Tarih Söyleşileri | Muhittin Şimşek & Kürşad Karacagil | 49. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ZgZAC7ALi3w.
Müzik Merhaba sevgili seyirciler.
Tarih Söylesi’leri programından hepinizi enişten, en samimi, en sıcak duygularla selamlıyoruz. Bugün iki misafirimizle birlikte hanelerinize, huzurlarınıza geliyoruz. Kabul ettiniz. Çok teşekkür ediyorum. Misafirlerimiz Muhittin Şimşek ve Kürşat Karacagil. Hoş geldiniz efendim. Hoş bulduk. Hoş bulduk. Şimdi hemen sohbete başlayalım istiyorum. Aslında Türk abacılık tarihini konuşacağız.
Pek çok soru gündemde ilk uçağımız hangisi, ilk şehit, ilk hava şehidimiz kim, ilk şehit anıtımız nerede, Atatürk uçağa bindi mi, binmedi mi, niye binmedi, efendim, uçak sanayimizin gelişimi vs. Ama şöyle bir soruyla başlayalım istiyorum. Biraz bugünden düne, dünden bugüne yolculuk yapmak niyetiyle ara bir noktadan başlayalım. Şimdi Becci Hürkuş çok meşhur, malum, girişimleri biliniyor.
Arkasından Kayseri uçak sanayi var. Onun bir öncesi var. Nuri Demira uçak tarihimizde, havacılık tarihimizde, hava sanayi tarihimizde çok önemli bir isim ve hep hala konuşuluyor bir efsane gibi ve Etimesgut uçak sanayi. Bütün bunlara baktığımızda bir türlü sonu gelmeyen, çok büyük heveslerle başlayan, aslında büyük umutlar vadeden ve birden sönen umutlar gibi bunlar sönmeseydi ne olurdu? Buyuttun hocam, sizden başlayalım. Tabii, peki. Çok önemli bir yerden girdiniz, Coşkun hocam. Elbette bunlar Cumhuriyet döneminin özellikle sanayileşmesinin de aynı zamanda köşe taşlarıdır. Bu bahsettiğiniz dört önemli unsur. Bunlardan birisi işte Tomtaş, ilke evvela Tomtaş.
Kayser’in öncesi. Kayser’in öncesi. Daha sonra tabii Tomtaş 25-29 yıllar arasında hüküm ferma oldu. Sonra Almanlarla aramızda kriz çıktığı için, çünkü Almanlar tarafından kurulmuştu, bu Kayseri uçak fabrikasına dönüştürüldü. Daha sonra da uzun yıllar Kayseri havaikmal merkezi olarak görev yaptı. Halen de öyledir.
Vecihi Hürkuş olayı elbette önemlidir çünkü bireysel bir çalışmadır. Vecihi Hürkuş 17 yaşında eniştesinin bulunduğu. Bunların ayrıntılarını programın içine konuşacağız da hocam. Eğer bu girişimler sonuçlansaydı veya kişi başına düşen sonuç ne olurdu diye onu sormak istedim. Ekonomik olarak söyleyeyim şimdi. Ekonomik olarak, siyasi olarak, sosyal olarak, uluslararası güç olarak.
Evet, kişi başına düşen milli gelirimiz en az 35 bin dolardı. Bir. İki, dünyada havacılığa hakim olan devletler askeri olarak da, sosyal olarak da, teknik olarak da güçlü devletlerdir. Tarih bunu göstermiştir. Bu süreç devam etseydi biz o gruba girebilir miyiz? Kesinlikle. Neden?
Çünkü havacılık sektör olarak havacılık sadece kendini besleyen bir sektör değil. Aynı zamanda yüzlerce ve belki binlerce yan sanayiyi de besleyecek olan, teknolojik olarak da evrimini sürekli olarak yenileyecek olan bir sektördür.
Bu sebepledir ki, sualinizin kısa cevabı sosyal olarak, ekonomik olarak, askeri olarak ve elbette güç olarak dünyada çok farklı bir yerde olacaktık. Sebebi şu, artık dünyada değişim, her şey değişiyor malumaliniz. Değişimi ya yöneteceksiniz, ya takip edeceksiniz, ya da ölümü bekleyeceksiniz. O zaman biz dönelim havacılık tarihimize. Türk havacılık tarihinin ana hatlarını bir hızlıca konuşalım. Sonra da Cumhuriyet dönemi, bu girişimlerin hikayesini, arka planını ve merak edilen boyutlarını ve gelişimini ele alalım. Şimdi dünyada havacılık tarihi, Kürşat Hoca, şöyle bir hızlıca özetlediğimiz tıza, insanın denemeleri var.
İzledi mesela en çok meşhur olan, Azarfan Ahmet Çelebek, Altakule’sinden uçtu. Hatta Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları, Türk Hava Yolları’nın sponsorluğunda yeni bir tiyatro oyunu olarak da sahneye sürdü. Hep güncelliğini koruyan bir olay. Legari var, farklı denemeler var. Ama insanın kişisel denemelerinin ötesine geçip, uçmak tecrübesinin bizzat gerçekleşmesi ne zaman, nerede, nasıl başlıyor?
İlk olarak insan uzun süredir tarihimizde, gerek dünya tarihinde, gerek bizim tarihimizde, bu insanlar için bir hayal, önemli bir olgu. Ancak ilk defa tarihte gerçekleştiği dönem, ilk defa Fransızlar balonda 1783 yılında uçacaklardır. Nerede? Fransa’da bu gerçekleşim. Fransa’nın hangi şehrinde?
Paris’te gerçekleşecek. Paris’te yani. Paris’te gerçekleşecektir. Hemen arkasından yaklaşık 1794 senesinde askeri anlamda, yine Fransa’da gerçekleştirecektir savaşta. 1870 senesinde Almanya Fransa Savaşı’nda Paris kuşatmasında askeri olarak malzeme taşıyacaklardır Fransızlar.
Balonlarla? Balonlarla tabii. 66 adet balonla yaklaşık 9 ton ağırlığında mektup ve birçok evra, malzeme bu şekilde taşıyacaklardır. Aslında uçuş tarihiyle askeri tarihi arasında çok yakın bir bağ var o zaman bu verdiğiniz bilgiler doğrultusunda.
Yani gerek balonlar olsun gerek uçaklar olsun ilk kullanılmaya başladıktan hemen akabinde askeri olarak kullanıldığını görüyoruz. Uçakların da mesela 1903 senesinde keşfiyle beraber akabinde mesela 1909 senesinden, 1910 senesinden itibaren Fransızlar subaylarını askeri Fransa’daki sivil okullara yollayarak burada askeri eğitim almasını sağlayacaklardır. Balonları Fransızlar keşfediyorlar. Peki uçağı? Uçağı Amerikalılar keşfediyor. Kaç yılında? 1903 senesinde kullanmaya başlıyorlar uçağı Amerikalılar. Gelişimi nasıl oluyor? Gelişimi şöyle. Esasında Avrupa’da 1898-1901 yıllarında uçakla uçağı ilgi var. Yani bu yönde denemeler var ancak bunu ilk defa Amerikalılar 1903 yılında keşfediyor kullanmaya başlıyor.
Ne kadar uçuğu ilk uçak hatırlıyor musun? Oldukça kısam mesafelerde uçuyor. Kaç kilometre mesela? Birkaç kilometre uçuyor diyebiliriz. Onunla ilgili bir kayıt yok tam olarak kaç kilometre uçtuğuyla alakalı ama birkaç kilometre uçtuğunu biliyoruz.
Ama 1906’dan sonra Avrupa’da bir yarış haline geliyor ve Manş Denizi 1900 The Times gazetesi bir ödül veriyor. 1908 senesinde Manş Denizi’nin Fransız pilot Bilario geçiyor. Uçakla? Uçakla geçiyor. Bu oldukça… Kaç kilometre süreliyor yolculuk yaratışı? Ne kadar sürüyor?
Yaklaşık 1-1,5 saat civarlarında sürüyor. Bundan sonra uçakların artık daha da gelişeceği anlaşılıyor insan tarihinde. 1909 senesinde Osmanlı’da da iki tane pilot gelecektir. Mesela Dekartis diye bir adam gelecek ve akabinde Manş Denizi’ni geçen Bilario gelecektir. Bunlar İstanbul’a mı geliyorlar? İstanbul’a geliyorlar. Nasıl karşılaşıyorlar? İstanbul’da binlerce kişi bunları karşılıyor, uçuşunu izliyor. Hatta şehzadeler dahi var. Ancak her iki pilotunda uçuş denemeleri başarısız oluyor. Ancak ilginç bir şeydir. Bu dönemki Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa bu uçuşları yakından takip ettiriyor. Mahmut Şevket Paşa’nın şöyle bir özelliği var. Yaklaşık 9 sene kadar Almanya’da kalmıştır ve oldukça yerineye açık bir insandır.
Hatta ilk buradaki Osmanlı subaylarına bir rapor hazırlatacak. İlk defa Tayyare tabiri de bu dönemde kullanılmaya başlanacak. Şimdi Mahmut Şevket Paşa kim sorusunu bir iki cübileyle açmak lazım, izleyicilerimize hatırlatmak lazım. Kim Mahmut Şevket Paşa? Mahmut Şevket Paşa, Osmanlı Devleti’nin Harbiye Nazırı. Arkadaşlarımız şu anda ekrana görüntüsünü verdiler, uçakla beraber, Tayyare ile beraber. Tayyare ile beraber. Bu Ayiazidephonos’taki uçuş okulunda.
Bu Culus-u Hümayun Töreni’nin yani Padişah’ın tahta geçtiğinin işte yıl dönümünde yapılan… Mehmet Reşat’ın yıl dönümünde gerçekleşiyor. O zamana ait bir görüntü. Orada ayrıca iki isim daha var. Onlar dikkatli… Birisi yabancı bir pilot. Diğeri de Türk Havacılığının kurulcusu olarak kabul ettiğimiz bir film.
Diğeri de Türk Havacılığının kurulcusu olarak kabul ettiğimiz Süreyya İlmen. 1900 düştü uçak keşfediliyor. 1909’da Osmanlılar, Türkler uçakla tanışıyorlar. Evet, uçakla tanışıyorlar. O da ilk uçuşu yapan… Evet, yabancı iki pilot. Pilotun İstanbul’a gelişiyle birlikte. Peki Osmanlı Devleti’nin havacılık sanayiine girişi veya uçak edinmesi veya mektep açması ne zaman ve nasıl başlıyor?
Esasında şimdi bu yönde özellikle değişik faktörler var. Osmanlı ekonomisi de özellikle bu son döneminde oldukça kötü durumda. Duyunun Umumiye İdaresi’nin yani Genel Boşlar İdaresi’nin kurulmasıyla beraber artık Osmanlı parasını idareli harcaması durumda. Bu yönde esasında dünyadaki gelişmeleri Osmanlı Devleti yakından takip ediyor. Bu yönde yurt dışında pilot gönderme düşüncesi var. Bu bağlamda 1910 senesinde karar alınıyor ve bu karar 1911 yılında uygulanıyor. Ancak bu yöndeki çalışmaların hızlanmasında… Nereye gönderiliyor pilotları? Fransa’ya gönderiliyor. Fransa’ya gönderiliyor. Çünkü o dönemde havacılık konusunda Fransa gönderiliyor. Uçak alımı ne zaman gerçekleşiyor? Uçak alımı da 1911 senesinde gerçekleşiyor.
Şöyle, özellikle Trablus-Karp Harbi sebebiyle böyle bir yola gidiliyor. Çünkü Trablus-Karp’ta… Trablus-Karp deyince Libya diye açalım değil mi? Evet, evet. İdaresi olduğu bugün de çok gündemli olan bir konu. Evet, evet. Bu bağlamda bir girişimde bulunuyor. Ancak tabii bu ilk girişimler düzensiz. Yani bu işi yürütecek acaba kim yürütecek? Bu uçak hangisi mesela? Ekranda bir uçak görünüyor şu anda.
Bu esastan daha kanatları takılmamış bir uçak. Bu RAP fabrikasına ait bir uçak. Bu Osmanlı’ya ait ilk uçaklardan birisi. İlk Osmanlı uçaklardan birisinin şu anda ekranda izliyoruz. Evet, evet. Şehbail Dergisi’nde olan ilk Osmanlı uçak. Daha kanatları takılacak ve uçmaya başlayacak. Uçmaya başlayacak. Kanatsız kuş gibi. Kanatsız kuş gibi. Yurt dışından gelirken bu şekilde geliyor. Montajlı olarak gemiyle mi geliyor? Nasıl geliyor yurt dışından? Yani trenle geliyor muhtemelen.
Bu burada montajı yapılıyor. Tabii burada montajı yapılıyor. Tabii makinistlerle beraber ancak. 1911 Trabliskarp’ta, Libya’yla savaşta Türk havacılığında uçakların bir başlarsan söz etmek mümkün mü? Trabliskarp’ta yok ancak şöyle bir durum var. Özellikle 1911’de İtalyanların Trabliskarp’ta uçak kullanmaya başlamasıyla beraber bizim ilgimiz daha da artıyor.
Özellikle İtalyanların adalara saldırması sonucunda Mahmut Çevket Paşa bu dönemde Avrupa’da bulunan Süreyya Paşa’dan, Süreyya Ilmen’den yani bu meşhur bizim Süreyya Sineması, Süreyya Paşa’nın sanatörlüğümüyle bildiğimiz kişiden. Kartal tarafındaki meşhur. Sineması var. Sineması var. Süreyya Sineması var. Plajı var.
Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Anadolu yakasını organize eden kişidir. Serbest Cumhuriyet Fırkası derken Cumhuriyet Halk Fırkası’nınla rakip olarak kurulan Feth-i Okyan’ın falan kurduğu parti değil mi? Evet, Feth-i Okyan’ın kurduğu parti. Bu kişiye görevlendiriliyor. Bu kişi yurtdışına gidiyor ve… Şu anda zaten arkadaşlar ekranda fotoğrafını taşırdılar. Evet. Evet, yurtdışına gidiyor.
Yurtdışında uçak alımı için, bu özellikle Trabuskarp Harbi döneminde uçak alımı için girişimlerde bulunuyor. Mahmut Çevket Paşa bir an önce uçakları alıp adalarda özellikle keşif anlamıyla, amacıyla kullanılmasını istiyor. Hatta Süreyya Paşa bu uçakları yönetiminin kendisinde olmasını da isteyecektir anlarında. Öyle bahsediyor. Ancak şöyle bizdeki organize bir şekilde havacılığın… Tam onu soracağım işte. Evet. Bunlar kişisel gayretler. Evet, şöyle. Mahmut Çevket Paşa… Tabii tabii. Şöyle, Mahmut Çevket Paşa, Süreyya Bey’i 1911 senesinin Mayıs ayında… Sadırazam olunca mı? Hayır, Harbiye Nazırı olduğu dönemdi. Harbiye Nazırı. Mahmut Çevket Paşa, Süreyya Bey’i görevlendiriyor.
Harbiye Nazırı derken tabii Muhittin Bey, Milli Savunma Bakanı demek lazım değil mi? Bugün daha karşılığının… Evet. Yok, o zaman kağıdı o. Yani bunu… Milli Savunma Bakanlığı’nın karşılığı. Evet, tabii. Süreyya Paşa’yı görevlendiriyor. Süreyya Paşa’nın esasında ilginç bir kişiliği var. Oldukça yeniliğe açık bir insan. Zaten… Sizin doktor atezini Süreyya Paşa kitap olarak yayınladınız mı? Kitap aşamasında daha yayınlanmadı. Bekliyoruz. İnşallah bekliyoruz.
Yeniliğe açık bir insan ve Mayıs ayında bu Süreyya Paşa görevlendiriliyor. Süreyya Paşa ilk başta yurtdışından kitaplar ve yurtdışında eğitim gören subaylarımızdan hakkında bilgi istiyor. Raporlar geliyor. Bu raporluğa çerçevesinde bir havacılık teşkilatının kurulması gerektiğini ancak bunun tek başına kendisinin başaramayacağını söylüyor. Bu ekranda görünenler kimler?
Bu ekranda görünenlerden Süreyya İlmen en ortadaki kişi görebiliriz. O sol taraftaki Julius Hümayn’a katılan subay, pilot şapkalı… Bunlar Ayasdefonos resimleri. Evet, Ayasdefonos resimleri. Türk Hümayn Tören Resimleri. Evet, evet. Mesela biz ne yapıyoruz? Türk Havacılığı’nın kuruluş tarihi olarak kitaplarda falan 1911 geçiyor. Ancak esasında bu bilgi de hatalıdır.
Çünkü Türk Havacılığı’nın kurulduğu tarih 1912-1912 olarak diyebiliriz. Neden? Çünkü şöyle komisyon, Türk Havacılığı’nın kurulduğu tarih olarak da askeri bir komisyonun kurulduğu söyleniyor. Ancak bu komisyonun kurulması mesela 1911 yılında gerçekleşmesi mümkün değil. Çünkü Süreyya Paşa Mayıs ayında göreve geliyor.
Komisyonun kurulduğu tarih olarak Temmuz ayını mesela gösteriyoruz. Ama kitapları istemesi, raporları istemesi ve bunların gelmesi daha sonra gerçekleşecektir. Bu gazete mesela… 1912 hangi ayını kabul ediyor? Bence 1912’nin Mart ayını kabul ediyoruz. Bu kavaklarının baştan bir kavakı mıdır? Tabii, baştan bir olarak komisyonun kuruluş olarak. Peki sonra nasıl yol alıyoruz? Bir hızlıca bize bir özet vermişsiniz.
Süreyya Paşa geldikten sonra raporlardan sonraki süreçte merkez aranmaya başlanıyor. Acaba havacılık teşkilatını bu raporlar çerçevesinde nerede meydana getiriliyoruz? Özellikle Anadolu yakasında Dudullu, Avrupa yakasında da Ayasdafonos. Dudullu derken Üsküdar, Buldurma tarafı. Tabii o taraflarda, o taraflarda ancak gerek ulaşım imkanı göz önüne alındığınız israf.
Gerekse buradaki hava şartlarıyla alakalı problemden dolayı bu Ayasdafonos daha uygun görülüyor. Ayasdafonos, neresi Ayasdafonos? Ayasdafonos diyoruz da bugün neresi Ayasdafonos? Bugünki esasının Atatürk Havalı Limanı yakın Yeşilköy civarlarındaki bölge. Burayı kabul ediyor, uygun bulunuyor ancak buradaki arazilerde sonra bu gayrimüslime ait satın alınıyor.
Ve burada merkez kuruluyor. Tabii merkez kurulmaya başlandığında biraz önce de bahsettik ekonomik olarak Osmanlı Devleti oldukça sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Ve bunu kurarken Süreyya Paşa, Mahmut Çevket Paşa’dan 40.000 lira kadar bir para istiyor. Ancak Mahmut Çevket Paşa bütçede bunun olmadığını söyleyecektir Süreyya Bey’e.
Ama Süreyya Paşa ısrarlarında devam edecektir ve en son da Mahmut Çevket Paşa sadarete bir yazıyla bunu talep edecek. Hatta paranın bir kısmı bağışlarla kendisi dahil. 40.000 lira bulunmuş mu? Bulunuyor, 40.000 lira bulunuyor. O zaman Türk Havazlık Tarihi’nin kuruluş sermayesi 40.000 lira diyor. Evet 40.000 liralık bir miktarla kuruluyor. Gelişimi? Havazlık Tarihi’nin gelişimi nasıl oluyor?
Şöyle, bu raporlar çerçevesinde Mösyö Simone dediğimiz bir kişi var, rap fabrikasının direktörü. O bir rapor hazırlıyor. Bu rapor çerçevesinde Ayasitafonos’a ilk olarak barakalar inşa edilmeye başlanıyor.
Daha sonra Süreyya Paşa Mayıs ve Haziran ayınlarını kapsayacak bir yurtdışı ziyaretine gidiyor ve burada incelemelerde bulunuyor. Mehmet Ali Bey diye yanlış hatırlamıyorum. Onunla beraber yurtdışı ziyaretine gidiyor. Özel ilk önce Avusturya’dan başlıyor. Arkasından Almanya’ya geçiyor. Almanya’dan Fransa ve İngiltere’yi kapsayacak bir gezi.
Yaklaşık 2 ay sürüyor. Özellikle Avusturya’daki uçaklar beğenilmiyor. Ama İngiltere, Fransa ve Almanya’daki uçaklar beğeniliyor. İlk uçaklarımızı kimden alıyoruz? İlk uçaklarımızı Fransızlardan alıyoruz. İlk Tayyare Bölüğümüz ne zaman kuruluyor? İlk Tayyare Bölüğü, esasında Balkan Harbi döneminde kuruluyor.
7. Tayyare Birliği var. Orada zaten ilk uçak düşüyor. Vecihi Hürkuş tarafından Rus Savaşı’nda. Rus Savaşı’nda. O 1. Dünya Savaşı. 1. Dünya Savaşı dönemde. 1912 MİLTAYYARE BÖLÜĞÜ’nden. Tayyare Bölükleri şöyle, Balkan Harbi’ye beraber 3 tane bölük teşkil ediliyor.
Bir tanesi Selanik civarlarında, bir tanesi uçak sayısı değişiyor. Net bir rakam veremiyoruz. Sık sık değişiyor. İlk başta mesela yaklaşık rakam olarak 8 civarlarında uçağımız var. Ancak tabi bunlar düşebiliyor ve hasar alabiliyor. Ahşap gövdeli. Ahşap ve metal gövdeli uçaklar. Yani bugün bizim bildiğimiz manada değil, anladığımız manada uçaklar değil. Birçok problemle karşılaşılabiliyor. Peki 1. Dünya Savaşı geliyor Balkan Harbi’nin arkasından sonra. Çanakkale’de özellikle etkin mi oluyor? Çanakkale’de havacılıktan o kadar istifade edemiyoruz. Özellikle 1916 senesinden sonra Osmanlı havacılığının geliştiğini görüyoruz. Şöyle 1915 senesinde Erik Senro diye bir Alman teymen gelecek. Bu Osmanlı ordusuna girdiğinde 100 baş rütbesini bir sene sonra da 1000 başılığa yükselecek. Bunun özellikle gayretleri var.
Yurtdışından özellikle Almanya’dan da pilot ve makinistlerin getirilmesiyle beraber 1916 senesinden itibaren geliştiğini görüyoruz. Şimdi verdiğiniz bilgilerden şunu anlıyoruz. Türk havacılık tarihi zaten İtal olarak başlıyor. Yani uçaklarla olan tebaasımız. Yine yabancı mühendisler önemli rol oynuyor. Mahmut Şevket Paşa ve Süreyya Paşa burada Türk uçak sanayinin havacılık tarihinin önemli isimleri olarak karşımıza çıkıyor. Peki bunun dışında mühendis olarak, pilot olarak Osmanlının ilk zikredeğen isimleri kimler? İlk mesela Fesabe’nin ismini zikredebiliriz ilk pilot. İlk pilot başka? Evet aynı zamanda ilk hava şehidi olarak da kabul edilebiliriz. Bunun dışında Şam, Kudüs civarlarında şehit oluyor. Hatta mezarı da Selahattin Eyyubi’nin yakın bir yerde defnediliyor.
Mezarı da burada. İlk şehit, havacılık şehidimiz kabri. Selahattin Eyyubi. Evet orada. Fesabe, Salim Bey ile, pardon Sadık Bey ile beraber şehit oluyor. Ayrıca uçakta Fethi Bey dışında Sadık Bey diye bir rahatsızlık dediğimiz yardımcı pilotu var. İlk şehitlerimiz bunlar.
Subay olarak, mühendis olarak, pardon bunlar pilot olarak ama mühendis olarak öne çıkan isimler var mı? Mühendis olarak şimdi size zikredebileceğim bir isim yok. Mühendis yok o zaman. Siz tasarım mühendis ismini. Şöyle hocam, şöyle tabii mühendis o zaman yok. Selahattin alan var. Nuri Demirağ’ın ilk etapta ortalığı. Oraya daha geleceğiz hocam.
Biliyorum ama ilk mühendislerimizden birisi odur. Daha var yani mühendisleri konuşacağımız zaman. Kaldı ki İstanbul Teknik Üniversitesi’nde o zaman tek önemli üniversite, oraya da 1941 yılında uçak bölümü açılıyor. Uçak mühendisleri o zaman yetiştirilmeye başlanıyor.
Şimdi Kürşat Hoca, Türk uçak sanayi veya Türk havacılık tarihi Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemi bir miras devrediyor. Cumhuriyet dönemiyle ilgili daha çok Muhittin Hoca ile konuşacağız ama bu döneme geçmeden önce Osmanlı havacılık tarihi ile ilgili Cumhuriyet’in devri aldığı miras konusunda, yani düzenlemesi, teknolojisi, insan hazinesi ve etkinliği ile ilgili ne söyleyebilirsiniz?
Şöyle, özellikle Balkan Harpleri’nden sonraki süreçte yaşanan sıkıntılarla beraber Osmanlı Devleti bir ders çıkarıyor. Havacılığın esasında önemi 1912 sonraki süreçte daha iyi anlaşıldığını görüyoruz. Özellikle I. Dünya Savaşı’na giden süreçte bu yönde Osmanlı Devleti düzenlemelere de gidecektir. Yani mesela gerek ilk düzenleme girişimi havacılıkla ilgili olarak ilk nizamname girişimi 1914 yılında gerçekleşecektir. Ancak bu Orduyu Osmaniyeti Tayyarcilik Teşkilatı’na ait nizamname adıyla ancak bu o dönemde yürürlüğe girmeyecek. 1916 senesinde 27 Haziran’da mesela askerlerin kıyafetleri ile ilgili olarak 27 Haziran 1916’da Tayyarcılara rahatsız zabitana verilecek alamet-i mahsusa ve alameti hatıra hakkında nizamname ile iler düzenleme düzenleyip.
Aslında Osmanlı’dan Cumhuriyet-i Uçak Sanayi ve Havazat Tarihi açısından hem önemini hem mahiyeti hem girişimlerini ve ilk tecrübelerine itibaren bir miras der almıştır. Şunu merak ediyorum bugün isimlendirmeler yaparken genelde yurtdışından herhangi bir ülkeden bir teknolojik ürünü aldığımızda isim konusunda bir sıkıntımız yok hemen tak kopyalıyoruz ve kullanmaya başlıyoruz.
Ama programın başında da ifade ettiniz Tayyare diyorlar Osmanlı adınız. Tabi Tayyare ne anlama geldi? Niye Tayyare diyorlar ve neden bir isimlendirme gayretine giriyorlar? Tayyare neden Tayyare diyorlar? O isimlerden geliyor. Tayyare cemiyeti vesaire diye devam ediyor sonra.
Evet evet yani ilk de esasında nereden Osmanlıca bir kelime, Arapça aslında. Arapça bir kelime oradan geliyor ancak bu 1909 senesinde hazırlanan raporda ilk defa geçtiğini görüyoruz. Mesela Amerikalılar uçağa ne ad veriyorlar? Aeroplane deniyor işte. Peki niye aynı ismi Osmanlılar almıyorlar da Tayyare demek ihtiyacını istiyorlar onu merak ediyorum. Yabancı kelimeyi mümkün olduğunca kullanmıyorlar yani dininize bir kelime alırken her zaman için buna dikkat edildiğini görüyoruz. Mesela bizde Caferi Tayyar var Peygamber Efendimizin amca zadesi ve çift kanatlı şehit anlamına giren uçmaktan üretilen bir isim. Evet tabii tabii kelime anlamı olur. Bir hassasiyet. Evet hassasiyet. İyi bir hassasiyet diyebilir miyiz?
Tabii tabii diyebiliriz. Ama bu tabir verir yani uçak tabiri Tayyare tabiri kullanılmaya başlıyor. İlişli bir tabiri. Evet yani esasında şunu da diyebiliriz. Osmanlı esasında uçak ilk çıktığından itibaren yakından takip ediyor hatta resimler arasında var birinci resim diye kayıtlı orada.
Şehbâl dergisinde izleyicilerimiz de görebilir eğer ekrana getirirlerse 1912 tarihinde bir Şehbâl dergisinin bir sayısıdır. Sayısını tam hatırlayamıyorum. Şu resim işte resimde gördünüz. Bu oldukça enteresan bir resimdir. Muhtemelen Avrupa’da alınmıştır. Bu 30-40 sene sonra işte uçaklar böyle olacak diye bir projeksiyon sunuyor. Esasında bu projeksiyon gerçekleşiyor. Esasında Osmanlı’nın da hava araçlarına mesafeli olmadığı, yakından takip etmek iyi amaçladığını bu resimden de çok net bir şekilde çıkarabiliriz. Ancak biz şöyle bir şey yapıyoruz. Bir şey yap. Türk gibi başlıyoruz ama sonunu getirmiyoruz diyebiliriz.
Evet şimdi tabi Muhittin Hocam’la Cumhuriyet dönemine geçmeden önce size bir soru sormak istiyorum. Mustafa Kemal Paşa’nın subay olarak, paşa olarak ve atasuk olarak uçakla bir tanışma seyri var. Zannediyorum Trablus-Karp Harbi’nde çarpışan subaylardan olduğu için Tayyari ile bir defa Trablus-Karp Harbi’nde tanışıyor, biliyor. Ama uçakla olan ünsiyeti yani bunun ithali geliştirilmesi yanında kişisel olarak Atatürk’ün uçakla olan ünsiyeti, merakı, yaklaşımı nedir? Yani şöyle Atatürk uçağa binmedi. Bindi mi bilmedi mi? Yani bilmedi elimizdeki veriler çerçevesinde bilgiler çerçevesinde bilmediğini biliyoruz. Niye?
Şöyle bir şey vardır, tam olarak sebebini bilmesek de Saad-i Borak Atatürk ile ilgili anılarında Hayat Tarih Mecmasının dördüncü sayısında geçiyordu 1965 yılında. Şöyle bir olayı şu şekilde anlatıyor.
Bir gün Cumhuriyet’in ilanının 11. yıl dönümü vasıtasıyla düzenlenen bir baloda Atatürk Iraklı subaylarla konuşurken şöyle bir olay anlattığını söyler. Atatürk, Pikardi muharebelerini izlemek üzere Ali Rıza Paşa ile beraber, komutanıyla beraber Avrupa’ya gidiyor.
Ve burada yabancı subaylara katılan, bunu izleyen yabancı subaylara bir gösteri yapılıyor. Ve siz de binmek ister misiniz diye Atatürk’e soruyorlar. Atatürk tam binecekken Ali Rıza Paşa kolunu tutuyor ve Atatürk’e şöyle bir ibarede bulunuyor. Binmedik aş, ya karın artır, ya baş diyor. Atatürk uçağa binmiyor. Atatürk’ün yerine binen yabancı subay uçağa biniyor, uçak düşüyor ve ölüyor. Ondan sonraki süreçte Atatürk bir daha uçağa binmeyecektir. Onun için belki uçaklara karşı bir uçağa binme konusunda birazcık daha mesafeci yaklaşmasının en önemli sebebi olacaktır. Ancak bu bilgi sadece bir kaynakta geçiyor. Ama Atatürk’ün uçağa binip binmediğine dair herhangi bir bilgi de yok muçak yolunda dair.
Yani Atatürk’ün bilgilerine dair kesin bir bilgi yok ama elimizdeki bilgiler çarçabısında bilmediğini söyleyebiliriz. Peki Atatürk’ün uçağa bakışı konusunda Cumhuriyet dönemindeki gelişmelerde merkeze alarak Muhittin Hoca ile biraz konuşalım. Cumhuriyet döneminde Kürşat Hoca Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden miras anaatlarıyla özetledi. Cumhuriyet döneminin uçak sanayi, hava sanayi, havacılık tarihi yaklaşımı nasıl başlıyor ve gelişiyor Muhittin Hoca?
Evet, tabii Osmanlı açıktı. Yenilikleri açıktı. Bu açıklığını açıkçası havacılık sektöründe ve uçak konusunda da gösterdi. Dolayısıyla Osmanlı’nın son dönemi Kürşat Hoca’nın bıraktığı Cumhuriyet’in ilk yıllarında Vecihi Hürkuş örneğiyle başladı aslında bu.
Yani artık ithalat değil, kendi içinde üretim yapmaya ilişkin faaliyetler başladı Türkiye’de. Vecihi Hürkuş henüz 28 yaşındayken Yunanistan’dan ganimet olarak kalan bazı parçaları birleştirerek bir uçak yaptı.
1924 yılında Vecihi K6 adı altında bir uçak üretti ve bu uçakla da Eskişehir’e Ankara’ya uçtu. Ciddi ciddi yaptı yani uçak. Yaptı, uçtu. Çünkü bir yıl kadar da… Yanında kimse var mıydı uçakta? Yok hayır. Niye? Niye yalnız uçuyor? Delice bir şey açıkçası. Yani daha doğrusu kimse bilmeye mi cesaret ediyor?
Herhalde öyledir, herhalde öyledir. Onu bilemiyoruz tabii o anki psikolojisini. Ama inanmıyorlar da, bunu yapacağına da inanmıyorlar. Kadıköy’ün çocuğudur. Şimdi Vecihi Hürkuş’u… Uçakla tanışması kaç yaşında Vecihi Hürkuş’un? Hocam bu 17 yaşında, 17 yaşında eniştesi olan Kemal Bey Balkan Savaşları’nda kurmay albaydır. Onun yanına gidiyor. Onun yanına gidiyor.
Sonra uçağı bir merak sarıyor ve 24 yaşında, 24 yaşında iken… Yeşilköy’deki havacılık okulunda bir yıl kadar eğitim alıyor. Yani ciddi bir eğitim değil aslında. O zaman öyle ama yani şartlar öyle. Ama inanılmaz bir havacılık şeyi var. Arzusu var, isteği var. Zaten onu…
Onu diğerlerinden ayıran da o Vecihi Hürkuş bireyseldir. Fahiyetleri bireyseldir. Savaşta katılıyor değil mi? Birinci Niyan Savaşı’nda. Elbette katıldı. İlk uçak pilot olarak katıldı üstelik. Ve bir uçak düşürdü. Sonra Ruslara… İlk uçağa düşüren Osmanlı pilotu değil mi? Evet. Sonra Ruslara esir oldu. Azerbaycan Türklerinin yardımıyla da kurtuldu. Döndükten sonra Türkiye’de…
Bu enteresan bakın… Kadıköy’de… İstiklal Savaşı’nda da uçuyor. Uçuyor tabii elbette. Dönüyor. Türkiye’de diyor ki ben bir uçuş okulu açacağım diyor. Yıl kaç? 1930. 1930. Daha uçak yapımı ondan önce. Beraber. Eş zamanlı. Üst üste bak 1929’da okul aç… Bir dakika hocam şimdi…
17 yaşında Balkanlar’a gidiyor. Uçakla tanışıyor. Sonra Yeşilköy’deki Osmanlı Havacılık Okulu’nda veya… Cemiyette uçak eğitimi alıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda pilot olarak… Çarpışıyor. İlk uçağa düşürüyor. Esir oluyor. 30 yılında da… Sonra… Milli mücadeleye katılıyor. Yine ilk uçan… Pilot diye geçiyor kayıtlara doğru mu bilmiyorum. Yine savaşıyor. Sonra uçak yapımına başlıyor. Uçak yapımına ne zaman başlıyor? 1929’da iki kere var. İlki. İlki 1924’dur. Tamam daha 30’a var. Ama oradan cesaret alarak… 1924’da uçağı nasıl yapıyor? Dediğim gibi Yunanlılardan kalan… Motorlarla yani hurdalarla… Onları birleştiriyor. Ve uçabilecek hale getiriyor. Ve uçuyor 1924. Eski şehire ve de… Ankara’ya uçuyor. Peki bu nasıl karşılanıyor? Bundan kimsenin haberi yok pek.
Bundan cesaret alarak… 1930 yılında Fikirtepe’de… Ciddi anlamda resimlerini çizerek… Teknik spesifikasyonlara uygun olarak… Bir uçak yapıyor. Bunun adında VECEH-i K14 koyuyor. Tamam. Fakat resmi olarak başvuruda bulunuyor. Akreditasyon almak için. Yani uça bilme yetkisini elde edebilmek için.
Kime müraahat ediyorsunuz? Devlete. Türkiye Cumhuriyeti. Türkiye Cumhuriyeti. Devletine ilgin. Vermiyorlar. Nasıl vermiyorlar? Olmaz diyorlar. Yani bu uygun değil. Kim diyor uygun değil? Neye göre? Şuna göre uygun değil. Şimdi havacılıkta dünyada… Dünyada o zaman bile olsa… Kurallar vardır. Bu kurallara uygun… Üretim yapmış olman lazım. Test yapıyorlar mı uçağı? Yetmez. Yetmez. Yani yapmayı bile kabul etmiyorlar. Onu soruyorum. Niye göre hayır diyorlar? Sıkıntı orada. Adam yerine koymuyorlar. Bu da kafası bozuluyor. Hocam. Trene yükliyor. Praga götürüyor. Uçağı trene yüklüyor. Tabii parçalıyor. Trene yüklüyor. Praga götürüyor. O zaman çekiyorsun bak. Evet. Bugün çekiyorsun. Oraya niye götürüyor? Çünkü orada akreditasyon kurulları var. Onların daha ciddi olduğuna inanıyor.
Orada bunun akredite olabileceğine yani uçabilir belgesi alabileceğine inanıyor. Onlar herhalde trenden indirmemişlerdir yani. Hocam yok gitti aldı. Uçarak da Türkiye’ye geldi. Bizimkiler inceleme bile yapmadılar. Uçarak da… O uçakla Praga götürdü Çekosavakya’ya. Onlar ciddiye alıp incelediler. İncelediler. Belge verdiler. Uçabilir belgesi verdiler. Uçarak da Türkiye’ye geldi diyorum. Montajı orada yaptı da Türkiye’ye uçtu.
Peki herhalde bu büyük bir yankı yandırmıştır. Büyük bir başarı. Şimdi hiçbir başarı cezasız kalmaz hocam. Sadece Vecihi Hürkuş’ta değil. Onun arkasından gelen Nuri Demir Ağ’da. Onun arkasından gelen Eti Meskut’ta. Bunları bunları elbette zamanımız olsa çok detaylı anlatacağız ama müsaade edin. Şimdi Vecihi Hürkuş uçtu geldi. Çok büyük cesaretle. Bu işlere girmeye ortak aradı. Çünkü parası yok. Kimse yanaşmadı. Kimse yanaşmayınca. Niye yanaşmıyorlar? Önem sevmiyorlar hocam. Yani devlet de yardım etmiyor. Devlet de yardım etmiyor. Ama devletin görüyor olması lazım genelde. Dünyada uçak sahnenin gittiği bir yer var. Etkisi var. Durumu var. Burada da böyle bir deneme var.
O sırada tam eş zamanlı olarak Kayseri’de Almanlarla beraber Tomtaş. Türkiye Uçak ve Motor Anonim Şirketi diye bir ortak şey kuruldu. Fabrika kuruldu. Devlet kurdu bunu. Vecihi Hürkuş’un bireysel şahsi mücadelesi devam ederken devlet de böyle ciddi bir sanayileşmeye gitti. Devlet bunu çağırdı aslında. Gel dedi bizim bu uçak pilotları eğit dedi. Fakat Vecihi Hürkuş biraz da küserek Kadıköy’de bir dershane açtı. Türkiye’nin ilk havacılık eğitim dershanesidir. 7 öğrencisi oldu. İkisi kız ve eş erkek. 7 öğrencisi oldu. Bunlara pilot prövesi de verdirdi aslında. Ama sonra onu da devam ettiremedi. Kapattı. Çekildi. Şimdi bunu bir kenara koyalım. Bununla ilgili çok şey yazıldı çizildi. Ama benim şahsi değerlendirmem şu aşamadadır. Bu bireysel bir çabadır. Bu tür büyük olaylarda bireysel çaba çok fazla bir anlamlılık göstermeyebilir. Ancak Tomtaş devletin kurduğu bir fabrikaydı Tomtaş. 1925’te kuruldu Almanlarla beraber. Sonra 29’da kapanmak zorunda kaldı. Niye kapanmak zorunda kaldı? Çünkü Almanlarla ortak iken Almanların sahibi olduğu o fabrika krize girdi. Bizim anlaşmazlıklarımız çıktı.
Ve bunu biz Harbiye Nezareti değil artık Milli Savunma Bakanlığına devretmiş oldular fabrikayı. Devletleşti. Devletleşti. Zaten devletindi de Milli Savunma Bakanlığına devredilmiş oldu. Almanların nisesi ne oldu? Gitti. Parasını verdik 450.000 lira para verdik. Onlar çekildiler. Tamamen ortaklıktan milli bir sermayeye dönüştü. Dönüştü.
Ve Kayseri Uçak Bakım Merkezi haline geldi. Kaç yılında? 1929 ve 30 yılı artık oraya geçti. Fakat bu arada daha önemli bir şey oluyordu. Bir Nuri Demirag diye bir Türkiye’nin o dönemde en zengin olan bir müteahidi yetişmişti.
1270 kilometre demir yolu döşetmiş, döşemiş müteahid Türkiye’nin en zengin adamı. Ve 10. yıl marsında Cumhuriyet’in 10. yıl marsında da demir ağlarla ördük yurdu baştan başa tabiri vardır ya. Bu ona izafeten söylenmiştir. Arkadaşlar şu anda sevgili seyirciler ekranlara Kayseri Uçak Sanayi’nin görüntülerini veriyorlar.
Kayseri Uçak Sanayi’nde bakın uçak fabrikası Kayseri Uçak Fabrikasında 11 hangar vardı. Ve burada burada burası değil mi? Evet evet evet burası burası. İrili ufaklık burada 126 uçak üretildi. Ne zaman? 25 30 arasında olacağım. Dikkat edin şimdi. Emin misiniz bunlarda? Tabii tabii eminim.
Edahası var Etimeskot’ta 200’e yakın uçak üretildi. Kaç yılında? 1947 yani 41 ile 49 arasında. 47’de üretilen bir hasta nakliye uçağı adam gibi yani ciddi bir uçaktır o. Hocam ihraç edildi. Danimarka’ya ihraç edildi. Sonra denildi ki Türkiye tarım ülkesidir.
Patates soğan şeftali üretmelidir. Aha bak görüyor musunuz hocam? Bu hangisi? Bu hocam hasta nakliye uçağı. Şu ihraç edildi. Evet Etimeskot hocam Etimeskot. Aslan akliye uçağı adam gibi ciddi bir uçaktır. 47 1947 sevgili hocam. Ya şaşırma 1936 da Nuri Demir Ağ Beşiktaş da şimdi Türkiye Hava Kurumu kurulmuş.
Havacılık sektörünün geliştirilmesine ihtiyaç var. Ancak bunun için uçağa kalınması lazım. Buna da para lazım. Vatandaşlardan teberrü toplanıyor. Hocam yardım. Evet. Coşkun Bey gidiyorlar 100 lira veriyor. İmkanı o kadar. Muhittin’e geliyorlar 50 lira veriyor. Kürşat Hocam’a gidiyor biraz daha ağ adamdır 200 lira veriyor. Mustafa Kemal Atatürk 10 bin lira veriyor. Vehbi Koç 5 bin lira veriyor. Üçümüzünki değil de onlarınki doğru.
5 bin lira veriyor. Sıkı durun. Nuri Demir Ağ’ın kardeşi Abdurrahman Naci Demir Ağ’a gidiyorlar. Ne kadar veriyor? 120 bin lira. O zamanki şartlarda 120 bin lira çok büyük para. Bütün gazetelerin manşetlerinde bu olay tartışılıyor. Günlerce. Ama esas tartışılan konu şu hocam. Esas konu.
Abdurrahman Naci. Nuri Demir Ağ’ın kardeşi. 120 bin veriyorsa esas patron olan Nuri Demir Ağ’ı ne kadar verecek Allah bilir. Çünkü yardımlaşmayı çok seviyor. Sosyal şeye yardımlaşmayı çok seviyor. 1939 yılındaki Erzincan depremine devletten önce giden adamdır. Nuri Demir Ağ. Elbette. Ve onlarca okul yaptırmıştır. Çeşme, Cami böyle bir adam.
Ne dese beğenirsiniz. Millet tartışırken 500 bin mi ödeyecek, 1 milyon mu ödeyecek, verecek, yardım edecek. Ve de bahisler oynanıyor. Diyor ki benden zırnık yok. Beş kuruş vermeyeceğim. Niye? Olacak iş değil. Herkes onu soruyor niye. Devletimin uçağa ihtiyacı varsa bunu ben yapmalıyım diyor. Bütün mal varlığını, işini, müteahhitlik. Düşünebiliyor musun? 1270 kilometre hala Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde onun yaptığı demir yolları kullanılıyor. Bu adam bütün işlerini tasfiye ediyor Coşkun Hoca. Ve yanına 15 kadar mühendis alarak, eş zamanlı olarak da talimat veriyor Beşiktaş’ta. Türkiye’nin o zaman en modern motor ve uçak fabrikasını kurmak için. Aslında etüt atölyesi o. Beşiktaş’ın neresinde? Beşiktaş Denizcilik Müzesi var ya. Onun yanında hemen. Yıllarca metruk kaldı orası. Şimdi hocam az önce söyledi. Yeşilköy havalimanının olduğu yer bunun şahsi malı. Oraya geleceğim. Hızlı gelelim hocam. Yanına aldığı 15 kadar mühendisle Avrupa ve Amerika’daki uçak ve motor fabrikalarını gezdi.
2 yılını verdi. Ve o sırada da uçak ihalesi açıldı. Türkiye Vakı Kurumu tarafından. İngilizler, Almanlar da girdi. Bu ihaleye Fransızlar da girdi. Nuri Demirdag’a da girdi. Ve ihaleyi aldı Coşkun Hoca. 11 uçak 60 planör ihalesini aldı. Fabrika’yı kurmuş muydu? Kurdu. Kurdu, çalışmaya başladı. Talimat namesi bugün bile modern işletme içerisinde tartışılacak ders olacak konudur.
Yaptı. 39 yılında teslim edecek. Uçaklar bitti. O uçakları getirebilir miyiz arkadaşlar? Nuri Demirag’ın ürettiği uçaklar sıra sıra dizilmiş. Yaptı. Teslim edilme sırasında Atatürk çok destekliyordu onu. Çünkü Atatürk henüz daha Cumhuriyet ilan edilmemişken Mustafa Kemal İzmir İktisat Kongresi’nde şu konuşmayı yapar. Özellikle 17 Şubattır değil mi hocam? Efendim? 17 Şubat 1923. Evet. İktisat Kongresi. Evet orada şu konuşmayı yapar. Bizim özel sektörün önünü açmamız lazım. Devlet olarak yetişemeyebiliriz ama özel sektörün önünü açılmalıdır dedi. Fakat 39 yılında Atatürk yok. Bakın işte o ortadaki Nuri Demirag’dır. Kravatlı olan uçak fabrikasını gezdiriyor gelen yabancı heyete. Ona devam edebiliriz.
Bu arada o ha bak bu kendisi uçtu kendisi inerken. Hocam 39 yılında uçakların teslim edilme zamanı geldiğinde Ankara kapı duvar. Ve nafiyavekili Ali Çetinkaya’dır. Ali Çetinkaya’dan başvekil kim? Başvekil. Başvekil değil de şey önemli hocam. Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı. Kim? İsmet İnönü.
İsmet İnönü. 39 yılından bahsediyoruz. 38-36’da başladı faaliyetler. Atatürk çok destekliyor olmasına rağmen. 39 yılında teslim edilecekken eee almayı istediler. Sebep? Sebep bir şeyler uydurun bu adamın uçaklarını almayın. Nedir? Teknik spesifikasyona uygun değildir. Halbuki. Gerçek sebep ne? Amerika’dan, Avrupa’dan heyetler geldi.
Test ettiler. Uçabilir mi? Şeyi vurdular. Belgesi verdiler. Ama almıyorlar. İsmet İnönü’ye mütaddit kereler mektuplar yazıldı. O mektuplar var. Mektuplar yazıldı. Kapı duvar yok. Hiçbir şey yok. Ama evveliyatı var. Evveliyatında Nuri Demir Ağ, Türkiye’nin en zengin adamı olarak diyor ki ülkem gelişecek, sanayileşecek. Bu ülke gelişirken sanayileşirken enerjiye ihtiyaç duyacak.
Fırat’ın üzerinde keban barajı, kebanın olduğu yere ilk 35 yılında baraj yapmayı projelendiriyor. Kendim yapacağım diyor. Çünkü ülkemin enerjiye ihtiyacı olacak. Fakat Ali Çetinkaya olmaz diyor. İlk Boğaz Köprüsü’nü Ahırkapı’yla Salacak arasına Amerika’daki Golden Gate Boğaz Köprüsü’nü düşünüyor. Ben yaptıracağım diyor kardeşim. Ben devletten bir şey istemiyorum. Yaptırmıyorlar. Ve şu olay enteresandır hocam. İnönü’ye bir türlü ulaşamıyor. Davalar sürüyor. Gazetelerde manşetler oluyor. Mektuplar yazışmalar vesaire ama tık yok. E yurt dışından uçaklar isteniyor. İhracat yapacak yani çürüyecek çünkü uçak. Kanun çıkartılıyor. Devlet sırıdır diyor. İhracatına da izin verilmiyor.
Yani devlet söz verdiği uçağı almadığı gibi. Almadığı gibi. İhracatına da müsaade edilmiyor. Niye oraya geleceğim tabii. Hızlı gelelim. Gelelim. Bu da ne yapıyor? Uçaklar çürümesin diye. Yeşilköy Havalimanı oraya gök okulu kuruyor. Gökyo Okulu’nda bin kadar gence yatılı olarak uçuş provesi verdiriyor. Gökyo Okulu açıyor. Okul açmasına müsaade etmişler mi ettiler. Tabii ettiler. Gariptir.
Ömer İnönü ile Erdal İnönü’nün de okula gittiler büroyu almak için. İsmet İnönü’nün oğlu. Tabii tabii. Erdal İnönü ile. Daha sonra sosyal halkçaparti genel başkan. Başbakan ayarını falan yaptılar. Sonra babası bunu duyuyor. Çekiyor onu oradan. Babasından habersiz mi gitmiş? Tabii babasından habersiz gitti. Çekiyor oradan. Şimdi tabi muhtemelen İsmet İnönü çok devletçi bir adamdı. Devletçi.
Eğer yapılacaksa bunu devlet yapmalıdır. Düşüncesinde olabilir. Veya Nuri Demir Ağ’ı kabına sığmayan bir adamdı. Eee onu bir kıskançlık vesilesi olabilir. Kendi yerine oynadığını zannedebilir. Bunların hepsi zehaptır.
Hepsi bilgiyle belgiyle gerçekleşmiş olan şey değildir. Ama bunun çözümü mümkün değil. Bakın şimdi ben rahmetli Erdal İnönü’ye sordum bu olayı. O zaman hocam dedi. Ne siz bana sormuş olun ne ben cevaplamış olayım. Niye? Bir tarafta babam bir tarafta olmaması gerekenler. Ben öyle algıladım. Onaylamadı yani. Ben öyle algıladım. Tabii. Sadece bunu söyledi bana. Şimdi tabii. Ufuk Uras’ın amcasının bir mektubu var. Kimin? Ufuk Uras’ın amcası o gökyokuluna giden çocuklardan birisidir. İsmet İnönü 1944 yılında. İstanbul’a yolu düşer. Der ki şu Nuri Demir Ağ’ı bir ziyaret edelim der. Ulaştırma bakanına ve İstanbul valisi. O yıllarda Demir Ağ ne yapıyor? Demir Ağ ne yapıyor? Gök okulunda çocukları eğitiyor. Uçaklar ne oldu?
Uçaklar çürüdü gitti öldü. O bir uçak gitti. Gitti. Çürüdü. Çürüdü. Ve battı. Yani dünya. O zengin adam battı. Battı. O kadar zengin ki Demir Ağ’lara gelin olasın türküleri yakılmıştır o dönemde. Coşkun Bey. Şimdi bunlar olur. Bunlar tarihte olur. Bunları ahva için anlatmıyorum. Bunları şunun için anlatıyorum. Bunlar şunun için anlatıyorum.
Hayırlı işlerde epey maniler çıkabilir insanın önüne çıkabilir. Değil mi hocam? Dolayısıyla bunu bunu ümitsizliğe sevk etmek için de anlatmadım. Bunu size de anlatmıyorum. Genci sizin çocuklarımıza bizim çocuklarımıza anlatıyorum. Çocuklarımıza.
Biz bakın bu bahsettiğimiz yıllar toplu iğnenin yapılamaz denilen yıllardır teknolojik olarak ama 36 yılında bu ülkede uçak yapıldı. Peki Nuri Demir Ağ’ın fabrikası yandı vesaire yakıldı gibi de. Yok yanmadı. Canım hayır yanmadı. İflas etti. Şimdi ettirildi. Ettirildi elbette canım ettirildi. Niye?
En son elinde Yeşilköy’deki havalimanının arazisi kalmıştı. İsmet işte o fukrasın amcası o mektubunda babasına yazdığı mektupta şunu der. Bunu bu önemlidir. Bunu anlatmam lazım. İsmet Yunan’ı ziyaretinde tabi Cumhurbaşkanı gelmiştir fabrikayı gezdirir. Nuri Demir Ağ sonra kahve içelim denir.
Der ki yahu Nuri sen çok güzel işler yapıyormuşsun. Niye hiç bize gelmiyorsun der. Efendimdir şaka mı yapıyorsunuz ya yer yerinden oynuyor. Bütün basın size yazdığım mektupları yayınlıyor. Ama size ulaşmam mümkün değil. Sizin adamlarınız bunu engelliyor. Belgen var mı diyor. Öbürü o diye gidiyor belge getirmek için. Arkadaşlarına diyor ki bakana ve valiye bunun işini burayı da şey yapın. Kamulaştırın elinden alın diyor. Bunu ufukurasın amcası babasına bir mektupta ağlayarak yazıyor. Orada şahit çünkü çünkü çay getirip götüren o. Baba diyor çok kötü olaylar oldu diyor. Böyle böyle bir şey oldu Nuri amcamı batıracaklar. Ve o arazi de elinden alınıyor hocam. Böylece Nuri Demir Ağ mücadele etmek için ilk muhalefet partisini kuruyor. Millik halkınma partisini kuruyor. Yine vazgeçmiyor. Yok geçmiyor. Türkiye’nin en modern radyo istasyonunu kuruyor. Ondan sonra tabi tabi en modern. Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetesini çıkarmak için matbaa kuruyor. Mücadele etmek için. Fakat olmuyor.
Bu 1934-1957 arasında da 3 yıllık bir demokrat partiden o zaman parti kanunları buna müsaitti. Ee Coşkun Bey hocam. Kendisi parti genel başkanı olduğu halde Demokrat Parti kontenjanından Sivas milletvekili oldu. 3 yıl kadar yaptı. 57 yılında da şeker hastalığından vefat etti. Allah rahmet eylesin. Şimdi eğer onun bu şeyi sürüseydi yürüseydi siz düşünün şimdi ne olurdu. Bana ilk sorduğunuz sorunun cevabını siz verin. Şimdi tabi bunları dinlemek hakikaten tarihin böyle çok elem verici bir tarafı da var. Sevgili seyirciler bir hatırlatma da bulmak isterim. Muhitin Şimşek Hoca aslında tasarım mühendisi. Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi.
Ama aynı zamanda devrim otomobilleri ve Nuri Demira’nın romanı gibi eserleri de var. Yani sanayi tarihi ile de yakından ilgileniyor ve Nuri Demira konusuyla ilgili de uzun süredir çalışıyor ve çalışmaları devam ediyor. Bu vesileyle bunu hatırlatmak isteriz. Şimdi Muhitin Hoca’yla son bir soruyla programı bitirelim arkadaşlar. Süreniz geçti diye sürekli hatırlatıyorlar. Eti Meskut uçak fabrikası geliyor Nuri Demira’dan sonra. Tabi tabi. Gariptir eş zamanlı bakın şimdi bir tarafta bu 41’de. 41’de başlıyor. Bununki devlet mi başlatıyor? Devlet başlatıyor. Türkiye Hava Kurumu daha doğrusu başlatıyor. Şimdi tabi bunu yapacak Nuri Demira küsmüş Nuri Demira’nın mühendisleri çekilmiş. Bu bu skuta hayal derecesi çok yüksek. 41 yılında Eti Meskut’ta bir uçak fabrikası kurulur. Bu uçak fabrikası aslında Kayseri’deki uçak fabrikasının da bir mirasçısıdır. Çünkü oradan ilham alınarak yapılmıştır. Bunun kurulmasına teşvik eden de Hitler’in zulmünden kaçan Polonyalı uçak mühendisleri. Tabi Türkiye Hava Kurumu’nun kuruluş tarihini de hatırlatmakta fayda var.
Ülkemiz hatırlatıyor 16 Şubat. Yıl dönümüne denk gelecek. Öyle oluyor tabi öyle oluyor. Şimdi hocam kuruluyor. Başarılı da gidiyor. 800 kişi çalışıyor orada. Yani hikayesini tek anlatacak artık zamanımız yok ama sonucunu söyleyeyim. Bir iki cümleyle alabilirsek hocam. Evet orada da irili ufaklı diyorum. Bakın şimdi bugünkü uçak aklınıza gelmesin.
Airbus henüz kurulmamış. Her dönemin kendi uçağı var hocam. Airbus henüz kurulmamış 70 yılında kuruldu Airbus biliyorsunuz. Benim bahsettiğim 41 42 43 46 ondan bahsediyorum. İrili ufaklı 200 kadar uçak imal edildi orada. Biraz önce ifade ettiniz zaten. Sonra ne oldu ve orası niye kapanmış? Orası da 1900 biliyorsunuz 47 yılında. 47 yılında marshal imzası 47 yılında atıldı değil mi hocam? Evet.
47 yılında atıldı. Pay the pay oradaki şeyler bizim tarım desteklenmesi amacıyla. Traktör fabrikasına ihtiyacınız var. Pulluk fabrikasına ihtiyacınız var. Tarım ülkesisiniz. Biz size uçak veririz. Şeyle orada kapatıldı. Ve daha sonra şimdi hala traktör üretiyor orada. Elbette ona da ihtiyaç vardı.
Ama biri birini engellememeliydi diye düşünüyorum. Çok teşekkür ediyorum. Eyvallah. Muhittin Şimşek ve Kürşat Karagül geldiniz. Türk havacılık tarihi ve sanayiyle ilgili biraz göğsümüzü kabartan. Ama bir o kadar da içimizi karartan. Yok yok içimizi karartmaya gerek yok. Yaşanmışlıklar noktasında diyorum. Devrim otomobilinde de aynı durum vardır. Ama devrim otomobili şimdi inşallah yürüyecek. Yani 50 yıl önce 70 yıl önce alacağımız hesabı şimdi yeniden almaya çalışıyoruz. Başlıyoruz devam ettiremiyoruz herhalde. Baz geçmek yok. Evet sevgili seyirciler. Bugünkü tarih söyleşileri programında Muhittin Şimşek ve Kürşat Karacagül hoca ile Türk havacılık tarihini, Türk havacılık sanayi tarihini ele aldık. İbretlik öyküleriyle, yaşanmışlıklarıyla, gerçekleriyle yeni girişimlerimizin, yeni başarılarımızın, yeni öykülerimizin gelecek nesillerde çok daha sevgiye, saygıya, takdire ve teşvike değer bir şekilde anlatılması niyazıyla hepinizde hayırlı günler, hayırlı ömürler diliyoruz efendim.
Hoşça kalın.
İlk Yorumu Siz Yapın