"Enter"a basıp içeriğe geçin

El-Gaffâr ve El-Gafûr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 10.Bölüm

El-Gaffâr ve El-Gafûr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 10.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Fe2v8s9-4tU.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. Beşer sıfatıyla yaratılan insana iyilik ile kötülük yapma imkanı veya onları tercih etme ihtiyarı verilmiştir. Bu yüzden kalbi karartan ve çoğaldığında kişinin helakine sebep olan günahın seyri insanlık tarihiyle başlar. Kimi zaman ibadeti ihmal etmek veya terk etmektir günahın içeriği, kimi zaman iyilikleri ateşte yakıp kül eden hasedin faid olmaktır. Tüm bunlara karşı Allah’ın mağfiretine sığınanlar, topçunun değişiyle günahdan sevaba, şerlerden hayra kahraman bir atlayışla geçebilen cesur ruhlardır. Biz de bugün Rabbimizin mağfiretini ifade eden Al-Gaffar ve Al-Gafur isimlerini tefekkür edeceğiz. Kıymetli hocamızdan dinleyeceğiz inşallah. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Teşekkür ediyorum Canan Hanım. Nasılsınız? Şükürler olsun. Elhamdülillah. Sizler de iyisiniz inşallah. Hamdolsun hocam.
Hocam bu güzel sohbetimiz ilk olarak Al-Gaffar ve Al-Gafur esmasının anlamlarıyla başlasak. Nedir hocam bu esmanın anlamları? Ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuz ve bir kul olarak Allah’a Teala’ya en çok yakarışlarımızda dile getirdiğimiz iki isimdir. Allah’ın Al-Gafur ismi ve Al-Gaffar ismi. Her ikisi de bağışlayan anlamına gelir.
Aslında Gafur hatayı bağışlayan, örten, gizleyen, rezil rüsva etmeyen ve affeden anlamına gelirken, Al-Gaffar defalarca bağışlayan, bir daha hata edilince yine bağışlayan, bağışlamaktan vazgeçmeyen, ısrarla bağışlayıcı olan demektir.
Dolayısıyla her ikisinde de Rabbimizin kulun hatalarına, yanlışlarına, günahlarına karşı O’nu affedici vasfını bulabiliriz. Hocam Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmuş Rabbimiz, Şüphesiz Rabbinin bağışlaması çok geniştir. Bu müjdeye rağmen Allah’ın affetmeyeceği bir günah var mıdır? Günahın dünyevi ve uhrevi sonuçları ya da çeşitleri bu konularda neler söylemek istersiniz?
Peygamber Efendimizin belirttiğine göre Allah-u Teala güneş batıdan doğana kadar, yani kıyametin kopacağı ana kadar affetmekten vazgeçmeyecektir. Allah-u Teala kullarının hata işlemesi, hatayı kimi zaman tercih etmesi bile isteğe yanlış yapması,
bazen de bilmeden günaha girmesi sebebiyle ortaya çıkan kötülükleri pişman olup kendisinden af dilediğinde hemen bağışlayıverendir. Allah-u Teala bağışlamak üzere hazır bekleyendir tabir caizse. Yeter ki kulun af dilesin, yeter ki yaptığı hatayı farkına varsın, pişmanlık duysun ve iyiye doğru yönünü düzeltsin, değiştirsin. Allah-u Teala’nın bu hali Peygamber Efendimizin pek çok hadis-i şerifinde bize anlatılır ve Cenab-ı Hakk’ın aslında kulunun hata etmesinden her ne kadar üzülüyorsa da, af dilemesinden de o kadar memnun olduğu ve bağışlamaktan yana daima hızlı davrandığı bize Peygamberimiz tarafından müjdelenir. Bu çok büyük bir fırsattır bizim için ve Allah-u Teala’nın affedici, tekrar tekrar affedici, çok affedici olması, el gaffar olması, mağfiret buyurması, istiğfar edene, bağışlanma dileyene derhal karşılık vermesi, hatta her gece, gecenin son üçte birinde yeryüzü semasına yani yeryüzündeki insanlığa seslenerek yok mu bağışlanma dileyen, ben onu bağışlayayım diyecek kadar Allah-u Teala’nın bağışlamak için hazır olması çok büyük bir lütuftur, ikramdır.
Dolayısıyla Allah-u Teala’nın bu vasfı bizi her zaman bir umuda, bir ümide sevk etmektedir. Allah-u Teala hem bu dünyada hem de ahirette affediciliğiyle kendisini kullarına gösterir. Fakat Allah-u Teala insana her birimizin bildiği gibi bir akıl vermiştir, bir karar vermeye yetkisi vermiştir.
Yapacağı davranışlarda, gideceği yolda, söyleyeceği sözde, alacağı kararda, iyilikten ve doğruluktan yana olmasını kulundan istemiştir. Kul eğer içindeki birtakım nefsani isteklerden dolayı yanlıştan yana tercihini kullanırsa, kimi zaman dış etkilerle, kimi zaman şeytanın vesvesesiyle, arkadaşlarının etrafındaki olumsuz çevrenin kendisini olumsuzluğa, günaha, hataya çağırmasıyla ayağa kaymışsa, o kulun derhal toparlanması, derhal bunun farkına varması ve Allah’tan özür dileyerek bu kötü davranışı terk etmesi beklenir.
Bu hata bazen ufak bir hata olabilir günlük hayatta işlenen, bazen de çok daha büyük ve Peygamber Efendimiz’in büyük günahlar olarak dile getirdiği, adam öldürme gibi, bir insanın ırzıyla, namusuyla, şerefiyle, onuru ile oynamak gibi, yalan söylemek gibi, iftira atmak gibi, zina, kumar, içki, faiz gibi büyük günahlar olabilir. Hangi şekilde olursa olsun günah, insanoğlu günahta ısrar etmemelidir. Ya da günah bazen bireyi ilgilendirir, sadece karşımızdaki tek insanla aramızdaki bir problemde yaptığımız bir hata sebebiyle günaha girebiliriz. Ya da bazen toplumu ilgilendirir, sözgelimi kamu malına el uzatan, bir memur zimmetine para geçiren ya da herhangi bir şekilde devlet malını çarçur eden, israf eden, saçı bitmedik yetimin hakkı dediğimiz o devlet malının, kamu malının zarara uğramasına sebep olan bütün kamu’nun, bütün toplumun karşısında günahkardır.
Hepsinin sorumluluğunu üstlenmiştir. Yani bir bireyle değil, toplumla ilişkisinde insan günaha girebilir. Ya da bazen Allah’la ilişkisinde günaha girebilir. İşte Allah’ı Teala ondan namaz kılmasını bekler. Namaz kullu Allah arasında bir ibadettir, oruç tutmasını bekler. Bunu yapmaz, yapmamakta ısrar eder, hatta bununla alay eder, bu zamanda buna ne gerek varmış diye küçümser, ibadeti küçümsediği için günaha girer.
Günah dediğim gibi, kimi zaman bireysel, kimi zaman toplumsal, kimi zaman insan ve Allah arasında ibadetsel bir boyutu olabilir. Ne olursa olsun, hiç fark etmek sizin günahın zerre kadarından bile, hatanın zerre kadarından bile kaçınmak ve ısrarla kendimizi devamlı kontrol etmek zorundayızdır.
Hz. Ali’nin çok güzel bir sözü var ya, bugün Allah için ne yaptın? Şimdi her birimiz bunu çocuklarımıza da öğretmekle mükellefiz. Günü sonlandırdığımızda bugün ne yaptım? Allah için ne yaptım? Allah’ın rızasına aykırı ne yaptım? Allah’ı öfkelendirecek, Allah’ı üzecek ne yaptım diye düşünmek zorundayızdır. Bu muhakeme insanın kendisini hesaba çekmesi, her akşam olur, yıl bitiminde olur, yeni bir yıla girerken, eski yılı bir muhakeme edelim deriz, öyle değil mi? Yeni bir yaşa girerken, yaş günümüz, doğum günümüz olduğunu, bir önceki yılımızı bir düşünüyoruz, geçen yaşımda ben ne yaptım?
Allah’ın rızasına uygun olmayan işlerimi alt alta yazıp, bunlardan vazgeçip, pişman olup Allah’a Teâlâ’dan bağışlanma dilemek bizim kul olarak sorumluluğumuzdur. Ne olursa olsun yaşadım gitti demek ve umarsızca, duyarsızca yaşamaya devam etmek bir kula yakışmaz. İşte bu hata dediğimiz, günah dediğimiz, kusur dediğimiz, istenmedik davranışlar, ilahi emir ve yasakların dışına çıkan davranışlar, sonuçta bir şekilde karşılığını bulacaktır. Ya bu dünyada Allah’ın Teâlâ bir günahımızın cezasını derhal verir, acilen verir ya da erteler öbür dünyada verir. Ama her şekilde bunun bir karşılığı vardır. O cezadan korunmak ve bir daha işlememek üzere karar verip de af dilemek, Allah’ın Teâlâ’nın gaffar ismine sığınmak demektir. Allah’a Teâlâ’yı biz buna istiğfar diyoruz. Gafur olan Rabbimizin o affediciliğine, o örtücülüğüne, günahı örten, kapatan, insanı rezil rüsva etmeyen haline güvenerek,
gözyaşı dökmek, pişman olmak, Ya Rabbi nefsime uydum. Hazreti Adem ve Hazreti Havva’dan beri bu böyledir. Öyle değil mi? Hazreti Adem’in ve Hazreti Havva’nın duası Kur’an-ı Kerim’de ne diyor? Ya Rabbi biz kendimize yazık ettik diyor. Eğer sen bizi affetmezsen bizi kim bağışlayacak?
Dolayısıyla bu bağışlanma talebi insanoğlunda varlığından ilk gününden itibaren kıyamete kadar geçerliliğini koruyacaktır. Ve dediğiniz gibi günahın her şekli hangi türlü olursa olsun, bağışlanmak için Cenab-ı Hakk’a yüzümüzü dönmeyi ve günaha sırtımızı dönmeyi gerektiren önemli bir durumdur.
Peki hocam günaha sırtımızı dönmek ve bağışlanma talebinde bulunmak. Bu çok önemli bir husus bu ismin tecellisi için Gaffar ve Gafur. Ama bunun dışında Gaffar ve Gafur isimlerin tecellisi için kulun hangi özellikleri veya hangi amelleri yapması, kuşanması gerekir? Çok ilginç bir şekilde Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki bir kötülükten sonra hemen bir iyilik yap ki onun silsini yok etsin.
Bu hadis-i şerif hep beni çok etkilemiştir. Yeryüzüne bir kötülüğün kalıcı olmasına izin verme diyor Peygamber Efendimiz. Yeryüzüne bir kötülük bıraktığın zaman bu bir şiddet olabilir, bu bir zulüm olabilir, bu bir yalan olabilir. İşte her neyse o kötülük bu bir kibir olabilir, bu bir rüya olabilir, bu bir kötü söz olabilir, hakaret, küfür olabilir, kalp kırmak olabilir.
Bıraktığın kötülük orada o iz kalmasın. Hemen bir iyilik yap, yeryüzüne bir iyilik bırak ki onu silsin, yok etsin, mahvetsin. Bu aslında insanoğlunun elinden çıkan, dilinden çıkan davranışın, en son davranışın iyilik olması gerektiğine dair bir işaret. Dolayısıyla insanoğlu bir kere affedilebilmesi için iyiliğe doğru yönelmeli ve iyilik yapmaya kararlı hale gelmelidir. Yaptığı şey yanlış olan neydi? Rüya, gösteriş miydi? Mütevazi olmaya dönmeli ve gösterişten vazgeçip onun tam zıttı olan iyiliği kuşanmalıdır.
Yaptığı şey yalan mıydı? Ona sırtını dönüp dürüst olmaya karar vermeli ve yaptığı bundan sonraki her dürüst davranışla, her doğrulukla o yalanın izini yeryüzünden silmelidir. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın o Gaffar ismi, bağışlayıcı ismi iyilik ürettikçe biz karşılığını veren bir isimdir bir.
İkincisi tabi ki günahın bağışlanması ve Gaffar isminin tecellisi için Cenab-ı Hakk’ın bize Gafur ismiyle, Gaffar ismiyle tecelli buyurması için tövbe etmemiz lazımdır. Tövbe en kısa tarifiyle, peygamberimizin tarifiyle pişmanlıktır. Pişmanlık tövbedir diyor Peygamber Efendimiz.
Pişman olmak gerekir. Bunu yaptım, hata ettim ve bir daha yapmamak istiyorum. Yaptığımın da Allah tarafından bağışlanmasını diliyorum deyip boynunu bükmek demektir. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki Allah-u Teala her kulu bağışlar. Sadece birini bağışlamaz. Kimi gece bir günah işlemiştir, ertesi gün gelir, ballandıra ballandıra anlatır. Etrafındakilere der ki biliyor musun? Akşam ben neler yaptım? Oysa Allah onu gecenin karanlığında örtmüştür diyor Peygamberimiz. Ama o kendini açar, günahın reklamını yaparak insanlara günahı hoş göstermeye ve onları da günaha çekmeye çalışır.
İşte Allah bu adamı affetmez diyor. Demek ki kul demek hata edince pişman olan varlık demek. Biz nasıl insanlar karşısında bir hata yaptığımızda utanırsak, şu ekran karşısında bir hatamız olsa utanırız insanlardan. Dostlarımızın yanında bir yanlışımız olsa defalarca özür dileriz. Anne babamızın kalbini kırsak kaç kere gönüllerini almak için uğraşırız. Kul karşısında hatada nasıl pişman oluyorsan Allah karşısında çok daha büyük, çok daha derin bir pişmanlıkla yalvarıp yakarmak ve onu gizlemek zorundasın. Oysa bugün geldiğimiz durum içinde bulunduğumuz dünya öyle korkunç ki günahlar parlatılarak, günahlar süslenerek, günahlar insanlara cazip hale getirilerek reklamlanıyor.
Bu korkunç bir şey. Yapılan günahın o kulla Allah arasında kaldığı ve pişmanlık dilendiğinde affedileceği bir döngüden yapılan günahın bütün toplumlara mal edildiği, ekranlardan herkese reklam ve afiş edildiği ve bir başkasını da bu günaha teşvik edici şekilde konuşulduğu korkunç bir çağda yaşıyoruz. Bu Allah’ın Gaffar ismine, Gafur ismine son derece aykırı bir durum meydana getiriyor. Allah’ın böyle kişiyi affetmiyor. Bu tarz günahları affetmiyor. Günahdan hoşlanan ve günahın reklamını yapan insanı affetmiyor, Peygamberimiz bundan açıkça söylüyor.
Bir de tabi en başta belki bunu söylemeliydik. Allah’ın Teala hangi günahı bağışlar, hangisini bağışlamaz. Şirk dışında bütün günahları bağışlar Cenab-ı Hak. Ama şirki bağışlamaz. Şirk nedir? Allah’a kafa tutmaktır, Allah’a meydan okumaktır. Kendini haşa Allah’ın yerine koymak, kainatın kralı olduğunu iddia etmektir.
Güç zehirlenmesiyle, parayla, mallarla, bülkle, makamla, mevkiyle başı dönüp ondan sonra kendisini, haşa tanrılaştırarak Tanrı’yı inkar etmektir. Allah’ı Teala’yı bütün sıfatları, isimleri ve o yüce varlığıyla insan hayatının dışına itmeye çalışmaktır.
Bu tarz durumları Allah’ı Teala asla affetmiyor. Kendisine kafa tutan ve şirk koşan varlığını ve birliğini kabul etmeyen insanı affetmiyor. Ama onun dışında tevhid inancına sahip Allah’ın varlığını, birliğini kabul etmiş ve layıkıyla kul olmaya çalışmış. Onun gönderdiği elçilere, peygamberlere iman etmiş, onun gönderdiği ilkelere, Kur’an-ı Kerim’e inanmış ve o yolda yürümeye çalışan insanı kayıp da bir hatası olduğunda affediyor. Yeter ki pişman olsun, yeter ki dediğim gibi günahtan gurur duymasın, yeter ki günahın insanlar yanında utanılacak bir şey olduğunu.
Övünülecek değil, gurur duyulacak ya da teşvik edilecek değil, utanılacak bir şey olduğunu farkına varsın. İnsanla günah ilişkisinden bahsedince hocam karşımıza şu ana eksen çıkıyor sanki. İnsan ve günah ilişkisinin mahiyeti her dinde ve öğreti de farklı şekillerde ele alınmış ve yorumlanmıştır. Bu durum günah karşısında insanın konumu, insanın tabiatı gibi pek çok tasavvuru da ortaya çıkarmıştır. Peki İslam’ın insan tasavvufu nedir hocam?
Aslında İslam’da insan özü itibarıyla yaratıldığı an değerlidir ve temizdir, tertemizdir. İnsan Allah Teala tarafından akılla donatılmıştır ve o aklı sayesinde iyiliği ve hakikati doğruyu bulmaya da meyilli yaratılmıştır.
Yani her insan Allah’ı tanımaya ve onu sevmeye dair yüreğinde bir tohumla, bir meyille yaratılmıştır. Bu insan için çok büyük bir vergidir, Allah vergisidir, ikramıdır ve insan böyle bomboş bir tahta değildir. Üzerine henüz hiçbir şey yazılmamış, gayet vasıfsız bir malzeme. Aksine yüreğine Allah sevgisi ve Tanrı iman bilinci işlenmiş değerli bir varlıktır.
İnsan dünyaya geldiğinde tertemizdir, günahsızdır İslam’a göre ve bulu çağına erene kadar da yaptıklarından mesul değildir. Akıllı ise, aklı tam ise herhangi bir akli problemi yoksa bulu çağına erdikten sonra kararlarının sonuçlarına katlanacaktır.
Dolayısıyla o yaşa kadar iyi bir eğitimden geçmesi gerekir ki doğru kararlar verebilecek, iyi kötüden ayırt edebilecek ve kendi yolunu çizebilecek bir birikime sahip olsun. Hristiyanlıkta bunun aksine insan Hazreti Adem’in ve Hazreti Havva’nın cennetteyken işledikleri o ilk günahdan dolayı asli günahla yani doğal bir günahın parçası ile dünyaya gelir.
Adem’in ve Havva’nın işlediği günah, Hazreti Havva’nın her doğum yapışında ve onun kızları da doğum yaptıkça bir zincir halinde nesilden nesile genler nasıl iletiliyorsa günah da öyle iletilir Hristiyanlığa göre. Bunu asli günah teoremi diyoruz. Onun için her çocuk doğduğu zaman vaftiz yapılır, şarapla temizlenir, kutsanır. Neden? Asli günahı temizlensin diye.
İslam’da böyle bir şey yoktur. Her çocuk pak ve temiz doğar. Hiç kimse annesinin ve babasının bile günahını taşımaz. Bırakın Hazreti Adem’in ve Hazreti Havva’nın hatasını taşımayı. Günah bireyseldir İslam’da. Dolayısıyla insanın işlediği günahın sonuçlarına katlanacak olan da kendisidir.
Havva’nın işlediği günahtan dolayı Allah Teala çocuğunu cezalandırmaz. Ayet-i Kerime gayet açıktır. Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü taşımaz. Her koyun kendi bacağından asılır. Dolayısıyla İslam’ın günaha bakışında dediğim gibi insanın aklını kullanmayarak yanlışa sapması ve bu yanlışının sonuçlarına da kendi katlanması gibi bir süreç vardır.
Bu süreçte işte acı sonuçlara katlanmamak için en kısa zamanda hatadan dönmeyi başarabilen, pişmanlık duyup da af dileyen, tövbe eden kul istiğfar eden estağfirullah el azim, estağfirullah el azim öyle değil mi? Peygamber Efendimiz buyuruyor ki günde 70 defadan fazla istiğfar ederim. Peygamberimizin ne günahı var da günde 70 defa istiğfar ediyor? Allah’tan bağışlanma dilerim.
Bir başka hadis-i şerifte diyor ki günde 100 defa Allah’tan bağışlanma dilerim. Peygamber Efendimiz neden 100 defa istiğfar ediyor? İnsanlara örnek olmak için. Dolayısıyla en kısa zamanda yaptığı hatadan dönen, pişman olan, farkında olarak ya da olmayarak hata işlememek için Allah’a sığınan kul İslam’da aklı selim sahibi kuldur ve o kulun Allah’ı Teala’yı Gaffar ismiyle karşısında bulacağı müjdelenir. Ama Hristiyanlıktaki ya da Yahudilikteki bazı grupların, bazı insanların, bazı ırkların, bazı ailelerin, soyların daha üstün ve daha temiz ve daha günahsız dünyaya geldiği
hatta yaptıkları günahların dünyadayken Allah tarafından affedileceği, kesinlikle affedileceği için Yahudilerden bir kısmına asla cehennem ateşinin değmeyeceği, değilse bile birkaç gün değip geçeceği gibi iddialar gerçeği yansıtmaz. İslam’a göre her insan, az önce dediğim gibi yaptığı suçun karşılığını çekecektir eğer Allah affetmemişse.
Ama Cenab-ı Hak affetmişse işte o zaman insanı çok büyük bir mutlu son ve huzur beklemektedir. Hocam Gaffar ve Gafur esmasının anlamlarını dinledik sizden, günahı dinledik ve insanın günah karşısındaki konumu dinledik. Bir de bu ismin, isimlerin tecellisini de size sorsak Gaffar ve Gafur isimlerinin kainata yansımaları, insandaki tecellileri nedir?
Allah’ın çok affedici olması, bizim de affa ihtiyacı olan aciz varlıklar olmamız aslında bize bizim de affı öğrenmemiz gerektiğini, bizim de affedici, bizim de bağışlayıcı olmamız gerektiğini hatırlatmalıdır.
Elbette Allah’a karşı işlediğimiz hatalar olduğu gibi ve Allah’tan bağışlanma beklediğimiz gibi insanlara karşı işlediğimiz hatalar da vardır. Ve karşımızdakinin bizi affetmesini isteriz. Bir yanlış yaptığımızda eşimiz bizi affedi versin, annemiz babamız bizi affedi versin, bir hatamız olduğunda iş arkadaşımız hoşgörü versin isteriz. Ama bunu istediğimiz kadar biz de affedici olmayı bilmeliyiz.
Biz de hoşgörülü olmayı başarmalıyız. Bu nokta çok önemlidir hayatımızda. Çok ilginç bir şekilde Canan Hocam, Peygamber Efendimiz insanlara karşı merhametli olan, affedici olan, ayıpları örten kişilerin Allah tarafından da merhameti ve affı daha fazla hak edeceklerini bize söylüyor.
Yani insanlar aramızdaki ilişkinin tadı, rengi, dokusu Allah ile aramızdaki ilişkiyi doğrudan etkiliyor. Bu kısım çok önemli. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz diyor ki kim bir Müslüman ayıbını örterse Allah da onun ayıplarını örter. Şimdi dedik ki gaffar ismi de gafur ismi de örten, saklayan, gizleyen, affeden, görmezden gelen anlamına gelir.
Eğer biz Allah’ın bizi bağışlamasını ve insanlar karşısında mahcup etmemesini öbür dünyaya bırakmadan, bu dünyadayken affedip, kötü sonuçlarla karşılaşmadan, acı çekmeden günahımızı örtmesini istiyorsak, biz de günlük hayat içerisinde birbirimizle ilişkimizle
birisini affetmemiz gerektiğinde çabuk affedici, kolay affedici olmalıyız. Allah-u Teala’nın o gaffar isimindeki gibi tekrar tekrar affedici olmalıyız. Hz. Mevlana ne buyuruyor? Hani bin kere tövbeni bozmuş olsan da diyor yine gel. Burası ümitsizlik dergâhı değildir. İnsan hata yapar, pişman olup özür diler, kendine hakim olamaz bir daha yapar, pişman olup özür diler, Allah-u Teala tekrar affeder.
Yeter ki hatada ısrar etmesin, hatasıyla inatlaşmasın ve hatasını insanlara gururla ifşa etmesin. Bu nokta çok önemlidir. Biz de aynı şekilde tekrar tekrar affedici olmayı başarmalıyız. Çocuğumuza ben seni bir kere affettim, bir daha asla affetmem.
Deyip de bağlarımızı koparttığımız zaman kaybederiz. Sıla-i Rahim akrabağlarımızla ilişkilerimizi koparttığımız zaman, iş arkadaşlarımızla merhamet bağlarımızı koparttığımız zaman kaybederiz. Oysa bir hata varsa bile bir daha affetmek. Karşımızdakinin iyi niyetini görüyorsak çaresizliğini de görüp bir daha affetmek.
Affetmekle huzur bulmak çok önemlidir. Çünkü aslında affetmek olgunluktur, affetmek yüceliktir. Bir insan affedebildiği kadar özgürleşir. Biz sadece karşımızdakini affettiğimiz zaman özgür bırakmayız, kendimizi de özgürleştiririz. O olayın bizde bıraktığı yıkıcı tesirlerden, huzursuzluklardan, beynimizi kemiren konuşmalardan, içimizi, göğsümüzü, ruhumuzu daraltan, karanlıktan kurtuluruz. Affet rahatla. Bu affediciliğin toplumda bir zincir olarak gelişmesini sağlamak ailelerde son derece küçük yaşta çocuğa öğretilebilen bir şeydir. Anne-baba ne kadar müsammankârsa, affedici ise elbette hata karşısında aman oluversin, boş ver demek değildir affetmek. Hata neyse oturmak, konuşmak, bir daha gerçekleşmemesi için uyarılarda bulunmak, doğrusunu öğretmek, doğruyu yapması için çocuğa rehberlik etmek, öyle değil böyle yapıyoruz diyerek yol göstermek.
Bunların hepsini yaptıktan sonra affedici olmaktır mesele. Aile içi ilişkilerde bu böyledir, işte eltiler arasında böyledir, gelin kayınvade ilişkisinde bu böyledir. Asla affetmem demek marifet değildir. Nefsani davranmayıp aksine daha manevi yönümüzü öne çıkartarak, daha gönlümüzü, gönül dilimizi kullanarak affedici olmaya çalışmak gerekir. Böyle olduğu zaman biz Cenab-ı Hakk’ın affediciliğini daha fazla umabiliriz. Biz ne kadar affedici davranırsak etrafımıza, bağışlayan ve hataları örten, insanların sırlarını ifşa etmeyen, kimseyi rezil rüsva etmeyen bir duruşumuz olursa, o zaman Allah-u Teala’nın da bizi affetmesini ve setretmesini, örtmesini daha fazla bekleyebiliriz. Hocam bu güzel bilgiler için çok teşekkür ederiz.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.
Ey en güzel isimlerin sahibi olan, el gaffar ve el gafur esmasıyla hata ve kusurlarımızı örten Rabbimiz, hata ve günahlarımızı rahmetiyle bağışlayan sensin,
tövbeleri kabul eden, çok merhametli ve affedici olan sensin, gizli ve açık tüm hata ve kusurlarımızı rahmetinle bağışla Rabbimiz, bütün işlerimizi ıslah eyle, ibadetlerimizi, hayır ve hasenatımızı, dualarımızı kabul eyle.
Sen ki bağışlaması ve affı, geniş, bol ve çok olansın, rahmeti gazabını geçen, bağışlayanların en hayırlısı olansın. Eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen, hüsrana düşenlerden oluruz. Allah’ım, rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekliliğini lütfeyle bizlere, sana karşı gelmekten muhafaza eyle bizleri, her türlü güzelliğe ve cennet nimetlerine erişmeyi nasip eyle.
Allah’ım, rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekli ve cennet nimetine erişmeyi nasip eyle.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir