"Enter"a basıp içeriğe geçin

El-Cebbâr ve El-Kahhâr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 7.Bölüm

El-Cebbâr ve El-Kahhâr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 7.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=TpdfjFGeLXM.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esma’dan İnsan’a programına tekrar hoş geldiniz. Efendim evvelini ve şimdisini sınırlı ve kayıtlı müşahidemizle bildiğimiz hadiselerin akıbeti bizim için kapalı olan bir sonrayı geleceği ifade eder. Acizliği, unutkanlığı ve aceleciliğiyle maruf insan da bu kapalı ve muhtemel gelecek endişesiyle kimi zaman şaşırır, yanlışlar yapar, uyum ve düzeni bozar. Kulunun üstünde tam bir tasarrufa sahip olan Cenab-ı Hak da nizamını şaşıran, her şeyi düzelttiği gibi yolunu şaşıran insanı da ıslah eder. Biz de bugün Rabbimiz açısından yücelik, büyüklük ve kahhariyete, kul açısından itaat, heybet ve hâşete delalet eden, celal isimlerinden el-Cebbar ve el-Kahhar isimlerini tefekkür edeceğiz. Dinleyeceğiz inşallah kıymetli hocamızdan. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Canan Hanım.
Nasılsınız hocam? Elhamdülillah şükürler olsun siz de iyisiniz inşallah. Allah olsun hocam Rabbim iyiliklerimizi artırsın inşallah. Amin, amin. Hocam mutasavvuflar Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını celal ve cemal şeklini ikiye ayırmışlar. Celal ve cemalin farkı nedir? Rabbimizin kendisini hem celal ile hem de cemal ile ifade etmesini bize bu şekilde tanıtmasını nasıl anlamalıyız?
Aslında daha önceden de konuşmuştuk hatırlarsanız Cenab-ı Hakk’ın 99 ismi var diye her birimiz ezberleriz, evlatlarımıza ezberletiriz. Ama Kur’an-ı Kerim’de 99’dan fazla ismi ve sıfatı geçer Allah-u Teala’nın. Biz bir hadis-i şerife dayanarak 99 ismi öğrenmeyi ve onlara uygun yaşamayı cennetle müjdeleyen peygamberimizin müjdesine nail olmak için bu isimleri ezberler öğrenir.
Ve onların hakikatini yaşamaya çalışırız. Bu 99 ismin ve daha fazlasının bir kısmını alimlerimiz celal isimleri, bir kısmını cemal isimleri, bir kısmını da kemal isimleri olarak üçe ayırırlar. Celal isimleri Allah-u Teala’nın kudretine, Allah-u Teala’nın gücüne, Allah-u Teala’nın eşsiz otoritesine ve insanoğlu üzerindeki sınırsız tasarrufuna işaret eden,
kainatı yarattığı, kainatı yönettiği ve sonsuz itaat beklediğine işaret eden isimlerdir. Bu isimler Allah-u Teala’nın bize gücünü, Allah-u Teala’nın bize iradesini ve insan üzerindeki eşsiz ve benzersiz konumunu, yöneticiliğini, kainatı bir ilah, bir rab vasfıyla nasıl yönettiğini anlatan güç ifade eden isimlerdir.
Bu isimler karşısında insanoğlu genelde boynunu eğer, itaat eder, mahcup olur, kul olduğunu hatırlar ve bu kudret karşısında sorumluluklarını eğer yerine getirmez ise, bu kudretin kendisinden beklediklerini yapmaz ise sonuçta pişman olacağını anımsar. Celal isimleri, bize bir ürperme, bir haşyet, bir huşu, bir korku oluşturan isimlerdir ve aslında Allah-u Teala’nın yüceliği karşısında kendimizin ne kadar aciz, ne kadar zayıf, ne kadar çelimsiz ve ne kadar fakir olduğumuzu hissettiğimiz isimlerdir.
Cemal isimleri ise Allah-u Teala’nın verdiği nimetlere, Allah’ın rızık verici oluşuna, Allah-u Teala’nın Rahman ve Rahim oluşuna, merhametine, şefkatine, sevgiyi yaratan vedud oluşuna ve kainattaki bütün güzellikleri nasıl var ettiğine işaret eden isimlerdir. Cemal isimleri karşısında da insanoğlu hayranlık duyar.
Gördüğü her güzellikte, Cenab-ı Hakk’ın o eşsiz yaratışını, o eşsiz sanatını gördüğü için insanoğlu için Cemal isimleri, Allah-u Teala’nın Cemaline dair, güzelliğe, rızka, nimete dair isimleri bir hayranlık ve bir şükür vesilesidir.
Cemal isimleri ise her şeyin ne kadar mükemmel, her şeyin ne kadar düzenli, her şeyin ne kadar kusursuz, her şeyin ne kadar eksiksiz bir şekilde Cenab-ı Hak tarafından yaratıldığını, her şeyde nasıl bir hikmet olduğunu, bir olgunluk olduğunu, hiçbir şeyin ham olmadığını, hiçbir şeyin başıboş yaratılmadığını bize anlatan Allah-u Teala’nın o en üst düzey olgunluğa, kemale ve hikmete işaret eden isimlerini,
bize anlatır. Bu isimler karşısında da insanoğlunun imanı tazelenir. En başta etrafındaki kainata baktığında, kainatın düzenine baktığında, ne kadar muhteşem bir işleyişin, ne kadar inanılmaz bir kurgunun evrene hakim olduğunu gördüğünde, bir küçücük güzel kelebekten, çiçekten, bir gül yaprağından eşsiz gezegenlerin düzenine varana kadar, insanoğlu o zaman der ki, Rabbimizin kemal sıfatları, olgunlukta sonsuzluk ifade eden sıfatları ne kadar kıymetli, değerli ve ne kadar anlamlı.
Dolayısıyla Allah-u Teala bize kendisini sadece cemalle, güzellikle anlatmaz, bazen celal ile, kudretle, güçle, otorite ile ve hata yapanı cezalandırdığını söyleyen mutlak hakimiyet sıfatlarıyla anlatır. Bazen de kemal sıfatlarıyla o olgunluk ve o muhteşem eşsiz denge üzerinden anlatır.
Hocam, Rabbimizin celal isimlerinden, bu manayı en güçlü ifade edenlerden ikisi de El-Cebbar ve El-Kahhar isimleridir malumunuz. Bunların anlamları hakkında neler söylemek istersiniz?
Aslında insanoğlunu hizaya getiren, insanoğluna ne kadar yüce bir kudret karşısında bulunduğunu hatırlatan ve eğer bu kudrete karşı isyankâr olursa, hata ederse sonuçlarını çok acı ödeyeceğini ifade eden iki isimdir Cebbar ve Kahhar isimleri. Cebbar, Cebr ile zorlayarak bir işi yapmak, güç kullanarak bir karar vermek ve bu gücün gereğini yerine getirmek demektir. Aslında Cebbar’ın çok ilginç bir şekilde bir diğer anlamı da bozuk olanı düzeltmek demektir. Hatalı olanı ıslah etmek demektir, yolunda gitmeyeni yoluna koymak demektir. Hatta Arap diline göre kırılan bir kemiği tedavi edip de yeniden onarmaya ve bunu yapan kişiye Cebbar denilir.
Dolayısıyla aslında Cebbar ismi şerifinin arkasında yoluna gitmeyen bazı şeyleri, bozulan, kırılan, hatta insanoğlu tarafından bile isteye zarar verilen şeyleri düzeltmek ve yoluna koymak gibi bir anlamda vardır. Burada Allah’ın mutlak iradesine bir vurgu var. Allah’ın her istediğini yapabilecek kudrettedir.
İnsanoğluna da karar vermek ve karar verdikten sonra o karar üzere bazı işler yapmak şeklinde bir irade vermiştir. İnsanoğluna bir güç vermiştir, sınırlı bir kudret vermiştir, bir akıl vermiştir ve kararlarını o aklıyla aldığı kararları, planları, geleceğe yönelik hesapları gücüyle ve otoritesiyle yerine getirmek
ve sonuçlarına katlanmak gibi bir yol çizmiştir. Fakat bütün bunların üstünde, Allah’ın canlı cansız bütün varlıkların üstündeki o asla yıkılamaz, asla yenilemez ve güç yetirilemez kudreti vardır.
Yani her ne kadar insanoğlu bir şeye karar vermişse de son karar Allah’ındır. Her ne kadar insanoğlu bazı şeyleri yapmak için kolları sıvamışsa da son kerte de güç verecek olan, kudret verecek olan ve başarı sağlayacak olan Allah’utayla’dır.
Burada işte, eğer insan Allah’ın rızasına aykırı işler yapmaya başlamış ve Allah’ın aslında ıslah edici olun, yeryüzünde iyilik üretin emrine karşı çıkarak, kötülüğün peşinde düşmüş, bozgunculuk yapmış, kırmış, dökmüşse,
orada Allah’ın Cebbar ismi şerifi devreye girer ve Allah’ın zorla da olsa insanı hizaya getirir. Allah’ın bir şekilde kendi koyduğu sünnetullah dediğimiz, Allah’ın değişmez kanunları dediğimiz, evrendeki düzene dair gidişata insanın müdahale etmesine ve bunu bozmasına izin vermez.
Son kerte de her zaman Cenab-ı Hak, hele de insanoğlu onun rızasına uygun davranmamışsa, gazaplanarak gerekeni yapar ve kainattaki o dengenin ve gidişatın bozulmasına izin vermez. Bu noktada Cebbar isminin aslında böyle zorlayıcı, insanların hayatını zora sokan insanları, meşakkati sürükleyen, insanlara eziyet eden bir anlama geldiğini söylemiyoruz harika. Ama insan şunu bilmelidir ki, tıpkı anne nasıl şefkatle, güzellikle, nasihat ederek, tatlı dille önce sabırla söyler, söyler ama çocuk hala inatla, ısrarla hataya, tehlikeye, riske kendini attığında, anne öfkeyle ona güç kullanarak dur der, artık daha fazlasına izin vermiyorum, hayır der. Cenab-ı Hakk’ın da insanoğlu artık gerçekten yeryüzünde bozgunculukta sınır tanımadığında dur diyen bir gücü vardır.
İşte Cebbar ismi ve Kahar ismi buna işaret eder. Kahar ismi de aslında karşısındakini ezici bir şekilde, karşısındakini titreten bir şekilde güç kullanabilen ve bu konuda üstünde asla herhangi bir gücün bulunmadığı,
yıkıcı, yok edici noktaya varacak kadar güçlü demektir. Biz bunu nereden görürüz? Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de anlatır, tarih boyunca insanoğluna peygamberler gönderir, nasihatte bulunur, iyiliğe davet eder, güzellikle tebliğden, irşattan anlamayan, ısrarla, günahta, isyanda, şirkte ve yeryüzünde kötülük yapmakta kararlı olan insanları ise kahreder.
Dolayısıyla bir şekilde Allah-u Teala’nın Kahar ismi de, Cebbar ismi de yine sonuçta kainattaki dengeyi ve iyiliği, düzeni ve ahengi korumak üzere gerekirse güç kullanarak müdahale ettiğini ve sonuçta yine insanı belli bir noktaya çektiğini,
insanoğlunu, bir toplumu, bir nesli belli bir noktaya tekrar doğru hizaya çektiğini anlatan isimlerdir. Bu noktada insanın kendini tanıması, haddini bilmesi ve kendisini yaratanın aslında her şeye gücü yettiği halde ona mühlet tanıdığını farkına varması gerekir.
Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi Rabbimizin kahrının ve Cebbar ismiyle ıslah etmesi hep insanın ortaya koyduğu ya da yoğunluğu şaşırmasıyla ilgili olan bir durum. Kuran-ı Kerim’e baktığımızda da bu sizin bize açıkladığınız hususu sanki görüyoruz.
Rabbimizin kahrının, helak ile ilgili kısalara okuduğumuzda helakı götüren sebeplerin hep bu minvalde döndüğünü görüyoruz. Peki bunlarla ilgili bu sebep ve sonuç ilişkisiyle ilgili kahra götüren hangi örnekleri vermek istersiniz? Biz geçmiş kavimlerde helaka uğrayan, peygamberlerini dinlemeyen, peygamberlerine isyan eden, onlara eziyet eden, kimi zaman alışverişte, ticarette sahtekârlığa devam eden,
kimi zaman zulme, insanlara eziyet etmeye, şiddete devam eden, kimi zaman toplum içerisinde hırsızlığın, yalanın, zinanın çoğalmasına, sapkınlıkların çoğalmasına rağmen umursamayan kavimlerin Kuran-ı Kerim’de anlatıldığını biliyoruz. Biz Hazreti Salih’in kavmini biliyoruz, Hazreti Hud, Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim’in, Hazreti İsmail’in başından geçenleri biliyoruz.
Bu süreçlerde aslında peygamberler tarihinde çok dikkatimizi çeken husus Allah-u Teala’nın hiçbir zaman keyfi bir şekilde bir toplumu o kahhar ismiyle kahretmediği, Allah-u Teala’nın hiçbir zaman sebep ve sonuç ilişkisi olmaksızın insanoğluna zulmetmediğidir. Bu nokta çok önemli çünkü insanoğlu tarih boyunca kimi zaman kendisini kahredici, yok edici, ezici bir güç olarak görüp kendisinden daha zayıf olanlara eziyet etmeye, onları istismar etmeye, onlar hakkında adaletten sapmaya ve merhameti unutmaya varan davranışlar sergilemiş.
Bu da Cenab-ı Hakk’ın gazabına ve kahhar sıfatıyla cezalandırmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla bu vasıf sadece Allah’a aittir. Bir kere bunu unutmamak lazım. Diğer taraftan özellikle Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala’nın kahhar isminin vahid ismiyle beraber kullanıldığını görürüz.
El-Vahidül Kahhar beraber geçer ayetlerde. Bu da Allah’ın tek oluşu vahid ismi, Allah-u Teala’nın biricik oluşu, eşi benzeri olmayışı yani tevhidi isim gelen ismiyle kahhar adının beraber kullanılması, Allah-u Teala’nın kahrediciliğinin tevhide, isyanla, şirk ile, küfür ile alakalı olduğunu bize düşündürtür. Günlük hayatta Cenab-ı Hak herhangi bir şekilde kahhar ismiyle tecelli buyurmaz. Çünkü günlük küçük ufak tefek olaylarda Allah-u Teala daha sabırlıdır, affedicidir, insanoğlunu dönüp de kendisine tövbe etmesi için bekleyendir. Ama çok daha büyük boyutlu, çok daha ciddi bir şekilde, sistematik olarak, ideolojik olarak toplumu etkileyecek bir şekilde Allah’a karşı çıkışlarda.
Tevhidi kabul etmeyişlerde, Allah’ın varlığını ve birliğine karşı isyankâr davranıp başka tanrılar edinmekte ya da tanrısızlık gibi bir iddiaya girip Allah’ı tanımamakta ısrar edildiği zaman, işte o el-vahidülü kahhar, tek olan ve tekliğinin kabul edilmesini isteyen Cenab-ı Hak kahhar ismiyle cezalandırır.
Ve bu nokta hiçbir zaman akıldan çıkmamalı, hiçbir zaman unutulmamalıdır ki insan hayatı içerisinde attığı her adımda Allah-u Teala’nın varlığını ve birliğini kabul eden,
O’nun rızasına uymak üzere kendisini programlayan, çevresinde O’nun rızasına uygun olmayan işler yapıldığında müdahale eden, etrafındakileri en yakınından başlamak üzere O’nun rızasına uygun işlere çağıran, iyiliğe davet eden, güzelliğe hayra hasenata çağıran bir yol izlemeli,
devamlı gün içerisindeki her hareketinde ve halinde, insanlarla ilişkisinde, tefekküründe, ibadetinde vahit olan Allah-u Teala’nın o tevhid gereği birliği ve eşi benzeri olmayan Rabli üzerinden kendisine çekidüzen vermelidir.
Bunu yapmadığı zaman ne olur? Allah-u Teala’yı unuttuğu zaman, hatta Allah-u Teala’yı kabul etmediği zaman, Allah-u Teala onu önce güzellikle hidayete davet eder.
Peygamberler göndermiştir, toplumlara, kutsal kitaplar göndermiştir, en son ve benzersiz tek doğru hakikat olarak Kur’an-ı Kerim’i göndermiştir ve onu okuyup onun dediği şekilde yaşamak üzere insana bir ömür vermiştir, bir fırsat vermiştir ve bir mühlet vermiştir.
Buna uymadığı zaman insanoğlu günlük hayatındaki her halinde, o zaman el-vahitten sonra el-kahhar olan Allah-u Teala’nın kahredici, cezalandırıcı haliyle karşılaşabileceğini de farkına varmalıdır.
Burada biz dediğimiz gibi şirkle ilgili, küfürle ilgili, özellikle organize olmuş ve topluca Allah-u Teala’ya isyana kalkışmış zihinlerle ilgili bir tehdit, Allah’ın diliyle Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk’ın kelamıyla ağır bir ikaz görüyoruz. Kahhar ismi bizi geçmiş kavimlerle ilgili düşündüğümüz zaman da bu noktada uyarıyor.
Hocam, Rabbimizin el-vahit ismine teslim olsak ve kahhar isminin manasını tecelli etmemesi için uğraşsak ama sonuçta beşeriz, yanılabiliriz, hata edebiliriz. Peki bu durumda o yanılma ve hatadan sonra kahhar ve cebbar isimleriyle Rabbimizin bizi ıslah etmemesi için ne yapmamız gerekir? Bir kere yanıldığımızda hemen yanıldığımızı, hata ettiğimizi kabul edip hata da ısrar etmeyip tevbe etmemiz gerekir. Kul nesyan ile malüldür. Yani insan nesyan ile unutmakla, hata ile illetlidir. Ben hiç hata yapmam, ben hiç kusur işlemem, ben mükemmelim diyecek bir insan olamaz. İnsanoğlu, kimi zaman unutarak, kimi zaman yanılarak, kimi zaman da bilerek hata işler, suç işler, günah işler, ayağı kayar, şeytana uyar, nefsinin peşinden koşar. İnsanız ama oldu bir kere önemli değil deyip yoluna devam etmez. Yaptığından pişman olur. Bir daha yapmamaya karar verir ve hata da ısrar etmez.
Kibirli insan hata da ısrar eden insandır. Kendisine bak bu yaptığın doğru değil. Cenab-ı Hakk’ın koyduğu sınırlara aykırı, bu yaptığın zulüm, bu yaptığın adaletsizlik, bu yaptığın merhametsizlik diye uyarıda bulunulduğu halde, hiç istifini bozmayan, ben buyum herkes beni böyle kabul etsin deyip hata da ısrar eden insan kibirli insandır ve Allah-u Teala kibirli insanı hiç sevmez.
Kibir konusunda Allah-u Teala’nın çok sert uyarıları vardır. Peygamber efendimizin hadislerinden biz bunu biliyoruz. Asla burnu büyüklüğü, hata da ısrarı kabul etmez. İşte tarihte de böyle peygamberleri kendilerine güzellikle anlattığı halde kibirlenen, gelen vahyi, gelen çağrıyı, daveti kabul etmeyen, yüzünü dönen, sırtını dönen, Peygamberimiz zamanındaki müşriklerin hal ve hareketlerini düşünün. Bizim sana ihtiyacımız yok, senin getirdiğin vahye anlattığın dine de ihtiyacımız yok. Biz kendimize yeteriz deyip de büyüklenenler Allah’ın kahhar ismiyle cezalandırılır, cebbar ismiyle. Ama onun dışında biz kuluz dediğiniz gibi, hatayı fark ettiğimiz an dersek ki Ya Rabbi ben hata ettim, pişmanım. Tevbe edersek tek affedici sensin, yegane kapı sensin. Ben kime gideyim, sana yalvarmayayım da kimden af dileyim dediğimiz zaman ve tövbe ettikten sonra hatada ısrar etmeyip doğru yola,
hakikate doğru yolumuzu çevirdiğimiz zaman Allah’ın o zaman tevvab olan, tövbeleri kabul eden, gaffar olan, bağışlayan, afı olan, affedici olan isimleriyle bize tecellide bulunmasını umut edebiliriz. Hocam kimi zamanda bizim bireysel hatalarımızdan veya kusurlarımızdan kaynaklanmayan örneklerle karşılaşırız. Savaşlar gibi, acılar gibi belki içinden geçtiğimiz pandemi süreci gibi.
Bu tür kahırlarla karşılaştığımızda bizim hangi faziletleri kuşanmamız gerekir bir mümin olarak? Aslında alimlerimiz özellikle doğal afetlerin deprem gibi, sel gibi, çok büyük yangınlar gibi, salgın hastalıklar gibi,
Allah-u Teala’nın Cebbar ismiyle alakalı olduğunu, insanlığı bir şekilde topluca imtihana tabi tuttuğu, belki aralarında hatalı olanların kendine ait ders çıkartması için silkelediği ve sonsuz gücü karşısında hiç kimsenin karşı duramayacağını bir kere daha bütün yeryüzü halkına hatırlattığı olaylar olarak görürler.
Cebbar isminde, az önce de dediğimiz gibi, o gücün, kudretin ve dilediğini yapmak ve hiç kimseye de hesap vermek zorunda olmamak şeklindeki ilahi iradenin etkisi var.
Ama aynı zamanda biz kul olarak şundan da mes’ulüz, deprem ise depremin bize zarar verici olan etkilerini azaltmak için depreme uygun yapılanmak, depreme uygun inşaat faaliyetleri sürdürmek bizim vazifemiz söz gelimi.
Sel ise göz göre göre gidip ağaçları kesip ondan sonra da erozyon oldu, sel oldu deyip ağlamanın anlamı yok. Selin ineceği bölgede önlem almak bizim insan olarak vazifemiz. Salgın hastalık ise bugün yaşadığımız gibi, her ne kadar engel olma konusunda, ilk çıkışı ve yayılışı konusunda bir şey yapamadıysak da daha fazla yayılmasını önlemek adına
her birimizin bireysel olarak alacağı önlemler var, maskesi var, mesafesi var bir de devletin alacağı önlemler, sağlık sektörünün alacağı önlemler yani insana düşen bir kısmı mutlaka var. O kısmı hakkıyla yerine getirmek zorundayız. Herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorunda.
Yangınsa derhal müdahale etmek, yangının çıkacağı yerlerde önceden önlem almak insanoğlunun görevi ama yine de aşamayabilir, yine de karşısında duramayabilir öyle değil mi? İçimiz yanıyor, ormanlarımız yandı geçen sene ne kadar üzüldük durdurmak için çok uğraştık ama yine de çok büyük bir alana yayıldı.
Orada bir gayretin yanında bir tevekkül, bir dua. Ya Rabbi Cebbar olan sensin. Sonsuz kudret sahibi olan ve en son sözü söyleyecek olan sensin.
Sen yardım et, sen durdur, sen engel ol, sen muhafaza et, sen bizi affet. Yaptığımız hatadan, kusurdan, taşkınlıklardan, azgınlıklardan dolayı eğer seni öfkelendirmişsek sen kusurumuzu bağışla.
Diyen bir niyaz dili geliştirmek lazım. Tevekkül etmek lazım, gayret etmek lazım ve sabretmek lazım. Buradaki sabır aciz bir sabır değil. Boynunu bükerek sesini çıkartmayan, cılız ve zayıf bir, kenarına köşesine bükülmüş, büzüşmüş sabır değil. Gayretli elinden geleni yapan ama asla Allah-u Teala isyan etmeyen, vardır bunda bir hikmet diyen.
Rabbim beni sınıyor, bu sınavı en başarılı şekilde tamamlayabilmek için var gücümle çalışmalıyım diyen bir sabır. İnsanoğluna düşen cebbar isminin karşısında boynunu büküp böyle bir sabır ve tevekkülü kuşanmaktır. Unutmayalım ki Allah-u Teala Kur’an’da insanlara hem müjdeler, muştular verir ama kimi zamanda korkutarak, tehdit ederek insanın akıllıca davranmasını bekler.
Biz bunu terhib ve terhib diyerek de adlandırırız. Bir tarafta, rabbet ettiren, teşvik eden, ödüllendiren bir dil vardır Kur’an-ı Kerim’de. Ama bir tarafta da ağır bir şekilde ikaz eden ve cezayı azabı göstererek de korkup kendine gelmesini sağlayan bir dil vardır.
Allah-u Teala hiçbir zaman insana zulmetmez. O adildir. Merhameti her şeyi kuşatmış, rahmeti bütün sıfatlarını geride bırakmıştır. Ama cebbar ve kahhar olduğunu da insan olarak aklımızda tutmamız gerekir. Kıymetli hocam, bu güzel sohbet için, paylaştığınız bu güzel bilgiler için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum Cihana’nın.
Değerli izleyenlerimiz, bugün eşsiz güç ve kudretiyle boyun eğdiren, bozulan, nizamından, düzeninden çıkan her şeyi düzelten, ıslah eden anlamlarına gelen el cebbar ve el kahhar isimlerini dinledik hocamızdan. Rabbimizin rahmetinin bazen lütuf ve ihsanlarıyla bazen de men etme, sakındırma ve zorlama ile tecelli ettiğini anladık.
Rabbimizin kahranın kimileri için tehdit ve azap, kimileri içinse adalet ve teselli olduğu, onun irade ettiği her işte hükmünü icra eden, yegane tasavvuf sahibi olduğu hakikatini idrak edenlerden olma niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın.
Sen ki el cebbar isminle her şeyi tasavvufu altına alan ve iradesini her durumda yürütensin, kırık dökük ve bozuk olan şeyleri düzeltip onaransın.
Dağınıklığımızı toparlamayı nasip eyle bizlere, dirlik düzenlik ihsaneyle tüm müminlere, hal ve gidişatımıza istikamet lütfeyle Allah’ım. Her güçlüğü kolaylaştıran, nizamından çıkan her şeyi müstahak olduğunda zor kullanarak ıslah eden, böylece yaratılmışların halini iyileştirensin.
Erdem ve faziletleri kuşanarak, ibadet ve ta’adleri hakkıyla yaparak, kemali salaha kolaylıkla erişenlerden olmayı nasip eyle bizlere. Ey Rabbimiz! Sen ki el kahhar isminle eşsiz güç ve kudretiyle boyun eğdirensin, irade ettiğin her işte hükmünü icra ederek galip gelensin.
Hükmüne razı olarak rızana erişenlerden olmayı nasip eyle bizlere. Sen ki asla mağlub olmayan, yegane kudret ve tasarruf sahibi olansın. Sana hakkıyla iman edip, imanımızın gereklerini hakkıyla yerine getiren, böylece lütfunla rahmetine erişenlerden eyle bizleri.
Kahrınla ıslah olmaya müstehak duruma getirecek her türlü günahtan ve hatadan sakındır.
Zulme uğramaktan da, zulmetmekten de muhafaza eyle bizleri.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir