Kürşat Demirci, Gılgamış Okumaları, 14. Seminer
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=G3n7nEZms94.
Sayın arkadaşlar hoş geldiniz. Gılgamış’a son tablete yani birinci tabletin sonuna gelmiş bulunuyorum. Bu arada gözümde güneş gözlüğü var çünkü öbür gözlük yanımda yok. Yani normal numaralı beyaz cam olan gözlüğüm yok. Bu biraz parlıyor olabilir. Buradaki arkadaşlar öyle dedi. O yüzden bugün biraz böyle parlayabilir gözlüklerim.
Bunlar da numaralı. Çıkartamıyorum bunu çok fazla. O yüzden bugün böyle parlak parlak idare ederim. Tabii bugün yapacağım bölüm 246-300 arası. Yani birinci tabletin sonuna geldik. 246. cümle ve 300. cümle. Yani 300. cümle dediğimde siz birinci tabletin artık sona ermiş olduğunu düşünün.
Bir bitti ama iki var, üç var, dört var ve böyle 12’ye kadar gidiyor. Şimdi bu 246-300 arasını yaparken şöyle yapacağım. 246-261 cümlelerin arasını, 246-261 cümlelerin arasını akatçasını yapacağım. Yani akatçasını da söyleyeceğim size.
Fakat 261-300 arası yani son cümleye kadar olan kısımda akatçaları okumayacağım. Çünkü onlar tekrar. O yüzden o yeniden aynı cümleleri tekrar etmek istemiyorum. O yüzden bir kısmında akatça metin olmayacak. Çünkü onlar tekrar, daha önceki cümlelerin tekrarı. Eski Mezopotamya’da bu tekrarlar çok fazla. Çünkü bunlar poetik metinler.
Mesela bunları falan şöyle düşünmeyin. Birisi geldi okuyor falan değil. Bunlar hem ritüellerde kullanılan hem de büyük ihtimalle iki üç kişinin de tekrarladığı, yani kalabalığın önünde metni okuyorsunuz veya anlatıyorsunuz. Siz anlattıktan sonra arkadan birkaç kişi de onları yeniden tekrarlıyor. Büyük ihtimalle böyle bir mantığı var. Bu tip bazı mitlerin veya deslanların, tabii ayrıca bunların ritüel listik kullanımı da var. Mesela bu bölümün okuyacağım, bu bölümün ana konusu olarak da, yani üzerine konuşacağım ana konu olarak da rüyaları seçtim. Çünkü bu bölümde 246-300 arasında Gılgamış’ın rüyalarıyla ilgili bölümler, yani hikayeler var. Birazdan geliyorum. Dolayısıyla rüyalar bu bölümde önemli. Artı eski mezopotamya kültüründe aslında sadece eski mezopotamya değil, bütün antik dünyada rüyalar çok önemli bir şey. O yüzden de rüya üzerine konuşacağım. Yani eski mezopotamya uygarlığında buradaki destandan referanslarımı alarak rüyalar nasıldır, nasıl algılanıyordu, bununla üzerine konuşacağım. Benim de mesela rüyalarım enteresan yani, biraz da şey hani, öyle çok rasyonel de bakmıyorum ben bu işlere. Çok fazla insanın yanını da buluyorum. Yani biz deslanlara ya da mitlere dışarıdan baktığımız zaman sadece bir fenomen olarak falan bakıyoruz. Ama aslında bunlar hep kendimizin içerisinde yaşadığı şeyler olduğu için çok insani yanları var.
Dolayısıyla hani siz de böyle bir empati kurarsanız okunan şeyle kendiniz arasında aslında daha iyi sonuç alırsınız. Şimdi peki gelelim 246’ya. Tabii şunu unutmayın, benim en son kaldığım yer yani bir önce geçen anlatımımda kaldığım yer şuydu.
Gılgamış’ın rüyasını annesine anlatma kısmı. Yani tam burada kaldım. Gılgamış rüyasını annesine anlatacak. İşte bu annesine anlattığı rüya nedir? Ve bu rüyanın Gılgamış’la Enküda arasındaki ilişki bağlamında önemi nedir? Kaldığım yer orası. Aslında senaryo yazarı yani daha doğrusu bu metni revize edenler ya da edit edenler bu birinci tablette şunu yapmışlar. Enkidu ile Gılgamış’ı tanıştırmak istemişler. Yani aslında dert bu yani Enkidu ve Gılgamış’ı bir şekilde tanıştırmak istiyorlar.
Bu tanıştırmayı da böyle biraz doğa üstü referanslardan falan yapmak dinleyenler için daha çekici veya o günün mentalitesi için daha anlamlı. O yüzden de burada DW’ye biraz da rüyalar katılmış.
Ama geçen ders söylediğim gibi normalde bunu, bu destanı veya buna benzer destanları veya mit mitosları yani veya öyküleri falan anlamaya çalışırken hep şuradan anlayın. Yani mesela bir mitin, bir narratifin, bir öykünün, bir destanın oluşmasının temel mantığında birkaç tane unsur var.
Mesela bir kere bir, herhangi bir destanın ya da bir mitsel anlatımın dış dünyada bir realitesi var. Yani benden bağımsız olarak dış dünyada herhangi bir destana konu olan malzemenin bir gerçekliği var. Sonra o nesnenin ya da o gerçekliğin yani dış dünyada var olan bu gerçekliğin esas daha önemli olan bizim içimizde bir karşılığı var.
Ve bizim içimizde karşılığı olan şeyle dış dünyadaki nesnenin birleşmesi de aslında bizim bu efsaneler dediğimiz şeyin dibini oluşturur. O yüzden de burada anlatılan her şey normalde bizim kendi hikayemiz. Bunu geçen ders biraz söyledim ve aslında Enkidu ve Gılgımış’ın bizim çocukluk hayatımıza kadar geriye giden, geçen dersi hatırlarsanız,
bir bilissel süreçle ve psikolojik bir süreçle ilişkili olduğunu söyledim. Senarist tam bu sırada yani Gılgımış ve Enkidu ikilisini oluşturmaya başlarken yani çocukluktaki bir kopuşun tezahürü olacak olan iki tane kahraman Gılgımış ve Enkidu’yu oluştururken, bu kopuşum biyolojik ve psikolojik olarak yaşanmış olduğu döneme doğru bizi geri götüren senarist olayın tam bu noktasında devreye anne fenomenini sokmaktadır. Ve anneyi de işin içerisine sokarken rüyalar yoluyla sokmaktadır.
Biraz geçen derste, bunlar lakancı yorumlar falan ama ben bunları şey önemsiyorum ve ciddiye alıyorum yani. Öyleyse Gılgımış annesine rüyayı anlatacak. Bu rüyada da Enkidu ve Gılgımış’ın dostluğunun başlayacağının ipuçlarını göreceğiz.
Şimdi böyle bir giriş yapayım. Sonra 246. cümleye geleyim Akatçası’na önce. Ummi şunat. Ummi bazen hani Arapçalarını falan biliyorsunuz veya İbrancılarını falan söylüyorum.
Ummi yani anne. Ummi şunat. Şunat rüya demek bunu da. Yani Akatçada birkaç tane rüya için kullanılan kelime var da. Ama burada daha çok kullanılan şunat kelimesi. Sümerciz bunun maşki. Ummi şunat attula muşitiyya. Birinci cümlemiz bu.
Türkçelerine birazdan geliyorum biliyorsunuz. 247. ipşu nimma kakabu. Kakabu dediği de İbrancısı da çok benzer. Kevkep yani yıldız veya yıldızlar. Kakabu şame. Şame de yine sizin Arapçadan veya İbrancıca’dan veya diğer semitik dillerden bildiğiniz aslında sema yani gökyüzü. Sema şame.
Yani Akatçası sümercisi an. 248. kima kişru şanim imta nakkutu. elu şeriyya. 249. aşi şunma den eliyya.
250. ulta plakkiş şumu al elayi nuşu. 251. uruk matum izzaez elişu.
252. matu puhurat ina mihuşu. 253. itte pir ummanu eli şerişu. 254. et lutu uktamaru eluşu. 255. ki şeri layi una şaku şepişu.
256. aram şuma kima aşağde elişu ahbub. 257. aşa şuma atta dişu ina şapliki. 258.
u atti tulta mahişu itti ya. 258. 259. ummi dişlim maş enket mudat kalama ide izza kar ana mahişu.
260. rimat nin sunneket mudat kalama ide izza kar ana nişkin maş. 261. ipşu nikka kaka bu şame. 261’den geriye kalan olan kısım tekrar olduğu için büyük oranda söyledim. onları yapmıyorum.
Burada akatçasını tamamladık. Şimdi gelelim bunun Türkçesine.
246. cümle yani hemen böyle bir başa dönüp şey yapalım jimnastik yani şu akatçası ummi şunat abdula muşitiyya. Şimdi onun Türkçesine gelin.
247. önümde göklerin yıldızları aşikar oldu. Aslında benim vaktim olsa ben bunu böyle biraz daha edebi bir şeyle jargonda falan anlatmayı çok isterim de yani okumayı çok isterim ama o kadar vaktim yok çünkü biraz emek vermek gerekiyor ona.
248. sanki gök taşı gibi bir tanesi önüme düştü. 249. bunlar da gılgımışın rüyasını anlattığı rüyasının içindeki sahneler.
Onu kaldırmaya çalıştım fakat benim için çok ağırdı. 250. yuvarlamaya çalıştım fakat yerinden oynatamadım. 251. onun yanında yani bu taşın o büyük taşın yanında Uruk ülkesi duruyordu.
Uruk şehri yani eski Sümer şehri Uruk ülkesi duruyordu. 252. ülke yani Uruk ülkesi gökten düşen bu kayanın içindeydi veya ortasındaydı falan yani.
253. onun önünde yani bu kayanın önünde kalabalık bir insan topluluğu vardı. 254. bu insanlar koşturup duruyorlardı. 255. onlar yani bu insanlar bir bebeğin ayaklarını öper gibi kayanın ayaklarını öpüyorlardı.
Tabii buradaki kaya ile kastı aslında daha böyle enki düya şeydir, referanstır. onlar bir bebeğin ayaklarını öper gibi kayanın ayaklarını öpüyorlardı. 256. bir kadını sever gibi onu sevdim göğsüme bastım. yani Gılgamış bu gökten düştüğünü gördü yani gökten düşen bu kaya parçasını kendisi nasıl algılıyor şimdi o kısmına geçiyor hikayenin ya da rüyanın. bir kadını sever gibi onu sevdim. onu çok içimde hissettim onu göğsüme bastım. 257. onu kaldırdım ve senin ayaklarının dibine diktim yani annesini kast ediyor.
onu kaldırdım ve senin ayaklarının dibine diktim. 258. ve sen onu benim eşim yoldaşım yaptın. yani buradaki eş kelimesi yoldaş anlamında yani bir cinsiyetle ilgili bir kavram değil bu.
ve sen onu benim eşim yoldaşım yaptın. 259. Gılgamış’ın annesi tabi Gılgamış’ın annesi benim daha derslerim başında anlattığım şekilde bir tanrıçadır. Ninsun denilen. ki o sıralarda Ninsun’dan falan bahsettim. bütün bu anlattığı öykü yani oradaki anne fenomeni normalde hem Gılgamış’ın annesi ama aynı zamanda bir tanrıç. Eskimiz Zipotamya’daki önemli tanrıçlardan bir tanesi.
Gılgamış’ın annesi yani Ninsun akıllı ve hikmetli bir kadındı. 260. Yaban ineği Ninsun. Yani şöyle yaban ineği tanrıçanın sıfatlarından biri.
Ninsun üzerine yeniden ikinci baskı yapmak istemiyorum aslında. ikinci baskıları çok sevmiyorum. sizi de sıkmak istemiyorum. ama Ninsun genellikle mezopotamya’da böyle bereketle uzun yaşamakla falan bunlarla ilgili.
ve aynı zamanda vahşi tabiata egemen olan Potniateron denilen bir tanrıça. buradaki yaban ineği Ninsun dediği şey aslında şöyle. yabani ineklerin efendisi Ninsun gibi bir şey.
yaban ineği Ninsun akıllı ve hikmetliydi. o her şeyi biliyordu. ve oğlu Gılgamış’a şöyle söyledi. 260 ile 270 arası Gılgamış’ın rüyasında gördüklerinin az evvel saydığım ya da okuduğum şekilde tekrarı. o yüzden 260-270 arası o Gılgamış’ın tek tek annesine anlattığı tasvirlerin tekrarı olduğu için 260-270 arasını yani 10 cümleyi yapmıyorum. ama 271’den devam ediyorum. 271. onu bir eş gibi seveceksin ve bağrına basacaksın. şimdi bunu söyleyen yine annesi. yani şu an annesi yeniden Gılgamış’a söylüyor.
onu bir eş gibi seveceksin. buradaki onu dediği enkidu. yani Gılgamış enkidu’nun enkiduyla henüz tanışmadan önce haberini alıyor. rüyasında ona malum oluyor. ve annesi de enkiduyla tanışacağını şimdi Gılgamış’a anlatıyor. onu bir eş gibi seveceksin ve bağrına basacaksın. mesela bir iki ders önce şunu söyledim. hani Gılgamış ile enkidu arasındaki ilişkinin pederastik ya da homoerotik ilişki olduğunu ileri sürenler var demiştim.
ve biraz bilgi de vermiştim ben. ama pek bu biraz bu ifadelerden falan faydalanıyor onlar. pek bana öyle gelmiyor aslında bu ifadelerden veya buna benzerif ifadelerden yola çıkarak öyle bir ilişkinin olduğunu pek ben düşünmüyorum.
ama yine de düşünülebilir öyle bir ilişki ama bana göre pek öyle değil. yani bunlarınki tam bir yoldaşlık. 270 onu bir eş gibi sevecek ve bağrına basacaksın. 272 güçlü olan bu kişi seni koruyacak.
273 senin rüyan çok kıymetli. Gılgamış’a söylüyor bunu yani. senin rüyan çok kıymetli. yine 273’ün devamı. Gılgamış ikinci bir rüya daha görür. şimdi bir başka rüyası devam ediyor.
274 o yani Gılgamış kalktı ve annesi Tamircan’ın huzuruna geldi. Ninsun’un huzuruna geldi. yeniden annesine rüyalarını anlatacak.
275 Gılgamış ona annesine şöyle söyledi. 276 ve yeniden ikinci bir rüya gördüm anne. 277 Uruk’un sokaklarının birinde, Uruk şehrinin sokaklarının birinde 278 yerde bir balta gördüm.
bunlardan hatırlayın daha önce biraz bahsettim. yerde bir balta gördüm. herkes o baltanın etrafında toplanmıştı. 279 Uruk halkı onun etrafındaydı.
280 ülke onun etrafında toplanmıştı. 281 önünde bir kalabalık hoplayıp zıplıyordu. 282 etrafında insanlar dolaşıyordu. yani rüyasında bir balta görüyor ve o baltanın etrafında bir tek insanlar var. şimdi o baltayı annesine anlatıyor. annesi de bunu kendisine yorumlayacak.
tabi bu mesela birazdan geleceğim ona. rüya görmek, rüyaların yorumlanması inanılmaz derecede önemli. zaten rüyalar aslında antik çağda hem mezopotamilerim veya genelde bütün akdeniz dünyasında veya bütün eski kültürlerde bir kehanet formülasyonudur. yani öteki kehanetlerin içerisinde bir kehanettir. aslında rüyanın böyle yerleştirebileceğiniz, antik dünya söz konusu olduğunda katagorize edebileceğiniz yeri daha çok kehanet içerisine kuracaksınız.
ki birazdan geliyorum buna. insanlar baltanın etrafında dolaşıyorlardı. 283 onu yerden kaldırdım ve senin ayağının altına getirdim, dibine getirdim.
284 onu bir kadın gibi sevdim ve kucakladım. 285 ve sen onu benim eşim yaptın yani yoldaşım yaptın. 286 gılgamış’ın annesi akıllıydı ve hikmetliydi.
o her şeyi bilirdi ve şöyle söyledi. 287 yaban ineği ninsun, tabi bu tekrarlar retoik yayı antik çağda biraz güçlendirici vurgulardır ve çok fazla yapılır. yaban ineği ninsun akıllı ve hikmetliydi o her şeyi bilirdi. gılgamış’a şöyle söyledi. şimdi gılgamış’a rüyasını yorumluyor.
288 oğlum senin rüyanda gördüğün bir adamdır. 289 onu bir eş gibi sevecek ve bağrına basacaksın.
290 ve ben onu senin yoldaşın yapacağım. 291 sana güçlü bir arkadaş geliyor, o senin kurtarıcın olacak yani. 292 o ülkelerde çok güçlüdür, kudretlidir.
293 onun gücü gökten düşen göktaşı kadar etkili ve büyüktür.
294 gılgamış ona yani annesine şöyle söyledi. 295 o danışmam, vezir öyle söyleyelim yani vezir diyeyim ben buna hadi. 295 o vezir enlilin yani enlil de tarihlerden bir tanesi.
Daha önce anlattım bunları yine derslerin daha can alıcı yerlerinde daha vurguyla anlatacağım zaten. Şimdi bu da biraz enlil daha dolaylı bir referans ama daha temel olan yerlerde bunları geleceğim zaten.
O danışman, vezir yani enlil, vezir enlilin emriyle bana gelsin. Yani gelmesi kim gelsin? Enkudu gelsin. Kimin emriyle? Enlilin emriyle. 296. Bana bir danışman olsun, bana bir fikir veren olsun yani bu kişi bana fikir veren biri olsun, bir dostum olsun. Bu tabii ki enkudu.
Yani enkuduyu işaret ediyor bu cümleler. 297. Bir arkadaş, bir danışanım olsun, danışmanım olsun. 298. O böyle bir rüya gördü. 299.
Şamhat enkuduya daha önce bu rüyadan bahsetmişti. Mesela geçen derste tabletin okuduğum yerinde hatırlayın o kutsal fahişe olan Şamhat enkuduya böyle bir rüyadan bahsediyordu.
Hatırlarsanız. 299. Şamhat enkuduya bu rüyadan bahsetmişti. 300. Ki o sırada onlar yani Şamhat’la enkudu birlikte oluyorlardı. Yani son cümle Şamhat ve enkudu birlikte olurlarken
Şamhat enkuduya bu rüyadan, Gılgamış’ın gördüğü bu rüyadan daha önce bahsetmişti. Bunu söylüyor ve bitiriyor. Yani 300. cümle birinci tabletin sonudur.
Şimdi gelelim benim için daha heyecanlı olan bol adrenalin, bol dopamin kısmı benim için daha çok yorumlar yani. Çünkü bu kısımları hani işte dil bildiğinizde veya uğraştığınızda bunları okursunuz falan yani.
Ama yorumlar önemli. Şimdi şey var bir kere şunu bilmeniz lazım. Rüya kavramı bütün antik çağda yani buna mezopotamyalılarda dahil Çinlilerde her şey her kültür dahil
genel olarak literatürde Oneyo Mansi diye bilinir. Oneyo Mansi. Oneyo Mansi denilen şey yani rüyalara verilen bu bağlamda rüyalara verilen bir isimdir bu bir terminolojidir.
Yani antik çağ inançlarında rüyalar söz konusu olduğunda mesela İngiliz’deki çok dream falan kullanmazsanız daha çok grekçe kökenli olan bu ifadeyi kullanırsınız.
Yani Oneyo Mansi. Oneyo Mansi antik dünyada rüyalar rüyalar bilimi falan demektir. Tabii ki kelime şey Oneyo grekçe rüya demek Mansi’de mantık yani kehanet falan ona benzer bir şeyden geliyor.
Öyleyse siz mesela dinler tarihi ya da buna benzer şeyler çalıştığınızda arayacağınız rüyalarla uğraşıyorsanız arayacağınız kelime bu olacak. Tabii bununla paralel bir başka bilmeniz gerekli olan kelimede inkubasyon’dur. Inkubasyon kelimesi. Tabii inkubasyon kelimesi de latinceden gelir.
Inkubasyon da bizim İslam literatüründe hani rüyaya yatmak istihare falan var ya yani rüyaya yatarsınız ona denk düşen bir şey.
Latince’de inkubare herhangi bir şeyin üstüne yatmak falan anlamına geliyor. Çünkü antik dünyada rüyaya yatmak denilen bir şey vardır. Bunun içinde kullanılan terminoloji inkubasyon’dur veya inkubation İngiliz seyirler.
Yani rüyaya yatmak. Yani rüya kavramı önemli bununla paralel bir başka kavram bilmeniz gerekli olan rüyaya yatmak kavramı. Bunlar zaten birbiriyle işli güçlü şeyler. Rüyaya yatmak da veya istihareler de antik dünyada çok önemlidir. Birazdan geleceğim.
Şimdi şeyin Talmud’da Berakot 55a’da veya b’de Rabbi Histay’ın şöyle bir sözü var.
Yani Talmud biliyorsunuz Yahudilerin tefsir kitabı işte geçantik çağlar falan yani o dönemlerde aşağı yukarı ortaya çıkan tefsir kitabı Talmud yani. Onun Berakot bölümünde 55a ya da b’de şöyle bir ifade var.
Şöyle bir cümle var. Rabbi Histay’ın cümlesi bu. Cümle şu yorumlanmamış rüya okunmamış mektup gibidir.
Bunun anlamı şu antik çağda rüya görmeniz yetmiyor. Bunların mutlaka deşifre edilmesi gerekiyor. O yüzden de bir yandan rüyalar önemli bir yandan onların yorumlanması önemli.
Şimdi peki bu rüya kavramını biraz detaylandırmak için yoluma devam edeceğim ama önce rüyalar denilen şeyi en azından antik çağ veya orta çağ konuşma hatta bence modern zamanlarda bile belli bir terminoloji altında toplayacak olsanız rüyaları aslında böyle yani psikolojiye falan konu olmayacak anlamda tabii. Rüyaları kahanet yani orakıls içerisine koyarsınız. Yani orakıls ne demek? Kahanetler ne demek?
Gelecek nasıl olacak? Şimdi bu gelecek rüyaya dönmek üzere ben böyle biraz şizofrenik dağıtmaktan hoşlanıyorum. Yani kafayı iyi çalışıyor yani böyle kafayı iyi çalıştırıyorsunuz.
Biraz dağıtayım yeniden toplayayım. Şimdi modern zamanlarda da mesela rüyalar veya onun daha geniş kategorik terminolojisi kahanetler şeydir, önemlidir.
Yani son birkaç yılda veya yakın 3-5 yıl öncesi veya 10 yıl öncesi ama özellikle son 1-2 yılda basına, medyaya baktığınız zaman dünya medyasını kastediyorum. Yani sadece Türkiye’yi değil bütün dünya medyasını kastediyorum.
İnanılmaz bir kahanet kültürü var. Yani gazeteleri açıyorsun. İşte bir yıl sonra şey olacak, iki yıl sonra şey olacak, üç yıl sonra bu olacak. Şimdi kahanet sosyolesi yani kahanet kavramının konseptinin orakıl konseptinin yani bir sosyolesi ve bir psikolesi vardır.
Kahanetlerin modern toplumlardaki işleleri üzerine iki tane adamın çalışmasını ben biliyorum. Bunlardan bir tanesi Karl Popper’dır. İşte 1960-70-80’lere doğru Karl Popper. Bir tanesi de Pitrim Sorakin’dir.
Pitrim Sorakin’i, Karl Popper hep çoğunuz bilirsiniz ama Pitrim Sorakin’i belki daha az duymuş olabilirsiniz. Fakat Pitrim Sorakin, Karl Popper’da şüphesiz öyle ama Pitrim Sorakin beni çok etkileyen yazarlardan birisi oldu.
Daha öğrencilik döneminde yani fakültede falan. Onun bir bunalım çağında toplum felsefeleri falan vardı. O kitabı beni çok etkilemişti. Sonra diğerlerine göz atmıştım falan.
Hem Karl Popper hem de Pitrim Sorakin, bunlar sosyolog, siyaset bilimci falan, bu kahanetlerin sosyolesisi üzerinde falan durmuşlardır. Biraz sosyolesi, biraz da psikolesisi. Özellikle Karl Popper kahanet kavramının, ki bunun içerisinde işte rüyalar da var,
aslında görünmeyen bir totaliter arzudan kaynaklandığını düşünür. Çünkü kahanet kavramı, tarihi şöyle algılanmasından kaynaklanır.
Tarih, kahanet savunanlara göre, tarih, belirli doğrultuda ilerleyen bir süreçtir. İşte o doğrultu nereye doğru gidiyorsa sizin de bu doğrultuya mahkum olmanız gerekir.
İşte sizin bu mahkumiyetinizin durumunu da ben yönetenler, yani biz yönetenler belirlemiş belirleriz. İşte bu tarihin belli bir doğrultuda gittiği veya gitmesi gerektiği ve insanların da böyle bir tarihsel kadere razı olmaları gerektiğini
ve bu kadere, kaderlerine razı olan bu insanların geleceklerinin nasıl olacaklarını da kahanetler üzerinden açıklanmış olmasını Karl Popper tam bir totaliter fikir olarak görür ve şiddetle reddeder.
Aslında ben de öyle düşünüyorum. Modern dönemlerde özellikle son birkaç yıldır hep böyle geleceğin bir yerlere doğru gideceği, işte bilim kurgu filmleri veya buna benzer şeyler, satır aralarında veya bazen satır üstlerinde fark etmez.
Ve onlar aracılığıyla insanların siz artık bu tarafa doğru gidiyorsunuz diye bir retorikle sürekli olarak bunları insanlara empoze etmeleri tam bir totaliter rizmdir aslında.
Popper bunu çok iyi anlayış etmiş. İşte buradan baktığınız zaman şu son bunalım içerisinde insanların bunalım içerisinde yaşadığı şu son bir iki yıl bütün dünya üzerinde tabii ki bunu söylüyorum. Böyle bir totaliter kahanet retoriyeli doludur dünya medyası. Türkiye’de de var tabii de dünya medyası. Hep böyle korkutarak insanları hep böyle bir yere doğru sürümektir aslında bu.
Aslında bir tuzağa doğru götürmektir. O yüzden bu kahanet kavramı Popper tarafından çok iyi analiz edilmiştir. Kısmen Sorak’ın tarafından da analiz edilmiştir.
Şimdi pek çok kahanet formülasyonunun bu yanı var doğru. Rüyalar da kahanet formülasyonu içerisine giriyor mu? Giriyor. Neden? Çünkü siz bir rüya görüyorsunuz.
Ve o rüya sizin bazı çevreler tarafından legalizasyonunuza yani meşrulaştırılmasına imkan tanıyor. Yani aslında buradan baktığınız zaman yani böyle bir manipülatif alan içerisinde baktığınızda rüyalar müthiş bir ideolojik aydıtlardır.
Yani rüyanda herhangi bir şeyi görürsün ve o görmüş olduğun şey seni kutsar neyse yani. Ve böylece senin meşruiyetin legalize olmuş olur.
Ve görmüş olduğun rüyalarda işte şunu ya da şunu yap demek yani rüyada sana gelen o yol gösterici ilhamların seni yönlendirmesi yine rüyaların bir kahanet türü olduğuna hep işaret eder.
Bundan dolayı da aslında antik çağda ve yakın zamanlara kadar rüyaları sadece dinler tarihine konu olan veya böyle felsefi düşünceye konu olan bir şey gibi düşünmeyin. Aynı zamanda kahanet kavramının içinde ve siyaset sosyolojisi içerisinde oturtabileceğiniz bir şey olarak da düşünün.
Demek ki öyleyse rüyalar biraz kahanetin alt kategorilerinden bir tanesidir.
Tabii bizim mezopotamiyada rüyalar şeydir çok popüler şimdi birazdan o deyindiğimde daha iyi anacaksınız. Fakat rüyaların daha böyle kitlesel bir şekilde kullanıldığı veya siyasal anlamda daha büyük halk kitleleri üzerinde yönetici ertlerin manipüle ettiği dönemler daha çok Roma dönemi falandır.
Yani milattan önce 100 milattan sonra 200-300’ler falan. O yüzden de Roma literatüründe böyle rüyalar popülerdir.
Ama rüyaların tabi enteresan olan yanlarından bir tanesi. Anadolu’da da örnekleri ortaya çıkacağı üzere Asklepeyos mesela Anadolu’da sadece Anadolu’da değil tabi pek çok yerde şey var kültü var.
Rüyalar aynı zamanda kült merkezleri oluşturmuşlardır. Ne demek kült merkezleri oluşturmak? Rüyalarla ilgili tarihler, rüyalarla ilgili tarihçalar ya da rüyalarla ilgili bir takım divine yani insanüstü güçlerin bulunmuş oldukları mekanlar insanlar tarafından çok kullanılmış.
Anadolu’da mesela Bergama’da bunun örneği. Asklepeyos mesela biraz böyle bir şey çünkü Bergama’daydı onun. Sadece Bergama’da değil de Bergama’daydı kültü.
Mesela Antik Çağ’da bu gibi kült merkezlerine giderdiniz birkaç arınma ritüelinden sonra rüyaya yatardınız yani inkubasyon istihare denilen şey yani rüyaya yatardınız. Rüyaya yatmak ne demek? Şu demek.
Gittiğiniz kült merkezinde böyle küçük odacıklar yani o kült merkezinin tapınak alanının çevresinde bir takım odacıklar var.
O odacıklarda arınma ritüelleri yapıyorsunuz işte birkaç gün cinsel ilişkide bulunmuyorsun işte az yiyorsun su içiyorsun yani buna benzer böyle arınma işlemlerinden sonra o odacıklarda uyuyorsun ve ondan sonra görmüş olduğun rüyaları o kült merkezindeki rahiplere yorumlattırıyorsun.
Ve böylece geleceğinin nasıl olacağını şey yapıyorsun anlamaya çalışıyorsun böyle merkezler çok fazla.
Tabii Mısır’da falan var yani Mısır’da baya eski Chester Beauty denilen metinler var M.Ö. 1200’ler falan yani Mısır’da M.Ö. 1200’lerden önce şey var rüya yorumu falan var ama esas Chester Beauty adıyla bilinen metinler ki M.Ö. 1200-1300 arasında yerleştirilir.
Mısır’daki rüyalarla ilgili en önemli dökümanlardır en azından derli toplu bir arada dolayısıyla hani Mısır da çok yaygın. Tabii doğuda batıda falan fıstık her yerde var da ben bizim Mezopotamya’ya doğru gelmek istiyorum. Şimdi bizim kültürde yani yakın doğuda Mezopotamya kültüründe rüyalar üç şekilde tasnif ediliyor genel olarak. Birisi Tanrıların gönderdiği rüyalar yani ne diyelim onlara haberci rüyalar. Yani sen rüya görüyorsun ama görmüş olduğun o rüya aslında bir Tanrı’nın sana gönderdiği bir haber. Bir bu kategori var. Bir insanın duygusal hallerinin oluşturduğu rüyalar var. Mesela Antik Çağ’da bunun da farkında olunmuş yani her rüya da şey değildir çok anlamlı olmayabilir yani normal sizin duygusal boşluklarınız ya da problemli yönleriniz size bir çeşit rüya gösterebilir.
Hani böyle bir anlayışı biliyorlar insanlar. Dolayısıyla insanların duygusal hallerinin oluşturduğu rüyalar bu da bir kategori yani.
Ve bir de mantık rüyalar dedikleri yani mantık dediği kahanet türünden yani hani neyi yapayım neyi yapmayayım rüyamda görünen şeyi esas alarak ve onu yorumlayarak neyi yapayım neyi yapmayayım bu da bir kategori yani üç tip kategori var.
Tabii mesela Freud biliyorsunuz ki rüyalar üzerinde ilk duran yani Freud’dan sonra da başka da Rü’nk gibi rüyalar üzerinde çok fazla durdular. Ama ilk duran ciddi anlamda ilk duran Freud’dür.
Tabii Freud’un mesela biz şey biliyoruz yani özellikle Yahudi geleneğinde Talmud’ta ya da eski ayette ve bazı kabalist metinlerde çok sayıda rüyalarla ilgili bilgiler var. Freud’un bütün bunları okuduğunu biliyoruz yani. Ve Freud’un rüyalar kuramı ve psikanalist kuramı da bu metinlerin çok büyük etkisinin olduğu kesindir.
Mesela kabalist metinlerde şey vardır yani kişinin geçmiş hayatına doğru gidişi ve bu rüyalar aracılığı da olur.
Şimdi belli ki Freud bunları iyi okumuş ve şey yapmış yani kendi psikanalist kuramında yani bilinçaltına inmek ondan sonra o bilinçaltından bulduğu malzemelerle geçmişe doğru gitmek. Ve geçmişe doğru gittiğinde de kişiye travma yapan, geçmişinde travma yapan şeyleri ortaya çıkarmak.
Bu gibi malzemeler Yahudi literatüründe var hakikaten. O yüzden çok tesadüf değil. İşte bizim yakın doğuda, yakın doğu merkezinde yapılan tasnif demek ki üç çeşit rüya var. Tanrıların gönderdiği rüyalar, insanın duygusal hâlleri ve mantık rüyalar.
Tabi mezhep otamiyada bunlar var ama Yahudilerde de var. Yani eski ayette dahil bu üç çeşit rüya şeyini Yahudi literatürünün bütününde de görürsünüz. Zaten İsrailoğulların da mezhep otamiyel kultürünün parçası olarak düşünün. Dolayısıyla çok normal yani. Şimdi ilk önce terminolojiden başlayalım. Hani rüyalar, mezhep otamiyada rüyalar biraz terminolojiden girelim. Sümerce, mezhep otamiyada sümerce rüya kelimesi maşki dir. Veya mamu. Veya mamut. Yani mamu, mamut ve maşki. Tabi mamu aynı zamanda bir şeydir. İlah. Hem rüya için kullanılan bir kelime hem de bir ilahın adı olarak da kullanılır.
Dingir mamu veya dingir mamut dediğinizde orada rüya tarihisini kastediyorsunuzdur siz. Öyle süslümercede iki kelime var. Maşki ve mamu. Akatçada, yani bizim esas okuduğumuz metin işte, Akatçada suttu kelimesi var rüya için.
Ama bu suttu şeydir, tekildir yani. Ve şunatu kelimesi var. Şunatu kelimesi hem çoğuldu hem de edebî metinlerde kullanılır. Yani buna benzer işte destan gibi edebî metinlerde şunatuyu kullanırsınız. Ama suttu da şeydir, rüyadır ve ikisi aynı kelimedir.
Aslında her ikisi de uyumak anlamında sit tefilinden gelir. Yani her ikisi de sit tefilinden gelir. Sit tefili de uyumak anlamındadır Akatçada. Mesela hani dedim ya rüyaları yorumlamak falan çok önemli.
Şimdi rüya yorumcusuna Mesopotamya’da, şimdi bu Arapçadan hemen anlayacaksınız zaten, müfessir, şunatu denilir. Müfessir kelimesi bizim Arapçada da müfessir demektir. Yani ne demek Arapçada müfessir? Tefsir eden, yani Kur’an tefsircisi de müfessir denilir yani.
Akatçada da müfessir kelimesi aynı şekilde tefsir eden yani yorumlayan demektir. Rüya yorumcuları için kullanılır. Fasaru kelimesinden çıkarılmıştır. Yani dibi fasarudur aslında. Yani pil olarak fasarudur. Yorumlamak falan gibidir. Müfessir yani fasarudan öğretilen müfessir de yorumlayan demektir. Fakat bu çoğunlukla şöyle kullanılır.
Müfessir şunatu. Müfessir şunatu ne demek? Rüya yorumcusu demek. Bizim Akatça metinlerde. Tabii rüya karşılığında kullanılan yaygın kelimelerden bir tanesi maşarru. Yine Akatça. Maşarru kelimesi yine rüya için kullanılır. Tabii rüyaları şöyle tasnif etmişler.
Demişler ki iyi rüyalar. Yani iyi rüyalardan kasıt şu. Hani size sonucu iyi olarak dönecek olan rüyalar. Buna şunate damkate demişler. Şunate damkate yani iyi rüyalar. Kötü rüyalar la tavu demişler. La tavu bunlar kötü rüyalar.
Çok iyi rüyalar. Yani o müthiş yani arkadaş öyle bir rüya gördük ki Allah tamam uçtuk yani. Gibi rüyalarda. Şunatua madis damkadır. Şunatua madis damka diyebilir. Böyle bir kategorizasyon yapmışlar. İyi, mutlak doğru olanlar ve kötü yani sonu hayırsız olacak olan rüyalar. Rüyalarla ilgili tarihler ya da tarihçalarda Sümerlilerde işte Sisik ve Mamudur. Az evvel söyledim Mamuyu veya Mamuttu. Sisik ve Mamu bunlar rüyalarla ilgili ilahlar Sümerlilerde. Akatça yani bizim Semitik kültürlerde Zakiku. Zakiku yine bir Tanrı yani rüyalarla ilgili Tanrı. Hani size ilham veren rüyaları gösteren veya sizin gördüğünüz rüyaları size gösteren Tanrılar aslında bunlar. Şimdi peki bizim mezupotamiyada rüyalarla ilgili elimizdeki kaynaklar neler? Hani diyelim ki bir çalışma yaptınız ve eski mezupotamiyada işte bu rüyalar falan. Dediniz ki bir bakalım yani kim ne nasıl yani şey yapmış. En erken Metinler Sümerlerden geliyor tabi. Akbabalar Steli denilen bir şey var Metin bir tasvir var Akbabalar Steli.
Eyanatum yani Kral Eyanatum, Lagaş Kralı Eyanatum’a ait. Aşağı yukarı milattan önce 2400 küsur yılları Lagaş Kralı. İşte onun bir rüyası var bu şeyde de Stel’de de tasvirlediği üzere. En eskisi o yani mezupotami rüyaları ile ilgili.
İkinci işte aşağı yukarı yakın zamanlar Mağara yani dağdaki mağarada Lugal Banda diye bir öykü var. Sümerce bir öykü bu veya mitolojik bir Metin var. Lugal Banda’nın öyküsü yani dağdaki mağarada bulunan Lugal Banda’nın öyküsü.
Burada Lugal Banda’nın bir şeyi var, gördüğü rüya var. Sonra meşhur Sümer bizim semitik artık mezupotamiye geldiğimizde Sargon yani Akad Kralı Sargon. Bunun bir legendi var yani efsanesi var Sargon’un hikayesi. Yani aşağı yukarı milattan önce 2300 küsur yılları Kral Sargon’un hikayesi. Burada Kral Sargon’un gördüğü bir rüya var. Ondan sonra biraz daha hani daha sonraki süreçlerde malzeme biraz daha çoğalıyor. İşte Asurbanipal’ın 7. yüzyılda ondan sonra 6. yüzyılda yeni Babil Kralı Nabonidus’un rüyaları falan var. Bunlar işte az çok fikir veriyor bize. Sonra Mari şehri yani Suudi’de Mari şehri Fırat civarında burada gelen rüya metinleri var. Tabii bu ve bundan sonra sayacağım rüya metinlerinde genellikle şöyle bir formülasyon yapılmış. Yani bir söz oyunu da kullanılarak mesela bir rüya metni nasıl olur?
Yani tamam şimdi Gılgamış’ta mesela ne oldu? Gılgamış rüyasını anlattı. Fakat çoğunlukla kehanet türünden olan rüya metinleri böyle rüya anlatmak, rüya anlatmak veterin sınırları içerisinde değildir. Peki nasıldır yani kehanet türünden rüyalar çivi yazılı metinlerde nasıl işlenir?
Şöyle söz oyunları yapılır şimdi oralarda. Mesela diyelim ki işte eğer birisi rüyasında bir karga yiyorsa ondan sonra ne olacak? İşte onun iyi bir şeyi olacak. Nedenle zengin olacak öyle söyleyeyim yani.
Şimdi oradaki karga kelimesi arbu akatçası ondan sonra irbu da işte büyümek, zengin olmak falan demek. Şimdi arbu ile irbu kelimeleri böyle birbirine benziyor. Söz oyunları yapmışlar orada yani. Genellikle hep şöyle yapılmış bakın. Mantık hep şöyle bir formülasyon. Eğer birisi rüyasında şunu gördüyse bu şu anlama gelir. Şimdi buna bu rüya terminolojisinde şöyle bir terminolojik isim veriliyor. Protasis yani protasis birazdan geleceğim ve apodasis. Protasis denilen hikaye şu. Görülen rüya yani eğer bir adam rüyasında şunu gördüyse. Burası bakın protasis kısmıdır.
Eğer bir adam rüyasında şunu gördüyse. Burası protasis kısmıdır. Apodasis kısmı da şu. Bu şöyle olacak. İşte o kısım da apodasis denilen kısımdır. Bu standart bir formülasyonudur. Böyle iki tane şeyden yapıdan oluşur. Ve mümkün olduğunca kelimeler söz oyunlarıyla böyle kafiyeli falan gibi yapılmaya çalışılmıştır.
İşte rüyanda karga gördürsen işte çok zengin olacaksın. Oradaki kullanılan akatça kelimeler birbirlerine böyle şeydir kulak şeyi vardır, sıcaklığı vardır. Dolayısıyla bu şekilde formülasyonlar içerir bütün kehanet metinleri. Mesela bir tane daha şurada gördüm şimdi.
Eğer birine mihru verirse, yani mihru, ağaç verirse, o kişi rüyasında oluyor tabii bu. Eğer bir kişi rüyasında birine ağaç verdiğini görürse mihru yani. Bunun anlamı şu. Onun eşi benzevi olmayacak. Ne demek eşi benzevi olmayacak? Mahir.
Yani mahir Arapçası. Yani mihruyla mahir rüyü böyle o ses sıcaklığı bağlamında cümlenin içinde kullanmışlar. Hem kulağa hoş gelmiş hem de bir formülasyon mantığı oluşturmuşlar. Dolayısıyla yani klasik rüya kehanet tekstleri daha çok böyledir.
Tabii bizim elimizde özellikle Akkad kültür çevresine ait en önemli malzemeler bu işkar zakiku denilen metinlerden gelir. Yani işkar zakiku denilen metinler var. Bunlar 11 tane tablettir. Sadece tablet değil aslında. İşkar zakiku bir literatürün adıdır. Bu literatürün göbeğinde 11 tane rüya tableti ve buna yapılan yüzlerce yorum vardır. İşte bu metinler yani bizim Akkadik, Akkad kültürü, Asur, Babil kültürü ne ait olan bu metinler en zengin malzemeler bunlar. Bunlar da tabii Asur Banip Ali’nin kütbahanesinde bulundu meşhur. Niniwe de yani. Mesela burada bu metinlerde genellikle şöyle yapılıyor. Metin yazılırken şöyle yapılıyor. İlk önce bir Tanrı’yı çağırma duası yapıyorlar. Metinde yazılı olan şey ilk önce bir Tanrı’yı çağırma duasıdır.
Yani rüya tanrısını çağırıyor ki hani düzgün şey yapsın düzgün anlayalım doğru anlayalım yani rüyamızı. O da hep sabit olarak şöyle. En zikiku zikkaku en zikku zikkiku zikkaku mamu iluşa sunate.
Bu anlamı şu zikkuku yani zikkuku şey demek böyle rüzgar yumuşak tatlı rüzgar gibi bir şey. Ey tatlı rüzgar, ey yumuşak rüzgar, ey mamu, ey rüyaların tanrısı gel yanımıza ve rüyaları doğru anlayalım. Şimdi cümleyi yazıyor birinci cümle bu yani bunun gibi tabii onlarca rüya formülasyonu.
Ondan sonra da devam eder. Dışna ina meşkeşu ne demek dışna ina meşkeşu? Eğer bir rüyasında şunu şunu görürse az evvel söylediğim şey yani eğer bir rüyasında şunu görürse bu şu anlama gelir. Şunu görürse bu anlama gelir diye işte bu 11 tane metinde buna benzer formülasyonlar ve bu rüyaların anlamları üzerinde durulmuş.
Dolayısıyla en zengin bizim elimizdeki metinler bunlar. Tabii Yahudi geleneğinde de hani rüyalar falan çok önemli aslında da o biraz ayrı bir konu yani o Yahudilik de belki anlatmıştır arkadaşlar size. Belki ileride iyi yer gelirse anlatırım yani orada da en önemlilerinden bir tanesi bizim mezaputam ve kültürüne çok benzeyen.
Yani o kültür çevresinden gelen izleri üzerinde böyle çok parlak ve net bir şekilde taşıyan şeydir. Daniel ve Nabu-Kadnezar’ın rüya muhabbetidir. Nabu-Kadnezar bir rüya görür. Hiç kimse onu yorumlayamaz. Daniel yorumlar falan yani böyle bir öykü bu. Tabii bu öykünün bir anlamı var yani. Hem Yahudi literatür içinde var hem de eski mezaputam ve kültüründen kalan o miras çerçevesinde bir anlamı var. Ama o belki Yahudilik ile ilgili bir şey. Evet öyleyse rüyalar bizim mezaputamyada böyle böyle çok önemli şeyler. Rüyalar sadece mezaputamyada önemli değil. Az evvel söylediğim gibi bir kahanet formülasyonu olarak modern dünyada da hala önemli şeyler. Evet bu durumda size birinci tableti bitirmiş bulunuyorum.
Önümüzdeki hafta ikinci tabletten başlayacağım. İkinci tablet nereye kadar gidecek? Ondan sonra bizim masalımız binbir gece yani Şehrazad’ın masalları gibi böyle ortada bir Şehrazad figürünün bulunduğu
ve Şehrazad figürünün çerçevesinde aslında antik çağa giden orta çağa giden pek çok hikayenin alınıp derlendiği bir masala benzer bir yanı var bizim destanın veya bütün mezaputamya hikayelerinin. Ben de masalları çok severim. Aslında hem dünyadaki medyada saçma sapan filmler, Türkiye’deki biyin böyle diziler falan çok hani şimdi ayıp olmasın konuşmayayım.
Dansa bu gibi masalları falan kesinlikle tercih ederim. Ben hala mesela binbir gece masallarına falan bayıla bayıla okurum. Defalarca okuduğum halde yani. O kurgudaki şizofrenik mantık benim çok hoşuma gider.
Yani bir figürün etrafında yüzlerce farklı zaman ve mekan diliminden gelen hikayelerin nasıl o dahiyane bir kurgu ile birleştirilmiş olması beni müthiş heyecanlandırır. O yüzden saçma sapan bir dizi seyredeceğimi bunları hala okumak acayip hoşuma gidiyor. Ondan sonra size de tavsiye ediyorum sevgili arkadaşlar.
Evet o zaman görüşürüz diyorum.
Hoşçakalın.
İlk Yorumu Siz Yapın