Taha Kılınç – Esed mi Haklıydı Suriyeliler mi ? – Cumartesi Sohbetleri (24)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=YahExEm1kU4.
Yani esretme haklıydı, insanlar mı haklıydı sorusunda yani şöyle bir şey var şimdi Suriye’deki rejimin nihayetinde kendi halkına hiç de insancı davranmadı belli. Çünkü bazı insanlar diyorlar yani ”Yoo gayet adil bir rejim” Değildi yani azıcık Suriye’de yaşayan, o havayı soluyan oradaki insanların yaşadıkları acılara böyle hakikaten küçük bir pencereyle bile olsa aşina olan herkes bunu biliyor. Belki Suriye’de 2011’den sonraki olaylarda sorulması gereken soruşuydu. Bu insanlar başka bir şey yapabilirler miydi? Yani B planı mümkün müydü? Çünkü genelde ben tarih ile ilgili iki tane soruyu sormaya çalışmıyorum. Tarih yazımından bahsettiğim gibi bir bence önemli bir soru bu. ”Ben olsam ne yapardım?” Yani mesela tarihte işte birçok tartışmalı konuda biliyorsunuz insanlar oturuyorlar. Şu yanlış, şöyle olacak, böyle olacak. Ben mesela diyorum ki kendi içimde mesela Müslümanların diyelim ki ihtilaf ettiği tarihte iki tarafın böyle birbirine savaştığı bir olay var
ve olay şu anda oluyor. Cereyan ediyor mesela. Çok zordur yani tavır almak. Yani hangi taraf olacak? Şimdi 300 sene sonra çok kolay. Bütün her şey ortaya çıkıp da böyle şu doğru bu yanlış. Şu şurada durdu burada durması gerekiyordu falan. Ama şimdi içinde yaşarken çok kolay değil. O yüzden birinci soru o. ”Ben olsam ne yapardım?” İkinci soru da B planı mümkün müydü? C planı C seçeneği olabilir miydi? Yani insanlar şöyle yapmasalardı da bu kişiler böyle yapsalardı. Tabii 2011’den sonra ne oldu?
Onu hatırlamadı. Çünkü bazı insanlar rejime karşı baştan silahlı bir ayaklanma başladı. Rejimde mecburen vurmak zorunda kaldığı bir retörik gibi bir retörik oluşturuyorlar. Sen de yakından izliyorsun. Birkaç dille birden bölgeyi okuduğunu yakından biliyorum. Yani bölgeyi zaten insafla izleyen herkes aynı şeyi söyler, görür. Başlangıçta bu halk ayaklanması denilen bu işte 2011’deki Suriye olayları silahla başlamadı. İnsanlar rejimi devirmek için çıkmadılar sokaklara. Hatta rejime işte ıslah olsun.
Hani reform yap. İşte bir takım böyle özgürlüklerin önünü aç gibi böyle. Taleplerde bulundular. Hatta hiç unutmuyorum. Yani Humus’ta, Hamada, Şam’ın dışındaki diğer şehirlerde insanlar ellerinde böyle güllerle sokağa çıktılar. Birçok böyle gösterdi. Elde gül vardı. Yani bu hem dünyaya bir mesajdı. Yani bizim derdimiz bulunduğumuz ülkede ortalığı karıştırıp yani bize dışarıdan bir şey yapmayın. Hani biz bu işi kendimiz çözmek istiyoruz. Bir de rejime karşı da bakın elimizde silah yok.
Ama işte sonra işte derada yaptılar bunu. Diğer şehirlerde yaptılar. Ve kalabalığı üzerine ateş açtılar mesela. Gittiler ufacık çocukları aldılar. Hapishanede cesetlerini parçalayıp ailelerinin battaniyelerinin içine teslim ettiler filan. Şimdi tabii toplum böyle terörize edince, bu şekilde insanlar anarşiye sürükleyince, bir de tabii toplumun genlerinde Hama katliamı var 1982. Başka katliamlar var. Tabii bu şekilde olunca, ister istemez tabii insanlar bir çaresizlik ve ikilemi içerisine düştüler. İşte tam bu sırada işte yabancı bir takım savaşçılar, belki dışarıdan bir takım destekler filan filanla şu noktaya gelindi bu rejim devrilir. Şimdi o günleri düşünüyorum hani muhtemelen o günleri yakından izleyen herkes de bu söyleyeceğime hak verecektir. Şimdi 2011’i düşünün, 2012’nin başını düşünün. Ortadoğu’da neler olmuş? Zeynep Abydin Bin Ali devrilmiş. Zeynep Abydin Bin Ali, Arap coğrafyasını bilen herkes bunu bilir.
Yani işte bir sıralama yapsanız, rejimler devrilcek, devlet başkanları gideceklerse, sen Tunus’ta da yaşadın, yani sıralasanız muhtemelen sonuncu olurdu. Hani o kadar uzaktı yani Tunus’ta herhangi bir hareketliliğin olmuş. Hatta ben hiç unutmuyorum 2010’da ilk böyle olaylar başladığında, ben El Cezir’i de staj yapıyordum Doğa’da, Katar’da. Bulunduğumuz yerde işte Tunus’u bir arkadaş da vardı, ilk görüntüler gelmeye başladı. Yayınlanmadan benim çalıştığım o işte haber masasına ilk görüntüler düşüyor. Herkes çok tabii Tunus’ta sokak gösteriyor. Nasıl olur falan. Bizim işte bahsettiğim Tunus’u bir hanım arkadaş, ailesi Tunus’ta yaşıyordu. Hiç unutmuyorum, şöyle bir gözücüğüyle baktı şöyle bir videolara. Ben diyor ülkemi biliyorum, bizde bir şey olmaz merak etmeyin, o kadar heyecanlanmayın dedi. İşine döndü. Bir hafta 10 gün sonra falan Zeynep Abydin Bin Ali, karatıyla ciddiye uçmuştu bile. Ülkeden ayrılmıştı. Şimdi olayların gidişatına baktığımızda, o süre işte, bir kere Tunus’ta böyle bir şey olmuş.
Mısır 30 yıllık mübarek dönemi bitmiş. Libya’da ortalık karışmış, Gaddafi devrildi, devrildi. Şimdi o dönemin atmosferinde, suredeki sıradan vatandaşın ya da canı yanan insanların ya da gençlerin, hani eski hamak atlayanlarını falan bilmeyen insanların, sokağa çıkıp, ya şimdi o devrildi, bu devrildi, bu sıralı bizde demesi çok normal. Şimdi yine hani dışarıdan bakarak, ya işte asla ayaklanmamalılardı gibi düşünen insanlara diyorum, sen 2011’de der alı bir genç olsan ne yapardın acaba? Şimdi ben olsam ne yapardım sorusu var, ben onu çok önemsiyorum. Bir de şöyle bir şey de var yani 2020’lere gelip de her şey böyle bu hale geldikten sonra, sanki en başından beri böyle savunmuş ya da en başından beri müthiş hikmetli böyle öğütler vermiş gibi, hani olaylar oldu bittikten sonra ya işte böyle olacağı belliydi falan diyen insanlar var. Onlara da gülüyorum açıkçası. Ya ben 2010’da 2011’de hiç hatırlamıyorum yani böyle, ya arkadaşlar bu olaylar başka bir yerlere gidebilir, bakın bu yanlış diyen,
yok herkes gayet devrimli, herkes devrim diyor, FFOR Arapça’da işte revolution batı basında dönüyordu. Dolayısıyla bu nokta önemli. Bir de devamına baktığımız zaman 2013-2014’te rejim devrilecek noktaya gelmişti. Yani orada bir dönüm noktası da var hani bakılınca. Yani olayların gidişatına baktığımızda işte Asaf Şevket biliyorsun, kitapta da bahsediyorum, işte Beşer Reset’in eniştesi, kıskanç bir şuanın kocası onlar işte Savunma Bakanı, işte rejimin üstü de istihbaratçılara, işte o Şam Bahtiyarlar falan, Şam’ın göbeğinde bombalı saldırıda öldürüldü. Şimdi baktığınız zaman, eğer Daechlin’in o yapı ki bence çok meşgul bir yapıdır, o mesela devreye sokulmasaydı belki başka bir Suriye olacaktı yani şey anlamında, değişim anlamında. Ha burada çok kritik bir soru var. Peki Beşer Reset’in yerine ne konacaktı? Bence Suriye’deki olayların en zayıf tarafı buydu. En böyle kritik ve işte bu sürecin belki de en böyle şey tarafı yani soru işareti ya da ünlemle konuşulması gereken tarafı. Başından beri Suriye olayların en büyük zaafı bir lider kadrosunun ve düşünülmüş, planlanmış bir hareket biçiminin normal hâzı, bir yol haritasının. Suriye’yi mesela temsil eden insanlara bakın işte Burhan Galyon’lar çıktı, başka esinler çıktı zaman içerisinde.
Bunlardan bazıları 30 yıldır Stockholm’da yaşıyor mesela, Norveç’te yaşıyor, 20 yıldır Almanya’da yaşıyor filan, 40 senedir şurada yaşıyor, burada yaşıyor. Çoğunun Suriye’deki sahayla bağı kopmuş, Suriye gençliğiyle irtibatı kopmuş. Şimdi sosyal medya üzerinden tekrar o irtibatı sağlamaya çalışıyorlar mesela 2011’den sonra. Şimdi sahada çocuklar ölüyor, Viyana’dan açıklama yapılıyor mesela işte onlar adına şimdi. Bakılınca tabi bu süreçte başka yerlere götürdü hadiseyi.
Sonra işte İran’ın bölgeye gelişi, Hizbullah’ın transfer ettiği savaşlar, Rusya’nın işte hep bildiğimiz o sıcak denizlere inme projesinin nihayet gerçek olması derken tabi başlangıçta insanların reform talebiyle işte değişim olsun biraz daha özgürlük olsun diyerek başka ülkelere de bakarak dönemin ruhu diyorlar yani dönemin ruhuna uyarak çıktıkları bir yol başka bir yere çıktı. Şunu da düşünmek lazım bir şeyin başarısız olması yolun sonunda o şeyin illa yanlış olduğu anlamda gelmez. Bizde böyle şey oluyor. Ya işte diyorlar bak sonucu böyle oldu bunu yapmayacaklardı ama şimdi Suriye’de mesela çözüm öneren insanlar bence şu şeyi de söylemelilerdi insanlara hani orada canı yanan insanlara. Mesela Buti’nin en eleştirildiği gibi hem de hak verdiğim nokta burası. Buti mesela olayları fitne olarak yorumladı yani bu yaşanan süreci. Ama mesela rejimle ilgili de işte mesela bir Vehbe Zuhaili’nin yaptığı gibi kenarda durmayı ya da sessiz durmayı seçmedi. Şimdi Emelik Camii’nin işte Minberi’nden Suriye ordusuna tam da şehirler bombalanırken bu orduyla sahabe arasında fark yoktur dediğinizde ki bunu dedi hala duruyor aşırıda YouTube’da. Şimdi bu başka bir şey oluyor.
Dolayısıyla işin bu yönüyle de hani onların almış olduğu tavırlar işte verilen birtakım fetvalar oldu iki tarafta da oldu yani o tarafta da oldu bu tarafta da oldu derken tabii olaylar din adamların işin içerisine karıştığı işte sadece ordularla birtakım ayaklanma işte silahlı insanların arasındaki bir çatışmadan çok işte maalesef işte Suriye nüfusunun yaradan fazlasını belki direk bir şekilde etkileyen bir trajediye dönüştü.
İlk Yorumu Siz Yapın