Melikşah Sezen – İmâm Mâtürîdî’nin Tasavvufî Bir Yönü Var mıdır? – Cumartesi Sohbetleri (7)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=49WpO-3XVNQ.
Yani İmam Mağdur’den elimizde iki tane eseri olduğu için konuşurken onun hakkında bir hükme varmak istediğimizde, bir yargıya varmak istediğimizde bizi duygusallığın esir almamasını bekleriz. Evet, böyle olması icap eder. Ya tasavvufa düşmansak, ona mesafeli isek, tasavvuf mümküri isek, hemen İmam Mağdur’den de öyle olmasını temenni ederek ona böyle bir yakıştırma yapmamız da hatalı. Mutasavvuf bir kimliğe sahipsek, tasavvufa, hüsnüzanla, muhabbetle bakıyorsak, daha İmam Mağdur’de eserlerini tetkik etmeden, İmam Mağdur’de de mutasavvuf bir yönü olduğunu düşünerek yola çıkmamız da hatalı olacaktır. Dolayısıyla ben de sosyal medyadan da, etraftan da, yazılanlardan, çizilenlerden de görebildiğim kadarıyla insanlar kendi meşrepleri istikametinde bir İmam Mağdur’de görmek arzusundalar.
Bu istikamette aslında eserleri tetkik etmeden bir yargıyı peşinen bazen kabullenmiş bir şekilde konuşuyorlar. Bu yanıltıcı oluyor tabi. İmam Mağdur’un fıkıh tarifini yapmıştım. Aslında bu İmam Mağdur’de içinde aynı şekilde geçerli. Yani kişinin bu dünyada nefsi için, kendisi için faydalı olanı da zararlı olanı da bilmesi gerekir. Dolayısıyla eğer ahlaki olarak, tasavvufi olarak bizim hayatımıza katmamız icap eden dini mükellefiyetler varsa, bir İmam olarak, İmam Mağdur’de’nin bundan birgane kaldığına, buna kayıtsız kaldığına, bunu önemsemediğine hükmetmemiz mümkün değil. Fakat tasavvuf deyince ne anladığımız da bu sorunun cevabını vermek için çok önemli.
Yani eğer tasavvuf dediğimizde, bugün anladığımız manada müesseseleşmiş haliyle tarikat ve tarikat uygulamaları, yani rabıta gibi, zikir gibi, müesseseleşmiş, yerleşmiş uygulamaları anlıyorsak, bunların hiçbir tanesi İmam Mağdur’de yaşarken oluşmuş şeyler değil zaten. Yani hiçbir tarikat müessesesi İmam Mağdur’de hayattayken yok. Dolayısıyla gene anakronik bir talepte bulunmuş oluruz. Eğer İmam Mağdur’de zikir halkalarına giriyor muydu, rabıta yapıyor muydu, seyri sürük yolculuğunda, nefsin merhalelerinde hangi makamdaydı, mürşidik gibi taleplerde bulunuyorsak,
bu müesseseleşmiş uygulamaları talep ettiğimiz tarih açısından İmam Mağdur’de bunu önceleyen bir tarihte yaşadığını göz ardı etmememiz lazım.
Ama tasavvuf dediğimizde biz ameli hayatı, kalbi hayatı takviye etmek, insanın ruhunu terbiye etmesi, nefsini teskin etmesi, yani batının nispeti bir kısım arınma ve temizlik olarak anlıyorsak, İmam Mağdur’de bunu sonuna kadar yaşıyor aslında, Tevhidatta da beyan ediyor.
Yani kalpler ancak Allah’ı zikretmekle itminan olur. Ayet-i Kerimesinden zikirin ehemmiyetini de atıp yapıyor, işte nefs muhasebesi, insanın hatalarıyla tövbe etmesi konusu geldiğinde nefs muhasebesinin ehemmiyetini de atıp yapıyor. Yani sadece dıştaki temizliğimiz, amelimiz değil, iç hayatımızı da temizlememiz, ahlaklı olmamız, düzgün olmamız, Rabbimize yönelmemiz konusunda da ciddi tavsiyeleri ve yaşantısı var.
Ama bununla birlikte dediğim gibi müesseseleşmiş olarak, yani zikir halkalarına yer alıyor mu sorusunun cevabını İmam Mağdur’dan bekliyorsak, anakronik olarak ciddi bir hataya düşüyoruz demektir.
İlk Yorumu Siz Yapın