"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 13. Seminer

Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 13. Seminer

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MaIH6jBTECQ.

Evet, sevgili klasik düşünce okulu, üniversitesi, öğrencileri. Üniversite kısmını ben ekledim. Belki ileride böyle bir şey oluyor, belli olmaz. Herkese hoş geldin diyorum. Onunla hoş geldiniz diyorum. Ve de geçmiş bayramınızı kutluyorum. Ben tabii yazın, şimdi buradaki hanımefendi de sordu, yazın tatile ya da bir yerlere gitmiyor musun diye. Şöyle… Ben yazın daha rahatım kışa göre. Ama ben her ülkelerde, sizinle görüşmediğim zamanlarda İstanbul dışına çıkıyorum işlerim olduğunda. Siz beni ama sadece burada görüyorsunuz. O yüzden şey, bir de hiperaktif adam olduğum için ona ona hepsine yetişebiliyorum. Benim için çok da eğlenceli oluyor. Ama yazın daha rahatım her şeye rağmen. Çünkü en azından dersler yok, öğrenci yok falan.
Ama yazın daha rahatım her şeye rağmen. Çünkü en azından dersler yok, öğrenci yok falan. Şimdi bugün 197-245 arası. Yani kaldığım yer 13. bölümdeyiz. 197’ye 245 arasını yapacağız. Fakat bir şeyi söylemeden duramayacağım ki. Az evvel yine burada bizim kaydımızı yapan arkadaşa şey yaptım bahsettim.
Siz izliyorsunuz bu klasik düşünce okulu programlarını. Ben tabii çok rastlıyorum daha önce de söyledim. Çok rastlaşıyoruz yollarda benim bu programı izleyenleri. Tabii çok enteresan da olaylar yaşıyorum. Çok da komik geliyor bazıları ama çok hoş yani. En son bir iki örneği söyleyeyim. Bayramdaydı 3-4 gün önce işte. Bir arkadaşla Kadıköy’deyiz böyle akşam saatleri falan.
Böyle bir kafe, sevimli küçük bir kafe. Ondan sonra biraz takılalım dedik falan. Oturduk bir genç kız işletiyor. Sonra yani kızın bulunduğu yere doğru yaklaştım falan baktım kız şey izliyor. Bu bizim gılgın müşi izliyor YouTube’dan. Ondan sonra şimdi kız beni gördü bir bana bakıyor.
Biliyorum bir… Acayip komikti. Orada ayaküstünü muhabbet ettik. Fakat enteresan şu şey şu. Hani ben tam böyle yeni nesilden biraz böyle ya acaba bir şey olacak mı, olmayacak mı diye moralim bozulduğu anlarda bakıyorum ki. Beni böyle zıplatan yeni nesil jenerasyon arkadaşlar var. Sonra kız muhabbet ettik falan yani. Dedi ki hocam şey yapalım içeriye kimseyi almayalım kapıyalım bir iki saat siz buradaki arkadaşlar anlatın dediğimi. Ayıp yani. Yok dedi hocam sen sonra arkadan, setten yani masanın arkasından bir yıl kitap çıkardı. Samuel Kramer, Eliade, dinler tarihçileri, eski mizopotamya, şamanizm üzerine eski Türk inançları, Bahattin Ögel falan. Şok oldum.
Ondan sonra hani birinin kafede çalışması bunları engelliyor ama çok da beklemiyorsunuz bu kadar da. Bir bu son zamanlarda çok komikti. Bir de şey komik. Şimdi benim bir normal rotam var. Al. Benim bir rotam var. O rotada hoş geldin. Benim öğrencim, eski öğrencim. O rotada şu, ben şimdi Cihangir’deyim. Cihangir, Balatarası yürüdüğüm rota var düzenli. Şimdi orada geçen giderken iki tane arkadaş. Onlara da dediler hocam bize selam söyle. Ben onlara selam söylüyorum yani. İki tane arkadaş ondan sonra dediler hocam biz seni izledik falan şeyden tam güzel ayaküstü muhabbeti çok da sevimli arkadaşlar.
Sonra ertesi gün yine rastladım ben onlara. Sonra üçüncü gün yine rastladım inanamıyorum. Dediler ki hocam yemek yiyelim dedim şimdi olmaz yani başka bir zaman mutlaka. Şimdi dolayısıyla böyle örnekler çok fazla. Bunlar şey güzel ama benim çok hoşuma gidiyor. Hem izliyorsunuz bu güzel hem de beni çok eğlendiriyor. En sonunda dün akşamdı Taksim’de bir arkadaşla beraber böyle 10-11 falan gibi.
Yine genç bir arkadaş durdu bizi yolda iki arkadaşız dedi hocam şey yapalım ya bir fotoğraf çekelim. Tabii şey bunlar böyle bizim için de hoş oluyor yani sadece anlatmak keyfi değil buna benzer böyle yan şeyler de hoşumuza gidiyor. O yüzden ben tabii aslında burada sizin rolünüz daha önemli. Bunlar bizim işimiz zaten yani biz bunları severiz yapıyoruz bir de para kazanıyoruz bu işten yani.
Esaslı sizin rolünüz daha önemli dinliyorsunuz falan. Evet bu mukaddimeden sonra hikayenin esasına geliyorum. Yani 197-245 arası bugüne kadar 13 bölüm yaptık bakın birinci tabletin sonuna daha yeni geldik. Yani demek ki 11 tablet daha var. 11 ile 12-13’ü birisi hesaplamıştı işte kaç 20 yıl falan mı yapıyordu aşağı yukarı. Bugün birinci tabletin sonuna doğru geliyorum aslında tam gelemeyeceğim ama birinci tablet herhalde haftaya biter. Ondan sonra 2-3-4 öyle devam edeceğim. Bugün hangi bölümleri yapacağım 197-245 arası. 197-245 arası. Geçen tabii şuradayım. Hatırlayın yani bir geçen şeyi Metin’i hatırlatayım. Şimdi Gılgamış’la yani senarist Metin’i organize edenler, editler edenler, toplayanlar Gılgamış’la Enkidu’yu bir araya getirebilmek için senaryoyu oluşturuyorlar. Ve en son geçen seminer, geçen derste yani Gılgamış’la Enkidu’nun tanışmasına az kalmıştı. Harimtu veya Şamhat yani tapınakta kült kadınları denilen kadınlar Enkidu’yu Gılgamış’a hazırlıyorlar. Ve birazdan zaten ikisi tanışmaya başlayacak. Yani efsanenin iki ana ağır topu.
Bu tabii bunu basitçe bir figür olarak görmeyin. Yani iki tane önemli isim, iki tane figür olarak görmeyin.
Çünkü bunu birazdan ben size psikolojik olarak çözümlediğimde aslında bu iki kişinin yani hikayenin temelini oluşturan Enkidu’yla Gılgamış’ın normalde bizim içimizde var olan ve aşağı yukarı üç dört yaşlarına kadar uzanan bir geçmişin iki ayrı kimliğe dönüşmesinin hikayesidir.
Normalde Enkidu ve Gılgamış hikayesi biraz psikolojik olarak çözümlediğinizde buralara kadar uzanacak. Ama buna birazdan geleceğim.
Bütün bunlar hani Gılgamış diye birinin yaşamadığı anlamına falan gelmiyor ama destanın senaryosunu ya da kurgusunu yapanlar şüphesiz ki bütün insanlık tecrübelerinden ve kendi bürihsel tecrübelerinden esinlenerek senaryonun pilotunu yani sahnelerini oluşturuyorlar. O yüzden de psikolojik çözümle yapmadan olayları çok fazla anlamazsınız aslında.
Bunlara geleceğim birazdan. Ama 197-245 arasını yapıyorum bugün. Niye 197? Çünkü 197 orada kaldım. Niye 245? Çünkü zaten yeterince uzun 197-245. 245 de bırakacağım. Önümüzdeki haftada birinci tabletin sonuna kadar getireceğim.
Şimdi bu şeyde bu birinci tabletin veya destanın aslında bütününde şu şeylere dikkat edin. Mesela bugün yapacağım, çözümleme şu benim. İkili kahraman arketipi denilen bir arketip vardır.
Bütün destanlarda, pek çok destanda daha doğrusu ikili kahraman arketipi denilen bir arketip vardır. İşte mesela bizde ney? Gılgamış’la Enkidu. Başkalarında ney? Başkalarında 2 tane X şahıs neyse birazdan örneklerine geleceğim zaten. Şimdi bir kere bunu çözümlememiz lazım. Yani Enkidu ve Gılgamış hiçbir zaman tesadüfen bir araya getirilmemiştir. Ve onların başından geçen hikaye bizim bireysel ya da kollektif psikolojik tecrübelerimizden bağımsız değildir. Dolayısıyla ikili kahraman arketi bilinen bir hikaye üzerinde duracağım. Bugün mesela Akatça Metin’i okumayacağım. Çünkü Türkçesini okumak istiyorum doğrudan, biraz analiz yapmak istiyorum.
Ama önümüzdeki hafta Akatça Metin’e devam edeceğim. Bu ikili kahraman arketipini de analiz ederken size şöyle yapacağım. Bir, ikili kahraman arketipi denilen hikaye nasıl ortaya çıkar? Bunun psikolojik ve psikanalist yorumunu yapacağım. Ve efsanelerde ne anlama gelir?
İki tane ayarı var bu ikili kahraman arketipinin. Bunlar üzerinde duracağım. İkinci üzerinde duracağım şey de, şimdi Metin’i okuduğunu da göreceksiniz. Enkidu’nun, yani Gılgamış’ın önce rakibi sonra dostu olacak, Kurgun’un ikinci dönemi şahsı. Enkidu’nun saflıktan kopuşu nedir?
Yani psikolojik olarak veya sosyolojik olarak aynı zamanda, Enkidu’nun saflıktan kopması diye bir şeyle karşılaşacağız birazdan. Bunun üzerine biraz konuşacağım. Bu konuşacağım her iki şey de bir temellere olan psikolojik ağırlıklı yorumlardır.
Şimdi ilk önce size Metin’i okuyorum Türkçesini, sonra bu yorumlara geri döneceğim. Yani nasıl yorum yapacağımı, hikayesine geri döneceğim. Şimdi 197. cümle kaldığım yer yani. Ceylanlar Enkidu’yu gördüler ve kaçmaya başladılar. Tabi hikaye tam şurada kesilmişti hatırlayın. Enkidu Şam hattı tarafından yani kutsal faişe kategorisinde olduğu varsayılan bir kült kadını tarafından baştan çıkarılır. Tabi bu baştan çıkarma hep kahramanın veya kahramanların insanlaşma sürecinde yaşamış olduğu hikayelerdir.
Aslında belli bir inisiyasyon sürecidir bütün bunlar. Şimdi tam kaldığım yer şuydu. Enkidu, Ceylanlar Enkidu’yu görürler çünkü Enkidu artık Şam hattı ile birlikte başka bir dünyaya gelmiştir.
Girdiği dünyada içerisinden çıkmış olduğu yabanıl dünya değil, tırnak içerisinde daha medeni bir dünyadır. Şimdi oraya doğru hikaye devam edecek. Tabi burada Şam müthiş bir ses var, yol yapımı var herhalde. Geliyor mu? Tamam. Beni konsantrasyonum biraz dağıtıyor ama olsun.
Şimdi 197 şu, Ceylanlar Enkidu’yu gördüler ve kaçmaya başladılar. Tabi Ceylanlar Enkidu’yu gördüler ve kaçmaya başladılar şu. Çünkü Enkidu’nun arkadaşlarıydı bunlar. Yani bütün yaban hayatı, bütün otlak hayatı Enkidu’nun içerisinden geldiği hayat budur.
Fakat Enkidu, bu göçebelere ait yaşam biçiminden yeni bir yaşam biçimine doğru, yani medeni yaşam biçimine doğru geçecek. Dolayısıyla bu ikisinin arasında bir problem var. Medeniyet öncesi bir süreç, medeniyet sonrası bir süreç ve iki ayrı Enkidu tipi. Enkidu’yu Ceylanlar görünce niye kaçıyorlar? Şundan dolayı. Çünkü artık Enkidu’nun kendisi gibi olmadığını görüyor Ceylanlar. Yani o artık bozulmuş. Yani Enkidu artık bildikleri Enkidu değil. Ve bütün yabanıl hayat Enkidu’yu terk etmeye başlıyor. 197, Ceylanlar Enkidu’yu gördüler ve kaçmaya başladılar.
198, yabani hayvanlar ondan kaçıyordu. Yani bir zamanlar dostu olduğu yabani hayvanlar artık Enkidu’yu terk ediyorlar. Çünkü Enkidu’da yaban hayatına karşı olan bir şeyi sezdiler.
199, Enkidu saf bedenini kirletmişti. Şimdi saf bedenini kirletmişti den kasıt, yani bu ayetin aslında mantığı daha çok şununla ilgili göçebe kültürlerin yerleşik kültürlere karşı geliştirilmiş olduğu bir retorik bu. Yani Enkidu saf bedenini kirletmişti. Bir göçebenin karşısında yerleşik hayat yaşayan insanlar normalde saflıklarını yitirmiş insanlardır. O yüzden antik çağlarda da olsa göçebelerle yerleşik arasındaki kavga hep vardı. Ve daha keskin, günümüzdekinden çok daha keskince vardı. Bu cümle biraz onu anlatıyor aslında. Enkidu saf bedenini kirletmişti. Tamam. Şimdi bunun üzerine birazdan yine konuşuyoruz. 200, süü sü yani yanındaki hayvanlar, Enkidu’nun birlikte olduğu hayvanlar, sağa sola doğru hareket ediyorlardı. Yani koşuyorlardı, koşuyorlardı. Fakat Enkidu donup kalmıştı. Enkidu duruyordu, hiçbir şey yapamıyordu. Çünkü o artık medeniyete ait ilk unsurlardan bir tanesi olan kadın denilen bir şeyi tecrübe etmişti. Bu onun medeni hayata, destana göre giriş kapısıdır aslında.
Çünkü 7 gün boyunca Şam hatla birlikte olmuştu. Ve bütün gücü artık tükenmişti. Ve durduğu yerde durdu Enkidu. 201, Enkidu’nun gücü azalmıştı. Eskisi gibi koşamıyordu. Çünkü eskiden o yabanıl hayatın bizzat içerisindeydi zaten.
202, aklı yerindeydi, anlayışı genişti. Yani kafası çalışıyor, problem yok. Hala hikmetli, hala bilge bir yönü var. Fakat artık gücü yok. Tabii ki oradaki o güç, göçebeliğe ait şeydir. O fiziksel enerjidir aslında.
203, şu, geri döndü. Yani Enkidu geri döndü. Ve Harrington’un ayaklarının dibine çöktü. Yani birlikte olduğu kül kadınının ayaklarının dibine çöktü. Yani çaresizlikle Enkidu geri döndü.
Yeniden kutsal faişinin ayaklarının dibine oturdu ve geri dönülmez bir süreçteydi. Yani artık bir daha dönemeyeceği yeni bir sürece girmişti.
204, özelliklerini seyretti. Kimin özelliklerini? Şam Hatun. Yani kül kadınının bütün özelliklerini seyretti. Ona daha yakından baktı ve baktıkça daha çok etkisi altında kaldı.
Onun özelliklerini derin derin seyretti. 205, sonra kulakları faişinin dediği şeyleri duydu. Yani Şam Hat şimdi kendisine bir şeyler söyleyecek. Enkidu’ya bir şeyler söyleyecek. 206, Enkidu şöyle dedi. 207, Enkidu sen Tanrılar gibi yakışıklısın. Şimdi Enkidu’ya bir lektör veriyor burada. Aslında tabi bu lektör onu öteki hayata gitmeye zorlayan süreçlerden bir tanesi. Sen Tanrılar gibi yakışıklısın 208. Niçin hayvanlarla vahşi tabiatta dolaşıyorsun? Burada tabi kadının baştan çıkarıcılığı figürü sadece Gılgamış’ta, mesela bu satırlar biraz onu işaret eder. Yani bir kadının bir erkeği baştan çıkarışı fenomeni. Mezopotamya’da çok kullanılan bir fenomendir. Burada da var aslında biraz satırlarında var yani. Sen Tanrılar gibi yakışıklısın 208. Niçin hayvanlarla vahşi tabiatta dolaşıyorsun?
209, gel seni koyun ağırlığı Uruk’a götüreceğim. Bu koyun ağırlığı Uruk tabiatını çok önce açıkladım ben size. O da koyun ağırlığı şu ama yani ağıl, koyun ağırlığı şu. Uruk şehrinin, eski Uruk şehrinin, Gılgamış’ın kralı olduğu Uruk şehrinin surları öyle adlandırılıyor.
Gel, çünkü surları çok meşhur. Yani Uruk’un bu koyun ağırlığına benzeyen surları çok meşhur antik dünyada. Ve şöyle söylüyor Harim Tuğhan’a, gel seni koyun ağırlığı Uruk’a götüreceğim.
210, Anu ve Işler’in kutsal meskeni tapınağı. 210. Oralarda yani bu tapınaklarda yani Uruk’ta Gılgamış diye bir üyesi vardır. Kraldır ve çok güçlüdür. Şimdi onu Gılgamış’la tanıştıracak süreç.
212. Yabani bir boa gibi insanlara hükmetmek dedi. Kim? Gılgamış. Yani şimdi Gılgamış’ı örerek enküduyu tahrik etmeye çalışıyor aslında. Acaba benim duyduğum sesler dinleyicilere geliyor mu ya dışarıdan? Benim her halükarda tamam. Evet, tabii bu çok konsantre bozuyor ama yapacak da bir şey yok yani. Bugün de anlatacağım şeyler biraz komplike aslında ama neyse. Herhalde anlatırım yani. 211. Oralarda Gılgamış, Kral Gılgamış çok güçlüdür Uruk şehrinde yani. 212. Yabani bir boa gibi insanlara hükmetmek denir. 213. Ona bunları söyledi. Yani Şam hatt bu kadın, enküduya bütün bunları bunlardan bahsediyor.
214. Enküdu’nun bir dost ihtiyacı vardı. Şimdi burada Gılgamış’la arasında kurulacak ilişkinin psikolojik veya duygusal zeminini hazırlıyor aslında yazar.
Enküdu’nun bir dosta ihtiyacı vardı. 215. Enküdu harimtuya yani kül kadınına şöyle söyledi. 216. Gel Şam hatt beni Uruk’a götür.
217. Kutsal tapınağa Anu ve İştah’ın meskenine. Yani Anu ve İştah’ın meskeni dediği Anu ve İştah mezopotamya’da iki tane Anu gök tanrısı, İştah tanrıcı, tapınak mesken dediği tapınak.
Kutsal tapınağa Anu ve İştah’ın meskenine götür. 218. Orada Gılgamış çok güçlüdür. 219. Yaban boğası gibi insanlar üzerinde hüküm sürer.
220. Şimdi bu tabi Enküdu’nun kendi ağzından söylenen şeyler. 220. Ben güçlüyüm. Ona meydan okuyorum. Yani Enküdu Gılgamış’a meydan okuyor. 221. Ben en güçlüyüm diye Uruk’ta övüneceğim. 222. Var olan düzeni değiştireceğim. Yani Uruk’ta egemen olan Gılgamış’ın krallığını ortadan kaldıracağım.
223. Vahşi tabiattan gelen daha güçlüdür. Burada kendini kast ediyor tabii. Yani yaban hayattan gelen daha güçlüdür. Daha kuvvetlidir. 224. Şam hat. İnsanlar senin yüzünü görsünler. Yani kadın Şam hat, Enküdu’ya şunu demeye başlıyor. Uruk’a git ve insanlar senin yüzünü görsünler. Seni tanısınlar.
225. Burası Kırk okumuyor yani. 226. Enküdu koyun alalı Uruk’a git. 227. Tabi burada mesela işte geçen derste biraz bahsettiğim böyle tartışmalı konular var da. 227. Şu. Orada yani Uruk’ta aslında kastettiğim Uruk’taki tapınak Anu ve İşdar tapınakları orada genç erkeklerin sıkı kemerleri vardır. Bu ne demek çok açık değil.
Yani büyük ihtimalle daha geçen derste söylediğim gibi Mezopotamya’da kült erkekleri de vardı. Fakat bu kült erkekleri iki kategori. Bir normal kült ile ilgili işleri yapan normal din adamı pozisyonunda erkekler.
Bir de transseksüel erkekler. Büyük ihtimalle böyle gruplar da var. Yani onlar da yine tapınaklar kendilerine almışlar. Fakat bunlar transseksüel rahipler öyle söyleyeyim. Dolayısıyla onların da görev yaptığı bir yer tapınaklar. 227. cümle böyle bir şey işaret ediyor olabiliyor. Yani orada genç erkeklerin sıkı kemerleri vardır.
Veya belleri sıkıdır. Hani biraz böyle muğlak bir ifade bu. 228. her gün bir bayram kutlanır. Eski Mezopotamya’da tabi en önemli bayram aslında Akitu Bayramı. İşte Mart’ın sonu. Yani bugün bizim Nevruz dediğimiz şeyin çok prototipi. Ben Akitu’yu daha sonra anlatacağım size. Yani yeri gelecek çünkü ileride. Fakat Akitu Bayramı, Orta Doğu’da damgasını vurmuş olan bir bayram hala damgasını pek çok bağlamda vurmuş geleneklerin önemli bir kısmına.
Şii kültürde falan hala böyle enteresan bir şekilde etkinliği vardı. Yani Şii’lerde, Kerbelar kutlamalarında falan böyle izleri kalmış yani. Akitu Bayramı, Orta Doğu’daki en önemli bayram. Fakat tabi pek çok tarih veya tarihçe için her gün yapılan bayramlar var. Yani günübirlik bayramlar var.
O bayramlarda da tarih ya da tarihinçanın heykeli o kutsal yerden çıkartılır, üzeri yıkanır, temizlenir, üzerinde bir elbise giydirilir, yeniden yerine konur. Böyle bayramlar çok. Tarih ve tarihinçaların giydirilme bayramları. Bunları yine sonra anlatacağım ben size.
Bu cümle onu söylüyor. Her gün bir bayram kutlanır, 229, davullar sürekli çalar. Yani mezopotamya tapınakları, büyük tapınaklar böyle hakikaten.
Yani her gün bayram, her gün ilahi müzikler, dini müzikler diyeyim yani olduğu birtakım şeyler, mekanlar ve tapınaklar. Davullar sürekli çalar bunu kast ediyor. 230 ve kutsal fahişeler güzeldirler. Yani geçen ders tartıştığım gibi böyle bir kült grubu kadın var mı? İşte Naditlular, Harimtlular geçen anlattım bunları. Böyle bir kült görevlisi grubu var mı? Çok büyük ihtimalle vardırlar hakikaten.
230. cümle onu söylüyor ve kutsal fahişeleri güzeldir. Bu tapınakta olan bir şey yani. 231. çekici ve keyif vericidirler. 232. daha uygun bir şartta söylerim.
233. Ey hayatı bilmeyen enkidu! 234. Sana gılgamışı göstereceğim. Gılgamış çok mutlu biridir. Şimdi gılgamışa yeniden döndü. Onu tanımlıyor enkiduya. Aslında tahrik etmeye çalışıyor. Sana gılgamışı göstereceğim. O çok mutludur.
235. Ona bak yüzünü tanı. 236. Yiğitlikte eşi yoktur. Her şeye gücü yeter. Yani her şeye dayanır gibi bir şey. 237. çekicidir. Yani böyle personelitesi, kimliği, kişiliği falan çekici güçlüdür. 238. ve senden daha güçlüdür.
239. Gece gündüz uymaz. Yani o gücüne vurgu yapıyor tabii. 240. Ey enkidu! Günahkar amacından vazgeç. Buradaki günahkar amacından vazgeçti değil şu. Yani bir yandan enkiduyu gılgamışa tahrik ediyor ama öte yandan da bu gılgamış hakkında düşündüğün fikirlerden vazgeç. Çünkü başaramazsın. Yani hiç uğraşma boşuna. 241. Çünkü Şamaş, işte Arapların şems dediği Güneş Tanrısı Mesopotamya’nın özellikle adalet, kader, ahitler gibi birtakım işleriyle sorumlu önemli tanrılarından bir tanesi Şamaş. Bunları sonra yerlere daha detay geldiğimde orada anlatacağım zaten. Çünkü Şamaş gılgamışı sever. 242. Anu enlil eya onun anlayışını genişletmiştir.
Burada Anu enlil eya adıyla saydığı tanrılar Mesopotamya’nın en klasik tanrılarıdır. Anu enlil eya bunların fonksiyonları ne, kim ve diğerleri ne? Bunların hepsine geleceğim.
Ama Anu genellikle gök ile ilgilidir. Enlil, hani gök ve bu dünya arasındaki yer, eya daha çok sularla ilgili bir tanrı. Yani yaşamın varlığını sağlayan üç tanrı adeta.
Anu enlil eya onun anlayışını genişletmiştir. Yani ona her şeyi sezebilecek bir bilgelik vermiştir. 243. Sen yaylalardan gelmeden önce, buradaki yaylalara tabi ben yayla diye tercüme ettim de yani yayladan kası şey, vahşi doğadan, boskrardan gelmeden önce, yüksek yerler diyor da ben onu yayla dedim işte. 244. Uruk’ta sen yaylalardan gelmeden önce 244. Uruk’ta gılgamış senin hakkında bir rüya görüyor. Şimdi birazdan bir rüya sahnesi devreye girecek. Yani Uruk’ta gılgamış, Enkidu’yla ilgili bir rüya görecek. 245. Gılgamış rüyasını yorumlatmak için, yani gılgamış, Enkidu’yla ilgili bir rüya görüyor.
Henüz Enkidu’yla karşılaşmadan önce ve bu rüyayı annesine anlatacak Enkidu. O rüyada önümüzdeki derse kalacak. 245. Gılgamış rüyasını yorumlatmak için kalktı ve annesine şöyle dedi.
Yani rüyasını anlatmaya başlayacak. Tabi eski Mesupotamya’da rüyalar ne, bütün bunların anlamı ne ve gılgamışın rüyası ne ve bu rüyanın içerisinde Enkidu’nun durduğu yer ne. Hani onlara önümüzdeki hafta geleceğim.
Şimdi bu 245’ye kadar olan bölüm bu. Muhtemelen bir 20-30 tane cümle daha kaldı birinci tabletin bitmesine. Ondan sonra birinci tablet, finish. Şimdi gelelim birazcık size dışarıdan gelen gürültüleri de göz önüne alarak, mümkün olduğunca canımı dişime takarak, ondan sonra ki beni gürültü çok etkiler.
Ondan sonra çözümleme yapmaya çalışacağım. Şimdi neyi çözmeyeceğim ben size? Bir kere dersin en başında söyledim. Aslında siz de biliyorsunuz. Veya bilmiyorsanız bile ben biraz daha katkıdan alınıyorum size.
Bütün psikolojik çözümleme yapmadan hiçbir şey anlamazsınız. Yani sadece geçmişten bahsetmiyorum. Yani modern zamanlardan da bahsediyorum. O yüzden psikolojik çözümleme bu işin sine qua nonu yani olmazsa olması.
Peki şimdi neyi çözüleceğiz biz? İkili kahraman arke tipi. Şimdi bunun üzerine konuşacağız. Bunu da şöyle yapıyoruz. İlk önce nasıl ortaya çıktı? Yani bu ikili kahraman arke tipinin mantığı nedir? Bunun üzerine.
İki, bunun ikinci yarısı. Efsanelerde bu ne anlama gelir? Şimdi yani bu ikisini mümkün olduğunca bir arada götürmeye çalışacağım. Tabii ikili kahraman dediğimde tanımı şöyle biraz daha genişletin.
Ne demek ikili kahraman? Destanlarda ikili kahraman ne? Yani şöyle mesela Romanesk dönemde, yani edebiyat şu an kullandığım terminoloji edebiyattan kullandığım bir terminoloji.
Romanesk dönemde yani ne zaman? 18. yüzyıla kadar neredeyse. Romanesk dönemde batı edebiyatında ikili kahraman yani iki kahramanın hikayesi aslında vardı.
Yani hep vardı yani. Belki buna son örnek birinin önemi biraz daha azaltılmış olarak şeydir. Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’sudur.
Yani o tam böyle 18. yüzyıl Romanesk dönemle roman dönemi arasındaki bir yerde durur. Tabii Daniel Defoe da kendi başına bir hikayedir. Yani onun Robinson Crusoe’su, ki benim çocuklukta bende böyle sürekli bir ada kavramı olduğu için en böyle heyecan verici defalarca okuduğum kiraptı.
Tabii Daniel Defoe’da şey etkisi herhalde büyük ihtimalle var. İbn-i Tufail’in, sen bilirsin Seda, İbn-i Tufail’in şeyi veya siz de çalıştığınızı anladım bilmiyorum ama esas alanınız neydi?
İbn-i Tufail falan zaten bildiğiniz şeyler sizin. Burada karşımda bazı öğrenci arkadaşlar var da hani onlarla muhabbet ediyorum.
İbn-i Sinan’ın da bir şeyi var, ne derler, Haybin Yeksan’ı var. İbn-i Tufail’in de bir Haybin Yeksan’ı var. Bu Haybin Yeksanlar İslam’da, İslam’ın dini, felsefi edebiyatında ki bu iki Haybin Yeksan, İbn-i Sinan’da ve şeyde İbn-i Tufail’de.
Büyük ihtimalle Daniel Defoe falan bunları okumuş, bunlardan biraz etkilenmiş öyle anlaşılıyor. Daniel Defoe ama ayrı bir hikaye.
Şimdi 18. yüzyıla kadar yani bu Romanesk döneme kadar iki tane kahraman, bir öyküde iki kahraman tipi var, yaşıyor yani. Fakat 18. yüzyıldan itibaren işte rasyonalizm, realizm bilmem ne falan daha modern böyle bir sürece giriş, ikili kahraman tipini biraz daha önemini azaltıyor.
Ve ikili kahraman tipi neye dönüyor? Aslında bir kahramana ve bir kahramanın yanında birtakım olgulara dönüyor. Yani 18. yüzyıldan sonraki edebiyat, özellikle batı edebiyatı böyle bir konsept üzerine oturur.
Modern dönemlere geldiğinizde yani son içinde bulunduğumuz dönemdeki edebiyata geldiğinizde de kahraman figürü çok ideolojik eserler hariç artık bu türlü ortadan kalkıyor. Mesela bugün herhangi bir romanda veya sinemada eğer ideolojik yanı yoksa kahraman figürü yerine olayların şeyi var, olayların dizgesi. Kahraman orada boğuluyor yani çok da önemli değil yani.
Ama mesela yeniden özellikle bilim kurgu aracılığıyla bu tek kahramanın işin içine girdiği bir edebiyat yeniden sanki piyasaya çıktı gibi. Tabii tek kahraman fikri büyük oranda şeydir. Biraz totaliter bir yanı da vardır. Mesela edebiyat sosyolojisiyle falan uğraşanlar bunu anlarlar.
Yani kahramanınız tekse orada topluma bastırmak istediğiniz bir ideolojiniz vardır. O kahraman aslında topluma bastırmak isteyen ekolun ya da adamın ya da yönetimin kendisidir.
Ama 18. yüzyıla kadar bu ikili kahramanlar devam etti edebiyatta. Çünkü köklü bir şeydir. Yani ikili kahraman figürü köklüdür.
Masallarda da tabii sadece destanlar değil mitlerde falan da ikili kahramanlar. Mesela ikili kahramanlar denildiğinde şimdi tamam biz buradaki destan bağlamında baktığınızda siz Gılgamış’la Enkidu’yu kapat kafadan zaten diyorsunuz ki ya hocam tamam işte ikili ama öyle değil yani.
Antik edebiyatta, antik inançlarda falan Gılgamış ve Enkidu’nun çok benzeri fenomenler ve öyküler çok fazla. Ta orta çağlara kadar yani. Ben buraya mesela böyle çok bilindik olanlardan bir iki tane aldım.
Mesela eski Grek mitlerinde işte ilahi twin ikizler var. Kastor ve Pholux mesela. Bunun gibi yani eski Grek kültüründe başka ikizler de var. Yani ikilliler veya ikizler.
İkizlerden kastım şu bizzat ikiz yani biyolojik olarak ikiz. İkiliden kastım da iki kahraman. Yani ikizler kahraman ve iki kahraman. Yani hepsi de birbirine yakın fenomenler.
İşte Greklerde kastor, Pholux var. Ermeni edebiyatında falan Sanasay, Baldasay var. Hinduizmde Asfinler var. Yani mesela bu kültür bu ikili kahraman kültürü özellikle ikiz olup da iki kahraman haline dönen kültür.
Hıristiyanlık içinde falan çok güçlü bir şekilde devam etmiş. İşte Kozmoz ve Damian. Yani Hıristiyanlıkta bizim hatta Eyüp’te işte kültü olan Kozmoz ve Damian iki tane Hıristiyan şehit ve o şehitle ilgili kültü Hıristiyan geleneğini de çok popüler biliyorsunuz.
Mesela bu ikili falan da Hıristiyanlık içerisindeki bunun da örnekleri de var ki Yahudilik geleneğinde de var bunlar veya başka pek çok yerde yani.
Genellikle de ikiz olmayan ikili bir yerde, ikiz olan ikili de yani biyolojik olarak ikiz olanlarda çoğunlukla hep sağlıkla, tıpla veya şifalandırma ile ilişkili inançlarda yaramıştır. Yani mesela benden sonra araştırın biraz ama mutlaka akademik kaynaklara araştırın. Yani hani böyle Look at the Google, çünkü böyle çok abuk subuk şeyler var yani kesinlikle hani akademik şeylere bakmanız lazım. Bu ilahi ikizlerin en büyük fonksiyonu çoğunlukla şifalandırmadır. Yani bunlar iki tane kahraman, bir olaylar yapıyorlar falan, tarihsal kahramanlar ama aynı zamanda bunların böyle insanları iyileştirici, şifa verici falan yanları da var.
Genellikle ikizler böyle, ikili olan, ikiz olmasa bile ikili olan kahramanlarda da bu fenomen var. Böyle genellikle ikili olmak bir destanın ya da öykünün içerisinde sadece senaryonun getirdiği o kahramanların hikayelerinin dışında külklere de dönüşmüş.
Ve o külklere önemli bir kısmı da böyle sağlık ve şifacılıkla oluşmuş. Demek ki destanlarda, mitlerde, işte orada burada falan iki kahramandan oluşan öyküler çok fazla.
Tamam, öyküler çok fazla. Senaryonun ikiye oturduğu. Tamam. Bunu gördünüz. Peki bu nereden kaynaklanıyor? Yani bunun dibinde nasıl bir şey yatıyor? Bunun dibinde şöyle bir şey yatıyor. Şimdi bu ikillilik normalde ilk etapta şüphesiz ki şuradan geliyor ama esas neden bu değil yani. Nereden geliyor? İşte tabiatın içerisinde her şey bir dualitedir.
Yani her şey dual çalışır. Yani işte erkekler, kadınlar siyah beyaz. Yani böyle bir dualite, kozmik bir dualite var doğru. Ve felsefi olarak da zaten biz biliyoruz. Yani İsmet Özel’in dediği gibi yani başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız.
Yaprakla yağmurun aşkı mesela dediği gibi bir şeyin kendi varlığı, öteki şeyin varlığıyla ilgili. O olmadan ötekisi olmuyor zaten. Tamam, kozmozda siz bunları görüyorsunuz. Yani etrafınıza baktığınızda bunlar var. Eyvallah.
Fakat destanlarda bu ikilli kahramanların üretilmesinin temel gerekçesi, temel gerekçesi değil, nasıl üretildiğinin temel gerekçesi biraz başka çünkü nasıl üretildiğinin mantığı daha derinlerde bir yerde yatıyor. Nasıl derinlerde bir yerde yatıyor? Şöyle.
Şimdi burada aynalama denilen yani psikoloji literatüründe aynalama denilen bir kavram var. Yani enkidu gılgamış. Bunlar kim? Benim derslerin başlarında söylediğim şeyi unutmayın. Yani bunlar birbirlerinin alter egosudur. Yani bunlar birbirlerinin alter egosudur.
Hangi öyküde ikili görürseniz onlar birbirlerinin öteki egolarıdırlar aslında. Fakat bu egolar şu anlama gelmiyor. Kopya anlamına gelmiyor. Yani gılgamış enkidunun kopyası veya enkidu gılgamışın kopyası değil. Enkidu gılgamışın ötekisi, öteki egosu. Gılgamış da yani bunlar birbirlerinin öteki egoları.
Basitçe kopyaları anlamına gelmiyor. Kopya olmak başka bir şey, öteki ego olmak başka bir şey. Şimdi peki bu bilinçaltı yani bu destanları söyleyen veya bunları derleyen, toplayan hem bireysel hem kolektif bilinçaltı ikili fenomenleri niye seçiyor?
Sadece kozmik bir dualite olduğundan mı kaynaklanıyor? Herakleitos’un söylediği gibi. Ondan kaynaklanmıyor. Ben derslerin geçenlerinde söyledim. Destanlar bizim öykülerimizdir. Yani biz normalde bir destanız. Yani bana baktığınızda şimdi bende bir destan var yani. Tabii sizde de var yani. Destan dediğimiz şey bizim bireysel hayatımızda yaşamış olduğumuz şeylerin arketipsel bir şekilde ortaya çıkması ve senaryo haline gelmiş olmasıdır. O yüzden ben size bakıyorum. Siz bir efsanesiniz. Siz bana bakıyorsunuz. Ben bir efsaneyim. Yani normalde bizim içimizdeki yaşadığımız o şeyler efsaneleri yapanlar. Peki ne oluyor? Hikaye nasıl bilinçaltında ya da bilinçde nasıl gelişiyor?
Şimdi bu söylediğim şey aynalama denilen bir şeydir psikolojide. Hikaye bir şey değildir. Gerçekli olan bir şeydir. Ben zaten hikaye anlatmam. Hikaye dinlerim yani. Herkes çok hikaye anlatıyor ama hikaye anlatmayı sevmiyorum. İşim gerçeklerle.
Aynalama şöyle bir şey. Biz henüz çocukken yani aşağı yukarı iki üç yaşımıza kadarken kendi kendimizi gördüğümüz göz yani bizim kendi kendimizi gördüğümüz göz aslında annemizin gözüdür. Yani biz kendi kendimizi görmeyiz. Bizim önümüzde annemiz bizim aynamızdır. Yani biz daima kendimizi hep annemiz üzerinden görüyoruz. Anne bizim ilk aynamızdır. Anne bizim aslında biraz öteki egomuzdur da. Biz kendimize bakarken daima başkasının gözünden bakarız. Yani henüz oluşmamış erken dönemlerimizde biz kendi kendimize kendimiz olarak bakamadık.
Biolojik olarak bakamadık yani çünkü. Ama annemizin gözünden baktık. Şimdi mesela burada bir nokta koyun. Yine ikili kahraman hikayesine geleceğim. Fakat bunu böyle modern zamanlarda bir hikayeye bağlayayım.
Mesela şu telefon denilen şey ki bu telefon denilen şey çok tehlikeli buluyorum ben. Ben zaten nağdur kullanıyorum. Ondan sonra bu telefon denilen şey mesela insanlar şey yapıyorlar ya nerede olursa olsunlar mutlaka çekimler.
Yani şeyi anlıyorum hani ben de arasını çekiyorum. İnsan doğal yani bir şeyi çekiyor ama selfieler selfieler selfieler yani çıldırmış gibi ve kendini kaybetmiş gibi olağanüstü bir şekilde belgelemeler.
Esasta bu yani kendini telefonun üzerinden görmek yani aslında gözlerlemek yani observe yapmak normalde bizim bu erken dönemdeki hikayemize kadar çıkan bir trajedidir aslında. Tıpkı şu telefon tıpkı şu telefonun gözünden bizim kendimizi görmemiz gibi biz yaklaşık iki ya da üç yaşlarına kadar kendimizi görürken annemizin gözünden görüldük.
O yüzden de hep annemize tırnak içerisinde şımarıklık yapardık. Çünkü onun bizi sevmesi veya bizim onunla iyi ilişki kurmamız bizim kendi kendimizi de iyi görmemiz anlamına gelecekti.
Çünkü biz kendimizi annemizden görürdük. Şimdi işte esas da şu telefonun kullandığımızda ve sürekli kendimizi belgelediğimizde büyük ihtimalle biyolojik olarak ama kesinlikle bilinçaltından bizim geriye doğru döndüğümüz süreç bu iki ya da üç yaşındaki süreçtir.
O yüzden de modern medyanın bir aptallaştırma kutusu iyi kullanılmadığında onu söyleyeyim tabi ki bir aptallaştırma kutusu olduğundan yüzde yüz eminim ben.
Yani zırt pırt bunlarla uğraştığınız zaman sadece bir şeyi belgelemiş olmuyorsunuz aynı zamanda bilinçaltınızdan iki ya da üç yaşınıza dönecek o saflığınıza tabi artık döndüğünüz şey saflık değildir.
Çünkü kültürel olarak o kadar kirlendik ki döndüğünüz şey artık ahmaklıktır yani. Şimdi bu modern zamanlarla ilişkisi yeniden gelelim şeye bizim ikili kahramanımıza.
Şimdi tabi bu ses dosyajını çok arttırır ya ne yapsak ya. Evet biraz daha devam edeyim dışarıdan fazla ses geliyor da. Ben ama yok ben dalıyorum yani ben çünkü biraz ince şeyler anlatmaya çalışıyorum.
Peki şimdi iki ya da üç yaşına kadar demek ki çocuk kendisini annesinin yüzünden görüyor fakat bu yani üç yaşlarından itibaren artık çocuklar en azından bir kısmı kendilerinin de kendileri olduğunu fark ettikleri için kendilerini anlamaya başlarlarken veya kendilerini gözlemlerlerken artık kendi gözleriyle kendilerini görmeye başlıyor.
Ya da anlamaya başlıyorlar. Şimdi bu noktada yani böyle bir duruma geldiğinizde benliğiniz yani bu dönemlere geldiğinizde benliğiniz iki ayrı parçaya ayrılmış oluyor.
Nasıl iki parçaya ayrılmış oluyor? Bir şu bir sizin daha önce annenizde elde ettiğiniz ya da annenizden miras kalan ve annenizde devam eden bir sen yanınız.
İşte eğer siz o sen yanınızla hep devam ederseniz hayatınıza yani annenizde kalan sen yanınızla devam ederseniz hayatınıza o zaman narsistlik kişilik bozukluğu dediğimiz yani böyle sürekli hani kendi kendine onaylama ve onaylatma ihtiyacı duyduğumuz narsistlik ya da narsistlik kişilik bozukluğu dediğimiz hikaye içerisinde kalıyorsunuz.
O anneden özgürleşme süreci geldiğinde eğer kendi ayaklarınızın üzerinde durmamışsanız hala annenizin üzerinden kendinizi algılamaya devam ediyorsanız bu narsistlik bir sürece yol açıyor hayatınızın daha gelişkin dönemlerinde.
Ama eğer annenizden kopabilmişseniz kendi kendinizi görmeye başladıysanız o zaman işte biraz daha hani normal sağlıklı bir insan oluyorsunuz falan.
Fakat tam bu aşamada büyük bir enerji çıkıyor yani annelikten kurtuluşta kendini bulma sürecinde büyük bir enerji çıkıyor açığa çıkıyor çünkü artık sen başka bir tipolojik haline dönüyorsun biyolojik olarak ve psikolojik olarak.
Ama bir yarın yani bir yarın kendinle devam ederken bir yarın annenden kalan miras üzerinden yoluna devam etmeye başlıyor. Annenden kalan miras üzerinden devam eden yanın eğer çok sertse narsistlik oluyorsun.
Eğer hafif sertlikte ise senin bilinçaltı denilen şeyin oluşturuyor. İşte bu shadow denilen gölge bilinçaltı denilen veya bilinçaltı denilen veya tırnak içerisinde ne diyeyim ona bunlar biraz benim terminolojim oldu şimdi.
Şeytani bilinçaltı denilen bilinçaltı da orada o anneye hala bağlı olan senden kaynaklanıyor. Senin kendi kendini özgür bir şekilde okuyuşun senin kendi bilincini ya da egonu düzenleyici gücünü oluşturuyor.
Ama hala annenden kalan bir yanın eğer sende çok güçlü bir şekilde devam ediyorsa o zaman o yanında senin o bastırılmış bilinçaltının alanı olacak. Onu zamanla dolduracaksın sen. İşte buradan baktığınız zaman iki dünya tek dünyadan kopan iki dünya hikayesi ya da arke tipi bu dönemde birlikte var olan bir şey artık.
Yani ikili kahraman denilen tipoloji normalde bizim kendimizi bulma ve kendimizi bulamama arasında kalmış olduğumuz tedirginliğin bilinçaltında yatan o tedirginliğin aslında edebiyatta veya mitlerde falan yeniden vücut bulmuş halidir. O yüzden bütün destanlardaki bu iki kişilik birbirlerinin alter egosudurlar. Bunlar aslında birbirlerinin yapışık kardeşidirler. Tabii ki şunu biliyorsunuz zaten hiçbir zaman gılgamışı yazanlar kompozu edenler ya da anlatanlar bütün bunların bilincini olarak böyle bir şey zaten yapmazlar. Ama siz bir figür üretirken bunlar bilinçaltınızdan çıkarlar. Siz farkında olmazsınız yani. İşte farkında olmadan insanlar bu kaygıdan ikili kahraman tipini üretmişlerdir. Mesela gılgamış destanında gılgamışın annesinin tam bu noktada devreye girmesi biraz önce söyledim yani tam orada kaldım zaten. Çünkü gılgamış bir rüya görecek ve rüyayı annesine anlatacak ve anne de gılgamışa rüyanın yorumunu yapacak.
Aslında burada o gılgamışın anneye bağımlı olan öteki yanı o çocukluk evresindeki o yanı saklıdır. O yüzden de destan kompozu eden kimse tesadüfen annenin öyküsünü buraya koymamıştır.
Yani annenin buradaki bulunuşu tam yani senaryonun burasıda bulunuşu efsane derleyenlerinin veya yazanlarının kendi bilinçaltılarının sonucudur. Yani anne orada tesadüf yoktur yani. İşte bu ikili karakterler genellikle bizim bilinçaltımızdaki bu süreçten piyasaya çıkarlar. Şimdi ikili bu çıkış gerekçesi yani biraz ana atlarıyla kestim ama çıkış gerekçesi bu. Peki bu ikili kahramanlar destanda nasıl rol oynarlar? Yani senaryoda bunlar nasıl rol oynar? Yani çünkü senaryo, destan sizinle benim aramda bir ilişki. Siz bunu dinliyorsunuz ve yorumlucaksınız. Nasıl bir rol oynayacak bu? Bu ikili kahraman olmanın özelliği nedir siz bunu dinlerken? Şudur. Bir kere bir öyleyse alter ego her şeyden önce alter egosu. Bunlar birbirlerinden öteki egoları aslında aynı insanların öteki yanları.
Zaten gılgamış bir müddet sonra kendi kişiliğini kazanacağı için öteki saklı kalmış kişilik olan enkidu senaristler tarafından devreden çıkarılacak ve enkidu uleacaktır yani. Bir kere bir alter ego yani öyle bir rolü var bunun.
Bu ikili kahramanlar birazcık böyle arka fonda dinleyenleri veya okuyanları eğlendirir de yani o ikili şey insanlara daha rahat öğreticidir böyle bir yanı var. Sonra yazar genellikle söylemek istediklerini ikinci kişilikler üzerinden verir.
Yani aslında senaryonun esas kahramanı birisidir ama senaryodaki esas kahramanı götüren öteki kişidir ikinci kişidir. Yazar yani efsaneleri derleyenler o anlamda efsaneleri derleyenler ikinci kişi üzerinden aslında senaryoyu kurgularlar.
Yani bu yanı önemli. Sonra bir başka yanı bu iki kahraman hikayesinin senaryonun akışını kolaylaştırır. Yani sadece senaryoda bir plan çizme zon iki kişinin varlığı bir de kolaylaştırır da yani buradaki kolaylaştırmaktan kasıt da şu dinleyicinin daha rahat almasını sağlar pedagogik bir yanı vardır yani. Sonra bir başka yanı şu insanlar kendilerini iki kişilikte daha kolay bulurlar.
Şimdi destanlar, sinemalar, göstergelerin bütünü aslında bizim kendimizi bulduğumuz ve içerisindeki şeylerle özdeşleştirdiğimiz bir iç yaşantımızdır normalde. İnsanlar kendilerini çözümlerlerken çünkü her destan her gösterge bir çözümleme aracıdır.
Yani film niye seyrediyorsunuz ki yani sadece senaryosu için değil yani sizin içinizde bir şeyleri tetikler o siz farkında olmadan.
İşte kendinizi daha kolay empati yapıp kahramanla ilişkilendirilen veya olayla ilişkilendirebilmeniz için iki kişilik daha ilveriştirilir. O yüzden iki kişilik olması biraz böyle bir fonksiyonu var.
Sonra şu normalde bütün destanlar, bütün göstergeler, bütün sinemalar, filmler bunların hepsi yani böyle çok tabi çok modern sinemadan edebiyattan bahsetmiyorum. Yani daha klasik edebiyat kültüründen bahsediyorum. Normalde bunların hepsinin derdi yani dert derken hani görünmeyen derdi yani sizi katarsis haline getirmektir. Yani katarsisten amaç da şudur. Sizi tekliğe döndürmek yani klasik edebiyat, klasik sinema bir katarsis sunar size ve siz onlar aracılığıyla da birliğe dönersiniz.
Yani içinizde çünkü bizim bilinçaltımızda biyolojik olan bir yanımız var ve o yan daima bir üzerine oturmaya çalışıyor. Yani hedefi o aslında. Sürekli ona doğru yönelmek istiyor. Kontrolsüzce yani. Şimdi iki kişi verdiğiniz zaman bunu daha kolay yapabiliyorsunuz.
Yani iki kişi üzerinden olduğunda bire ulaşmak daha kolaydır. Çünkü birin ilk tecellisi ikidir. O yüzden de ancak bire ulaşabilirsiniz.
Yani bir yüksek bir değerdir. Sizin doğrudan bir ona teossis yapmanız, hikayenin içindeki kurgu ile teossis yapmanız yani empati yapmanız kolay değildir. Onun tecellisiyle siz empati yaparsanız tecelli birin tecellisi de ikidir. O yüzden iki kişilik daima şeydir. Sizi o bire ulaştırmakta önemli bir rol oynar.
Bundan dolayı da bu twins yani ikizler, bu ikili kahramanlar bütün klasik destanlarda falan mevcuttur. Ve bunlar aracılığıyla da zaten bizim bilinçaltımızdaki en gizli dehlizlere, en karanlık yerlere daima koşmak isterler. Evet sevgili arkadaşlar bugün bu kadar. Çünkü hani önümüzdeki haftaya biraz saklayayım bazı şeyleri. Önümüzdeki hafta tabletin son bölümlerine geliyorum. Yine biraz psikolojik analizler. Ondan sonra da bir sonraki hafta ikinci tablete geçerim.
Kendinize iyi bakın. Ondan sonra hepinizi akadoloji ya da asrioloji uzmanı yapacağız inşallah.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir