"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Tahsin Görgün – Hakikat ve Bilim Arasındaki İlim İrtibat

Prof. Dr. Tahsin Görgün – Hakikat ve Bilim Arasındaki İlim İrtibat

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=lPQmbxFuCDI.

Tabii her şeyden önce, bilimle, hakiki manasıyla, ilim yapmanın öyşartı, bir hakikatin olduğunun farkında olmak. Sadece inanmak değil yani. Hakikatin olduğunun farkında olmak, onu bilmek, hakikat vardır diyebilmek. Bir inanç meselesi değil yani. İşte Müslümanlar hakikat olduğuna inanıyor, değil. Hakikat var. Ve biz o hakikatla irtibat içerisinde, hakla irtibat içerisinde varlığımızı sürdürüyoruz.
Ama biz hakkı ihade edebilir miyiz? Hakkı ihade edemeyebiliriz. Bu da, hakla irtibatimiz söz konusu olduğunda, bir mutlak hakla irtibat, bir de itibari hakikatlerle irtibat. Bunları birbirinden tefrik edebiliriz. Mutlak hakikati bizim aklımızın ihade etmesi zaten mümkün değil. Ama itibari hakikatler söz konusu olduğunda, itibari hakikatleri biz, sahip olduğumuz imkanlarla,
ihade edebiliriz. Bu çerçevede, biz insani ölçüde, hakikatleri kavramak ve, onu tespit etme imkanına sahibiz. Dolayısıyla, bir taraftan bilim, yani ilim, bir problem çözme faaliyeti, Müslüman düşüncesinde bu böyle. İmam Ebu Hanife’nin meşhur tanımını da zikretmiştik. O çok açıktır.
”Varlığın nefs ma’aleha ve ma’aleyha” ”Lehinde ve aleyhinde” Tabirinin ilk müteallakı varlık cihetindedir zaten. Yani, varlığı muhafaza eden neyse, en önemli odur. En önemli problem nedir? İşte varlığı muhafaza eden. Bunun yanında en önemli ikinci problem nedir? Varlığın manasıyla alakalı problem. Ben varım, varlığımı nasıl muhafaza edeceğim? Temel soru bu.
Varlığımın bir manası var mı? Bu hem bireysel hem toplumsal olarak. Eğer bir fert, kendi varlığının manası, hem varlığının farkında değilse, ne demek farkında değilse? Yani bir insanın, diyelim, sadece algılarıyla yaşayıp, işte kendisini hislerine kaptırıp, temel hayvani ihtiyaçlarını karşılama için yaşıyorsa şayet, kendisi akıl varlığı olarak, kendi varlığının farkında değil demektir. Halbuki akıl varlığı olarak insan, sadece duyu verileri ve hayvani ihtiyaçlarını karşılamakla yaşamaz. Onun ötesinde bütün o duyu verilerini, daha üst bir bakış veya bir perspektif olan bir konum olan, aklın aracı olarak etkin kılar. Şimdi diğer taraftan akıl diyoruz, akılın kendi başına bir ehemmiyeti var. Ama aklı da aşan, bizim kalp dediğimiz, esas itibarıyla hak ve hakikatle insanın, yani hak ve hakikatin kendisinde tecellisinin mekânı olarak kalp vardır ki, o kalp, kalbin hakikatte irtibatı, şehadet üzerinden gerçekleşir.
İşte bunu kantın diline aktaracak olsak, kantuna an-şâ-ung der, an-şâ-ung yani görü diye tercümedilir. Aslında şehadet bir taraftan hem ferdiğidir hem toplumsaldır. Ve hak aslında en kamil haliyle Hz. Peygamber’de tecelli eder. Dolayısıyla şeyin, Müslümanların hak ve hakikatte irtibatı, tabii ki akıllarını ve duyu verilerini kullanarak yapar ama,
nasıl orada akıl ve duyuları da teyit eden, tasdik eden üst bir merci olarak kalp şehadet yoluyla onu temin eder. Şimdi bunu dikkate aldığımız vakit, bir defa ümmetin, İslam ümmetinin hak ve hakikatte olan bir irtibatı vardır. Ve bu hak ve hakikatte olan irtibat, hem iyinin hem doğrunun hem de güzelin asli kriterini bize verir.
Şimdi bunu dikkate alarak şunu söyleyebiliriz, aslında ilim, hak ve hakikatte irtibat içerisinde bir mesele çözme faaliyetidir. Bunu biz bugün yeniden hatırlarsak Müslümanlar olarak, yeniden hatırladığımızda, işte postmodern, postyapısalcı vesaire veya posttruth olarak kabul edilen, yaklaşımların oluşturduğu tuzağa düşmeden,
ama oradaki mevcut olan itibariliği, hakikatle irtibatı içerisinde, hakiki yerine yerleştirerek dikkate aldığımızda, insanlığın karşı karşıya kaldığı meseleleri artık, makul bir şekilde çözme imkanını yeniden elde etmiş olacağız. Dolayısıyla Müslümanlar olarak biz bugün, tam da İslamiyet’in tebliğ edildiği zamandakine benzer bir şekilde, bütün insanlığın kaybettiği ve bütün bir kültürü fosilleştiren, fosilleştirme eğilimlerini aşacak imkanı kendi içimize taşıyoruz. Nedir bu imkan? Ahir zaman Peygamber’in ümmeti olarak, hak ve hakikatle irtibat içerisinde meseleleri tespit edip, meseleleri makul bir şekilde çözmenin yollarını geliştirmek. Ve geçmişte de İslam ümmetinin ve bütün insanlığın,
hakiki manada ilmi faaliyetleri yürütürken, tam da bu hak ve hakikatle şu veya bu şekilde, şu veya bu oranda irtibatlı bir şekilde bu faaliyette yürüttüğünü farkında olmak, ve bütün bir bilim tarihinde bu perspektiften araştırmak anlamına geliyor.
Ve bu aynı zamanda bizim tabii geleceğimiz açısından oldukça önemli bir imkan olarak duruyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir