"Enter"a basıp içeriğe geçin

Pozitivizm I İnsanın Anlam Arayışı 07 | Dost TV | 14.09.2022

Pozitivizm I İnsanın Anlam Arayışı 07 | Dost TV | 14.09.2022

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=WECd25Gtr2c.

Değerli dostlar Dost TV Dost FM Ortak yayınında insanın anlam arayışı programına hoş geldiniz. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepinizin üzerine olsun. Öncelikle Yüce Rabbimize hamdü sena ve Rasulü Ekrem Efendimiz’e salat ve selam ile programımıza başlıyoruz.
Bildiğiniz üzere bu programımızda insanlığın düşünce tarihi boyunca kainatın ve hayatın anlamı konusunda söylenen sözleri, ortaya atılan fikirleri, görüşleri değerlendirmeye, filozofların görüşlerini değerlendirmeye ve diğer taraftan da vahyin mesajlarını birlikte ele almaya çalışıyoruz. Bugünkü programımızda da pozitivizmi ele alacağız. Yine her zaman olduğu gibi misafirimiz Dumlupunar Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve aynı zamanda dinişleri yüksek kurulu öğretim üyesi olan Prof. Dr. Halis Aydemir. Hocamız bizlerle hoş geldiniz hocam. Hoş bulduk merhaba selamün aleyküm.
Hocam pozitivizm 19. yüzyıldan itibaren özellikle yaygınlaşmış sadece Avrupa’yı değil, İslam ülkelerini de, İslam alimlerini de, İslam mütüfekirlerini de etkilemiş bir akım.
Pozitivizm malum olduğu üzere bilimsel bilgiyi sadece görünenden ibaret, görünür olgulardan ibaret kabul eden, sadece duyularımızla tespit edebildiğimiz, ele alabildiğimiz şeyleri bilgi kaynağı olarak gören,
bilimsel bilgiyi bununla sınırlayan bir anlayış. Dolayısıyla bunun dışında herhangi bir bilgiyi kabul etmiyor. Yani ne dini bilgiyi, ne metafizik bilgiyi kabul etmeyen bir felsefe. Dolayısıyla tamamen vahye, peygamberlerin mesajlarına sırtını dönen bir anlayış.
Dolayısıyla bilimsel bilgiyi, bilimsel veriyi, bilimsel gerçekleri bir nevi kuslayan, ön plana çıkaran bir anlayıştan söz ediyoruz.
Dolayısıyla sorumuza geçersek, yani hakikati sadece görünür olgulardan ibaret kabul eden, pozitivizmin hayata bir anlam katması, anlam yüklemesi mümkün müdür hocam sizce?
اَعُوْضُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِاللَّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاتُ وَالسَّلامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ أَلْأَمِينَ رَبَّنَا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَتًا وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا
اَلْحَمْدُ لَنَا مِنْ لَنَا مِنْ رَحْمَتًا وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ رَحْمَتْنَا اَلْحَمْدُ لَنَا مِنْ رَحْمَتْنَا اَلْحَمْدُ لَنَا مِنْ رَحْمَتْنَا اَلْحَمْدُ لَنَا مِنْ رَحْمَتْنَا
Efendim, olayı burayla mahdut tutmak istiyor. Bundan ötesi yok diyor. Neden derseniz, e dokunamıyorum diyor. Yok neden derseniz, göremiyorum diyor. Yok neden derseniz, işte duyu organlarım içerisinde kokusunu, dokunarak hissini, görerek şeklini algılamadığım için Dolayısıyla da ben olayı bundan ibaret sayıyorum diyor. Aslında hatırlarsanız agnostizmi ele alırken, agnostizm de buraya kadar böyle diyordu. Ama en azından agnostizm bundan ötesi için, yani bilmiyorum diyor. Belki vardır, belki yoktur. Ama hislerimle yakalayamadığım için şu an için ben bilmiyorum demekle
yani yanlışlamaya da cüretim yok diyor. Yani yoktur, iddiam yok diyor. Pozitivizm bir adım daha radikal bir adım atıyor. Ve varolandan gayrısı, varolan derken yani deneysel olarak, bir olgu olarak, nesnel olarak, işte hacmi, kütlesi, ağırlığı vs.
Bunlar ile tecrübe-i bilgi dediğimiz, alanın dışında olan bir şeyi cüretle diyelim unutturmak için de yok diyor. Çünkü ben algılamıyorsam yoktur, gibi bir iddia da ibaret. Halbuki yani 19. yüzyıldan bugünlere gelinceye kadar çok zaman geçti. Ve bizim algı alanımızın da dar olduğunu şimdi çok iyi biliyoruz. Mesela görmek dediğimiz şey, belli aralıktaki bir şeyi yakalayabiliyor. Daha ilerisini ya da daha gerisini. Seste de öyleyiz. Belli bir aralıktakini duyuyoruz mesela. Bunları bugün keşfediyoruz. Dolayısıyla sanki algılarımız mutlakmışçasına bir iddia ile ortaya çıkmış.
Yani o gün için duyuyor sesi varsa ben hepsini illaki duyarım, gibi. Şöyle bir hadise hatırlıyorum. Bir sivrisineğin bol olduğu bir coğrafyadaydık. Açıkta evek yiyoruz, çalıştırın cep telefonlar mı dediler. Ben dedim, ne telefonu hocam dediler, bilmem ne program var. Bir ses yayıyor, o sineği rahatsız ediyor. Edim bizi de rahatsız eden bizim duymayacağımız bir aralıkta kalıyor. Hakikaten belli bir tesir olduğunu düşündüm. Sineğin duyduğu, yani onun duyma aralığı içerisinde kalan. Ama sizin duyma aranızda olmayan, o ses o esnada ortamda var. Cahir cahir bağırıyor kendi frekansında. Ama siz onu duymuyorsunuz. Şimdiki bilgilerimizle aslında pozitivizmi, yani hislerimizle dokunarak
yahut gözlerimizin gördüğü aralık da belli bir aralığa sınırlı. Bu bakımdan insanlığın daha ibtidai bir düşünce planı gibi bugün için duruyor. Yani bir bebeğin hayatı ilk önce keşfettiği, babasını, annesini gördüğü, kokusunu aldığı, dokunduğu. İşte var diye bunlardan ibaret bildiği.
Çünkü bu yolculuğu ilerlediği zaman, yani bu bir basamak. Pozitivizmin ayaklarını bastığı yer aslında olmazsa olmaz bir yer. Oradan başlıyoruz. Toprağı, taşı, maddeyi, havayı soluyoruz. Ama pozitivizmin kötü tarafı burada duralım diyor. Niye? Çünkü bundan ötesi yok diyor. Bu çok abartılı bir iddia. Niye yok bundan ötesi? Çünkü algı alanım içerisinde değil diyor. Algımın içinde benim algım mutlak her şeyi yakalar var. Halbuki pozitivizmin ortaya çıktığından bugüne algımızın da yakalama aralığı, yani bizim şuhud aralığı dediğimiz dini bir tabirle, son derece dar olduğu. Bunun dışında zaten hiç algımıza ne ağırlığıyla, ne hacmiyle, ne kütlesiyle girmeyen bir dünya varlıklar ile şu anda iç içeyiz.
Bunları hesap ile kimisini yönetiyoruz. Etkilerini, sonuçlarını hesaplayabiliyoruz. Pozitivizm böyle bir dünya ama itibarı hala çok yüksek. Yani mesela bilimi bile tarif ederken pozitif bilim diyoruz. Bir mana içinde din yok demek. Bir mana içinde metafizik yok demek.
Çünkü pozitivizm ne kadar nesnel liye vurgu yapıp onu pozitif olarak öne çıkardığını söylese de aslında burada bir o kadar bunun haricindekini red ile olayı taçlandırıyor kendi çapında tabi. Hani burada kalsaydı çok fazla şeye benzeyecekti işte agnostizme benzeyecekti.
Sizin nesnel olarak tecrübe etmediğiniz şeyler de var olabilir mi dediğinizde sessiz kalacaktır. La Edrye gibi. Ama öyle değil. O bakımdan pozitivizm aslında pozitivizm olduğundan çok metafizi ve dini reddetmesi ile negatifizm yani onu yanlışlaması açısından söylüyorum. Bu iddiası ötekinden daha aykırı bir iddia. Cür etkar. Daha cür etkar, daha yüksek sesle.
Burasını kaldırırsanız pozitivizm kalmıyor zaten. Yani fizik, fiziki alemi anlamak için nesneleri öğrenmek için nesneler arasındaki ilişkiyi öğrenmek için tabi ki duyu olarak anlarının verilerine ihtiyacımız var. Bilimsel veri, bilimsel bilgi bu şekilde oluşturuluyor ama bilgi sadece fiziki alemdeki bilgiden ibarettir. Bunun ötesinde herhangi bir bilgi ve hakikat yoktur demek.
Hatta varlık da yoktur diyor. Varlığın kendisi de yoktur. Ben neyi yokluyorsam, görüyorsam, seziyorsam o vardır. Ondan öte hiçbir şey yoktur. Yani pozitivizm ondan ötesine yükselen bir düşmanlık gibi. Tabi bütün örnekleri çeşitleri aynıdır demek istemiyorum ama bu yönüyle öne çıkıyor. Çünkü 19. yüzyılın koşullarında bu izmde de şey var. Yani din karşılığı ile kendisine bir konum belirleme heya çağını var. Ve olabildiğince de dediğim gibi diğerlerinden hepsinden daha itibarlı çünkü bilimin üzerine kendisini koymuş. Ve bugün hala bilimde pozitivizm git gide bir tabuya dönüşmek üzere. Yani ve bilimin kendi açtığı yeni çığırlardan da artık en fazla pozitivizm rahatsız oluyor. Söz gelimi siz görecelik kuramı ile maddenin ötesinde bir zamanın ötesinde bir zamanı da esnettiğiniz.
Ya çok küçük boyutta kuantum mekaniğinde artık maddeyi hani çok küçüklük çok dibe girince veya pikseli çok büyütünce madde de kalmıyor. Enerji mi parçacık mı sezemiyorum noktalarına gittiğinizde siz ne kadar tecrübe olmaktan artık uzaklaşıyorum. Deneysel olmaktan zorlaşıyor deneyselilik dediğiniz her yerde pozitivizm. Ya dur bakalım ne oluyor oralarda diye bundan rahatsızlık duyacak. Buralardan metafizik kokular çıkıyor endişesine. Bilim ilerledikçe en çok tehdit algılayan da yine pozitivizm kendisi. Çünkü bakıyor ki konuşulan dil artık nesnel dil olmaktan çıktı. Şey bir dil kullanılmaya başlandı. Soyut bir dil kullanılmadı. Maddenin kendisi de ne demek varla yok yani.
Belirsizlik nasıl olur. Halbuki pozitivizm adından da belli. Belirlidir her şey ve her şey belirli şeylere indirgenebilir. Yani matematiği örnek veriyorlar. Matematik öylece pozitif doğdu. Çünkü 3 kere 3’ün hep 9’u. Hiçbir zaman ya Rabbi 3 kere 3’ün 10 olsun diye bir dua çıkmadı mesela. Yani bu alanda hiç bir zaman harici pozitif olmayan algı dışı bir etkiyle ilişkilenmedi diyorlar. Yani bu açıdan. Diğer bilimlerin hepsi de pozitif bir yolculuk yaşayacak. İçindeki ne kadar metafizik, teolojik ve ruhsal boyut varsa içerik varsa hepsi dökülecek. Beklenti buydu. Bilimsel süreç böyle mi ilerledi? Hayır.
Bilimsel süreçte gün geldi. Matematiğin kendisine de yani sayılara bile bu şey bulaştı. Yani pi sayısı gibi diğer sayılar gibi hatta bir sayısının kendisi bile aşırı yoğunlu. Oraya bile teolojik şeyler bulaştı. Ve bilimin en kas katı matematikle en yakın ilişki içerisinde olan fizik dediğimiz mesela. Çünkü pozitivizm en çok birinci ayak olarak orayı görüyor.
Orası şeye kaydı. Belirsiz metafizik boyuta doğru kayma. Fiziyle. Evet. Kuantumla beraber, görecelikle beraber. Düne kadar tıkır tıkır işleyen bir dünyadan artık burada başka işleyen orada başka işleyen çok küçük olan boyutta işleyip işlemediğini nasıl işlediğini kestiremediğimiz. Artık hani elle tuttuğumuz bir madde bir atom vardı. Şimdi artık elle de tutamıyoruz.
Ve bizden kaçan bilinçli tepkimeler sergileyen. Şimdi maddenin yani pozitivizm en fazla bilinç ile düşmanlık içerisindeydi. Nesnel varlık sıfır bilinç. O yüzden insana da bu ruhsal yanı itibariyle belli bir mesafe ile duruyor. Nesnel varlık işte gördüğün kan, ciğer, akciğer bunlar bildiğimiz elementler.
Ama bunun ötesinde siz bir ruhdan bahsediyorsunuz, bir iraden bahsediyorsunuz. Bu pozitivizmin mesafede durduğu bir şey. Şimdi geldiğimiz dünyada nesnelin yani bir atomun atom altı parçacıkların bilinçli etkileşiminden insanla bilinçli etkileşiminden acaba bilinci mi var dedirten durumlarla karşı karşıya kaldığımızda bu pozitivizmin beklediği bir ilerleme değil.
Hiç beklemediği kötü bir sürprizlerle karşılaşması gibi bir durum bu mevzud durum. Şimdi pozitivizmde yani bilimsel çalışmalarda, bilimsel değerlendirmelerde aslında sadece nesne ile, fizik alemle ilgileniyor. Eşyaların, varlıkların nasıllığıyla asılda ilgilenen bir dal.
Yani nasıl meydana geldiklerini kainattaki varlıkların, canlıların işleyişiyle ilgileniyor. Yani niçin sorusuna cevap aramıyor, niçin sorusunu aslında kendi ilgi alanı içerisine dahil tutmuyor. Dolayısıyla pozitivizmin insanın ve kainatın varlıkların anlamı konusunda insana verebileceği bir cevabı, sunacağı bir cevabı yok.
Dolayısıyla sadece bilimin kendisinin, bilimi tabulaştırmanın, mutlaklaştırmanın insanı mutluluğa götürmesi söz konusu değil herhalde. Yani din dediğimiz mefhum ile zıtlaşıp onu imha edip tabiri caizse, kendisine bilim alanına oraya bir gece kondu kuran bu anlayış, demin konuştuklarınızla demek istiyoruz ki şu anda o gece konusu da yıkılmak üzere. Burayı da imha ettiğini sandığı yer aslında orayı da içine almak üzere. Peki o yani dini, teorjiyi tamamen imha ediyor da, insanlığa bu anlamda bir mistik düşünce salık veriyor mu? Pozitivizm bunu öne olmayan, sonrası olmayan hayatın içerisindeki bir yaşanabilir bir dünya olarak insanlık adı altında, bir insanlık dini gibi. Bu pozitivist dil aslında belli oranda başarılı oldu. Yani şimdilerde baktığınızda çok fazla insan işte insanlık için diyor.
Yani yapıver bunu, niçin insanlık için diyor. Bu nasıl bir şeydir yani insanlık diye bir yerlerde bir ilah, put bir şey mi var onun için yapılsın. İnsaniyet namına insanlık ölmedi ki insanlık insanlık diye insanın buradaki varlığını ve refahını odağına alan bir anlayış aslında pozitivist bir din anlayışı gibi yani.
Kendisi güya reddediyor metafizik vesaire şeyi ama insanın odağında olduğu bir ruhsal, ruhsal demeyelim de bir hayat anlayışı var kendisinin. Bunu da bu oran bir miktar bunda başarılı oldular. Dolayısıyla Allah için dediğiniz veya içinde Allah geçen her yere bugün insanlık kelimesini yerleştirebiliyorsunuz ve bunu çoğumuz yapabiliyoruz.
Halbuki bu pozitivist bir din anlayışıdır. Öteyle ilişkilenmeyen, akıbetle, Yaradan’ın rızasıyla, uhrevi umutlarla ilişmeyen, ilişkilenmeyen tamamen birbirimizi yüzerdiğimiz bir erdem yani insanlık ve bunun alt erdemleri. İnsanlık merkezer olan, onu mutlaklaştıran bir şey. Mutlaklaştıran ve onun uğruna yapılacak bir şey varsa yaptıran bir anlayış.
Bu çok kötü bir şey. Burada belli oranda başarılı oldular. Bilim alanında gün geçtikçe pozitivizm bu anlamda kendi çerçeve sınırlarında kalamıyorsa, zorlanıyorsa bile burada sanki insanların gönüllü dinden uzaklaşma ve dünya viyileşme beklentilerine karşılık vermiş gibidir. Ve insanlar bir bakmışsın yani benim dinim mesela, benim dinim insanlık sevgisi diyebiliyor. Bizde pek yok da Batıda çok var örnekleri. Benim dinim sevgidir diyor. Benim dinim işte iyi ilişkilerdir diyor. Bir bakmışsın şöyle diyebiliyor yani adam Müslüman mıdır değil midir konusu açtı. Benim için çok önemli değil diyor. Yani insan olsun yeter diyor. Bu pozitivist algının ürettiği bir din anlayışı. Bunun aslında karşılık bulduğunu söyleyebiliriz.
Halbuki müminçe bir tavır varlığı var eden yani başlangıç her şeyin yaratıcısı ve ona dönülecek olan kendisine döneceğimiz hayatın sahibiyle ilişkilendiren pozitivin ötesinde malik sahip göklerin yerin yaratıcısı ve onun uğruna yaşanan bir düzlemdeki ahlak anlayışı, onun koyduğu ilkeler esaslı. Bunlar tamamen pozitivizmin problemli olduğu alandı ama bu alanı belli ölçüde tahrip etti gözüküyor. Dahası bizim ilim anlayışımızda da bunun ciddi tahrip edeceği etkisi var. Yani bugün pozitif bilim hatta Arapçası ile işte nüspet ilim veya olgucu ilim diyoruz. O kadar bir hal aldı ki eğer vahyin getirdiği bir bilgi bizim nesnel dünyamızda, tecrübi dünyamızda yani pozitif bilim dedikleri yerde sonuç olarak ortaya çıkan bir gerçeklikle örtüşse bile bu pozitif bariyer hep önümüze çıkıyor.
Yani adamlar çıkıyor geliyor diyorlar ki mesela pozitivizm, evren ezelden beridir vardır madden esni hep kalıcıdır hiçbir şey yoktan var olmaz, var dan yok olmaz. Bu iklimi çok seviyordu bu ortam bu zemin onlar için mümin bir zemindi. Kendi bilimsel yolculukları ve süreçleri Cenab-ı Hakk’ın onlar için kötü sürprizi ile ya bunun bir miladı varmış bunun bir doğum tahiri bununla karşılaştı.
Bunun ansızın ortaya çıkan bir varoluş geçirdiğini şimdi bununla karşılaştı yüzleşti ama bunun hakikat ile yani vahyin söylediği hakikat ile eşleşme potansiyeli bile onları çok rahatsız ediyor.
Bu anlamda bir söylem yani siz kalkar da işte tam da Allah’ın yaratması gibi bir şeye geldiniz ulaştığınız derseniz bu ikisinin buluşturulmasına rıza göstermiyor. Çünkü vahyin getirdiği bir bilgi ile tecrübi bilginin buluşması bu ne demek ilmin bir bütün olduğu varlığı yaratanın oraya sakladığı ilmi ile vahyi konuşanın inzal ettiği ilmin aynı şey olduğu. Çünkü mutabakat bunu gösteriyor ama o pozitif ilim bir tabu olarak bu aradaki duvarı hala ciddi manada sıkı tutmak istiyor kapalı tutmak istiyor. Çünkü nesnel veriler dahi yaradanın söylediğini doğrulasa bile bu doğrulamanın toplumda teneffüs edilmesine tahammülü yok. Bundan iştinav ediyor. Aslında yani bilimin yaptığı yüce rabbimizin kainattaki olayları nasıl idare ettiği hangi kanunlarla idare ettiğini ortaya çıkarmak sergilemek. Mesela yağmurun nasıl yağdığını ortaya koyuyor ama o yağmuru yağdıracak olan sistemi Kur’an kişiden Kur’an zatından birisinin kurması gerektiğinden hiç bahsetmiyor. Bütün bu mükemmel düzenin niçin kurulduğunu insanın niçin var olduğunu tabi ki bunlardan hep sarfı nazar ediyor. Bunu ilgi alanı içerisinde almıyor ama insan aklı insan fıtratı bunların arayışı içerisinde. Yani ne pozitif izm ne başka bir izm bu hakikat arayışını engellemesi mümkün değil.
Çünkü o arayışı arayış hissini duygusunu Allah’a ta’ala insanın bünyesine fıtratına koymuş. Bunu engellemeyecek. Tabi onlar bunu da reddediyorlar yani insanın böylesi bir potansiyeli dediğiniz şey nedir yani? Kanda olan bir şey mi efendim kemikte olan bir şey mi ette olan bir şey mi siz bu söyleminizle çok metafizik bir şeyden bahsediyorsunuz. Hakikat arayışı nasıl bir şey bu yani onların nazarında yani şurada duran bir kütüğün düşerek şu masadaki bardağı kırmasıyla bir insanın vurarak bu masadaki bardağı kırması arasında temelde bir fark yok. Siz ya o cansız bir varlık onda ruh yok onda irade yok onda niyet yok kasıt yok gibi pozitifist bakış açısıyla yok sayılan şeyleri öne geçiyor.
Bu ki o böyle bir irade taraf böyle bir doğrusu yanlışı gerçeği nedir arka planda ne var bu deniz sistemden söz ettiğiniz sistemin kendi iç işleyişiyle alakalı her şeye meraklı pozitivizm.
Yani kaputu kaldırdığınızda oradaki bütün o sistemsel işleyişin ve parçalarının şu şunu tetikliyor bu buradan elektrik alıyor bu buradan burayı tarih ediyor oradan moment tekerlere gidiyor.
Bunların hepsini konuşmak çok güzel ama bu varlığı bu düzen içerisinde birbiriyle bu ilişki ağı içerisinde kuran var eden oluşturan kim ve bunu niye yaptı yani binelim diye bir yerlere gezelim diye asıl mana şimdi hani diyorlar ya burada suyu koymuş ateşin üzerine su ısınıyor.
Pozitifist bakış açısıyla aşağıda ısı üretildiği için suya geçen bu ısı oradaki şeyleri parçacıkları birbirleriyle hareketli hale getiriyor ve sonra kaynama noktasında geliyor erişiyor.
Bu güzel olan biten de bundan ibaret ama bu suyu koyan adama sorsanız bunun için yaptığını yapçan yapmak için koydum diyecek yani bir anlam için bunu gözetmiş elbette işleyen bir işleyiş var ama bu işleyişi o esnada yöneten iradi bir varlık pozitif bir algıyla aslında insanın iradesi istisna edildiğinde ortada bir irade hiç kimse yok.
İnsan irade davranıyor ama insanın bu irade yaklaşımını da özellikle evrimsel pozitivizm bir şeye yoruyor yani hayal görüyor diyor kendisi.
Yani böyle bir cevherden cevherin varlığından ruh dediğimiz insanın bedeniyle mürekkep onda irade ortaya koyduran harekete geçiren niyet aldıran öyle değil diyor yani bir evham yaşanıyor esnada ve bu vehim yani asıl olmayan vehimsel bir iradeden bahsediyoruz diyor.
Dolayısıyla bu evrimsel bakış açısıyla olan pozitivizmde netice de ağaçların dallarının sürterek çıkardıkları ses ile benim şu anda konuşarak çıkardığım ses arasında herhangi bir fark yok. Çünkü ortamdaki gelişmeden oluşturduğu bir ses titreşiminden ibaret bir ruhsal boyut bir cevher bir irade varlık söz konusu değil. Varsa dediğimiz anda o da diyor ki ben niye göremiyorum açtım baktım her tarafını işte.
Yani her şeyi gördüğümden ibaret pozitif bakış açısıyla buna kadar pozitifse Haluk Hazreti İbrahim aleyhisselam pozitiften başladığı adını belli bir soyutlamayla üste taşıdı.
Yani önce gördüğü nesnel varlıkları ayı güneşi ondan önceki esekeni ama bir adın sonrası bu kez artık gözle gördüğümüz değil kulakla duyduğumuz değil kalp ile aklettiğimiz bu üst bir fonksiyonumuz bizim.
Şimdi pozitifizm bir hep birinci sınıfta okuyalım diyen bir ilkokul talebesi gibi yani kendisindeki var olan insanda var olan üst potansiyele kapanmak istiyor. Halbuki Allah Azze ve Celle evet bizde bir nesnenin varlığına dokunarak sertliğini yumuşaklığını gözümüzle görerek büyüklüğünü küçüklüğünü güzelliğini ayırt etme melekelerini bize verdi elbette.
Ama buralardan topladığımız veriler ile bir de kalbimizde aklederek bunu havayı teneffüs etmemiz için bulutu yağmur yağdırarak suyu içmemiz için yeryüzünü bitkilerle donatarak yiyip içmemiz için bu kez bakın daha üst bir işleyiş ve potansiyel var bizde.
Pozitivizm buna yanaşmıyor çünkü o dediğin senin ruhsal boyutunu ben teraziye koyamadım diyor. Yani bakkalın ben teraziye koymadığım koyamadığım şeyi reddederim deyip elektriği reddetmesi ne kadar sığ bir bakış açısıysa pozitivizmin algılar dünyasında ampülik deneye tabi olanlar dışındaki her şeye dükkanı kapatıyorum demesi de o kadar sığ bir bakış açısı. Yani o bilimsel bilgiye aslında pozitiviste aklıyla ulaşıyor. Yani aklın o fonksiyonunu reddetmesi ruhu kabul etmediğinden mi kaynaklanıyor? Yani beş duyu organını tamam bunları kullanıyor ama o duyu organlarınla baktığı eşyaya baktığı nesneneyle baktığı zaman onlar aslında ki ilişkiyi bağlantıyı belli oranda akletmeyi kullanıyor yine de.
Aklı ile yapıyor. Dolayısıyla aslında kendisiyle de çelişki halinde yani aklı aklın bir dediğiniz gibi böyle bir üst fonksiyonu var. Aklı mutlaka bu fonksiyonunu kullanacak onu görmezle geliyor.
Ama onu özde bir cevher yani kabul etmeyip bir bilgisayar gibi düşünün. Bir bilgisayar düşünüyor ve bilgisayar kendi içerisinde seçenekler oluşturuyor ve bu seçeneklerden bir vehim ile birine yöneliyor. Ortada bir gerçek tırnak içinde ben yok.
Yani ölünce hala varlığı devam eden bedene ve bedenin tamamen maddesel yanına bağımlı olmayan bu pozitif bakış açısıyla böyle bir şey yok.
Ruhsal boyut yok. Hatta bunların mesela matematik değil mi demin konuştuğunuz matematik aslında deneysel bir karşılığı olan bir şey midir o da bir kavramdır yani neticede oradaki sayıların biri üçüncü hepsi kayra kavram yani baktığınız zaman çelişki arayacak olursanız aslında orada çelişki kendi içerisinde var. Ama bugüne kadar yaratıcının yaratanın bize öğrettiği hayatın sahibinin ve önümüze aydınlattığı sürecin dışındaki bütün izimler aslında kendi içerisinde çelişik ve çarpık izimlerdir. Yani bir tarafından tutsan diğer tarafı açık kalıyor diğer tarafından tutsan başka tarafı açık kalıyor.
Çünkü kendi varlığı ve kendi öz hissiyatı içerisinde de bunları bir yere koyması mümkün değil. Cenab-ı Hak bize ne söylüyor yine her izimde bunu tekrarlama ihtiyacı duyuyorum.
Bu izimler ancak insanların Cenab-ı Hak’ka karşı onun çağırdığı yola alternatif yollardan ibarettir. Ama insan potansiyeliyle yaratanın ona bahşettiği potansiyeliyle Cenab-ı Hak’ın çağırdığı yolun hak olduğunu bilir.
Ama hevasına uygun düşmediği için bu izimlerden birinin peşine takılır. Fe intevallav yüz çevirirlerse fe’lem, bilesin ki, yani fe’lem iyice emin ol demek bilesin ki enne meyettebiyu ne ehva’u.
Onlar ancak ehva’larına çoğul bir ifade bu. İşte bunun içerisinde bu izmi var, diğer izmi var, diğer izmi var. Bunların peşine düşüyorlar. Yoksa hakkı kestiremediklerinden kavrayamadıklarından, belleyemediklerinden değil. İnsanın yaradana istikbar edebilmek için ara yüzde oluşturduğu asl-ı esansı olmayan düşünce biçimleri.
Bir de şimdi, söylediğimiz gibi bilimin mutlaklaştırılması, bilimin teknolojinin mutlaklaştırılması diye bir şey de var aslında. Yani insanlar, insanların bir kısmı, bilimi adeta bir din gibi görüyor. Bilimden, teknolojiden çok şey bekliyor. Hatta ileride gün gelecek ölümü bile öldürecekler vehmine kapılan insanlar da var.
Hatta insanı, yarı insan, yarı robot bir varlık üretme derdindeler. Transhumanizm dediğimiz bir kavram, bir oluşum söz konusu. Yani daha az hastalanan, yarı insan, yarı robot oluşturma gibi bir bazı çevrelerin, bilimsel çevrelerin böyle bir çabası, gayreti var.
Bazı insanlar da bunu kendisine kaptırıyor. Aslında yani bilim, bilimsel gerçekler, teknoloji insan için her şey bilir. Bilim, bugüne kadar insanın büyük problemleriyle, sorunları ile ilgili neyi halledebilmiştir? Neticede bilimin varlığı bile bizim sistematik bir dünyada yaşadığımızın kanıtı.
Yani gerek canlılık boyutuyla, çünkü bilim ne keşfediyor? İlim keşfediyor. Yani eğer hücrede ilim olmasa neyi keşfedeceksiniz? Bedende bir sistem, işleyiş, dolaşım, bunlar bir düzen içerisinde var olmasa neyi keşfedeceksiniz? Yani ilmi mutlaklaştırma dediğiniz şey, insanların bu ilmin var olan ilmin kendisini bir ilah gibi görmeye başlaması ve bu yolculuğu kutsaması.
Havluki deşip çıkardığı hazine, o ilmi oraya saklayan koyanın, yani bilgi dediğiniz şeyi, oraya biri o bilgiyi koymuş. Siz üretmiyorsunuz. Bilgörde bakıyorsunuz sadece, bakıyorsunuz, bakıyorsunuz, bakıyorsunuz. Sonra, aa bu su diyorsunuz, şöyle bir molekülden oluşuyor. Ama o güne kadar hep içtiğiniz aynı su o zaten. Ve bu moleküller arasındaki ilişkiye bu sefer, moleküldeki bu atomlar arası ilişkiye yoğunlaşıyorsunuz.
Ama ortaya çıkarıp durduğunuz hep var olan bilginin kendisi. Ama siz bilgiyi oluşturan, var eden tesis edici güç, onu Hz. İbrahim’in yaptığı soyutlamayla, ya bunu böyle yapıp da bize güzelim su, hani keşfettiniz ya şimdi, harika yani beğendiniz, çarpıldınız, böyle küçük şeylerden oluşuyormuş ve içiyormuşsunuz. Bunu böyle yapan, ”Fethe bârakallâhu ehsânü khalifin” diyecekken, kendi bu yolculuğunuzu kutsarsanız, ”Neler bulabiliyorum ben?” Halbuki bulduğunuz şey, hazır bulduğunuz şeyler. Peki sizin potansiyeliniz küçümsenecek potansiyel mi? Hayır. İnsanın bu ilmi deşiştirip ortaya çıkarabilen yanı da olağanüstüdür. Ama bu onun ürünü değil ki, hani kendisi de kendisini yaratmış değil.
Kendisi de aynı o nesne gibi, bu potansiyeliyle kendisi zaman zaman tanışıyor. Gün geçtikçe, ”Aaa bu da bu işe yarıyormuş, aaa hüzemizde bir de böyle bir şey varmış” diye kendisi de kendisini bir nesne gibi tanıma yolculuğundayken, burada neyi kutsayacak, bize ait ne var? Keşfettiğimiz araçlar, yani akleden yanımız, duyularımız, bizim hazır olarak bulduğumuz, doğa böyle doğduk, keşfettiğimiz dünya, yine hazır bulduğumuz dünya, dolayısıyla bunların içerisinde mutlaklaştırıp ilahlaştırabileceğimiz herhangi bize ait bir şey yok. Ortada olan şey, kendimize ait olanına dahi şükretmemiz, ”Ya Rabbi’im insana ne meziyetler vermişsin” diye, onu böyle yaratana dönüyor bu meziyet. Çünkü o kendi kendisini var etmedi. Nesne alemi de öyle, orada bu ilmi var eden Cenab-ı Hak.
Ama gelin görün ki, şeytan masayı tersine çeviriyor ve insana ”Ya sen neler yapabiliyorsun, bak keşfediyorsun, bu bilgiyi keşfedebiliyor, sonra bu bilgiyi kullanabiliyorsun, oradan da yeni şeyler üretiyorsun, yani senin yapmayacağın şey yok” diye, o demin bahsettiğiniz, hiç kendisinin sermayesi kendisine ait olmayan bir yolculukta ona ilahlık payesi veriyor
ve onun Cenab-ı Hakk’ın kurduğu sistemsel dosyalara, işte ölüm dediniz mesela, Cenab-ı Hak o sistem dosyası gibidir. Biz bunu koyduk, ”Mehnu qaddarna beynekumul mağd” aranızda ölümü biz takdir ettik, ”Va mehna bi mesbukin” Biz geçilecek değiliz diyor, hudut bu. Şeytan ne diyor? ”Ya senin bu güne kadar yaptığına bakılırsa, sen ölümü de öldüreceksin bu gidişle”
O yüzden şeytan ”ve la amurannahum fe la yuğeyirunne khalqallah” ”Emredeceğim onlara Allah’ın yarattığını teghir edecekler” dedi. Teghir, bir şeyin, var olan bir şeyin bir tarafını değiştirmek, mesela bir proteini bir yanıyla değiştirmek, ne bileyim bir canlıdaki bir bakım bir yanına değiştirmek.
Ama Cenab-ı Hak ne dedi? ”Ve akim moca kalid dini hanifa, fıtratallahi illatih fatarannasa aleyha” ”Yüzünü Allah’a dön” Allah’ın insanları yarattığı bu fıtrat üzere dedi ki ”La tebdila lihalkillah” Allah’ın yaratmasına bir tebdil yoktur. Yani bu sefer teghir değil. Bunu kaldıracağız, yerine bizimkini takacağız diye yepyeni bir şey getirip, bu geni ortadan kaldıracağız, geni bozabilirsin.
Ama biz yeni bir gen ürettik, getireceğiz, bu geni kaldırıp şimdi kendi ürettiğimiz bize ait bir gen koyacağız. Tebdil, böyle bir şeyin olmayacağını söylüyor Cenab-ı Hak. İnsanın yaratılışıyla oynamak, bozmak, özellikle kendi iradi, istekli yanıyla buna giren kimseler de şeytanın emrine tabiyle çünkü. Ama Allah’a kulluk eden insanların Cenab-ı Hakk’ın koyduğu bu sistemde, gecesiyle uykuya, sükunete, gündüzüyle, maişete, harekete, bunlar sistemsel kurgular. Ama bunlarla şeytanın emrine girerek mücadele etmeye kalkarsanız, gündüzleri uyuyarak,
yani embasitör ne olduğu için söylüyorum, geceleri çalışarak bunu yaparsanız, su içmek yerine başka şeyler içip sistemi bozmaya kalkarsanız, bu şeytanın emrine girerek kendi varlığınızı bozabilirsiniz, bunun önü açık. Ama sizin evladınız doğduğunda yine o da sıfır bir yaratılışla tekrar hayata, fıtrat üzere gelecek, o da kendi yolculuğunu kendi iradesiyle yaşamaya devam edecek.
Allah’ın koymuş olduğu fıtri düzeni bozmak, tahir etmek de aslında tabii ki insanlığın zararına olan bir şey. İnsan da bunu zamanla öğreniyor, anlıyor. Hocam süremizde sona erdi. Yani aslında bilimsel çalışmalar, teknoloji, keşifler ilerledikçe insan ne kadar aciz olduğunu, ne kadar cahil olduğunu,
öğrendikçe ne kadar çok az şey bildiğini fark ediyor. Aslında bilim insana kendi varlığını ve yaratıcının varlığını görmeye, hissetmeye vesile olması gerekirken kendini ilallaştırmaya götürmesi çok acınası bir durum gerçekten. Hocam çok teşekkür ediyoruz, sağ olun. Sevgili dostlar, başka bir insanın anlam arayışı programında yine birlikte olmak temeliside
hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir