Prof. Dr. Azmi Özcan – Hilâfete Karşı Haricî Siyaset – Cumartesi Sohbetleri (20)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=D8fY7jBKfqE.
1798’de Napoleon herkese şaşırtan bir kararla Osmanlı toprağı olan Mısır’ı şikal etti. Bu yeni yüzyılın ilk bombasıydı. Bütün oyun bozuldu, bozulacaktı.
Çünkü Mısır, İngiltere’nin ve Fransa’nın Asya çıkarlarının kilit noktasıydı. Fransızların eline geçmesi hem İngilizlerin hem Rusların siyasetini çok etkiliyordu. Ve Osmanlı Devleti Rusya ve İngiltere birleşerek Fransa’yı yani Napoleon’u Mısır’dan çıkardılar. Küresel bir ittifakla. Napoleon bunun üzerine Avrupa’yı tarumar etti. Moskova’ya kadar gitti, yaktı yıktı. Çok zor bir şekilde Napoleon’u durdurabildiler. Ondan sonra da dediler ki bu tecrübe bize gösterdi ki teknolojinin gelişmesiyle birlikte Avrupa’da ortaya çıkacak bir tehdit, yeni bir hareket bütün dünyayı etkiliyor. Onun için bu dünyanın düzenini radikal şekilde değiştirecek gelişmelere karşı birlikte tedbir göstermek adına Vienna Kongresi tertip edelim dediler. Yeni dünya düzenleri geleneğinin başlangıcı olarak. Vienna Kongresi’nde şöyle bir sonuç ortaya çekti. Osmanlı Devleti devlet olarak gücünü kaybediyor ama işgal ettiği mevki ve topraklar olarak çok önemli. Bu topraklara kim mirasçı olursa dünyanın sahibi olur. O halde biz aramızda bunun herkesin çıkarlarını, beklentilerini karşılayacak şekilde tasnifi mümkün oluncaya kadar hiç kimsenin tek başına sahip olamayacağı bir düzen kuralım. Vienna Kongresi esasiti var ile böyle bir yaklaşım. Buna denge siyaseti diyoruz. Fakat Rusya 20-30 yıl sonra sözünde durmadı ve Kırım Savaşı’nı başlattı. Ve doğal olarak da diğer bütün ülkeler yine tekrar birleştiler. Bu defa Kırım Savaşı’nda Rusya’yı durdurdular 1856’da.
Sonra Rusya mağlup olunca bir anlaşma imzalandı. Bu Paris Anlaşması. Orada Avrupa Devletleri bu bizim konuştuğumuz şeyleri metne bağladılar. Artık Osmanlı Devleti bir Avrupa Devletidir. Öyle kafası esen ben buraya alacağım diye gelemez. Birisi gelirse Avrupa’nın tamamına savaş açmış gibi olur diye Avrupa ülkelerini garantör olarak anlaşmaya yerleştirdi. Tamam. Bizim Avrupa Birliği’ne girişimizin tarihi o.
Rusya tabi bu Rusya için çok büyük bir yıkındı. Rusya’nın dış politikadaki birinci önceliği kendisine karşı oluşan bu ittifakı parçalamak, bozmak. Ve 20 yıllık bir uğraşı sonucunda bunu bozdu. İngiltere’yi, Fransa’yı, Osmanlı Devleti’nin birbirlerinden ayırdı.
Ve 93 harbinde bu aşamadan sonra tekrar Osmanlı Devleti’ne saldırdı. Osmanlı Devleti de 20 yıl önceki anlaşmaya atıfta bulunarak İngiltere ve Fransa’ya dedi ki gelin verdiğin sözde durun. Rusya’ya karşı bizi koruyun dedi. İşte Danan’ın kuyruğunun koptuğu yer burası. Ama şartlar değişti dediler İngiltere ve Fransa. Abdülhamid de yeni tahta geçti. O zaman Abdülhamid dedi ki Devleti Aliye’nin bekasını başka devletlerin merhametine bağlayamayız. Tamam. Biz kendi geleceğimizi kendimiz kurmamız lazım. İşte o hilafet siyasetinin başlaması öyle.
İngiltere ve Fransa dedi ki demek ki bu hilafet dediğimiz şey biz Osmanlı’yla dost olduğumuz zaman iyi bir şeymiş. Osmanlı’yla düşman olursak bunlar artık bizim sömürgelerimizdeki Müslümanları harekete geçirebilirler. O zaman biz Osmanlı’nın bu imkanını elinden alalım. Yani hilafeti Osmanlılardan alalım.
Müslümanlara diyelim ki bunlar zaten Kureyş’ten değiller. Bunlar zaten sahih halife de değiller. Bunlar gittiler zorla aldılar gasp ettiler. Asıl halifenin peygamber soyundan olması lazım. Yani Mekke şerefinin olması lazım vesaire diye bir faaliyet içerisine girdiler. Kitablar yazıldı, konferanslar yapıldı, makallar yazıldı binlerce falan. Bunlar dağıtıldı. Bunların hepsini ilgilenenler okuyabilirler kısmını ben de yayınladım. Bu tartışmalarla ilgili neler yazılmış neler çizilmiş. İngiltere Rafa bir politiko koydu. Osmanlı Devleti iken dost ile dost iken hilafet politikamız. Osmanlı Devleti ile düşman iken hilafet politikamız. Osmanlı Devleti’ne düşman iken hilafeti Osmanlılar’dan almamız ya da hilafetin Müslümanlar üzerindeki tesirini zayıflatmamız lazım. Ondan sonra uygulanan politikalar hep böyle olmuş zaten. Abdülhamid de bunlara karşı İslam dünyasında hilafetin nüfusunu geliştirmek için bir faaliyet içerisine. Bu mücadeleden Abdülhamid galip gelmiş ve İslam dünyasının her yerinde hilafetin nüfusu atmış.
Çünkü herkes zaten kendi özgürlüğünü kaybettiği için kurtarıcı bekliyor. O uzaklarda bir halife figürü, böyle nurani bir insan, elini uzarsa her yere yetişen onlara bol bol işte hediyeler gönderiyor vesaire. Toplumda hazır bunu kabullenmiyor ama 19. yüzyılın sonuna geldiğimiz zaman hakikaten dünyada Abdülhamid kendi şahsında bir birliği tesis etmiş konumda. İşte onun Hicazi Zemir yolu projesine dünyanın her yerinden yardımlar geliyor vesaire. Bir de 1897’de Yunanlarla yapılan savaşı galip getirince işte Müslümanların 100 yıldır kazandığı ilk savaş olunca çok biz bizde 1974’te de aynı duyguyu yaşadık. O da bizim Bir Rüya Savaşı’ndan beri kazandığımız, Milli Mücadele’den beri kazandığımız ilk cephe savaşı şeklinde toplumda karşılık bulmuştu.
Neticede İngilizler dediler ki bu hilafet Türklerin elinde kaldığı sürece tehlikeli. Bir Rüya Savaşı’nda da mağlup ettiler ya bizi. Mağlubiyet sonrasında galiplerin Osmanlı Devleti’nden neler talep edeceği konuşulurken kendi aralarında bir daha Türklerin bize tehdit olamayacağı şartlar kendilerine koşalım diye tartışmalar var.
Buradaki ana fikir şu, bir daha Türklerin bize tehdit oluşturamayacağı şartlar tesis edelim. Bunu nasıl yaparsınız? Sınırlarını küçültürsünüz, küçülttüler. Müslüman dünyadan ayırırsınız, ayırdılar işte Ortadoğu’da bağımsız devletler kuruldu, Arap toprakları bizden gitti. Başka Türklerin Müslüman dünyayla medeniyet ilişkilerini kopartırsınız. Kopardık çünkü biz başka bir dünyaya geçiş için kararlar verdik. Milli mücadelenin diliyle milli mücadele sona eren eremez karşılaştığımız dil çok farklıdır birbirinden. Ama insanlar aynı insanlar, kadro aynı insan.
Şunu biliyoruz İngiltere, Fransa, İtalya, Galip devletleri birinci yana harbinde, bizi o kadar abluka yayalıyorlar ki, bizden talep ettikleri soyut bir şey var. Bir daha tehdit oluşturmayacağınıza dair bizi ikna edin. Bunun için Lozan görüşmeleriz, yürümüyor zaten.
Biz MİSAK’ı milliden vazgeçmediğimiz için. O zaman tamam, yapacak bir şey yok, savaşa devam edeceğiz deyip heyetler ayrılıyor. Fakat bizim savaşmaya mecalimiz yok. İsmet Paşa geriye geliyor, Lozan görüşmeleri sona eriyor. İnsanların bu Lozan tartışmaları ile ilgili bilmedikleri o kadar çok cephe var ki, sadece böyle spot birkaç cümleye kilitlenmiş kamuoyu, gizli anlaşma vardı yoktu falan diye, anlaşma gizli bir maddeye ihtiyat duymayacak kadar açık zaten. İnsanların tartışmadığı bir başka cephesini hatırlayalım. Mesela Galip devletler Osmanlı devletine diyor ki, biz sizin hukukunuzu artık kabul edemeyiz.
Çünkü sizin gayri-müslim tebanız var ve bizim dindaşlarımızın sizin şerih hukukunuzun içerisinde ikinci sınıf hukuk sahip olarak yaşamalarına kabullenmemiz mümkün değil. Onun için hukukunuzu siz de bizim gibi aynı layık hukuka getirmek zorundasınız. Herkesi kuşatan. Hatta siz bunu yapamazsınız, biz yapalım size diyorlar.
Şimdi bizimkiler diyorlar ki, olur mu ya, egemen bir devlet kendi hukukunu kendisi yapar, o başkasının verdiği bir sömürge değiliz diyorlar. Onlar diyorlar ki, kardeşim tamam ama sizde bu kabiliyet yok, siz bunu yapamazsınız. Onun için biz size hukukçu gönderelim, siz adliye nezaretine bunların tayinini yapın, maaşlarını verin. Bu hukukçular sizin hukuk transformasyonunuzu yapsınlar. Bizimkiler diyorlar ki, biz egemen devletiz bunu yapamayız, vatandaşlarımıza izah edemeyiz. Edemezseniz o sizin sorunuz ama bu da olmak zorunda. Biz sizin hukukunuzu kabul edemeyiz diyorlar. Bak bunlar Lozan’da oluyor. En sonunda niye anlaşılıyor biliyor musunuz? Avrupa’dan hukuk danışmanlarının atanmasına ve onlar da bizim adliye nezaretinden maaş alarak
5-6 yıl burada çalışmalarına, 5-6 yıl burada çalışıyorlar işte hukuk şafonları, o resepsiyonlar, o İsviçre’nin, Almanya’nın, İtalya’nın kanunlarının giriş dönemi o danışmanların nezaretinde oluyor. Bu lahaydan atılan… Tabii tabii yani, bunlar da Lozan’ın şartları ama insanlar bunları konuşmuyorlar. İşte bu anlattığım hukuk hikayesi sağlıklı bir bakış açısıyla kolay hazmedilebilir bir şey mi?
Yok değil yani. Yani senin gizli anlaşmaya ihtiyacın var mı? Bak bunlar açıkçak olan şeyler yani. Tartışılan zabıtları ortada olan şeyler. Tv grubu ben Sehame Reyn’in yayınladığı zabıtlardan okuduğum kadarıyla aklımda kalan Rıza Nur’un biz zaten seküler hukuk ilan edeceğiz. O yüzden bu gibi bir şeyleri yapmanıza gerek yok yani. O işler politika yani.
Yani insanlar böyle dayatmasın zorla adam gönderelim diye, dayatmasınlar diye uyurladıkları politikaları ama adamlar böyle ikna olmuyorlar buna. Zorla bize danışman gönderiyorlar gene. Ki kanunu medeniyenin çevrilmesine kadar bu süreç devam ediyor diye biliyorum. Evet. Abdülhamid döneminde de Duyun-i Umumiye’de zorla maliyacı göndermeleri gibi. Ya da 90’lı yıllarda İMF’de zorla danışman göndermeleri gibi. Onur Kırcı değil mi? Evet. E niye? Çünkü galibiyet hakkı olarak bunu istiyorlar.
Zorla adamlarda diyorlar ki kardeşim bu hilafet kurumu sizin İslam dünyasıyla bağınızı tesis ediyor. Müslümanlar sizi umut olarak görüyor. Siz de bundan heveslenip tarihsel rollere bürünüyorsunuz. Bu işlerden kurtulun. Kendinizi de üzmeyin. Bizi de rahat bırakın.
Noktasına getiriyorlar işi.
İlk Yorumu Siz Yapın