Tarih Söyleşileri | Ali Kurumahmut | 47. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=gAeh8HhY6NE.
… Merhaba sevgili seyirciler. Tarih Söyleşirleri programından hepinize en işten, en samimi, en sıcak duygularla…
…gönül dolusu sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Bugünkü Tarih Söyleşirleri programındaki misafirimiz, ünlü Deniz Hukukçumuz Ali Kuru Mahmud. Hoş geldiniz efendim. Teşekkür ediyorum. Sevgili seyirciler Ali Kuru Mahmud’u hem……tarihe dair, daha doğrusu deniz hukukuna, Ege Adalarına dair eserleriyle de tanıyorsunuz. Deniz hukuku alandaki……çalışmalarıyla da tanıyorsunuz.
Uluslararası Plan’da ülkemizin en önemli deniz hukukçusu, deniz hukukçularından birisi. Ege Denizi ve Ege Adaları, Egemenliği ve Devletilmemiş Adalar……Trablos Karp ve Adaların……işgali gibi pek çok……eseri var. Aslında……Egemenliği, Devletilmemiş Adalar konusunu da……literatürümüze kazandıran……ve işgal edilen adalar karşısında Türkiye’ye bir Egemenlik alanı açan, Hakimiyet alanı açan isim aynı zamanda……Ali Kuru Mahmud bu konuyu ortaya koyarak. Ben müsaadenizle sohbetimize şu Ege Adaları konusuyla bir başlayalım. Çünkü işgalle bunların da yakından ilgisi var. Ege Adalar’ın işgali tabi olarak Türkiye’nin önündeki en önemli açmazlardan ve sıkıntılardan……birisi oldu. Hakimiyet alanı ve……jeopolitiği ve stüdyosu açısından.
90’lı yıllarda yaşanan 2000’li yılların başına gündeme gelen bir konu var. Egemenliği devredilmemiş adalar. Ne demek Egemenliği devredilmemiş adalar ve bu konu nasıl gündeme geldi Ali? Evet. Esasen Montrui ile Türk Boğazları ve Karadeniz’in hukuk istirahatçı ile bağlantılı bir konu. İstanbul’un fethinden hemen sonra……Osmanlı’nın……Karadeniz ve Ege Denizi Hakimiyet mücadelesinin başladığını görüyoruz. 1484 yılında……Kili ve Akirman’ın alınmasıyla……Karadeniz bütün kıyılarıyla Osmanlı Hakimiyetine girmiş ve bir Osmanlı……iç denizi haline dönüşmüştür. Burada problem yok. Ama Ege Denizi’ne yönelik Hakimiyet mücadelesi……en son 1669 yılında Girit Adası’nın Osmanlı Egemenliğine girmesiyle tamamlanmıştır. Bir istisna…
…Ege Denizi’nin ortasında yer alan İstendil Adası. İstendil Adası da……1715’te……filen 1718……pasarofça antlaşması ile hukuken Osmanlı Egemenliğine girmiş……ve Ege Denizi bütün kıyılarıyla, ada, adaca, kayalıklarıyla……Osmanlı Hakimiyet’in altına girmiş oldu. Bu Hakimiyet ne zamana kadar devam ediyor? Bu Hakimiyet Yunanistan’ın……tarih sahnesine çıktığı, yani Yunanistan’ın……devlet olarak……Osmanlı Devletince tanındığı, Osmanlı İmparatorluğunun tanındığı……24 Nisan 1830’a kadar devam etmiştir. Burada önemli bir antlaşmadan bahsetmek istiyorum. 14 Eylül 1829……Edin Antlaşması. Osmanlı Devleti ile Rusya arasında aktedilmiştir. Bu antlaşma bir taraftan……bütün devletlerin ticaret gemilerine……Rus ticaret gemileriyle aynı şartlarla…
…Boğazlardan geçme ve Karadeniz’de bulunma hakkı tanırken……diğer bir ifade ile……Karadeniz’i uluslararası bir niteli, bir hüviyete sokarken……diğer taraftan ilk kez Osmanlı Devleti kendisinin taraf olduğu bir antlaşma ile……Sınırları belli olmayan Yunanistan’ın……bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmasına……rıza göstermiştir ama devlet olarak tarih sahnesine çıktığı……Yunanistan’ın…
…tanındığı 24 Nisan 1830’dur. Bu antlaşmayla Yunanistan’ın sınırları en azından Ege tarafında hangi adalar için alıyor? Şöyle, arada birçok antlaşma var aktörler……İngiltere’nin hamili……Rusya ve Fransa’nın yardımlarıyla kurulmuştur Yunanistan. Bu antlaşmalarda başlangıçta……net olarak ifade edilmemekle birlikte…
…Ege Denizi’nin batısında yer alan bugünkü ifade ile Kuzey Sport Adaları dediğimiz……o zamanki adıyla……Şeytan Adaları ve İskir Adası dediğimiz bölge……hemen güneyinde Kiknat gruba adalar Yunanistan egemenliğine verilmiştir. Ama bununla birlikte……daha sonra Osmanlı ve Yunan……arşiv belgelerinde ve siyaset haritalarında……o tarih itibariyle Yunanistan’a devredilmiş olan……her bir adalara……devredilmiş olan her bir ada adacı kayalını somut olarak belirlenmiş olduğunu görüyoruz. Öyle ki bu belgelerde……tartışılabilecek nitelikte olan, konumda olan, mevkide olan bazı adacıklar var……onlardan bu verilmiştir, bu verilmemiştir gibi de hem Yunan belgelerinde hem Osmanlı belgelerinde……ifadeler görmekteyiz. Yani……egemenlik probleminin, egemenlik ihtilafının özü burada yatmaktadır. Yunanistan 24 Nisan 1830 tarih sahnesine çıkıyor. O tarihten bugüne kadar egemenliği uluslararası antlaşmalarla……Yunanistan’a verilmiş her bir ada adacı kayalık……bellidir. Burada bir problem yok. Bunların hem Osmanlı lehine hem Yunanistan lehine egemenlik devirleri……ve egemenlik kazanımları……kurulduğu dönemin, tesir edilir dönemin……hukukurallarına uygun ve tartışmasızdır. Bu problem yok. Arkadaşlar da biz konuşurken ekranda bölgenin haritalarını falan veriyorlar. Ama ilginç bir şey söylediniz. Hep uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’ın……hakimiyet alanı veya hakimiyet alanına giren adalar……teyit ediliyor diyorsunuz. Yunanistan’ın bu ilerlemesi……Türkiye aleyhine……Osmanlı aleyhine ne zamana kadar devam ediyor veya ne zaman duruyor? Burada bir cümle kullandım. İngiltere’nin hamili Rusya ve Fransa’nın……yardımlarıyla kurulmuş……ve Osmanlı aleyhine stratejik genişlemiş olan……genişlemesine başlamış olan bir devlettir Yunanistan. Yunanistan sadece Ege Denizi’nde değil. 1864 yılına gelindiği zaman……batıdaki adalar zincirinde egemenine dahil ediyor ve……birinci kuşak adaların bütününe egemen olmuş oluyor. Ve bu böyle devam ediyor. Bu adaların seyircilerimizin zihninde en azından…
…coğrafi bir canlanma sağlanması için arkadaşlar da……ekrana haritada verirlerse……katkıda bulunur. İsim olarak bazılarını zikredebilir misiniz? Coğrafi bölgeme tanımlamadan şu adalar gibi. Bizim için önemli olan Ege Denizi’ndeki adalardır. Bunlar……Ege’nin kuzey batısında yer alan, kuzey sporadaları dediğimiz……bizce malum olan, ismi meşhur olan İskir adası var burada, büyük bir ada. Hemen güneye doğru indiğimiz zaman…
…Eriboz adası var……İstendil adası var……Andre var, Mökene var ve onun güneyinde mesela……Kiklat adalar grubu var. Bunlarda problem yok. Biz antlaşmalarla Yunanistan’a verilmiş bu adalar üzerindeki……Yunan egemenliğine karşı bir itirazımız yok. Ama bununla birlikte……devam eden süreç içerisinde egemenliği Yunanistan’a devredilen……her bir ada adacı kayalı konusunda tartışmalar başlıyor.
Tabii UŞİ anlaşması var. UŞİ ile beraber……İtalya’ya devredilen veya devredildiği iddia edilen meşhur 12……ada……ve bir anda……erden çıkan adalar var. Malumunuz 1911-1912, Trablus-Karabı Harbi sırasında İtalyanlar……bizim Menteş adaları dediğimiz…
…Yunanlıların 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren 12 ada diye ifade ettikleri……adalar içerisinden toplam……16 adayı işgal ediyorlar. Bu tanımlama önemli. Biz hep 12 ada diyoruz ama aslında bizim tarihi kaynaklarımıza bu adalar… 500 yıllık Menteş adaları. Niye Menteş adaları diyoruz? O şekilde, o ismini o şekilde almış. Menteşoğullarının hakimiyetinden kaynaklanan……bölgedeki adalar.
Bizim güneybatımızda Yunanistan’ın Ege’nin güneydoğusunda yer alan……adalar grubu. Ama baktığımız zaman burada 20’den fazla büyük ve meskun ada var. Ali Bey affedersiniz bu Menteş’e isimlendirmesi önemli doğrusu. Hani bir tarihçi olarak baktığım zaman……bu adadaki Türk varlığının Osmanlı öncesine de uzanan boyutunu göstermesi açısından.
Öyle bir hususta ifade etmek istiyorum. Biz Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlı Devleti……Ege Denizi’nde hakimiyet tesis etmeden önce burada Venedik, Ceneviz ve Senjan şövalyeleri……hakimdi Egemen’de. Mesela Menteş adaları bölgesi Senjan şövalyelerinin Egemenliğindeydi. Biz Ege Denizi’nde Osmanlı Devleti bu hakimiyeti tesis ederken……karsında bir Yunanlı, bir Rum muhatap yoktu.
Dolayısıyla Menteş adaları bölgesinde Senjan şövalyelerinden alınmıştır. Ama Trablus Karabuk Harbi sırasında bunun stratejik sebebleri, politik sebebleri vardır. İşte Trablus Karabuk ulaşacak ulaştırma kordularını kontrol etmek……hardan sonra Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak, esas hedefi ulaşma kamarcıyla İtalya’nın……arı tarafından işgal edilmiştir. Uş-i Barış Antlaşması ile de İtalya bu işgale son dönemini kabul etmiştir.
Ama bununla birlikte hemen Trablus Karabuk Harbi’nden sonra Balkan Harbi başlamıştır. Osmanlı Devleti donanması zayıftır, güçsüzdür. Eğer bu antlaşmanın gereğini hemen yaparsam……Yunanlılar gelir buradaki adaları da işgal eder korkusuyla……İtalya’nın fiili durumunun devamına rıza göstermiştir. Adalar Osmanlı Egemenliğindeydi. Uş-i Barış Antlaşması bu Egemenliği……tescil ediyordu ama……arkasından da Birinci Dünya Savaşı başlamıştır ve İtalyanlar bu sefer adaları ilhak etmiştir. Denizde düşen yılana sarılmış ama… Ama burada önemli olan şu… Biz bunları konferanslarımızda, derslerimizde……haritalar üzerinde tek tek tanımlayarak ifade edip çalışıyoruz. Trablus Karabuk Harbi sırasında toplam 16 ada işgal edilmiştir. İşgal Egemenlik devri sonucunu da uğurmaz. Arkasından mesela Kuzey Bölgesinde Balkan Harbi sırasında……Yunanlılar toplam 11 adayı işgal etmişlerdir. Osmanlı ve Yunan arşiv belgeleri……bunu teyit etmekte de. Burada da bir tretül yoktur. Değerli hocam Profesör Doktor İdris Bostan’la……neşrettiğimiz iki kitap var. Onlardan bir tanesi…
…Trablus Karp ve Balkan Harplerini işgal edilen Ege Adaları ve işgal telgrafları. Diğeri ise……haritalar ve coğrafya eserlerine göre Ege Denizi ve Ege Adaları. İşte bu belgelerin bir kısmını, bu haritaların bir kısmını……bu yayınlarına neşretmiş olduk. Burada bir hatırlatma da bulmak istiyorum müsaadenizle. İdris Bostan’ı bizim seyircilerimiz hatırlayacaklar. Daha önce Tarih Söyleşileri programında……çok güzel bir Osmanlı denizcilik tarihini……kendisiyle konumlu……ve konuştuk. İdris Bostan’ın hakikaten……ülkemizin dünya çapındaki en önde gelen……denizcilik tarihçilerinden birisi ve en önemlisi. En önemlilerinden bir tanesi, belki de en önemlisi, o takdir bizi aşar ama……çok kıymetli bir hocamızdır. Ama bu cümleniz çok önemli hocam. O takdir bizi aşar ifadesi… Ne yazık ki biz her şeyi takdir hakkını kendinde gören bir nesle dönüştük. Albuki eskiler böyle derler değil mi? Takdir etmek……o bir üst mertebeye gerektirdiği için…
Takdir ifadesi kullanmazlar, sadece hürmet ifadesi kullanırlar. Geneliksel kültürümüz de böyle değil mi? Evet, evet. Çok teşekkür ediyorum bu vesileyle hatırlatmış oldunuz. Şimdi dönelim adalarımıza tekrar. Evet, burada esasen egemenlik ihtilafının……en kritik yerlerinin bir tanesi budur. Yunanlılar Balkan Harbi sırasında……11 adayı işgal etmişler. Bunların isimleri belli. Taşoz’da başlar…
…Sema’de, Gökçeada, Bozçaada, Limli, Bozbaba, Midili, Sakı, Susam ve……Ahı Kerya adalarıdır. Yunanlıların işgal ettiği, ama tekrar ifade ediyorum, işgal hiçbir zaman egemenlik devri sonucunda olmaz. Hemen arkasından 6 Büyük Devlet’e yetki verilmiştir. Londra’da toplanan Süferak konferansında……6 Büyük Devlet bu yetkisini……çok Osmanlı aleyhine, milletimiz aleyhine kullanmıştır. Ve işgal altındaki 11 adadan……sadece Gökçeada ve Bozçaada’nın Osmanlı’ya iadesine karar vermiştir. Diğer adaları Yunanistan’a bırakmıştır. Dolayısıyla böylece Lozan’a geliniyor. Lozan barışı… Lozan’a gelmeden önce hocam……İtalya’da adaları devretti. Aslında Türkiye’nin burnunun dibi……Yunanistan’a verirdi Türkiye’nin itirazlarına rağmen. Şöyle… Daha sonra oldu bu. Daha sonra İtalya 1947 Paris……İtalya barış antlaşmasıyla oldu. Lozan’a geldiğimiz zaman Menteş adaları bölgesinde……işgal altında olan 16 adadan bahsetmiştim. Bunlardan 13 tanesi ismen sayılarak……ve bunların tabi adacıkları……İtalya’ya verilmiştir.
Menteş adaları bölgesinde yani……Birinci Dünya Savaşı’nda Galip Devlet arasında yer alan İtalya……savaşın başlangıcında……işgal altındaki adaları Uş’un barış antlaşması gereğince Osmanlı’ya iade etmesi gereken adaları……iade etmemiştir, ilhak etmiştir. Savaştan hemen sonra işte Lozan barış antlaşmasının 15. maddesiyle……bu adalar……İtalya’ya verilmiştir. İsmen sayılan 13 ada ve tabi adacıkları İtalya’ya verilmiştir. Geri kalan 3 ada? Geri kalan 3 adan…
…onlar……tabi adacık kapsamına sokulabilecek adalar. Mesela……Rodos’un hemen başında adalar var. Yani bunu yaparken……şunu demişlerdir, tabi adacık kavramı da çok geniş bir konudur ama……biz burada şunu çok net olarak görüyoruz. Coğrafi, jeoloji, geomorfali krizler……kriteler……sosyal, ekonomik, güvenlik krizleri, tarihi krizleri vesaire vesaire……ulustararası krizlerine baktığımız zaman…
…bu bölgede İsmen devredilen 13 ada ve tabi adacıklarının dışında……müstekil adalar var……çok sayıda ada var. Hiçbir zaman bunlar egemenlik devrine konu olmamıştır. Hani son zamanlarda gündemde olan Eşek Adası diye ifade edilen……Anadolu’ya yakın adalardan bir tanesi olan. İşte Bulamaç Adası……Koçbaba Adası……çok sayıda ada var bölgede. Hiçbir zaman egemenlik devrine konu olmayan…
…tabi adacık, bitişik adacık olarak ifade edilemeyecek olan……müstekil adalar var, egemenlik devrine konu olmayan. Hatta ben çok öncesine gitmek istiyorum. 24 Nisan 1830’da Yunanistan Devleti olarak tarih sahnesine çıktığı zaman……hangi adaların Yunan egemenliğine……girdiği, verildiği tanımlanmamıştı ama……daha sonraki Osmanlı ve Yunan siyasi haritalarıyla……Osmanlı ve Yunan arşiv belgelerine bunların hangileri olduğunu görüyoruz. Mesela bunlardan bir tanesi……on numaralı Namî-Hümayin defteri içerisinde yer alan……Yunan’a dair adalar belgesi var. Bu kitaplarımızda var Edriş Hoca ile. Burada……verilenleri yazar……Kiklat grubuna dahil olmakla birlikte egemenlik devrine konu olmayıp……Osmanlı egemenliğine kalan adalar başlığı vardır. Mesela bunlardan bir tanesi……Menteşe Adaları bölgesiyle Kiklat adaları arasında yer alan……işte Koçbaba Adası…
…mesela bu……müstekil büyük bir adadır. Hiçbir zaman egemenlik devrine……konu olmamıştır, hiçbir işgale uğramamıştır. Yine mesela Kuzey bölgesinde bu mesele tabii çok uzundur. Kuzey bölgesinde işgal altında olan 11 ada……işte Lozan’a geliniyor, 6 Büyük Devlet Kararı var. Osmanlı 6 Büyük Devlet Kararını hiçbir zaman tanımamıştır. Tanımadığını bütün idari tasarruflarıyla……hep göstermiştir, notalarıyla göstermiştir, ifade edilmiştir. Biriz dünya savaşı ve Lozan’a gelmiştir. Lozan Barış Antlaşması’nın 12. maddesi……karmaşık gibi görülmekle birlikte……esasen coğrafyayı bilen……tarihi bilen insanlar için……çok sade bir dille kalemi alınmıştır. Yani bizim insanımız, bilim insanlarımız……işin tarihi ve coğrafya boyutlarına bakmadıklarından……12. maddeyi çok karmaşık görürler ve sanki Ege Denizi’nin……Kuzey Doğu bölgesinde, yani Doğu Ege Adaları bölgesinde…
…Menteş Adaları’nın kuzeyinde olan bölgede……bütün Gökçağada, Bolcağada dışındaki bütün ada adacı kayalıklar……Yunan egemenliğine verilmiştir, terk edilmiş gibi bir anlayış var ki bu……fav kalaydı yanlıştır. Doğrusu ne hocam? Doğrusu şu, burada hiçbir zaman egemenlik devrine konu olmayan……mesela hemen……Çeşme Boğazı’nda yer alan……Koyun Adaları grubu var. Mesela Koyun Adaları grubunda……başta Koyun Adası olmak üzere 14 ada adacı kayalık var.
Güneye geliyorsunuz……Sisan ve Ahi Kerya’nın hemen……güneğinde yer alan……Fornos ve Hurşit grubu adalar var. Bunlar da mesela kuzey bölgesinde……egemenlik devrine konu olmamıştır. Ege Denizi’nin ortasında yer alan……Venit kayalıkları var. O kadar önemlidir ki……kimin egemenliğindeyse……onun karasoyu var, hava sıası var, o da o devletindir. Mesela bunlar egemenlik devrine konu olmamıştır.
Bunlar çok geniş konulardır. Dediğim gibi bir harita üzerinde……bunları göstermek lazım ama mesele şu……bizim için hem Türk Boğazları ve Karadeniz için……hem de Ege Denizi için önemli olan bir antlaşma 14 Eylül 1829……Edina Antlaşması’dır. Osmanlı Tarihi için de çok önemli bir antlaşma. Bir taraftan……Yunanistan’ın tarih sahnesine çıkmasını……sağlarken……diğer taraftan……Karadeniz’e…
…ulustarası bir hüviyet kazandırıyor. Tarihi sahnesine çıktığı……günden bugüne kadar……Ege Denizi’nde antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş……ada, adacık……kayalıklar konusunda tereddüt yoktur. Devredilmiş olan ada, adacık, kayalıklar konusunda da tereddüt yoktur. Şimdi devredilmiş olanlar……devredilmelerini düzenleyen belgelerdeki statüleriyle eğer……askersizleştirilmiş olmaları şartıyla devredilmişse statüsü odur.
Ve……tam devredilmişse statüsü odur Yunanistan’dır. Ama devredilmemiş olanlar……kimin? İşte bütün mesele burada. Bu ilk defa ne zaman gündeme geldi? Karda kriziyle mi gündeme geldi? Karda krizi bu işe resmiyet kazandırdı. Çalışmaları biz Karda krizi öncesinde yaptık. Allah’ın bir lütfudur Ege Denizi’nde egemenlik ihtilafını……bulup ortaya çıkarmamız.
Ayrı bir programda belki biraz da……manivi eksenli bir programı. Bunu tartışmak lazım. Ama gerçekten söylüyorum……siz arşiv çalışmalarının……ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. İğneyiyle kuyu kazmaya benzer. Biz devlet büyüklerimizin yönlendirmesiyle……önümüzü açmasıyla……Dışişleri Bakanlığı arşivine çalışmaya gittim.
Bizi iyi karşıladılar çünkü devlet büyüklerimizin izniyle oraya gittik. Bana kahve ısmarladılar. Ben o kahveyi içerken……arşivde şöyle bir nedir bu arşiv diye bakmaya çalıştım. Bir klasör ama dokunduğum ilk klasördü. O klasörü çektim……açtım. İçerisinde 1930’lı yıllarda çalışmayı yapmış birisinin……hazırlamış olduğu 5 sayfalık bilgi notuyla karşılaştım. Bilgi notunun başlı……Ege Denizi’ndeki adaların egemenlik devirlerinin tarihsel süreci. Dolayısıyla ben o bilgi notunun hareketle arşiv çalışması yapmadım. Beni yönlendirili 5 tane klasörü inceledim. Haritaları açtım. Üzerine pilotladım, konumlandırdım. Ve çözmek çok zor olmadı. Onun için diyorum Allah’ın pilotudur. Şimdi anladım ki ayrı bir program konusu ve müstakil olarak ele almak……lazımmış ama hakikaten bir tarihçi olarak benim için de……önemli bir katkı sağladı. Şimdi Möntre’ye de geçmemiz lazım ama hocam bir şey soracağım. Bu egemenlik hakları devredilmemiş adaların……tespiti konusu……Türkiye’ye nasıl bir alan, nasıl bir imkan……kazandırdı sağladı. Bir iki cümleyle bunu oraya koyar mısınız? Şöyle ifade etmek isterim. Ben 22 yıl Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görev yaptım. En son ayrıldığım zaman Deniz Kurma’yı Yarbaydım.
Yıllarım denizlerde geçti. İnisiyatif Yunanistan’da……Yunanistan’ın taarruzu stratejilerinden……bir yaklaşımla……o bizi Ege Denizi’nde hep sürükleyici oldu. O kelimeyi kullanmak istemedim ama……tedafi politikaları uygulamak zorundaydık. Hep Yunanistan kriz çıkarır. Bir gün karasolarından çıkarır. Bir başka sefer hava sahasından çıkarır, kıtası halından çıkarır.
Biz onun peşinde Ege’de sürükleniriz. Ama egemenlik ihtilafı Ege’de Türkiye’nin önüne……tarihi bir fırsat sunmuştur. Egemenlik tezi çok önemlidir. Karasuyu mu krizimi çıkarıyorsun? Hangi adaların karasuyu? Bu adaları bir kere senin mi? Bir kısmı senin ama bir kısmı senin değil. Senin olduğunu iddia ediyorsun ama hiçbir zaman egemenliği sana devredilmemiş. Hava sahası……hangi adaların hava sahası? Efendim Ege kıta sahanlı, adaların kıta sahanlı. Bu adaların hepsi senin değil ki iç içe girmiş adalar. Bir kısmı senin bir kısmı benim. Kasım 1995’te yaptığımız çalışmalar… Yine Yüce Rabbim’in lütfu, Ege denizin de Egemenlik ihtilafı……bizce netleştikten çok kısa bir süre sonra……Figenek adı simri bir……Türk Hicaret gemisi Karda kayalıklarında karaya oturmuştur. Yani ben bugün…
…Allah’ın lütfet etmediği çüzi ilimle hep şunu sorarım kendime… Sen……devletin adına işlem ve tasarrufta bulunsan……bu Egemenlik ihtilafı resmiyet kazandı ama……ortaya çıktı ama bir resmiyet kazandırmak istiyorsunuz. Çok güçlü bir devletsiniz. Ne yaparsınız? Ben de bir Türk Hicaret gemisini……Karda kayalıkları gibi çok kritik bir bölgede karaya oturmasını sağlarım. Ama tekrar altını çizerlik ifade ediyorum. Egemenlik ihtilafını bulan kişi olan……Egemenlik ihtilafını bulan kişi olarak biliniyorum. Figenek adı Karda kayalıklarında karaya oturduğu zaman ben Karda kayalıklarında nerede olduğunu bilmiyordum. Bu da Allah’ın bir lütfu. Onun için……ben milletimize devletimiz adına işlem ve yapanlara……tasarrufta bulunanlara şunu hep ifade ettim etmek istiyorum. Ege Denizli’ndeki……Egemenlik’in devretmediğimiz……ada, adacı kayalıklara sahip çıkmalıyız. Sahip çıkıyoruz.
Bundan iki sene önce……Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız……hani Sisan ve Ahikerya’nın güneyinde yaranan……Hurşit ve Fornoz grubu adalardan bahsettim. Yunanlılar oradaki ıssız bir kayalığa……Yunan bayrağı çekmişlerdi. Bizim sahilemizden 35 mil batıda olan……o kayalığa bizim Deniz Kuvvetleri unsurlarımız……çıktılar. Yunan bayrağını aldılar, saygıyla katladılar. Getirip Ankara’daki büyüklerimize, etkilerimize……teslim ettiler. Onun için bu ayrı bir programın konusu. Buradan girmekle ben bugün Montu’yu konuşacağız niyetiyle geldim. Beklemediğim bir alandan girdin. Çok geniş bir konudan sordunuz. Özetlemeye çalışırken, belki tam arzu ettiğim düzeyde anlatamamış……olabilirim. Bu yüzden ben bizi izleyenlerden özür diliyorum.
Bir defa çok teşekkür ediyorum. Arkadaşım, kısal süre bile fakir bir tarihçi olmasına rağmen……çok ufuk açıcı, çok önemli oldu ama……bir ihtiyacı ortaya çıkardı. O da şu… İnşallah ilerideki programlardan birinde biz sizden söz alalım……Karda krizini merkeze alan ve……bu egemenliği devredilmemiş adaların daha derin hikayesini, adaların hikayesini……eli almamızın zarureti ortaya çıktı. Evet, Montruh Sözleşmesini ele alacaktık. Bunda Montruh Sözleşmesi ile…
…zordan da bağlantılı gördüğümüz için……bu konuya girdik. Montruh Sözleşmesi çok ana hatlarla ele alacağız hocam. Çünkü……Boğazlara yönelik hangi adım alsak hemen karşımıza çıkan bir anlaşma. Şunu sormak istiyorum. Boğazların tarihine baktığımızda, dünyada……Boğazlar gibi……hakim olan devlete……avantaj sağlayan, muadili sayılabilecek başka alanlar var mı? Var tabii ki. Nereler? Mesela…
…öncelikle tabi kanal ve Boğaz kavramlarını ikisini birbirinden ayırmamız lazım. Ben Boğaz’ı soruyorum hocam. Boğaz. Şimdi, birincisi… Kanalı biliyoruz artık. Uluslararası Ulaştırma amacıyla kullanılan Boğazlar var. Ben stratejisi ve hakimiyet açısından, dünya hakimiyetini… Dünyada böyle bir coğrafa yok. Boğaz. Türk Boğazları gibi. Marmara ve Çinlalık’a. Çünkü Türk Boğazları……iki ulusal Boğaz, iki milli Boğaz ve bir iç denizden oluşuyor. Dünyada bu nitelikli bir coğrafa yok. Bu Türkiye’ye veya hakim olan herhede büyük bir alan sağlıyorum. Tabii sağlıyorum. Roma’da da böyle miydi? Bütün insanlık tarihinde bu böyle olmuştur. Yani böyle olmaya da devam edecekler. 15……Şubat……15 Ocak günü……Mili Sağlık Üniversitesi’ndeki konferansından sonra kim söyledi bilmiyorum ama…
…yanıma geldi. Beyefendi dedi. Teşekkür etti. Tebrik etti. Bilmem dedi. Bilir misiniz? Allah’ın yarattığı hayvanlar……birbirlerini öldürürken boğazından öldürürler. Canını boğazından alırlar. Şimdi bizim Boğazlar çok önemli tabii. Yani mesela… 22 Haziran……1936 günü……Montro Boğazlar konferansı toplanmıştır.
Alışılageldiği üzere birinci otorumun ilk konuşmalarını……heyet başkanları yaparlar. Mesela söz alan……Romanya Dışişleri Bakanı Titulesko……demiştir ki Boğazlar……Türkiye’nin yüreği……ama Romanya’nın ciğeridir. Mesela yine dağılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği……Dışişleri Halk Komiseri… Dışişleri Bakanı……Maksime Lidfınov……Boğazlar için…
…Sovyetleri……dış dünyaya bağlayan……ana yol……ana damar değil……aynı zamanda ülkenin çeşitli parçalarını birbirine bağlayan bir……can damarı olduğunu ifade etmişler. Hocam, tabiat olarak da muhteşem bir tabiat. Arkadaşlar ekranda aynı zamanda……Boğazın görüntülerini paylaşıyorlar. Hakikaten muhteşem bir görüntü. Seyyahlar da genelde İstanbul’a Boğazlardan girmişler. Resmetlikleri bir İstanbul var bambaşka ama…
…siz diyorsunuz stratejik olarak böyle bir……böyle bir coğrafya yok….coğrafya dünyada başka bir yerde yok. Boğazlar var, kanallar var, deniz ulaştırması amacıyla kullanılır ama böyle bir coğrafya yok. Şöyle bir bakın mesela……iki ulusal Boğaz, bir iç denizi. Marmara Denizi, bir iç denizdir. Türkiye’nin……yasama, yürütme, yargı yetkilerinin mutlak ve tam olduğu bir bölgedir. Yani……Ankara neyse Marmara Denizi de odur. Ama bununla birlikte sadece İstanbul Boğazını ele alalım. İstanbul Boğazı sadece…
…Karadeniz’e kıyısı bulunan devletlerin değil. Tunaren su yolunu saymayalım……Karadeniz havzası devletlerinin de ana……ve tek giriş çıkış kapısıdır. Şimdi bu kapında egemen güçü Türkiye’dir. Hakimi Türkiye’dir. Tarihe dönüp baktığımızda aslında Roma döneminde ve Osmanlı döneminde……Boğaz……aynı zamanda bir hakimiyet alanına giriyor. Sözünü ettiğimiz 1827’li……yıllara kadar bu böyle devam ediyor. Yoros kalesi var, Anadolu Hisarı var, Rumeli Hisarı var. Boğazın güvenliğini sağlamak veya Boğaz’a hakim olmak için kurulan yapılar. Ama Osmanlı hakimiyeti, yani fetihten sonra aslında Boğazlar……hakimiyet alanı Karadeniz’e……doğru yayılıyor. Karadeniz bir Türk yönüne dönüşüyor. Kısaca özetlemek istiyorum, bu matematiğe geçmek için. Ama 19. yüzyılın başlarına itibaren……Karadeniz’deki hakimiyet alanıyla birlikte……Boğazlar’da……bir müzakere açık hale geliyor. Bu müzakerenin en net……ve en muğlak olduğu anlaşma hangisi? Boğazların hukukunun en zayıf……olduğu anlaşma. Tarihine girmiyorum, siz özetlemeye çalıştınız. Zamanımızı kontrol için kusura bakmayın. Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. Tabii ki, Lozan Barış Antlaşması……Türkiye için kurucu antlaşma.
Çok ciddi bir antlaşma. Ama bununla birlikte……Lozan Barış Antlaşması’nın 23. maddesi……ve bu maddenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilen Boğazların tabi olacağı usule……dayır mukavelename……yani Lozan Boğazlar Sözleşmesine……baktığınız zaman……Türkiye’nin……Türk Boğazları bölgesindeki……egemenliğinin……çok ciddi kısıtlandığını……güvenliği için…
…tetbir alma hakkından Türkiye’nin mahrum bırakıldığını görüyoruz. Nasıl diye sorarsanız……birincisi 23. madde, Lozan Barış Antlaşması’nın 23. maddesi der ki……Türk Boğazları bölgesinden……bayrak ve yükleri ne olursa olsun, gündüz gece ticaret gemisi, savaş gemisi……askeri, sivil uçak ayrımı yapılmaksızın……geçiş tam özgürlüğü var. Bu geçiş tam özgürlüğünün……nasıl olacağı da……ekli sözleşmede düzenlenmiş ayrılmaz parçası. Ama buraya baktığımız zaman İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın……kıyıları ile kıyıdan itibaren……ekli haritada tanımlanan……15 ila 20 km dirinliklilik bölgeler……askerden arındırılıyor, askersizleştiriliyor. Ne olacak bu sefer? Türk askeri burada olmayacak. Peki Boğazı nasıl korunacak? İşte Türkiye savunması için……tetbir alma hakkından mahrum bırakılıyor Boğazlar bölgesinde. Marmara Denizi’nde…
…Emiralı, İmralı adası hariç bütün adalar……ve Boğaz önü adaları askersizleştiriliyor. Yol geçen anı gibi. Tabii bir de Seyri Sefai’nin Sehir Tam Serbestliği prensibi kabul ediliyor. Ama bununla birlikte……Karadeniz’de Rusya’nın ve Karadeniz’e kıyıdaş……devletlerin güvenliği hesaba katılarak……Karadeniz’le ilgili özel düzenlemeler getiriliyor. Boğazlara egemen biziz. Asl olan Boğazlar……can verilecek yer Boğazlar…
…ama……Karadeniz için güvenlik tedbirleri alırken……Boğazlar için almıyor. Onun için biz……Montrobogazlar sözleşmesini anlatırken……esasen……ben 1390’dan hep başlarım. 1452’de……hisarlar atında……Osmanlı’nın emrine uymadığı halde batırılan Venet gemisini anlatırım. Selamiye vergisi verip, Üçüncü Selamiye Vergisi denilen Üçüz Aksu’yu verip……İznik Sefi’ni alıp Karadeniz’e çıkışları……bunları tabi……Bostan Hocam’dan öğrendik aldık. Akademik çalışmalarımızda hep ona alıntı olarak gönderdik. Ama Lozan bu. Şimdi bütün mesele……Lozan’ı tabi ki tartışmayız. Ama biz Lozan’ı tartıştık. Lozan’ın Boğazlar rejimini tartıştık. Mustafa Kemal Atatürk… 1936 yılında……politik ve stratejik……değerlendirmesini…
…değerlendirmesini hesabını kitabını çok iyi yaparak……bize bir montru kazandırdı. Hatay’ı mesela. Hatay meselesi……başka meseleler de var. Mesela……biz Ege Denizi’nde egemenli antlaşmalarla Yunanistan’a dev edilmemiş……ada adacı kayalıklar sorununu……akademik olarak tartışırken……hukuki olarak tartışırken……en önemli düzenlemenin……Lozan Barış Antlaşması’nın 16. maddesi olduğunu görürüz. 16. madde……Lozan’ın siyasi ahkem dediği……siyasi hükümlerin düzenleninde ilk 22 madde içerisinde çok……temel bir maddedir ve bütün maddeleri şamildir. Şimdi bak biz bugün neyi tartışıyoruz? Bugün Türkiye……Irak’ın kuzeyinde……Suriye’nin kuzeyinde……ülkese stadyoya ilişkin olabilecek her türlü……ilhak, istiklal, hükümet şekli, idare şekli, yönetim şekli…
…ne olacaksa……Lozan 16’ya göre Türkiye öncelikli ve birinci devlettir. Türkiye sorulmadan bu yapılamaz. Lozan ayakta. 16. madde ayakta. Şimdi ben bunları söylediğim zaman……önce bir itirazla karşılaşıyorum. Ama onlara diyorum ki……bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin temel de Lozan madde 16. Çünkü……1960’lara geldi 1958’lere geldiğimiz zaman bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktu.
Biz Kıbrıs’tan bütün haklarımızdan feraka ettiğimizi düşünüyorduk. Ne zaman İngiltere zor da kaldı……siz burada öncelikli bir tarafsınız, öncelikli devletsiniz……bunun da temeli Lozan madde 16’dır dedi……ve bizi Kıbrıs meselesini içerisine çekti. Yani onun için……Lozan madde 16 çok önemlidir. Yani……bütün meseleler için çok önemlidir. Montre’ye dönelim. Montre Sözleşmesi’nin……sonucunu, safatını ve etkilerini……konuşmaya başlamadan önce hocam müsaadenizle arkadaşlarımız……TRT’nin arşivinde Montre Sözleşmesi’ni konu alan……vetre hazırlamışlar. Tarihi Sözleşme’nin……tarihi imza fotoğrafları ve görselleri var. Onu hep birlikte izleyelim. Sonra da Montre’yü ve günümüze yansımalarını bir anahtarla……değerlendirelim inşallah. Tabii bu arada bir de mavi batan var. Onu da soracağım.
Müsaadenizle. Evet sevgili seyirciler, Tarih Söyleşirlerinde Ali Kuru Mahmut……la olan birlikteliğimize……Montre konulu sohbetimize……arkadaşlarımızın hazırlamış olduğu bir kısa filmle devam ediyoruz. 17 Nisan……1935 günü……Milletler Cemiyeti Konseyi’nde……Türkiye açıkça Lozan’ın boğazlarla ilgili hükümlerinin kaldırılmasını talep etti. Savaş kapıdaydı.
Ve Türkiye……büyük bir tehditle karşı karşıya kalabilirdi. Montre sözleşmesinin izleri. Lozan antlaşmasında……boğazlardan her türlü geçişe serbestlik tanındığı gibi……İstanbul Boğazı’ndan 15……Çanakkale Boğazı’ndan 20 kilometrelik bir alanın……askerden arındırılmasına karar verilmişti. Üstelik buna……Marmara’nın güney kıyılarında dahildi. Bu hükümlerle……Türkiye sadece İstanbul’un değil……Doğu Trakya ve Marmara’nın da güvenliğini sağlayamaz duruma geliyordu. Ani bir saldırı karşısında……garantör devletlerin müdahalesi öngörülmüşse de……gelişen olaylar……bunun gerçekçi olmadığını ortaya koyuyordu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş olan……Milletler Cemiyeti……temelde…
…Dünya’nın yeni bir savaşa sürüklenmesine mani olmayı hedefliyordu. Ancak 1933’te……Japonya’nın Mançurya’ya……1935’te……İtalya’nın Habeşistan’a saldırıları karşısında……hiçbir şey yapılamamıştı. Üstelik……silahsızlanma çabaları……tam bir fiyaskoya dönüşüyordu. Türkiye……bütün bu gelişmeler içinde……kendi güvenliğini sağlayacak tedbirler almak zorundaydı. İlk olarak…
…1935 Silahsızlandırma Konferansı’nda……Boğazların……askersizleştirilmesi hükümlerinin……kaldırılmasını gündeme getirdi. Ancak……gündemle doğrudan ilgili olmadığı gerekçesiyle……bu istek……reddedildi. Bu sırada……Almanya silahlanmaya başlamış……1935’te……mecburi askerlik sistemini getirmişti. Milletler Cemiyeti Güvenlik Konseyi’nin……Almanya’nın silahlanması sorununu görüşmek üzere toplanması……Türkiye için……yeni bir fırsat olabilirdi. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras……Boğazların durumunu……yeniden gündeme taşıdı. İngiltere,…İtalya ve Fransa’nın olumsuz tutumuna rağmen……Soviyetlerin Türkiye’yi desteklemesi……önemli bir adımdı. Bundan cesaret alan Türkiye……Milletler Cemiyeti’nin……Eylül ve Kasım toplantılarında……konuyu…
…yeniden gündeme getirdi. Türkiye’nin görüşlerine ilk olumlu yaklaşım……Soviyetler Birliği’nden geldi. Aslında Sovyetler……daha Lozan görüşmeleri sırasında……Türk görüşünü desteklemişlerdi. Şimdi yine……Türkiye’nin endişelerine……ortak oluyorlardı. Bu gelişmeler……İngiltere’nin politikasını değiştirmeye yetti. İngiltere……sadece Sovyet yakınlaşmasından değil…
…Türkiye’nin kararlılığından da etkilenmişti. Akdeniz’de kuvvetli bir Türkiye……İngiltere için……iyi bir dost olabilirdi. Fransa’da Türkiye’nin talebinin haklı olduğuna inanmaya başlamıştı. İtalya ise……Türk İngiliz yakınlaşmasından rahatsız oluyor……Boğazlarla ilgili görüşmelere……karşı çıkıyordu. Ama……yapabileceği bir şey de yoktu. 22 Haziran 1936’da……Sviçre’nin Montreux kentinde toplanan konferans……20 Temmuz 1936’da……yeni bir sözleşmenin kabuğu ile sonuçlandı. Türkiye……İngiltere……Fransa……Sovyetler Birliği……Japonya……Romanya……Bulgaristan……Yunanistan……ve Yugoslavia’nın imzaladığı yeni sözleşme ile……Lozan’ın hükümleri kaldırılıyor……Boğazlar üzerindeki egemenlik hakları……bütünlüğüyle…
…Türkiye’ye devrediliyordu. Askeri gemilerin geçişleri serbest bırakılıyor……savaş durumundaysa……Türkiye’nin izniyle bağlanıyordu. İngiltere’nin geniş desteği……Boğazlar sorununun çözülmesinde……önemli rol oynamıştı. Ama daha önemlisi……Türk İngiliz ilişkileri……yeni bir düzlemde gelişiyor……İngilizlerin desteği ile……Karabük Demirçelik fabrikası kuruluyordu. İtalya ise…
…1938’de……Montro’ya katılıyordu. Aslında 20 yıllık bir dönem için imzalanan……Montro Sözleşmesi……imzacı devletlerden……herhangi biri tarafından fes edilmediğinden……varlığını günümüze kadar devam ettirmiştir. Ancak……gelişen siyasi ve askeri koşullar……Boğaz trafinin yıllar içinde artması……tehlikeli madelerin taşınması esnasında……meydana gelen kazalar……Boğazların statüsünü……sürekli gündemde tutmuştur. Sevgili seyirciler……Tarih Söyleşileri programında……ünlü deniz hukukçumuz……Danıştay Emekli üyesi Ali Kuru Mahmut ile……Montro Sözleşmesine dair sohbetimiz devam ediyor. Hep birlikte izledik. Kısa filmimizde nasıl buldunuz bir uzman olarak hocam? İyi bir çekim, bilgiler yerinde yeterli. Dolayısıyla biz buradan devam edelim isterseniz. Buyurun. Bu şey dikkatimi çekti 20 yıl……isterseniz şöyle şey yapalım, Montro Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerinde Lozan’da açık kalan……Türkiye’nin hakimiyet alanı……sağlanmış oluyor. Bu Türkiye’ye uluslararası alanda ne tür bir imkan sağlıyor veya Türkiye’nin egemenliğine ne tür bir katkıda bulunuyor? Birincisi 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan……sözleşmenin imzalandığı gün……yürürlüğe giren bir numaralı protokol var.
Bu protokol……işte bu egemenlik……güvenlik problemini ortadan kaldırıyor. Diyor ki Türkiye……hemen güvenliği için tedbirlerini alabilir, silahlanma yoluna gidebilir savunması amacıyla. Ama tabi 9 Kasım 1936’da yürürlüğe giriyor. Başlangıç yürürlük süresi 20 yıl. Ama yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar 83 yıl geçmiş. Sözleşme ilk şekliyle dimdik ayakta.
Böyle bir sözleşme var mı tarihte? Benim bildiğim yok yani böylesinde bir sözleşme yok. Daha doğrusu……var tabi böyle sözleşmeler var. Söylesi bitmiş olması da var ama bütünlüğünü devam ettiren. Genel olarak sözleşmelerin bir başlangıç yürürlük süresi antlaşmaların……bu başlangıç yürürlük süresinin……sonlanmasıyla birlikte bir kısım sözleşme sonlanabilir, devam ettirilebilir, değiştirilerek devam ettirilir ama……Montreboğazlar Sözleşmesi hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin…
…Lozan’dan sonraki en önemli ikinci siyasal antlaşması olarak ifade ediliyor. Ama aynı zamanda……20. yüzyılında önemli bir siyasal antlaşması, siyasal belgesi bir……istikrar ve denge belgesi olarak kabul ediliyor. Montreboğazlar Sözleşmesi. Şimdi birlikte izledik. Yani böyle bir sözleşmeyi hayata geçirme kolay değil. Yani… Ben bunu yapanların taktiğleri rahmetle her zaman anıyorum.
Çok zor şartlarda……büyük bir diplomatik zafer. Yani siz……Lozan’daki……güvenlik boşluğunu……bütün üyle ortadan kaldırıyorsun ve dolduruyorsun lehinize. Şunu sormuştum. 20 yıl süresine rağmen 80 yılı……aşkın bir zaman geçiyor. Ve hiçbir……bir değişikliğe uğramadan, günümüze kadar devam edebiliyor. Önemli olan sebep bu. Bunu sağlayan sebep ne diye onu sormuştum.
Şimdi şöyle, o zaman sözleşime girmemiz lazım. Yani sözleşme birincisi……Türk Boğazları’ndan gemilerin uğraksız yani……durmaksızın geçişlerini düzenliyor. Ama esas sözleşmenin düzenlidir……Türk Boğazları’nın güvenli……ve Karadeniz’in güvenli. Karadeniz’e kıyıdaş devletlerinin güvenli. Dolayısıyla sadece Türkiye ile sınırlı bir konu değil. Değil tabii yani……Türk Boğazları’nın güvenli ve Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin Karadeniz’deki güvenli. Zaten sözleşmenin amacına baktığınız zaman……bu amacın burada bu güvenlik……merkezli olarak ifade edildiğini görüyorsunuz. Şimdi dolayısıyla sözleşme……Türk Boğazları bölgesinde Türkiye’ye hizmet ediyor……Karadeniz’de……siz Mavi Vatan ifadesini kullandınız az önce. Mavi Vatan’a girelim dediniz. Karadeniz’e kıyıdaş devletlerle yapılan antlaşmalar neticesinde……Karadeniz’in yaklaşık yarısı……Türkiye’nin karasuyu……kıtasağınlığı ve münhasır……ekonomik bölgesi. Yani bu nereden geçtiğine ilişkin haritalarımız da var. Arkadaşlar ekranda veriyorlar haritalarınızı. Dolayısıyla……Karadeniz’in yaklaşık yarısı……Türkiye’nin Mavi Vatan’ı. Dolayısıyla Montreboğazlar Sözleşmesi…
…Türk Boğazları bölgesinde Türkiye’ye hizmet ediyor……ama Karadeniz’de de esas Türkiye’ye hizmet ediyor. Rusya’nın güvenliği için çok önemli. Rumanya’nın, Bulgaristan’ın güvenliği için çok önemli. Onlara ilişkin özel hükümler var. Şimdi Sözleşme……29 madde……4 lahika bir protokolden oluşuyor. Burada saygı ve hürmet anmak istediğim Prof. Sevin Toluner hocam var.
Sizin tanışmanınız değil mi aynı zamanda? Evet, çok küçük gibi görelim bu sözleşme ama çok çok kapsamlı der. Montreboğazları kolay kolay yorumlayamazsınız. Şimdi arkadaşlar ekrana bir harita verdiler hocam. Sizin verdiğiniz bir harita. Karadeniz’deki Türkiye’nin hakimiyet alanını gösteriyor. Mavi Vatan’ımızı gösteriyor. Haritada gösterilen……hattın güneyi Türkiye’nin Mavi Vatan’ı. Türkiye’nin Karasu’yu…
…kıtasağınlığı ve münaseb-ekonomik bölgesi. Burası Türkiye. İşte Mavi Vatan dediğimiz bu. Mavi Vatan’ı bir tanımlar mısınız? Mavi Vatan… Anlaşılıyor ama. Evet şöyle… Deniz hukuku 20. yüzyılın son çeyreğinden sonra çok değişti. En son……1980’lik birleşmiş milletle Deniz hukuku sözleşmesine yeni kavramlar gelişti. Yani denizlerde……karasal alanlarda olduğu gibi……yetkilendirme, sınırlandırmalar yapılırken kavramlar var.
Mesela maksimum 12 denizvilne kadar devletleri egemenlik hakkı tanıyan karasuyu kavramı var. Kıtasağınlığı kavramı var. Kıtasağınlığı kavramı için önceden ilan mükellefiyeti yok. Bir devletin devlet olmasına kaynaklanan……ve başından itibaren var olan bir haktır. Şimdi mesela bizim Ege Deniz’in yaklaşık yarısı bizim kıtasağınlığımız. Mavi Vatan’ımız. Yani bizim……bu kıtasağınlığı üzerinde……egemenliği…
…Yunanistan’da devredilmiş……adalar olabilir. Bu adaların karasuyu vardır. Ama karasuyu dışındaki alanlar……bizim kıtasağınlığımızın üzerinde. Yine mesela Doğu Akdeniz’de. Doğu Akdeniz’de son zamanlarda güncel tartışmalarda gösterilir. En uzun kıyı şeretine sahip devletiz biz. Doğu Akdeniz’de çok büyük bir bölümü bizim Mavi Vatan’ımız. Bu belli yani. Bir devletin……o coğrafi alanda……kıyıları karşı karşıya ve yan yana olan devletlerle bir sınırlandırma antlaşması……ille yapılmasına gerek yok. Ama siz aşağı yukarı……neresinin sizin egemenliğinizde olması gerektiğini bilirsiniz. Bu yüzde 90-95 değişmez. Dolayısıyla Türkiye’yi çevrilen denizlerde……karasularımız……kıtasağınlığımız……ilan edilen Karadeniz’de münasır ekonomik bölgemiz……işte bunlar bizim……Mavi Vatan’ımızı oluşturuyor. Yani Türkiye’nin……ana karasının…
…yaklaşık yarısı kadar……bir ülkesi var. Mavi Vatan’ı var. Onun için biz……denizlerde ki haklarımız……temel milli çıkarlarımız, alaka ve menfaatlerimiz kavramlarını kullanırken……hep bu Mavi Vatan’ı önümüze koyuyoruz. Ona göre bu kavramları kullanıyoruz. Onun için……hani bir güzel bir söz var. Göz o ki……ufkun ötesini göre, akıl o ki……başa geleceği bile……ufkun ötesini görmek zorundayız. Sırtımızı değil yüzümüzü denize, Mavi Vatan’a……döndürmek zorundayız. Denizlerde ve denizlerde büyümek zorundayız. İdris Hocam’ın yine güzel bir sözü var. Batılı yazarlar Osmanlı İmparatorluğu’nu bir deniz imparatorluğu olarak ifade ederler. Evet. Ama baktığınız zaman Osmanlı Devleti……denizlerde ve denizlerde büyümüş ve bir cihan imparatorluğu, bir…
…deniz imparatorluğu olmuştur. Biz hayır……hakkımız olanı elde edelim, hakkımız olan bizim olsun. Onun ekonomik zenginlikleri……bizim olsun, petrolü, doğal gazı bizim olsun. İşte bu Mavi Vatan bu. Aslında Mavi Vatan tanımlamasıyla, vatan tanımlaması, yani sınır tanımlaması değişiyor. Değişmesi gerekiyor. Ufkun ötesine geçiyoruz. Gözün gördüğün ötesine geçiyoruz. Biz karaya……sırtımızı denize, yüzümüzü dağlara çevirdiğimiz zaman ne kadar görebiliyoruz? Deniz de aynı şekilde. Hocam denizleyince gözleriniz gülüyor birden denize dönünce herhalde. Bu da sizin deniz sevdanınızın bir yansıması. Montre’ye dönelim isterseniz. Montre’ye dönelim. Çok az bir zamanımız kalmış. Sonra bir soru sor. Montre’nin hakimiyet alanımızı……sınırlama veya sınırlamama durumuyla ilgili bir soruyu toparlamak istiyor. Montre, Roza’nın……egemenliğimizi sınırlandıran, güvenliğimiz için tedbir alma, savunmamız için tedbir alma……haklarımızı sınırlandıran bütün hükümlerini ortadan kaldırmıştır. Ama başka bir soru soracağım şimdi ben. Buğazlara yönelik ne zaman bir stratejik adım atılmak istense……Buğaz veya o sahanın sonuna yönelik……bir tasarrufta bulunmak istese……hemen bir itiraz geliyor. Bu……Montre sözleşmesine aykırıdır.
Bu uluslararası hukuka aykırıdır diye. Siz de diyorsunuz ki……Lozan’la……Türkiye’nin belirsiz olan hukukunu……veya……altı çizilmeyen, verilmeyen hakimiyet alanını Montre……sağlamıştır. Yani Montre Türkiye’nin bu hazır hakimiyetini sağlamıştır diyorsunuz. Ama diğer taraf diyor ki, yok hayır siz bunu istediğiniz yapamazsınız. Bu Montre aykırı diyor. Bu hakikat nedir? Montre’yi bilmediklerinden kaynaklanıyor. Bir hakikati burada ifade etmek isterim.
Mavi vatandan bahsettik. Ama bu Mavi vatanın tam adının……kesinleşmiş sınırlarının……Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de konulması gerekiyor. Ama şunu da ifade etmek isterim. Türkiye’yi çevrelerdeki, çevre denizlerimizdeki……yakın deniz havzamızdaki……sorunları bilen……çözüm üretebilen……hele hele milli çözüm üretebilen……insan sayımız çok fazla değil.
Bir hakikat var. Biz……Montre’yü ve Türk boğazlarının hukuki ve siyasi istatüsünü……acaba Ruslar kadar……kısmi Yunanlar kadar iyi biliyor muyuz? Bunu kendimize sormamız lazım. Yani ben bu televizyondaki tartışmaları dikkatle izliyorum. Kimsenin Montre’yi bildiği kanaatine sahip olamadım.
Ama herkes konuşuyor. Ben bir şey diyemem. Montre’yi şu ana kadar……bir insan ne kadar ister güncel bir konu, benim ilgi alanıma giren bir konu……hem ulaştırma boyutuyla hem hukuki boyutuyla……ben……Türk boğazlarının hukuki istatüsünü, siyasi istatüsünü……Montre boğazların sözleşmesi, rejimini……bilen……bu anlamda bir şeyler anlatma gayreti içerisinde olan birisine ben rastlamadım.
Dolayısıyla Montre bilinmiyor. Biz bu fotoğrafı……1990’lı yıllarda gördük. 1990’lı yıllar öncesinde……Montre’yi bildiğini iddia edenler sadece ikinci maddesinin lafına bakmışlardır. Gündüz gece bayrak ve yükleri ne olursa olsun ticaret gemileri……geçiş tam özgürlüğünden istifade ederler, der madde. Hiçbir formalite tabi olmaksın der.
1990’da biz……bir ulusal düzenleme yapma ihtiyacımız ortaya çıkınca yapamazsınız dendi bize. Bize bunu Yunanlı demedi. Bize bunu İngiliz demedi, bunu bize Rus demedi. Bize içeride bunu söylediler. Niye? Ama her şeye rağmen bize cehaletten……Montre’yi bilmemekten. 22 yıl Silahlı Kuvvetleri’nde kaldım, uzun yıllar Harp Akademilerini, Milli Güvenlik Akademisi’nde……bir şey söyleyemezsiniz.
Biliyorum, İngiliz demedilerini Milli Güvenlik Akademisi’nde ve Deniz Harp Okulu’nda hocalık yaptım. Bana ne kazanırdı bunları biliyor musunuz? En güçlü silah dünyada nedir? Bilgi, kalem. En güçlü silah. Bilgi güçtür derdi Rahmet Loktay Sinanoğlu. Kalem, kalem. E Kur’an-ı Kerim’de de kalem suresi yok mu? Kalem. Ondan mahrumuz.
Bizim Türkiye’yi çevreleyen denizlerdeki sorunları bilen, çözüm üretebilecek olan……Montre rejimini……tarihi geçmişiyle bilen……analiz edebilecek olan insanlara ihtiyacımız var. Şimdi biz bunu……gücümüzün yettiğince anlatmaya çalışıyoruz. Bakınız tartışmalar biraz olsun……sular duruldu. Şimdi artık kimse öyle fazla Montre’ye saldıramıyor. Bizim lehimize olan bir söz değil. Niye lehimize?
E Ticaret Gemilerin Geçiş Rejimi’nin düzenini ikiyle yedinci maddeler. İkinci madde barış zamanı. Ama Türkiye’nin tarafsız olduğu, Türkiye’nin muharibi olduğu, Türkiye’nin……kendisini yakın savaş tehditinde maruz gördüğü……şartlarda düzenleyen de maddeler var. Yani mesela Türkiye harp halinde ise……Türkiye’nin harp halinde olduğu bir devlete……yardım amacıyla hiç kimse Ticaret Gemisi ile Boğazlar’dan yüklşeyemez. Geçiş yapamaz.
Geçiş yapamaz. Türkiye’nin……düşmanına yardım edemez. Bunu Montre sağlıyor. Mesela harp gemilerinin geçiş rejimi 8. yıla 22. maddeleri lütfen burayı okusunlar. Sınıf sınırlaması var. Tonaş sınırlaması var. Karadeniz’le ilgili süre sınırlaması var. Bunlar çok geniş konular, teknik konular. Hiç bunlara bakmıyorlar. Mesela güncel olan bir konu. Ben hiç oraya girmeyeceğim. Bir şey soracağım. Buyurun güncel olanı tamamlayın da ondan sonra sorayım. Mesela deniliyor ki……bir proje, Kanal İstanbul projesi. Efendim şudur budur şunun için yapılıyor. İşte efendim……Kanal İstanbul yoluyla Amerikan gemileri Karadeniz’e geçecek. Montre’nın……bütün hükümlerini gözetmekle……yükümlü devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Karadeniz’le ilgili sınıf sınırlaması var. Sadece hafif su üstü gemileri……küçük savaş gemileri ve yardımcı gemiler geçebilir. Etonaç sınırlaması var. 45 bin ton toplam……30 bin ton Dekbi Devlet de sınırlandırılmış. Süre sınırlaması var. 21 gün……bu gemi isterse gökyüzünden yüzyılın Türkiye’yi gördüğü andan itibaren bu sınırlamalara dahildir. Hemen bir örnek vermek istiyorum. Geçenlerde, bundan 2 sene öncesiydi, 1 sene öncesiydi… Ruslar…
…bir ticaret gemisinin güvertesinde bir harp gemisini geçirdiler. Her nasılsa bizim gemi trafik hizmetleri merkezimizin……gözünden kaçtı. Niye kaçtı? Çünkü bu ticaret gemisi geçerken……SP1 raporu diye bir rapor verir, yükünü bildirir. Yükünde şey bildirmedi. Güvertemde harp gemisi var bildirmedi. Sarkladı. Ama bizim gemi trafik hizmetleri merkezindeki arkadaşlarımız……kayıtları incelerken bunu gördüler. Ruslar ikinci kez…
…aynı şekilde geçirmek istediler. Geçiremezsiniz. Olur mu öyle şey? Ayağa kalktılar falan bu sıkıntı olur, şu olur bu olur. Peki dedik. Aynı şekilde Amerikalılar……büyük bir ticaret gemisinin güvertesinde……harp gemisini Karadeniz’e geçirmek isterlerse……onu da müsaade edecek misiniz? Pardon dediler. Geri alıyoruz. Talebimizi geri alıyoruz. Şimdi……Karadeniz’e çıkacak olan gemi……ister kanaldan çıksın…
…ister Tuna suyu ren su yolundan gelsin……ama Karadeniz’in bir hukuki stadüsü var. Montrobozlar Sözleşmesi……boğazların hukuki stadüsünü ayrı düzenliyor……Karadeniz’in hukuki stadüsünü ayrı düzenliyor. Bu stadü de yüzde 50 Türkiye hizmetidir Karadeniz’de. Çünkü Karadeniz’in……yaklaşık yüzde 50’si Türkiye’nin mavi vatanı. Dolayısıyla aslında Türkiye’nin boğazlara yönelik tasarrufunda……onun önünü kesen herhangi bir……söz konusu madde, Montroboz’da yok. Yok. Yani……tahat tersi elini güçlendiren bir. Tabii, Montroboz Türkiye’nin elini güçlendiren……Türkiye’nin lehinde olan bir sözleşme……ama iyi bilinmesi lazım. Yani Montroboz… Nereden öğreneceğiz bunu hocam? Şöyle 29 madde 4 lahika bir protokolün……okunmasıyla Montroboz öğrenilmez. Nereden öğreneceğiz? Nereden okusun mesela……seyircilerim, sinistir dinlerler merak ettiler. Şunu biraz daha öğrenelim dediler. Tabii…
Türkiye’de yazılmış eser yok. Yani Ruslar yazmış. Yunanlar yazmış. Geçen bir müsteşar arkadaşım Yunanistan’da toplantıya gitmişti. Deniz hukukuyla çok ilgilenen birisi değil ama……görevini çok iyi yapan birisi. Döndü bana dedi ki… Anlaşıldı dedi, biz Yunanlar kadar egeyi… Ruslar kadar boğazları bilmediğimiz sürece biz burada tam muvaffakat sağlayamayacağız. Nereden öğreneceğiz?
Eser yok. Yazılmış eser yok boğazlar konusunda. Ben demeydi, beni sevmiyorum. Yani ne acı zane. Çalışmam var, makalelerimiz var. Ama hiç önemli değil. Gönül arzu eder ki çok sayıda eser olsun. Boğazlar bizim. Karadeniz’in yarısı bizim. Bu konularda eserler yazılsın. Akdeniz bizim. Akdeniz’in yarısı bizim. Doğu Akdeniz’in, Ege’nin yaklaşık yarısı bizim. Ege ve Doğu Akdeniz’e ilgili güzel çalışmalar var.
Yol aldık bakınız. Kalem gücü… Silahlı kuvvetlerimizin de önünü açtı. Onu da rahatlattı. Ege ve Akdeniz’de iyi bir yol aldık ama… Bazen bir musibet, bin nasihattan daha hayırlı oluyor. Bu son gelişmeler anlaşılan bizi boğazlar konusunda da yönlendirecek. Bu konuyu araştıranlarımız, çalışanlarımız…
Bakaleler olacak, kitaplar olacak, konferanslar olacak diye ben ümit ediyorum. Çok teşekkür ediyorum. Tabii editörümüzün bir sorusu vardı. Bir taraftan zaman… Bitti diye bizim… Program yönetimi hatırlatma da bulunuyor. Ama editörümüzün de bir sorusu vardı merak ettiğimiz. Hep Ege adalarını konuştuk ama Meyse adası Antalya açıklandı. O nasıl elimizden…
Gitti? İsterseniz bir iki cümleyle bu merakımızı girerek nihayet erdirelim programı. Meyse adası Antalya Kaş bölgesinde… Hemen göz mesafesinde. Bir devlet büyüğümüzden dinlediğim bir anısını burada paylaşmak isterim. Bir toplantı vesilesiyle o bölgeye intikal etmişler. Meyse geçeceklermiş. Sormuş yanımdaki arkadaşlarına ya bu Meyse nerede? Demişler şu adı… Ali Bey hayretler içerisinde kaldım. Şekne bana ifade etti bunu. Ben bu kadar yakın olduğunu… Bilmiyordum dedi. Sonra karşıya geçmişler. Açık alanda… Uluslararası bir yemek organizasyon. Yemek yerken Türkçe bilen Carson gelmiş. Türk yetkilisi olduğunu bildiği için yaklaşmış. Bozuk Türkçesiyle demiş ki merhaba… Biz bu adayı sizden nasıl aldık biliyor musunuz? Çok nazik bir insandı o arkadaşımız dostumuz. Nasıl aldınız demiş. Demiş ki Lozan’da… Rahmetli İsmet İnönü o sırada gözlüğünü yere düşürmüştü. Şimdi ben İsmet İnönü’yü rahmetli anıyorum. Zor şartlarda Lozan’ı başardılar. Lozan İgidiniz için bir kısmen başarıdır. Onu ifade etmek isterim. Ama benim esas vurguladığım şu. 2000’li yıllarda Türkiye’nin önde gelen üst düzey yetkilisi… Daha Meyse adası nerede olduğunu bilmediğini kendisi bana ifade etmişti. Yunanlı Carson’ın… İsmet İnönü’ye atfen söylediği şeyin doğruluğuna da inanmıyorum. Ama… Bilmek lazım.
Bilmek lazım yani. O zaman şunu söylemek isterim ben. Meyse adasını biz egemenliğini… Önce Lozan madde 15, sonra Paris madde 14’le, önce İtalyanlara, sonra Yunanlara, Yunanlara biz vermedik. Aldılar İtalyanlardan, bizi Yunanlara verdiler. Ama Meyse’nin doğusunda Fener adası var. Batısında Kara ada var. Meyse gibi müstekil iki ada.
Bir kitap çalışmamda bir bölüm olarak… Hukuki istadülerini bu iki adadan analiz ettim. Ve iddiam şudur. Hiçbir zaman bu iki adanın egemenliği Yunanistan’a geçmemiştir diyorum. Kasım 1995’te… Yunanlılar Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de 11 küçük ıssız adacı iskânı açarken… Bu adacılardan bir tanesi de Kara adaydı. Yani Kasım 95’te gelip de Meyse’nin batısındaki… Kara adayı da…
Meyse’nin batısındaki Kara adayı ne iskânı açmak istiyor Yunanistan? Çünkü egemenliğin kendisine devredilmediğini… Bir gün tartışılabileceğini biliyor. Yani yarın bir gün Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlara… Paylaşımı yapılırken… Meyse adası… Masanın üzerine konulacaktır. Bizim de mesela… Onun batısındaki Kara adayı doğusundaki Fener adasında… Gündeme getirecek hazırlıkları bu günde yapmamız lazım diye düşünüyorum. Çok teşekkür ediyorum. Bizim için cidden çok keyifli bir… Program. Çok bilgilendirici… Ufuk açıcı. En azından… Vatan sınırlarımızı çok… Genişletici bir sohbet oldu. Çok teşekkür ediyorum Ali Kurum Ahmet Hocam. Sağ olun. İyi ki geldiniz. Teşekkür ediyorum. Sevgili seyircilerimiz hepinizi tekrar… Kemal-i hürmet ve muhabbetle selamlıyoruz. Gönül ve göz coğrafyanızın…
Sınır tanımaması dileğiyle… Hayırlı ömürler diliyoruz efendim. Hoşça kalın.
İlk Yorumu Siz Yapın