Prof. Dr. Necdet Tosun – Ahmed Yesevî’nin Tasavvuf Serüveni – CS (13)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=DnWNig-bXAE.
Orta Asya’da genel hanefilik ve maturidilik. Keza ilk dönem, Hadeekat-ül Arifin, Amerikalıca 150 yıl kadar veya en çok 200 yıl sonra yazılmış bir yesevi dervişinin, yesevi şeyhinin eseri. Orada imam maturidiler den nakiller var. İlk dönem şeylerinde, Ebu Hanife’ye çok atıflar var. Ebu Hanife ile ilgili fıkrata. Mesela şöyle bir şey vardır. Ahmet’in Sevin’in müritlerinin birisi Hakim’ata, diğer adı Süleyman Bakırgani. Onun Türkçe bir eseri var, manzum.
Yarım elma hikayesi veya yarım elma risalesi diye anlıyor. Bu nedir? Yarım elma risalesi, İmam Azam Ebu Hanife’nin babası Sabit’in hikayesidir. Meşhur bir hikaye. İmam Azam Ebu Hanife’nin babası Sabit, İmam Azam ismi Numan, Numan bin Sabit deniyor. Bu Sabit, yani babası, bir dere kenarında giderken dere üzerine akıp gelen bir elma görüyor. Alıp yarısını yiyor. Yarım elma hikayesi buradan geliyor.
Sonra acaba kul hakkı oldu mu? Bu elma benim değil. Şunun sahibini bulayım diyor. Dere akıntısının tersine doğru yukarı doğru kenardan yürüyor yürüyor. İleride bakıyor bir bahçe. Bahçenin kenarında bir elma ağacı dallara sarmış derenin üzerine. Herhalde bu ağaçtan düşmüştür diyor. Meşhur hikaye de izleyenlere dinleyenlere faydası olur diye tekrarlıyoruz. Ve bahçenin sahibini buluyor.
Diyor ki ben işte aşağıda giderken dere suyuyla gelen bir elma bulduğum yarısını yedim. Sizin ağaçtan düşmüş olabilir. Hakkınızı helal edin diyor. Adam da yok diyor helal etmem. Sabit ne isterseniz yaparım diyor. Diyor ki bahçe sahibi benim bir kızım var. Kör, sağır, topal, dilsiz. Onunla evlenesen hakkım helal derim. Bunun üzerine düşünüyor sabit kör, sağır, topal, dilsiz böyle bir insanla bir ömür geçer mi? Ama kul hakkı da öteki dünyada en zor imtihan. Tamam diyor razı oldum diyor. Neyse işte nikah resmi şeyler onlar yapılıyor. Efendim tabi eskiden nikahda bile gelinin yüzünü belki görmüyordu insanlar. Efendim böyle örtü var falan. Eve giriyor bak sap salam bir kız.
Kör değil, sağır değil, topal değil, dilsiz değil. Herhalde ben yanlış bir eve girdim diyor. Çıkıyor babasını buluyor yok diyor o benim kızımdır. Yani sağır dedik onu dinlemez. Dilsiz dedik gıybet yalan söylemez. İşte topal dedik günah olan yerlere yürüyüp gitmez falan. Ve bu evlilikten sabit ile bu kızın evliliğinden bir çocuk dünyaya geliyor. İsmini Numan koyuyorlar. Numan bin sabit. Sabit’in oğlu Numan. Ve bu Numan büyüdüğü zaman imam azam Ebu Hanife oluyor.
Bu hikayeyi anlatan kim? İmam azam Allah’ın ilgisiyle bu hikayeyi anlatan tabi başka kanaklarda var ama Ahmet Yesevi’nin müridi, halifesi, hakimata. Yani diğer adre Süleyman Bakırgani bunu anlatıyor. Ve buna benzer. İlk dönem Yesevi kanaklarında hep İmam Azam’a atık var. Anlıyoruz ki orta ase zaten Hanefi, bunlar da Hanefi.
Ayrıca İmam Maturidi’ye atıflar görüyoruz bir kısım Yesevi kanaklarında. Hadi kötül Arif’in gibi. Demek ki orta ase zaten Maturidi. Bu Yesevi’lerde Hanefi ve Maturidi idiler. Öyle anlaşılıyor. Meslebi bu. Eyvallah. Hocam nasıl bir tahsil görmüş? Kimlerden, hangi hocalardan görmüş? Ve tasavvufi tahsili nasıl olmuş? Hangi şeylere intisap etmiş?
Şimdi önce Arslan Bab’dan tabi dini eğitim alıyor. Çocuk olduğu için belki tasavvutan aziyede dini eğitim olabilir. Yani ilm-hal bilgileri almış olabilir falan. Sohbet dinlemiştir tasavvufi, ahlaki anlamda. Fakat Arslan Bab da erken o yaşta vefat ediyor. Erken derken yani Ahmet Yesevi daha yaşıp kesin bilmiyoruz ama 10 yaşında geldiyse atıyorum 15 yaşındaken vefat ediyor. Tahmini olarak söylüyorum.
Daha henüz Ahmet Yesevi dini ve tasavvufi eğitimini tamamlamamış. Ondan sonra başka bir kısım şahıslardan istifade ettiği anlaşılıyor. Bunlarından genellikle Yusuf Hemedani ismi geçiyor. Yusuf Hemedani Buhara civarına gelinmiş asıl kabri Merv’de. Merv biliyorsun bugün Türkmenistan’ın bir şehri. Tekkesi oradaymış Yusuf Hemedani’nin Rütmetül Hayat diye. Farça bir eseri vardır. Hayat Nedir adıyla. Siz yayınlanmıştınız. Tercüm etmiştik yıllar önce. Başka eserleri de var Yusuf Hemedani’nin vefatı Hicri 531 sanırım. 541 veya 535. İşte o dönemde Herat’a gidiyor, Ortrasi’ye gidiyor Yusuf Hemedani Buhara’ya Semerkand’a orada sohbetler yapıyor. İşte rivayete göre Buhara’ya gelip oralara kaldığı dönemde Ahmet Yesevi de bu Yusuf Hemedani’den eğitim almış. Yusuf Hemedani kimdir? Bağdat Nizamiye Medresesi’nde eğitim almış bir alimdir, bir sufidir. Yani Ahmet Yesevi böyle bir savuştan besleniyor. Sultan Sencer’in de çok iyi bir muhabbeti var. Sultan Sencer Yusuf Hemedani’nin tekkesine 50 bin dinar para gönderiyor. Niye gönderiyor? Bakın bu günlerde Melikşah dizisi var değil mi? Orada Batıniler var. Hasan Sabah.
Yani o Batıniler Selçuklu Devleti’nin başına epeyce belâ olmuşlar. Sultan Sencer de bu Batınileri savaşla kılıçla bitiremeyiz. Bunları fikirle bitirmemiz lazım. Yani Sunni ulemayı Kur’an-Sünnet çizisine bağlı ve Sunni istikamet ehli meşayıhı tekkelleri desteklersek,
bu fikri anlamda bunlar gelişir ve Batıniler ortadan kaybolur düşüncesiyle. Sultan Sencer bakıyor Yusuf Hemedani gayet istikamet ehli Kur’an-Sünnet’e bağlı bir insan. Onun mervedeki tekkesine 50 bin dinar para gönderdi, destekledi diye. Bu sponsorluk çok önemlidir yani. Devletin desteği.
Yusuf Hemedani’ye, çünkü Yusuf Hemedani’nin çizgisi belli. Nizam-ı Merasasında yetişmiş bir insan. İşte Ahmet l-Sevi de oradan besleniyor. Başka bazı rivayetler de var. Yani bu Ebu Said bin Ebul-i Khayr diye bir zat var erken dönem sufilerinden. Kabri Türkmenistan’da onun da. Ebu Said bin Ebul-i Khayr’ın bir müridi, Necmettin Tusi isminde bir müridi oradan da istifade ettiği gibi rivayetler var. Ama tarihi olarak ne kadar uygundur, değildir bilemiyoruz. Ama kendi babasından istifade edemiyor. Çünkü Ahmet l-Sevi ufakken babası vefayet etmiş. Arslan babdan istifade ediyor. Yusuf Hemedani’den istifade ediyor. Bu Necmettin Tusi’den de istifade etmiş olabilir, bu da mümkündür. Başka kimden istifade etmiştir?
Ahmet l-Sevi’nin babası İbrahim At’ın bir halifesi var. Tasavvuk yolunda yetki verdiği, icazeti verdiği bir halife deniyor biliyorsunuz. Yesi’de Musa Hoca diye bir babasının halifesi var. Muhtemelen Arslan bab oturarda, oturarla Yesi arası 50 km. 45-50 km yakın yani. Arslan bab vefat edince oturarda 50 km yani arabayla bugün yarım saatte gidiyoruz. O zaman araba yoktu, at vardı, deve vardı. En fazla bir gün de gidilir. Yani orada muhtemelen babasının halifesi olan, dostu olan, talebesi olan bu Musa Hoca’nın yanına gitmiş. Orada tasavvufi eğitim almış olması kuvvetle muhtemeldir. Kayaklarda böyle bir şey yazmıyor. Ama ne yazıyor kayaklarda?
Yesi’deki Musa Hoca’nın kızıyla evlendi diyor. Kayınpederi. Yani Yesi’deki Musa Hoca, Ahmet Yesevi’ye kızını veriyor. Zaten orada şeyhtir Musa Hoca. Dolayısıyla Ahmet Yesevi, bu Musa Hoca’dan da tasavvufi ve dini anlamda istifade etmiş olması kuvvetle muhtemel. Medresi ilimlerine gelince, Ahmet Yesevi’nin gerek divan hikmetindeki şiirlerinde,
gerekse bu Mirakül Kulüb’de Ahmet Yesevi’ye nispet edilen bir kısım sözlerine bakarsak, Ahmet Yesevi’nin böyle çok yoğun bir medrese hayatı olduğunu görmüyoruz. Nerede anlıyoruz? Mesela hadis olmayan bazı rivayetlere hadis diyor. Yani çok sıkı bir medrese eğitimi almış olsa bunu demez. Tasavvufi bir çevirde sohbetle büyümüş. Bazı dini bilgiler almış. Babadan var, babasının halifesi Musa Hoca’dan var, amcası Aslanbab’dan almış, Yusuf Heneda’dan tasavvufi eğitim almış. Çok kişilerden tasavvufi, ahlaki, manevi anlamda istifade ettiği belli. Fakat böyle hani çok yoğun bir mesela hadis veya fıkıh veya tefsir aldığını söylemek zor.
Eğer öyle bir şey olsa dediğim gibi bu hadis olmayan, kelami kibar diyebileceğimiz, büyüklerin sözleri diyebileceğimiz sözlere hadis dediğine bakarsak veya böyle bir kısım zayıf rivayetleri kullanmasına bakarsak medrese eğitiminin orta düzeyde
ama tasavvufi eğitiminin tabi ki tam manasıyla sohbetlerle aldığı anlaşılıyor.
İlk Yorumu Siz Yapın