"Enter"a basıp içeriğe geçin

TARİHE TANIKLIK: MİT MÜSTEŞARI KOMAN MUMCU SUİKASTININ İHBARINI YAPMIŞTI AMA KİMSE KONDURAMADI…

TARİHE TANIKLIK: MİT MÜSTEŞARI KOMAN MUMCU SUİKASTININ İHBARINI YAPMIŞTI AMA KİMSE KONDURAMADI…

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Vizj50UIpUY.

Herkese yeniden merhaba. Ne zaman 24 Ocak günü yaklaşsa onu tanımış olan uzaktan veya yakından benim kuşağım veya bizden bir önceki kuşağım ve belki de bizden bir sonraki kuşağım gazetecileri açısından biraz buruk bir dönem başlar.
1942 yılında doğdu. Okumuş yazmış bir babayla annenin evladıydı. Ankara Hukuk Fakültesi’ni çok başarılı bir şekilde bitirdi.
Daha hukuk fakültesinde okurken dönemin önemli yayın organı Cumhuriyet Gazetesi’nde yazmaya başlamıştı bile. Sonradan yıllar yıllar boyu ölene kadar bu gazetenin baş yazarı olarak çalıştı.
Yazdığı kitaplarla, makalelerle hepimiz için örnek bir gazeteci oldu. İyi bir hukukçu, iyi bir hukukçu zaten iyi bir hukukçu olduğu için aynı zamanda yani mesleğini iyi yapan, iyi bir hukukçu olduğu için aynı zamanda iyi de bir gazeteci oldu.
Araştırmacı gazeteci. Çünkü onun yazdığı kitapları yazabilmek için analitik bir beyne ve çok güçlü bir hukuk birikimine ihtiyaç duymak gerekiyordu.
Ormumcudan söz ediyorum. 24 Ocak 1993 günü saat 1.30 civarında o zaman küçücük olan Özgür’le Özge’yi ve Güldal Hanım’ı evde bıraktı.
Gazi Osman Paşa’daki evinden çıktı. Yani o evi de dün gibi hatırlıyorum. Arabasına bindi, kontağa çalıştırdı ve paramızdan ayrıldı.
Şimdi Ormumcu cinayetiyle ilgili konuşmak istemiyorum. Onunla ilgili çok sayıda kitap var, çok sayıda iddia var, çok sayıda mahkeme tutan ağ var. O ayrı bir öykü.
Ben sizlerle 1993 yılını konuşmak istiyorum. Esasında 24 Ocak 1993 günü Ankara’nın seçkin bir semtinde çok tanınmış adamın mütevazi arabasının altında patlayan o bomba,
sonuçta etkileri bugüne kadar uzana adı konulmamış bir darbe sürecinin başlangıç bombasıydı. 1993’ü ve orada yaşanılanları iyi anlamadan, bugünlere kadar gelen 30 yılı hatta ve hatta 15 Temmuz 2016’yı anlamanız mümkün değildir. Ben bu videoya esas olarak gençler için yapıyorum.
Çünkü bu ülkede şunu görüyorum ki balıklar bile bizden daha hafızalığı ve çok değil 30 yıl önce yaşanılmış ve bugünü etkileyen olaylar medyanın kıyısında köşesinde tek sütun bile haber olmadan, hiçbir analitik derinliği olmadan verilen haberlere dönüşü. Özellikle yarın Vurmumcu’yu bir kez daha anacağız. Neredeyse 30 yıl olmuş. Fakat onun yaşadığı suikastle beraber bu ülkede yaşanılmış olan olayları bir daha hatırlamayacağız. O yüzden beni hatırlatacağım.
Evet 24 Ocak’ta büyük bir şok yaşadık. O günü hiç unutamıyorum. Ben o sırada HBB diye adlandırılan Türkiye’nin stardan sonra Flash ile beraber kurulmuş ilk özel televizyonlardan birinin Ankara temsilcisiydim.
Ve ikinci oğlum Ege, küçük oğlum Ege Özgür, birincisi daha büyüktür ondan 11-12 yaş büyüktüm. Yeni doğmuştu. Eşim Ankara’da değildi, İstanbul’daydı. Ben hafta içi Ankara haber müdürü olarak HBB’nin Ankara’da çalışıyordum.
Ve evlatlarımı, karımı görmek için İstanbul’a dönüyordum. İşte İstanbul’daki hasret giderme bitti. Ankara uçağına bindim, öğren saatlerinde. 24 Ocak 1993’tü.
Ankara Esambuva eski havaalanına indim. Şoförüm karşıladı beni. Şoförüm derken şirketin genel şoförü ama bana ayrılmış böyle biraz daha büyükçe bir araba vardı. Onu da söyleyeyim.
Dakim’den çıktım. Adam da herhalde benim suyu kaçtı bildiğimi sanıyor. Başımın sağ olsun Ardan Bey dedi. Şimdi düşünsene çocuğunu bırakmışsın, karını bırakmışsın, şunu bunu herkese İstanbul’da bırakmışsın.
İstanbul’dan o zaman cep telefonu yok, hiçbir şey yok. 93 yılı. Elimdeki bütün bavul falan hepsi düştü. Eyvah dedim. Ben havadayken benim ailemden birine bir şey oldu.
Anladı. Aman Ardan Bey dedi dur dur. Ormancı dedi. Ormancıyı kaybettik. Evladım dedim ya, arkadaşım dedim. Yani bu laf böyle mi söylenir uçakların? Tabii ondan sonra çok başarılı bir yayıncılık yaptığımızı söyleyebiliriz.
Keşke yapmasaydık. Orada Nermin Tuğuşlu ve Zafer Kiraz vardı HBB’nin ana stüdyosunda. Ben Ankara’dan haberleri çok hızlı yetiştirdim. Erhan Ak Yıldız rahmetli çok iyi bir çalışma yaptı. Gülfem Emir vardı onun yardımcısı. Dün gibi hatırlıyorum. Bütün TRT’ye, Ogun’un starına falan çok kötü geçiren bir yayıncılık yaptık ve o zaten benim Star Televizyonuna da transfer olmama neden oldu. Öyle bir dönem. Nitekim 28 Ocak, Jacques Kami suikasti. Yani Uğur Mumcu’nun şokunu atlatamamışız. Türkiye’nin en tanınmış ve en önde gelen Musevi iş adamına bir saldırı düzenleniyor.
Şet atar, laf silahları falan filan. Öyle yani. Arkadaş dur bir dakika ne oluyor falan demeye kalmadan yani. Yani esasında hala aydınlatılamamış bir olaydır.
Jacques Kami yeni için laf silahıyla saldırıldı. Değil mi? Beş Şubat yani bu olayların hemen akabinde bir Şubat itibariyle Star Televizyonu Ankara Haber Temsilcisi olduğum için rahmetli Adnan Kahveci’nin şaibeli bir trafik kazasında ölümünü Star’ın ekranından vermek zorunda kaldım. Adnan Kahveci’yi gayet iyi tanıyordum.
Müthiş bir adamdı. Müthiş. Son derece iyi yetişmiş, kendini çok iyi yetiştirmiş. Anadolu irfanıyla moderniteyi beyninde buluşturmuş.
Hem halkın içinde hem de günü geldiğinde bilimsel yapısıyla ve analitik kimyasıyla en zorlu konuların üstüne gitmeyi başarabilen ve bana göre Turgut Özal’dan sonra Türkiye’yi yönetebilmesi imkanı da olsaydı
ne 90’lı yılları yaşatacak ne de bugünlere varan bütün gelişmelerin farklı boyutlarda önünü alacak bir adamdı.
Son derece dikkatli bir insandı. Ailesine çok düşkündü. 17 yaşındaki kızını kaybetti o kazada. Bir oğlu yaralandı. Eşini kaybetti. Kendisi de öldü. Söylenene göre ters yola hızlı bir şekilde girmişti. Bu hiçbir zaman bize inandırıcı gelmedi. Çünkü onun gibi dikkatli bir insanın ters yöne girmesi bir de hız zaten hiç hız yapmayan bir insandı Adnan Kahveci. Onun ölümüyle beraber Mesut Yılmaz’ın yol açıldı. Allah rahmet eylesin. O da vefat etti geçtiğimiz günlerde.
Ve Türkiye Adnan Kahveci olmayan bir anap veya anavatan partisiyle bambaşka bir yola doğru sürüklendi. Tam onun şokunu atlatmaya hazırlanıyorduk.
17 Şubat’ta yaşanılan bir uçak kazası benim için gerçekten iki yönlü bir felaketti. Çünkü Or Genel Erşif Bittis dönemin jandarma genel komutanı, Mili Güvenlik Kurulu kayıtlarına PKK’nın arkasında Amerika Birleşik Devletleri olduğunu yazdırmış ve bergelemiş ilk şerefli asker.
Biz onu Albaylı döneminde Kıbrıs harekatındaki kahramanlıklarıyla tanıyoruz. Çünkü oğlu Tarık Bittis benim gençlik arkadaşımdı. Eşref Bittis de bizim için, bizim ekip için yani fenerbahçe kalınmıştı ki o ekip için Eşref amcaydı.
Ve sonrasında yapılan bütün araştırmalar, bütün yapılanmalar bir derin devlet usulunun o uçağı sabote ettiği uçak havalanmadan önce etrafında görülen o iki as subayın kimler olduğunun bir türlü tespit edilemedi ve bu çerçevede de Eşref Bittis’in bence bugün de hala geçerli bir biçimde söylüyorum. Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye Cumhuriyeti derin devleti içindeki adamları tarafından havada uçurularak öldürüldü. Şimdi bir yıla giriyorsunuz Türkiye’nin en ünlü gazeteci söylüyor. Arkasından Türkiye’nin en ünlü Musevi iş adamı güç bela kurtuluyor.
Arkasından en ünlü, en yetenekli, en güçlü politikacısı ölüyor ve sonra Şandarma Genel Komutanı havada uçuyor. Böyle bir ülke olabilir mi? Bunların hepsinin bir yıla sığmış olması tesadüf olabilir mi? Hayır. Nite ki 17 Nisan günü Turgut Özal özel raporlar hazırlamıştı. O dönem bu işlere çok meraklı böyle gazeteci arkadaşlar da vardı. Sonradan onların o liberal kamplarda FETÖ ile neler yaptığını da gördük. Şimdi buradan işi dağıtmak istemiyorum. Şam’daki APO’yla devletin bir kanadının temas kurması sağlanmıştı falan.
17 Nisan 1993 günü APO Şam’da kanıcı ateşkes ilan edeceği ve bir barış süreci başlatmayı düşündüğünü açıklayacaktı. Hatta ben gitmemiştim tabi hiçbir zaman da gitmem o adamın ayağını. Sonuç itibariyle birçok meslektaş da Şam’daydı.
Biz de Star’ın Ankara temsilciliğinde benim bir adetim vardı böyle haftasonları herkes evinden çok güzel sandviçler yapar gelir. İşte Coca Cola, Air-On falan böyle hep beraber yaptığımız sandviçleri biraz böleriz. O ona verir bu buna verir. Öyle bir ekip şeyi. Tabi bizim bir de o zamanlar polis tersizi dinliyoruz. Orada da polis tersizi çalışıyor. İlgili arkadaşa dedim ki ya polis tersisinde çok fazla laf var yani bir baksana ne oluyor dedim.
Geldi çocuk suratı bembeyaz abi dedi sayın cumhurbaşkanı’nı hastaneye kaldırmışlar galiba ölmüş ne? 17 Nisan günü APO Şam’da konuşacak Özal 17 Nisan 1993 günü şaibeli bir kalp kriziyle öldü.
Ben hala zehirlendiğine inanıyorum. Ahmet orada haklı. Herkes dalga geçiyor. Onunla dalga geçenlerin bence Amerika’yla bir bağlantısı var. Hiç de dalga geçilecek bir konu değildir.
Zaten devletin içindeki FETÖ’cü kriminalciler, polisler, emniyetçiler, istihbaratçılar ve adli tıp FETÖ’den temizlendikten sonra rahmetlerinin mezarını açsaydık o zehri bulacaktık. Çünkü Allah o zehri bulmamız için cenazeyi olduğu gibi saklamıştı yattığı yerde. Ama zamanlama yanlış. Nitekim Özal öldüğü zaman ona ilk müdahaleyi yaptığı ileri sürülen şahıs doktor şu anda FETÖ sürgünü olarak Amerika’da, Pensilvanya’da yaşıyor.
Anladınız? Yani Ahmet Özal’la o kadar fazla dalga geçmeyin. Onu söylemeye çalışıyorum. Özal’ın 17 Nisan 1993 günü vefatı hiç de öyle. Efendim o öyle olmuş böyle olmuş. O hiç de öyle bir komik bir iş değildi.
Son derece ciddi bir suikast. Buradan söylüyorum. İçinde yaşadık bütün olayları. Şimdi düşün, Cumhurbaşkanı da gitti. Yerine Cumhurbaşkanı olarak Süleyman Demire’yi de zar zor seçtik. Yerine de hayatta hiç tecrübesi olmuyor. Bir kadın politikacıyı Tansu Çiller hanımefendiyi getirdik. Fakat bu süreçte enteresan bir şey oldu. O zamanlar Demirel Başbakan’dı. Daha henüz Cumhurbaşkanı falan olmamıştı. 25 Mayıs 1993. Bingoel Elazığ yolunda yanlış yere silahsız bir otobüse konulup adeta ölün diye yola çıkarılmış 33 zavallı genç askerimizi takır takır kurşuna dizerek şehit etti. 2 Temmuz günü iki bakın 33 rakamlarına dikkat edin. 2 Temmuz günü tam DEP Kongresi toplandı. Tansu Çiller’i başkan seçti. Erdal İnönü vekaleten başbakan. Kadın daha böyle başbakanlar doğru yürüyecek Türkiye Cumhuriyeti’nin derin devleti hoş geldin babında 2 Temmuz günü Sivas Madımak otelinde o korkunç suikadlamı gerçekleştirdi. 33 Ozan ve yazar Alevi ve iki otel çalışanı öldürüldü. 3 gün sonra daha henüz ya Demirel yeni oturmuş o olmuş bu bulmuş 3 gün sonra 5 Temmuz 1993 Erzincan Başbağlar Katlamı PKK tarafından 33 köylü katledildi.
18 Temmuz 1993 Van Bahçe Sarayı Sündüz yaylası 22’si çocuk ve kadın 26 şehit. Şöyle bir gözünüzün önüne getirin 1993 yılı bütün bu anlattıklarımın hepsi arka arkaya yaşandı.
Esasında yaşanılan şuydu soğuk savaşın 1991 yılında bitmesiyle beraber bütün NATO ülkelerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin kurmuş olduğu gladio diye adlandırılan gizli derin devlet yapılanmaları İtalya, İspanya orada burada her yerde deşifre oldu Yunanistan ve bütün bu ülkelerde temiz eller operasyonları yapıldı. Yargısız infazlardan sorumlu casuslar vesaire hepsi hesap verdi. Bir tek Türkiye’de NATO döneminde kurulmuş olan o karanlık gladio PKK unsurunu kullanarak PKK unsurunu gerekçe kullanarak ne soruşturulabildi ne üzerine gidilebildi.
Bu Amerika’nın NATO tarafından yapılandırılmış bir gladiosuydu Türkiye’de. Nitekim 4 Kasım 1993 günü yaşanılan bir suikast esasında o gladio’nun nasıl pervasızlaştığını da göstermesinin bakımından önemliydi.
Binbaşı Cem Ersever, emekli binbaşı, jitem işte Güneydoğu’da mücadele yılları falan diye ama 10 gün önce yani demek ki 4 Kasım’dan 10 gün önce ekip sonunda bir mahkemeye çıktı, çağrıldı yapılan kirli savaşla ilgili ve orada dedi ki bakan dedi bu ülkenin devletinin içinde bir grup var. Bu terörle mücadele işini kızıştırıyor ve büyütüyor. Kendi varlığını PKK’nın daha fazla terör saldırılarını bağlamış durumda ama bunlar aynı zamanda terörle yürütülen mücadele için ayrılmış bütçeleri ve bölgedeki kanunsuzluk nedeniyle doğmuş olan uyuşturucu, uruşturucu ticaretinin parçası. O ticaretinin paralarını cebine atıyor dedi. Düşünebiliyor musunuz? Biz adamları valileri, emniyet müdürlerini falan orada veya jandarmaları PKK’yla mücadele ediyor diye düşünüyoruz ama orada birtakım sistemler kurulmuş, uyuşturucu ticaretinin bünyesine de katılmışlar.
Bir dönem ben o dönemlerde Dünya Gazetesi rahmetli Nezih Demirken yazı istediğinde şunu söylemiştim yazımda Türkiye Cumhuriyeti doksanlar için konuşurum bugün için konuşurum. Doksanlar Türkiye Cumhuriyeti Avrasya’nın göbeğine yerleştirilmiş bir Latin Amerika ülkesidir diye tarif etmiştim.
Ha bunda birtakım değişiklikler oldu mu? Kısmen oldu, kısmen olmadı. Onu da başka bir zaman anlatırım. O nedenle 1993 yılı adı konulmamış bir darbenin yılıdır. Ve bunun amacı da Gladio’nun siyaseti tamamen esir alması Türkiye’yi kanlı bir iç hesaplaşmaya doğru sürükleyerek ortada dönen bütün rantı cebine atmaya gayret etmesidir. Siyasette de uygulanmıştır. Bunun en tipik örneklerinden biri Deniz Baykal’ı devre dışı bırakıp kendi başına DHP azınlık hükümetini kuran Tansu Çiller’in o kararıdır.
Tansu Çiller’in o dönem o kadar karışık bir dönemde CHP ile olan ilişkisini bozuk neden tek başına bir azınlık hükümetine yöneldiğini ve o azınlık hükümetini kimlerin fişleklediğini iyi ortaya çıkarırsanız.
Zaten 90’lı yıllara damgasını vurmuş olan bu kanlı senaryonun bütün kahramanlarını görmüş olursunuz. Bu kahramanların bir kısmı bugün hala var ve hala etkili.
Böyle vurmumcuya döneceğim bir minik anıyla tamamlayacağım. Genç bir Ankara temsilcisiyim Günaydın Gazetesi o dönem 91 yılı Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Or General Teoman Koman veya Kor General o zaman sonra Or General oldu evet sonra da Jandarma Genel Komutanı olarak emekli oldu.
Teoman Koman Milli İstihbaratın son askeri başkanı bir dönem Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanları hep askerlerden olurdu generallerden olurdu.
Sonra da bu işte işte özalını falan böyle 91 yılı birden bire bizi böyle bir yemeğe çağırdılar yeni mahalleye bütün Ankara temsilcileri hepimiz şaşırdık ve o zaman oranın basın müşaviri dedi ki ya bu dedi biraz dışa açılmak hani böyle 12 Eylül’ün filanın etkilerini azaltmak biraz medyayla basınla da medya yok o zaman basın basınla da ilişki kurmak istiyoruz.
Gittik bize çok güzel gözlere bildikleri yerleri gezdirdiler ilk defa hayatımızda Milli İstihbaratın içine girmişiz tabi hepimiz şaşkınız falan sonra bir U masanın etrafında yemek yedik. Teoman Koman en başta yanımda rahmetli milliyetin çok iyi bir yazarıydı Teoman Eray abimiz var. Karşıda da böyle o masa ya biz burada Teoman Eray abimizle oturuyoruz.
Teoman Koman öyle sağda başta oturuyor ona yakın karşınızda da rahmetli oldu ikisi de tabi Muammer Yaşar Bostancı o dönem sabah gazetesinin Ankara temsilcisi ve Vurmumcu Cumhuriyet adını onlar da çok kankiler yani Muammer Yaşar’la Vurmumcu böyle tam kanka arkadaşlar öyle oradan belli oluyor. Ben yanına oturmuşlar ben de Teoman abinin yanına oturdum o çok deneyimli bir gazeteci hani arada bir onun da fikirlerini alarak notlar tutuyorum falan. Sonra işte birisi sordu sanırım Uğur abi sormadı Teoman Koman’a dedi ki nasıl yürüyecek bu terör işi. O da dedi ki terörün artacağını tahmin ediyoruz istihbaratımız o yönde ve bu artış özellikle kişisel bireysel terör saldırılarına dönecek dedi. Şimdi bireysel terör saldırısı yani kitle imhası olmayacak ama nokta atışlı adamlar ölecek.
Onun üzerine Uğur abi hemen tabii uyandı hukukçu cümleyi nasıl yani dedi böyle şahısları mı hedef alacak terör dedi. Evet dedi yani çeşitli kaynaklar sadece PKK değil dedi yani farklı bir sürü terör kaynakları var lafı geberiyor mitbüsteşarı. Onlar dedi önde gelen toplumun önde gelen isimlerini hedef alabilirler dedi. Mersan 1993’ü anlatıyormuş adam ve hiç unutamadığım bir şey Muammer Yaşarlı, Muammer Yaşarlı, Urmumcu böyle bir hafif güldüler.
Sayın müsteşar dedi gazetecide var mı dedi buddhiste de dedi tüm an koman şöyle hepimize bir baktı hiç unutmuyorum. Meslek hayatımın en ilginç anılarından biridir evet var dedi. Bu masanın etrafından birkaç kişinin bu terör saldırılarında ölebileceğini tahmin ediyoruz dedi.
Şimdi düşünebiliyor musunuz mitbüsteşarı ve hepimize belli ki bunu söylemek için çağırmış adam ve esas unutamadığım olay yani dün gibi gözümün önünde canlanıyor. Bu cevaba en çok Muammer Yaşar abiyle Urmumcu gülüp şaka yaptılar. Ama işte iki yıl sonra Urmumcu arabasına konulan bir bombayla bizi terk etti. Türkiye gençler öyle dışarıdan anlatıldığı kadar kolay bir ülke değildir. İnanın bana.
Ve bugün bu bu ülkenin tecrübeli kadroları bence size bu ülkenin nasıl risklerle yüklü ve nasıl fırtınalı bir ülke olduğunu tam olarak anlatmıyor. Ben size 1993 yılından sadece küçük bir kesit vermeyi tercih ettim.
Allah hepinizin ömrünü uzun eyleysin sağlıkla ve bereketle yaşayın bağımsız özgür ve demokrat bir ülkede hoşçakalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir