"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Tahsin Görgün – İslâm Müktesebatı ile Övünmek – Cumartesi Sohbetleri (15)

Prof. Dr. Tahsin Görgün – İslâm Müktesebatı ile Övünmek – Cumartesi Sohbetleri (15)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FaobD8Cb5xo.

Böyle bir gayretin peşine düşmüş bir kişi olarak, değerli bir isim olarak Fuat Sezgin’in hoşuma giden bir sözü var. Onun ittibasını yapmak isterim. Diyor ki bir yerde, gayretimin bir kısmı bilim dünyasına hizmet ama diğer çok mühim bir gayesi ise, koskoca bir İslam aleminin yitirmiş olduğu kendine hürmeti, güveni ve insanlık tarihindeki yerini hatırlamak, kaybettiklerini iade etmek içindir diyor.
Yani bilim tarihine girmesindeki bu husustaki tüm çabasını bir ömür boyunca sarf etti. Böyle izah etmeye çalışıyor. Çok cahili bir dikkattir ki, şöyle yorumlar da var hocam günümüzde. Yani ne tarihe ne de bilim tarihine, maziyi hatırlamak, kendine oradan moral, motivasyon ve şuur devşirmek için gidilmemeli.
Tarihin gayesi bu olmamalı, bilim tarihinin gayesi bu olmamalı. Şimdi elbette ki tarihin kendinde bir maksadı var, bilim tarihinin de var ama tek tek fertlerin veya toplumların bu gibi meşgadelerle, yani kendine dair de birazı beklentilerle girmesi zararlı veya kötü bir şey midir? İlla takvih mi edilmelidir?
Şimdi şunu ifade edeyim, zaten rahmetli Fuat Sezgin’in bu tespiti burada anlattığımız konuştuğumuz şeylerinde çok güzel bir özetini verdi. Mesele geçmiş söz konusu olduğunda, geçmişteki bütün o elde edilmiş başarılar, bunlar övünmek için veya öykünmek için araştırılacak konular değil. Bunlar tahakkuk etmiş, gerçekleşmiş şeyler ve bunlar bir hakikat. Hakikat olduğu için, yani tahakkuk etmiş şeyler, bu hakikati neyse o olarak keşfedip ortaya koymak zaten vazifemiz.
Ve buradaki önemli meselelerden birisi şu, birileri 19. yüzyıldan sonra Müslümanların geçmişteki varlığını ve varlığını sürdürürken geliştirdiği bütün makul yolları yok saymış,
üzerine örtmüş ve Avrupa merkezci, Batı merkezci bir perspektiften tamamen tahayyül gücünü kullanarak, hakiki olmayan bir geçmiş inşa etmiş. Hem Batı’ya hem bütün insanlığa. Şimdi bizim vazifemiz, tutup herhangi bir şekilde övünmek, geçmişle alakalı olarak biz şunları yapmışız, vay be falan demek için değil.
Hakikati neyse o olarak açığa çıkarmak, tarih, geçmiş, gerçekte nasıl yaşandıysa, o şekilde onu keşfederek, onu insanlığa hatırlatmak gibi bir vazifemiz var zaten. Bu hakikati açığa çıkarmak bizim vazifemiz. Ama biz bu hakikati ortaya çıkardığımızda, o zaman Avrupa merkezci bir şekilde anlatılmış olan bir hikaye var. Yani bugün Türkiye’de yaşayan birçok insan akademisyenin de maalesef içine düştüğü psikolojik durum bu. Müslümanlar insanlığın başına gelmiş büyük bir felaketti. Müslümanların insanlığın hayatında herhangi bir kıymeti, yeri, değeri yoktur. Müslümanlar olmasaydı bütün insanlık çok çok daha iyi durumda olurdu.
Dolayısıyla ben Türk’üm, Müslüman’ım vesaire gibi ifadeleri kullanmak söz konusu olduğunda ondan utanan bir akademisyenle, camiasıyla karşı karşıyayız. Öyle bir şey de var, bir durum da var.
Halbuki hakikati biz keşfedip açığa çıkardığımızda hakikatin böyle olmadığını, aslında bütün bir insanlığın geçmişinde Müslümanların çok onurlu bir konumunun olduğunu görmüş olacağız. Bu aynı zamanda bize şunu gösterecek, geçmişte olmuş olan, başarılmış olan bir şey, bugün de, gelecekte de tekrar başarılabilir.
Belki insanlığın kaybettiği şu anda, yani batılların ön plana çıkması ve etkin olmasıyla birlikte ortaya çıkan, hakikatle irtibatın koparılması ve bunun neticesinde bütün insanlığın içine düştüğü nihilizmden bütün bir insanlığı kurtaracak olan yine Ahir Zaman Peygamberinin tebliğine ittiba eden ve onun bütün insanlık için
hem fert, hem bireysel, hem toplumsal olarak sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için vazgeçilmez bir yeri ve manasının ehemmiyetinin olduğunun hatırlanması ve farkında olunarak davranması.
Dolayısıyla biz bunu hatırlayıp farkında olarak davranacak olursak ve bunun mücevince amel edecek olursak belki şu anda insanlığın karşı karşıya kaldığı yok olma tehlikesini aşma imkanını da elde edeceğiz. Ve bu sayede insanlık belki daha bir 1500 yıl belki daha fazla yani varlığını sürdürme imkanı elde edecek.
Yani şimdi bunu yani şöyle düşünün geçen günlerde bir şey oldu bununla da bitirelim. Rusya’nın yeni bir füze geliştirdiğini anlatıyorlardı haberlerde çokça geçti.
Söylenen şey anlatılan şey şu Rusya öyle bir füze geliştirmiş ki nükleer başlıklı füze bu füzeyi işte Büyük Britanya Adası’na gönderdiğinde adadaki bütün canlıları insanlar tabi öncelikle olmak üzere sıfırlayacak. Bir tane bombayla bütün bir Büyük Britanya Adası’nda ne var ne yok hepsini yok edeceksiniz, öldüreceksiniz, bitireceksiniz.
Şimdi bu güçle bununla övünen bir Rusya var. Şimdi şeyde Amerika’nın övündüğü şey yani sen İngiltere’yi yok edeceksin ama benim elimde bulunan nükleer silahlar Rusya’yı bir kaç defa yok edecek güçte. 10 defa yok edecek gücümüz var.
Şimdi bir araya getirip şöyle topladığınızda elde bulunan nükleer silahlar kullanıldığında yeryüzündeki bütün insanlar hemen hemen canlıların dönemli bir kısmı telef olup gidecek. Kabaca kıyamet dediğimiz şey tahakkuk edecek yani. Şimdi ne demek bu? Bütün bir insanlık aslında kendi kesbettiği fiilleri çalışmalarının neticesinde uçurumun kenarına gelmiş. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İşin garip olan tarafı insanlar bir de bununla övünüyor.
Yani şöyle düşünün eline bir insan işte bir el bombasının pimini çekse ve onunla ortalıkta dolaşsa. Desene bak işte burada bir el bombası var. Pimini çektim bıraktığımda patlayacak ve etrafımdakilerle birlikte kendimi yok edeceğim diye dolaşsa.
Bu insanın ne kadar becerikli ne kadar akıllı ne kadar zeki ne kadar ahlaklı ne kadar ileri ne kadar gelişmiş olduğunu aklı başında birisi düşünür mü? Ne deriz ona? Kafayı yemiş, deli. Aklını terk etmiş. Şimdi insanlığın haline baktığımız vakit gerçekten de aklını terk etmiş bir insanlık durumuyla karşı karşıyayız.
İnsanlığın aklını başına yeniden insanlığın aklını başına getirmek Müslümanların vazifesi. Eskiden olduğu gibi yani Peygamber Efendimiz’in dini tebliğ ettiği zaman da olduğu gibi bugün Müslümanların böyle bir vazifesi var.
Bunu nasıl olacağını makul bir şekilde kavramanın yolu da tabi ki Müslümanların bilim ve düşünce tarihini tam da gerçekte olduğu şekliyle öğrenmesi. Bu yönden yani şimdi önümüzde çok önemli vazifeler var. Çok fazla işimiz var.
İnşallah yani yakın gelecekte 5 yıl, 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl sonra şu anda konuştuğumuz şeylerin birçoğunu artık konuşmayacağız. Birçok alanda çok daha farklı imkanlara kavuşmuş olacağız diye düşünüyorum ve inanıyorum bu konuda.
Bunu başaracağımız konusunda benim bir şüphem de yok.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir