"Enter"a basıp içeriğe geçin

Tarih Söyleşileri | Ebulfez Süleymanlı & Agil Samedbeyli | 51. Bölüm

Tarih Söyleşileri | Ebulfez Süleymanlı & Agil Samedbeyli | 51. Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=JdMSN92AnP0.

Müzik Merhaba sevgili seyirciler. Tarih Söyleşileri programından Hepinize en içten, en samimi, en sıcak duygularla,
gönül dolusu sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Bugün aslında pek çoğumuzun şahit olduğu, yaşadığı, acısını hissettiği bir konuyu ele alacağız. 26 Şubat 1992’de ajanslara, haberlere, Dünya Gündemine bomba gibi düşen bir katliamı, Hocalı katliamını ele alacağız. Yıl dönümü münasipetiyle iki değerli misafirimiz var. Akil Semet Beyli ve Ebul Fez Süleymanlı hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Hoş bulduk. Hocalı neresi, neden Hocalı, neden Azerbaycan-Ermenistan anlaşmasında Hocalı çok stratejik, çok önemli ve üstelik insanlık açısından son derece acı bir tabloya, katliama sebebiyat veren katliamın ortasına çıkmasına neden olan konu nedir? Yani Hocalı neresi? Bir oradan başlayalım isterseniz.
Evet, öncelikle teşekkür ediyorum. Azerbaycan’ın 20. yüzyılda yaşadığı en büyük acılardan birisi Hocalı soykırımını diyeceğim ben çünkü ben şahsen bunu böyle kabul ediyorum. Ermenlilerin Türk milletine karşı niyet olarak
soykırım niyetiyle yaşadığı bir gerçek yani bunu tarihi gerçekler. Kendi dillerinden söyleyeceğim ben şimdi. Akil Bey bunu konuşacağız zaten programın ilerleyen sürecinde Hocalı katliamını sebepleriyle, sonuçlarıyla, yaşanan boyutlarıyla hem coğrafyaya hem dünyaya hatta günümüze etkileriyle, psikolojisiyle, sosyolojisiyle ele alacağız farklı boyutlarıyla ama bir coğrafi alan olarak
Hocalı neresi? Önce onu bir belirleyelim. Arkadaşlarımız ekrana haritayı da verecekler şimdi. Evet, Hocalı Hankend’ine yakın Dağlık Karabağ’ın önemli bir yerleşim birimi ve Sağında ekranda zaten harita Azerbaycan haritası yer alıyor. Evet, şimdi stratejik açıdan da Hocalı’nın şöyle bir önemi var.
O bölgedeki Karabağ bölgesindeki Dağlık Karabağ bölgesindeki tek hava limanı Hocalı arazisinde ve onun için Ermenliler Hocalı’yı özel olarak hedef seçmişlerdir. Hocanın özel hedef seçilmesinin birinci sebebi tek hava alanı olması. Evet, tabii o dönem ulaşım açısından Ermenlilerin Dağlık Karabağ’a bir Laçın Koridoru dediğimiz koridor var.
O koridor nerede? Yani onu bir güzelgênh tarif eder misiniz? O koridor şimdi Adı Laçın olduğu için Laçın bölgesinden Ermenistan, Laçın’dan Dağlık Karabağ’a karayolu ile silah sevkiyatı yapmakta. Ama o dönem Azerbaycan’ın Laçın Koridoru bizim kontrolümüz altında olduğu için özellikle Elçi Bey’in iktidarı olduğu dönemde tamamen bir dönem hakimiyeti sağladı.
Ama Hocalı Elçi Bey’den önce yaşandı. Elçi Bey’den önce yaşandı tabii. Ve şimdi Ermenliler direkt hava yoluyla oraya sevkiyat yapabilmek için Hocalı’yı hedef olarak seçmişler. En önemli sebebi Dağlık Karabağ bölgesindeki hakimiyeti sağlamak konusunda lojistik desteğin etkili şekilde yaşayabilmek için hava alanı birinci sebep bu. Birinci sebep bu tabii. Diğerleri başka hangi sebeplere sayabilirsiniz? Neden Hocalı sorusuna cevap olarak? Dağlık Karabağ’ın başkenti Han kenti. Oranın kapısı sayılır aynı zamanda Hocalı. O aradaki bağlantıyı sağlamak alabilmek için ve Han kentine tam hakim olabilmek için çevresini de kuşatma hedef olarak. Ve aynı zamanda Karabağ bölgesinin, Dağlık Karabağ değil, Karabağ bölgesinin önemli kentlerinden birisi Ağdam ve Han kenti arasındaki o önemli yerleşim birimlerinden birisi Hocalı. Ve Ağdam da Türk kenti, Hocalı da Türk kenti. Onun için bu bölgeyi de birbirinden koparmak anlamında yine de Hocalı hedef olarak belirlenmiş.
Ve büyük bir arazi Ovalık, Hocalı yerleşim birimi, Türklerin en yoğun yaşadığı, ağırlıklı yaşadığı bölgelerden bir tanesi. Ve Ermenliler tabii ki hem bu amaçla aynı zamanda şimdi haritada gördüğünüz Zengazur denen bir bölge var. Nahçıvan ile Azerbaycan’ı birbirinden ayıran bölge.
Yani burada 40 kilometre derinliğinde bir araziyi aslında stratejik olarak Türkiye ile Azerbaycan’ı birbirinden ayırmak amacıyla böyle bir hedef seçmişler. Ve bakın, şimdi Nahçıvan Azerbaycan’ın diğer bölgelerinden ayrı kalmış. O aradaki 40 kilometre derinliğindeki araziyi daha da genişletmek ve ileride haritada gördüğünüz gibi. Aslında bu haritada gördüğümüz bölge bu kesiş, bu hançer gibi bir saplanmışlar. Türkiye ile Azerbaycan arasında herhalde Çin’e kadar uzanan bir coğrafyadaki bağ kesiyor. Hatta Türk dünyası diyebilirim. Türk dünyasının çok önemli bir güzergahı. Yani bütün Türk dünyasının kara parçasıyla birleşmesinin önünde ciddi bir engel aslında. Bahsettiğimiz o engel, Karayol bağlamında. Yani düşünebiliyor musunuz? Yani bugün orada kara parçasıyla birleştiğimiz zaman Avrasya coğrafyası, özellikle Türk dünyası, Türk ülkelerinin çok ciddi bir birleşmesi söz konusu bu anlamda. Yani Karayol başlasıyla. Tanap projesini falan güzergahını etkileyen bir. Şimdi hocam tabii ki konu çok derin, çok geniş. Ama biz tabii zamanı dikkate alarak hepsine değinemeyeceğiz. Ama bir şey… Şimdi şöyle, hocalı olayın merkezinde ama bunun etkilendiği bölge sebebi sonuçlarını bir bütün olarak değerlendirelim diye bu coğrafyayı ve bu bağı okuyoruz. Hani niye Türkiye mesela hassas? Bunu konuşacağız. Niye bu konuya hassas? Neden Azerbaycan bu konuda çok ısrarlı ve devamlı? Dünya bu konuya nasıl bakıyor? Yani yaşanan insanlık dramının yanında olayın siyasi boyutu, sosyal boyutu, kültürel boyutu. Tarihten gelen yansımaları ve tarihe uzanacak yansımalarını bir bütün olarak ele almak. Aynen öyle. Yoksa aslında hocalı katliamı çok şükür Türk kamuoyunda genel olarak bilinen ve ciddi bir duyarlığa sahip olan bir konu ki. İçinde bulunduğumuz hafta içinde geçtiğimiz günlerde ve bundan sonra pek çok etkinlik yapılıyor. Olayın şu siyasi, sosyal ve coğrafi boyutlarını da biraz iyi ele alırsak,
izleyicinin zihninde konu daha netleşir diye düşünüyorum. Bilmiyorum siz ne dersiniz? Tamamıyla katılıyorum. Şimdi 1854 yılında Mukaddesler İttifakı denen bir ittifak kuruluyor. Büyük Britanya. Şimdi tarihe döndük. Evet. Avusturya, Macaristan, Çar Rusyası ve Fransa. Bunlar diyorlar ki Kafkaslar çok önemli bir stratejik bölge, çok önemli bir coğrafya. Ama orada Hristiyan topluluk yok. Biz Kafkaslarda bir Hristiyan devleti kurmalıyız. 1854’de buna karar veriyorlar. Kafkaslarda hangi devletler veya topluluklar var? Onları bir hatırlayalım mı? 1813 yılında Rus Kafkas Şünaslarının yaptığı araştırma var ve çara sundukları bir rapor var.
Diyor ki bu coğrafyanın, insanlarının burada yaşayan ahalinin %90’ı Müslüman ve büyük çoğunluğu Türk. Yani ileriye yönelik stratejik açıdan tabii ki kendileri için bunu bir tehdit olarak görüyorlar. Daha sonra biliyorsunuz Ermenistan denen bir devletin varlığı direkt Rusya ile bağlıdır.
Dediğimiz ama Rusların birinci Piotr dedikleri liderlerinin vasiyeti var. Diyor ki eğer Rusya dünya devleti olmak istiyorsa mutlaka İstanbul’a sahip olmalı. Yani sıcak denizlere inmeli ve İstanbul’a sahip olmalı. O vasiyetten sonra işte Kafkas ile ilgili araştırmalar derinleştiriliyor. Ne yapmamız gerekir? Bu coğrafyayı nasıl hakimiyet altına alırız? Ağır araştırmalarının sonucunda Ermenler yavaş yavaş oralara taşınmaya başlıyor. Şu anki İran dediğimiz, İran diye bildiğimiz ama aslında 1925’e kadar tamamen Türk hakimiyeti altında olan ve Türkeli adlandırılan bir coğrafyadan, aynı zamanda Osmanlı arazisinden, bugünkü Suriye arazisinden Ermenler yavaş yavaş taşınarak şu anki Erivan dediğimiz bölgeye getiriliyor. Rus arşivlerinde bununla ilgili çok sayıda belgeler var. 20. yüzyılın yarısına kadar Ermenistan’ın başkenti Erivan’ın nüfusunun yarından çoğu Türkler. Ve hatta şöyle de bir şey var, yağmur yağdığı zaman Türkler diyor ki Ermenler dışarıya çıkmasın. Yani onun ilginç bir şeyi var. Çünkü diyor onların üzerine diyen yağmur süzülür sonra bize bulaşır falan. Bu şekilde bir şeyde ayrım da var.
Şimdi bunun esas amacı nedir? O coğrafyaya Ermenler’in taşınmasının ve bu stratejik bölgeye yerleştirilmesinin amacı. Çok ileriye yönelik düşünmüşler ve kendileri açısından akıllıca düşünmüşler. Ben 1969 yılında Türkiye’yi NATO’da temsil eden Albay Erçikağ’nın hatırasını burada hatırlatmak istiyorum.
Diyor ki biz NATO üyesi ülkelerin temsilcilerine bir konferans verildi. O zaman Amerika’da NATO’nun merkezi karargahı. Konferans sonunda diyor her birimize birer dosya dağıtıldı bu dosyayı inceleyin diye. Ben de aldım dosyayı odama geldim masanın üzerine bıraktım. Üstümü değişirken kapı çaldı. Açtım iki tane İngiliz subay. Hayırdır? Biz dosyayı geri almaya geldik. Niye?
O dosya sana yanlışlıkla verildi. Hayır dedim dosya yanlışlıkla verilmedi. Herkese bir dosya verildi. Bana da o verildi. Ben onu inceleyeceğim. Bu arada diyor birisi masanın üzerinde dosyayı gördü içeri de alıp almak istedi. Ben engel oldum. Olayın ciddiyetini anladılar ve ondan sonra dediler ki eğer sen bu dosyayı okur da birisiyle paylaşırsan hayatın tehlikeye girer. Ben diyor sadece genel kurmay başkanımla paylaşırım dedim.
Kapıyı kapattım arkadan kilitledim ve üstümü değişmeden dosyayı incelemeye başladım. Şimdi dosyanın içerisinde 1969 yılı o zamanlar Sovyetlerin çiçeklenme dönemi olarak nitelendiriliyor. Ve NATO toplantısı bu. Ve NATO üyesi ülkelerin evet toplantısında verilen dosya. Subaylara verilen? Tabii. Diyor ki dosya Sovyetleri en ince detayına kadar araştırmış.
Ve gelinen sonuca bakın diyor ki eğer bir gün Sovyetler birliği dağılır da ortaya çıkacak Türk cümleleri Türkiye ile bir araya gelir bir birlik oluştururlarsa Batı karşısında Stalin Rusya’sından ve Hitler Almanya’sından daha tehlikeli bir güç bulacaklardır. Bunun önüne nasıl geçmeliyim? Şimdi rahmetli Turgut Özal ile Ebulfez Elçi Bey arasında çok müthiş bir diyalog oluşmuştu. Bir birliktelik oluşmuştu. Ve o biraz önce gösterdiğimiz Nakhçıvan-ı Azerbaycan’dan ayıran o Zengazur bölgesini o koridoru kapatma kararı alınmıştı Turgut Özal. Ebulfez Elçi Bey’i merhumu tanıdınız mı? Tabii öyle bir şeref kısmet oldu.
Ebulfez Elçi Bey’in iki sene yakın koruması oldum 1989-91 yılında. Ve bizi 1991 yılında her ikimizi 50 kişilik grupla birlikte Türkiye’ye eğitim için göndermişti. Mekanı cennet olsun. Ebulfez Elçi Bey’in değeri zamanında anlaşılmadı ne yazık ki. Şimdi bugün yaşadıklarımız Ebulfez Elçi Bey’in fikirlerinin ne kadar gerçek olduğunu ve onun ne kadar ileri görüşlü bir devlet adamı olduğunu ortaya koyuyor. Bir dönem biliyorsunuz Ebulfez Elçi Bey’le ilgili propaganda yapıldı. Hayalcidir, romantiktir falan. Ama Elçi Bey ne diyordu? Elçi Bey diyordu ki Avrupa Birliği var. Farklı milletler, farklı kültürler, farklı mezhepler bir araya gelmiş. Bir birliktelik oluşturmuşlar ve güç olmuşlar.
Biz Türk milleti olarak aynı atanın çocukları, aynı dedenin torunları neden bir araya gelip bir birliktelik oluşturmayalım? Bu bizim en doğal hakkımız değil mi? Yani bunu istediğimiz zaman neden biz ırkçı oluyoruz? Neden bize faşist damgası vuruyorlar? İşte bu Dağlık Karabağ’da yaşanan işte o tehlikeyi önlemek amacıyla Azerbaycan’ın daha çok bölgesini işgal altına almak
bunu kimin desteğiyle yapıyorlar? Rusya’nın desteğiyle yapıyorlar, Fransa’nın desteğiyle yapıyorlar. O zaman Lübnan’dan ve Suriye’dan Ermenlilere silah desteği geliyor. Savaşçılar geliyor, paralı askerler geliyor o dönem orada savaşıyorlar. Bunların hepsi büyük güçlerin işte Türk birliğinin önüne geçmek için yaptıkları uzun vadeli stratejilerin ürünleridir. Ermenistan ile Azerbaycan arasında askeri çatışmalar ne zaman başlıyor? Şimdi Ermenliler 1988’de başlatıyorlar bunu. Başlatan Ermenliler mi? Ermenliler tabi ki. Nasıl başlatıyorlar? Şimdi Ermenliler nereden alıyor bu cesareti? 1985’te Sovyetlerin başına Gorbaşov geldikten sonra Gorbaşov bir yeniden kurma ve reform siyaseti başlattı.
O dönem Gorbaşov’un yanında olan iki tane yardımcısı Ermeni ve bu Ermenliler de kendi güçlerini kullanarak Moskova’da merkezi yönetime 45 Ermeniyi üst düzey görevlere taşıyorlar. Moskova’da çok ciddi bir Ermeni lobisi var.
Ve onlardan aldıkları destekle hatta Gorbaşov’un yanında o dönem Fransa’ya sefer eden yardımcısı Ermeni diyor ki ekonomik açıdan diyor Dağlık-Karabağ’ın Ermenistan’a birleştirilmesi daha faydalı olacak. Yani o zaman daha Dağlık-Karabağ konusu yok gündemde. Bunu Fransa basınından öğreniyor Azerbaycan ki Ermenlilerin böyle bir niyeti var. Bu gündeme getiren kim? Karabağ Ermenistan’a bağlanır mı? Şimdi Agilbergen bahsettiği bir danışmanla var mesela Agonbekhan diye bir adam var Gorbaşov’un yanında sürekli olarak. Bunu ilk defa olarak… Ermeni mi? Evet Ermeni. Önemli bir ekonomi danışmanı.
Zaten şimdi Ermenilerden bahsederken bu anlamda adamlar çok bilinçli, stratejik ve sistematik bir plan uyguluyorlar. Yani sürekli olarak özellikle bu hayal etmiş oldukları büyük bir Ermenistan hayaller var uzun süredir. Hiç vazgeçmedik. Yani evet. Bunun için çok ciddi strateji, planlı, programlı işler yapıyorlar. Yani bunu da bir şekilde belirtmek lazım. Bunlardan birisi de özellikle dünyanın farklı ülkelerinde, ister bu Rusya olsun, ister Batılı ülkeler olsun, ister Eski Sovet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’nin döneminde aynı şekilde çok önemli kilit noktalarda isimleri bulunduruyorlar. Bunlara diaspora desteği sürekli olarak söz konusu ve çok önemli yerlere gelmelerini sağlıyorlar.
Yani adamlar bu program çerçevesinde, kendilerine kurmuş oldukları o hayal çerçevesinde çok ciddi bir iş söz konusu yani o süreç söz konusu. Bu bağlamda da yani keza aynı şekilde 1980’li yıllardan itibaren hatta bunun daha öncesi de var.
Yani şimdi herhalde muhtemelen ondan da bahsedeceğiz. Yani 1905-1907, 1915-18 olayları yani bir sürü böyle 1953. Onu da hiç es geçmememiz lazım. Çünkü önemli bir… Türkiye’ye de 1953 hadisesi var. Evet. Tehcir hadisesi var o dönemde de yine keza aynı şekilde. Yani önemli bir Türk nüfusun.
Yine eski tarihi Türk topraklarından özellikle Erivan dediğimiz bölge. Erivan bir Türk şehri yani şu an Ermenistan’ın başkenti olarak bildiğimiz Erivan. Tarihte bütün o belgelerle, bütün o arşiv dokümanlarıyla ortaya konulmuş bir Türk şehri. Yani bugün maalesef bir… Bırakın artık şeyi bir Türkün yani emaresi bile kalmamış yani dünyanın göz önünde 21. yüzyılda.
Bütün eski kalıntılar, bütün tarihi miras orada yok edilmiş durumda. Yani sadece bu insanlar Türkiye karşı bir soykırım siyaseti yani insanlara karşı soykırım değil. Aynı zamanda kültürel bir soykırım. Aynı zamanda tarihi bir soykırımdan bahsediyor. Sovyet, Sosyalist Cumhuriyetler… Yani bütün bu evet……narsilere anlatıyorsun. Tabii tabii. Bu sistematik olarak devam eden bir süreçtir. Ve bunun bu sistematik çok tarih bir sonucu olarak, bir bilinçli bir sonucu olarak……1988 yılından sonra herhalde muhtemelen konjektör de buna uygun olduğu zaman……artık daha hamleli bir şekilde harekete geçmeye başladılar. Yani artık işte uluslararası konjektörün de ve uluslararası büyük güçlerin de desteğini arkalarına alarak……Karabağ’la ilgili olarak yine büyük İrmenistan çerçevesinde değerlendirdiğimiz bu süreçte……Karabağ’ı artık planlı ve programlı bir şekilde aşamalı bir şekilde……İrmenistan topraklarına katmak için çok ciddi ve plan ve program gerçekleştiler. Ve bunun içerisinde maalesef Hoca’lı dramı, Hoca’lı soykırım olarak nitelendirdiğimiz hadise önemli bir hadiseydi.
Yani işte 1992 yılındaki Hoca’lı da ortaya çıkan o insanlık trajedisi aslında ta 20. yüzyılın başlarından itibaren……İrmenlilerin Türkler’e karşı, özellikle Azerbaycan Türklerine karşı o coğrafyada yeritmiş oldukları siyasetin……o halkanın sistematik bir parçasıydı. Yani bu ve bu çok büyük bir dram tabii ki. Büyük bir trajediden bahsediyoruz yani şu olarak baktığımız zaman.
Gorbaşov döneminde Karabağ meselesi gündeme getirildi bu Ermeni danışmanında ısrarlı tavsiyesiyle, doğru mu? Ermeni danışman var diğer başka tabii ki yani Ermeni danışman tabii o görünür bir tarafı. Yani arkada çok daha farklı senaryolar var yani şu an sadece Sovyetler birliğiyle bitmiyor olay. Yani Amerika da var işin içerisinde daha farklı batılı güçler de söz konusu. Yani bir sürü daha tarihi belgelerin bir kısmı bu anlamda daha açıklanmadı.
Çünkü çok farklı söylentiler de var bununla ilgili olarak. Yani bütün bunların planlı ve programlı bir yapmış oldukları bir strateji sonucunda maalesef……dünyanın göz önünde tarihi topraklarımızı kaybettik. Yani en azından bu dönem için şey fiili durum onu gösteriyor. Tabii ki bu ileriye dönük bu tarihi bir şekilde biz tekrar o toprakları geri almak için…
…mutlaka bir mücadele söz konusu olacak ve bu topraklarımızı mutlaka geri alacağız. Fakat yani bu 20. yüzyılda yani uygar bir dünyada, medeni bir dünyada yani herkesin göz önünde……hem bir soykırım yaşanıyor ve aynı zamanda bir ülkenin, bir milletin tarihi toprakları……zor gücüyle bütün o haşlı zihniyetiyle tekrar alınıp daha doğrusu alınıp başka bir şey olacağı…
…işte maşa olarak kullandıkları bir millete teslim ediliyor. Yani böyle bir şey bu. Şimdi Edeb Özez Bey, işte bunu konuşalım. Nasıl teslim ediliyor, niye teslim ediliyor, neler yaşanıyor? Agil Bey, dediniz ki Karabağ olayı Azerbaycan ile Ermenistan arasında temel bir problem olarak……1985 yılında da Gorbaçov döneminde daha görünür bir hale geldi, doğru mu?
Yeni değil ama daha görünür bir hale geldi. Altı tutuşturulan bir meseleye, probleme dönüştürüldü, doğru mu bu? Doğru, doğru. Şimdi 1965’te Sovyetler döneminde daha Moskova’nın da desteğiyle Ermenistan’da……Dünya Ermenlilerinin yaptığı bir toplantı var. Yani Ermenlilerin Taşnak Sütun denen o faşist partisinin yaptığı toplantı.
O toplantıda Büyük Ermenistan konuşuluyor, Büyük Ermenistan’ı kurma istikametindeki……fahiyetler konuşuluyor. Aynı zamanda 1985 yılında yine Yunanistan’da Taşnak Sütun toplanıyor……ve orada bir kongre yapıyor, karar alıyorlar. Ermenistan topraklarını genişletme kararı alıyorlar. Şimdi Ermenlilerin, Edeb Özez Bey’in de dediği gibi sistematik olarak Büyük Ermenistan……kurma yolunda faaliyetleri devam ediyor. Tarihi bir süreklilik içerisinde hiç vazgeçmeden hem Rus kamuoyunda……Sovyet-Sovyet Şumuliyet Birliği devlet kademelerinde ve kamuoyunda……hem dünya kamuoyunda artan bir destekle planlarını hayata geçiriyorlar. Tabii. Ve 1988’e geliyoruz. 1988’de… Ne oluyor 1988’te? 1988’de artık fiili olarak Ermenliler hem Ermenistan’da yaşayan 500 bin Türk’ü…
…tamamen oradan yok etmek faaliyetine başlıyorlar. Aynı zamanda Dağlık Karabağ’da yaşayan Türk’leri oradan yok edip……Dağlık Karabağ’da Ermenistan’a birleştirme faaliyetlerine başlıyorlar. Ebul Fez Bey, Agil Bey’in söylediği bir şey var. Diyor ki Ermenistan’da yaşayan 500 bin Türk, 1980’li 90’lı yıllarda……onları Ermenistan’dan sürmek diyor. Önce ona bir açıklık getirelim. Sürüyorlar mı? Bu 500 bin Türk’ü sürüyorlar mı ve ne yapıyorlar?
Tabii olaylar artık giderek……yani hem kontrolden çıkmaya başlıyor ve aynı zamanda……Sovyet-Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içerisinde de çok ciddi bir……etnik çatışma odağına dönüşüyor. Bu 500 bin Türk ne oluyor Ermenistan’daki 500 bin Türk? 500 bin Türk. Aslında Agil Bey’in de o dönemi çok bilakis o görgü tanığı. Çünkü aynı dönemde aynı coğrafyada yaşamış bir arkadaşımız. Siz Ermenistan’da yaşayan Türklerden miydiniz? Evet.
O dönemde çok ciddi bir çatışmalar sonrasında……tabii ki dediğimiz gibi biraz önce hem Ermeni taşnak güçlerinin desteğini alarak……hem mevcut yönetimin çok ciddi bir desteğini alarak……500 bin Türk kendi ata topraklarından, tarihi topraklarından……göç etmek zorunda bırakılıyor. Hangi yıl arasında? 1988-91 yılına kadar devam ediyor. 1989’da bitirdiler. Yani bir yıl içerisinde…
Şimdi bir yıl içerisinde maalesef üzülerek söylüyorum tabii ki……bunları konuşmak benim… Siz de Ermenistan’da yaşayan Türklerdensiniz. Evet. Biz orada doğdum büyüdüm. Orada tarihi Türk yurdu. Hatta bazen Türkiye’de bununla da karşılaşıyorum. Ben Ermenistan doğdum muyum dediğimde Ermenimsin diye soranlar da var. Oysa bunu herkesin bilmesi gerekir. Yani 100 yıl öncesine kadar şu anki Ermenistan denen bölge tamamen Türk toprağı. Türk coğrafyası. Ermenler oraya taşınma bir topluluktur. Sonradan getirilme dediğimiz o stratejiyi gerçekleştirme amacıyla taşınma topluluktur. Şimdi bizim o zamanlar birkaç dezavantajımız var. Yani nedir bunlar? Birincisi Azerbaycan’ın başında olanlar……oradaki Türklerin güçlenmesi, oradaki Türklerin desteklenmesi yönünde……en ufak bir faaliyet yapmıyorlar.
Hatta Azerbaycan’ın parlamento başkan yardımcısı bu olaylar başladığı zaman……Ermenistan’a geliyor. Orada bizim önde gelenlerimizi topluyorlar. Ermenlerle bir araya getirip işte siz kardeşçe yaşamaya devam edin. Herhangi bir problem olmasın. Oysa problem çıkaran biz değiliz. Problemi çıkaran Ermenlilerdir. Ve Ermenlilerin yaptığı mitinglerde o dönemde……Ermenistan İlimler Akademisi’nin başkanı mitingde konuşma yapıyor.
Diyor ki, son 10 yıllar boyunca ilk defa bize……Ermenistan’da yaşayan Türkler’i temizleme fırsatı verilmiştir. Yani bu fırsatı kim veriyor? Moskva’daki üst düzey Ermenliler. Onlar da aynı zamanda Gorbachev’un hanımını……o Avrupa Seferinde 100 bin dolar rüşvet vererek……o hanımı da Raisa Gorbachev’a kendi taraflarına çekmişlerdi. Ve o da Ermenlilere destek veriyordu.
Şimdi Ermenlilerin arkasında müthiş bir güç var. Bundan destek alarak Ermenistan’ı tamamen Türklerden temizlemeyi……açık şekilde mitinglerde söylüyorlar. Ve neticede ne oldu? Ve silahlanıyorlar. Ermenlilerin Sovyetler döneminden itibaren merkezi fonları var. Silahlanıyorlar ve silahlı şekilde köylere saldırıyorlar. İnsanları öldürüyorlar, yakıyorlar. Ve insanlar silahsız, savunmasız, hiçbir yerden destek yok.
Onlar da Azerbaycan’a göç ediyorlar. 500 bin insan. Zorunlu göç. Zorundu. Zorunlu aslında tarihte yaşanan en büyük göçlerden birisi. Ve en büyük göçlerden birisi olarak değerlendirebilecek bir hadise. Aynen öyle. Ermenliler bir konuyu bizden çok iyi biliyor. Propagandanın gücünü. Mesela o dönem orada Türkleri o kış şartlarında……hem de çok karlı bir dönemde……daglardan göç ettikleri sırada onu kayda alıp……video kayda Avrupa’ya servis etmişler. İşte bakın Azerbaycan’da Türkler Ermenlilere bunu yapıyor diye. Tam tersi. Kendilerinin bize yaptığını, bizim onlara yapmış olduğumuz şekilde servis ediyorlar. Ve Avrupa’da bir kamuoyu oluşturuyorlar maalesef. Dediğim gibi o dönem bizim silahsız olmamız, örgütsüz olmamız……ve desteksiz olmamız…
…çok kısa sürede 500 bin insanın oradan göç ettirilmesine sebep oluyor. Bırakın insanları. Bizim orada kalan köpeklerimizi bile hepsini öldürmüşler Ermenliler. Türklerden bir tane canlı kalmasın. Yani Türklerle köpekleri böyle öldürmüşler. Yani hayvanları bile… Hayvanları bile kurşuna dizmişler. Bunlar Türklerden kalma diye. O kadar nefret var.
Yani dediğim gibi Ermenlilerin bilinçaltına yerleştirilmiş bir……Türk’e karşı o kadar şiddetli bir nefret var ki. Ve şimdi düşünebiliyor musunuz? Bir milletin fikir babası, en önde gelen aydını o dönem için ideologu……Zorib Alayan kendisi ruhumuzun Dirçelişi Kitabında kendisi yazıyor. Diyor ki, biz diyor arkadaşım Haçatur ile beraber……işte o bölgede, Hoca’lı bölgesinde gezerken diyor……13 yaşında bir Türk kızının ellerinden duvara çivilenmiş vaziyette gördük. Ben diyor, cebimden bıçağımı çıkardım. Bu kızın kafa derisini yüzdüm ve saatime baktım diyor. 7 buçuk dakika sonra o kız can verdi. Yani bir milletin fikir babası, en önde gelen aydını bu ruh halindeyse…
…ve diyor, o cam verirken diyor benim ruhum çahlanıyordu. Gerisini siz düşünün. Yani bu millet nasıl bir ruh halinde, nasıl bir psikolojide ki……bunun fikir babası, insan yapamaz bunu. Yani ben o bölgede doğmuş, büyümüş ve Ermenilerin bize neler yaptığını……birebir yaşamış, görmüş, şahit olmuş bir Türk evladı olarak……benim elime bir Ermeni çocuğunu verseler, bunun kafasını yüz deseler…
…ben onu yapamam. Sonuçta o da Allah’ın yarattığı bir canlı. Yani bir çocuğun ne günah olabilir? Sizin bizzat yaşadığınız bu olayların içinde hadiseler var mı? Şimdi dediğim gibi bizim Kelbacar denen bölgeyle aramızda bir dağ var bizim. Sadece dağ içerilere doğru olan bölgeler tamamen boşaldıktan sonra……bizim köyde mecburen göç etmeye zorlandı. Ve en son yani o bölgeyi terk eden en son rahmetli babamdır. Hatta aile göç ettikten sonra belli bir süre orada kaldı. Bir iki tane de Kelbacar’dan akrabalar gelmişti koruma amacıyla. Ama 89 yılının Aralık ayında artık sonuncu Türkiye olarak orayı terk etmek zorunda kaldılar. O göçte ne kadar insan soğuktan öldü çünkü çok…
…kar bir iki metre yüksekliğinde dağları açmak, hem de yürüyerek açmak çok zordu tabi ki. Oradaki varlıklarınız ne oldu? Hepsi kaldı yani o şartlarda tabii ki araba gidemezdi o yollardan. Mümkün değildi. İnsanlar kendilerini zor kurtardılar. Ne varsa hepsi kaldı. Satma vesaire imkanınız falan olmadı? Yok, olduğu gibi kaldı.
Peki Karabağ olayına dönelim. 1988 Ermenistan Karabağ’a saldırdı. Karabağ çatışması çıktı. Paraleli olarak hem Ermenistan’da başladı hem Dağlık Karabağ’da artık 88 yılında bizim iki gencimizi… Yani 88 aslında hem Ermenistan’daki 500 bin Türk’ün tasviyeyi hareketi… Aynen öyle. Zorunlu ve zulüm altında göçe zorlanması ve aynı zamanda Dağlık Karabağ bölgesine de saldırı. Aynen öyle. Hatta o dönemde 88 yılında Ermenistan’da Ermenlilerin Spitak dediği bir bölge, deprem oldu. Hatırlarsanız büyük bir deprem. Orada 77 Türk çocuğunu bir demir borunun içerisine doldurup ağzını kapatarak altında ateş yakmışlardı. Nasıl? O coğrafyada 77 Türk çocuğunu toplayarak bir borunun içerisine doldurup, borunun ağzını kaynak yaparak büyük bir borunun altında ateş yakarak onların hepsini o şekilde vahşice katletmişlerdi, öldürmüşlerdi. Ondan kısa süre sonra çok büyük bir deprem oluştu.
Hatta bizim insanlarımız dedi ki, bakın Allah’ın yarattığı canlıya o şekilde ceza verirseniz işte sonunuz böyle olur. Orada 70 binden fazla Ermeni hayatını kaybetti o depremde. Depremi böyle yorumladı. Evet bizim insanlarımız böyle yorumladı dediler. Sürçeden Azeri. Evet bizim Allah’ımız var dediler. Yani bizim çocuklarımıza siz böyle yaparsanız Allah da sizi bu şekilde cezalandırır. Çünkü bizim başka Allah’tan başka kimsemiz yok dediler.
Ve o çok ilginç olanı o depremde dünyanın her tarafından Ermenistan’a yardımlar gelmeye başladı ve kontrolsüz bir şekilde daha sonra bir Rus gazetecinin yazdığı bir makale vardı. Diyor ki yardım adı altında Ermenistan’a silah dolusu uçaklar rahat bir şekilde iniş yapıyorlardı ve oradan kamyonlara doldurulup Dağlık Karabağ’a taşındılar. Hangi ülkelerden geliyor bu silahlar? Lübnan’dan geliyor, Suriye’den geliyor, Fransa’dan geliyor. Yani o dönem ağırlık olarak bu üç ülkeden geliyor. Ve Azerbaycan’da o dönem Ermenistan’a bir uçak dolusu uzman ekip yardıma gönderiyor. Hem tıbbi malzeme hem uzman ekip. Düşünebiliyor musunuz? Yardıma gelen uçağımızı vurdular düşürdüler. Yani bir tek kişi sağ çıktı oradan. 73 kişiydi uzman ekip. 72 kişi öldürüldü bir tek yaralı kurtulabildi. Yardım uçağı olduğunu biliyorlar mıydı acaba? Tabii tabii yardım uçağı olduğunu bildikleri halde. Yani onun için söylüyorum Ermenlilerin bize karşı yapmış olduğu her hareketin altında soykırım niyeti var. Fırsatları olsa bugün emin olun bir saatin içerisinde gücleri yetse Türkiye’de Azerbaycan’da, İran’daki 50 milyon Türk’ü Özbekistan’da, Özbekistan’da da soykırım yapmışlar. Yani sadece Azerbaycan’da değil. Hepsini yok ederler. Bunların Ermenlilerin varlık sebebi iki şeye dayanıyor şu anda. Birincisi Türkiye karşı olan nefret onların çimentosudur. Bir arada tutuyor. İkincisi büyük Ermenistan hayali. Yani bu iki faktör üzerine onlar millet olarak bir arada kalabiliyorlar.
Tutunuyorlar ve faaliyetlerine devam ediyorlar. Hatta kendi sistemli faaliyetlerini 4T olarak tanımlamışlar. Bu 4T ne demektir? Bunlar birincisi dünyaya Türkiye Osmanlı döneminde Ermenlilere soykırım yapılmış olduğunu kabul ettirmek. Önce birinci aşaması bu. Tüm dünyaya bunu kabul ettirecekler. İkincisi? İkincisi bunu Türkiye’ye kabul ettirecekler. Türkiye evet Osmanlı size soykırım yaptı diyecek. Üçüncüsü Türkiye’den tazminat talep edecekler. Türkiye bu tazminatı ödedikten sonra da Türkiye’den toprak talep edecekler. Biliyorsunuz büyük Ermenistan haritasının içerisinde Türkiye’nin bir bölümü Ermeni toprakları olarak gösteriliyor. Yani bunlar sistemli olarak bu 4T üzerinde faaliyetlerini sürdürüyorlar.
Ve şu anki aşamada da maalesef dünyanın birçok ülkesinde yapılanların soykırım olduğunu olmadığını daha doğrusu bizden çok iyi bildikleri halde ki belgeler orada. Rusya’da, Amerika’da, İngiltere’de. Ama o iddialarını o ülkeler Türkiye’ye karşı kullanmak için kabul etmişler ve Ermenlilere desteklerini sürdürüyorlar.
Bugünkü durumda maalesef bizim yüzlerle tanık hayatta olduğu halde o yapılan işkenceleri canlı canlı yaşadıkları halde dünya Ermenlilerin bize yapmış olduğu soykırımı görmezden geliyor. Bu ne demektir? Bu dünyanın adaletinin olmadığını gösteriyor. Yani biz kendi adaletimizi kendimiz sağlayacağız. Tek çaremiz bu. Birlik beraberlik içerisinde yapmamız gereken o.
Hocalı konusuna dönelim. Yani Dağlık-Karabağ saldırı başladı. Olaylar gelişti ve işgaller yaşandı ve 26 Şubat 1992. Neler yaşandı? İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte dünyanın görmüş olduğu en büyük katliam, en büyük soykırım yaşandı. Olayları anlatalım. Yani yaşananları anlatalım.
Tabii yani şey olarak yaklaşık 8000 ile 10.000 civarında bir nüfustan bahsediyoruz Hocalık kasabasında. Agil Bey şeyden bahsetti. Onun stratejik öneminden bahsetti. Bir taraftan işte bölgenler tek önemli hava limanının olması, hava alanının olması daha doğrusu. Sonra aynı zamanda stratejik öneme haiz olması. Bütün bunlar ve Türk nüfusun yoğunlukta yaşadığı bir bölge olması.
Bütün bunlar artık Hocalı’ya karşı bir planlı bir şeyin başlangıcı noktasına oluşturdu. Neler yaşanıyor? Bu gece neler yaşandı? Nasıl bir saldırı? O gece Ermeni taşınakları, Sovet döneminden kalmış 366. Zırhlı Piyade alayının desteğini de alarak
ormanlık bir bölgede 50 silahsız, tamamen savunmasız sivil vatandaşları resmen kurşuna dizdi ve bunlara karşı barbarca, hunharca bunların ölmesini sağladı ve bunlara karşı katlayan bir soykırım hareketi gerçekleştirildi. Bunların içerisinde önemli bir kısmı kadın, önemli bir kısmı yaşlı, önemli bir kısmı çocuk.
Şu rakamları bir telaffuz edebilir miyiz? Yani 613 vatandaşın hayatını kaybettiği söyleniyor. Bunların arasında baktığımız zaman kadınların oranı 83 çocuk, 106 kadın, 613 sivil vatandaş. Bir gecede katledildi. Evet bir gecede katledildi. 275 kişi esir alındı. Kaç?
275 kişi esir alındı. Yani resmi rakamlar bunlar. Kime göre resmi rakamlar? Yani yine Azerbaycan ve diğer bütün resmi kaynakların vermiş olduğu bilgi. 275 kişinin esir alınması en azından bir de 150 kişisinden daha hala haber alınamıyor.
Yani bu şeyden bahsediyoruz. Böyle bir katliam ve böyle bir kıyımdan bahsediyoruz. Kaç kişiden haber alınamıyor bu esirlerin? 150’sinden daha hala haber alınamıyor. Yani ölüsü öldü mü kaldı mı şeklindeki şeyler devam ediyor. Mahama devam ediyor bu şekilde. Yani silahsız ve savunmasız insanları bir ormanlık alanda sıkıştırarak o gece hiçbir onlara
işte normal bildiğimiz o çatışmaların da savaşın da bir hukuku vardır değil mi? Yani şey olarak Aliya’nın sivil vatandaşlara karşı güç kullanılmaz, silah kullanılmaz. Fakat bütün bunların hepsi bütün Birleşmiş Milletler ve diğer bütün uluslararası örgütlerin
beyanlamaları, hukukları, yasaları ihlal edilerek çok ciddi bir katliam gerçekleştirildi o gece. Ve o gece sadece yani biraz önce muhtemelen… Şu anda da arkadaşlarımız… Evet arkadaşlarımız o bilgileri veriyorlar ama gerçekten oradaki yaşanan dramı bazı fotoğraflar da var. O fotoğrafları muhtemelen burada paylaşmak en azından şey olarak insani olarak çok doğru olmayacaktır. Ama gerçekten o fotoğraflara bakmak da yürek ister. Yani biraz önce arkadaşımız, agil arkadaşımız bahsetti. Yani çocukları katlediyorsunuz. Hamile kadınların karnını yararak orada daha doğmamış çocuğunu alıyorsunuz.
Daha sonra cesetlerden, bakın bir Fransa’da daha sonra gazetecilik yapmış, görgü tanığı bir Ermeni var. Muhtemelen bir insanlık damarı daha sonra nüks etti. O daha sonraki hatıralarında şunları söylüyordu. Biz diyor cesetlerden diyor şey yapmıştık, bir bataklık alanda kendimiz için bir köprü yapmıştık. Onun üzerinden bize geçmemiz için emir komuta verilmişti.
Ben geçmeye reddettiğim halde komutanım bana karşı bir, beni azarladı ve geçmem için beni cesaretlendirdi diyor. Daha sonra işte tekrar ediyorum yani gerçekten bu sadece bir yani insanları kurşuna dizerek yapılan bir katliam değil. Aynı zamanda insanların tamamen o insanlık dışı bir şekilde hunharca katledilmesinden bahsediyoruz. Yani bu bütün dünyanın göz önünde, 20. yüzyılın ortasında, uygar dünyanın göz önünde. Ve şu an kayıtlara geçmiş belgelerle artık tetsillenmiş bir olaydan bahsediyoruz. Yani o yüzden gerçekten olayın boyutu bizim tahmin ettiğimizden çok çok daha vahim ve çok çok daha büyük. Fakat ne yazık ki, Coşkun Hocam günümüzde yani 20. yüzyılın son çeyreğinde başvermiş, 21. yüzyıldayız. Elimizde bütün belgeler var, bütün tarihi dokümanlar var. Uygar kendisini olarak nitelendirdiği dünya bunu bir soykırım olarak, bir vahşet olarak kabullenmekte zorlanıyor. Ve aynı şekilde bu desteğini maalesef ve maalesef Ermenistan’a devam ettiriyor. Ve bugün o işte Azerbaycan topraklarının işgalinden tutun, Hocalı gibi birçok hadisenin dünya kamuoyunda bir soykırım olarak
veya en azından önemli bir katliam hadisesi olarak tetsillenmesine yanaşmıyor. Ve tam tarihde hiçbir tarihi belgelerde tetsillenmemiş. Ciddi anlamda tartışma boyutu olan çok büyük bir hadiseleri ise, özellikle bu 1915 Ermenler’in o sözde soykırım hadiselerini için
her sene bizim ısıtıp ısıtıp önümüze bir şey olarak, bize karşı kullanabilecekler bir malzeme olarak koyuyorlar. Ama biz maalesef çok trajik bir olay yaşadık tarihimizde. Önemli bir, vahim bir olay, elim bir olay, hatta anlatılması çok zor bir olay gerçekten. Yani bir türk olarak, bir o dönemin bir görgü tanığı olarak bunların anlatmamı çok zor. Bunu burada bir hatırlatmada bulmak istiyorum ben. 1988 henüz Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, sevgili seyirciler, özellikle gençlere hatırlatmak istiyorum. Biz Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği deyince bu nereden çıktı diyebilirsiniz. Aslında 1990’a kadar dünyanın en büyük iki devletinden birisiydi. Bir tarafta Amerika var, NATO var,
diğer Avrupa ve Türkiye’nin içinde bulunduğu yapı. Diğer tarafta da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adı verilen, bugün Türkistan coğrafyasındaki devletlerin de dahil olduğu bir devlet var. Aslında Rusya olarak dönüşen devletin eski adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği. Azerbaycan da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne bağlı, yani ona bağlı. Onun içinde bir kuzuya. Azerbaycan evet, bir şey, cumhuriyet. Ama ona bağlı. Tabi, tabi. Yani bütün kararlar, bütün etkiler… Çagıt üzerinde güya bir bağımsız cumhuriyet ama her şey Moskva’da karara bağlanıyor ve Azerbaycan’da da uygulanıyor.
Yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin toprakları içerisinde gözüken bir bölge. Ermenistan’da öyle, Özbekistan’da öyle, Taciqistan’da öyle, Kırgızistan’da öyle, Kazakistan’da öyle. Bunu artırmak mümkün. 1990’da bu Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağılıyor ve bugün Türkistan’da Orta Asya adını verdiğimiz ki tanımlamaların da arka planını iyi okumamız lazım. Niye göre Orta Asya, niye Orta Asya ve bunların tarihteki adlarını. Bugünkü bu devletler ortaya çıktı. Yani olay aslında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği devam ediyor. Sonra, daldıktan sonra da bu olaylar patlak veriyor. Ermenistan da bu devletlerden birisi. 1990’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağılınca bu müstakil devletler bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Ermenistan da artık bağımsız bir devlet. Azerbaycan da bağımsız bir devlet. Henüz bağımsızlığını yeni ilan etmiş. Ama eskiden gelen bu çatışmalar devam ediyor. Şimdi soru şu. Karabağ’da bu çatışmalar sürerken ve Hocalı’da bu zulüm işlenirken, bu katliam işlenirken Azerbaycan ordusu, Azerbaycan devleti ne durumda?
Şimdi o dönemde tabii ki 1988’den itibaren o Ermenistan’dan ve Dağlık Karabağ’dan Türkler katledilirken, kovulurken Azerbaycan’ın yönetimi, bunu üzülerek yine söylüyorum, Moskova’dan imdat beklemekte. Moskova’dan emir gelmedikçe, talimat gelmedikçe ciddi bir adım atmaya, inisiyatif kullanmaya yelitenmiyorlar. Cesaretleri yetmiyor muhallese. Ve o dönemde Azerbaycan’da daha önce de Sovyetler döneminden itibaren Azerbaycan’ın bağımsızlığı için mücadele etmiş, hapis yatmış Ebulfez Elçi Bey sahneye çıkıyor. Ve aydınları başına toplayarak Azerbaycan halkının menfaatlerini korumak, Azerbaycan’ın Ermenistan’dan kovulanların, Dağlık Karabağ’dan kovulanların haklarını savunmak, topraklarımızın bütünlüğünü savunmak için bir mücadele başlatıyor. Ve artık çok kısa süre sonra 1989’da resmi olarak Azerbaycan Halk Çepresi kurulduktan sonra Azerbaycan halkı yönetimin yapmadığı daha doğrusu
yapmakla mükellef olup yapmadığı faaliyetsizlikten tamamen bıktığı için yönetim olan güvenini yitiriyor ve yüzünü halk çepesine dönüyor. Ama halk çepesinin elinde ordusu yok, silahı yok. Azerbaycan’ın resmi ordusunun da başında olanların büyük çoğunluğu Sovyetler’e bağlı, KGB’ye bağlı Rus askeri istihbaratına bağlı subaylar ve en üstte olanlar da Ruslar. Zaten o dönem Azerbaycan’da
75 bin Rus ordusu var ve bunların hemen hemen hepsi Ermenilere doğrudan veya dolaylı destek veriyorlar. Azerbaycan’ın yanında savaşanlar yok çünkü Moskva’nın resmi siyaseti bu. Şimdi halk böyle olunca tabii ki Ermeniler de kendi istediklerine, kendi hedeflerine doğru adım adım yaklaşıyorlar. Üç gün önce çok önemli bir şey yaşandı. Bizim asasmedya.info denen bir haber saytı var Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Ermenistan’ın başbakanı Nikol Paşinyan, bilmiyorum hangi ruh haliyle bir yazı yazmış, bir tweet paylaşmış ve kısa süre sonra bunu silmiş. Yani yaptığı hatanın ona çok pahalıya mal olacağını anlamış herhalde ama onun yazdığını Ermenistan’da basın, yayınladı ve Asasmedya’da bunu verdi.
Diyor ki, Hocalı’da yapılanın, bu çok önemli soykırım olduğunu Paşinyan, Ermenistan başbakanı orada itiraf ediyor. Diyor ki, Hocalı’da yapılan soykırımın Ermenilerle alakası yok. Hatta orada Azerbaycan’da yaşayan Ermenilerle diyor. Ermenistan’ı güya olayın dışında tutmaya çalışıyor. Onu 366. Rus alayı yaptı diyor, motaatıcı alayı yaptı.
Onu Paşinyan diyor. O dönemde Hocalı soykırımının direkt iştirakçısı olan, o dönemde komutan olan, Sarkisyan daha sonra Ermenistan’ın Cumhurbaşkanı olduğu, onun da bir itirafı var. Diyor ki, Azerbaycan bizim sivillere ateş açmayacağımızı zannediyordu diyor. Ama biz Hocalı’da neler yapabileceğimizi onlara ispat ettik. Yani bunlar çok önemli belgeler bizim için.
O açıdan şimdi tabii ki Azerbaycan’ın aradan uzun yıllar geçmiş, bağımsız olmasından bu yana. Azerbaycan’ın ordusu ciddi şekilde bir düzene girmiş. Şu anda elimizde yeterli silahlarımız var. Ve biz Nisan Savaşı’nda, 3 günlük savaşta hatırlarsanız 2016 yılında neler yapabileceğimizi gösterdik.
Rus askeri uzmanların, Azerbaycan ordusu bu istihkamları 2 aydan önce geçemez dediği ve direkt Rus uzmanların oluşturduğu, Ermenler için oluşturduğu istihkamları bizim ordumuz 2 saatin içerisinde yerle bir etti. Ve Dağlık Karabağ’dan Ermenler göçmeye başladılar, kaçmaya başladılar daha doğrusu.
Türkler gelip bizi burada yok edecek korkusuyla. Yalnız Moskva olaya müdahale etti maalesef. Ve durdurdu o savaşı. Eğer 1 hafta devam etmiş olsaydı, en fazla 1 hafta, 1 hafta içerisinde Dağlık Karabağ sorunu tamamen çözülecekti. Bizim bu gücümüz var. Bizi Ermenlerle baş başa bırakmıyorlar. Rus’ya direkt müdahale ediyor maalesef.
Ama dediğim gibi, eğer biz birlik ve beraberlik içerisinde olursak, şimdi Türkiye’nin son yıllarda özellikle savunma sanayi alanda çok büyük atılımları var ve bu bizi çok gururlandırıyor. Ve her başarısı bizi Karabağ’a bir adım daha yaklaştırıyor, öyle düşünüyorum. Azerbaycan’la Türkiye ve diğer Türk Cumhuriyetleri de destek verdiği takdirde biz birlik beraberlik içerisinde Dağlık Karabağ problemini çözebilecek güçteyiz.
Cesaretteyiz ve o toprakları hiçbir zaman Ermenlilere bırakmayacağız. Yani er veya geç mutlaka o toprakları biz alacağız. Çünkü o topraklar bizim topraklarımız. Orası bizim tarihi yurdumuz. Ve dünyada örneği olmayan bir numunedir.
Ve Ermenistan Türk toprakları üzerinde kurulmuş olduğu halde şu anda bir tane Türk yaşamıyor ve Türklerden kalma ne kadar tarihi eser varsa hepsini yok ediyorlar. Sizin bu anlamda Hoca’lı katliamının Dünya Kamuoyunda yeniden bir canlanma ve gayret var. Dünya Kamuoyunun yeni bir bakışı var Ebul Fezbey. Dünya Kamuoyunda düne göre bugün gelinen noktayı bir iki cümleyle değerlendirir misiniz?
Şimdi tabi olayın üzerinden 28 seneye yakın bir zaman geçti. Yani böyle uzun bir süre. Azerbaycan da artık bir devlet olarak, bağımsız bir devlet olarak güçlendi. Artık biraz önce Agil arkadaşımızın bahsettiği gibi çok güçlü bir orduya sahip.
Ekonomisi, siyasi kurumları ve diğer bütün birçok özellikleriyle kurumsal bağlamda bir devlet yapılanmasına doğru gitti. Ve bu sürede tabi ki Azerbaycan’ın özellikle diaspora faaliyetleri yani bütün dünyanın farklı ülkelerinde yapmış olduğu, Hoca’lı ve Karabağlı ilgili olarak yapmış oldukları faaliyetler belli sonuçlar vermeye başladı. Yani dünyanın bugün birçok ülkesinde hatta eyaletlerinde Amerika’nın Hoca’lı bir soykırımı olarak tanınmış durumda. Bununla ilgili olarak Azerbaycan Devleti kurumları, sivil toplum örgütleri, bireysel olarak yapılan çok ciddi faaliyetler var. Yani insanlarımız bu anlamda çok duyarlı ve bu farkındalık bilicinin oluşturulması bağlamında çok ciddi faaliyetler yürütülüyor. Türkiye’de bu anlamda bizim baştan itibaren hem Hoca’lı soykırımının dünya kamuoyuna tanıtılması, aynı zamanda Türkiye’de Hoca’lı soykırımına ilişkin haftaların ve bununla ilgili olarak çeşitli etkinliklerin gerçekleştirilmesi, aslında bunlar hepsi birer bu Hoca’lı soykırımının, bu adaletin tecelli etmesi için.
Bizim bakın en önemli burada bu anlamdaki talebimiz şu, bir, bu soykırımı gerçekleştiren insanlar, özellikle başta Ermenilerin Sarkisyen gibi önemli Cumhurbaşkanlığını yapmış, önemli İsmioğlu olmak üzere, bunların hepsinin dünya kamuoyunda, yani daha doğrusu Adalet Mahkemesi’nde karşısında yargılanması,
aynı zamanda Azerbaycan topraklarının, tarihi topraklarının ya mümkünse barış yoluyla, mümkün değilse güç yoluyla tekrar Azerbaycan’a tekrar Türk toprağı olarak geri döndürülmesi ve orada Türk bayrağının, Azerbaycan bayrağının tekrar dalgalanmasını sağlamak. İnşallah. Evet. Agil Bey, Ebu’l-Fez Bey çok teşekkür ediyorum geldiniz. Biz teşekkür ederiz.
Tarih Söyleşileri programında, Tarih Söyleşileri programında hem Azerbaycan-Ermenistan ilişkisini hem Hocalı katliamını anlattınız, seyircilerimizi bilgilendiniz. Çok teşekkür ediyorum. Hocalı katliamında şehit olan kardeşlerimizi rahmet tanıyorum.
Akıbetinden haberdar olamadığımız, ne durumda olduğunu bilemediğimiz 150 civarındaki 150 kadar esirin bir an önce durumların belli olmasını belli olacağını ümit ediyorum.
Ve benzer olayların bir daha yaşanmaması temennisiyle hem Hocalı’nın hem Azerbaycan’ın çok daha güzel, çok daha mutlu günlerini hep birlikte tekrar konuşma ümidiyle hepinize hayırlı günler, hayırlı geceler diliyorum sevgili seyirciler.
Hoşça kalın. Hoşça kalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir