Tarih Söyleşileri | Prof. Dr. Oğuz Tekin | 48. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qfG0kDrgR1Q.
Müzik Merhaba sevgili seyirciler. Tarih Söylesi’leri programında sizlere en içten, en samimi,
en sıcak duygularla selamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Misafirimiz Oğuz Tekin. Arkoloji ve eski çağ tarihinde dünyanın önde gelen uzmanlarımızdan önemli bir isim ama bu alan içerisinde çalıştığı konuların başında ise numizmatik ve ticari ağırlıklar konusu geliyor. Hepiniz bilirsiniz. Napolyon para, para, para demiş. Bizim de meşhur bir şarkımız var. Dilimizden düşmeyen. Paranın ne önemi var? Mühim olan insanlık. Tabii aslında insanların duygu ve düşüncesi belki de bu iki olga arasında gelip gidiyor. İmtihanı da. Gelin biz bu paranın tarihini konuşalım. Oğuz Tekin’le. Ne zaman bulundu para? Yani bilinen dünya tarihi içerisinde para ne zaman kullanılmaya başladı Oğuz Hoca?
Şimdi paranın kullanılışı insanlık tarihi kadar eski. Çünkü insanlar her zaman bir şeylere ihtiyaç duydular. Yiyecek gibi, giyecek gibi vesaire, alet, araç, gereç. Bir insan bir diğerine herhangi ihtiyacı duyduğu bir şeyi verdiğinde ve karşılığında bir şey aldığında bir alışveriş oluyor. Buradaki o alışverişe konu olan malzeme, meta bir şekilde paranın kendisi.
Dolayısıyla biz bu dönemlerde, yani insanlığın ilk böyle devlet, şehir devletlerinin kurulmaya başladığı dönemler diyelim, mutlaka öncesinde de vardı ama o konularda bilgilerimiz ne yazık ki çok fazla değil. Biz insanoğlunun devletleşme sürecine girdiği dönemden itibaren parayı daha iyi tanıyoruz ve daha iyi anlıyoruz. O zaman aslında bir tanımlama hatası var. Yani paranın ilk icadı Lidyalılar tarafından milattan önce 7. yüzyılda erken bir kavram karşı mı? Tabi bu tanım aslında sıradan bir insan için normal olabilir ama bir akademisyen için, bunu bilenler için yanlış bir kavramdır. Doğrusu ne? Doğrusu şudur, para sikenin icadından önce de vardır. Yani Lidyalılar parayı icat etmediler. Lidya’dan çok önceleri bütün mezopotamya uygarlıklarında, Sümerler’de, Babil’de, Hitit’lerde bütün bu toplumlarda para zaten vardı. Para ile alışveriş yapıyordu ama formu değişikti. Mesela büyük baş hayvanlar ya da metal parçaları, altın, gümüş gibi değerli metal parçaları, bütün bunlar, tahıllar para yerine kullanılıyordu. Dolayısıyla Lidyalıların icat ettiği şey sikkedir. Yani artık paranın belli bir forma girmiş olan halidir.
Metal halidir, yuvarlak halidir, üzeri damgalı halidir. Biz buna sikke diyoruz ve Lidyalılar bunu icat etmişlerdir. Ticareti kolaylaştıran bir unsur. Kesinlikle, tabii. Ticareti kolaylaştıran. Çünkü eskiden mesela bir mal alacaksınız, bir büyük baş hayvanın ayağını mı keseceksiniz? Efendim ya da bir tahılın belli bir kısmını mı bir torbaya koyup da bir sepete koyup vereceksiniz? Dolayısıyla bunlar çok zor şeylerdi.
Bu zorluğu sikke önüne geçmiştir. Peki. O zaman sikkenin icadından önce insanlar alışveriş yaparken, ticari hayatlarını idam ettirirken ne kullanıyorlardı? Biraz bunları bize anlatır mısın? Tamam. Şimdi önce şunu söylemiştim. Her türlü araç, gereç, yani ihtiyaç duyulan, iki tarafın karşılıklı olarak ihtiyaç duyduğu her şey para yerine kullanılabilir. Ama bu tabii çok genel bir kavram. O halde burada biraz daha daraltmamız gerekiyor çerçeveyi. Para yerine, yani bir değer ölçüsü olarak neler kullanılıyordu? Değer ölçüsü olarak. Metal, büyük ve küçük baş hayvanlar, tahıl. Yani bu üç meta, üç mal diyelim, bunların hepsi para yerine kullanılan araçlar. Büyük baş ve küçük baş hayvanlar, metalin kendisi külçe şeklinde olabilir. Ya da tahıl mesela. Tahıl, buğday. Tahıl anlıyorum. Buğday, ağırpa, mısır, yiyecek. Çok değerli şeyler. Yiyecek, içecek. İnsan hayatını idam ettirecek ürün. Büyük baş, küçük baş hayvanı da anlıyorum. Yani etinden, sütünden, derisinden istifade edeceği bir varlık. Evet. Gündelik hayatını idam edecek önemli bir unsur. Peki metal, metal nasıl bir değer ölçüsü olarak kullanılabiliyor?
Şöyle diyelim ki aldı bu kadar bir metal. Kesinlikle tabii. Bunu nasıl tanımlıyor? Denir mi, altın mı, gümüş mü? Evet. Metal değerli olduğu zaman para olarak ifade edebiliyor. Yani altın gibi, gümüş gibi veya elektron gibi. Ama elektron çok az olduğu için onu saymıyorum. Elektron kısıtlı bir kullanımı vardır. Altın ve gümüş özellikle çok önemlidir. Ama kalay da önemlidir, bronz da. Şimdi bakın bunlarla… Her metal değil. Her metal değil. Ama belli metaller var. Yani altın gibi, değerli metaller var. Bunun dışında metal ile silah yapabilirsiniz. Okuçları, balta, çekiş gibi birtakım aletler, edevatlar. Koliye, bilezik yani süs aletleri, takılar kullanabilirsiniz. Dolayısıyla metalin insanlık tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Hatta bakın çağları adını vermiştir. Tunç çağ deriz. O bitmiştir, demir çağ deriz.
Demek ki metal insan hayatında tıpkı hayvanlar gibi, tıpkı tahıl gibi çok önemli bir yere sahip. Peki madenlerin değerlendirirken, kıymetli, kıymetsiz veya kıymet ölçüsünü belirlerken neye göre hareket ediyor? Bir tane. Ve bu değerlendirme kriter ne zamanda başlıyor yaklaşık? Tabii, tamam. Bunun bir tek ölçüsü vardır. En az bulunan metal en değerli olandır. Bu her şeyde böyledir.
Altın her yerde var mı? Yok. Ne kadar az varsa o kadar değerli oluyor. Bugün petrol de öyle değil mi bir doğal zenginlik olarak? Yani nerede varsa o önemli. Her yerde olursa önemi azalıyor. Altına altın demeye ne zaman başladılar acaba? Şimdi tabii altının birçok yerde… Altın olduğunu anlar mı? Tabii. O zamanlar zaten altın çok böyle parlak, çok değerli bir metal.
Bunun süs eşyalarında kullanılması… Ne zaman kullanıldığını yaklaşık? Mesela yaklaşık altının kullanılması eski çağdaki devletlerle eş zamanla hemen hemen. Yani bütün Mezopotamya ülkelerinde ve Mısır’da altın var. Mesela M.Ö. 1000 yıl, M.Ö. 25000 yıl. M.Ö. 3. 1000 yıl diyelim. 3. 1000 yılı rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama maden olarak daha önce de var. Ama bunun devletler arasında önemli olması, bir değişim aracı olarak da kullanılması kuşkusuz şehirlerin, devletlerin ortaya çıkmasıyla beraber gidiyor. Şimdi ilk sikkeyi Lidyalılar icat etti diyoruz. Lidyalılar nerede? Lidyalılar bugünkü Batı Anadolu’da Manisa ili merkez olmak üzere. Onun civarında yayılan bir krallık. Aslında paranın ilk icat edildiği yer bizim memleketimiz. Tabii. Parayı, para Anadolu’da bulundu ve Anadolu’dan bütün dünyaya yayıldı. Avrupa ülkeleri dahi hiç kimse parayı bilmezken para Anadolu’da kullanılıyor idi. Peki Lidyalılar’ın aklına bu sikkeyi icat etmek nereden gelmiş, nasıl gelmiş, nasıl düşünmüşler ve nasıl hayata geçirmişler? Bu çok önemli bir soru. Bunu nümismatlar, tarihçiler yıllardır soruyorlar. Para ya da sikke diyelim niçin icat edildi? Bunun için birkaç görüş var. Mesela devlet düzenindeyse eğer vergi toplanması gerekiyor. Vergilerin toplanması. Vergi verilmesi gerekiyor aynı şekilde karşılıklı olarak. Sanatçılar var, devletin mimarları var, yol yapımı, köprü, bir sürü şeyler var.
Bütün bunlarda birtakım ödemeler yapılması gerekiyor. Askerler var, savaş olacak, savaşta askerlere para ödemeniz gerekiyor. Bütün bunlar o metallerle, büyük baş küçük hayvanlarla, efendim tahınla olacak şehir değil. Bunların kolaylaştırmak lazım. İşte bütün bu zorluklar insanı sikkenin icadına itmiştir. Ve muhtemelen de şu an tam böyle şu nedenle diyemediğimiz bir nedenden dolayı sikke Batı Anadolu’da Lidya Krallığı tarafından icat edildi.
Bu kesin herkesin ittifak ettiği bir bilgi. Bu herkesin ittifak ettiği bir konsensusun sağlandığı bir şeydir. Çünkü Batı Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda bu sikkelerden bulunmuştur. Lidya sikkelerinden. Bir de o dönemlerde kendi dönemlerinde, MÖ. 5. yüzyılda yaşamış olan Herodotos, tarihçi, sikkenin Lidyalılar tarafından kullanıldığını bize söylüyor. Hem edebî kaynaklar hem arkeolojik materyal ikisi de bir arada sikkenin Batı Anadolu’da Lidyalılar tarafından icat edildiği bilgisini veriyor. Yaklaşık hangi yüzyıl? MÖ. 7. yüzyılın sonları. Tabii siz şimdi Herodot 5. yüzyıl, 7. yüzyıl deyince bizde zaman tersine akıyor ya. Tabii birazcık daha geç bir tariktir. MÖ. 7. yüzyılda önce sikke icat ediliyor. Aradan belli bir zaman geçiyor. Tarihiç Herodotos verdiği bilgiler arasında geriye dönük olarak sikkenin Lidyalılar tarafından icat edildiği bilgisini bize veriyor. Hocam bunu şunun için sordum. Doğrudan tarihle iç içe olmayan izleyicilerimiz nasıl oluyor? Halbuki 7. yüzyılda 5. yüzyıldan sonra geliyor gibi algılayabilir bu zaman dilimine göre ama milattan önce tersine işliyor değil mi? Milattan önce de rakamlar küçülerek gider yani büyükten küçülerek gider. 700, 600, 500, 400, 0 noktasına kadar böyle gider. 0 noktasından sonra artık artar. 1, 2, 3, 4. 1, 2, 3, 4 diye artar. Peki bu paralıları Lidya’ya ait olduğunu hangi sembollerden, hangi kavramlardan çünkü arkeolojik kazılarla ortaya çıktı.
Belki birazdan arkadaşlarımız ekrana veya getiriyorlar ekrana ilk Lidya’lara ait bir sikki. Nereden anlıyoruz? Bu Lidya sikkesini nereden hareketle söylüyoruz? Şimdi şöyle Lidya’nın yayıldığı alan içerisinde yapılan arkeolojik kazılarda bu sikkiler bulunuyor. Bu sikkilerin üzerinde Lidya krallığının da arması olan aslan betimi vardır. Aslan başı betimi vardır.
Dolayısıyla ilk defa British Museum tarafından 1905 yılında ve sonrasında yani 20. yüzyılın başında Efes Artemis Tapınağı’nın temellerindeki yapılan kazılarda bu sikkelerden bulunuyor. Edebi kaynaklar diyor ki Lidya kralı Kroizos Efes’teki Artemis Tapınağı’nın inşaasına katkıda bulundu, para verdi.
Dolayısıyla onun temellerinde de bu aslan başlı sikkeler bulunduğu zaman biz o sikkelerin Lidya krallığıyla ilişkili olduğunu anlıyoruz. Arkadaşlar rica ettik şu Lidya sikkesini ekrana bir yansıtabilir misiniz tekrar hocam anlatırken aynı zamanda izleyicilerimiz evet şu anda ekrana doğru geliyor Lidya sikkesi. Evet hocam.
Evet yani Lidya krallığının yayıldığı alanda Batı Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda üzerinde aslan başının olduğu ve elektron madeninden basılmış sikkeler Lidya krallığı sikkeleri olarak tanımlanır. Elektron olacak ki onu tanıyalım. Ancak çok önemli bir nokta var. Bunlar hep Lidya kralı Allatest zamanında olan şeylerdir.
Ondan sonra oğlu Croizos zamanında, Croizos zamanında ki biz onun doğulular Harun diyebiliriz ya da Harun diyebiliriz. Onun zamanında elektron madeni ikiye ayrılıyor, ayrıştırılıyor. Bir yandan altın sikkeler bir yandan gümüş sikkeler basılıyor. Yani iki ayrı metalden sikkelerin basılması da Lidya krallığına aittir.
İlk sikke altın mı? İlk sikkeler elektron. Çünkü Lidya krallığının içinden geçen Irmağ’ın Pactolos çayının bugün Sartçay’ı alivyonlarında elektron var. Yani altın ve gümüşün bir arada bulunduğu bir maden elektron. Bu nedenle Lidya sikkeleri elektrondan basılmıştır önceleri. O zaman ilk altın ve ilk gümüş sikke kimi zamanında? Croizos zamanında daha sonra.
Yani Alyatest zamanında önce elektron sikkeler var, Croizos zamanında bu elektron sikkeler ayrıştırılıyor. Hem altın hem gümüşten iki ayrı metalden. Biz onu hangi isimde biliyoruz? Harun ya da Harun olarak. Bir biliyorsunuz Harun kadar zengin derler. Böyle bir hikaye de vardır bilir misiniz bilmiyorum. Harun mücadelesi meşhurdu. Mücadelesi tabi tabi. İslam tarihinde.
Hatta paraya düşkünlüğünden kaynaklanan farklı temaları da vardır tabi ki. Dolayısıyla bu Harun meselesi Lidya’nın elektron sikkelerine yapılan bir atıftır. Ama derseniz ki mesela bu para hırsı var hani o dönemlerle ilgili Midas’ı bilmiyor musunuz?
Bilir misiniz? Filik Kralı Midas vardır. O da büyük bir para hırsı var. Her dokunduğunun altın olmasını ister Tanrılardan. Ve nitekim Tanrılar ona her dokunduğunu altın yapma özelliğini verirler. Ama öyle ki ekmeğe dokunur altın olur, suya dokunur altın olur. Hiçbir şey yiyemez. Açlıktan ölecek duruma gelir ve Tanrılar yakarır. Lütfen beni bu özellikten kurtarın.
Artık ben her dokunduğumun altın olmasını istemiyorum der ve tekrar o Lidya’nın Pactolos çayına girerek orada arınır. İşte bu yüzden belki de Midas’ın üzerindeki bu altın özelliği Pactolos çayına geçmiş diye bir rivayet vardır. Efsanedir. Aslında tarih biraz da efsanedir değil mi?
Tabii yani efsaneler, gerçekler ama biz bilim insanları bunların içinden gerçek olanlarını bulmak durumundayız. Şimdi Oğuz Bey, Sikke Manisa bölgesinde icat edildi. Altın, Gümüş diye ikiye ayrıldı. Peki yayılması nasıl oluyor? Bunun teknolojisi nasıl üretiliyor?
Nasıl bir teknolojiyle üretiliyor ve buradan dünyaya yayılması, analoji coğrafyada yayılması ve etkileri nedir? Tabii şimdi Sikke 17. yüzyıla kadar yani günümüzden 300 yıl öncesine kadar hep aynı teknikle basıldı. Bir alt kalıp var, bir üst kalıp var, araya bir Sikke pulu koyuyorsunuz, çekişle vuruyorsunuz ve Sikke üretiliyor. Yani 17. yüzyıla kadar Sikkeler hep böyle üretildi. Bu Sikkeler üretildiği zaman Batı Anadolu’da ilk önce Ionia bölgesinden yayıldı. Ionia bölgesi yani bugünkü İzmir vesaire o bölgeye. Komşu bölgeye. Komşu bölgeye ama şöyle bir haksızlık edilmesin. Yapılan çalışmalar, Sikenin icadının sadece Lidyalılara atfedilmesinin bir hata olarak görüyorlar.
Diyorlar ki Batı Anadolu’daki diğer şehir devletleri de bugün o zaman hangileri varsa onlar da Sikenin üretiminde ve yayılmasında çok önemli rol sahibiydi. Bu nedenle günümüzde Lidya Krallığı ve Ionia bölgesi Sikenin icadında çok önemli görülür. Ve buradan Yunanistan’a, buradan diğer ülkelere yayılmıştır.
Ama şu yalnız yani parayı, Sikkeyi, parayı bugünkü anlamda ticari bir araç olarak kullanan para ilk icadeden Lidyalı. Lidya ama Lidya şimdi öyle bir şey oldu ki. Lidya mı değil mi hocam? Bir karar verelim. Şimdi şöyle söyleyelim ortaklaşa diyelim. Lidya ve Ionia bölgesinin ortaklığı çok önemli. Niçin bunu söylüyorum? Lidya Krallığı, Sikkeyi icat ettikten çok kısa bir süre sonra Persler tarafından yok edildi. Artık böyle bir imparatorluk, böyle bir krallık tarihte yok. Dolayısıyla o icat edilen Sikke bulunduğu yerden yayılması Ionia devletleri vasıtasıyla oldu. O zaman şu tahsif yapmak daha doğru değil mi? Para Lidyalılar icat etti, Ionyalılar yaygınlaştırdı. Bir anlamda öyle diyebilirsiniz çünkü icat bulunduğu yerde kalırsa hiç bir önemi yoktur. Tamam ona itiraz etmiyoruz ama yani patent hakkı dediğimiz bir şey var. Patent hakkı bu olabilir ama Ionyalılar da dışarıda bırakmamayı, Batı Anadolu’yu dışarıda bırakmamayı da ben şahsen tercih ederim. Yok tabii yok, siz konunun uzmanısınız. Ben konuyu anlamaya çalışıyorum. Ama bir de baktığımız zaman birisi icat ediyor, diğeri yaygınlaşmasını sağlıyor. Bu doğru bir şey, sadece ben Ionia’nın önemini vurgulamak istiyorum. Para tarihinde Ionia’da ilkinci sırada yaranan bir devlet. Çok önemli. Ionia bölgesi şehir devletleri bugün bütün oradaki kentler. Tamam, yani biri icat ediyor, diğeri yaygınlaştırıyor. Doğrusu ikisinin de belirli bir rolü vardır. Tamam, İzmir ve bölgesine yayıldı komşu devlet olması münazibetiyle. Lidyalılar tahttan kaldırılınca Ionyalılar bunu fark ettiler ve yaygınlaştırdı. Yayılma süreci nasıl devam ediyor? Yayılma sürecindeki en önemli etken kolonizasyondur.
Bizim milattan önce 750 ile 550 yılları arası tarihlediğimiz büyük kolonizasyon hareketi vardır. Yani şehir devletleri artık topraklar kendilerine yetmediği için ya da nüfus fazlası olduğu için Ege Denizi’nde, Akdeniz’de çeşitli yerlere göç etmişlerdir. Koloniler kurmuşlardır. Bu kolonilerle buradaki Batağı Doğu’daki şehir devletleri de veya Yunanistan’daki veya başka hep bir yerlere giderek kendi Sikke’lerini oralara götürmüşlerdir. Tanınmasına vesile olmuştur. Ve en büyük, en büyük yayılım faktörü Büyük İskender zamanında gerçekleşmiştir.
Büyük İskender yani Helenistik dönemde de artık bu dünyanın çok fazla genişlemesi, Sikke’nin de bütün bu coğrafyaya yayılması da neden olmuştur. Büyük İskender’in para tarihinde önemli bir rolü var. Aslında dünya tarihinde önemli ve önce isimlerden birisi, sonraki asırları yöneticileri çok etkilemiş isimlerden birisi Büyük İskender.
Ama onun para tarihindeki yerini, paranın hakim olduğu coğrafyalara ulaştıran bir insan olarak mı değerlendirilmesi gerekir? Yoksa para tarihine artık katkıları sağlayan bir isim olarak, mesela kendi Sikke’sini basmış mı, para teknolojisini geliştirmiş mi, ticari araç olarak kullanımında farklı metotlar geliştirmiş mi veya kendi adına bastığı parayı hakimiyet alanına yayarak bir ticaret olarak genişlemesini de sağlamış.
Tabii, İskender’in birinci yıl en öncelik yaptığı insanlık tarihine batı uygarlığıyla, batı ile doğu uygarlığının sentezidir. Yani Büyük İskender’le ve onun ölümünden sonra ortaya çıkan krallıklarla doğu ile batı daha bir yakınlaşmış, daha bir tanışmıştır. Helenizm olarak istermini denir. Helenizmus, helenistik çağ. Dolayısıyla büyük resim budur.
Bunun içerisinde Sikke’nin yayılması ikinci önemli bir şeydir. O da şudur, artık Büyük İskender’le birlikte pek çok Sikke başka ülkelere yayılmıştır. Nerelere yayılmıştır? Asya’nın içleri ne kadar? Yani Makedonya’dan başlıyor bütün Anadolu coğrafyası. İran’a doğru giriyorsunuz çünkü İran’ı da fethediyor İskender. Başka bölgeler, İç Asya, Hindistan’a kadar gidiyor. Bütün bu coğrafyada çok zavallı. Yüzlerce, binlerce, milyonlarca Sikke basılıyor. Çok sayıda darphanede. Sadece Anadolu’da bile en az on, on beş tane darphane var. Peki, Sikke türü çeşitleniyor mu? Altın dedik, gümüş dedik. Şimdi şöyle. İskender’in mesela buna kattığı Sikke türleri var mı? Evet, çok güzel. Şimdi metal olarak baktığınızda bir katkı yok. Çünkü bir gelenek var. Altın, gümüş ve bakır ya da bronz Sikkeler. Bakır ve bronz ne zaman girdi Sikke tarihi? İlk önce elektron vardı gitti. Ondan sonra esas giren gümüştür. Ve akabinde altındır. Bronzun girişi MÖ. V. Y.’ın sonlarına rastlar. Yani 100 yıl kadar sonra çok geçtir.
Yani 7. yüzyılda başlayan süreç 5. yüzyıla geldiğinde elektrondan altına, gümüşe, bakıra ve bronza. Evet, ama burada çok önemli bir nokta var. Bronzun parasallaşma içine girmesi bir devrimdir. Niçin? Çünkü elektronun kendi değeri vardır. Altının kendi değeri vardır, kendinden menkul. Gümüşün öyle ama bronz ya da bakır adi metalden bir şeydir. Dolayısıyla güven gerektirir.
Bir devlet eğer adi metalden bir sikke basacaksa, bir para basacaksa bu ona olan güveni gösterir. Yani onun isim değeri önemlidir. Devlet der ki… Bir dolar euro gibi mi? Tabii ki bugünkü kağıt paralar gibi, bugünkü cebimizdeki paralar gibi, bugünkü herhangi bir kağıt paranın üzerine siz 200 koyun. 200 dolar olsun, 200 Türk lirası olsun.
Ama onun maddi değeri ne kadar biliyor musunuz? Mutlaka 2 kuruş, 3 kuruş, 5 kuruş, 10 kuruş gibi çok maliyeti düşük şeylerdir bunlar. Devlet aradaki farktan kâr eder. Dolayısıyla bir devletin altın gibi, gümüş gibi değerli metallerden sikke ve para basması gayet normaldir. Ama ne zaman ki değersiz metallerden basıyordur, bu o devletin gücüyle doğrudan ilişkilidir.
Şimdi sikke sadece bir yönüyle ticari alışverişlerin materyali olarak kullanılırken diğer yönüyle kullanıldığı amaçlar veya alanlar nedir? Şimdi ödeme aracı olarak kullanılıyor, bunu söylediniz. Bu yaygın. Bu yaygın. Tasarruf amacıyla, yani biriktirme amacıyla kullanılır kesinlikle. Biriktirme, tasarruf. Birikim, bir servet edinme için kullanılabilir.
Şimdi ben esas şuna gelmek istiyorum. Bir devlet ya da bir kişi sikke basıyorsa kendi meşruluğunu göstermesi içindir bu. Yani eğer bir devletin sikkesi varsa o devletin meşru olduğunu, devlet olduğunu söyleyebiliriz. Ya da bir padişah, bir kral, bir imparator niçin sikke bastırır? Kendisinin meşru olduğunu, artık bağımsız olduğunu göstermek için bastırır. Bu bütün dünyada böyle olmuştur. Mesela İslam tahininde bunun böyle olduğunu biliyoruz. Her hükümdar adına para bastırıyor. Tabii. Bu Lidyalardan itibaren mi geçerli olmaya başlıyor ve ne zamandan itibaren daha doğrusu sikke bastırmak ne zamandan itibaren bir bağımsızlık ve müstakillik alamet olarak kullanılıyor. Lidya krallığında itibaren bunu söyleyebilirsiniz. Lidya krallığının madem bir sikkesi var, o bağımsız bir devlettir. Ama Lidya krallarının hiçbirinin portresi resmi sikkelerde yer almaz.
Lidya krallığından sonra Ionia şehir devletlerinin ve Anadolu’daki bütün diğer şehir devletlerin hiçbirisinde devletin başındaki kişinin portresi resmi sikkede yer almaz. Ta ki Helenistik kralların ortaya çıkmasına kadar. İskendere kadar. İskendere kadar diyelim. Neden? Çünkü şehir devletleri o dönemlerde demokratik bir yönetim tarzı benimsemişlerdi. Bir meclis vardı. Dolayısıyla herhangi birisi yoktu, bir kral yoktu. Yani başta monarşik yapı olmadığı için monarşik yapının iktidarın bir portresi de yoktu. Ama Büyük İskender’den itibaren yavaş yavaş sikkeler üzerine iktidardaki kişilerin portreleri de konulmaya başlandı.
Ama Büyük İskender’in kendisi değil, kendisinin portresi bile yaşarken değil ölümünden sonra daha ziyade kullanılmaya başlandı. Bu da çok önemlidir. Şimdi Oğuz hocam bir şey soracağım. Bugün para deyince herkesin duygusu farklılaşıyor. Bir de bu işin sahtekarlığı var. Evet. Mağdurları var. Bu ki bugünkü teknolojiye rağmen sikke basılıyor. Biraz önce söylediğinize göre de… Kalpazanlar mı demek istiyorsunuz?
Evet. Teknolojisi de basit bir teknoloji. Tabii darp. Peki altın üstelik basıyorlar. Sahte altın basmak mümkün, sahte bakır. Bunlar dair veriler nedir? Yani çok kalpazanlık yaygın mı, sahtekarlık yaygın mı? Buna karşı vatandaş nasıl korunuyor, devlet hukuku nasıl korunuyor? Neler yaşanmış? Tabii. Bu konuda anlatılacak o kadar çok şey var ki. Dinleyelim o zaman.
Bir defa sikkenin ortaya çıkmasıya basılmasıyla anında sahtesle ortaya çıkar. Bu böyledir. Bir değerli bir şey varsa işin kolayına kaçmak için onu sahtesle yapılır. Dolayısıyla Büyük İskender Dönemi, bütün şehir devletleri, Roma İmparatorluğu, Bizans, Selçuklu, Beylikler, Osmanlı……günümüzdeki euroya kadar her daim esas olanın bir kopyası üretilmiştir. Ve buna karşı önlemler alınır. Mesela darphaneleri acaba normal bir yerde değil de bir adada mı olsa, bir korunaklı bir yerde bir kurulsa veya birisi bir sahteslikke bastığı zaman cezası ne olmadı? Osmanlı’da neydi? Selçuklu’da neydi? Günümüzde nedir? Yani el kesmeye kadar giden, ölüme kadar giden cezalar var. Dolayısıyla bir ülkenin resmi parasının herhangi birisi tarafından kopya edilmesi, kalpazancı davranması, taklit edilmesi çok ağır cezalar gerektiriyor. Bugün günümüzde doların, euro’nun, türkrasının her yerde sahte örnekleri dolaşabilir. Ve var zaten, sıradan bir kişi bunu anlayamaz bile. Mesela bir euro ne kadar üretiliyorsa onda biri sahte euro anında üretiliyordur bugün. Bu yüzden filigran dediğimiz birtakım şeyler onun için çıkmıştır.
Eski çağda bu çok yaygındı. Sikkeyi bronz basar, üzerine gümüş kaplar. Veya bir başka imparator zamanında o sikke kaldırılmıştır. Kaldırılmıştır, yeni sikke basılmıştır. Kalıpları bulunur, o kalıplarla tekrar üretirler. Yani bunun önüne geçmek mümkün değil. Peki nasıl bunu devlet anlıyor? Yaygınlık oranı ne? Devlet, şu an günümüzde artık bunlar…
Eski çağda ne zaman tespit edilirse o zaman onunla bir ceza uygulanıyor. Tespit edilmeden bu mümkün değil. Yapılan mesela çarşıda pazarda denetimler var. Size bir tane örnek vereyim. Mesela bir sikkelerin etrafından kırparsanız, çünkü altındır o, azalır içindeki.
Bu nedenle mesela bu Doğu Roma ya da Bizans dediğimiz o dünyada ya da geç antik çağda valiler bir takım kişileri görevlendirmişlerdir. Biz bunlara zygostates diyoruz. Zygostates denen. Bunlar çarşıda pazarda dolaşır, ağırlığı hafif olan, kırpılmış olan sikkeleri piyasadan toplar ve bulunduranlara da ceza verir. Bunun gibi yüzlerce önlem ve cezalar var. Yani aslında para tarihi kadar temel problem sahte para. Sahte para, aynen. Ve insanlık tarihi bu açıdan da değişmiyor. Değeli olan ne varsa onun taklidi oluyor. Eyvah eyvah. Yani hani bir düşünün adam bir altın diye alıyor, eve geliyor içi bakır çıkıyor. Kesinlikle olabilir. Eğer bilmiyorsa, test etmiyorsa, ki bunun test etmenin önemli şeyleri var.
Eskiden mesela bir altın paranın ya da gümüş paranın değerini anlamak için çarşı pazarda insanlar ya da bu görevler bir zımba gibi bir şey vururlardı metal’e. Metalin içi çökerdi ve içindeki diğer metal görünürdü. Gümüş olan bir sikkeyi üzerine damga vurduğunuzda o çukur halen gümüştü. O çukur halen altınsa doğru ve geçerli bir sikkedir. Ama içinden bakır görünebilir. Siz dünya ölçeğinde bir numizmatik uzmanı olarak, arkolyoko olarak, böyle çok sahte paralarla karşılaştınız mı? Karşılaştım tabii ki. Bir defa ben bilir kişi olarak da bir takım mahkemelerle gidiyordum. Günümüzde antik sikkeleri üretenler de var. Bir antik sikkenin antik çağda üretimi değil. Günümüzde antik paralar değerli olduğu için halen bir takım yerlerde antik sikkeler üretiliyor ve bunlar satılıyor.
Damgalar bu değil mi? Evet, bu bir sikkenin arka yüzüdür. İlk sikkelerde, henüz resim yok arka tarafta, darp bedelini oluşan bir çukurluk var. Biraz önce anlattığınız… Evet, o çukurluk. O ilk sikkeler bunlar. Tanıma… Darp sırasında oluşan çukurluk bu. Bu tanıma olan değil. Bu sikkenin darp esnasındaki çukurluğudur.
Bir sikkenin alım gücünü ne belirliyor? Mesela diyelim ki alışverişlerde sikke farklılığı gözetiliyor. Adam ev alacak, şu parayı ödemesi gerekir. Tabii. Veya hayvan alacak, şunu ödemesi gerekir. Çarşıda alışveriş yaparken şunu öder gibi. Böyle kıstaslar kurallar var mı? Tabii. Bir defa Çarşı Pazar’da günlük alışverişlerde her zaman genellikle değersiz metalden paralar, sikkeler kullanır. Yani bakır ve bronz gibi. Çünkü ne alacaksınız? Su alacaksınızdır. Suya o dönem için tabii para ödemesi söz konusunda değil ama daha az, daha önemsiz günlük alışveriş için bunlar kullanılıyor.
Ama değerli metalden, gümüş ve altın gibi şeyleri daha ziyade çok miktarda bir mal aldığınızda kullanıyorsunuz. O dönemlerde sikkelerin üzerinde değer işareti yoktur. Günümüzde olduğu gibi. Şu kadar türkü, şu kadar kuruş, lira. El, yüz yok yani. Yok öyle bir para kalmadı. Nasıl anlayacak? Öyle bir şey yok. Bunu anlaşılması çok zordur. Dolar, euro gibi bir şey yok. Bu çok daha sonraları ortaya çıkan gelişme. Altın da desek büyüklüğü, küçüklüğü, gramajı var.
Gramajı var. Neye göre anlayacak vatandaş bunun? Demek ki altın ve gümüş gibi sikkelerin ağırlıkları çok önemli. Bu ağırlığa göre insanlar yapıyor. Tabii devlet bu parayı piyasaya sürdüğü zaman onun bir değeri var. O değeri o dönemde insanlar biliyorlar ve ona göre hareket ediyorlar. Ama ağırlık çok önemli. Yani altında ve gümüş her zaman ağırlığına göre. 3 gram, 5 gram, 10 gram.
Tabii diyeceksiniz ki nasıl oluyor böyle 3 gram, bu kadar? Hayır. O zaman bir sistem var. Şu sistem, bu sistem gibi bir standartlar var. Bütün bu altın ve gümüşler bu standartlara göre basılıyor. Mesela bir tetradrahmi, tetradrahmi, aptika tetradrahmisi 17 gram olmak zorunda. Gümüş. Bir elektron sikkenin gramı şu kadar olmalı. Bir altın sikke şu sistemde basınsa şu olmalı gibi bir takım sistemler var.
Ama üzerinde yazmıyor bu gramı. Üzerinde yazmıyor. Bunu devlet biliyor, devlet çıkartıyor ve halk buna yavaş yavaş alıştırılıyor. Bu yüzden de çok sayıda tabii ki tartışmalar çarşıda pazarda çıkıyor. Peki, sikkeler yani para. Aslında günümüzde dünyadaki siyasi, sosyal hatta kültürel gelişimlere baktığımızda para, ticaret belirleyici bir rol oynuyor.
Dünya tarihinde mesela M.Ö. 5. yüzyıl, 3. yüzyıl, 10. yüzyıl neyse. Dünya tarihine baktığımızda paranın belirleyiciliği nedir uluslararası ilişkilerin gelişiminde veya şekillenmesinde, sulhda, barışda, kavga da, yürütülür?
Yani ben şunu söyleyeyim, bir defa bir ülkenin, bir devletin parası ne kadar güçlüyse, yani devletin kendisi de güçlüyse, parası da o kadar güçlü oluyor. Dolayısıyla bugün günümüzde mesela bir doların egemenliği görülüyor değil mi bütün bu ticarette. Onun piyasaya fazla verilmesi, az verilmesi ya da bir takım kotalar konulması bütün dünyadaki bir takım dengeleri bozuyor.
Dolayısıyla ben şunu bu soruya şöyle cevap vereyim, değerli olan paralar değerli ülkelerle eş oluyor. Fakat bazen, bilmiyorum politik ve siyasi gücü itibariyle ne olabilir ama mesela Kuwait dinarı gibi Bahreyn dinarı gibi,
körfez ülkelerin dinarları bugün en değerli paralar. Yani İngiliz, Stirling’i, Dolar vesaire’nin yanında körfez ülkelerin bastığı paralar daha fazla. Yani mesela bir dinarın karşılığındaki Amerikan Doları çok daha fazladır. Anlatabiliyor muyum? Bu önemli bir şeydir. Devletin siyasi gücüyle de orantılı değil paranın. Olmayabiliyor, olmayabiliyor.
Yani ben mesela bugün devletin siyasi gücüyle orantılı olarak konuşacak olursam en değerli para Amerikan Doları demem lazım, İngiliz, Stirling’i demem lazım vesaire vesaire veya Euro demem lazım ama Kuwait dinarı, Bahreyn dinarı, Umman bunlar çok önemli. Bu paralar çok değerli. Geçmişte de mi böyle? Geçmişte değil, ben günümüzden bahsediyorum. Yani günümüz modern. Geçmişte? Geçmişte zaten onların öyle paraları yok. Euro işte. Bu MÖ’nün önceden dönemlerden bahsedersek bunları bir kenara bırakalım. O zaman İslami istikgeleri girmemiz gerekecek. Yani Körfez ülkelerinden bahsediyorsan. Eğer İslami istikgeleri konusunda bir şey soracaksanız. Yok, onun programın akışında zaman kalırsa İslami istikgeleri Osmanlı’ya gelse de şu paranın bir ilk dönem şekilleri şimdi… Modern dünyada, bu tabii ülkelerin bazen siyasi çalkantılarıyla ilgili de olabilir. Bazen bir para değer kaybeder, değer kazanabilir.
Ama günümüz için söylüyorum ben, günümüzde gerçekten Amerikan doları, Euro gibi paraların karşısında Körfez ülkelerinin bazı ülkelerin paraları çok daha değerli. Sikkeler sadece ticari hayatın şekillenmesi için de önemlidir bugünkü araştırmacı açısından. Hayır. Şimdi biz ticari hayatı bir şekilde daha arka planda görürüz. Ben tarihçi olarak.
Çünkü sikkelerden alacağımız o bilgiler, kültür, edebiyat, sanat, din o kadar fazla ki… Yani biz eski çağda herhangi bir şehir devletinin, bir krallığın, bir imparatorluğun sikkelerini okuyarak bakın, edebi olarak hiçbir kaynağa bakmayın. Buraya Osmanlı sikkelerini koyun veya buraya Selçuklu koyun veya buraya Ionia sikkelerini koyalım. Sikkeleri okuyarak tarih yazabilirsiniz.
Yani bugünkü medya gibi, gazete gibi, ansiklopediler gibi çok fazla bilgi var. Hangi imparatorun yerine hangi imparator geçti? Saç modası neydi? Hangi yapılar vardı? Köprüler, tapınaklar vs. Din neydi? İsa, Hz. İsa, Meryem veya başka konular.
Her şeyi sikkelerden öğrenmemiz mümkün. Dolayısıyla bence sikkeler arkeoloji ve tarih alanında birinci ve en önemli kaynaklarımız arasındadır. Bütün toplumu tanımak için. Bütün toplumu tanımak için. Her şey orada yazılır. Ama burada şöyle bir şey söyleyebilirim. Geçmişten günümüze doğru yaklaştıkça bu bilgi alma, bu kültür vs. sikkeler yoluyla azalıyor. En eski sikkelerde çok daha yoğun bir bilgi kaynağı varken günümüze yaklaştıkça daha monotonlaşıyor, daha sıradanlaşıyor. Sadece ülkelerin belirli yapıları, binaları, şahsiyetleri ve birim adları olmaya başlıyor. Bu yüzden de bu çeşitliliğin azlığı ana paralarıyla ana için basılan hatıra paralarıyla giderilmeye çalışılıyor belki bir anlamda.
E bunu da şeyin de yazılı kaynakların atmasında herhalde önemli bir rolü var. Sikkenin geçmiş dönemi yansıtmadaki kaynak olarak kullanılıyor. Tabii artık günümüzde böyle medya, gazete vs. çok daha fazla şey yapıyoruz ama eskiden bu işlevi sikkeler görüyordu. Bir Roma sikkelere baktığınız zaman Roma tarihini yazabilirsiniz.
O zaman şunu sorayım size, sikke yani para tarihini dönemlendirmek mümkün mü? Hani dünya bir dönemlenme çağ sistemi var ya. Para tarihini de kendi içinde nasıl bir dönemlendirme tarihini yapıyoruz? Şimdi şöyle söyleyeyim, şehir şehir bölümlendirmek yerine şunun sikkesi, bunun sikkesi şöyle bir şey yapabiliriz. Birincisi, bir defa önce şunu söyleyeyim, sikke üç kökten ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi Batı Anadolu’dur. Lidya Batı Anadolu’dur.
İkinci kök Çin’dir. Üçüncü kök Hindistan’dır. Bu üç kökten sikke gelişmeye başlamıştır ve bugünkü modern cebimizdeki paralar Avrupa bir dünya Batı Anadolu geleneğini devam ettiren bir sistemdir.
Bir dakika, şimdi üç kök Anadolu, Batı Anadolu, Türkiye, Çin ve Hindistan. Neye dayanarak biz Lidyalıların parayı Çinlerden önce bulduğunu veya Hindistanlardan önce bulunduğunu iddia ediyoruz? Şimdi bir defa hiçbir kaynakta böyle bir bilgi yer almaz. Yani önce Lidyalılar vs. ama… Ama ilk sikkeyi bulan Lidya diyoruz.
Ama Lidya için söylüyor bunu. Diğerleriyle karşılaştırma yapmıyor. Biz… Dünyada ilk parayı bulan kim? Ben bunu öğrenmek istiyorum. Lidya. Niye göre? Çin’den önce bulduğunu niye göre söylüyor? Çünkü antik kaynaklar bize bunu böyle söylüyor. Mesela tarihçi Herodotos bunu böyle söylüyor. Kyserion Fanes, bakın Kyserion Fanes erken bir tarihte yaşamıştır. Milattan önce 6. yüzyılda. Sikkenin icadının çok yakın bir tarihte.
O Pollux’tan bunu öğreniyoruz tabi çok daha sonra yaşayan. Dolayısıyla eğer bizim bilgi kaynağımız varsa, edebi kaynaklar varsa biz buna güvenmek zorundayız. Ve ele geçen de sikkeler böyle. Ama şunu derseniz ki bakın Çin sikkeleriyle Lidya sikkeleri arasında fark çok değildir. Yani 7. yüzyılda eğer Lidya’da sikke icat edildiyse Çin’de de 6. yüzyıldadır. Yani birkaç kuşak vardır orada. Ama diyeceksiniz ki hocam niye bunu böyle ayırıyorsunuz? Çünkü biz Akdeniz medeniyetlerine göre bir ayrım yapıyoruz. Yani Akdeniz dünyası Çin ya da Aztekler ya da Amerika ve Afrika’nın başka uygarlıkları bizim çalışma alanımıza girmez. Ama dünya tarihi açısından bakarsanız önce bütün konsensus Lidya ve Batı Anadolu üzerindedir. Akabinde Çin’dir. Ondan sonra Hindistan’dır. Bu üç kol vardır. Yani mevcut arkayı veriler, objeler, paralar. Lidya’yı işaret ediyor. Bu işin lideri, kralı Anadolu coğrafyası. Öyle işaret ediyor. Evet. Evet. Evet. Kök olarak üçe ayırdık. Kronolojik olarak parayı dönemlendiriyoruz. Coğrafyaya göre üçe ayırdık. Dönemlendirirsek parayı ilk önce Lidya krallığı var.
Bunu şöyle yapabiliriz. Bütün bu Roma öncesi dönemi, Roma öncesi dönemi tek bir dönem olarak algılayabilirsiniz. Roma öncesi. Büyük İskender’de dahil olmak üzere. Tamam mı? Çünkü Hellenistlik dönem yani bütün bunlar bir şeydir. Hellenistlik dönem kendi içinde önemlidir. Ama klasik ve Hellenistlik dönemler bu dünya var. Ardından Roma var. Ardından Bizans var. Roma ile Bizans arasındaki ayrım. Tabi ki böyle birazdan soracağım hocam. Bizans var ve İslami sikkeler var. İslami sikkeler var. Bu da Emevi, Abbasi, Osmanlı’ya kadar devam. Siz dört dönemi ayırıyorsunuz o zaman. Roma öncesi, Roma dönemi, Bizans dönemi ve İslami dönemi. Ve İslami dönemi. Roma öncesinde de Hellenistliği çok önemli bir vurgu yapabilirsiniz. Bu ayrı. Anak işçisiyeti. Tabii. Peki, Romalıların paratı haline getirdikleri katkıları neler?
Roma, M.Ö. 753’te geleneksel olarak kurulmasına rağmen parası yoktu. Sikke kullanmıyordu daha doğrusu. Roma ancak 300 yıl sonra, 400 yıl sonra kendi parasını kullanmaya başladı. Kartaca Savaşları’nın hemen arifesinde. Yani bir devlet düşünün, parası yok. Başka paraları kullanıyor. O dönemdeki şehir sikkelerin paraları vs. Roma, M.Ö. 3. yüzyılın başından itibaren parasallaşma içine girmiştir. Ve Denarius dediğimiz ki, daha sonra İslam dinarının da adının geldiği birim odur. Dolayısıyla Roma’nın sikke darbı gerçekten çok geç bir tarihe rastlar. Ve Roma İmparatorluğu boyunca da, o artık ondan sonra devam etmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in Bizans’a ya da Konstantinopolis’i almasına kadar.
Bir dakika ama biraz önce dediniz ki, para tarihini dönemlendirirken, Roma öncesi Roma dönümü Bizans dediniz. Roma öncesi Roma dönümü ve Bizans. Bizans ama diyorsunuz ki, ilk Roma generasyonu bastırdığı para Fatih Sultan Mehmet’e kadar. Denarius olarak gitmedi. Yani Roma sistem olarak Roma sistemi ta Fatih Sultan Mehmet’e kadar gitmiştir.
Ama aralarda o kadar çok reformlar vardır ki, bir imparatorlar tarafından yapılmış ayrı bir konudur. Fatih Sultan Mehmet, Konstantiniye’yi, İstanbul’u kimden aldı hocam? 11. Konstantin’den aldı. Yani biliyorsunuz Bizans tarihinde 9 hanedan vardır, 100’den fazla da imparator vardır.
Son imparator olan 11. Konstantin tahtayken ondan almıştı. Hayır, Roma imparatorundan mı aldı, Bizans imparatorundan mı aldı? Tamam sorunuzu anlıyorum. İsterseniz bu konuyu açayım mı? Lütfen, bir şey söyle çünkü bu hep bir tarihçi olarak merak ettiğim ve itiraz ettiğim de bir konu. Adamlar kendilerini Romalılar olarak tanımlamıyorlar mı? Bizans ismi nereden çıktı? Söyleyeyim onu. Şimdi, Augustus’tan itibaren diyelim ki ilk Roma imparatoru ya da Cumhuriyet dönemi, Krallık dönemini düşünerek söylüyorum, hep bunlar bir Roma’dır. Fatih Sultan Mehmet’in alışına kadar. Yani son imparator da Bizans imparatoru değil, Roma imparatorudur. Bütün devlette Roma’dır. Ancak şöyle bir durum var. Niye Bizans diyoruz o zaman? Bizans diyoruz çünkü Roma kendi içinde, kendi isteğiyle, kendi talebiyle kendi dilini değiştirmiştir. Yüzyıllardır kullandığı latinceyi artık demiştir ki ben bırakıyorum. Benim artık latince kullanmak gibi bir düşüncem yok. Bizim alfabeyi değiştirmemiz gibi mesela. Alfabeyi değiştirmekten de öte bir şey bu. Çünkü alfabede bile Türkçe, bir gidişat var eski Türkçe. Bunda dil değişiyor. Latinceyi yerini eski Yunancı alıyor. Artık Roma devleti bir şekilde kendi özünü bir yerlerde terk ediyor latinceyi ve Yunancayı resmi dil olarak kabul ediyor. Ama başka bir şey daha yapıyor. O dönemde eski çağda din, din olayı, inanç olayı devletler için çok önemlidir. Diyor ki ben bundan böyle çok tanrılı inancımı, çok tanrılı dinimi bırakıyorum. Artık Zeus, Apollon, Afrodite vs. tek tanrılı dine inanıyorum. Tanrı vardır ve İsa, Meryem tek tanrılı inanç. Dolayısıyla kilisenin önemi vs. bütün yapı değişiyor, sistem değişiyor.
İşte bu sistem değişikliğini, bu yapı değişikliğini, toplumdaki bu değişimi, tarihçiler bir şekilde anlamak istiyorlar ve bir at bulmak istiyorlar. Buna da Bizans diyorlar. Şimdi hocam doğru da bu tarihçiler biraz haksızlık etmiyorlar mı? Adamlar kendilerini Roma olarak tanımlıyorlar. Biz bunu zaten Roma imparatorluğunun coğrafyasına devam eden bir devlet.
Tarihçi kendi içindeki problematiyi çözmek için diyor ki hayır sen Roma değilsin, Bizanssın diyor. Halbuki anlattığınızdan anladığım adamlar bir reform yapıyorlar kendisine, köklü reformlar. Mesela biz tanzimati yapmışız, meşrutiyeti ilan etmişiz. Bunun gibi bir sistem yapıyorlar. Bu Roma, Bizans konusunu biraz daha kurucu iradenin ruhuna saygılı şekilde ele almanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Yanılıyor muyum?
Yanılıyorsunuz, yanılmıyorsunuz. Şöyle söyleyeyim, dedikleriniz doğru. Roma var ve Romalı var. Bu insanlar kendilerini Romalı olarak adlediyorlar. Ve Roma’ya Fatih Sultan Mehmet son veriyor. Fatih Sultan Mehmet Roma imparatorluğuna son veriyor. Mesela biz bir filmlerde görüyoruz bazen Türk filmlerinde Bizanslılar geliyor kaçın. Yok böyle bir şey. Bu insanlar kendilerini hiçbir zaman Bizanslı olarak görmedi. Bunu sizin söylemeniz gerçekten önemli. Onun için sordum.
Bu böyle ama bu tarihi bir gerçek. Yani Roma da var. Ama dediğim gibi öğrenciler, akademisyenler, araştırmacılar bu konuda yapanlar için bu çok önemli. Mesela bir Roma sikkesinde şu vardır dediğimiz zaman hangi Roma sikkesi? Yani çok büyük bir gelenek var ya. Bizans dediğimiz zaman, o zaman onun bir yerine oturuyor. Bizim için oturuyor. Ama dedikleriniz doğrudur. Aslonan Roma’dır ve Romalılardır. Editorumuz bir soru soruyor. Bu programın Editor’un bir soru sorma hakkı var. Tabii. KUR farkı var mıydı? Ne farkı? KUR farkı var mıydı? Acaba döviz borcu mu var arkadaşım bilmiyorum da. Bilmiyorum. Şimdi tabi o dönemde… Eski çağlarda… Tabi eski çağda KUR farkı gibi bir şey yok. Ama şöyle bir şey var. Bir şehrin sikkesi, bir devletin sikkesi bir başka yerde geçerli olacaksa ondan komisyon alınır.
Üzeri damgalanır ve damga karşında bir bedel alınır ve o şekilde geçerli olurdu. Bu bütün değerli metalden sikkiler için böyledir. Anlatabiliyor muyum? Yani bildiğimiz anında KUR konvertibilite meselesi yok ama bir şekilde her sikki kendi ülkesinde geçerlidir. Dışarı çıktığı zaman mutlaka değer kaybı olur. O değer kaybı da işte bir takım konvisyonlarla bozdurmakla halledilir. Şimdi Oğuz hocam, hakikaten çok teşekkür ediyorum. Çok ilginç falan, ilginç serüvenli çok bilimsel olarak ortaya koydunuz. Ama bugün dünyada farklı, yani Lidyalara ait sikkelerdi, işte programda biz de gösterdik. Dahil olmak üzere çok sayıda milyonlarca ifade edilebilecek sikke, para, maden iyi para diyelim mi sikkeye? Diyebilirsiniz tabi. Doğru bir tanımlama olabilir. Doğru ama günümüzde sikke tabiri hep eskiye atıfla kullanılır. Bilimseldir.
Maden iyi para, bozuk para. Doğru, bugün de maden iyi para var dediğiniz doğru. Sikke diyelim. Tabi. Mevcut. Bu sikkelere insanlık bugün hangi kanallarla ulaşıyor? Bunlar nasıl ortaya çıkarıyorlar? Eski sikkelere bilemek istiyorsunuz. Şimdi genellikle arkeolojik kazılarda bulunan sikkeler var. Bir de köylülerin, herhangi bir vatandaşın kendi tarlasında şurada burada bulduğu sikkeler var. Yani bugün müzelere, müzelere sikke girişi birkaç yoldan yapılır. Bir, vatandaş bulur, köyünde mi buldu, bir çiftlikte mi buldu, onları müzeye getirir ve müzeye onu satın alır. İki, arkeolojik kazılar yapılır arkeolojik kazılardan girer. Bazen defineler oluyor. Define yani çok sayıda sikkeden oluşan 3000-5000 tane sikke bir arada bulunuyor müzeye. Bugün günümüzde bütün bunların hepsinin sahibi devrettir. Toprak altından çıkan bütün bu sikkeler arkeoloji müzelerine, müzelere verilmek zorundadır.
Eski sikkeler ulaşma konusunda en büyük, en önemli arkeolojik kazı hangisidir? Yani sikke tarihinde önemli yeri olan kazılar var mıdır? Şimdi mesela bu Efes kazılarında en erken Lidya sikkelere bulunması açısından çok önemliydi. Ama bugün günümüzde Türkiye’de diyelim ki Türkiye’nin topraklarda pek çok arkeolojik kazı yapılıyor.
Ve bu kazılarda hangi kazı, hangi medeniyeti, hangi uygarlığa ev sahibi yaptıysa genelde o sikkeler bulunur. Mesela diyelim ki bir antik öğren yerindesiniz. Üst tabakalarda haliyle Osmanlı sikkeleri ortaya çıkar. Alt tabakalarda Bizans ya da Doğu Roma sikkeleri ortaya çıkar. Daha aşağıya gittiğinizde Hellenistik sikkeler ya da Roma İmparatorluk dönemi şehir sikkeleri ortaya çıkar. Yani böyle bir katman vardır.
Eğer bir şehir terk edilmişse mesela diyelim ki klasik çağda bir şehir terk edildi. Sadece o sikkeleri bulabilirsiniz orada. Ama üzerine bindikçe başka başka uygarlıklar geldikçe yüzlerce binlerce sikke bulmak mümkün. En fazla ele geçen arkeolojik kazılardaki materyal sikkedir. Mesela Haydarpaşa’da yürütülen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yürüttüğü kazıda 10 bin civarında sikke var.
Millattan önce 400. yüzyılda kadar tarihlenen sikkeler vardı. Tabii Haydarpaşa dediğimiz yer bizim karşı taraf Kadıköy, Üsküdar. Biliyorsunuz oraları eskiden Kalkedon ya da Chrysopolis olarak adlandırılan yerlerdi. Fakat şöyle söyleyeyim şöyle bir yanılgı olmasın. Bir yerde bulunan sikkeler o yerin sikkeleri olmayabilir.
Çünkü bütün bunlar bu şehir devletleri Roma’nın egemenliğinde ya da Bizans, Doğu Roma altında olduğu için o sikkeler muhtemelen çok yoğun bulunurlar. Orası da ticaret şehri liman olduğu için geniş bak 300 bin metrekareli kazı alanlar. Bu 10 bin sikkelerin bir arada bulunması bunun bir define olduğunu da gösterebilir eğer bir arada bulunduysa. Ya da bir arada bulunma değil ama yayılmış olarak. Ya da yayılmışsa tabi.
Peki sikke tarihine meraklı insanların dünyada gidebileceği veya gitmesi gereken yerler İstanbul’da, Türkiye’de ve dünyada nereler veya sikke tarihi aslanın en önemli müzeler hangileri? Şimdi Türkiye’ye bakarsak Türkiye’de tabi ki İstanbul Arkeoloji Müzeleri ya da Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi gibi müzeler başı çeker. Yani sikki adedi açısından böyledir. Ama ben başka bir soru soracağım size. Yani böyle büyük sayılar yerine bazen mesela Tire, Ödemiş ya da ne bileyim Urfa ya da Trabzon küçük yerlerdeki sikkeler de yerellik açısından çok önemlidir. Orada her türlü sikkeyi bulamazsınız ama o yöreye ait sikkeleri bulabileceğiniz için ben şahsen daha küçük yörelerdeki, müzelerdeki sikkeleri çok merak ederim ve onları çalışmayı çok isterim.
Ama İstanbul Arkeoloji Müzeleri bu açıdan çok büyük bir… Çünkü Osmanlı’dan gelen bir gelenek var ve bütün sikkeler orada toplanıyor. Dünyanın en zengin sikke koleksiyonu. Ama dünyada da British Museum gibi ya da American Numismatic Society gibi ya da Fransa’da Bibliotek Nasyoneli’nin koleksiyonu gibi çok önemli sikke koleksiyonları var. İstanbul Arkeoloji Müzeleri de bu grupta zikredilebilecek bir yerden. Tabii önemli bir koleksiyonu var kesinlikle yer alıyor.
Şimdi biz zenginin malı, fakirin, züğürdün çenesini yorar mı diyelim ya da para, para mı diyelim ya da paranın ne önemi var mühim olan insanlık mı diyelim Oğuz Hocam kapanış cümlesi olarak. Ne dersiniz?
Şimdi tabii bunlar güzel sözler ama yani öyle bir görüntü var ki şu aşamada para gerçekten çok önemli yani bir insanın, bir ailenin, bir toplumun, bir devletin şu an en değerli şeyi görünüyor. Halbuki olmaması lazım. Başka başka daha soyut kavramların hayatımızda olması lazım ama ne sağlık ne başka şeyler para olmadan da olmuyor.
Dolayısıyla bir şekilde paranın önemli olduğunu ama soyut kavramları da çok uzaklaşmamayı da ben söyleyebilirim. Çok teşekkür ediyorum. Rica ederim. Sevgili seyirciler, Oğuz Tekin Hoca ile paranın ilk asırlarını, ilk yıllarını ve gelişimini konuştuk. Değerlerin hakim olduğu ve paranın da bu değerler içerisinde hak ettiği yeri ve hak ettiği ölçüde yer alması temennisiyle hepinizi hayırlı günler diliyoruz efendim. Bir sonraki tarih Söyleşirleri programında buluşmak üzere.
Hoşça kalın.
İlk Yorumu Siz Yapın