"Enter"a basıp içeriğe geçin

Peygamber ve Etrafındaki İnsanlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 7.Bölüm

Peygamber ve Etrafındaki İnsanlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 7.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=SOML5e11EqI.

Altyazı M.K.
Süh! Selamun aleykum Bima sabartum Fenihme uqbeddar Bu cüzde peygamber ve etrafındaki insanlardan bahsedilir. Bu insanlar bazen peygambere tabi olur, destek çıkar, bazen de ona asi olur, düşmanlık ederler. Onu engellemek için var gücüyle uğraşırlar. Kur’an buna örnek olarak Hz. İsa aleyhisselam ve ona iman etmiş havarilerini, Hz. İbrahim ve inkârından bir türlü vazgeçmeyen atası, Azeri, bir de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve onun karşısında küfürden bir duvar olan Mekkeli müşrikleri anlatır.
Sözlük Sözlükte seçilmiş, kusursuz, taraftar, özverili arkadaş, dost ve kendisini bir davaya adayan kimse anlamına gelen havari kelimesi, din literatüründe genelde peygamberlere iman edip onlara yardımcı olan demektir.
Havari özellikle Hz. İsa tarafından seçilmiş, tebliğ ve irşad görevinde ona yardımcı olan 12 kişilik grubu ifade eder. Havariler Hz. İsa’nın sahabeleri olup ona iman etmiş ve sürekli destek olmuş salih insanlardır. Kur’an’da Allah yolunun yardımcıları olarak geçer.
Hz. İsa aleyhisselam Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir diye sorunca, Havariler, biz Allah yolunun yardımcılarıyız, Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız cevabını verirler. Bu cüzde Hz. İsa aleyhisselama verilen nimetler hatırlatılır. İşte o zaman Allah şöyle diyecek,
Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene lütfettiğim nimetleri hatırla. Seni ruhul kudüsle desteklemiştim de, hem beşikteyken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşuyordum. Sana yazmayı, hikmeti, Tevrat ve inceli öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp ona üflüyordun ve benim iznimle derhal kuş oluyordu.
Benim iznimle körü ve cüzdanlıyı iyileştiriyordun. Yine benim iznimle ölüleri diriltiyordun. Onlara açık kanıtlar getirdiğin zaman buna karşı içlerinden inkar edenler, bu düpedüz bir büyü dediklerinde İsrailoğullarının sana zarar vermelerini önlemiştim. Allah’ın havarilere bana ve Resulüme iman edin diye ilham etmesi üzerine onlar iman ettik, şahit ol ki bizler yürekten teslimiyet içindeyiz demişlerdir. Bir keresinde havariler Allah’ın gökten bir sofra indirmesini istediler. Hz. İsa’nın inanmıyor musunuz sözüne karşın inanıyoruz lakin istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz güvenle dolsun bize doğru söylediğini bilelim ve buna tanık olalım dediler. Böylece onlar buna hem kendi ihtiyaçlarının bulunduğunu hem de Hz. İsa’nın tebliğini sonraki nesilere aktarmada bunun önemli bir role sahip olacağını ifade ediyorlardı. Havarilerin kalplerinin güvenle dolmasını istemeleri Hz. İbrahim aleyhisselamın Bakara suresinin 260. ayetinde aktarılan kuşlarla ilgili yaşadığı diriliş olayına benzetilmiştir. Hz. İbrahim de Rabbim ölüleri nasıl diriltiyorsun bana göster deyince Rabbi yoksa inanmıyor musun diye sorunca o hayır inanıyorum fakat kalbim mutmain olsun istiyorum cevabını vermişti. İşte havariler de Hz. İsa aleyhisselamın doğru söylediğinden önce kendileri emin olacaklar, gözleriyle görüp tanık olunca onun öğretilerini tebliğ ederken
bu tanıklıklarını tekrar tekrar ifade edip bundan güç alacaklardır. Meryem oğlu İsa, ey Allah’ım, ey Rabbimiz bize gökten bir sofra indir ki önce gelenlerimize, zamanımızdaki dindaşlarımıza ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden gelen bir mucize olsun.
Bizi rızıklandır, sen rızıklandıranların en hayırlısısın dedi. Allah da ben onu size indireceğim ama ondan sonra sizden her kim inkar ederse artık ben ona kainatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim demişti. Değerli dostlar, yol yolcu ile yol yaran ile gidilir.
Peygamberler sirsilesinin her birinin davasında ve yolculuğunda, tevhid mücadelesinde onların da yanlarında yaranları ve dostları vardı. Peygamberimizin ashabı vardı. Ashab-ı kiram medeniyetimizin kurucu nesli olmuştu. Peygamberler sirsilesi içerisinde müstesna bir yere sahip olan ve yaratılışı
Hz. Adem’in yaratılışıyla benzerlik arz ettiğini Rabbimizin bizzat beyan ettiği Hz. İsa ve havarileri de tevhid mücadelesinin insanlık tarihi boyunca geçirdiği evreleri, yaşadığı tecrübeleri ve yolculukları bize aktaran önemli örneklerdendir. Hz. İsa bana bu dava yolunda kim yardımcı olacak demişti.
Allah yolunda Allah’ın hükmünün yeryüzünde insanın özgürleştirilmesinin, insanın yalnızca Allah’ın kul olmasının, tevhidin mücadelesinin, bu mücadelenin verilmesinde benim yanımda kimler olacak diye Hz. İsa seslenmişti. Etrafında bulunan on iki insan vardı. O on iki insan dediler ki evet biz Allah’a iman ettik.
Allah’ın bu kutlu mücadelesinin, bu kutlu davanın yanında onun yardımcıları olmak istiyoruz cevabını Hz. İsa’ya vermişlerdi. Hz. İsa’ya destek olmuşlardı. Hz. İsa insanlık için bu kutlu mücadelenin verilmesinde istisna ve müstesna bir örnekti. Hz. İsa’yı Allah desteklemişti.
Hz. İsa ilahi bir mucize olarak beşikte konuşmuştu. Yazmayı, hikmeti, tevratı ve incili Allah kendisine öğretmişti. Hz. İsa çamurdan bir kuş yapardı, üflerdi ve Allah’ın izniyle o bir anda canlanır ve Allah’ın mucizesini ortaya koyan bir örnek olarak insana, insanlara sunulurdu.
Kör ve cüzamlıyı iyileştirirdi. Ölüleri diriltirdi Hz. İsa ve Allah-u Teala Hz.’nin lütfuyla ona bir zarar veremiyorlardı ve Hz. İsa’nın bu mucizeleri karşında insanlar onu büyücü olmakla itham ediyorlardı.
Ve Hz. İsa bu mücadelede yalnız kaldığını hissediyor, etrafına bakıyor ve Rabbimizin katına şöyle bir tazarruda bulunuyordu. Ey Rabbim bana kim yardımcı olacak? Ve Rabbimiz de onun dilinden insanlara sesleniyor, insanlara Kur’an-ı Kerim’in ifade ettiği şekliyle dile getirecek olursak
bana ve Rasulüme iman edin diye sesleniyordu. Ve insanlar Hz. İsa’nın bu kutlu davasının yanında yer almayı kendiler için bir şeref addediyorlardı. Fakat insanların istekleri bitmiyordu değerli kardeşlerim.
Bir keresinde Hz. İsa’nın kendilerine bir sofra indirmesini ve orada o sofra da değişik rızıklarla ve nimetlerle rızıklandırılmayı istemişlerdi. Hz. İsa onlara inanmıyor musunuz? İlla bir yeni mucizenin gelmesini mi istiyorsunuz diye sormuştu da onlar da elbette inanıyoruz demişlerdi. Tıpkı İbrahim Aleyhisselam gibi.
İbrahim Aleyhisselam da hepimizin atası, babamız İbrahim de Rabbımıza ey Rabbım insanları nasıl diriltiyorsun görmek istiyorum demişti. Rabbımız ona da inanmıyor musun demişti. O da inanıyorum ama kalbim mutmain olsun diye cevabını vermişti. İşte Hz. İsa’nın etrafında olan havariler yani Hz. İsa’nın sahabileri Hz. İsa’nın ashabı bu sofra talebiyle Hz. İsa’nın yanına gelmişler. O da onların bu talebine Rabbımızın lütfuyla cevap vermişti. Gözleriyle görmüşler, tanık olunca anlayınca imanları kuvvetlenmiş ve mutmain olmuşlardı.
Fakat, fakat bu itminanın ardından şöyle bir tehditin de muhatabı olmak durumunda oldular. Evet, şayet bu nimetleri verilir ancak işinizden bazıları inkar ederse, nankörlük ederse onlar için de ağır bir azap gelecektir.
Bu cüzde anlatılan bir başka peygamber Hz. İbrahim aleyhisselam ve onun küfründe inat eden atası Azer’dir. Hz. İbrahim, Orta Doğu’yu, Hicaz bölgesini ve Mısır’ı gezen, oralarda İslam’ı tebliğ eden büyük bir peygamberdir. Tebliğ ettiği kişilerden birisi de putperest olan babası Azer’dir.
İbrahim babası Azer’e demişti ki, sen putları ilah mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum. Hz. İbrahim’in babasına yaptığı tebliğ de iman edenlerin örnek alması gereken en önemli hususlardan biri,
inkar eden kişi ne kadar kibirli ve zorlu olursa olsun ona Allah’ın emir ve tavsiyeleri anlatılırken sabırlı davranılması ve güzel bir anlatım yapılması gerektiğidir. Hz. İbrahim bir keresinde müşriklere gökyüzünde çok parlak bir yıldızı gösterip, bu Rabbim olabilir mi acaba dedi. Sonra gün ağırıp yıldızlar gidince ben kaybolup gidenleri sevmem dedi.
Ertesi gece aya bakıp bu benim Rabbim olabilir mi daha parlak dedi. Sonra ay kaybolunca Rabbim bana yol göstermeseydi sapık gidecektim bunu Tanrı edinecektim dedi. Gün ağırınca güneşi gördü çok parlaktı. Onu gösterdi ve acaba bu benim Rabbim olabilir mi bu en büyüğü dedi.
Akşam güneş de kaybolunca ey kavmim işte bunlar yok olucu değişken sizin putlarınız da böyle ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz her şeyden uzam dedi. Bu şekilde Hz. İbrahim aleyhisselam müşriklerin taptıkları putları yediden düşünmelerini ve sorgulamalarını ister. Sonra Hz. İbrahim şu muhteşem sözünü söyler ben bir muvahhit yani tevhid inancı olan bir mümin olarak yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla ortak koşanlardan değilim. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de bu sözü çok sever hatta kıbleye yönelip namaza başlarken bu sözü söyler. Kavmi onunla tartışmaya girişti. De ki, beni doğru yola iletmişken Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin ona ortak koştuklarınızdan ben korkmam ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?
Allah’ın size hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri ona ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyleyse iki taraftan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.
Hz. İbrahim, Peygamberlerin atası, insanlığın ikinci atası Hz. Adem’den sonra Kur’an-ı Kerim’de kıssası çok ilgi çekici. Tabii eminim hepimiz çok merakla bu kıssayı okumuşuzdur. Ben de defalarca okudum ve her seferinde çok etkilendim. Tabii Hz. İbrahim’ın kıssasında ne var? Çok şey var ama her şeyden önce samimiyet var, iştenlik var, saygı var ve güzel bir üslup var. Hikmetli sözler ve hikmetli anlatılar var. Tabii Hz. İbrahim kavmiyle uzun süre tartışıyor. Onlara tevhid inancını, Allah’ın varlığını, birliğini, yüce kudretini, yaşadıkları hayatın gelip geçici olduğunu, kalıcı olanın ahiret yurdu olduğunu
ve her seferinde gerçek bağlılığın yüce yaratıcıya sergilenmesi gerektiğini hatırlatıyor. Buna rağmen tabii her zamanki gibi insan kendi özelliklerini sergiliyor ve unutuyor. Çoğu zaman da kalıcı olana yatırım yapmak yerine geçici olanı tercih ediyor. Yakın vadede olanı hemen kendisine sunulanı asıl olan zannediyor. Ve sevgili Peygamberimiz Hz. İbrahim babasıyla iletişim kurarken de babası Azer’e defalarca inatçı Putperest babasına tebliğde bulunuyor. Ve onun kendi inancını, yanlış inancını sorması ve sorgulaması gerektiğini, asla ne kadar tutarsızlıklar içerdiğini fark etmesi gerektiğini ona hatırlatıyor.
Buna rağmen Azer inat ediyor ve inanmamayı tercih ediyor. Doğrusu insan böyledir. Yani bazen bile bile doğruyu yanlışla efendim hatayı sevapla ilişkilendirmekte zorlanır ve öğüt alma konusunda çoğu zaman ihmalkar davranır. Buna rağmen Hz. İbrahim tabii sabırla tebliğde bulunmaya devam ediyor. Ve Hz. İbrahim’in yüce yaratıcıyı araması, onun inancın ne kadar tutarlı bir zeminde inşa edilmesi gerektiğine ilişkin delillendirmesi hepimiz için çok güzel bir örnektir. Hepimizin bildiği yine ayette Hz. İbrahim önce parlak bir yıldız gökyüzünde ona bakar ve bu benim tanrım olabilir mi acaba diye sorar. Bir peygamber böyle bir soru sorar mı? Elbette sormaz ama bize bir örnek aslında bize bir semantik açıdan bir tahlil örneği gösterir. Daha sonra tabii yıldızlar kaybolunca der ki ben kaybolanları batıp gidenleri sevmem. Ardından ay gece çıkar gündüz kaybolur aynısını onun içinde söyler.
Güneşle bir sahne anlatılır ve burada da önce o parlak yıldızı gördüğünde onun tanrısı olup olmayacağını sorgular. Ve en son der ki bakın bütün bunlar aslında bir süreliğine bizim hayatımızı kolaylaştırsa da kalıcı iyiliği bize sunamıyorlar. Dolayısıyla kalıcı olana asıl olana yönelmemiz gerekir ve benim tanrım asla beni terk etmeyen ve hiçbir şekilde beni yarı yolda bırakmayan bir karanlıklardan aydınlığa çıkaran olmalı der. Tabii bu sorgulama biçimi bugün özellikle bizim sokratik metod dediğimiz, felsefede çok kullanılan yani insanların böyle farklı olanı aksine alternatifleri düşünerek üzerinde tahlinler yapmasını gerektiren efendim bir yaklaşım biçimidir ve bir peygamber Kur’an-ı Kerim’in genel efendim
üslubuna uygun olarak insana düşünmeyi, sorgulamayı aslında tutarlı bir şekilde eleştirebilmeyi öğretir. Evet inancın eleştiriye konu olanı, inancın insanın kalben ikna edeni ve inancın aslında onu gerçekten yaratıcıya bağlayanı makbuldür. Ve biz Hz. İbrahim kıssasında daha çok bunu görürüz.
Hz. İbrahim aynı zamanda inancın bilgi üzerine temellendirilmesi gerektiğini bize öğretir. Yani hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin peşinde koşmamayı ya da gerçek bilgiye ulaştıktan sonra artık sahte bilgilerle avunmamayı bize öğütler. Aynı şekilde Hz. İbrahim insanın anlam arayışının evrenselliğini de bize hatırlatır.
Çünkü insan doğumundan ölümüne kadar yaşadığı hayatın anlamı üzerinde düşünür. Bütün ilişkilerinde bu anlam eksenli bir yol bulmaya çalışır. Kendini, çevresini, yaşadıklarını bu şekilde anlamlandırır. Ve bir takım kaygılar, endişeler, huzursuzluklar yaşadığında da inancın rahatlatıcı yönünü ve özelliğini her seferinde yeniden keşfeder. Bu Kur’an öncelikle Mekke ve etrafındaki insanlara gelir. İlk hedef kitle burada yaşayan insanlar ve sahabe-i kiramdır.
Sahabe-i kiramın Kur’an’ı ve Hz. Peygamber’in sünnetini iyi öğrenip, önce o bölgeye, sonra da bütün insanlara tebliğ etmeleri gerekir. Kur’an ilk hedef kitlenin Mekke halkı olduğu gerçeğini şöyle dile getirir.
Bu kitap, kendisinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası Mekke halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler, bu kitaba da iman ederler ve onlar namazlarını kılmaya hakkıyla devam ederler. Hz. İbrahim aleyhisselam döneminde insanların putlara tapmasına benzer olaylar, daha sonraki dönemlerde de tekrar etmiştir. Mekke ve civarındaki insanlar da vahiy dinini terk etmişler, tanrılaştırdıkları insanların heykellerini tapmaya başlamışlardır. Vahyin ilk muhattaplarından olan Mekkeli müşrikler, saplandıkları şirk batağında Allah’a ortak koşmaya devam etmiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin peygamberlik görevini yapmasına engel olacak sayısız hileler ve eziyetlere başvurmuş,
Kur’an’ın nurunu Mekke topraklarından başlayarak dört bir yana yayılmasından rahatsız olmuşlardır. Hz. Peygamber’in görevi, insanları Allah’ın ayetlerine imana davet yanında, bizzat kendisinin de bunlara uyması, Allah’tan başka ilah bulunmadığını ikrar etmesi ve böylece şirke sapanlardan uzaklaşmasıdır. Kur’an, Hz. Peygamber’in inkârcılar üzerinde koruyuculuk görevi olmadığını hatırlatır. Hz. Peygamber’den, Rabbinden vahyedilene uyması ve müşriklerden yüz çevirmesi istenir ve şöyle denir, Allah dileseydi onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bir koruyucu kılmadık. Sen onların vekili de değilsin.
Buna karşın, iman edip salih amel işleyenlerin geçmişte yaptıkları amelleriyle ilgili günahlarının olmadığı müjdesi verilir.
İman edip salih amelleri işleyenlere, Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever.
Kuran’ın ilk muhatapları olan Sahabe-i Kiram, ayetleri yaşamayı, hayatlarına aksettirmeyi ve onlara uygun hayatlarına devam etmeyi prensip haline getirmişlerdi. Onlar bir ayeti Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan duyduktan sonra mutlaka amele dönüştürmeyi hedeflerlerdi.
Ayeti Kerime’de daha önce bazı yasaklanmamış olan bazı amelleri işleyip sonradan haram kılınan ve fakat ölmüş olan müminlerin durumu hakkında Sahabe’nin merakına bir cevap vardır. Şöyle ki daha önce içki ayeti için mesela aşamalı, tedirci denen bir yöntem birden yasaklama değil, Allah-u Teala’nın eğitimi çerçevesinde aşama aşama yasaklama gerçekleşmişti. Tam olarak haram kılındığında ise bu fiili işleyip vefat eden bazı Müslümanlar vardı.
Sahabe Efendimiz onların durumunu merak ederek Hz. Peygamber’e insanın daha önce yapmış olduğu günahlardan ve o hatalar üzerine ölmesinden doğabilecek sonuçları sordular. Yüce Allah ayetle cevap verdi ve buyurdu ki sizin daha önce yapmış olduklarınızdan bir sorumluluğunuz bir mesuliyetiniz yoktur.
Ancak bazı şartlar var. Şöyle imana devam etme şartı, imanı salih amelle süsleme şartı, imanı salih amelle koruma altına alma şartı. Salih amel yani Yüce Allah’ın razı olacağı, onu memnun edecek ve rızasını kazanmamıza vesile olacak davranışlar.
Bunların tek bir formu veya bir listesi yok. Sadece Allah’ın rızası için yapılmış ve onun emrine uygun olarak davranıyor olmamız bizim amelimizin Allah katında iyi ve makbul olmasını sağlayacaktır.
Ayette üç defa tekrarlanan takva kelimesi Allah’a karşı gelmekten sakınmak anlamındadır ve iman ile birlikte kullanılmıştır salih amel ile ve ihsan kavramıyla birlikte. Çünkü insanın imanı da, yaptıkları da ve onu nasıl yaptığı da aslında Allah’tan sakınmasıyla yakından alakalıdır. İhsan kavramı, yapılan işi en iyi şekilde yapmayı ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de pek çok defa zikredilen bu kavram, Allah’ın muhsinleri yani işini iyi yapanları sevdiğini ifade ederek tamamlanır genel olarak. İhsan kavramını sevgili Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam Cibril hadisinde açıklarken onun başka bir yönüne de temas etmiştir.
Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek.
Biz her ne kadar Rabb’imizi görmesek de, O’nun bizi gördüğü bilinci ile yapacağımız her amel mutlaka çok daha güzel ve çok daha yerinde davranışlara dönüşecektir.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir