"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmed Fatih Can – Aydınlanma Düşüncesinin Osmanlı’ya İlk Akisleri

Mehmed Fatih Can – Aydınlanma Düşüncesinin Osmanlı’ya İlk Akisleri

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=TLIK-vu1B64.

galip gelmeye başlamaları ile birlikte bizde Batı’nın üstünlüğü acaba biz nerede hata yaptık? Batı ne yaptı da biz bu hallere geldik? Batı ne yaptı da biz yenildik, mağlub olduk. Geri çekilmek zorunda kaldık. Sorusunu, suallerini Osmanlı mütefekkirlerinin, devlet adamlarının kafasına düşürdü. Biz tabi aydınlanma düşüncesiyle yani bu felsefenin mottolarıyla, kavramlarıyla, mefhumlarıyla askeri mağlubiyetler esnasında, askeri mağlubiyetler sahasında karşılaştık. İlk defa 1683’te Viyana, bu duygunun başlangıç noktasıdır diyebiliriz. Viyana bozgunu. Bizde derin bir kutu hayali Batı’da da yahu bu Müslümanlar, bu Türkler yenilebiliyormuş
özgüvenine, fikrine sebep oldu. Bunu doğurdu. Çok enteresandır. Mesela Endülüs İslam devleti ilk kaybını İzabella, Kraliçe İzabella ve Ferdinand’a karşı ilk kaybını 1080’lerde, 1084 olacak yanılmıyorsam, Kurtuba’da verdi. İspanyollar Kurtuba’yı alınca Endülüs’ün elinde o devrin Avrupa’nın en kalabalık şehri
bütün sokakları, caddeleri aydınlatılan anesteziyle ameliyat yapılan her tarafı pırıl pırıl müthiş zenginlik vışkıran bu şehirle karşılaştıkları zaman ben söylemiyorum, İspanya’nın en büyük tefeklik tarihçilerinden şimdi ismi aklıma gelmedi. Onun tespitidir bu. Bu manzara karşısında Müslümanlara karşı derin bir aşağılık duygusuna kapıldılar.
Aşağılık kompeksine kapıldılar. Fakat ne yazıktır ki 3-4 asır sonra ya da 5-6 asır sonra bu içine düşmüş oldukları, bu derin aşağılık kompeksini ve aşağılık duygusunu bize geçirmeyi, bize aşılamayı başardılar. Dolayısıyla 1683 Viyana Bozgunu bizim için psikolojik üstünlüğü biz bir başlangıç tarihidir diyebiliriz. Batıllar içinde ya bu Müslümanlar bu Türkler yenilebiliyormuş duygusunu, özgüvenini ortaya çıkardılar ve ondan sonra biliyorsunuz 150 yıl Osmanlı’nın Avusturya ile muharebeleri var, harpleri var. İşte ondan sonra devlet adamları düşünürler, ulema oturdular biz nerede hata yaptık demeye başladılar. Derin bir moral çöküşle birlikte bu müslümanların
orada hata yaptık demeye başladılar. Derin bir moral çöküşle birlikte sorgulama süreci başlatıldı. Sorgulama vetilesi başladı. Bu ilk başta bu sorgulama vetilesi Osmanlı devletinden bahsediyoruz. Klasik ulema, devlet adamları ve askeri eşas bu geri çekilişin, bu mağlubiyetin, bu gerilemenin
hata ve kusurlarını kendi hata sebebini, kendi hata ve kusurlarını aramakla birlikte en önemli tespit olarak ait oldukları dinin, İslam’ın referans kaynaklarından uzaklaşmış olmakta buldular. Yani kabahati kendilerini de gördük. Kabahati hem kendi hata ve kusurlarında hem de ait oldukları İslam’ın, İslam dilinin referans kaynaklarından biraz uzaklaşmış olmakta.
Onu yeterince hayatın merkezine alamamış olmakta buldular. Bu şeyin sebebini. Fakat daha sonra bazı nevzuhurlar peydah oldu. Bu gerilemenin, bu kaybedişin, bu mağlubiyetlerin aslında İslam dininde aranması gerektiğini söylemeye başladılar. Mahcup bir ifadeyle de olsa, geri çekilişin, bu mağlubiyetin batı karşısında ticari, sınayi, efendim askeri alanlardaki geri düşüşün esbabı mucibesini İslam dininde aramak gerektiğini ifade etmeye çalıştılar. Bunu çok mahcup bir dille dile getiriyorlardı. Daha sonraki düşüncesi hemen şunu da tamamlayayım. Daha sonra gelenler de artık pervasız bir şekilde İslam’ın, İslam dininin, Osmanlı’nın benimsemiş olduğu şer-i şerifin ve bütün bir gelenekleriyle, adetleriyle, anlayışıyla, reflekleriyle ilerlemeye mani olduğunu açık açık ifade etmeye başladılar. İzleyicilerimizin de zihninde daha iyi canlanması için şöyle sorayım hocam. Övvela kendilerinden şüphe ediyorlar. Daha sonra kabahati İslam’a bulmaya başlıyorlar. Fakat bu hemen olan bir vetire mi yoksa arada bir fasılah var mı?
Ne zaman, hangi isimler üzerinden mesela var? Tabii tabii hemen değil. Tabii tazimata kadar, yani 1683’ten değil mi? 1840’lara kadar sürekli, biliyorsunuz Koçibeyler, efendime söyleyeyim, mesela Koçibey’in 1600 yanılmıyorsam, 1631’de dördüncü murada sunduğu bir layığa var, rapor var o raporda. Çok malum, enteresan tespitleri var.
Reçete olarak İslam’ı merkeze alarak yeniden bir silkinme, tahkim hareketinin başlatılması gerektiğini Padişah’a tavsiye ediyor. Koçibeyler var, efendime söyleyeyim. Katip Çelebi var. Katip Çelebiler var, İbrahim müteferikalar var, Ahmet Çeydet Paşa’ya kadar yani. Hezarfen Ahmet Çelebiler var. Ahmet Çeydet Paşa’ya kadar hakikaten İslam’a bağlı, bu topraklara bağlı,
ayakları yarı sağlam basan mütefekkirlerimizin çok sayıda layığa dediğimiz raporları var yöneteme sundukları. Ama onu mutlaka izleyicilerimize de paylaşmak isterim. Çok enteresan, aslında çok erken bir devirde bizim ilim adamlarımız, mütefekkirlerimiz bazı şeyleri sezmişler, kavramışlar. Bu 3. Selim’in Reisül Kütüphan’ı şuraya not almıştım. Atıf Efendi.
Atıf Efendi, Atıf Efendi, Atıf Efendi. Onun bir raporu var 3. Selim’e sunduğu. Müsaade ederseniz, orijinal üslu bunlar hemen kısıdır, okumak istiyorum. Diyor ki Atıf Efendi, dikkatinizi çekerim, Fransız ihtilalinden daha bir 10 yıl sonra. Evet. Yani 1800-1798’de. Diyor ki, bu azene-i siyasiye, raporun başlığı da bu, siyasi dengeler.
Walter ve Rus’u demekle maruf ve meşhur olan zındıkların ve anların misullü dehrilerin, taap ve neşret tipleri, tehlifat-ı mütahhiteleri, Sıbyan ve Nisfan’a varınca, Eksel Nas, meyl-i rabet ve mütalahlarına müdahamet ettikçe itikatlarını ifsat etmektedirler.
Yuruh-u mekruh tarafından, layan katı, avam-ı nasa ilan olunduğu üzere güya, saadeti, kamiliyi, dünyeviyi ihraz etmek emmesiyle, müsavat ve serbestiyete can attılar.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir