"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Tahsin Görgün – Dinî ve Aklî İlimlerin Teşekkülünde Dinin Ehemmiyeti – CS(15)

Prof. Dr. Tahsin Görgün – Dinî ve Aklî İlimlerin Teşekkülünde Dinin Ehemmiyeti – CS(15)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=QU1SFf46-IA.

Hocam bir husus hakikaten çok önemli. Anlattığınız diğer hususlar kadar tabi. Şimdi malum İslam medeniyeti ve İslam dünyası kendisinde tekaddüm eden Mısır, Fenike ve hassaten Antik Yunan bilim mirasını tevarüs etti. Ve siz dediniz ki bunu da canlandırdı. Tevarüs ettiği bu bilim müktesebatını canlandırdı dediniz. Fakat bir konuşmanıza atıfla
buradan bir sual tevce etmek istiyorum size. Bir yerde diyorsunuz ki Batı Orta Çağ kavramını icat ederek hatta inşa ederek Doğu Raman’ın başlangıcı ile başlatıp yıkılışıyla 1453’te sona erdirmek suretiyle öyle bir dünya tarihi inşası yaptı ki Müslümanlara yer vermeden bir dünya tarihi yazma imkanını elde etti.
Orta Çağ mefhumunu o karanlık Orta Çağ mefhumunu icat ederek. Aynı şey İslam bilim tarihi içinde hatta bilim tarihi içinde geçerli midir? Yani bu Orta Çağ mefhumuna yine sığınarak bilim tarihinde de Müslümanlara yer vermeden bir bilim tarihi yazma imkanını elde etmiştir diyebilir miyiz ve Müslümanlar yine bu tarz müdafalar şu gibi ithamları da doğurdu bildiğimiz gibi. İslam terakkiyi manidir.
İşte Ernest Renan’ın Sarbon’da ilk defa 1883’te dile getirip hatta Namık Kemal’den Cemalettin Afganiye kadar bir sürü tenkit yazılarını doğurdu o konuşması. Ve hani Müslümanlar bilime hiçbir katkı sağlamadı mı sadece bir taşıyıcımı taşıyıcılık vazifesini mi ifa ettiği batıya tekrar tevdi ederken Antik Çağ’dan başlayan o serivende. Yani burada Müslümanların bilime katkısı ve İslam bilim tarihinin dünya bilim tarih açısından teşhit edilmesi konuları hakkında ne düşünüyorsunuz? Evet yani bir defa Müslümanların kendilerinden önceki ilmi ve fikri birikimle irtibatı tabii kendi içerisinde çok önemli bir soru, kıymetli bir mesele. Bunu bizim önce ilmi ve fikri faaliyetin ne zaman mümkün olduğunu
ilmi ve fikri faaliyetin gerçekleşmesinin ön şartlarını aydınlatarak netleştirebiliriz. Bir defa şunun farkında olmamız lazım. İlmi faaliyet her ne kadar fertler tarafından yapılsa da fertlerin ilmi faaliyeti yürütmesi, fikri faaliyeti yürütmesi ilmi ve fikri faaliyetin gerekli şartıdır, yeterli şartı değildir.
Yeterli şartı aslında bir toplumun varlığıdır. Eğer bir toplum varsa ve bu toplum kendi varlığının farkındaysa diğer taraftan o toplum kendi varlığının bütün bir insanlık için değerli ve gerekli olduğunun farkındaysa o zaman
onların hem düşünce alanında hem ilmi faaliyet alanında bir şeyler yapmaları mümkün olur. Yani onun farkında olmamız lazım. Şimdi bunu birazcık netleştirelim. Bir defa bunu şöyle söyleyeyim. Mesela İngilizlere bakarsanız İngilizler
17. yüzyıla gelinceye kadar kendilerini dünyada çok da gerekli, önemli insanlar olarak görmüyorlardı. Ama 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle İskoçya ve İngiltere’de İskoçya’dan başlayarak İngiltere’de bir kendine güven, kendilerinin farkında olan kendilerine güvenen bir toplum ortaya çıktı, grup ortaya çıktı.
Ve bu grup farklı farklı yollarda hem sömürgecilik üzerinden hem Avrupa’nın diğer ülkeleriyle ilişkileri içerisinde kendilerinin yani hem varlıklarının farkında olan hem de kendilerini değerli olarak kabul eden bir toplumdu. Ve buna bağlı olarak da o dönemde bakıyorsunuz hem yapılan çalışmalar, ortaya koynunun eserler hem meselelere yönelip meseleleri çözmeye çalışma ve bunu çözmeye çalışırken de bir yönteme bağlı olarak halletmeye çalışma yavaş yavaş teşekkül etmeye başladı. Benzer bir durum 17. yüzyıl Fransası için geçerli. Fransa’ya da baktığınızda Fransa’nın özellikle 16. yüzyıl sonrasında
Katoliklere karşı ve diğer bölgelere karşı kendi varlığını iddia ettiği bir dönem var. Ve bu dönem içerisinde Fransızlar da kendilerini çok değerli ve kıymetli olarak kabul ediyorlar. Ve o çerçevede bir düşünce faaliyeti anlamlı hale geliyor. Almanya’daki düşünce faaliyetinin canlanması ve Almanya’nın işte bilim faaliyetlerine iştirak etmesi için de
18. yüzyılın 2. yarısını ve özellikle 19. yüzyılın başını beklememiz lazım. Özellikle romantik hareketle birlikte Almanya’da da kendisine güvenen ve kendisini bütün bir insanlık için önemli olarak kabul eden bir ekip var. Ve bu ekip sayesinde Almanya’da inanılmaz büyük tefekkür faaliyetleri, bilimsel gelişmeler oluyor.
Ama işin ilginç tarafı mesela İspanya’da ve İtalya’da özellikle Katolik kilisesinin tasarrufu altında, doğrudan etkisi altında olan bölgeler olduğu için bu bölgeler, bu bölgelerde yaşayan toplumlar kendilerini gerekli ve özgün ve diğer toplumlar için önemli göremedikleri için oralarda çok ciddi ilmi ve fikri faaliyetler olduğunu söylemek zor.
Şimdi ilginç olan taraf, yani dikkat etmekte fayda var. Bakın İngiltere, Fransa ve Almanya, buralar çok önemli merkezler, modern batı düşüncesi açısından. Benzer bir durum sonrasında tabi Rusya için de gerçekleşiyor. Rusya da bir manada şeyden sonra özellikle yani Sovyet sisteminden sonra onlar da kendilerini,
bütün insanlığın geleceği açısından önemli bir millet olarak kabul edip o manada işler yapıyorlar zaten. Şimdi bütün bunlar aslında biraz bakarsanız, Ahir zaman ümmeti olan İslam ümmetine öykünmeden başka bir şey değil. İslam ümmetinin ayrıca hususiyeti şu, İslam ümmeti Ahir zaman peygamberinin ümmeti olarak şöyle bir kanaate sahip kendileriyle alakalı.
Eğer biz olmazsak insanlığın hali perişan. Dolayısıyla biz Müslüman olarak tek tek fertliler çok önemli. Diğer taraftan onların bütününü teşkil eden, onların bütününden oluşan İslam ümmeti çok çok önemli. Ve bu İslam ümmetinin varlığı sayesinde bütün bir insanlık Dünya ve Ahiret saadetini temin etme imkanını elinde tutuyor. Çok önemli bir şuur.
Dolayısıyla daha sahabeden başlayarak Müslümanlar Dünya’nın dört bir tarafına yayılıyor. Ve Peygamber Efendimiz’den gördüklerini aynen yaşayarak, yaşamaya çalışarak diğer insanlara göstermeye çalışıyorlar. Bu arada ortaya çıkan meseleleri de makul bir şekilde halletmeye başlıyorlar. İşte bu ortaya çıkan meseleleri makul bir şekilde hallettiklerinde oradaki makuliyetle alakalı yöntem,
daha sonra bizim ilimler dediğimiz, genel manada ilk anda dini ilimler dediğimiz, ilimlerin esasını oluşturuyor. Ve sonra bu ilimler hemen ikinci asırdan itibaren tedvin edilmeye başlanıyor. Ve ilk tedvin edilen biliyorsunuz Kur’an-ı Kerim. Sonra Hadis-i Şerifler tedvin ediliyor. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler Arap dilinde olduğu için Arapçanın da tedvin edilmesi lazım.
Arapça tedvin ediliyor ama Arapçanın sadece kelime hazinesini tedvin etmek yetmiyor. Arapçanın kullanım şekli, yani gramerinin tedvin edilmesi lazım. Arapçanın grameri tedvin ediliyor. Bunun yanında Müslümanların diğer insan grupları ile bir araya geldiklerinde ortaya çıkan meseleler var.
O meseleleri halletmek için yani Müslümanların inançlarını, hayat düzenlerini hem temellendirmek hem de diğer insan gruplarına Hristiyanlara, Yahudilere, Mecusilere vesaire, Hindulere, Budistlere vesaire onlara anlatmak için, onlara karşı savunmak için makul yollar geliştirmek gerekiyor.
Kelam ilmeği ortaya çıkıyor. Diğer taraftan da Müslümanlar tabi hayatlarını sürdürürken hastalık var, sağlık var. Onunla alaka olarak tıp alanında da mevcut imkanların kullanılması lazım. Yani araştırılması lazım. Bitkilerin incelenmesi lazım. İlaç olarak diğer taraftan o bitkiler incelenirken onlarla alakalı bir sürü sorular ortaya çıkıyor. Diğer taraftan alemdeki düzeni kavramak istediğiniz vakit alemde ne var ne yok sorusunu sorup sonra onları bir düzen içerisinde tasvir etmeniz gerekiyor. Şimdi bunları ne var ne yok sorusunu sorarken her halükarda Cenab-ı Hakk’ın hikmetini ne olduğunu ortaya çıkarmak bir anlamda ilmi ilahi ile hikmeti ilahi arasındaki irtibatı kurup
yani ilim ile hikmet arasındaki irtibatı kurup alemdeki düzenin bilgisine ulaşmak kendi başına Müslümanca yaşamanın ön şartı haline geliyor. Boyutunu teşkil ediyor. Dolayısıyla bunları yapmak gerekiyor. Diğer taraftan Müslümanlar olarak mesela bizim zamanla çok yakın bir irtibatımız var. Zamanı yaşayışımız zamanla irtibatımızda her şeyden önce namaz üzerinden kuruluyor. Ve namaz Müslümanın gündelik hayatının çekirdeğini iskeletini oluşturduğu için namaz da yani güneşin hareketleri ile ayın hareketleri ile doğrudan irtibatlı
o zaman insanların kafasını kaldırıp gökyüzüne yani gökyüzünde o güneşin hareketlerini takip etmek ve oradaki kurallılıkları tespit etmesi lazım. Diğer taraftan Müslümanlar yani bugünkü gibi ellerinde o vakitler işte tahkumlar falan yok. Her bir Müslüman kendisi tutup gözünü kullanarak gözlem yaparak kıbleyi tayin etmesi lazım Müslümanca yaşayabilmek için. Yani herhangi bir şekilde insanlar köyünden kasabasından şehrinden ayrıldığı zaman yani hemen düşünün ki bir insan saatte 5 km yürüyecek olsa veya 5 km değil de biraz daha fazla olsun hadi 20 km yürüyecek olsun 20 km en fazla 50 km yürüyebilir.
50 km ötede bir yere gittiğinde orada konaklaması lazım. Konakladığında herhalde bir gün geçtiğini düşünecek olursanız günde 5 vakit namaz olduğunu varsayacak olursanız o zaman her Müslümanın evinden, köyünden, kasabasından, yaşadığı bölgeden ayrıldığı andan itibaren
kıbleyi tayin etme alakalı temel bilgilerle donanmış olması gerekiyor başka çaresi yok yani. Şimdi bunun anlamı doğrudan doğruya Müslümanların, Müslümanın hayatının astronomiyle bugünün dilini kullandığımızda astronomiyle doğrudan irtibatlı olduğunu görebiliriz. Diğer taraftan işte burada çok farklı şeyler var mesela çok basit konulardan birisi mesela miras paylaşımı ile alakalı konulara bakıyorsunuz.
Miras ile alakalı konular kesirleri bilmeden o konuları çözemezsiniz. Kesirleri gereği gibi yapabilmek için de Roma rakamlarıyla hiçbir şey yapamazsınız. O zaman nedir? Desimal sistemi yani onlu sistemi geliştirmeniz lazım, sıfırı kullanmanız lazım. Sıfırı kullanarak desimal sistemi geliştirip onun üzerinden miras ile alakalı meseleleri çözmeniz gerekiyor.
Şimdi bütün bunları dikkate aldığımız vakit Müslümanların Müslüman olarak var olmasının bir düzen içerisinde devam edebilmesi için meseleleri makul şekilde çözmeleri gerekiyordu ve bu makul şekilde çözme de Müslümanları hem günlülik hayatlarında hem ekonomik ilişkilerinde
hem miras ile alakalı konularda hem ibadet hayatlarında tabiatı ve tabiatındaki düzeni de birlikte araştırmaya sevk etti zaten. Şimdi bu zaten belli bir aşamaya geldiğinde belli bir aşamaya geldikten sonra zaten Müslümanlar bütün bunları yaparken ne Yunan düşüncesine ihtiyacı var, ne Keldani düşüncesine ihtiyacı var, ne cahiliye hiçbirisine ihtiyacı yok.
Bütün bunları yaparken Peygamber Efendimizin sıfır noktasını teşkil ettiği bir hayat düzeni içerisinde bunları zaten halletmiş oluyorlar. Yani ilk olarak Müslüman ferdin ve İslam toplumunun teşekkülünün merkezinde kitap ve sünnet var ve dolayısıyla kitap ve sünnet ve onun Müslümanlara ulaştığı vasıta ve vasıt olarak Arapça.
Şimdi bunu dikkate aldığımız vakit Arapça’nın bilgisi, Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünneti, o sünnettide çok geniş manasıyla düşünmek lazım. O geniş manasıyla sünneti bilgisiyle birlikte Müslümanlar varlıklarını kendisiyle irtibat halinde sürdürecekleri ilkelere sahipler. Ve bir iskelet orada söz konusu. Ama şimdi yavaş yavaş diyelim tıp alanında çok çeşitli meseleler, hastalıklar ortaya çıkıyor. Diğer taraftan hastalıklar da diyelim Arap Yarımadası’nda bulunan Hicaz bölgesinde yaşayan insanların o bölgenin şartlarıyla bağlantı olarak karşı karşıya kaldığı hastalıklarla
Akdeniz bölgesine geldiğinizde Akdeniz bölgesinde yaşayan insanların hastalıkları aynı değil. İklim farklı, coğrafya farklı. Diğer taraftan o bölgelerde yaşayan insanların belki genetik özelliklerinde farklılıklar ortaya çıkıyor. Diğer taraftan oralardaki virüslerin vesaire bugün diliyle zaman içerisinde farklı özellikler kazanmasıyla birlikte orada ta asırlardan beri gelen hastalıklar var. Ve asırlardan beri gelen o hastalıkları karşı insanların bulduğu tedavi yöntemleri var.
Şimdi siz oraları fethettiğinizde o zaman oradaki tıp bilgisine sahip olan insanların tıp bilgisini de bir şekilde istihdam etmeniz gerekiyor. Hayatınızın bir parçası haline getirmeniz gerekiyor.
Dolayısıyla Müslümanlar normal kendi hayatlarının akışı içerisinde geçmişteki o tıbbi birikimi de farklı kanallarla tabi ki irtibat kurup onlardan istifade ediyorlar.
Şimdi bu istifadenin bir yolu mesela şöyle düşünün işte bir Hristiyan düşünün veya Hristiyan değil herhangi bir putperest birisi de olabilir işte Galen tıbbına şey yapan tıbbını bilen birisi Müslümanlarla karşılaştı ve Müslümanlar onu Müslüman olmaya ikna etti. Şimdi bu insan Müslüman olduğunda diyelim bir hastalıkla karşı karşıya kaldığında bir hastayı gördü. Şimdi o hastayı tedavi etmesi söz konusu olduğunda tutup kendisi şunu söyleyebilir mi ben işte Müslüman olmadan önce işte şu hastalığı şu şu şu yöntemlerle ilaçlarla tedavi ediyordum.
Müslüman olunca artık bu bu şeyler bitkiler bu hastalığın tedavisinde kullanılamaz diyebilir mi? Diyemez. O zaman otomatik olarak zaten daha önceden sahip olduğu tıpalarındaki bilgi birikimi o Müslüman olarak varlığını sürdürürken o bilgi o bilgi onun sahip olduğu bilgi birikiminin otomatik olarak parçası haline gelir.
Fakat o otomatik olarak parçası haline gelirken artık eskiden diyelim o tıp bilgisi işte Hristiyanca bir hayatın inanç sisteminin parçası iken Yahudi İkisayet Yahudilik ile alakalı inanç sisteminin parçası iken şimdi artık İslam inancının oluşturduğu bütün bir hayat düzeninin parçası haline geldi gelir ve gelirken de artık o unsurlarının manası değişir.
Artık yeni bir bütünün parçasıdır yeni bütünün parçası olduğu için de manası değişir. Ve bu çerçeve de de baktığınız vakit bu diyelim tıpla alakalı böyle bu fizik içinde aynen geçerli kimya içinde geçerli yani daha önceki ne kadar astronomi için hepsi için geçerli. Şimdi tutup da mesela eskiden işte yıldızlara efendim şeylere gezegenlere vesaire daha böyle özel güçler atfederek bakan insanlar için diyelim sahabeler işte onları bir şey olarak bir ibadet nesnesi olarak kabul edip onlara ibadet ediyorlardı. Halbuki Müslümanların gözünde onların hepsi Cenab-ı Hakk’ın yarattığı mahlukatlar ibaret onlara ibadet edilmez ki ama diğer taraftan da ibadet kastıyla onların hareketlerini gözleyip onları tasnif ederek o konuda bir bilgi birikimi ortaya çıkmış olan sahibi kültürünü o zaman Müslüman gözüyle ayıklanıp Müslümanların istifade edeceği kısımlarını alıp kullanarak o şeyle alakalı akidevi açıdan sorumlu olan kısımlarının artık bir kenarda bırakılması gerekiyor ve Müslümanlar da zaten bunu yapıyor ve Müslümanlar bakıyorsunuz işte geçmişteki o birikim söz konusu olduğunda onu tevarüs ederken
Müslümanca hayatın yani düşünce ve yaşama şeklinin parçası haline getiriyorlar. Bunun en güzel örneğini biz Far abi de görüyoruz. Far abi mesela işte mantıkla alakalı olarak mantığı yeniden inşa ederken bunu çok güzel yapıyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir