"Enter"a basıp içeriğe geçin

BAŞKANLIK HESABINI HDP ÜZERİNDEN YAPIYORSAN, 1991 SEÇİM SONUCUNA İYİ BAKACAKSIN İŞİN SONUCU ORADADIR

BAŞKANLIK HESABINI HDP ÜZERİNDEN YAPIYORSAN, 1991 SEÇİM SONUCUNA İYİ BAKACAKSIN İŞİN SONUCU ORADADIR

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=mXdWa5B4xj4.

Herkese merhaba. Gündemimde bu kez biraz iç siyaset var. İç siyaset var ama öyle hani AK Parti ne demiş, MHP ne olmuş, şu ne olmuş, ne bu ne olmuşla bağlantılı değil. Genel bir durum değerlendirmesi. Çünkü anladığım kadarıyla Türkiye’de
siyasetçinin bile hafızası zayıf. O yüzden bu sohbete yani yakın tarih sohbeti diyelim buna. Buna girerken biraz da kendi mesleğimden bir anıyla yola çıkmak isterim. Çünkü o anı gerçekten sonrasında yani ilerleyen yıllarda bana çok faydalı olan bir anıdır. Ve eee yani ııı esasında siyasetle yayıncılıkla şunla bununla ilgili insanlarımızın hep geçmişe dönük bir hafızasının olmasını gerektirdiğini gösteren bir anıdır. Seksen yedi yılıydı sanıyorum. Seksen altı seksen yedi. Günecivaoğlu yönetimindeki Güneş Gazetesi’nde
dış haberler editörüyüm. Genç bir adamım o zaman. Yazarlarımızdan biri de üçüncü sayfada şeytanın gördüğü diye yazdı. Bir yaz köşe yazısı var. O da Çetin Altan. Günecivaoğlu bir ııı Ramazan öncesi ııı müthiş bir kampanya başlattı. Türkçe Kur’an’ı Kerim’de atacağız. Kupon bir basıyoruz gazeteyi. Onu vatandaş biriktirecek. O kuponları sonra Ramazan vakti gelecek. Bizden ııı Türkçe Kur’an’ı Kerim’ini alacak. Nasıl bir tiraj biliyor musunuz? Öyle böyle değil. Elimizdeki makinaların kapasitesi bir milyon tirajı, bir milyonun üzerine çıkan bir tirajı karşılayamadığı için biz
neredeyse gazeteyi öğlen saatlerinde yapıp makine döndürmeye çalışıyoruz. Güneri Bey çok mutlu, bizler rahatız, bir milyon tiraj ne demek falan Çetin Bey geldi. Severdi beni oğullarından biriyle de yaşı oturdu karşıma bir kahve söyle bana dedim. Buyurun söyleyeyim dedim, söyledim. Şimdi de akşam
gazetesi niye şöyle başladı daha doğrusu. Bak dedi Ardan sen genç bir adamsın. Yöneticilik de yapmaya başladı. Bu dedi Bağbali’nin en büyük sorunu nedir biliyor musun dedi. Nedir efendim dedim. Kuşaklar arasında bağ yok olduğu için dedi. Iyi geçmişte yaşanılmış bir olay nedense dedi bu iletişim eksikliğinden yani kuşaklar arasındaki bağların kopukluğundan ve yaşanılmışların anlatılmasındaki zorluklardan dolayı bir sonraki kuşağa geçmez ve hatalar tekrarlanır dedi. Öyle mi dedim? Nedir mesela dedim? Mesela dedi benim dedi bir dönem yazarlık yaptığım akşam gazetesi neden battı biliyor musun dedi. Bilmiyorum dedi.
Kur’an’ı Kerim dağıttığımız için dağıttı. Battı dedi. Niye dedim? Çok hassas bir konudur bu dedi. Yani Türk milletinin en hassas olduğu konulardan biridir. O zaman dedi çok büyük bir tiraj yakalamak için o günün patronu işte Kur’an’ı Kerim cüzlerini gazeteyle beraber dağıtmaya kalktı dedi. E tabii
bu dağıtım işi dedi. Kutsal bir kitabın dağıtım işine benzemiyor ki gazete dağıtıyoruz dedi. Işte Eminönü meydanına dedi mesela ııı cüzler dağıldı dedi. Işte yerlere atıldığı fotoğraflandı. Yerlerde gözüktü ve millet ayağa kalktı nasıl olur böyle bir kepazelik olur mu? Bir tek kutsal kitabımız var. Buna nasıl bunu yaptınız dediler dedi. Kimse bizim gazeteyi almadı ve battık dedi. Şimdi dedi burada bir milyon tiraj var ya dedi. Eğer bu işin dedi ucunu dedi toparlayamazsa günleri bu gazetede batar dedi. Ben de vay be falan dedim ama hakikaten Ramazan ayının ilk haftası itibariyle kuponlarını biriktirmiş. Yaklaşık bir milyon insana yüz otuz yüz otuz beş bin Kur’an’ı Kerim Türkçe
Kur’an’ı Kerim kitabının basılabildiğini anlatamadık. Kuponu biriktirmiş insanlar gazetenin önüne geldiler ve eee niyetli oruçlu halleriyle saatlerce bir kitabı almanın peşine düştüler. O da olmadı. Derken protesto gösterilir oldu. Polis geldi. Mübarek Ramazan günü oruçlu Müslümanı polisle karşı karşıya bırakan bir gazete haline döndük ve Güneş Gazetesi’nin o günden sonra bir daha belli doğrulmadı. Şimdi bunu niye böyle anlatıyorum? E çünkü biz gençler bilmiyorduk. Güneri Bey de atlamıştı. Böyle bir hikayenin içine düştük ve hep beraber eee bedelini gördük. Şimdi esasında İmamoğlu Ekrem İmamoğlu elli bir yaşındaymış baktım. Eee demek ki bin dokuz yüz doksan bir yılında da yirmi yirmi bir yaşında olması lazım. Eee ve eee genç bir adam olarak ülkesinin o gün yapılmış olan eee seçiminin öncesi sonrasına dair bir fikir sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Eğer o sıralarda siyasetle uğraşıyorsa. Niye bunu söylüyorum? Çünkü Diyarbakır’a kadar gidip eee orada eee HDP’lilerle birlikte sergiler falan açmak. Ama bunun dışında işte halaylar çekmek. Eee ve sanki böyle bir İstanbul Belediye Başkanı’ndan çok muhtemel bir eee Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı adaylığı taşıyan ve bu çerçevede de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanına HDP’yi çekmeye çalışan bir siyasetçi görüntüsü vermek sonuç itibariyle bin dokuz yüz doksan bir seçiminin ne olduğunu hatırlamamak anlamına geliyor. Çünkü bin dokuz yüz doksan bir seçiminde bu ülkede ne yaşanıldı öncesi ve sonrasında iyi bilirsiniz siyasetinizin bünyesine benzer hataları taşımayabilirsiniz. Tıpkı bizim Güneş Gazetesi’nde yaşadığımız o hata gibi derin sonuçları olabilecek bir hatalar zincirine yönelmeye bilirsiniz. Bunun için aktarıyorum. Şimdi efendim eee esasında bin dokuz doksan bir yılında bir seçim olmayacaktı.
Bin dokuz doksan iki yılındaydı seçim. Fakat eee on beş on altı Haziran eee anladım kadarıyla doksan bir günleri Anamatan Partisi Genel Kurultayı yapıldı ve eee Mesut Yılmaz yeni başkan seçildi. Genç bir surat. Fazla yıpranmamış vesaire vesaire. Eee ve eee Anap eee esasında eee bin yedi bin
dokuz yüz seksen yedi seçimlerinde de eee ciddi çalkantılar yaşamış bir parti olarak çıkmıştı. Sonuç itibariyle ülkede yani Türkiye’de de müthiş bir ekonomik çöküntü ve ağır bir kriz ve bilanç o vardı. Dönemin Merkez Bankası Başkanı Rüştü Sarachoğlu’ydu ki o zamanlar gayet iyi tanışırdık. Yıllardır görmüyorum. Onun
hazırladığı da bir plan vardı. Biz esasında batmışız ekonomik açıdan. Eee ve Merkez Bankası bir plan hazırlamış. Bin dokuz yüz doksan iki itibariyle diye kadar müthiş bir eee kemer sıkma politikası uygulamazsak bir daha hiç toparlayamayacağız. Özal eee Rüştü Sarachoğlu Ekrem Pak Demirli bugün eee Tarım Bakanı’nın babası. Eee Bekir Pak Demirli’nin eee babası. Eee Ekrem Pak Demirli ve Mesut Yılmaz Okluk koyunda doksan bir Ağustosuydu sanıyorum. Öyle bir şey. Buluştular. Eee biz de tabii gazeteci olarak takip ediyoruz. Ve erken seçim kararı aldılar. Yani o ekonomik krizde daha fazla yaşayıp doksan iki seçiminde büyük bir felaket yaşamaktansa seçimi öyle alalım. Sonuca göre de bir
ekonomik program uygularız diye bir karara vardılar ve seçim eee yirmi Ekim bin dokuz doksan bir günü yapıldı. Yirmi Ekim bin dokuz doksan bir günü yapıldı. Yirmi bir Ekim bin dokuz yüz doksan bir saat beş beş buçuk sabah karşı o zaman Doğru Yol Partisi’nin daha mütevazi bir genel merkezi
vardı Ankara’da. Rahmetli Süleyman Demirer genel başkan seçim sonuçlarını alıyor. Bir ara artık herkes gitti. Son seçim sonuçları geldi. Bir küçük kağıt da hiç unutmuyorum. Süleyman Bey var bir de genç gazeteci olarak ben varım o kadar başka kimse yok odada. Şöyle benim önüme doğru uzattı kağıdı. Işte dedi koalisyon, koalisyon dediniz dediğiniz oldu. Artık mutlu olabilirsiniz. Şimdi bu şu demek seçimlerin yapılmasına on on iki gün kala ben o zamanlar Günaydın Gazetesi’nin Ankara temsilcisiyim. Eee gelen Erhan Gökser’den gelen bilgiler çerçevesinde rahmetti. O zaman çok iyi bir kamu ayar arzuşturmacısıydı. Eee Osman Safet Arola’nın da desteğiyle o zaman Ankara’daydı Osman abi eee haber müdürü ve koordinatörü olarak benim bir haberim manşete çıktı. Seçim sonucunu şimdiden açıklıyoruz. DHP, CHP koalisyonu diye. Gerçekten de öyle oldu tabii doksan bir seçiminin sonucunda. Ama Demirer buna kızmış. Yani seçime on gün kala siz nasıl böyle bir şey yaparsınız diye Osman abiyi falan da aramış ama bana bir şey demedi. Ama o gün hakikaten koalisyon sonucu çıkınca bana dedi ki işte buyurun sizin yüzünüzden bu oldu. Ya gerçekten eee doksan bir seçim sonucu enteresandır. Bir de var Doğru Yol Partisi yani Süleyman Demirel’in eee
başkanlığındaki parti eee gerçekten eee yüzde yirmi yedinin üstünde bir oy oranıyla yanılmıyorsam yüz yetmiş sekiz kadar da bir milletvekili olarak birinci parti oldu. Mesut Yılmaz eee çok ciddi bir oy kaybıyla yüzde on iki liraya varan bir oy kaybıyla ancak ikinci sırada yer alabildi ama esas sürpriz olan işte bütün bu sohbetin konusu bu Erdal in önünün liderliğindeki sosyal demokrat halkçı partinin oy kaybederek yüzde dört oranında oy kaybederek ve on bir sandalye bir önceki seçime göre on bir sandalye kaybederek üçüncü parti olmasıydı. Esasında beklenilen çok
farklıydı. Niye? Eee çünkü eee bin dokuz yüz seksen yedi seçimlerinde CHP eee Erdal Bey’in liderliğinde yüzde yirmi dört nokta yedi oy alarak ikinci parti ve ana muhalefet partisi olmuştu. Sonra bin dokuz yüz seksen dokuz yerel seçimlerinde Anap’taki erimeyle eşgüdümlü olarak tam bir zafer kazanmıştı Erdal Bey. PSP eee Anapa yedi puan fark atmışlardı. Il genel seçim sonuçlarında da yüzde yirmi dokuza varan bir oy oranıyla yani yüzde dört dört buçuk oranında bir oy artışı sağlamıştı. Ve bu tempo devam etmesi halinde bin dokuz doksan bir de eee en büyük partilerden biri olma eylemini gösteriyordu. Gerçekten de çünkü eee böyle bir eee güçlenmiş böyle bir yükseliş trendine girmişti. Ve eee herkesin beklentisi bu yöndeyken Erdal Bey iki nedenle dolayı eee bir ittifak yaptı. O dönemin Halkın Emek Partisi bugünkü depin büyük babası. Yani biliyorsunuz bunlar hep çok eee kapatıldılar. Eee Halkın Emek Partisi Fehmi Işıklar’ın liderliğinde bunlar oturdular. Bir seçim ittifakı kararı aldılar. Erdal Bey’in buradaki şeyi bir hep eee meclise sokup meclise çekip ulusal politikaların bir parçası haline getirmeyi
düşünüyordu. Iki e zaten yükselen bir partisi vardı. Yüzde yirmi dokuzları görmüş bir partisi vardı. Eee hep Güneş Doğu’dan getireceği oylarla eee yüzde otuz, otuz üç, otuz dörtlere varacağını ve büyük bir olasılıklı o günkü seçim sisteminin de sonucuyla eee iktidar olacağını düşünüyordu. Böyle bir planı vardı. Bu planın işleyeceğine dair de bugün o
Diyarbakır’da halay çeken bir tane şey var. Eee eski genel yayın müdürü eee Ahmet Kaya için vay şerefsiz manşetini atmış ve adamın Parisler’de sürgünde ölmesine yol açmış bir şahıstır. Ama nedense halaya gelince hiç kimse onları hatırlamıyor Diyarbakır’da. Öyle halay çekip gidiyorlar. Neyse biz buradan polemik yapmak istemiyoruz ama yani biz de burada ve bu memleketin son kırk beş elli yılının karakutusu olarak konuşuyoruz. Herkes kendini bilsin o halayı çekerken nelere mal oldu zamanında, ne tür manşetler falan geçelim. Neyse şimdi tabii herkesin beklentisi bu yöndeydi. Fakat eee bin dokuz yüz seksen yedi IE oranla yüzde dörtlük bir kayıpla yüzde yirmi civarında bir oy oranı ve ciddi bir eee milletvekili kaybıyla üçüncü parti oldu. Gerçi Güneydoğu’da oylarını tarihte ilk defa yüzde otuz beşlere çıkarmış idi ama bu oyların Güneydoğu’da artan oyların karşılığında Trakya, Ege, Karadeniz ve Marmara gibi
çok güçlü olduğu bölgelerde CHP çok ciddi oy düşüşleri yaşanmıştı. Mesela Edirne’den bir tane bile milletvekili çıkarım. Trakya’da çöktü. Muğla’da. Muğla kalesidir. Solun ve CHP’nin o dönemde bir milletvekili çıkarabilmişti. Ve sonuç itibariyle CHP listesinden Leyla Azan’a başta olmak üzere on sekiz tane hepli milletvekili meclise girerken CHP’nin genel anlamdaki kaybı on bir milletvekiliydi. Niçin? Işte bu yüzden. Yani o ittifakı kurarken Erdal İnönü
Karadeniz’deki, İç Anadolu’daki, Trakya’daki veyahut Ege’deki CHP ve tabii ki CHP o gün kağıtıyla ekolünden gelen seçmenin o tabanın muhtemel tepkisini hiç hesaplamamıştı. Karadeniz’de CHP yok oldu bir anda. Yok. Karadeniz’i seçmen
bir tanesi bile gidip heplinin olduğu bir partiye oyunu vermedi. Bu büyük bir yenilgiydi. Deniz Baykal baştan beri bu plana karşıydı. Seçim sonuçlarının açıklandığı gün itibariyle kazan kalktı. Ve oradaki ulusalci ııı grup dedi ki CHP’ye bu böyle olmaz yani bakın
bizi mahvettiniz falan filan. Şimdi eee bin dokuz doksan bir seçiminin bu sonucu esasında hatırlanması gereken bir sonuç. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz giderek yavaş yavaş. Yani eee ben orada işte halay çekersem eee eksiğimi gediğimi tamamlarım. Eee zaten ben işte eee Meral Hanım’la bir ittifak kurmuşum. O ittifakın milliyeci kanadı da buna böyle bir şeyler yapıyor. Eee oradan da onu kaptım mı bu iş bitiririm gibi düşünmeler eee bin dokuz doksan biri anlamamak demektir. Onu anlatıyorum. Bin dokuz doksan biri iyi inceleyeceksiniz. Bu ülkede bugünlere varan bütün gelişmelerin otuz yıllık bütün gelişmelerin temelinde bin dokuz yüz doksan bir seçimi vardır. Bin dokuz yüz doksan bir seçimi öncesi seçim günü ve devamında yaşanılanları tam olarak idrak etmeden bu ülkede siyaset yapılamaz. Bir örnek daha vereyim o seçimle ilgili olarak. Necmetin Erbakan ve
Alparslan Türkiyeş. Bugün Cumhur İttifakı olarak adlandırılan devlet bahçeli ve eee Recep Tayyip Erdoğan arasındaki ittifakın temeli ilk temeli bin dokuz yüz doksan bir genel seçiminde atılmıştır. O günün refah partisi, o günün milliyeci çalışma partisi ve o günün Aykut Edibali liderliğindeki ıslahçı demokrasi partisinin kurmuş olduğu ittifak ilk defa üçlü bir ittifak olarak refah partisi adı altında seçime girmiş ve olağanüstü başarılı bir sonuç almıştı. Bakın söyleyeyim. Eee bin dokuz yüz seksen yedi yılında refah partisinin eee seçim eee oranı yüzde yedi nokta yirmi sıfır milletvekili bin dokuz doksan bir de bugünün Cumhur İttifakı’nın benzeri bir ittifakla refah partisi adı altında girilmiş seçimin oy oranı yüzde on altı nokta seksen yedi kazanılan sandalye sayısı altmış ikidir. Ve yani Kirazitepe Ordu Dil ve İstihbarat Okulu’nda bin dokuz seksen darbesinden sonra birlikte hapis yatmış. Oysa bin dokuz yüz yetmişli yıllarda hiç ama hiç geçinememiş iki sağ lider biri her bakan öbürü Türkiye müthiş bir ııı iş birliğiyle ortak meydanlara çıkarak on altı nokta seksen yedi gibi inanılmaz ve güçlü bir rakamı o günün şartlarında
elde edip altmış iki milletvekiliyle Türk siyasetine damgalarını vurmuşlardır. Onların başlattığı hikayeyi bugün bahçeliyle Erdoğan götürüyor. Şimdi o yüzden bin dokuz doksan bir seçiminin dersini iyi çalışsın bazıları. Halay çekmek kolay. Ama halayın devamında yaşanılacak sükutu
hayaller başka bir şey. Halayla hayal başka bir şey. Halay çekersin, hayal kurarsın. Ama sonuç sonuç gerçektir. Sonuç gerçektir. Tıpkı bizim Güneş Gazetesi’nde eee yapamadığımız o Türkçe Kuranı Kerim kampanyası sonrasında battığımız gibi bir gerçekle karşılaşılsın. O yüzden eee
bazıları her şeyi çantada keklik görüyor bu ülkede. Öyle yerel seçip sonuçlarına göre falan da bakmayın. Benim tavsiyem bu. Başka bir şey söylemiyorum. Yani bu tartışmalara bizim günlük tartışmalarla bu yaştan sonra girecek halimiz yok. Onun bunun yanında da söyleyecek lafımız yok. Eee Erdoğan bir hata yaparsa Erdoğan’a da söylüyoruz söyleyeceğimizi. Bu taraf da yaparsa söylüyoruz.
Bizim söyleyeceğimiz şu. Bin dokuz yüz doksan bir seçim sonucundan sonra iki bin bir yılına kadar on yıl boyunca yaşanılan o müthiş kaotik siyasi istikrarsızlığın bu ülkeye nelere mal olduğunu da uzun uzun anlatmak gerekecek anlaşılma. Kolay iş değildir öyle. Iıı farklı cepheleri bir
araya getirerek eee bir tür siyasi mühendislikle eee cumhurbaşkanlığını kapabilir miyim diye ortalığa dökülmüş olmak. Yok öyle bir hikaye. Bakın çok net söylüyorum. CHP’nin o dönem PKK’nın partisiyle birlikte kurduğu ittifaka en ağır darbeyi tabii ki Bülent Ecevit’in
liderliğindeki o dönemin demokratik sol partisi kurulunu vurmuş ve Ecevit eee altı yüz bin oy fazla alarak o dönemde eee partisini eee meclise sokmayı başarmış bir liderdi. Benden şunu söylemesi açık ve net yarın bir gün bu politikalar böyle devam ederse eee Cumhuriyet Halk Partisi ve
Kuvayı Milliye Ruhunun gerçek sahiplerinin ne tür bir siyasi hareketi başlatabileceğini ancak o gün göreceğiz. O gün görürüz. Çünkü eee siyasette tıpkı fizik kanunları gibi hiçbir boşluk boşluk olarak kalamaz. Onu orayı birisi mutlaka doldurur. Eğer siz Erzurum Kongresi’nde başlattığı Kurtuluş Hareketi’nin ilk günlerinde Diyarbakır’a geçtiği eee telgrafla İngiliz İşbirlikçisi Kürt Teali Cemiyeti’ni derhal kapattıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin yanına bir ilerini koyarsanız başka
birileri de o şahısların orada olmaması gerektiğini düşünerek başka bir siyasete girerler. Şimdilik söyleyeceğim bu kadar. Yakın tarih sohbetlerine başladık. Devam ederiz. Meraklısı için. Tarihimizde, yakın tarihimizde
feyz alınacak çok olay vardır. Bilin. Kalın sağlıcakla.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir