin Rabbine, and olsun, اِنَّهُ لَحَقُّنُ o haktır. Hak bu hiçin tam zıddı, hak var, gerçek.
Cenab-ı Hak vâdinin gerçek olduğunu, onları bekleyen, onları çağırdığı o sonucun kalıcı ve gerçek olduğunu ifade ederken, اِنَّهُ لَحَقُّنُ مِثْلَمَا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ Şimdi bize diyecek ki, yani ne kadar hak, bizde ne var o kadar keskince bildiğimiz, o kadar sağlamca bildiğimiz, ona, ona, onun gibi diyeceği bir şey. Elinizdeki su gibi demiyor, işte eviniz gibi sağlam demiyor, çünkü ev işte Pakistan’da gördük, nasıl Ya Rabbi, alıyor götürüyor yani, çöp gibi yıkıyor. Hiçbir şeyin, hiçbir zeminin bir şeyin sağlam olmadığı varlığımız eskiyor, bizdeki nutkunuza Cenab-ı Hak işaret etmiş. مِثْلَمَا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ
Sizdeki şu nutuk var ya nutkunuz kadar hak, demek ki insanın kendi içinde bu iç sesiyle düşündüğü, konuştuğu, nutk edip beyanla ifade ettiği ve kendisini oradan tanıdığı, ben dediğinde şöyle gözünü kapatıp kendi varlığını sezdiği, hissettiği en sağlam noktası orası.
Bununla biz muhatabımızı işitiyoruz, vahyi işitiyoruz, yanımızdakileri işitiyoruz, bununla kendimizi ifade ediyoruz. Dolayısıyla hani düşünüyorsam öyleyse varım, daki kadar kendi orijinimiz, merkezimiz. Muhtemelen nihilist düşünce insana bundan da vazgeçmesini emrediyor. Yani hiçbir şey yokken sen varsın demiyor.
Yani olsaydın, olsaydın sen olurdun ama sen de yok olduğuna göre aslında hiçbir şey yok dercesine, her şeyi imha eden ve ortadan kaldıran bir yaklaşın. Siz kendinizi yok sayıyorsunuz, muhatabınızı da yok sayıyorsunuz. Orada zaman aradaki ölçüler, sınırlar, hudutlar, bunlara dair hem hukuki hem ahlaki hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. Tamamen vahşiyleştiniz demektir. Kendisine de kıyabilir, başkasına da kıyabilir böylesidir. Yani nihilizmde yani yaratıcı bir gücü, mutlak bir gücü kabul etmiyor, reddediyor. Onun yerine aslında insanın kendini tanırlaştırması. Tanrı öldü deyip niçe gibi, tanrı öldü deyip onun yerine insanı koyup insanı mutlaklaştırması, insanı tanırlaştırması şeklinde bir yaklaşım var. Yani madem bu hayat hiçlikten ibaret geriye sadece hiçbir değer de mutlak kabul edilecek hiçbir değer de yok. Sadece geride bir insan var. İnsanın üç güdüleri ve kendisi bütün değerlerin kaynağı insanın kendisi ve üç güdüleridir şeklinde bir yaklaşımı var. Dolayısıyla insan tekini mutlaklaştıran, putlaştıran, tanrılaştıran bir yaklaşım söz konusu.
Böyle olunca tabii ki yani ucu bucağı açık tamamen imhaya yönelik, imhaya hazır bir robottan bahsedebiliriz. Evet patlamak üzere. Yani ona bunu da söylerken bir değer atfettiği için söylemiyor da onu sorumsuz ilan ediyor. Yani kendisini sorumsuz ilan ediyor. Şunu yapabilir miyim? Mani herhangi bir kayıt var mı? Ahlakken, okulken, dinen. Yo, bundan hepsini yıktık artık. Şu an her şeyi yapabilirim dediğiniz yerde isminiz. Böyle bir adamı gördüğümü bırak kaç denilecek çizgisinde. Şimdi biz bir keresinde bir dersteydik bir baraj sistemini çalışıyoruz. Baraj kaçtı yani öyle bir enerji oluştu ki baraj kaçtı. Arkadaşın biri sordu hocam böyle bir durumda ne yapmalıyız? Bunu orada mühendis olarak çalışıyorsak eğer evladım kaç git birazdan dağılacak orası demektir yani. Türbinler şunlar bunlar havaya uçacak demektir. Şimdi insan nihilist olduğu zaman böyle bir içinde böyle bir savrunma yaşıyor. Belki bunu her nihilist düşünce içerisine giren kalkıp etrafını darmadan etmiyor ama en azından bu gözle görüyor.
Yani bir değerli korunması gereken, itina ile gözetilmesi gereken, ne muhatabı olan şahsiyet, ne içinde durduğu bina bunlara anlam olarak boşaltıyor. Dokunmuyor olabilir çünkü anlamsız ama ben yine öylesine yaşıyorum diyebiliyor. Yani bu girişte konuştuğumuz insanın aslında fıtri olan yanının kendisiyle olan muhasebesinde kişi bu ve benzeri felsefeler ile kendisine karşı gardını alıyor. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın bildirdiğine ve hepimizin birer denek olarak yaşadığımıza göre bu türden düşünceleri içselleştirmek.
Böyle aldım ben bu düşünceyi, cebinize böyle blok notu koyar gibi tamam bundan sonra ben nihilistim veya bundan sonra ben hedonistim diyemiyorsunuz. Burası sizin tamamen temellik ettiğiniz emrinize amade bir yapı değil. Orasının bir işleyişi var. Sizin onunla aranızda bir mücadele. Buyurun efendim. Hocam bir ara vermek durumumuz söz konusu. Sevgili dostlar kısa bir aradan sonra yine birlikte olacağız inşallah.
Değerli dostlar insanın anlam arayışı programına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Konumuz nihiliizm. Hayatı bir hiçlikten ibaret gören, kainatı, varoluşu tamamen anlamsız ve boş gören bir felsefi düşünceden yine batı kaynaklı bir düşünceden bahsediyoruz. Aynı zamanda siyasi, dini, ahlaki, toplumsal hiçbir değeri kabul etmeyen, reddeden tamamen değersiz bir değerlerden bağımsızlaştırılmış, tamamen insanı kendi nefsine terk eden bir felsefi anlayıştan söz ediyoruz.
Dolayısıyla hocam bu nihiliizmde değerler reddedildiği için, ilahi kaynaklı değerler de reddedildiği için artık o birtakım değerleri ortaya koyma yetkisini aslında nihiliizm insana devrediyor.
Yani nasıl değer konulacaksa, toplumun ihtiyaç duyduğu nasıl bir değer söz konusuysa, o değeri insan kendisi koymalı diyor. Aslında kendisiyle de çelişen bir durum söz konusu burada. Yani hem insanlığın meydana getirdiği, bugüne kadar meydana getirdiği değerleri reddediyor, hem de yeni değerler kurmaktan bahsediyor.
Ama bu yeni değerleri kuracak olan da insan. Yani neticede birbiriyle çelişik bir durum söz konusu. Peki hocam insan mutlak değerler ortaya koyabilir mi? Bütün insanlığın kabul edebileceği, peşinden gidebileceği değerler manzumesi vaz etmesi mümkün müdür bir insanın? Tabi ki bu tür izimlerin pek çok çeşitleri vesaire oluyor. Farklı biçimde ele alanı tanımlayanı. Ama esas itibariyle normalde felsefenin kendisine göre yani madem ki hiç esasıyla bir düşünce kuruyorsunuz. Bu değersizliği yani değer yoksunluğunu mutlaklaştırmanız lazım. İdda bu.
Eğer bir adım sonra bunu insana veriyorsanız değişen bir şey yok yani. Başkası değer tanımını, değer setini bir başka referansa dayandırıyor. Siz de yine bir değer setine mecbur muhtaç kaldınız. Siz de onu insana dayandırıyorsunuz. Yok efendim zaten nihilizmde öyle bir şey yok. Dense bile o zaman nihilizmde en azından nihilizmin kendisi bir değer olarak.
Çünkü onu da aşıklıyorsunuz. Yani onu da imha etseniz onu da konuşmamanız lazım. Lal olmanız gerekir. Dolayısıyla en azından nihilizmin kendisi bir mikyaz ise bir değer ise açıklamaya dönük. Varlığı, hayatı, yaşama biçimini. O zaman la değer illa nihilizm gibi bir şey demek lazım. Yani hiçbir değer diye bir şey yoktur. Bir tek varsa o da yokluk ve hiçliğin kendisidir gibi.
İstisnayla konuşmak lazım. İşin doğrusu öyle ya da böyle bunu afaki düzeyde savunanların dahi belli değerlerle yaşadıkları kuşkusuzdur. Ama buyurduğunuz gibi bu değerleri kendi esasları üzerinden gündelik hayatı tanzim etmeye dönük primer ve geçici bir şeyler olarak tarif ediyorlar. Herhalde yani şu üç günlük düş dünyada birbirimize girmeyelim, kırıp dökmeyelim. Yani zaten hiçbir şeyin ucu bir yere çıkmıyor. Bari yaşadığımızdan zevk alalım biçiminde bir sonuca vardıranları vardır ki bunlar aklı başından iyi hisler oluyor. Ama kabul edelim ki belli bir kesimde burayı böyle okuyunca hayattan ve yaşama zevkinden kopuyor.
Özellikle yaşlanmayla birlikte gelen ve hastalıklarla birlikte gelen çünkü siz ne kadar hiçbir değer yok deseniz de söz gelimi acı gibi bir şeyiyle baş etmek zorunda kalıyorsunuz. Yani acı da yok deyip hasta yatağınızda güzel güzel bekleyemiyorsunuz. Çünkü acı sizi rahatsız ediyor. Mutluluk nasıl bir değerse acı da bir değer hayatın içinde var olan bunlara hepsine boş ver deyip geçemiyorsunuz. Sizi kıskacına alıyor. O zaman bunlardan kurtulmak için yokluğu ve kendinizi yok etmeyi belki deniyorsunuz. Aklı başında nihilizmi değer üretmeye insan temelli varsayalım giriştiğini bu her izim için söz konusu olabilir.
Ama nihiliz düşünce bunu muhtemelen dünya kurgusu ve yaşam kurgusu üzerine kuracaktır. Çünkü sonrasını zaten kabul etmediğinden hatta kendisini bile yok ile eş değer gördüğünden geçici süreliğine insanın kendi arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir şey kurmak isteyecek.
Bu da mutlak bir değer kalıcı anlamlı bir değer olmayabilecektir. İnsanın buna hakkı var mı? İnsan yerin sahibi değil, kendisinin sahibi değil, kendisini baştan var eden kudret değil. Dolayısıyla bu açıdan baktığımızda bir defa mülk dediğimiz şey aynı zamanda hüküm yetkisi demek yani sahiplik. Kural koyma yetkisini veren, sahip Allah Azze ve Celle olduğuna göre yani var eden kudret olduğuna göre sürecin içerisindeki anlamı da, anlama bağlı yolculuğumuzdaki kuralları da ve sonucunu da makul olan ondan öğrenmemiz. Yani bir başkasının gelip eli cebinde bize şöyle şöyle demesini yahut aynı şeyi bizim yapmamızı bu ahkem kesme gibi bir şey.
Çünkü düne kadar bebekler olarak katıldığımız hayatta gerçekten bir hiçken ve ucunda cesetler olarak sarılmış bir halde toprağa konulacak gerçekten bir hiçe dönecekken bizim burada böyle hüküm koyacak hayata esas rol, gaye, amaç biçecek bir yanımızın olmadığı açık.
O zaman başıyla sonuyla olaya bakarsak ve doğru okuma yaparsak gerçek sonuca gidebiliriz. Cenab-ı Hak’kın bize öğrettiği yol bu ve demin araya girmeden önce konuşurken ifade ettiğimiz bu kadar izimler var. Bunlardan hani insanlar birilerini veya bazılarını kendilerine seçerek mi yaşıyorlar öyle mi sanılıyor? Hayır.
Çünkü insanın kendi iç sistematiği nizamı Cenab-ı Hak’kın fıtrat dediği bütüncül bir yapı aslında. Siz dışarıdan doğru yanlış gerçek batıl pek çok düşünceyi daveti çağrıyı içinizi alıyorsunuz bu doğru ama bunlardan bir tanesini böyle seçmiyorsunuz.
Ne yapıyorsunuz onu bir miktar düşünüyorsunuz diyelim ki bugün kulağınıza hoş geldi tamam nihilizm dedeniz bunu içeri gönderdiniz içeride bu başlıyor bir etkileşime sizin fıtratınızla belli düşüncelerle belli tepkimelere yol açıyor.
Bu öyle üzerine kolayca başınızı koyup rahatça uyuduğunuz bir yastık gibi bir şey değil. İnsanın kendi iç fıtratının kendisinden bağımsız çalıştığı ve kendisine sonuç koyduğu bir yapısı söz konusu. Eğer bununla uyumlu olmadığında ki Cenab-ı Hak’kın bize haber verdiğine göre haktan gayrısı bu iç fıtratımızla uyuşmuyor ve şakışmalar başlıyor. Oradaki bu etkileşimde sıkıntılar başlıyor.
Yani siz bu kez kendinize bir şeyi zorla yedirmek zorunda kalıyorsunuz gözlerinizi kapatıp bunları içinize düşündüğünüzde ister ateizm olsun ister deizm olsun ister hedonizm ister nihilizm olsun iç bünyo bunu o ruhsal yanımız bunu kabul etmiyor refüze ediyor kusuyor. Nereden biliyorsunuz nereden biliyorsun diyen bir kimseye iki şekilde cenaf veriyoruz. Bir kendimizden biliyoruz başka bir denek yok elimizde kendi tecrübemizle biliyoruz. İki hem kendimizi hem etrafımızdakileri yaratan kudretin haber vermesiyle biliyoruz biri diğeriyle üst üste geliyor örtüşüyor dolayısıyla iki kez bilmiş oluyoruz yani iki kuvvetinde biliyoruz ki karesi gibi bizim yaşadığımız bu tecrübede başkaları da aynı durumu yaşıyor.
Batıl ile insanın içini doldurması işte şu kadar kitap okudum diye ne kadar okursa okusun insanın içinin batıla fıtratının batıla tav olması mümkün değil.
Bu hani öyle bir söz ki veküllehum fi enfüsehim kavlen beliğata insanın içine gider ve en beliğ yani erişici ve o iç dünyasında onu vurur o kişi der ki ya doğru söylüyor ben ateizmi denedim bunuken içselleştiremedim. Sabah akşam Allah’ın ayetleriyle yani var eden kudretin ilmini gücünü kudretini yansıdan hiçbir insan elinin değmediği ama muazzam sistemleri barındıran gerek hücreden canlılıktan gerek etrafımızdaki dengeli intizamlı mizana yani dengeye oturtulmuş.
Bu nizamdan hep etkilendikçe içimdeki o kabul etmeye çalıştığım tanrısızlık dinamitlendi ve hep kusacak gibi oldum aynı onun gibi bir şeydir. Hani midenizin kabul etmeyeceği bir şeyi içtiniz diyelim veya yediniz ne gelir peşine kusma hissi gelir bu sizin yaptığınız bir şey değil siz hiç de istemiyorsunuz o esnada kusmayı kusma kötü bir refleksdir. Ama bucudun sizden bağımsız işleyen refleksleri var isten dışı onun bir mahremiyeti var siz orada misafirsiniz yanlış bir şey yaparsanız o kendi tepkilerini ortaya koyuyor. Fiziksel boyutta bu nasıl bir şeyse ruhsal boyutta da içimize aldığımız bu uygunsuz fikirler bucudun tepkisiyle karşılaşır.
Söz gelimi suçluluk hissi dediğimiz mesela adam cinayet işleyecek bu elle işleyecek almış eline silahı ama el titriyor içi daralıyor gece uyuyamıyor. Çünkü o bedene o bedenin istemediği bir şey yaptıracak.
Bücdan denen bir suçluluk hissi sarıyor titremeye kadar onu şey yapıyor işledikten sonra da üzerine bir yük gibi hani gam dediğimiz suçun üzerine bindiği şimdi bu bizim kendimizle olan etkileşilmiş. Ve böyle durumda olanlar ya ben sanki belli hissederler ki ben kendime bütünlüğü malik değilim istediği şey şu akşamdan güzelce yatayım yani yarın cinayet işleyecek ama hiç umrunda olmasın ister.
Bakar ki olmuyor hapı var mı bunun der yani veya alkol var mı içecek bir şey var mı sonrasında yani sadece cinayet değil bütün cürümler yani fıtratla uyumlu olmayan fikirlerin eşlik ettiği bir de yaşam tarzı vardır.
Bu fikirler öyle sadece tahtaya yazılsın diye kitaplarda bir fikir olarak yazılsın diye olan şeyler değil bunların eşlik ettiği bir yaşam yaşam tarzı var ve o yaşam tarzı o fikirle birlikte beden buna her türlü reaksiyon gösteriyor.
Tepki ortaya koyuyor kişi bu tepkiyle belli bir mücadele içerisinde giriyor sadece ve sadece hak ile ve hakka dair bir yaşam tarzıyla insan huzur dediğimiz uyum bir anahtarın yuvasıyla uyumu kadar uyum bir şeydir. Kişi ancak o zaman bunu yaşar o bakımdan bize karşı ağızlarıyla ben şu izm’e tav oldum bana çok doğru geliyor o yüzden öyleyim diyen ya bir başka izme ben şuna tav oldum o benim aklıma yattı fikrime yattı.
Bunların hepsi hem kendi tecrübemizden ki onlar biz de duyuyoruz şöyle bir içimize alıyoruz ve ön tepkilerimizi görüyoruz onu bir hani geviş getirir cesene onu bir düşünüyoruz böyle fikri bir geviş getiren yanımız var. Adam şöyle dedi ama diye yanından ayrılıyoruz yol boyunca şöyle cama bakarken o düşünceler içimizde dolaşıp duruyor kendi iç tepkilerimizi dinliyoruz hani kendini dinleme dediği sonra bakıyoruz ki yok.
Bana göre bir şey değil bu dürüst adamın yaptığı bir şey ama dürüst olmayınca ne yapıyor hain mi istiyor bu. İçi hayır hayır diyor ama diyor bu beni sorumluluktan kurtarıyor ben bunu yapmak istiyorum bu kez makas açılmaya başlıyor kişinin hevasıyla kalbi arasındaki bir makas bu dolayısıyla kişi bunun tam ortasındaki bir irade olarak gerçekleşiyor.
Bir yandan kalbiyle fıtratıyla mücadele edecek diğer yandan da arzularıyla hayatın zevkini yaşamaya çalışacağı şimdi genelde bu makasın açıldığı yerde insanlar kendilerine bir izin beğeniyorlar bu izin ile kendisine karşı bir gard alıyor.
Nereden biliyorsun bunu? Tek kendimizden ve bir de yaradanın haber vermesinden ve bu iki bilginin birbiriyle olan mutabakatından bilebiliriz. Başka bilme şansımız yok dış dünya erişemediğimiz bir dünya kitaplar yazılar fikirler bunu anca kendi içimizde bilebiliriz ve içimizde bildiğimiz üzerinden bir de vahye dair temasımız var.
Onu Allah azze ve celle den bildikten sonra tabi onun şehadetinden sonra gelen bir şey. Yani aslında bu da yüce rabbimizin bize büyük bir nimeti yani hak arzusu hakkı bulma onu arayıp bulma arzusu isteği bize ruhumuza koyduğu o fıtrat fıtri o iletfekler.
Bir saat gibi buna göre çalışıyor yani fıtrat çalışmaya başladığı andan itibaren hakkın arayışına dönük bir işleyişte. Meğer ki kişi onun arasına çomak sokmasın. Bu da verili bir şey ve büyük bir nimet. Hocam çok teşekkür ediyoruz. Ağzınıza sağlık. Allah razı olsun. Sevgili dostlar önümüzdeki programda inşallah pozitivizmi ele alacağız. İnsanoğlunun anlam arayışı serüveni içerisinde bilimi, bilimsel verileri mutlaklaştırdığı, putlaştırdığı bir anlayıştan ideolojiden bahsedeceğiz.
Tekrar görüşmek dileğiyle. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşçakalınız.
İlk Yorumu Siz Yapın