"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dr. Cafer Talha Şeker – 93 Harbi, İngilizler, Kıbrıs ve Filistin Meselesi – Cumartesi Sohbetleri (9)

Dr. Cafer Talha Şeker – 93 Harbi, İngilizler, Kıbrıs ve Filistin Meselesi – Cumartesi Sohbetleri (9)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=RfbXGf3_k5w.

Fakat şöyle bir problem var. 1875’den sonra, 1876’dan sonra Rusya ile Osman’ın arasında yine bir savaş çıktı. Malum. Evet. 93 Harbi dediğimiz. Evet. Bu savaş esnasında bizzat İngiliz aşı belgelerinden okuduklarımı söylüyorum. İngiliz hariciye kaynaklarında var. İngiltere ile Rusya arasında gizli bir takım temaslar var. Azarlıklar var, görüşmeler var. Ve İngilizler Ruslara diyor ki yani, özet olarak söyleyeyim.
Kitabınızda da zaten söylüyorsunuz, bazı şartlar ortaya koyuyor. Tarafsız kalması. Tarafsız kalması için bazı şartlar. Nedir o şartlar dediğiniz gibi çok önemli. Diyor ki Ruslara, Boğazlara girmedikçe, Boğazlara girmedikçe siz, Akdeniz’e uzanmadıkça ve İran üzerinden Basra köyüme uzanmadıkça biz… Bir de Bulgaristan’ı sadece belirli bir süreliğe işgal edip, bu arada temek gün etmemek için. Kalmayacak, doğru. Bunları siz yapmadıkça biz sizin bu Türklerle savaşınızda tarafsızız diyor.
Yani Türklerle savaşabilirsiniz, Türklerin atabilirsiniz. Esas Sen, Koloni Ticaret Ağanın güzergahında bir Rusya istemiyor. Evet. Buraya siz inmedikçe diyor, yani bize siz dokunmadıkça, Türklerle siz hesabınızı görebilirsiniz. Ve Ruslar nereye geldi? Buraya, İstanbul’a geldiler. Yani Zeytinburnu’ya kadar, Yeşilköy’e kadar geldiler. Orada bir abide diktiler. Burada biz daha son iddiaçlılar devrinde bu abide yıkılıyor. Doğru. Şimdi bakın buraya kadar gelmiş. İstese İstanbul’a da girer yani. Girer. Boğaz’a da istese girer ama girmiyor.
Tam o esnada Sultan Abdülhamid Kraliçe’den tavasfut talebinde bulunuyor. Zaten İngiltere’de de bu fırsatı kaçırmıyor. Yine bir ticaret ağa üstünde olan, güzergahında olan Kıbrıs’ı bu sayede üst olarak ele geçiriyor. Yani zaten orada tahta yeni çıkmış. Şimdi zaten o savaşı kendisi istemiyordu. Tahta yeni çıktı, ortalık savaş. Şimdi bunu toparlamak lazım. Yeni tahta çıkmışsınız. Ve de demokrasi var az çok o sırada. Ama ortam çok gergin. Yavaş yavaş parlamentoyu kapatıp yavaş yavaş ipleri ele almak zorunda kalıyor. Yani Ruslar Yeşilköy’e gelmiş. Mecliste işte Suriye’deki yollar falan tartışılırsa olmaz. Daha hızlı karar almak gerekiyor. Dolayısıyla o meclis kapanıp hızlı bir şekilde Sultan ipleri ele geçirdi. Ve bundan sonra doğrudan diğer devletlerle muhatap olmaya başladı. Tabii bu da bir problem oluşturdu.
Yani İngiltere’de oradan bakıldığı zaman mesela Mithat Paşa’nın burada pasivize edilmesi Sultan tarafından kabul edilebilir bir şey değil. Bu İngilizleri kızdırdı. Şimdi İngilizler ile Osmanlı hükümeti görüştü. İngilizler az önce söyledik birkaç sene önce Musul Süveyş kanaldaki hisseyi almışlardı. Yani Fransızlarla rekabel ederken. Şimdi Doğu Akdeniz’de Kıbrıs da önemli. Kıbrıs’ta da bir konum elde etmek istiyorlar. Kıbrıs’ın konumundan istifade etmek istiyorlar.
Ve Osmanlı ile İngiltere arasında bir anlaşma yapıldı. Ruslar çekilene kadar İngilizler Kıbrıs’ı kullanabilecek diye. Ama Ruslar geri çekildikten sonra Osmanlı topraklarının işgal ettiği yerlerden yani Rus tehditi uzaklaştıktan sonra İngilizler de Kıbrıs’tan çekilecek diye. Fakat İngilizler tabii Kıbrıs’a girdiler. Hukuken orası Osmanlı’ya bağlı. Fiyilen yavaş yavaş İngiliz nüfusuna girdi ada. Yani o zamandan sonra bir daha çıkmadan. Bugün hala daha Kıbrıs’ta garantör, üç garantör ülkeden birisi İngiltere’dir.
Fakat o zaman tabii şöyle bir şeyler söyleniyor. Hatta bizi garantör yapan da İngiltere olmuştur daha sonradan. Doğru, 1950’lerden itibaren doğru. Şeyde, şöyle bir şey de söylenir. Ya işte Sultan Abdülhamid Kıbrıs’ı İngilizlere vermiş. Şimdi buna iki noktadan itiraz etmek lazım. Bir, hakikat az önce söylediğimizdir. Bir, Kıbrıs’ı vermek yok. Bir anlaşma var. Karşılıkla ortak çıkar gereği.
İki, hükümdarlar kendi arazilerine babasının malıdır. Yani siz hükümdarsanız sizin topraklarınız sizin mülkünüz. Babanızın malı. Hani babanın malı mı diyorlar ya, babanızın malı. İzlediğinize kirayı verirsiniz, isterseniz satarsınız. Bu vatan satmak değildir. Monarşiler için söylüyorum ama. Cumhuriyet için değil. Bakın, cumhuriyet vakıf gibi. Cumhuriyet vakıf gibi. Şuradan bir kitabı bile başkasına veremez. Vakıftakilenin imzası lazım. Ama monarşi de hükümdarlıkta, devlet modelinde, devlet başkanı şirket sahibi gibi. Şirkette mesela bir imza atar şirket sahibi, kitabı da verir, şirkette de satar isterse. Ama cumhuriyet de bunu yapamazsınız. Toprak veremezsiniz halka danışmadan. Şimdi, monarşi dönemi var. İsterse yani o toprağı isterse verebilir bile. Kendisi de verir. Bunu burada vatan sattığı, toprak verdi denemez. Mesela ki vermedi. Filistin’de mesela biliyorsunuz, çok hatırı sayılır bir teklifi vardı Siyonist öbünün. Ama olmaz dedi. Böyle bir şey olamaz dedi. İstese verirdi ve hainlik de olmazdı. Harem-i şerifi koruduktan sonra mukaddes belgeyi, siz isterseniz Filistin’i satarsınız bile. Niye? Siz almışsınız çünkü orayı zaten. Siz aldınız, babanız aldı yani dedeniz aldı. Şey değil yani bu. Dediğimiz gibi vakıf malı gibi, yani o şekilde değil.
Bu ayrımı o yüzden yaptım. Birisi vakıf, birisi şirket gibidir diye. Cumhuriyetle monarşi arasındaki fark. Kaldı ki Sultan Abdülhamid ne Filistin’i verdi ne de Kıbrıs’ı verdi. Kıbrıs’taki pazarlığı yaparak İngilizlerin Ruslara karşı baskı yapmasını sağladı. Çünkü Ruslar buraya İstanbul’a gelmişlerdi. Zaten vermemesi de siyaseten sonuna hazırlayan bir takım gelişmeleri tetikledi. Fakat burada şunu belki söylemek lazım. Evet Filistin’i vermemesi. Evet doğru. Hatta bununla ilgili Vahdeddin Engin hocamızın bir kitabı var. Çok güzel bir kitap. Birçok ilk defa kullanılan birçok arşivi vesairekine de yer veren bir kitap mündericatında. Burada bu Filistin’deki bu Siyonist hareketin doğuşu gelişimi ve oradaki göçlere karşı Abdülhamid’in defalarca Yahudi iskanını men eden fermanlar gönderdiği mahalli idarecilere. Hatta defalarca 3 aydan fazla kalmasın Kudüs’e gelen Yahudi hacılar. İşte orada asla Osmanlı tebaası olmayan Yahudiler toprak satın alamasın gibi çok fazla fermanlar gönderiyor. Hatta 1891 gibi çok erken bir tarihte de bir irade yazdığında, irade hisseniyesinde şöyle bir ibarisi bile var. Avrupalıların kendi memleketlerinden tard ettiği yani kovduğu Yahudileri biz niye alalım tebaa olarak?
Gerçi daha sonra tebaa olarak alıyor ama onları mahzun mağdur olarak gördüğü için, mazlum olarak gördüğü için alıyor. Boğazdan onlar gemilere oluşmuş geçerlerken Rusya’dan gelenler Perişanalli Yahudiler onları oradan görmüş ve yazık bu insanların haline falan dediği diye rivayet edilir. O bir hükümdar kompleksi yok yani Yahudi, Hristiyan, Müslüman diye bir kompleksi yok. Ona da acır, buna da şey yapar.
Theodor Herzl’in teklifine mukabil şey diyor, Mesopotamya’ya yerleşebilirler diyor ama diyor Kudüs ve Haifa’ya değil. Fakat maalesef Cumhuriyet devrinde bu vesika tercüme edilirken Fransızca’dan bu ifadesi şey diyor, Mesopotamya’nın yanı sıra Kudüs ve Haifa’ya da yerleşebilirler. Böyle bir yanlış anlaşılma oluyor. Hocamız bu kitabında düzeltiyor. Belki bu şuurlu bir yanlış tercüme de olabilir onu bilemeyeceğim.
Fakat hocam Kıbrıs meselesinde şöyle bir önemli bir husus var. Halife ve sultan diye iki ayrı ünvanı var Osmanlı Sultanlığı’nın. Kırım’da da siyaseten Rusya ilhak ettiğinde Osmanlı bunu Aynalı-Kavak’ta tabi ki de daha sonuna malum kabul ediyor mecburen. Ama oradaki Müslümanların hamisi olmaya halife sıfatıyla devam ediyor. Kıbrıs’ta ise çok daha müspet bir durum var. İngiltere orayı üs olarak vermiş, hukuken İngilizlere toprağa devrettiğine dair herhangi bir durum mevzu bayısı değil. Ve buna ilave eden bir de halife sıfatıyla doğrudaki hakimiyetinin hamilliğinin devam ettiğini İngilizler de tanıyor. Hatta malum Süveyş’le alakalı hisseleri satın aldıktan sonra 1882’de yine şartlar icap ettiği için İngiliz menfaatleri açısından konuşuyorum. Mısır’ı işgal ediyorlar ve Mısır’da da sonuna kadar, hatta Lozan’a kadar kalmaya devam ediyorlar. Uzun süre zarfında bile İngiliz idaresi Mısır’da varken bile Osmanlı’nın halifelik veçesinden de olsun, toprak mülkiyeti cihetinden de olsun sahipliğini reddetmiyor İngiltere. Sadece fiili bir işgal ve idare mevzu bayısı.
Şu açıdan da bakabiliriz dediğiniz gibi bakın 1914’te tam o büyük patlak verdiği zaman yani artık Almanya’nın yanında olduğu için Osmanlı, İngiltere’de Osmanlı’ya savaş ilan ettiği zaman İngilizler bazı yerleri ilhak ettiklerini ilan ettiler. Bunlardan bir tanesi Kıbrıs. Şimdi bazılar diyor ki biz Kıbrıs’ı Lozan’da verdik ama o 1923’teki Lozan değil daha önceki diğer Lozan anlaşmasında İngilizlere Kıbrıs’ı verdik diyor.
Halbuki eğer Kıbrıs’ı İngilizlere vermiş isek kendi malını niye ilhak ettiğini ilan etsin. 1914’te savaş çıktığında İngiltere’nin Kıbrıs’ı ilhak ettiği ile ilan edildi. Bu belgeleri var. Kendi malını ilhak etmez. İlan etmez. Burası benim malımdır demeye gerek duymazsınız. Demek ki kendi malı değil ki orayı ilhak etmiş 1914’te bunu ilan ediyor.
Mısır için de böyle ilanları var. Filistin’e de 1917’de girdikten sonra bunu ilan ettiler.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir