Liberalizm I İnsanın Anlam Arayışı 08 | Dost TV | 21.09.2022
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=F3AIIYwFqCw.
Değerli dostlar DostTV Dost FM ortak yayınında insanın anlam arayışı programına hoş geldiniz. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepimizin üzerine olsun. Öncelikle Yüce Rabbimize hamd ve sena Resulü ekrem efendimiz’e de salât ve selam ile programımıza başlıyoruz.
Her hafta olduğu gibi bu haftada yine insanın anlam arayışı, yolculuğu içerisinde hayatın anlamı, gayesi, varoluşun amacı ile ilgili filozofların düşüncelerini ve diğer taraftan da vahyin Kur’an’ın sunduğu reçeteleri sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz.
Bugünkü programımızda sizlerle liberalizm çerçevesinde özgürlük anlayışı, özgürlüğün nasıl değerlendirilmesi gerektiği, özgürlüğün sınırları konusunda sizlerle hasbihal edeceğiz. Her zaman olduğu gibi yine misafirimiz Dumlupınar Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Hadis Ana Bilim Dalı, Öğretim Üyesi ve Dinişleri Yüksek Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Halis Aydemir hocamız bizlerle birlikte. Hocam hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Hoş bulduk efendim.
Hocam liberalizm yaygınca kullanılan modern çağın izimlerinden, ideolojilerinden birisi liberalizmin malum olduğu üzere iki ayağından söz ediliyor. Bir iktisadi ayağı bir de sosyal ve siyasi ayağından. İktisadi kısmından ziyade biz sosyal kısmını konuşacağız. İktisadi ayağında bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler şeklinde bir felsefiye, düşünceye sahip liberalizm. Aynı şekilde sosyal ve siyasi ayağında da en iyi hükümet en az hükmeden bir anlayışa sahip.
Yani insanların özgürlükleri konusunda devletin en az müdahil olmasını, sınırlı şekilde müdahil olmasını, mümkün mertebe bireyi özgürlükleri konusunda serbest bırakmasını, özgür bırakmasını salık veren, bunu öngören bir anlayış. Tabii burada bırakınız etsinler, bırakınız geçsinler fikri aslında kişinin bireysel özgürlükleri içerisinin içinde söz konusu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yani bu izmde aslında yine akıl akıl ön planda, insanın kendisi mutlak bir değer, yine vahiy ve tanrı göz ardı ediliyor, arka plana atılıyor.
Böyle bir anlayış söz konusu, insanın kendi akıl ve iradesiyle kendi hayatına yön verebileceği, yön vermesi gerektiğini ileri süren bir anlayış. Bu çerçeveden baktığımızda hocam sınırsız bir özgürlük mümkün müdür, böyle bir anlayış doğru mudur? Böyle bir fikir hayatın amacı gayesi olabilir mi? Yani ben sınırsız bir özgürlüğü gerçekleştirmeyi, özgürlüğümün peşinde koşmayı hayatımın amacı görüyorum şeklinde bir anlayış doğru mudur? Teşekkür ederim. Me’avzu billahi min ash-shaytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdulillahi Rabbil alemin. Ve salatü ve selamü ala rasulina Muhammeden el-Amin.
Rabbana atina milledun karahmeten ve heyyelena min emrina rasada. Tabii yani beklenti olarak kulağa hoş geliyor.
Sınırsız bir özgürlük veya bireyin özgürlük zaten kendi içerisinde böyle bir boyunduruğu sınırlanmışlığı istemeyen bir kavram. Yani serbestliği şey yapan bir kavram. Bu serbestlik nasıl bir serbestlik? Yapabilmek mi yoksa yapınca hiçbir sonucu olmaması mı yani yaptığınızla hani eskiler derler ya yaptığıyla kalması.
Baktığınız zaman eğer yapabilme imkanıysa bu var yani değil mi? Allah bunu bahşetmiş. Bir başkasını katletmekte dahil olmak üzere yapılabilirlik içerisinde duruyor. Yani herhangi bir kimsenin, herhangi bir cinayet işlemek üzere bir araca, silah herhangi bir çeşidine hatta en basit bir keskin bir şeye kavuşup bir başkasına bunu yapabilmesi imkan dahilinde.
O zaman imkan dahilinde olan bir şeyden söz etmiyoruz herhalde. Yaptığı halde bundan ötürü sorumlu olmaması insanın. Yaptığıyla kanması. Eğer bu açıdan bakarsak söz gelip Hazreti Âdem aleyhisselam yani cennette o günkü ortamda özgür müydü? Belli bir hudut bir sınır vardı. Buna yaklaşma emri vardı. Ama yakalaşabilmesi imkan dahilindeydi. Yani gidip nitekim bu imkanı değerlendirdi. Masihette bulundu gitti o ağaca yaklaştı ve ondan tattı. Dolayısıyla mümkün olanların ötesinde eğer insanın yapabildiği bir şeyi aynı zamanda ondan mesul olmamasını konuşuyorsak o zaman iki açıdan bakabiliriz mevzuya.
Bir Cenab-ı Hakk’ın varlığı açısından baktığımızda Allah Azze ve Celle kuluna bu imkan alanını tanımış yani cürüm işlemek, yanlış yapmak ama bundan ötürü mesul tutuyor. Yapabilirsin ama yaptığın zaman ben sana bunun hesabını soracağım. Takipata uğramak.
Eğer takipata uğramamak bir özgürlükse yegâne bu anlamda takipata uğramayan Cenab-ı Hakk’ın zatı la mu’aqqiba lü hükmî. Yani nasıl hükmet dersi ediyor onu herhangi bir risye gelip peşi sıra ya sen böyle hükmettin ama bunu bir ele alalım bakalım yani gözden geçirelim diye takipat dediğimiz tüccar’a da geçmiş bir kelime.
Dolayısıyla biz kullar mümkünat dahilinde pek çok şey yapabiliriz en kötü cürümleri de işleyebiliriz ve bu bırakın yani devletlerin insanların bize tanıdığı bir eğer bu özgürlükse özgürlük olmasını bunu yaratan bize tanımış zaten. Yani bunu kimse engelleyemiyor. Ne kadar polis de koysanız ne kadar tedbir de alsanız insanlar toplumda cürüm işleyebiliyor.
Bu bakımdan bu düzlemden baktığımızda var eden kudrete karşı sorumluluğumuzu inkâr edemiyorsak bu anlamda bir bireyi özgürleştirebilme şansımız yok demektir. Ama hayır biz yaratana karşı da bu blokajı geçeceğiz veya yaratan zaten yok biz aslında zaten serbest bir durumdayız diyorsak ve böyle bir özgürlüğü hem zaman hem mekan açısından kovalıyorsak.
Bu eğer başarılabilirse iyi bir şey yani dayım derdi ki öterse iyi kuş ama ötme imkanı yok çünkü hem zaman açısından kısıtlanmış durumdayız hem mekan açısından kısıtlanmış durumdayız.
Bu yani burada hangi özgürlükten bahsedeceğiz? Adamı bir yere koyuyorsun istediğin yerde burada ön koltuğa otur, arkaya otur, şuraya otur ama o süreç ilerliyor, yaşlanıyor, zaman geçiyor kendisi açısından ve sahip olduğu zevkler, lezzetler, şehvetler azalıyor ve bir an sonra bu kısıtlı bulunduğu mekanda bir de zaman olarak ölüme tabi tutmuşsunuz. Bu hem zaman hem mekan bakımından kısıtlı bir alandaki hayatımızı böyle büyük kelimelerle işte liberalizm, bireysel özgürlük vesaire bunlar gerçeği göz ardı etmek gibi bir şey. O yüzden Cenab-ı Hak ”Ome entum bimacizina fil ardi” ne yeryüzünde bizi aciz bırakabilirsiniz, ”ve la fissamâi” ne de bizi gökte aciz bırakabilirsiniz. Ölüm bakımından da ”nehne gaderne beynakumul mağd” aranızda ölümü biz takdir ettik ”ve mehne bimacbukin” geçilecek de değiliz. Dolayısıyla yani bu kısıtlar ayetlerin bahsettiği ve bizim iç içe bulunduğumuz kısıtlar iken ”ben liberalizm ben liberal bir adamım” diye liberalizmi deneyerek buradan mutluluk devşireceğimizi sanmamız. Yani kale belli, köşeler belli, oyun alanının sınırları belli, oyun alanındaki opsiyonlar seçenekler, bütün bunlar bes belli iken hayal görmek gibi olur. Dolayısıyla yaradana karşı bir mutlak özgürlük kazanmak, onun boyunduruğundan çıkmak bir birey olarak bu artık o kadar çok eskisi kadar kulağa hoş gelmiyor.
Çünkü insanlar biliyorlar ki bırakın yaradana karşı bağlardan kopmayı, topluma karşı bağlardan bile kopup bireyi özgürleştirmek denendi ve bizantiyeti toplum buranın bir çıkmaz olduğunu gördü. Çünkü hani hükümet otoritesini, toplum otoritesini ne kadar zayıflatırsanız bireyi o kadar özgürlük alana açıyorum diye bu kez bireyler arası iletişimi de bir o kadar zora sokuyorsunuz.
Çünkü bunu yöneten kim? Toplumu idare edenler kolluk kuvvetleriyle bireyin bireyle olan ilişkisine bir şekilde hükmediyor onu durdurarak siz toplumsal asayişi çok yavaşlattığınızda ya da zayıflattığınızda bu sefer bireyler özgürleşmişken birbirleriyle daha fazla çatışma riski içerisine giriyorlar.
O bakımdan bu Cenab-ı Hakk’ı denklemin dışına koysak bile buna aklen ve hayatın içerisinde sahip Mevla’yı bu kadar açık görürken imkan yok. Ama seküler bir bakış açısıyla bile bu liberalizm bir karşılık bulmadı.
Dolayısıyla bugün dünyada toplumlar modern liberalizm dediğimiz daha fazla sosyal boyutu öne çıkaran, daha pozitif. Dolayısıyla da bireylerin sivrilerek olabildiğince özgürlüklerini hem ekonomik olarak hem siyasi iktisad olarak alıp başına gitmelerini değil gerekirse bazılarını durdurup toplumun geneline bir refah sağlamayı ki bu da otoritenin yapacağı iş.
Bu tür regulasyonlara başvurduğunuzda zaten liberalizmin canını okuyorsunuz. Ama bu kez nasıl savunuyor kendisini? Diyor ki sosyal liberalizm. Ben genele belli bir refah sağlıyorum. Dolayısıyla da birilerinin önünü hani sivri uçları belki kesiyor olabilirim.
Ben onların bazı ekonomik sivrilmelerini kartelleşmelerini tekelleşmelerini önleyip belki onlara bir hudut çiziyorum ama belli bir ortalamayı tutturmaya çalışıyorum dediğinizde o zaman baştan yola çıktığınız birey ve özgürlük ki bu ikisinin birleşkesi üzerine oturuyor liberalizm.
O zaman çokça geri dönmüş oldunuz zaten artık otoriteyi tekrar kuvvetlendirdiniz. Otorite bireyleri belli ölçüde yer yer limite ediyor. Toplum refahını ve düzenini sağlamak adına o zaman başladığımız yere geri döndük demektir.
Yani liberalizm de tabii ki yani mutlak özgürlük derken tabii ki devletin hukukun kanunların birtakım sınırlamalarını kabul ediyorlar tabii ki bu, bunsuz mümkün değil. O minimize etmeyi de idealize ediyorlar. Evet minimize edilmesini. Yoksa zaten vardı ne diye böyle bir şey çıkardınız dün de devlet vardı. Ha çok baskıcıydı biraz geri çekilmesini sağladık belki bu açılardan haklı olabilirler.
Yani dünkü devlet yapısı, orta çağındaki devlet yapısı, özellikle batı standartlarında bireyi olabildiğince baskılamış. Onu hani olması gereken haklarından bile men etmiş. Kendi yönetimsel alanını keyfi olarak çok genişletmiş. Halbuki İslam coğrafyasında bu böyle değil. Yani İslam coğrafyasında vatandaşı ondan sonra insanı önceleyen bir yaklaşım var.
İnsanı yücelt ki devlet yaşasın. Dolayısıyla devleti insanın hadimi gören bir anlayışta aslında en optimum nokta yakalanmış durumda. İnsan devlet hükmü şansiyeti olarak tamamen insana hizmet ediyor. Ve aldığı bütün başvurduğu bütün tedbirleri yine insanlar arası ilişkiyi, düzeni her bakımdan iktisana,
hizmetli siyasi düzende tutabilmek için bunları yapıyor ve bundan bu amaçtan bir adım öteye kendisini yüceltip, yani devleti yüceltip insanları baskılamaya adım atmıyor. Bu İslami ölçekte olması gereken en ideal nokta bu. Dolayısıyla batılı ölçekte devletin tahakküm ettiği ve insanı devlet için kıldığı, yani insanı çalıştır ki, demin ki tersini söylersek, devleti yücelt, güçlendir. Olabildiğince devlet büyüsün, daha daha güçlensin. Çünkü yüce olan devlettir dediğinizde hakikaten o zaman liberalist düşünceler ve duygular, böylesi bir toplumda karşılık bulur, harekete geçer. Çünkü insanlar da neticede yani devletin baskısından bizar olurlar böyle bir ortamdan.
Burada tabii ki devleti yüceltip bireyi dışlamak, yok saymak veya onun haklarını minimize etmek tabii arzu edilen bir şey değil. Belirttiğiniz gibi aslında yani bu liberalizmin çıkışı da yine Avrupa’nın orta çağın sosyokultiler şartlarından, tarihi şartlarından ileri geliyor.
Kilisenin ve feudal beylerin toplum üzerine, iktisadi hayat ve bireylerin hürriyetleri üzerine kurduğu baskıdan ileri geliyor. Hocam kısa bir aramız olacak. Sevgili dostlar kısa bir aradan sonra yine birlikte olacağız. Değerli dostlar, İnsanın Anlamar Arayışı programında sizlerle liberalizm üzerinde konuşuyoruz.
Özgürlük anlayışı, özgürlük nedir, sınırsız özgürlük mümkün müdür, özgürlüğün sınırları nelerdir. Bu konu üzerinde hocamız, Profesör Doktor Halis Aydemir ile birlikte konuşmaya devam ediyoruz. Hocam, özgürlük anlayışı bu modern çağda tabii ki tamamen insanın kendi aklına, benliğine bağlı olarak gelişen,
yani ne dini, ne ailevi, ne toplumsal, herhangi bir kayıt öngörmeyen, kabul etmeyen ki liberalizm de aslında bunu öngörüyor. Herhangi bir kayıda dahil olmadan sadece insanın kendi nefsi arzularının, heveslerinin peşinde gidebilmesi, istediğini, istediği zaman tabii ki başkasının hürriyetine halel vermeden,
başkasının hürriyetinin sınırlarını çiğnemeden şeklinde bir kayıt da var, bunu da koyuyorlar, istediğini yapabilmesi şeklinde tarif ediliyor. Peki yani insanın bu beden benim, bu hayat benim dolayısıyla bedenimi, hayatımı istediğim şekilde yaşayabilirim, onu kullanabilirim şeklindeki bir anlayışın neticesi olarak
birçok sapkınlıkların, eşcinselliklerin, sübyancılığın, intiharların, uyuşturucu kullanımının vs. birçok sapkınlığın ve kötü ahlakların ortaya çıktığını gözlemliyoruz. İnsan gerçekten kendisine malik midir, kendisine sahip midir, böyle bir iddia yerinde midir? Evet, ifade ettiğiniz şeylerin pek çok boyutunda pek çok çıkmazlar var yani liberalist düşünceler açısından.
İnsan kendisine malikse kendisiyle ilgili her türlü tasarrufu yapabilir mi? Dediğinizde de evet cevabını almak zor, pek çok yani açılardan. Yahut bu haklarından kendisi tenezzül edebilir mi? Madem başkasına zarar vermediği ölçü vermedikçe. Bu kayıt da zaten hani idealizmimizi bozuyor liberal düşünceler açısından çünkü bir şekilde eğer mutlakiyeti ararsak tek olmamız lazım. Zaten Cenab-ı Hakk’ın tekliği mutlaklığından geliyor. Her şeyin yaratıcısı, her şeyin sahibi, her şeye gücü yeten. Yani onun yanında bir ikincisiyle yolları kesişmiyor, daralmıyor. Biz kullar eğer mutlak bir özgürlük aradığımızda yani o zaman tanrılaşmak istiyoruz demektir ki. Tanrı zaten tek bir ilah olarak bir olabilir. İkincisi oldu mu o da artık biriyle hududa giriyor.
Şimdi özgürlük kavramını bu sefer topluma indirdik. Toplumda bireyleri yaşatmak istiyoruz. Bireylerden de elimizde binlercesi, yüz binlercesi, milyonlarcası var. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın bunlara bir süreliğine hani meta’an ilahin bir süreliğine salı verdiği ve onları serbest bıraktığı bu düzlemde Cenab-ı Hak ölünce muhasebetsini yapacak.
Peki biz bu aralıktaki süreci liberal bir düşünce ile ikame edip hakikaten bireylere özgürlüğü yaşatabilir miyiz dediğimizde de büyük zorluklar yaşıyoruz. Çünkü bireylerin birbirleriyle olan münasebetinde bir defa birbirlerine herhangi bir zarar vermemeliler. Orada sınırlar oluştu.
Dolayısıyla eğer bundan zevk alıyorsa, bunu arzuluyorsa, bunu istiyorsa yapamayacak demektir. Pek çok hayattaki ilişkisi başkalarıyla oluşuyor. Bu hayatın pek çok alanında onu kısıtlık, kısıtlılık getirecek demektir. Diğer taraftan imkanları, nimetleri vesaire değerlendirmek de hani her istediğini yemek isteyebilirsin ama bu var mı ki?
Orada da kısıtlarla karşı karşıyasınız. Dolayısıyla o klasik anlamdaki liberalizm de burada sakıt oldu negatif liberalizm. Şimdi daha pozitif bir liberalizm geliştirildi. Yani bir kimseye sen seyahat özgürlüğün var kardeşim demek yetmiyor. Efendim onun seyahat edebilecek imkanları da olmasını kim sağlayacak? Devlet sağlayacak.
Devlet bunları sağlayabilmek için imkana güze ve yetkiye kavuşması lazım bu refahı dağıtması için. Biz başta onu minimize edelim dedik. Şimdi onun eline düştük yine. O belli imkanları insanlara sağlayabilmeli vatandaşları hani seyahat edebilecekken seyahat edebilecek parası olsun. Tatil yapabilirsin diyorsun. Parası yoksa tatil yapamazsa hangi özgürlükten söz ediyorsun diye bu sefer. Toplum biz de anladık bu liberalizmden diyecek bir vakit sonra. Bunu diyecek. Dolayısıyla bu kez sosyal politikalar tekrar gündeme geliyor. Onlar gündeme gelince bunu icra edecek olan devlet. Devlete bu imkanı sağladığımız zaman bu imkan nereden ödünç alacağız? Yine bireyin özgürlüğünden ödünç alacağız. Dolayısıyla burada neresinden bakarsanız bakın belli hudutlarda belli araçlar ile yönetilmesi gereken bir süreç var.
Hal böyle olunca o zaman hududu kim tayin edecek? Birilerin arasında da öyle. Şimdi sokakta kol kola yürüyen iki insan tamamen özgürlükleri olarak düşünülebilir. Ama şimdi bir de şöyle düşünün sokakta mübaşerrette bulunan iki insan. Yani taraflar razı bunu gerçekleştiriyorlar yapabilirler mi dediğinizde.
Toplum diyor ki hayır ben bundan rahatsız oluyorum çocuğumla oradan geçiyorum eşimle oradan geçiyorum yani bir başka iki insanın alenen böyle mübaşerrette bulunması bana zarar veriyor diyor. Bakın bu sefer ne zarar neyi değil yani bir kimsenin bedenini söz gelin bir erkeğin teşhir etmesi nereye kadar yani bunun onun başkalarına fiziken zarar vermiyor olabilir psikolojik etkisi var.
Teşhir bir yerden sonra taciz etkisi oluşturuyor değil mi? Kim hanımefendiler bazı beylerin bu anlamdaki teşhirinden rahatsız ama bir o kadar da hanımefendilerin değil mi teşhir ama sınır nerede? Giyim kuşama kadar bakın liberal düşünceyi indirdiğimizde sorunlarla karşılaşıyoruz. Çünkü insanlar toplum içerisinde bir başkalarının doğrudan ya da tesir ile etkisine açık varlıklar neticede aynı popülasyon üyeleriyiz. Hal böyle olunca eğer bu yetkiyi kime devredelim yani kim hudutları belirlesin dediğimizde liberalizmin bulabildiği en iyi çözüm toplumu kolektif olarak temsil eden devlete bunu tevdi edelim.
Devlet karar versin. Devlet bunun ayarını hani biraz yukarı biraz aşağı çok oldu yani bunu yapmaya çalışıyor belli bir yani ülkeler bunu yapmaya çalışıyor. Özgürlükler güvenlikler çelişkisi çatışması var. Özgürlükler ahlak çatışması var. Toplumsal yarar ve bireysel yarar çatışması var. Bunların hepsini birlikte götürebilmek tabii ki.
Diyoruz şu an dünyada farklı hukuk normları var ve hepsi kimi biraz aşağı kısarak kimi çok oldu biraz artırarak yani toplumlar şu anda bir deneme tahtası gibi. Afazlı olmuş bireyler bir sefer taşkınlık yapmaya başladı hadi biraz kısalım diye sürekli kanunları indire kaldıra yaptığımız şey bir deneme yanılma tahtası gibi bir ortam.
Halbuki vahiy bize ben size en doğrusuna iletebilirim hükmüyle geliyor. Yani inna hadal qur’ana yahdi lillati yiyaquam.
Bu kuran var ya bu en iyisine en doğrusuna en sağlıklı olanına yani deminki giyim kuşam örneğinde bile kadının yahut erkeğin hangi düzeyde etrafı en az rahatsız edebilecek ve insanların birbirlerini tolere edebilecekleri bir ortamın oluşabilmesine dair verdiği ölçü aslında bizim rahat edebileceğimiz bir ölçü.
Fakat vahyin girdilerini göz ardı ederek kendimiz bir yandan liberal beklentiler ve heveslerle hareket ediyoruz. Bir dönem toplumu sıkıyoruz bir dönem bireyleri olabildiğince gevşetiyoruz ve bu gel gitler ile bir deneme yanılma tahtası içerisindeyiz. Ucunda izim ile biten ve pek çok toplumu vakti ile kasıp kavurmuş olan hususların ve yaşanmışlıkların tamamı bir deneme yanılma tahtası gibi gözüküyor. Bir başka husus toplumda siz toplumu hani birbirleriyle olan ilişkilerinde olabildiğince müsamakar olmaya davet ediyorsunuz.
Çünkü oradaki müsamakarlık bireylere daha fazla özgürlük demek. Yani birisi seni aslında gördüğünde rahatsız edecek bir taşkınlık yapıyorsa bile sen bunu tabircayse sineye çek. Bunu hangi tabir ile topluma pompalayıp duruyoruz? Hoşgörü dediğimiz tabir ile. Hoşgörü bir tolerans mı yani başka bir bireyin hareket tarzına yaklaşım biçimine karşı yoksa içinde tahsiyübü de mi barındırıyor?
Buralarda bizim açımızdan bir açmaz. Çünkü ben beğenmediğim bir davranış beni rahatsız ediyorsa bunu ifade edebilmeliyim. Bu da benim özgürlüğüm. İfade ettiğim takdirde hoşgörü geçmiş oluyor muyum? Yoksa bir başkası da diyor ki demin bahsettiğiniz bu eşcinsel yaklaşımlar onlar hoşgörü içinde tahsiyübü de barındıran.
Yani hem ben bunu rahatça yapabileceğim hem de sen bunu tahsiyüb edeceksin. Belki sen yapmıyorsan bile yapılmasını tırnak içinde onaylayan bir yaklaşım içerisinde bulunacaksın.
Buna hoşgörü de demin de mümkün değil yani. Hoşgöremeyiz aslında. Ama hoşgörüyü bazıları böyle anlamak istiyor. Hoşgörü işin aslında yani beğenmediğimiz bir davranışı bir yanlışı hatayı müdahale etme hakkını kendimizde görmeksizin fiili müdahaleden bahsediyorum.
Ama sözel olarak görüşümüzü ifade edebiliriz. Hani emr bil maruf nehyane müker dediğimiz. Yani bunu doğru bulmadığımızı ifade edebiliriz. Edebilmeliyiz. Bu da bizim özgürlük analım. Diğer türlü her kişi her istediği tırnak içinde haddi aşan yanlış davranışı yapıp da başkalarının da bunu onaylamasını yani doğru bulmasını beklediğimiz zaman toplumu bir açmazın içerisine sürükliyoruz. Ve kim dorukları zorluyorsa toplumun normlarında onlar belirliyor demektir. Artık en uç davranışı yapan kimsede sizden yani bunu kabul etmelisin ve bunu doğru olarak bellemelisin.
Beklentisi içerisinde girecektir. Bu dönüp baktığımızda artık en fazla ağlayanın eline geçiyormuş ya ona memeyi veriyorlarmış. O zaman toplum kendi içerisinde en dorukları zorlayan, en hudutları zorlayan, en aşırı tavırlar içerisinde bulunan taşkınlarına gebe haline gelmeye başlar.
Ve kalabalık yığınlar bu kez onların o savurgan, savruk davranışlarının ipoteği haline gelirler. Hocam vahyin hürriyet anlayışını ne kendisine ne başkasına zararı dokunmamak şeklinde anlayabilir miyiz? La darara ve la dirar.
Ne başkasına zararı olacak ne kendisine zararı olacak. Çünkü mülkün sahibi bu hayatın ve bedenin sahibi Allah olduğuna göre biz kendi bedenimizin üzerinde de mutlak irade ve tasarruf hakkına sahip değiliz. Dolayısıyla ne başkasına ne de kendisine zararı dokunmamak aslında vahyin sanırım hürriyet tanımı olsa gerek. Bu dediğiniz düşünce biçiminde ben, benim gibiler bir de sahip. Bu model böyle. Ama liberalizm sahibi önce devre dışına çıkardı. Sonra ben ve diğerleri burayı da çözemedi. Ben ve diğerleri içerisinde yani kişiyle toplum arası ilişkileri de belli bir yere oturtamadı. Orası da bir çıkmaz içerisinde kaldı. Dönüp başa geldiğimizde o zaman ben ve benim gibi olan diğer insanlar ve bir de bizim gibi olmayan ama her şeyin yaratıcısı buyurun sahibi. Burada siz bedeninizin de sahibi değilsiniz. Ortamın da sahibi değilsiniz. Bir süreliğine bir ortamda imkana kavuşturulmuş bir varlık olarak yaşıyorsunuz.
Dolayısıyla artık o mutlak bir özgürlükten vesaire değil, bu kez sorumluluktan söz ediyoruz. Artık mesuliyet duygusu öne çıkıyor. Yaptığınız her işi yapabilme imkanına eşlik eden bir sorumlulukla birlikte yapıyorsunuz. Kötülük yapınca bundan tövbe etmeniz vazgeçmeniz düşüncesi içinizde sahibe karşı, mevlayaya karşı uyanıyor.
İyilik yaparsanız da buna dair ötede bir beklenti, kısıtları olmayan bir hayatta. Yani bu kez gerçek bir özgürlükten ve gerçek bir beklentiden, ne zaman bakımından? Çünkü halidine fiyâ ebedâ. Ucu olmayan ebedi bir hayattan ve mekan açısından da bir kısıtlanmış yok. Ne diyor? Ne tebeveu minel cenneti haythuneşâ. Dilediğimiz yerde cennetin zevklerini yaşıyoruz.
Bu kez siz dünyada oluşturmaya çalıştığınız belli izinler altında hayali dünyanızı ayakları yere basmayan, gerçek bir özlemle ve gerçek bir beklentiye dönüştürüyorsunuz ki bu Allah Azze ve Celle’nin vâdi. Ama bu model ben, diğerleri ve birde hepimizi yaratan Allah Azze ve Celle üzerine kurulu.
Evet hocam çok teşekkür ediyorum. Ağzınıza sağlık. Zamanımız da bitti. Yani aslında vahyin ortaya koymuş olduğu reçete, bireyi göz ardı etmeyen, toplumun masrafatlarını menfaatlerini de gözeten, yani her iki tarafında. Ve en iyi optimum çözümü öneren.
Evet, çözümü öneren. Burada aslında vahiy, Yüce Rabbimiz bu çözümü bize üretiyor. Çünkü yaratan bilir prensibi. E la ya’lemu men khalaq. Dolayısıyla Yüce Rabbimiz en uygun, en optimal çözümü bizlere sunuyor. Bizim tabi ona uymamız icap ediyor. İnşallah uyanlardan oluruz. Yüce Rabbim insanları hidayete, bizleri de hidayete iletsin, hidayete daim etsin.
Değerli dostlar bugünkü programımız da burada sona erdi. Bir dahaki programda yine birlikte olmak temennisiyle hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalın.
İlk Yorumu Siz Yapın