"Enter"a basıp içeriğe geçin

Samet Tınas – Osmanlı’nın 1302’de Kurulduğu İddiası

Samet Tınas – Osmanlı’nın 1302’de Kurulduğu İddiası

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=XddhmYhfIqM.

Bak şimdi devletin merkezi neresi? Karacahisar önce. Evet. Bunu da söyleyelim çünkü Karacahisar dediğim gibi eski şehir 7 km efezı sark bir kayalık üzerinde. Daha sonra yeni şehir oluyor. 1300-1300 yıllarda. Ondan sonra 1326’ya kadar Bursa’ya, Müfet’ine kadar yeni şehir kalacak. Şimdi buradaki işte dediğiniz gibi ıkta vermek, tımar vermek de bir artık müstekil hareket ettiğini gösteriyor. Ama bunları modern devletin kurulması gibi telakki etmemek lazım.
Yani bir devletle siz bir anlaşma yaparsınız vesaire. Ondan sonra devlet teşekkür eder, resmiyet kazanır, elçi tayin eder. Öyle şeyler yok. Evet. Bu bahsettiğimiz her husus, hutbe olsun, kanun yapma meselesi olsun, medrese açılıyor ki daha sonuna kadar 1332’de iznikte. Bunların aslında hepsi hükümdarlık alametler olarak kabul edebileceğimiz şeyler. Ama kuruluş için bir nokta ateşi tarih vermek mecburiyetinde de değiliz. Aslında bunu bir vetiri olarak da okuyabiliriz.
Kesinlikle öyle. Yani burada bir de şu da var 1299 yıl sonra da 1302 yıl sonra da o. Aynen öyle. Ki zaten daha sonra malum İlhanlı hükümdarı sefer düzenlerken Osman Bey’den asker talep ediyor ve Osman Bey de Oğlu Savcıbaş Riyaseti’nde kuvvet gönderiyor. Şimdi tabi olmasa, tam maynasıyla müstakil olsa niye göndersin? Bir de 1337’ye kadar zaten Orhan Gazi döneminde de değil. Evet, Harac Güzar.
Harac Güzar İlhanlılara vergi veriyor. O tarafı da var. Yani eğer onu delil ittaz ederek konuşsak o zaman 1337’ye kadar da Osmanlı istiklaline inan etmedi. Aslında istiklale doğru giden safa safa ve kuvvetlenerek müekkeden giden bir vetire gibi. Kesinlikle öyle. Ama işte o tartışmalar neden teşekkül etti? 1302’deki Bafeyon sıkışı onu Halil Nalcik Hocanın iddiasıyla Osmanlılar 1299’da 1302’de kuruldu dedi. Bu nasıl oldu?
Sadece orayı bir kısaca bahsedelim. Şimdi Osmanlı artık yeni şehri de alıp ıktarlarını verdikten sonra Osman Gazi daha evvel aldığı kalelerden kalabalık ve müstahkem olan İznik’i muhasen altına alıyor. Şimdi İznik’i alınca bu sefer çevre Bizans tekfurları telaşa kapılıyorlar. Başta Bursa tekfuru, Atrenos, Çivi, Kite değil mi? Beyleri bir ittifak yapıyorlar. Ve bu ittifaka Bizans İmparatoru, Roma İmparatoru, ikinci Andronikos’ta, Giorgios, Muzalon komutasında 2000 kişi gönderiyor. İznik Gölü’nün güneyinde bugün koyun hisar edilen ecnebilerin işte Bafeyon dedikleri yerde iki ordu karşılaşıyor. Şimdi çok kuvvetli yaklaşık 8.000 civarında bir ordudan bahsediyoruz karşıda Osman Gazi’nin karşısında. Osman Gazi bunları mağlup ediyor. Kardeşini kaybediyor ancak müttefikler de İzmit kalesine kaçıyorlar. Hatta Giorgios, Muzalon’un 2000 kişilik ordusundaki ücretli lejöner Slav askerleri Muzalon’u kaçırıyor.
Şimdi bundan bir yıl sonra da Dibboz’da Osman Gazi müttefikleri tekrar mağlup ediyor. Hatta orada Kite kalesi beyi Ulubat’a kaçıyor. Kili Bey orada ölüyor. Ulubat muhasara edildiğinde Aydoğdu şehit düşmüş işte şehit düştüğün yeğeni dediğim ve kardeşi dedim onu sanırım pardon.
Aydoğdu Bey şehit düştüğünde Ulubat kalesindeki Kite beyi esir alınca kısas yapılarak katlediliyor. Daha sonra Ulubat kalesi fethedilip onun güneyindeki de Alyos adası fethedilecek. Şimdi burada Halilinalcık diyor ki işte Piromis Interparis dediğimiz bu.
Diğer Türkmen Beylikleri içerisinde Osman Gazi böyle kuvvetli kudretli mücehhez bir müttefiklere karşı mücehhez bir Bizans ordusuna karşı harbi kazanarak İstiklal ile Asılburada ilan etmiştir. Yani Aşıkpaşazade de Neşri de İbni Kemal de aslında müstakil oluşun tam vesikası olarak 1302’yi gösteriyor.
İnkar etmiyor ama şimdi burada Asılburada demekle işte 1299’un ve 1302’yi tartışmasını başlatmış oluyorsunuz. Yani 1299’un bir kurgu dur 1302’dir falan diyorsunuz ama bu bana çok mantıklı gelmiyor açıkçası. Yani Bizansa tabi bir beylik olsa Osmanlılar Bizansa karşı harp edip İstiklalini ilan etse o zaman anlarım. Ama şimdi burada öyle bir durum yok.
Zaten daha evvelden fetih hareketleri yapılmış, tayinler yapılmış, hutbe okunmuş. Ya kabul etme onu belki kabul etmiyor işte. Zaten hutbe okundu falan falan da diyor da böyle de olmuyor. Şimdi yani istediğiniz kaynaktan istediğiniz bilgiyi alın istediğiniz şekilde kullanın. Olmuyor yani. Seçicilik olmuyor. Aslında burada İstidrat kabili’nden şunu söylemek lazım. Günümüzde insanlar hatta maalesef tarihçiler de bazen beylik tesisuyla devlet tesisünü aynı şey hattediyorlar. Halbuki bir beylik müstakil olarak da teşekkül etmiş olabilir veya sonradan müstakil hani İstiklal de kazanabilir. Fakat yine bir beylik ya da bir meliklik bir yere bağlı olarak da teşekkül edebilir.
Osmanlılar bir beylik olarak teşekkülünü Selçuklu iktidar hiereşirisine tabi olarak gerçekleştirdir. Bu aslında bir devlet tesisü değildir. Zaten bir devlet var Selçuklu devleti, Türkiye Selçuklu devleti ve ona tabi olarak da bir beylik tesis ediliyor. Daha sonra Osmanlıların müstakil bir devlet olması vitresi aslında bambaşka bir serencan, bambaşka bir öykü. Evet doğru.
Bundan sonra 1308 bir kırılma noktasıdır biliyorsunuz. Çünkü son Selçuklu hükümdarı 2. Mesut ve Fatincik. Bir de şöyle bir durum da var. Mesela Aşk Pajazı da bu hikaye anlatıyor. Neşri bundan farklı bir şey söylüyor. Yani Sikke’yi, Hutbe’yi Selçuklu hükümdarı adına okudu biliyor 2. Mesut adına.
Ama o zaman daha sonra 1302’den sonra da 1308’e kadar Selçuklu hükümdarı yaşıyor. Tarihin devam etmesi lazım. Burada doğru gözükmüyor. Benim bence Osmanlıların ananevi olarak, geneliksel olarak kabul ettikleri tarihi kabul etmekte burada da bir mahsur görmüyor.
Ama dediğiniz gibi bunu bir vetire, bir safa olarak telakki etmek daha doğru bir anlaşılır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir