"Enter"a basıp içeriğe geçin

El-Hâlık, El-Bâri’ ve El-Musavvir İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 9.Bölüm

El-Hâlık, El-Bâri’ ve El-Musavvir İsimlerinin İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 9.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=IXVEA5M8KTI.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. Gökler ve yer her ikisi içindeki cümle varlık, müthiş bir ahenk, şaşmayan ve değişmeyen, insanı hayrette bırakan eşsiz bir düzen içerisinde yaratılmıştır. Yaratılmıştaki bu ince ve emsalsiz hesap, Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin, gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun hitabıyla vurgulanmıştır. Biz de bugün Rabbimizin eşsiz yaratıcılığını ifade eden, el-Khaliq, el-Bari ve el-Musavir isimlerini, anlam derinliklerini ve kainata yansımalarını Prof. Dr. Huriye Martı Hocamızdan dinleyeceğiz inşallah. Kıymetli Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum. Nasılsınız? Elhamdülillah, çok şükür iyiyim sizlere ve ekranları başındaki bütün izleyicilerimize de sağlık afiyet diliyorum. Teşekkür ederiz Hocam.
Hocam güzel bir sohbete inşallah isimlerimizle başlasak, Rabbimizin el-Khaliq, el-Bari, el-Musavir isimlerinin manaları ve birbirlerinden farkları nedir? Aslında bu üç isminin hepsinin birleştiği ortak nokta yaratıcılık vasfı,
Allah-u Teala’nın yaratıcı olduğunu, en yüce, en büyük kudret sahibi ve en eşsiz biçimde yaratan yüce yaratıcı, yüce yaratan olduğunu bize ifade eden isimler fakat her üçü de aslında yaratıcılıktan bahsetse de aralarında bazı farklar var, bazı detaylar var. Çünkü alimlerimizin de belirtiği üzere Cenab-ı Hakk’ın Esma-i Hüsnası her ne kadar birbiriyle anlam benzerlikleri olsa da hiçbiri bir diğerinin aynısı değildir. Mutlaka bir anlam inceliği, bir hikmet, bir letafet ve bir fark vardır. Bu üç isim de yaratılıştan bahsettiği, yaratıcılık vasfından bahsettiği halde aralarında birtakım küçük farklar var. Öncelikle El-Halik isminden bahsedelim isterseniz. Cenab-ı Hakk’ın bu ismi yaratan anlamına gelir ve Kur’an-ı Kerim’de en çok geçen isimlerinden birisidir. Cenab-ı Hakk’ın bütün kainatı yaratması, yeri, göğü ve içinde yaşayan bütün varlıkları yoktan var etmesi Halik ismiyle bize anlatılır. Ve aslında Halik isminin altında zemininde bir irade vardır, bir kudret vardır ve bir ilim vardır, bir bilgi vardır. Öncelikle planlayan, tasarlayan, takdir buyuran, karar kılan, yaratma konusunda hüküm ona ait olan demektir. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın o diğer vasıflarıyla gücüyle, kudretiyle, ilmiyle, iradesiyle beraber düşünüldüğünde
Halik ismi çok kuşatıcı bir isimdir ve Cenab-ı Hakk’ın hem olayları yaratması, hem sebepleri yaratması, hem insanları, hayvanları, bitkileri yaratması, hem cansız varlıkları ve kainatın düzenini yaratması, geceyle gündüzün birbiri ardından gelişini, denizlerin, yağmurun, bulutların, rüzgarların esişini,
bütün bu kainat olaylarının, tabiat, hadiselerinin peş peşe ve düzen içinde varoluşunu yaratması gibi birden fazla anlam içerir. Ve bu yaratıcılık vasıfı tabii ki Allah-u Teala’nın en temel, dediğim gibi Kur’an-ı Kerim’de kendisinden en çok bahsedilen vasıflarından birisidir. Çünkü Allah dışında başka ilahlar edinen, kendilerine Allah-u Teala’ya inanmayı bırakıp da başka tanrılar bulan ya da Allah’ı bütünüyle inkar ederek tanrısızlık yoluna giden her insan, yaratılmış bu kadar muhteşem bir düzeni görmemezlikten geliyor demektir. Ve Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de çok ısrarla defalarca bir düşünün bunu kim yarattı? Yaratan siz misiniz yoksa biz miyiz şeklinde insanların yaratılış üzerinde düşünmesi ve bu yolla da Cenab-ı Hakk’ın varlığını ve birliğine gitmesiyle ilgili vurguda bulunur. Dolayısıyla Halik ismi bu anlamda aslında Kur’an-ı Kerim’in de o bütünlüğü içerisinde geniş yer kaplayan ve insanı sarsan bir isimdir. Hemen sonrasında Bari ismi Halik isminin tam aksini Kur’an’da sadece iki defa geçer. Fakat neden acaba yine yaratan anlamına geldiği halde Allah-u Teala özellikle bu ismini Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur bizlere. Bari ismi de hiçbir madde yokken ortalıkta, hiçbir ham madde olmaksızın ve hiçbir model olmaksızın öncesinde bir prototip olmaksızın sıfırdan yaratabilen demektir. Allah-u Teala öyle bir yaratıcıdır ki daha önce onun yarattığı varlıkları yaratan bir başka gücün olması mümkün değildir.
Allah-u Teala öyle bir yaratıcıdır ki onun sınırı yoktur, asla yaratmakta zorlanmaz. Allah-u Teala öyle bir yaratıcıdır ki herhangi bir ham maddeye ihtiyaç duymaz. Bir marangoz, bir mobilya yapmak için illa ağaca ihtiyaç duyar. Oysa Cenab-ı Hak için ham maddeye gerek yoktur. Kün feye kün, ol der ve olur.
Dolayısıyla daha önce hiç olmamış, hiç yeryüzüne gelmemiş ve hiç kimse tarafından görülmemiş, bilinmemiş, duyulmamış nice yeni canlıyı yaratan Allah’tır. Bugün bizim coğrafya ile ilgilenen, tabiat bilimleri ile ilgilenen, astronomi ile ilgilenen, biyoloji ile ilgilenen ilim adamlarımızın söylediğine göre Allah-u Teala’nın bu yepyeni yaratışları devam etmektedir. Daha önce hiç örneği görülmemiş yeni denizaltı canlıları, daha önce hiç varlığından haberdar olunmayan yepyeni bitki, endemik bitki türleri Allah-u Teala tarafından yeniden ve en güzel biçimde yaratılmaya devam etmektedir.
Dolayısıyla Allah-u Teala illa bir model olup da ona bakarak, haşa onu görerek ya da bir madde olup da onu dönüştürerek değil, yokluktan varlığa çıkaracak şekilde son derece yüce bir kudretle ve bir mucize olarak yaratışta bulunur. Bunu da El-Bari ismiyle biz Esma Hüsna’da dile getiririz.
Üçüncüsü ise yine yaratmaktan bahseden isimlerin El-Musavvir ismidir. El-Musavvir de tasvir kelimesinden hepimizin kolaylıkla anlayabileceği gibi şekil vererek yaratan demektir. Rastgele değil, bir düzenle, bir ahenkle, bir bakıldığı zaman estetikle, en güzel biçimde ve birbirinden çok farklı olarak yaratan demektir.
Allah-u Teala öyle bir yaratıcıdır ki, öyle büyük bir kudrettir ki, Ahsenül Khaliqin diyerek Kuran-ı Kerim’de kendisini vasıflandırır. Yani en güzel yaratan, yaratan var eden, var ettiğini hatta iddia ettiğiniz, yarattığını iddia ettiğiniz bütün putlarınızdan ve diğer tanrılarınızdan, her birinden çok yüce ve eşsiz olan ve en güzel şekilde yaratan odur.
İşte o güzellik, Musavvir isminde gizlidir. Biraz orada Allah-u Teala’nın sanatı vardır. Biliyorsunuz, Cenab-ı Hakk’ın sanatsal bir şekilde yarattığı renklerine, desenlerine, motiflerine, birbiriyle iç içe geçtiği zaman oluşturduğu, yepyeni düzene ve yepyeni dünya üzerindeki güzelliklere katkı sunan bambaşka varlıklar yaratır.
Ve bu sanatsal yaratış Musavvir ismiyle bizim önümüze çıkar. Allah-u Teala esmeri de çok güzel yaratır, sarışını da çok güzel yaratır ve birini birine bir türlü üstün kılamazsınız. Allah-u Teala laleyi de çok güzel yaratır, gülü de çok güzel yaratır. Birini birine üstün kılamazsınız.
Her seferinde farklı bir güzellik yaratan demektir el-Musavvir ve yarattığı her varlığın detaylarını en ince ayrıntılarına kadar en muhteşem bir şekilde planlayan demektir. Ve Allah-u Teala yarattığını en iyi bilen olduğunu Kur’an-ı Kerim’de bize zaten açıkça söyler.
Mülk suresinde ”Elai alemum an khalaq ve huvella tiful khabir” der. ”Hiç yaratan bilmez mi? Yani sizi yaratan sizi tanımaz mı? Ve huvella tiful khabir o en ince detaylara kadar haberdardır” der. İşte bütün bunlar Allah-u Teala’nın o yaratıcı gücü ve yaratıcılık sıfatı altında beraber düşünürlesi şeylerdir.
Allah-u Teala bir şey yarattıysa mutlaka bir anlama, bir hikmete, bir gayeye binayen yaratmıştır. Asla boşu boş değildir, öylesine değildir, tesadüfî değildir. Allah-u Teala bir şey yaratmışsa mutlaka en güzel, en anlamlı ve en doğru şekilde yaratmıştır.
Mutlaka öyle oluşunda bir hikmet vardır. İnsanın gözüne bazen güzel görünmese bile o varlığın o şekilde oluşunun mutlaka Allah tarafından yüklenen bir anlamla kainata katkısı vardır. Allah-u Teala ateşi yaratmıştır. Neden yakıcıdır, zarar vericidir, yangınlar, felaketler?
Oysa ateş olmadan insanoğlu ne ısınabilir ne karnını doyurabilir. Dolayısıyla mutlaka insana bazen ürkütücü gelen yarattığı varlıklar bile bu kainatın bütünlüğü içerisinde bir anlam taşır ve bir vazife ifa eder.
Dolayısıyla Allah-u Teala’nın yaratmasında bir eksik bir kusur, haşa bir unutma, ilerleyen zamanlarda mükemmelleşsin de evrimleşerek düzelsin gibi bir durum asla yoktur. İlk yarattığı andan itibaren her şey mükemmeldir ve onun yaratışı devam etmektedir. Allah-u Teala yaratıp da bir kenara çekilmiş, emekliye ayrılmış, haşa bir tanrı değildir. Batıdaki pek çok filozofun iddia ettiği gibi deist görüşlerde dile getirildiği gibi yaratmış ve ondan sonra da dünyayı kendi haline bırakmış bir yaratıcı değildir.
Her an, her saniye bütün varlıkları gören, gözeten, idare eden ve yaratmaya devam edendir. Hocam, Rabbimizin bu yaratıcılık vasfını, daha doğrusu yaratıcılık olgusunu da insanoğlu tarihin seyri içinde her zaman incelemiş ve irdelemiştir. Peki Kuran-ı Kerim ve hadislerde yaratma olgusu bize nasıl açıklanmış, bizim muhayyelimize nasıl tasvir edilmiştir?
Aslında yaratma bir sırdır, yaratma bir mucizedir ve yaratma her zaman bir merak konusu olmuştur insanoğlu için. Pek çok noktada hala keşfedemediğimiz, hala detayına vakıf olamayacağımız bir şeydir.
Her ne kadar klonlamak yöntemiyle aynısından bir daha üretmek gibi iddiaları olsa da insanoğlunun hiçbir zaman yaratıcı olamayacaktır insanoğlu. Dolayısıyla insanoğlu mahluktur, yaratılmıştır ve öyle kalacaktır. Bu noktada Allah-u Teala o yaratılıştaki incelikleri kimi zaman işaret eder?
Yerlerin ve göklerin yaratılışından başlayarak dediğim gibi dağların, denizlerin, ağacın, hatta meyvelerin, üzümlerin, narın, incirin, hurmanın bir şekilde etrafımızda var olan bütün rızıkların ne şekilde yaratıldığını, bir arının nasıl bal yaptığını, o balın nasıl yaratıldığını.
Çeşitli şekillerde Kur’an-ı Kerim’de dikkatimizi çekmek üzere Allah-u Teala bize anlatır süt nereden geliyor, o sütü o kuzuda, o koyunda nasıl var etti, yarattı da sana faydalı kıldı.
Hep bunların altında aslında şu vardır, sütün bir şekilde biz biyolojik olarak nasıl üretildiğini, işte süt bezleriyle vücuda giren gıdanı nasıl süte dönüştürüldüğünü, hormonlarla, hücrelerle biyolojik olarak belki izah edebiliriz.
Ama haydi aynısını yapalım dediğimizde yapmamız mümkün değildir çünkü o ancak Allah’ın yapabileceği bir mucizedir ve mutlaka bir yerlerde bir şifre, mutlaka bir yerlerde insanı hayran bırakan ve pes ettiren, bu ancak insan üstü bir güç tarafından yapılmış olabilir dedirten bir şey vardır ve işte bunun adı yaratıcılıktır.
Dolayısıyla yaratıcı olan sadece Cenab-ı Hak’tır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de hem kainata nasıl yarattığını, çeşitli varlıkları, rızıkları nasıl yarattığını düşünmemizi ister, hem de kendimizi bir düşünmemizi ister. Ve insanı nasıl yarattığını Hz. Adem’in yaratılışından bahseder, Hz. Havva’nın yaratılışından, onları bir topraktan yarattığı bir insanlık özünden, insanlık hamurundan var ettiği üzerine konuşur.
Arkasından da insanın anne karnında nasıl evreden evreye geçerek, işte öncelikle küçük bir nutfeyken arkasından annenin karnına rahmine asılmış bir küçük alaka haline geldiğini, işte oradan bir çiğnem, bir küçük parçacık et kadar ufacık bir mudga olduğunu,
oradan büyüdüğünü büyüdüğünü bebek olduğunu ve o aslında göze görünmeyecek kadar küçük iki hücrenin ne muhteşem bir şekilde gelişerek insanı oluşturduğunu Kur’an-ı Kerim’de anlatır.
Bunu niye anlatıyor? Çünkü yaratılışın belki de bizim insan olarak en yakından takip ettiğimiz, evre evre hissettiğimiz ve doğumla mucizesine şahit olduğumuz en çarpıcı şekli anne ve bebek ilişkisinde karşımıza çıkar. Onun için Kur’an-ı Kerim bunu anlatır bize. İnsanoğlunun topraktan yaratılışına vurgu yaptığı gibi bütün canlıların sudan yaratıldığını da söyler.
Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık buyurur. Neden? Allah’ın bir yaratış malzemesine ihtiyacı mı vardır? Haşa hayır. Ama kainatın özü sudur. İnsanın bile bedeninin çok büyük bir kısmı biliyorsunuz sudan teşekkül eder ve su insandır, hayattır, su candır.
Allah-u Teala’nın kimi zaman melekleri nurdan yarattığını, kimi zaman cinleri alevli bir ateşten yarattığını yine Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinden duyar, öğreniriz. Bir şekilde aslında Allah-u Teala farklı varlıkları yaratışından bahsederken insanı her seferinde aynı noktaya getirir.
Yaratışın ve yaratılışın şifrelerini bütünüyle çözmek mümkün değildir. Çözmek için uğraşacaklar insanoğlu. Tıp ilmi her geçen gün gelişiyor, efendim dediğim gibi biyoloji her geçen gün gelişiyor ama bir noktada mutlaka aciz kalacaktır. Peki niçin o zaman Allah anlatmaktadır? Onları taklit etmemiz için mi? Hayır.
Böylesine muhteşem bir düzenin, böylesine muhteşem varlık aleminin, çeşit çeşit yaratılmışların bizde oluşturması gereken bir tevhid bilinci vardır.
Bunların her birini ayrı ayrı, farklı farklı, mükemmel şekilde yaratan gücün önünde saygıyla eğilmek, başımızı eğmek ve kul olduğumuzu bilmemiz, ibadetimizi, Allah karşısındaki sorumluluk bilincimizi yitirmememiz gereklidir. Onun için Allah-u Teala yaratılıştan Kuran-ı Kerim’de sıklıkla bahseder.
Hocam yaratılışın şifresini ne yaparsa yapsın, insan acizdir, bilemez, bulamaz dediğiniz gibi. Rabbimiz de hakikaten küçük de olsa anlamamız için bazı işaretleri Kuran-ı Kerim’de, Peygamberimiz hadislerinde zikretse de aslında sanki biz ayet ve hadisleri okuduğumuzda bu safhaları merak etmek ve araştırmaktan ziyade hayatın ve yaratılışın amacının ne olduğunu bizim düşünmemizi sevk ettiğini görüyoruz Rabbimizin, Peygamberimizin.
O zaman sanki temel sorumuz bu. İnsan niçin yaratılmıştır? Evet, aslında Allah-u Teala, Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifine göre, ezelde Allah-u Teala vardı ve ondan başka hiçbir varlık yoktu. Peygamber Efendimiz böyle buyuruyor. Daha sonra Allah-u Teala varlıkları yaratmaya başladı.
Allah-u Teala bilinmek, tanınmak bir yaratıcı olarak kainatın sahibi ve hâkimi olarak kulları tarafından sevilmek istedi. Bu nokta çok önemli.
Biz Allah-u Teala’nın yarattığı varlıklar olarak, O’nun bizi var ettiği bu dünyada belli bir süreliğine yaşamak için varız ama bu dünyadaki hayatımız ölümle sona erdiği zaman aslında biz ölümsüzlük âlemine göçmüş oluyoruz. Ve orada bambaşka yeni bir hayat bizi bekliyor. Sonsuz bir hayat. Bu aslında sonsuza kadar Allah-u Teala’nın var ettiği, yarattığı varlıklarla ilgileneceği anlamına geliyor. Allah-u Teala Ferttir, Tektir, Ehattir, Yeganedir, Biriciktir, Samettir. Hiç kimseye muhtaç değildir ama herkes ona muhtaçtır.
Allah-u Teala böyle iken ve yanında daha önce etrafında, yöresinde, çevresinde bu kainatın hiç insan yokken, hiç canlı yokken Allah-u Teala bu kainatın yanı başında insanlar yarattı. Bu âlemin içinde bir yaşam düzeni yarattı. Bu yaşam düzeninde insanoğlunu imtihan ediyor. Doğru mu yaşayacaksın? Doğruluk için, iyilik için mi yaşayacaksın? İmanla salih amelle mi yaşayacaksın?
Yoksa yanlışın peşinde mi koşacaksın? Kötülük için yaşayıp inkar edecek ve kötü işlerle cehenneme mi gideceksin? Bu yol haritası, aslında doğruya doğru insanı, iyiye doğru götüren yol haritası, Allah-u Teala tarafından belirlenmiş ve insana verilen iradeyle Allah-u Teala insanın da bir şeyler üretmesini istemiş.
Allah-u Teala kendisi yaratıcı ve insan yaratıcı değildir. Hani insanın üretme vasfı vardır, hayal etme vasfı vardır, kurgulama vasfı vardır, tasarımlama vasfı vardır. Ama yaratıcı değildir insanoğlun. Yaratıcılık sadece Allah-u Teala’ya aittir. Dolayısıyla insanı keşfeder, düşünür, üretir.
Yeni ürünler ortaya koyarak hayatı kolaylaştırır, kendisini ve çevresindeki sevdiklerini tehlikelerden korur ve Allah’ın rızasına uygun güzel işler yapmak için üretimde bulunur. Teknolojik gelişmeler insan aklı sayesinde olmuş ve insanın ham maddeyi kullanması sayesinde bugün geldiğimiz medeniyet seviyesine ulaşmışızdır. Ama bütün bunlar aslında hayat imtihanının bir parçasıdır ve Allah-u Teala niçin yarattı dediğimizde? Kul olmak için deriz. Peki kul olmak nedir? Kul olmak ilk önce ve en temelde kendisini yaratanı tanımak, onun tarafından yaratıldığını kabul etmek, onun karşısında boyun eğmek ve onu sevmektir.
Allah-u Teala’ya sevgiyle bağlanmak, Allah-u Teala’nın kendisini her an rahmetiyle kuşattığını, yardımıyla desteklediğini, rızkıyla ikramladığını bilmektir kul olmak. Kul olmak Allah-u Teala’nın hani o çok sevdiğimiz biricik Rabbimizin bizden bir şeyler beklediğini bilerek onu hoşnut etmek için, istediklerini yerine getirmek için, yasakladıklarından da sakınmak için gayret göstermektir.
Kul olmak sorumlu olmak demektir, bilinçli olmak demektir. Başıboş davranmamak, umursamaz, galetsiz amaçsız bir hayatı kabul etmemek demektir. Aksine bana verilen bu hayatı en güzel şekilde, en anlamlı şekilde değerlendireceğim demektir. İnsanoğlu yaratılış gayesi kul olmaktır.
Ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım şeklinde tercüme edilen ayet-i kerime de. Yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım. Tercümesini ben çok daha derin anlamlara sahip buluyorum. Sadece ibadet etmek değildir. Kul olmak ibadeti de kapsayan, namazı, orucu, zekatı da kapsayan ama bütün bunun daha üstünde dediğim gibi,
Allah’ın rızasını kazanabilmek için yeter ki o memnun olsun, yeter ki o razı olsun. Beni yarattı, bana bir anlam yükledi, bana bir vazife verdi. Yeter ki onu yerine getirebileyim gayretiyle, o çırpınışla yaşamak demektir. Ve işte bu gayeyle insanoğlu donatıldığı zaman da Allah’ın yaratmasının ne kadar manidar ve değerli olduğunu fark ederiz. Allah-u Teala insanı yaratır, der ki yeryüzünün en şerefli varlığı olarak seni yarattım, sana emaneti yükledim ve bu emanet bilinciyle yeryüzünde iyiliğin hakim olması için, savaşların, kötülüğün, hırsızlığın, yolsuzluğun, soysuzluğun, zinanın zulmün değil, iyiliğin, güzelliğin, barışın, huzurun hakim olması için sana bir vazife verdim der.
Ve sonra insanın işini kolaylaştırmak için yaratır da yaratır. Öyle değil mi? Etrafımızdaki her türlü eşyayı, her türlü varlığı bize hizmetkar olarak yaratan da yine Rabbimizdir. Yeter ki dünyada iyi işler yap ve bütün bunların aslında muhteşem bir örgüyle, o yaratılış örgüsüyle insanı kuşattığını görürüz. Orada işte insana düşen hem kendi üretme kabiliyetini en doğru şekilde kullanabilmek, hem yaratıcısının gücü önünde hürmetle eğilmek, hem de yaratıcısının ondan beklediği, hedeflediği ve ona yüklediği sorumluluğu yerine getirmektir. Hocam Rabbimiz tegâbin suresi 3. ayette şöyle buyurmuşlar, Allah size şekil verdi, şekillerinizi de güzel yaptı.
Ve yine Rabbimizin el-Musavvir olduğunu da biliyoruz ilahi hitabında zikrettiği için. Peki o zaman içinde bulunduğumuz dönemin güzellik algısındaki bilinç kaybı ve bunun insanda yarattığı tahribatlar, sonuçlar hakkında neler söylemek istersiniz? Doğrusu bu konu çok önemli. Çünkü Allah’ın el-Musavvir ismi üzerinde düşündüğümüz zaman yaratılışın bambaşka bir boyutuna doğru gidiyoruz. Ve insanoğlunun bu noktada tefekküre çok ihtiyacı var.
Bu boyut Allah’ın yarattığında en güzeli, en mükemmeli, farklı ama özel olana yaratışı anlamına gelen el-Musavvir isminde gizli. İnsanoğlu güzelliğe meftundur. İnsanoğlu güzeli ister, güzelleşmek ister, güzel olanın peşine düşer. Dolayısıyla bu konuda hassasiyetlerimiz olması gayet doğaldır.
Fakat Allah-u Teala’nın yarattığı asli şeklin her halükarda anlamlı ve güzel olduğunu dikkatten kaçırmamak gerekir. Çünkü maalesef insanoğlu belli bir noktadan sonra kendi tasarladığı güzeli oluşturmak ve Allah’ın yaratışıyla neredeyse mücadeleye girerek, Allah’ın yaratışını bozarak yeni yaratışlar peşine düşmek gibi bir yanlışa da maalesef saplanabilmektedir.
Biz bu konuda Allah-u Teala’nın Kuran-ı Kerim’de ekinin ve neslin bozulmaması, ekinin ve neslin ifsad edilmemesi hususunda insanı uyardığını biliyoruz. Buradaki ekinin ifsadında söz gelimi tohumlara müdahale vardır, gen haritalarına müdahale vardır, neslin bozulmasında aynı şekilde doğuma ve akışa müdahale vardır.
Oysa Allah-u Teala her şeyi en güzel bir şekilde matematiksel ince hesaplarla yarattığı için insanoğlu yaratılışa müdahale ettiği zaman, aslında o ahengi bozduğu için iyi bir şey üretmeye çalışırken facialarla da karşı karşıya gelebilmektedir.
Buna tabiatın akışındaki yaratılışa müdahalelerden örnekler verebiliriz. Söz gelimi toprakla, suyla, havayla, ateşle, uyum içerisinde yaşamamışsa insanoğlu ve kendince Allah-u Teala’nın yaratışını bozmuşsa,
kimi zaman selle, kimi zaman erozyonla, kimi zaman yangınla mücadele etmek zorunda kalır ve sonuçlarına çok acı bir şekilde katlanır. Benzer şekilde her ne kadar bir yenisini yaratmak konusunda kendisi iddialı olsa da asla yaratıcı olamayacak olan insanoğlu,
Allah’ın yarattığı tarzı beğenmeyerek estetik müdahalelerle yepyeni güzellikler üretmeye çalışırken aslında dış görünüşü güzelleştirse bile içeride ruhen manevi olarak çöküşlere sebep olur, geleceğini ve huzurunu kaçıracak yanlış adımlar atar.
Dolayısıyla aslında El-Musavvir isminin en güzel şekilde yaratan Allah’a saygıyı gerektirdiğini, evet güzelim peşinde koşalım, güzelleştirmeye çalışalım ama Rabbimizin yarattığı ile mücadele etmeden, onun akışının tersine ve onun düzeninin aksine bir iş yapmadan güzelleştirme çalışmalarımıza devam edelim diyebiliriz. Hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz.
Ben çok teşekkür ediyorum sağolasınız. Değerli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin miktarınca ölçüp biçerek, hesaplayıp takdir ederek yaratan anlamındaki El-Khalib ismini tefekkür ettik evvela. Ardından Cenab-ı Hakk’ın takdir ettiği ölçü ve nizama göre örneği, modeli olmadan, yoktan var eden anlamındaki elbari ismini dinledik hocamızdan.
Son olarak da her varlığa fiziki ve ruhi açıdan şekil vererek, kendine has olma lütfunu ihsan ederek yaratan anlamındaki el-Musavi ismini tefekkür ettik.
Bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın.
Kıylak ile iman edip kulluk etmeyin. Her sözümüzü ve her işimizi düşünüp ölçüp biçerek yapmayı nasip eyle bizlere. Sen ki maddesi ve modeli olmadan yaratan, kainattaki bütün parçaları ahenk ve düzen içerisinde var edensin. Bizleri var ettiğin düzen ve ahenge uyum sağlayanlardan eyle. Yeryüzünde fesat çıkaranlardan olmaktan da muhafaza eyle. Sen ki rahmetinin, kudretinin, ilim ve hikmetinin geriyi olarak her şeye bir suret ve hususiyet verensin.
Yaratılışımızı güzel yaptığın gibi, ahlakımızı da güzelleştir lütfu kereminle.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir