"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kurtuluş ve Helak Açısından Üç İnsan – Ayetlerde İnsan Tipleri 18.Bölüm

Kurtuluş ve Helak Açısından Üç İnsan – Ayetlerde İnsan Tipleri 18.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-EJKLUkgSAE.

Süh, selamun aleykum bima sabartum feniyumuk beddar. Allah’a inanan insan özgürdür. Yalnız ona kulluk edip, yalnız ondan yardım dileyen insan başka hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir.
İnsanı eşyaya ve diğer insanlara kölelikten kurtaran, insanın kendi boynuna doladığı zincirlerden azad eden Allah’tır. İşte böyle insanlar kurtuluşa ermişlerdir. Bir de hakikate gözlerini kapayanlar, inkar edenler, topluma nifak tuhumları saçanlar, kibirlenenler, nimetle şımaranlar vardır. İşte bunlar için de helak kaçınılmazdır.
Bu cüzde insanların kurtuluş ya da helakine sebep olan düşünce ve fiiller üzerinde durulur. İman edip saliham eliştiren insanlar kurtulur, gerçeği inkar eden kafirler ve münafıklar helak olur. Bu cüzdeki insan tipleri şunlardır. Kurtuluşa eren müminler, helak olan kafirler ve iftiracı münafıklar.
İman güven duygusu içinde tasdik etmek, Allah’a inanmak demektir. Bu inanca sahip olan kimseye de mümin denir. Müminler Allah’a ve Resulüne iman ederler. Bu imana müminin bütün azaları, canları ve malları şahitlik eder. Bu cüzde yer alan Müminun Suresi insanların üstün niteliklerini anlatır. Hz. Ömer Radiyallahu anh’ın bir adı,
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ara olağanüstü vahiy hallerinden birini yaşarken, kıbleye dönüp ellerini kaldırarak Allah’ım bize nimetini arttır, eksiltme, bizi onurlandır, alçaltma, bize ihsan et, mahrum etme, bizi seçkin kıl, düşmanlarımıza karşı zayıf duruma düşürme, bizden hoşuma gelme,
bizi sen’den hoşnut kıl diye dua ettikten sonra, şu anda bana 10 ayet indi. Kim bu ayetlerin gereğini yaparsa cennete girecektir, buyurmuş. Ardından da bu surenin ilk 10 ayetini okumuştur. İşte ayetlerin işaret ettiği Müminin özellikleri şunlardır. Onlar namazlarını huşu içinde güzelce eda ederler.
Kuşkusuz namaz İslam’ın temel ibadetlerinden biri ve kulun Allah’a yönelişinin, onunla birlikteliğinin en anlamlı ifadesidir. Fakat sembolik yönü de olan namazın bu manevi derinliği kazanabilmesi için bedensel hareketler, dilin ayet ve duaların lafızlarını okuması yeterli değildir. Bu şekli kalıf ve hükümetin birbirine sahip olduğu için bu bağların lafızlarını okuması yeterli değildir. Bu şekli kalıpların kalpteki kulluk niyeti ve bilinci ile bütünleştirilmesi, Allah’a saygı şuuruyla anlamlı hale getirilmesi gerekir. Onlar anlamsız, yararsız söz ve davranışlardan uzak dururlar. Faydasız şeyleri terk ederler. Zekatlarını verirler ve Allah yolunda infak etmeyi severler. Onlar iffetlerini korurlar.
Onlar da Allah’ın evliliğin önemli bir kurum olduğuna inanır ve Allah’ın razı olacağı bir yuva kurmaya gayret ederler. Yine müminler kendilerinden emin olunan insanlardır. Onlar emanetlerine ve ahitlerine sadakat gösterirler, onlara ihanet etmezler. Burada emanet birine korunması için bırakılan mal olduğu gibi Allah’ın müminden istediği namaz, oruç gibi ibadetler de birer emanettir. Müminler ki namazlarında ve diğer ibadetlerinde davranışlarında istikrarlı ve düzenlidir. İşte müminlerin bu vasıfları sıralandıktan sonra gelen ayet artık bir müjde niteliğindedir. Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in de duasına vesile olan ayet şöyledir. İşte varis olacaklar bunlardır. Firadevs cennetine varis olacaklar ve orada onlar ebedi kalacaklardır.
Kur’an’ın tanımladığı müminlerden olma ve Rabbimizin müjdelediği Firadevs cennetine varis olma yolunda niyetimiz ve amellerimiz daim olsun. Gerçek egemenliğin sahibi olan Allah yüceler yücesidir. Ondan başka ilah yoktur. O şerefli arşın sahibidir. Her kim Allah’la birlikte başka bir ilaha taparsa ki bu hususta hiçbir kanıtı olamaz,
muhakkak surette o kişinin hesabı Rabbinin katında görülecektir. Şu bir gerçektir ki inkârcılar iflah olmayacak. Rasulüm de ki bağışla ve acı Rabbim sen merhametlilerin üstünüsün. Müminun Suresinin son ayetleri,
şirke düşmüş Mekke toplumu için Allah’ın özelliklerini, vasıflarını detaylı olarak açıklamaktadır. Sure Mekki’dir. Mekki surelerin genel özelliği, Allah’ın varlığını akli ve görünen deliller üzerinden özellikle muhatap kitlesi, müşrik olan bir topluluğa nasıl anlatılacağını öğretir bize. Surenin baş tarafıyla son tarafı ilginç bir şekilde uyum içerisindedir. Tenasübü’l-Kur’an diyoruz, tenasübü’s-Süvervel âye diyoruz buna. Yani baş tarafta anlatılan son tarafla birlikte bir bütün oluşturuyor. Kur’an’ın böyle kendi içerisinde uyumlu olduğunu ifade eden, gösteren güzel örneklerden birisidir Müminun Suresi.
İlk ayetler Müminlerin genel özelliklerini saydıktan sonra onları kurtuluşla ve firadevs cennetiyle müjdeler. Son kısımda ise maalesef Allah’ı tanıyamamış, ona gerçek şekliyle iman edememiş kimselerin kurtuluşa eremeyeceklerini dile getirmektedir. Yüce Allah kendisini müşrik topluma tanıtırken onun ne kadar yüce olduğunu ifade eden çok net kelimeler kullanır. Yani yüceler yücesi olan Allah, gerçekte kendisinden başka ilah olmayan bir Allah’tır. O maliktir, yani bütün mülkün kainatın yerle gök arasında her ne varsa yaratılmışların sahibidir.
Ve mülkünde ortağı kesinlikle yoktur. Yani müşriklerin düşündüğü gibi uzak bir ilah değildir. Tam tersine kullarını görüp gözeten ve onların her yaptığından haberdar olan bir Allah’tır, bir ilah’tır. O haktır, sonsuz ve nihayetsiz gerçektir.
O müşrikleri hesaba çekerken onların herhangi bir delile dayanmadan kendisine ortak koştuklarını dile getirecektir. Yani onlar için Allah’a neden ortak koştuklarını ifade edecekleri bir delili yoktur. Evet bir şeye inanıyorlar ama delilsiz inanıyorlar.
Bu ifade bize aslında imanın sadece taklidi olamayacağını, onun tahkike dönüştürülmesi için mutlaka delillerini de bilmek gerektiğini gösteren güzel bir ifadedir. Müşrikler Allah’tan başkasını, ona ortaklar koşmak suretiyle büyük bir hata yapmışlar
ve onlar maalesef kurtuluş göremeyecekler, kurtuluşa eremeyeceklerdir. Surenin son ayeti gerçekte inanan kimselerin Rablerine dua ederken nasıl yakarmaları gerektiğini sevgili Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam üzerinden gösterir. Ayet Rabbe’ü firverham ve ente erhamur rahimin şeklindedir ve sure böyle biter.
Yüce Allah kendisinden bağışlanmamızı talep etmemizi ve onun merhametine sığınmamızı istemektedir. Ya Rabbi bizi bağışla, bize merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın şeklinde dua etmemizi dilemektedir. Yüce Allah merhametlilerin en merhametlisidir, evet çünkü merhamet Allah’ın mahlukatına, yaratıklarına da verdiği güzel bir haslettir.
Bir annenin evladına, bir babanın yavrusuna olan merhameti de Allah tarafından verilmiştir. Ama Allah bütün merhamet sahiplerinin en üstünde, en zirve kullarını kuşatan bir merhamete sahiptir. Yüce Allah müşriklerin düştüğü hataya düşmekten bizleri muhafaza etsin ve onun rahmetine sığınan, gerçekte mağfiret olmuş, bağışlanmış kullardan olmayı hepimize nasip etsin. Bu cüzde inanıp iman eden müminlerin özellikleri verildiği gibi, inkâr eden, inkârından dolayı helak edilen kafirlerin de özellikleri verilmiştir. Doğrusu bu ayetlerin muhattapları da diğer ayetlerde olduğu gibi bütün insanlıktır.
İşte bunlar kafirlerin özellikleridir ki, Ey kulum, bir bak kendine, hatalarını gör, sakın o kafirlerin yolundan gitme. İşte bu cüzde kafirlerin temel özellikleri şöyle sıralanır. Onlar gerçeği görmezden gelir, işlerine geleni bilir ama işlerine gelmeyene, gözlerini, kulaklarını, beyinlerini ve kalplerini kapatırlar.
Alıcıları tümüyle kapalıdır. Din onların nefsani azgınlıklarını engellediği, hayatlarına bir denge, bir disiplin getirdiği ve her isteklerini yapmalarına müsaade etmediği için İslam’ı öğrenmek istemezler. Aslında onlar cahillerin ta kendisidir. Kafirler o kimselerdir ki onlara verilen nimetlerle şımarırlar. Nimeti vereni görmez, her şeyi kendilerinden bilirler. İçinde bulundukları imkanlarla şımarır ve büyüklük taslarlar. Büyüklenen insan sonunda zalim ve zorba olur ve insanları sömürmeye başlar. Onlar gerçeğe gözlerini kapatmış görmezler, hakikati dinlemezler, insanın hayatını düzenleyen ve dengeleyen yüce kitap Kur’an okunduğunda dinlemezler ve peygambere düşmanlık ederler. Onlar cahiliye döneminde putlarına istediklerini söyletiyor ve putlar üzerinden istedikleri gibi bir din oluşturuyorlardı. Bu nedenle de kendi düşüncelerine, hayat felsefelerine uygun bir peygamber ve kitap isterler. Ancak İslam’la birlikte bu keyfilik, insanları kandırma, istismar ve sömürü sona ermiştir. O zaman kimlerin tartıları ağır gelirse
işte bunlar kurtuluşa ermiş olacaklar. Tartıları hafif gelenlerse, kendilerini ziyan etmiş olanlardır. Onlar cehennemde ebedi kalacaklar. Ateşi üzerine vuracak. Orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar. Yeryüzü bizim sürgün yurdumuzdur. Biz Allah’a aydız, O’na döneceğiz.
Müminler bu dönüşün en kazançlı olanlarıdır. Allah, Kuran’da müminlerin özelliklerini verdiği gibi kafirlerin de hallerinden bahseder. Onlardan söz ederken, onların inkarları nedeniyle helak oluşlarını anlatır. Onların bu özellikleri üzerinden tüm insanlığa hitap eder. Böylece bizlere yol gösterir ve huzurun istikametine işaret eder. Yolumuzu ve yolculuğumuzu mamur etmemizi tavsiye eder bizlere. Yüz çevirenlere gelince, onların hallerinden, nasıl da inkar ettiklerinden bahsederek, kafirlerin özelliklerine sıralar. Onlar gerçeği görmezden gelip, hakikate yüz çevirirler. Menfaatlerin peşinden koşarlar. Onların ölçüleri çıkarlarıdır. İşlerine gelmeyince, gözlerini, kulaklarını ve gönüllerini kapatırlar. Sanki kalpleri üzerine perdeler girilmiştir. Allah’ın yeryüzüne kandil misali gönderdiği ilahi mesajdan uzak dururlar. Zira onlar itiralden hoşlanmazlar. İlahi mesaj onların hayatlarına nizam verdiğinden
nefislerince davranmalarını yasakladığından, zulümlerine mani olduğundan sürekli kaçarlar. Bir cehaletin peşinde cahiliye davası güderler. Allah’ın verdiği nimetler onları şımartmıştır. Nimetlerin sahibine karşı nankördürler. Nefisleri tanrıları olmuştur. Kendilerinin sanırlar her nimeti, kibirleri boylarını aşmıştır. Şımarıklıkları zulme dönüşmüştür. Zira kibir zulme ve zorbalığa götürür. Hakikate çağıran her ses onları ürkütür. Hakk’ın davetçilerine karşı kin ve düşmanlık ile doludurlar. Kutlar edinip onlara tapar ve kendi heva ve heveslerini onlara söyletirler.
Heva ve hevesleri onların dini olmuştur. Onlar kendi arzularını seslendirecek bir peygamber isterler. Kitap da onları tasdik etmelidir. Allah onların bu düzenlerini yerle bir etmiştir. Onlar için ağır bir azap hazırlamıştır. Onlar yaptıklarının hesabını mutlaka vereceklerdir. Ama kimlerin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa ermiş olacaklar. Tartıları hafif gelenler ise kendilerini ziyan etmiş olanlardır. Onlar cehennemde ebedi kalacaklar. Ateş yüzlerine vuracak, orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde kala kalacaklardır. Münafık aslında kafir olduğu halde Müslüman görünen şahsiyetsiz insandır. Bunlar İslam toplumu için çok tehlikelidir. Kafir olan kişi kendini açık eder ve ona karşı tedbir almak, yol açacağı tehlikelerden korunmak mümkündür. Ancak münafıklar toprağın altında giden köstebekler gibidir. Nasıl ki köstebek toprağın üzerinde izini belli etmez,
ancak altta bitki köklerini kemirir, onlara zarar verir, işte toplumdaki münafıklar da böyledir. Onlar Müslüman topluma içten içe zarar verirler. Doğrusu iman onların kalplerine yerleşmemiştir. Onlar menfaatçidirler ve menfaatleri için her şeyi satarlar. Onların bir kutsalı ve temel değerleri yoktur. Dış unsurlar için casusluk bile yapabilirler.
Münafıkların en büyük ve tehlikeli özelliği iftiracı olmalarıdır. Müslümanların canı, malı ve ırzı konusunda sürekli yalan söylerler, iftira ederler ve İslam toplumunu yıpratmak için ellerinden gelen kötülüğü yaparlar. Bu cüzde Hz. Ayşe Radiyallahu anha validemizin münafıklar tarafından yapılan iftiradan berati, Allah’ın münafıkları yalanlaması ve Hz. Ayşe annemizi temizlemekten dolayı Ayşe annemizi temize çıkarmasıyla namusla ilgili dedikoduların ve ahlaksızlığın yayılmasına sebep olanların kınanmasına yer verilir. Ancak bu korkunç iftira toplumda kimlerin münafık, kimlerin mümin olduğunu açığa çıkarır. Bu durum Kur’an’da şöyle geçer. O iftirayı atanlar içinizden bir gruptur. Bunun sizin için kötü olduğunu sanmayın. Aksine bu hakkınızda hayırlıdır. Onların her biri işlediği günahı yüklenecektir. İçlerinden günahın büyüğünü üstlenen içinse büyük bir azap vardır. Bunu işittiğiniz zaman mümin erkekler ve kadınların birbiri hakkında hüsnizan beslemeleri ve bu apaçık bir iftiradır demeleri gerekmez miydi? Ayetler iftiranın toplumun temellerini sarsan ne büyük bir günah olduğunu anlatır. Çünkü iftirayı dilden dile yayanlar hakkında bilgi sahibi olmadıkları bir şeyi ağızlarına dolayarak bunu önemsiz bir şey sananları Rabbimiz uyarır. Ve o Allah katında büyük bir şeydir der ve yine gerçek müminlerin tavırlarının bu konuda nasıl olması gerektiğini açıklar. O kulağınıza geldiğinde bunu konuşmak bize yakışmaz. Ve subhanallah bu apaçık bir iftiradır deseydiniz ya. Eğer gerçek müminlerseniz
Allah size bir daha asla böyle bir şey yapmamanızı öğütlüyor. Ayrıca münafıklar Allah ve Resulünün hükmünü kabul etmezler, gerçeği gizlerler ve bilinmesini istemezler. Emanete ihanet ederler. Allah için cihat ve savaştan kaçarlar. Onların kalplerinde çürüklük vardır. Onlar asla inanmış kimseler değillerdir. Topluluk içinde birçok kötülük buna karşı zamanında
yeterli tepki gösterilmemesi sebebiyle yayılmakta ve yerleşmektedir. Erdemli bir toplulukta ancak Erdem’e uygun davranışlar açıkça ve takdir edilerek konuşulur, sohbet konusu olur. Çirkin ve kötü olaylarsa yalnızca gerektiği kadar dile getirilir ve Erdem ölçülerine göre değerlendirilir. Çözüm yolları üzerinde durulur. Mümince bir duruş da ancak bunu gerektirir. Allah’a da, Rasûl’e de inandık ve boyun eğdik diyorlar. Bunu söyledikten sonra da içlerinden bir grup yan çiziyor. Bunlar asla inanmış kimseler değildir. Aralarındaki anlaşmazlıklar hakkında karar versin diye Allah’a ve Rasûlü’ne çağrıldıklarında bir de bakıyorsun içlerinden bir grup buna karşı çıkmış. Eğer çıkacaklarını bilirlerse koşarak ona geliyorlar. Bunların kalplerinde çürüklük mü var yoksa şüpheye mi düştüler ya da Allah’ın ve Rasûlü’nün kendilerine haksızlık etmesinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl haksızlık edenler kendileridir. Allah Rasûlü ilahi vahyi Allah’tan almasıyla birlikte bunu tam olarak insanlara aktarmak için büyük bir gayret
ve bir hürmetle çalışmaktaydı. Ancak muhataplar arasında inancın samimi ve güçlü olması Allah ve Rasûlü’ne itaat ve teslimiyet ilahi hüküm ve adalete rıza konusunda farklı tavırların sergilendiği de görülmekteydi. Bir grup açıkça inançsız veya baştaka din ve inançlara bağlıydı. Bir grupta işlerini yürütmek ve Müslümanların sahip olduğu menfaatlerden istifade ederek
tehlikelerden uzak tutmaya çalışan kimselerdi. Bunlar inanmadıkları halde inanmış gibi görünen münafıklardı. Kimileri ise İslam’a inanmışlardı fakat imanları henüz zayıf bulunuyordu. İnaçları tefekkür ve dini tecrübe yoluyla güçlenmemiş, davranış ve kararlarına hakim hale gelmemişti. Son olarak ise toplumda giderek çoğalan, hakkıyla inanmış ve Allah’ın emirlerine sadakatle bağlı kimseler bulunmaktaydı. Farklı temayulleri ve seviyelere rağmen Kur’an bu gruplar içinde, dünya ve ahirette asıl kazançlı olacak ve kurtuluşa erecek olanlara haber vermektedir. Buna göre sağlam imana, bu imandan kaynaklanan ibadetleri, güzel davranışlara, hayırlı ve faydalı işlere, eserlere sahip olanlar, esas kazançlı olanlar
ve kurtuluşa erenlerdir. İnandık ve itaat ettik demelerini rağmen yüz çeviren ve hükümleri görmezden gelenlerin yerildiği bu ayette imanın sırf söz ile olmadığına işaret edilmektedir. Son olarak ise toplumda giderek çoğalan, hakkıyla inanmış ve Allah’ın emirlerine sadakatle bağlı kimseler bulunmaktaydı. Farklı temayulleri ve seviyelere rağmen Kur’an bu gruplar içinde
dünya ve ahirette asıl kazançlı olacak ve kurtuluşa erecek olanlara haber vermektedir. Buna göre sağlam imana, bu imandan kaynaklanan ibadetlere, güzel davranışlara, hayırlı ve faydalı işlere eserlere sahip olanlar, esas kazançlı olanlar ve kurtuluşa erenlerdir. İnandık ve itaat ettik demelerine rağmen yüz çeviren ve hükümleri görmezden gelenlerin yerildiği bu ayette imanın sırf söz ile olmadığına işaret edilmektedir. İmanın gereğinin yerine getirilmesi, iman edilen hususlarda belirtilen ilkelere sadık kalınması bu noktada önem arz etmektedir. Ayette iliştirilen bu grup bir konuyla ilgili verilen kararda menfaatlerine göre davranabilmektedir. Eğer haklı olan kendileri ise adil hükmü kabul etmekte zorluk çekmemektedirler.
Ancak haksız olduklarını bilmeleri ya da şüphe duymaları halinde yüz çevirmekte ve verilen kararı görmezden gelmektedirler. Öyleyse onların aradığı hak değil, dünyevi menfaatleridir ve onlar dünya için dinlerini terk edebilecek bir durumdadırlar. Böylesi bir davranış sergileyen kimseler için ayet üç önemli husustan bahseder. Bunlar kalplerinde bir marazın ya da çürüklüğün olması, onların şek ve şüphe içinde bulunması ve son olarak Allah ve Resulünün kendilerine haksızlık etmelerinden korkmalarıdır. Doğrusu bu üşeğin her biri başlı başına bir küfür ve nifaktır. Allah Teala daha sonra hayır, asıl zalimler kendileridir buyurarak onların üzerinde oldukları halin, sürdürdükleri şeyin batıl ve yanlış olduğunu beyan etmektedir.
Çünkü zulüm her türlü maasiyeti yani günahı içine alır. Nitekim Cenab-ı Hak hiç şüphesiz şirk en büyük zulümdür buyurmuştur. İnsan ya kendi kendine yahut başkasına zulüm eder. Burada ise onlar Allah ve Resulünün kendileriyle ilgili verecekleri hükümde haksız davranacağını vehmine kapılmaktadırlar. Eğer Allah’a samimiyetle iman edip onun dinine bağlansalardı
Allah’ın kendini bize bildirdiği ölçüde ilgili beyan okuyup öğrenselerdi Allah’ın asla zalim olmayacağını bilir, adalet sahibi Allah’a şükrederlerdi. Diğer yandan Hazreti Peygamberin güvenilir bir kimse olduğunu bilmelerine rağmen sırf geçici dünya hayatının zevkine kapılarak onu haksız olmakla itham etmezlerdi. Konuyla ilgili kesin bilgilerine rağmen söylemleri ve eylemleriyle
bilgilerinin zıdlık içermesi kendilerinin esas zalim olduğunu ortaya koymaktadır. Öyleyse aralarındaki anlaşmazlıkları çözüme bağlasın diye Allah’a ve Rasulüne çağrıldıklarında müminlerin sözü dinledik ve boyun eğdik demekten ibarettir. İşte kurtuluşu erenler de
bunlardır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir