"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Necdet Tosun – Fuat Köprülü ve Fikrî Değişimi – CS (13)

Prof. Dr. Necdet Tosun – Fuat Köprülü ve Fikrî Değişimi – CS (13)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fWsCDnJyQLE.

1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren Amerika’daki evanjelisler, misyonerler yani protestanlar Anadolu’ya geliyorlar. Burada hristiyanlaştırma faaliyeti başlatıyorlar. Tabii şunun da farkındalar. Ben ehl-i sünnet şehir hayatı içerisinde camiyle, medreseyle, ulema ile karşılaşmış bir insanı Müslümanken Hristiyan yapamam.
O dönem için özellikle. Ama kime yaklaşabilirim? Daha çok devletin, işte teşkilatlanmış bir eğitim imkanından mahrum olan köylerin insanlarına yaklaşabilirim. Ve onları kandırabilirim. Onları misyonerlik faaliyetlerime dahil ederek hristiyanlaştırabilirim şeklinde bir yol takip ediyorlar. Ve Amerika’da bunlar ciddi yandan da destekleniyorlar. Bunlara fon oluşturuluyor, vakıflar kuruluyor.
Bunlar da o bölgede özellikle Ermeniler, Kürtler, Kızılbaş Alevilerle birlikte. Bunların aslında Anadolu’nun Osmanlı’dan, Selçuklu’dan da evvel bugün bizim Anadolu yuvalarını olarak ifade ettiğimiz Hitit, Uygur, Muratu, Lilyalılar gibi medeniyetlerin aslında kalıntıları olduğu.
Bunların daha sonra hristiyanlığa inandıkları fakat Osmanlı’nın gelmesiyle beraber İslami birtakım unsurların da bunların dinlerine dahil olduğu hep ifade ediliyor. Tabii bunlar para da alınabilmesi için Amerika’daki vakıflardan ve fonlardan para da alınabilmesi için abartılıyor. Şimdi birinci husus bu hocam. İkincisi Avrupa’nın tabii emperyalist, yılmacı bir politikası var. Sömürmek istiyor Anadolu’yu ve özellikle Ortadoğu coğrafyasını.
Burada çatışma çıkartmak istiyor ve bölgedeki özellikle devlete pamuk ipliğiyle bağlı olan işte Kürtleri, Alevileri, Ermenileri, Kızılbaşları devlete karşı kışkırtıyor. Böyle bir tarafı var. Üçüncü husus modern zihnin milli bir din inşa etme, seküler bir dünya dini inşa etme var. Bu noktada yine az önce saydığım unsurları kullanma yoluna gidiyor.
Osmanlı Devleti de tabii artık Jön Türkler’e yavaş yavaş terk edecek idareyi, daha sonra iddat ve terakki gelecek milliyetçi Türkçü bir zihin yapısı altında. Bunlar bunlara cevap vermek için yani hem evanjelislerin faaliyetlerini hem batılların faaliyetlerine cevap verebilmek için bir söylem ortaya çıkartıyorlar. Diyorlar ki işte Yusuf Akçur olsun, Ziya Gökalp olsun, Ağul Ahmet olsun milliyetçi bir zihin dünyasını inşa etmeye başlıyorlar. Daha sonra Kızılbaş Elevirlik üzerinde bir toplum mühendisisi yapmaya gidiyorlar. Bir kısmı diyor ki bunlar eski Türklüğe mensuptur, eski Türklüğün geleneklerini devam ettirirler ama şu an dağlı insanlardır, bunlarla anlaşılmaz. Birisi tam tersini söylüyor. Bunlar eski Türklüğü devam ettiriyorlar, bizim bunlara sahip çıkmamız lazım. Yani bir ulus devlet yaratma ve bir ulus dini yaratma projesi ortaya konulmaya çalışılıyor. Fuat Köpürü de böyle bir ortamda dünyaya geliyor hocam.
Ve ilk başlarda onun milliyetçi, Türkçü bir temayülü olmadığını görüyoruz fakat daha sonra Ziya Gökalp’le tanışıyor. Ondan etkileniyor. Türk Yurdu isimli dergide yazılar yazmaya başlıyor ve onun bir tezi var hocam. Devamlılık tezi. Milliyetçiliği meşrulaştırmak için böyle bir tez ortaya atıyor. Nasıl bir şey bu? Biz Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar geldik, bir sürü devlet kurduk.
Türk duymuzu devam ettirdik. Nasıl devam ettirdik? Lisan ile devam ettirdik, diliyle devam ettirdik. O zaman bunu ne yapmamız lazım? Bunu bizim tekrardan canlandırmamız lazım. Bütün Osmanlı coğrafyasına, bütün o imparatorluk satına yaymamız lazım. Milliyetçilik bizi tek kurtaracak ideolojidir. Türkçülük bizi tek kurtaracak ideolojidir şeklinde bir inşa yapıyor. Yani devamlılık tezi üzerinden. Tabii bunu yaptıktan sonra bunun üzerine eserler kalemi almaya başlıyor ve diyor ki
iki tip İslam vardır. Bir tanesi yüksek İslam kültürü, Sünnilik dediğimiz şehirlerin inandığı İslam. İkincisi de heterodoks olarak telaffuz ettiği, onun heterodoksu öyleydi. Yoksa batılı bir kavramdır, İslam’a da çok uyan bir kavram değildir. Ve bunlar da göçebelerin inandığı İslam’dır. Bunlar başka milliyetlerle, medeniyetlerle buluşmadığı, görüşmediği, karşılaşmadığı için bunların İslam anlayışı, hakiki Türkluk anlayışı, hakiki Türklüktür. Bunların inandığı İslam da hakiki Türk İslam’ıdır şeklinde bir inşa yapıyor. Dediğiniz gibi hocam 1919’da ilk baskısında yayınladığında biz bunları göremiyoruz ilk mutasavvflarda. Fakat daha sonra özellikle Milli Eğitim İslam Ansiklopedisi’nde yayınladığı yesevilik maddesinde ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna dair yazdığı eserlerde ve daha sonraki makalelerinde çalışmalarında yeseviliğin, aleviliğin, bektaşiliğin sanki ki sizde buyurduğunuz zaten alevilik aslında bir mezheptir yani baktığımız zaman bir tarikat değildir. Bektaşilik tarikattir. Bu şekilde bir algı oluşturuluyor. Yani yesevilik, bektaşilik, kalenderilik, haydarilik nereye gidiyor? Yesevi’ye gidiyor ve gerçek İslam’ın da alevilik ve bektaşilik olduğu ki bugün de hala bu söyleniyor. Böyle bir izan ortaya konuluyor hocam. Bu noktada ne söylersiniz? Bunun bir geçerliliği, bir doğruluğu var mıdır?
Evet Köprülü 1919’da bastırdığı ilk mutasavvuflar kitabında Ahmet Yesevi’yi Hanefi-Sünni çizgide bir mutasavvuf olarak tanıtıyor iken daha sonraları 1950’li yıllar sanırım Milliyetin Bakanlığı’nın bastığı İslam’ın Sünnü Hüseyin’e yazdığı Ahmet Yesevi maddesinde
ben daha önce Ahmet Yesevi’yi Kur’an-ı Sünnete bağlı sünni yolda bir sufi olarak değerlendirmiş isem de şu anda kanaatim değişti. Onun işte bektaşilere yakın, bektaşik kültürüne yakın bir insan olduğunu düşünüyorum. Şeklinde kanaatim değiştiğini ifade ediyor.
Burada işte vilayetname-i Hacı Bektaş’da bazı şeyler var onlara bakıyor. İşte oradaki bazı rivayetler, kanaatim değiştiğini söylüyor. Fakat bunun ispatlı da zor yani bu kanaat değişmiş ama bunu da belgeleyemiyor aslında. Bunu da salam belgelerle Köprülü belgeleyemiyor ve vefat ediyor. Allah rahmet eylesin.
Şimdi dediğim gibi Orta Asya Kütüphaneleri açıldı. 91 yılında Söğüt’te biri dağılınca gidip gelmeye başladık. Oradan yeni eserler bulmaya başladık. Köprülünün ulaşamadığı, görmediği, göremeyeceği yeni eserler de ortaya çıktı. Onları da gördük. Dolayısıyla Köprülünün ikinci görüşü değil de birinci görüşünün doğru olduğu Ahmet’in Sevinin heterodoks, gayri-sünni bir insan olmadığı gayet İslamiyete bağlı, Kur’an’ın sünnete bağlı, sünni bir mutasavvuf olduğunun yeni çıkan belgeler ortaya koymuştur. Yani Köprülü yaşasaydı bizim gördüğümüz bu belgeleri, bu yazma eserleri görseydi muhtemelen o da üçüncü defa kanaatini değiştirirdi. Ben 50’li yıllarda öyle yazmıştım ama bakın yeni bir belgeler ortaya çıktı.
Kanalatimi değiştiriyorum der idi. Yani bu ilmi dürüstlülüğe sahip bir insan idi Köprülü.
O anlamda bunu böyle ifade etmek lazım.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir