HZ. CEBRAİL MELEĞİNİN İÇİNİZİ TİTRETECEK YAŞAMI – TUNCER GİZEM AVCISI
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FT02y0DPVFU.
Bundan 1400 yıl kadar önce yeryüzünde bir olay yaşandı. Allah-u Teala, yetiş ey Cebrail dedi. Eğer yetişemezsen ne yerde ne de gökte tek bir canlı bırakmam. Taniyeden bile kısa bir zamanı vardı Cebrail’in. Hala hayatta olduğumuza göre demek ki yetişmişti. Yaratılmış en görkemli, en hızlı varlık. Ne kadar mı büyük? İki kanadı arasının 500 yıllık bir mesafe olduğunu ve 600 tane kanadının olduğuna hesaba katarsak sanırım bir fikir oluşur kafamızda. Hz. Cebrail, ona Meleklerin Efendisi de deniliyor.
İsminin ardında yatan gizemleri merak ediyorsanız başlayalım. Cebrail Melek’i. Kur’an-ı Kerim’de Cibril ismiyle dalınmaktadır.
Başlıca görevi, peygamberlere vahiy getirmek. Hz. Adem atamızdan bugüne kadar 120 bin kadar peygamber gelmiş olduğunu düşündüğümüzde Cebrail aleyhisselamın ne kadar da çok görevi olmuş değil mi? Peki, Peygamber efendimiz dünyaya gelmiş olan son peygamber olduğuna göre Cebrail Melek’i şu an nerede ve ne yapıyor olabilir?
Onun hakkındaki bilgileri öğrendiğinizde insan aklının sınırlarını zorlayan bir varlık olduğunu anlayacaksınız. Yaratılışından bugüne kadar öyle çarpıcı olaylarda yer almış ki bu yüzden videoyu sonuna kadar izlemenizi tavsiye ediyorum. Çünkü hiçbir detayı kaçırmak istemeyeceğiniz kadar etkileneceğinizden eminim.
Yaratılmış bir canlıyı en fazla ne kadar büyüklükte hayal edebilirsiniz? Dinozorlar kadar veya bir bina yüksekliğinde ya da gök telen? Tamam biraz daha abartalım ve bulutlara kadar veya bir gezegen büyüklüğünde diyelim. İnsan öncelikle yok artık öyle şey mi olur diyor değil mi? Peki, bu bir şey değil mi? Peki bir de normal gözle görmemizin imkansız olduğu mikropları, bakterileri ve ne kadar küçük olduklarını düşünelim. Sonra da bu bakterilerin şu anda yaşayan ve boyları 33 metreyi bulabilen dünyanın en büyük canlısı olarak bildiğimiz mavi balinaların vücudunda hayal edelim. Kendinizi birkaç saniyeliğine balinanın vücudunu bulabilirsiniz.
Ve bir insan gibi düşünebildiğinizi farz edin. Etrafınızı nasıl algılardınız? Uçsuz bucaksız bir boşlukta karanlıktasınız. Ve asla neyin üzerinde yaşıyor olduğunuzu anlamayacak ve balinanın doğumundan ölümüne kadar trilyonlarca başka bakteriler gelip geçecek. Şimdi de insan halimize geri dönüp yaşadığımız bir şeyden bahsetmek istiyoruz. Şimdi de insan halimize geri dönüp yaşadığımız dünyayı, uzayı, gezegenleri, çok şey bildiğimizi sandığımız ama aslında hiçbir şey bilmediğimiz o uzay boşluğunu hayal edin. Neyin içindeyiz biz? Düşünsel anlamda balinanın üzerindeki bir bakteriden ne farkımız var?
Tıpkı onlar gibi ucunu göremediğimiz, geniş bir açıdan bakma ve anlama fırsatımızın olmadığı bir mekanda yaşayıp gidiyoruz. Tabii küçük olmamız önemli olmadığımız anlamına gelmiyor, yanlış anlaşılmasın. Fakat özetle büyüklük konusunda insan aklının almadığı, bizim şimdilik anlama fırsatımızın bulunmadığı bir gerçekliğin içindeyiz. Bu açıdan düşündüğümüzde belki bir nebze Cebrail meleğinin büyüklüğü konusunda ufak bir fikrimiz olabilir.
Gezegenimizden 1.300.000 kat daha büyük olan güneşin, Cebrail aleyhisselamın iki alnının ortasında kaybolacak kadar küçük olduğunu bir düşünün. Birçok sahih hadiste Cebrail’in 600 tane kadar kanadı bulunduğundan bahsedilir. Öylesine büyük ve güçlü bir melektir ki o, iki kanadının arası 500 yıl uzaklıkta. Kanatlarından bir tü dünyanın en büyük dağlarından birinin üzerine düşse dağı yerinden oynatacak.
Nurdan yaratılmış olup oldukça güzel bir görünüşe sahip. Yüzü beyaz, saçları mercan gibi. Kanatları safran renginde olup inciler ve yakutlarla süslenmiştir. Kendi bulunduğu makamı göğün yedinci katı olan Sidret-ül Münthaha. Cebrail meleği her gün cennetteki nurdan bir ırmakta gusül abdesti alıyor ve nehirden çıktığında kanatlarından dökülen her bir damladan Allah-u Teala 7.000 ayrı melek yaratıyor.
Tabi insan aklımızda kendi kendimize soruyor olabiliriz. Neden bu kadar çok melek? Bu noktada Allah’ın işini akıl ermez demekten başka yapabileceğimiz ne var ki? Peki Cebrail aleyhisselam ne zaman yaratıldı sorusunun cevabını merak ediyor musunuz? Peygamber efendimiz bir seferinde Cebrail meleğine kaç yaşında olduğunu sormuş. Cebrail ona 70.000 yılda bir ortaya çıkıp görülen bir yıldızdan bahsetmiş ve o yıldızı yaklaşık 70.000 defa gördüğünü söylemiş. Yani hesabını yaptığımızda Cebrail aleyhisselamın 5 milyar yıldır var olduğunu anlıyoruz. Ne ilginçtir ki bilim insanlarının tahminine göre de dünyamızın yaşı 5 milyar seneye yakın. Şimdi gelelim Cebrail meleğinin peygamberimize nasıl geldiği konusuna. Bu bölümde Cebrail meleğinin yaşadığı çarpıcı olaylara ve başından geçen onu dehşetle tüm hızıyla dünyaya inmesine neden olan 3 hadiseye de yer vereceğim.
Böylesine muazzam bir varlık pek tabi ki gerçek görüntüsüyle peygamberlere ve diğer insanlara görünmüyordu. Şekil değiştirebilen Cebrail aleyhisselam gerektiğinde bir serçe kadar küçülebiliyor. Tarih, milattan sonra 610 Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem 40’lı yaşlarına yaklaştığı bir dönemde Mekke’de Nur dağında bulunan Hiram ağrısında inzivaya çekiliyordu. Kendi başına kalıp dağların ve evrenin sessizliğinde kendini dinliyordu. Fakat öyle bir zaman gelmişti ki o gecenin sabahı her zamankinden farklı olacaktı.
Pazarı pazartesiye bağlayan gece tan yerinin ağırmaya başlamasından az önce ufukta Nur’dan yaratılmış bir varlık gördü. Daha önce böyle bir şeyle hiç karşılaşmamıştı. Hemen ardından bu nurani varlığın kendisine seslendiğini şöyle anlatıyor. Gördüğüm Nur’dan varlık bana okumamı emretti. Kendisine okuma bilmediğimi söyledim.
Sonra beni kollarının arasına alıp sıkıca sardı ve tekrar oku dedi. Ben yine okuma bilmem dedim. Tekrar beni kollarının arasına alıp bir kez daha oku dedi. Okuma bilmediğimi söylesem de üçüncü defa beni kuvvetlice sıktı ve bıraktı. Sonra şöyle dedi. Yaratan Rabbinin adıyla oku. Rabbim sonsuz kerem sahibidir. O kalemi yaratandır. İnsana bilmediklerini öğretmiştir.
Böylece Peygamber Efendimiz ile Cebrail’in ilk karşılaşması yaşanmıştır ve Kur’an-ı Kerim için ilk vahiy gelmiş bulunmaktadır. Bundan sonra 23 sene boyunca Cebrail meleği Peygamberimizi yalnız bırakmayarak vefatına kadar binlerce kez ziyaretine gelmiştir. Tabi az önce Cebrail aleyhisselamın büyüklüğünden bahsetmiştim. Buradan anlıyoruz ki Peygamberimiz Cebrail meleğini gerçek görüntüsüyle görmüyordu.
Tarih boyunca yaşamış hiçbir Peygamber Cebrail meleğini o ihtişamlı arşı kaplayan gerçek görüntüsüyle görmemiştir. Fakat Peygamberimiz hariç. Sadece iki defa o mucizevi olaya tanıklık etmiş ve Cebrail kendisine iki defa gerçek suretiyle görünmüştür. Peygamber efendimizi titreten o anlara az sonra geleceğim. Hiram ağrısında yaşanan o ilk karşılaşmadan sonra Cebrail meleği artık sık sık Peygamberimizi ziyarete geliyor, onunla vakit geçiriyordu.
Hatta çevresindeki insanlar da Cebrail meleğini görebiliyor, onunla konuşabiliyorlardı. Fakat melek şekil değiştirerek bir insan kılığında Peygamberimizin yanında bulunduğundan onun Cebrail olduğunu anlamıyorlardı. Fakat bir gün yine insan kılığında orada bulunan Cebrail aleyhisselam Peygamberimize bir soru sormuş ve oradan ayrılmıştı. Bunun ardından Peygamberimiz sahabelerine dönüp o bana soru soran kişi Cebrail’di diye söyler.
Onun üzerine sahabeleri de öğrenmiştir Cebrail meleğinin bir insan bedeniyle ziyarete geldiğini. Cebrail’in kılığına girdiği kişi Peygamberimizi seven, ona sık sık ziyarete gelen Dıhya isimli bir kimseydi. Dıhya sima itibarı ile güzel yüzlü, yakışıklı bir kişiydi. Aslen Arap yarımadasının kuzeyinde bulunan kelp kabilesindendi. Ziyarete geldiğinde Peygamberimize ve torunlarına hediyeler getirirdi.
Fakat kendisi başlarda Müslüman değildi ve Peygamber Efendimiz onun iman etmesini çok istiyordu. Sonraları istediği gibi oldu ve Dıhya Müslümanlığı kabul etti. Yine bir gün Dıhya Peygamberimizi ziyarete geldi ve onu gören Peygamberimizin torunları Hasan ve Hüseyin Dıhya’nın üzerinde atlayıp ceplerini karıştırmaya başladılar. Acaba ne hediye getirdi Dıhya amca bizlere diyorlardı. Peygamberimiz Dıhya’ya dönerek şöyle dedi. Ey Cebrail sen benim torunlarımı edepsiz zannetme sakın onlar seni Dıhya zannettiler. Dıhya ne zaman gelse onlara hediyeler getirirdi. Onları öyle alıştırdı o yüzden dedi. Bunu duyan Cebrail meleği elini uzattı ve cennetten kopardığı bir salkım üzümü Hasan’a verdi. Bir de nar koparmıştı. Onu da Hüseyin’e verdi. Meyveleri alan çocuklar sevinçle oradan uzaklaştılar. Dıhya Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’in hilafeti zamanında Suriye seferine katıldı. Şam seferlerine de katılan Dıhya Şam’ın fethinden sonra oraya yerleşerek 672 yılında orada vefat etti. Cebrail meleğinin pek çok defa kendisinin görünümüyle Peygamberimize geldiği gerçek Dıhya’nın kabri hala Suriye Şam’da bulunmakta. Vahiy getirilmesinin yanı sıra pek çok konuda Peygamberimize yardımcı olan, yol gösteren Cebrail meleğinin 3 defa büyük bir dehşetle yeryüzüne yetişmeye çalıştığını, hatta bunlardan bir tanesine yetişemeseydi Allah’ın yerde ve gökte bir tek canlı bırakmayacağını söylediğini biliyor muydunuz? Peygamberimiz bir gün Cebrail meleğine şöyle sordu. Ey Cebrail! Hiç yedi kat semadan yeryüzüne dehşet içinde hızlıca indin mi? Cebrail yanıt verdi. Evet ya Muhammed! Tıpkı söylediğin gibi 3 defa bu şekilde yeryüzüne inmek zorunda kaldım. Neydi onlar? Anlat lütfen dedi Peygamberimiz. Cebrail aleyhisselam anlatmaya başladı. Birincisi Hz. İbrahim ateşe atıldığı zaman o daha havadayken ve ateşe düşüyorken Allah’u Teala bana buyurdu ki sor bakalım İbrahim’e bizden bir dileği var mı? Hz. İbrahim ateşe atılmış bir şekilde havadaydı ve düşmekteydi. Süratle yeryüzüne indim ve İbrahim’e Rabbim’den bir isteği olup olmadığını sordum. Havada düşmekte olan İbrahim Peygamber şöyle cevap verdi. Rabbim’den geldiyse tüm bunlar başım üstüne. Bunu duyan Allah ateşe serin ol diye yere de yumuşak ol diye emretti. Peygamber Efendimiz Cebrail’e peki ya ikincisi neydi diye sordu. Yine İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban edeceği zaman yetişmek zorunda kaldım.
Rabbim dedi ki ey Cebrail al şu koçları İbrahim’e yetiştir oğlunu değil bunları kurban etsin. Neyse ki tam o sırada İbrahim bıçağının tersini dayamıştı oğlunun boğazına. Bunu fark edip diğer yüzünü döndürene kadar hızlıca onun yanına inebildim. Üçüncüsü neydi peki diye sordu Peygamberimiz. Ey Muhammed üçüncüsünü ne sen sor ne ben söyleyeyim diye yanıt verdi Cebrail. Sonra da anlatmaya başladı.
Sen o sırada Uhud savaşındaydın ben ise kendi makamımda yedinci semadaydım. Savaşta bir darbe aldın ve miferinin demiri yanağına battı. Tam o anda yanağından bir damla kan süzülmeye başladı. Yanağından ayrılan kan damlası yere doğru düşmeye başlamıştı ki alemlerin Rabbi şöyle dedi. Ey Cebrail yetiş eğer ki Resulümün kanı yere düşerse and olsun ki ne yerde ne de gökte tek bir canlı bırakmam.
Bunun üzerine tüm gücümle dehşet içinde yedi kat semadan yeryüzüne yöneldim. Öylesine hızlı gidiyordum ki o kan damlası toprağa ulaşamadan yetiştim ve kanadımı toprakla onun arasına koyuverdim. Böylece yanağından süzülen kan damlası kanadımın üzerine düştü. O sırada Azrail bile işini bırakıp o anı izledi.
Her ne kadar ufacık bedenlerimizle kainatta minik bir yer kaplıyor olsak da Allah biz insanları meleklerden de üstün yaratmıştır. Bunun önemli göstergelerinden biri de melekler kendi iradeleri dışında ibadet etmemektedirler. Yani seçme şansları yok. Oysaki biz insanlar bizi yoldan saptıracak, meşgul edecek binlerce dünyevi eylemin arasında ibadeti seçip seçmeme hakkına sahibiz. İşte bu yüzden Allah’a kulluk etmek için önümüzdeki pek çok engeli aşıp görevimizi yerine getirdiğimizde bu başardığımız şey meleklerinkinden daha kıymetli kabul edilmiştir. İnsan düşüncemizde büyüklüğüne akıl sıra erdiremediğimiz Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimize iki defa gerçek suretinde görünmüştü. Bu hâride geçen bir hadise göre Peygamberimiz bir gün nur dağından aşağı doğru inerken semaya baktı ve uzayın o derin boşluğunda semada Cebrail’i gerçek suretinde gördü.
Cebrail meleğinin inanılmaz görüntüsü onu bir hayli heyecanlandırmıştı. Fakat bu Cebrail meleğini gerçek suretinde son görüşü değildi. Cebrail aleyhisselam Peygamberimizin miraç hadisesinin yaşandığı zaman kendisine ikinci bir defa aslı suretinde görünmüştür. Her fırsatta Cebrail meleğinin görkeminden, büyüklüğünden bahseden Peygamberimize Hz. Hamza bir gün kendisinin de Cebrail aleyhisselamı görmek istediğini söyledi.
Peygamberimiz Hz. Hamza’ya onu görmeye dayanamazsın diye karşılık verdi. Fakat Hz. Hamza gerçekten çok istiyordu. Bunun üzerine Peygamberimiz peki öyleyse dedi. Şöyle bir otur daha sonra da şimdi başını kaldır ve bak dedi. Başını yukarı kaldıran Hz. Hamza, Cebrail’in yeşil cevhere benzeyen ayaklarının sadece bir zerresini gördü ve dayanamayarak olduğu yerde düşüp bayıldı.
Hz. Cebrail, yere göğe sığmayan cüstesiyle tüm melekler üzerinde söz sahibi olan, onları yöneten adeta meleklerin efendisi. Cebrail meleğinin vahiy getirme görevi her ne kadar sona ermiş olsa da o hala diğer meleklerden sorumlu bir şekilde görevlerini yerine getirmekle meşgul. Biz insanlar kendimizi ne de büyük görüyoruz değil mi? Devletleri mi yönetiyorsun? Dünyanın en zengini misin? Ne de böbürlenip büyükleniyorsun öyle değil mi?
Çocukları aç bırakan, onları ölüme terk eden sen, yakıp yıkan, yok eden sen, bir kağıt parçasına dünyaları değişen büyük insanlar. Şu an nefsinin kurbanı oluyorsun ama öldükten sonra bir avuç toprak olacak yine sen değil misin? Cebrail’in büyüklüğünü hayal et. Sonra da üstüne onun sadece yaratılmış bir kul olduğunu, onu yaratanın ne kadar büyük olduğunu, gücünü, kudretini aklına getir.
Şimdi tekrardan düşün, büyük olan gerçekten sen misin?
İlk Yorumu Siz Yapın