Prof. Dr. Tahsin Görgün – İslâm Biliminin Getirdikleri – Cumartesi Sohbetleri (15)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yYcFIdnC4ow.
Batağı Avrupa’daki bütün 17. yüzyıl ve sonrasındaki bütün bilimsel gelişmeler söz konusu olduğunda, bu bilimsel gelişmelerin aslında, bugün bunu rahatlıkla söyleyebiliriz, İslam düşüncesi ve İslam ilmi birikiminin belli ölçüde değiştirilerek, hatta tahrif edilerek de diyebiliriz,
sürdürülmesi olduğunu söyleyebiliriz, bu bugün bunu daha açık ifade edebiliyoruz, işin bir tarafı bu. Bunun teferruatını da tabi konuşmamız lazım, konuşuruz ama. Ama bunun ötesinde biraz daha geriye gittiğimizde, özellikle İslamiyet’in tebliğ edildiği döneme baktığımızda, İslamiyet’in tebliğ edildiği dönemde bütün bir insanlık kültürü ölü durumda.
Ne İran’daki o kadim keldani kültürü vesaire canlı bir şekilde bir ilmi ifadeye söz konusu değil, kitaplar var ama kitaplar canlı bir kültürün, toplumsal hayatın parçası değil. Yunan kültürü söz konusu olduğunda kitaplar var, bazı manastırlarda bazı insanlar Yunan kültürü ve bilimi, tıbbiyle alakalı bazı malumata sahipler ama canlı bir kültür değil, öyle bir kültür tamamen.
Aynı şekilde Bizans’ta vesaire o bölgelere gittiğinizde benzer bir durum söz konusu. İslamiyet ile birlikte yavaş yavaş hayat canlanmaya başlıyor. Bir hayat. Ve insanlar bir anlamda yeniden yaşama sevinci kazanıyorlar.
Hayat yeniden bir mana kazanıyor ve yaşamak yeniden mana kazandığı için de İslamiyet ve Müslümanlarla birlikte Müslümanlara bakarak diğer bütün toplumlarda kendilerine çeki düzen veriyorlar. Ve bu çerçevede de Müslümanların irtibat kurduğu, etkin olduğu bütün bölgelerdeki o fosilleşmiş olan kültür,
o kitaplar, birikimler Müslümanlarla eliyle yavaş yavaş hayatın içerisine alınıyor ve ihya ediliyor. Şimdi, işin önemli olan taraflarından birisi şurada. İslam ile birlikte aslında yapılan şeylerin yazılı bir şekilde kaydının tutulması da İslam ile başlıyor.
İslam öncesinde, yani İslam toplumu ve İslam medeniyeti ortaya çıkmadan önceki dönem, yani İslam öncesi dönemden bize yazılı olarak çok fazla bir kaynağın ulaştığını söylemek mümkün değil. Çok sınırlı.
Yani bütün mesela Roma ve Yunan medeniyetlerinden en azından şu anda bir şekilde irtibat kurabildiğimiz metinlerin toplamı en fazla 300 yıldır falan bir metindir yani. O kadar. Çok fazla bir şey yok. Şimdi bunu dikkat aldığınız vakit 300 sayfa civarında bir külliyat, öyle diyebiliriz.
Bunların kahır ekseriyeti de Müslümanlar eliyle rekonstruksiyonu yapılmış, yeniden inşa edilmiş, yorumlanmış, yeniden tanımlanmış, yerinden tanımlanarak hem toplumsal hayatın hem kültürel hayatın içine katılmış. Aynı şekilde şey yaparak Arapça’ya çevrilerek canlı bir dilin dilde kültürde ifade edilerek canlandırılmış metinlerden bahsediyoruz.
Şimdi eğer bugün biz bir İslam öncesi ilmi birikiminden bahsediyorsak bu tabii ki İslam öncesinde yaşamış olan toplumların bir başarısıdır. Fakat eğer Müslümanlar İslam öncesindeki ilmi ve fikri birikimi ki kitaplar olarak veya yazılı metinler olarak kendilerine ulaşmış olan birikim,
kısmen tabii sözlü kültür de var tabii, onları eğer Müslümanlar tercüme edip Arapça olarak yeniden onları tehlif edip canlandırmasalardı, bugün bizim ne Yunan düşüncesi, ne Keldani düşüncesi, ne daha önceki işte bir sürü fenikellerden şundan bundan bir sürü şeylerden bahsedilir.
O kültürlerden kesinlikle haberdar olamayacaktı, onlar tamamen sıfırlanmış olacaktı. Dolayısıyla İslam medeniyetinin bütün bir ilim tarihi açısından bulunduğu yer tayin edicidir. Onun bir defa farkında olmamız lazım ve temel soru şu,
peki Müslümanların diğer toplumlardan ayrıştığı ve Müslümanların hem düşünce hem de ilim tarihinde böyle tayin edici bir yerde bulunmasının sebebi ne?
Bu tabii doğrudan doğruya Peygamber Efendimiz ve Müslümanların onunla irtibatı içerisinde ahir zaman ümmeti olduğunun farkında olması ve o şuurda hareket etmeleri ile alakalı.
İlk Yorumu Siz Yapın