Tarih Söyleşileri | Prof. Dr. Zeynep Tarım | 41. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jSYb7HCotFs.
Müzik Merhaba sevgili seyirciler. TRT 2’de Tarih Söylesileri programında sizlerle birlikteyiz.
Hepinizi en işten, en samimi, en sıcak duygularla, gönül dolusu, sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Zeynep Hanım hoş geldiniz. Hoş bulduk Çaşkın Bey. Culus ve tahta çıkış, Bağdışah olma ve saltana giden ve ahirete giden yolu. Evet iki yol. Birisi gitmelik, öbürü tahta çıkmalı. Onların ikisi birbirini takip eden.
Aslında törenleri belki törenlerle ilgili şöyle bir giriş yapmalıyım. Törenlerin bir kısmı devlet töreni, bir kısmı saray töreni. Bunların hepsi saray törenleri değil, bir kısmı devlet törenleri bunların. Bunların içinde devlet törenlerin içerisinde en önemlisi kanaatimce bayram merasimidir. Çünkü o halkın da çok uzun yüzyıllardır idrak ettiği bir merasim olduğu için ve devletin bunu halkla birlikte idrak etmesi, o duygusal yoğunluğu birlikte yaşamalarından dolayı bayram merasimi, bir devlet merasimi olarak en öncelikli merasimdir. İkincisi en önemli merasim, culus merasimidir. Affedersiniz. Bu madem bayramdan başladınız, kız daha sevinir bir olayla başladınız. Orada bir hatta şu değerlendirme doğru olur mu? Devlet töreni ama devletin halkla buluştuğu bir tören. Evet, devletin halkla buluştuğu bir merasim. Bir sevinci paylaştığı.
Bir sevinci, duygusal bir yoğunluğu, çok mühim bir şekilde birlikte idrak ettikleri bütün bu süreci birlikte yaşadıkları bir merasimdir bayram merasimi. Peki cuma selamlığını, kandilleri ve sünnet alaylarını, sünnet merasimlerinde bu… Sünnet merasimlerini birazcık ben saray merasimi içine alıyorum. Halkla birlikte idrak edilen şeyler, evet haklısınız, halkla birlikte yapılan.
Çünkü bütün düğünler sadece evlilik düğünleri de, sünnet düğünleri de halkla birlikte yapılıyor. Hatta çok güzel temas ettiniz, iyi ki bunu söylediniz. Mesela Topkapı Sarayı’nın birinci avlusu çok geniş olmasına rağmen hiçbir düğün birinci avluda yapılmaz. Bütün düğünler ya Sultanahmet Meydanı’nda, ya Kâğıthani’deki meydanda ve muhakkak İstanbul halkına açık alanlarda yapılıyor. Bundan dolayı işte.
Devletin halkla buluştuğu törenleri o zaman bayram alayı, kandilleri, kandil alayları, kandil törenleri, cuma selamlığı, sünnet ve düğün merasimleri olarak ana hatlarla oturtmak mümkün. Peki Cülüs merasimiyle başlayalım. Bütün bunları Padişah yaptığı için mi? Cülüs merasimi tabi ki devletin iktidar değişikliğinden dolayı en çok önemse değil merasimlerden bir tanesi.
Peki Cülüs merasimi bir Padişah’ın ölümü ya da halli yani yetkisiz hale getirilip tahtan el çektirilmesinden sonra diğer bir şehzadenin velahlık sistemi yok zaten Osmanlı’da erken dönemde 19. yüzyıla kadar. Şehzadelerden uygun görülen bir tanesinin tahta davet edilmesi ve tahta davet edildikten sonra
devlet erkanının ve ulemanın yani bilim insanlarının ve askerin bu üç ana grubun biat ettikleri bir merasimdir Cülüs merasimi. İçinde bir de biat merasimi var. Bir Cülüs genel olarak büyük merasim, tahta çıkış merasimi. Bunun içinde bir de biat merasimi var. Bir de ona bağlı olarak kılıç kuşanma. Ona bağlı olarak bir de kılıç kuşanma merasimi var birinci Ahmet’den sonra ama.
Bunlar ama ikinci Beyazıt için Karn-ı Sultan Süleyman için de bunları yapıyorlar. Onlar ikisi türbeler ziyaret ediyoruz onlara. Çünkü o tarihlerde bunun adını kılıç alayı ya da kılıç kuşanma merasimi olarak zikretmezler. İşlem olarak var ama daha çok merasime dönüşmesi. Ama muhakkak böyle mesela teşrifat defterlerinde yazar. İşte Cülüs’ün haftasında ya da salısında yapılır bu kılıç kuşanma merasimi.
Ama mesela Fatih, Beyazıt ondan sonra Fatih değil tabi de Beyazıt ve Sultan Selim Karn-ı Sultan Süleyman için. Bunlar atalarının kabirlerini ziyaret ederler, türbeleri ziyaret ederler, dua ederler, sadakalar dağıtırlar. Ve halka görünürler tabi ki. Eyüp Sultan’dan başlıyor. Eyüp Sultan’dan başlayıp bütün atalarının türbelerini de ziyaret ederler. Ama bunun adını o dönemin ne kaynakları ne de teşrifat defterleri bunu kılıç kuşanma merasimi olarak kaydetmezler.
Bunlar türbeler ziyaret ederler 1. Ahmet’e kadar. 1. Ahmet’den sonra sistem oturuyor. 1. Ahmet’den sonra artık bunun adı tam olarak kılıç kuşanma merasimidir. Ve günü bellidir artık. Ve merasimin artık nasıl yapılacağı bellidir. Şimdi ona döneceğiz. Önce bir tahta çıkalım. Şimdi önce tahta çıkalım. Müsade ederseniz. 16. yüzyıl Cülüs merasimlerinin en çok en görkemli olduğu asırlar minyatürlere yansıyor. Evet. Ve sizin çalışma alanınız. Tabii sizin çalışmalarınız ve benim dikkatimi çeken ustalardan birisi. Tarihçiliğimiz görsel malzeme kullanmak konusunda son derece fakir ve fukaradır. Estağfurullah. Ama siz bir tarihçi olarak minyatürleri de merkeze alarak bu merasimleri ele aldınız. Tahta davet nasıl oluyor? Yani tabi bir tarihçi olarak biliyoruz çok dramatik, çok çatışmalı, çok gergin, çok gerilim. Şu tahta giden yolun kısa hikayesini sizden bir dinleyelim. Evet şimdi padişah nerede öldüyse 16. yüzyılda mesela Sultan I. Selim Çorlu civarında Edirne’ye giderken yolda hastalanır ve ölür. Ondan sonra Pir-i Paşa aylal acele işte Ulaq Süleyman isimli birisini Kanun Sultan Süleyman’a Manisa’ya gönderir. Tahtın tek varisi zaten Sultan Süleyman malumunuz. Şehzade Süleyman. 1. Selim denirken Yavuz Sultan Selim. Yavuz Sultan Selim. Sultan Selim’e evvel. Sultan 1. Selim yani özellikle 1. Selim demek istiyorum ben bu şekilde ve Yavuz Sultan Selim sizin dediğiniz gibi. Tabi izleyicilerin zihminde canlanması için. Evet tabii izleyicimiz bunu şey yapsın diye. Onun ölümüyle beraber mesela Şehzade Süleyman’a Manisa’da valilik yapmakta olan Şehzade Süleyman’a bir Ulaq gönderilir ve hemen alelacele tahta gelmesi istenir. Şimdi burada İstanbul’a gelmesi istenir. Ben kullanılan dili merak ediyorum şimdi oğula babasının vefatı haber verilecek. Evet. Bir taraftan taht yolu açılıyor. Evet. Bir taraftan da babanın kaybı mesela. Evet iki haber birlikte gidiyor. Nasıl bir dil kullanıyor? Babanın vefatı etti buyurun tahtta mı? Hangi kavramlar, hangi ifadeler? Aslında galiba iki ayrı şeyde gönderiyorlar. Mutlaka Şehzadenin lalasının da bir mektup gidiyor. Şehzadenin lalasına giden mektupta işte oğlumu tahtın merkezine getirme alinde bir şey yazıyorlar. Mesela Kanuni Sultan Süleyman için Süleyman’ın şeyinde. Ama diğerine sadrazam tarafından yazılan bir tezkire gidiyor. Şehzadeye. Şehzadeye. Şehzadeye. Bir an evvel burada malumat verilmiyor. Bir an evvel mesela şuraya gelmesi isteniyor.
Aynı şey Kanuni Sultan Süleyman öldüğü zaman ikinci Selime, Sarı Selime gönderilen haberci. O daha da enteresan. Hasan Çavuş isimli bir ulak gönderiliyor. Hiç kimse bilmesini istiyorlar ya Kanuni Sultan Süleyman’ın cenazesi çok uzun süre saklanıyor. Ve ölüm, Sigetvar’da gerçekleşiyor. Onun için hiç kimse duysun istemiyorlar. Halep’e bir ulak gönderiyorlar.
Sigetvar seferinin müjdesini göndermek üzere bir ulak gönderiyorlar. Diyorlar ki giderken bir de Kütahya’ya uğra da Şehzadeye de şu zafer haberini ver diyorlar. Hani sanki esas iş başka bir vilayete haber göndermek de. Çünkü ulağın bile haberinin olmaması gerekiyor. Ulağın haberi yok. Habercinin de Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatından haberi yok. Haberi yok. Ve Kütahya’ya gidiyor. Şehzade Selim Sıçanlı Sahrası’nda, Kütahya civarında. Ona gidiyor ve diyor ki bir mektup getirdim diyor. Şehzade Selim bakıyor ki babası ölmüş. Aynı sırada çok enteresan bir şekilde Topkapı Sarayı’na da bir mektup gönderiyorlar. Sarayın hazırlanması için. Fakat bu daha çok işte bize şeker tedarik edilmesi yok. İşte orada bir kandil benzeri bir merasim yapacaklar. Bunun için bir leva azamat lazım vesaire. Böyle satır aralarında böyle bir belge var.
Hatta bir Selim getirirdim o belgeyi. Satır aralarında Sultan Süleyman’ın öldüğünü anlamak bile mümkün değil. Sanki başka bir şey için malzeme lazım da bu malzemeyi istiyorlarmış gibi. Ama Selim için sarayı hazırlıyorlar aslında. Yani Selim gelecek oraya ve İstanbul Muhafızı İskender Paşa’ya bir haber gidiyor. Bu gelen haberleri bir kısmı anlamıyorlar bile.
Ve Şehzade Selim İstanbul’a geldiği zaman diyor ki böyle yapmaktan kim hayır gördü diyor. Siz bundan hayır göreceksiniz diyor. Zannediyor ki Şehzade kendi kendine İstanbul’a geldi ve babası hazır Avrupa’da seferdeyken tahta çıkacak zannediyor. Yani o kadar gizli tutuyorlar hadiseyi. Vefatla beraber haber. Evet vefatla beraber. Bu haberin gitmesi, gelmesi ne kadar zaman alıyor? Fatşaha göre değişiyor galiba.
Fatşaha göre değişiyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın ki çok uzun süre tabii. 15 gün çok hızlı gidiyor. Şey Hasan Çavuş çok hızlı gitmesine rağmen işte 15 gün sürüyor. 15 gün sürüyor sanıyorum. Sihü Kütahya’ya ulaşması. Oradan da tekrar Belgrad’a geliyor. Evet belki onu böyle şöyle bir sırayla belki şey yaparsam belki daha iyi olur.
6-7 Eylül gecesi Kanuni Sultan Süleyman 6 Eylül’de Kanuni Sultan Süleyman Siket var da gece vakti sabaha 2 saat kala vefat ediyor. Onun vefatıyla beraber Sokolu Mehmet Paşa yanında zaten. Ve Sokolu Mehmet Paşa Alel aceyle Divan üyelerine sadece haber veriyor. Ve sıkı sıkı bu haberin hiç kimse tarafından duyurulmamasını ve duyulmamasını tembih ediyor herkese. Ve içerideki iç ağları biliyorlar.
Hemen o gün sabah orada bir teçhiz ve tekfin yapılıyor Padişah’ın. Ve orada tahtın bulunduğu yeri teçhiz oluyorlar. Ha oraya geleceğiz. Peki Cülus’a gelelim. Evet bunlar çok o kadar iç içe ki yani ancak biri diğeriyle çok iç içe. O yüzden oradan birinin ölümü ötekinin tahta çıkışı. 2. Selim Kütahya’dan çıkıyor ve İstanbul’a geliyor. İstanbul’a geldikten sonra hatta hazineyi bile açtırmıyor. Burada Mihrima Sultan’dan bir borç alıyor.
Ve Eylül Sultan’ı ziyaret ediyor. Fakat burada resmen Cülus’u ilan etmiyor. En önemli olan şey bu. Aslında bütün Cülus’larda önemli olan bir şey var. Bütün bu devlet erkânının, askeriyenin ve bilim adamlarının hepsinin onaylaması gerekiyor. Bu üç grubun, üç grup var çok önemli. Bu üç grubun hepsinin tahta, tahta çıkan Padişah’a biat etmesi gerekiyor. Bir Padişah ondan sonra ancak tahta çıktığını ilan edebilir.
Ondan sonra ancak Padişah olabilir. Mesela 2. Selim kendisini Kütahya’da Padişah ilan etmiyor. Tahtın tek varisi aslında. Hiçbirisi etmiyorlar. Bunun bir tek örneği var. Tetret döneminde Padişahlar, şehzadeler bulundukları yerde kendilerini Padişah ilan ediyorlar. Zaten durum da ortada. Bu gelenek ve ölene hürmet mi diyeceğiz?
Bir şekilde hayır bu devlet adamlarının ve sadece hiçbir Padişah kendi kendine ben Padişah oldum deyip tahta çıkamıyor. Bir şekilde devlet adamlarının yani o üç grubun onayının alınması gerekiyor. Resmen onaylarının alınması gerekiyor. Bu onaylama, bu biat merasimi, bu onaylama merasimidir aslında. Meşruiyet. Meşruiyet için yapılan bir şey bu. Diyeceksiniz ki bunlar onaylamasa ne olur? Onaylamasa bir süre sonra, bir süre sonra, çok kısa bir süre sonra bile,
Padişah bir şekilde o tahttan indirilebilir. Onun için muhakkak bunların onaylaması önemli. Mesela Yavuz Sultan Selim tahta çıktığı zaman biliyorsunuz herkes Şehzade Ahmet’i destekliyor. Bayezid Şehzade Ahmet’i istiyor. Asker değil ama devlet adamları Şehzade Ahmet’i istiyor. Hatta Şehzade Ahmet o kadar emin ki tahta çıkacağından bahşiş bile dağıtıyor. Devlet adamlarına birtakım ihsanlarda bulunuyor vesaire. Fakat asker ve ulema Selim’i istediği için Şehzade Ahmet tahta çıkamıyor. Devlet adamlarına rağmen çıkamıyor. Yani o üç ana grubun hepsinin müttefikan o kişiyi tahta görmek istemesi gerekiyor. Üçünün müttefikan biat etmesi gerekiyor. O mera, o ulema, o ordu. Evet. Bu üç grubun temsilcilerinin bu merasimlerde muhakkak bulunması gerekiyor ve biat etmeleri gerekiyor.
Şehzade Selim de, işte sonuçta devlet adamları da tabi biat ediyorlar ki Yavuz Sultan Selim bu şekilde tahta çıkıyor. Yani bazen bu vefatla tahta arasında bir buçuk ay, iki ay geçtiği zaman da oluyor. On, on beş gün de oluyor. Yani herhalde vefat eden sultanın bulunduğu yere kadar. Çünkü devlet adamları oradalar Coşkun Bey.
Onun için yani mesela Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra Şehzade Selim’in kendisini padişah olarak kütahya da ilan etmemesi, hatta İstanbul’da şöyle düşünün. Ebu Suğut Efendi gibi bir şeyhülislam, o İstanbul’da isteseydi İstanbul’da tahta çıktığını ilan eder ve İstanbul’da oturur, ordunun da gelmesini beklerdi değil mi? Ama niye gidiyor Belgrad’a kadar? Payitaht İstanbul, saray İstanbul’da. İşte sadece sarayın ya da payitahtın olması kafir değil. O devlet adamları, ordu, ulemanın olması da yeterli değil. Ya devlet adamları tek başına da olmaz, ulema tek başına da olmaz. Bütün hepsinin bir arada olduğu yere gitmek gerekiyor o yüzden. Selim onun için Belgrad’a kadar gidiyor. Ve Belgrad’a geliyor, hala Culus’u ilan etmiyorlar tahta çıktığını. Ne zaman ki Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü ilan ediliyor, Belgrad’a birkaç menzil kala ilan ediyorlar ölümü.
Ondan sonra haber gönderiyorlar ki Culus için taht hazırlansın, otağa hazırlansın diyorlar. Elinizin altında 1. Selim’in, Sarı Selim’in tahta çıkışının veya Culus’u gösteren minyatürler var galiba? Var. Bu 2. Selim’in, şu kağıdı alayım. Sarı Selim’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu. Şehzade Mustafa’nın rakibi.
Evet. Bu 2. Selim’in Belgrad’daki şu ve şu. 2. Selim’in tahta çıkış minyatürleri. Fakat bu yapılmamış bir merasimin minyatürüdür. Bu yapılmış olması gereken bir merasim. Yapılmış olması gereken bir merasime, teşrifattan bir haber yakınlarından dolayı 2. Selim bu merasimi yaptırmaz burada. Yaptırmaz ama nakkaş bize bunu tasvir eder, yapılmış gibi. Bu doğrudan teşrifat. Hayır, bu teşrifatla ilgili bir problem. Bu doğrudan teşrifatla ilgili bir mesele. Çünkü devletin adetleri, devletin teşrifatı bunu gerektiriyor. Müellif bunu yazan yazar ve bunu yapan nakkaş devlet açısından bakıyor hadiseye. Bu merasimi yapılmamış gibi göstermez. Burada teşrifata aykırı bir iş yapıldı. İşte bu teşrifata aykırı işi ilan etmez Osmanlı. Osmanlının şöyle bir bakış açısı var. Kötüyü ve yanlışı ilan etmez. Kötüyü ve yanlışı ilan ederek bunu çoğaltmak istemez. İyi ve güzeli ilan ederek iyi ve güzelin çoğalmasına destek olmak ister. Bu bir devlet ideolojisi. Ama güzel bir fikir gibi geliyor. İdeoloji demek de doğru değil aslında. Çok yeni bir kelime bunu kullanıyoruz ama. Modern kavramlarla. İdeoloji değil ama. İdeoloji çünkü şöyle bir şeyi kurarsınız yaparsınız ve buna uymanız gerekiyor. Halbuki bu devlet adamları buna sahiden inanıyorlar. O kadar çok inanıyorlar ki onun için bu bir ideoloji olmaktan çıkıyor. Zihniyet yapıları mı? Evet, zihniyet yapıları. Zihniyat arka planda buna inanıyorlar hepsi. Düşünün Sokolu Mehmet Paşa var orada. Devşirme kökenli bir paşa.
Üstelik de Sokolu Mehmet Paşa 5-6 yaşında gelmiş bir adam değil bildiğiniz gibi. Yetişkin bir adam olarak intikal ediyor Topkapı Sarayı’na. Orada yetişmiş bir adam. Siyet vardı ordunun başında. İstese orada ordu dağılırdı. Kanuni Sultan Süleyman’ın bu meseleyi o kadar güzel yönetiyor ki bu krizi. Cülüs geldi. Padişah tahtta oturdu.
Ama 1. Selim’e kadar hemen hemen bütün cülüs merasimleri sizin anlatımınızdan anladığımız kadarıyla saray dışında oluyor. Çünkü Paşa tamamen yakını bir 1. Selim sarayda vefat ediyor. Doğru mu? Affedersiniz 2. Selim. 2. Selim sarayda vefat ediyor. Evet. İlk defa sarayda ölen kişi 2. Selim. Ve 2. Selim’in cenazesini de buzlukta bekletiyor Nurban-ı Sultan. 3. Murat gelinceye kadar.
1 hafta kadar bekliyor o. En kısa süreli onu bekliyorlar herhalde. Sultan 1. Selim de 1 haftada. Yani cenaze gelmeden cülüsü yapıyorlar. Bakın şimdi bu da çok enteresan değil mi? 1. Selim’de cenaze gelmeden yani 1. Selim’in cenazesi İstanbul’a girmeden Kanuni Sultan Süleyman’ın cülüsünü yapıyorlar. Daima önce cülüs sonra cenaze. Daima çünkü taht boş kalamaz. Bu değişmez kural. Bu değişmez kural. Yönetimi boş bırakamazsınız. Önce devlet işleri.
Daima önce devlet işleri kim gelecekse o gelir. Cenaze nasıl olsa ölen öldü. Ondan sonra o cenaze merasimi yapılır efendim. Şimdi cenaze, padişahın vefatı gizleniyor. Evet padişahın vefatı gizleniyor. Ne zamana kadar? Diğer biri tahta çıkana kadar. Neden? Tahta çıkana kadar bir karışıklık olmasın diye. Tahta bir boşluk olduğu görülmesin. Çünkü sadece iç halkı yok ki bir de düşmanları var.
Yurt dışındaki yani sınırları dışındaki insanlar da çok kısa sürede haber alıyorlar. Her şeyden çok fazla düşmanı var. Çok fazla cephede karşılaştığı insan var. Hem kendi vatandaşları açısından hem sınır dışındakiler açısından hiçbir şekilde ilan etmiyorlar. Orduda bir karışıklık olmasını istemiyorlar. İşler böyle tıkır tıkır yürüyor gibi yapıyorlar hatta. Bu arada tayinler yapılıyor. Beratlar veriliyor. Ne gerekiyorsa. Devlet işliyor.
Bir kere devlet hiçbir şekilde durmuyor. Seferde de durmuyor. Düşünün bu seferleri siz de çok iyi bilirsiniz. 6 ay sürüyor sefer. 1 sene sürüyor sefer. Onun için defterhane, hazine gidiyor beraber, defterhane gidiyor beraber. Bütün işler tıkır tıkır aynı şekilde işliyor. Onun için yani böyle sefere gitti. Devlet işleri durdu. Tayinleri hadiseferden sonra böyle bir şey yok. Hepsi devam ediyor bunlar. Tabii bunlar daha çok 15-16. yüzyıl, 17. yüzyıla kadar bu şekilde devam ediyor.
Güçlü bir sistemin ifadesi. Güçlü bir sistemin ifadesi. Bir de galiba Fatih Sultan Mehmet’in vefatında yaşanan hadiseler de sonrası için örnek oluyor. O da çok üzücü tabii. Yani onlar da. Tahta çıktık. Evet. Culus merasimini yaptık. Nasıl yapıyoruz Culus merasimi? Şimdi o Culus merasimi nasıl yapıyoruz? Bu olması gereken dedim ama yapılmamış. İkinci Selim’in kisi. Ama şimdi şeye bakalım. Mesela Kanuni Sultan, şu Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkış merasimi. Saat tahtı kim hocam? Evet şu. Evet arkadaşlar Zeynep Hanım’ın elindeki kitaba bir yaklaştırabilirseniz. Şu Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkışı şu. Hünarname isimli eserden. Burada Sultan Süleyman Manisa’dan gelmiş. Ve sabah çok erken saatlerde hiç beklemez. Yani 3 saat içinde toparlanırlar. 3-4 saat içinde toparlanırlar. Bunun için bu merasim için kıyafet hazırlamak, bahşiş hazırlamak, kürk hazırlamak böyle bir şey yapmazlar asla.
Çok hızlı bir şekilde önce devlet çünkü. Dayma önce devlet. Bu arada mesela şu merasim yapıldığı sırada bu şeyin Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkış merasimi. 1. Selim Çorlu civarında ölmüştür. Ve orada bekliyorlar. Cenaze dairede çıkılamıyor. Cenaze bekliyor. Cenaze yani cenaze. Bunu Piripaşa çünkü cenazeyi orada bırakıyor. Ve gece vakti yola çıkıyor. Sabah erkenden Topkapı Sarayı’nda oluyor. O zaman Pir-i Mehmet Paşa, Sokullu Mehmet Önügün sadrazam burada çok önemli bir. Çünkü burada neden? Mesela Pir-i Mehmet Paşa gibi bir sadrazam alel acele orada cenazeyi bırakıyor. Ve İstanbul’a geliyor çünkü önce cülus. Onun için. Önce cülus. Ve önce devlet. Onun için çok etkileyici değil mi? Mehmet Bahdettin’e atfedilen bir söz var. Tahta çıkmaya gelirken kardeşim Mehmet Reşat da Musallat Taşı’nda galiba gazeteler yapılırken. İşte hayatla, affedersiniz, saltanatla ahiret arasında şu Musallat Taşı kadar bir mesafe var gibi bir sözü hep hatırlatılır, konuşulur. Evet. Ama önce devlet. Önce devlet. Önce devlet. Onun için burada hemen Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkış merasimini yaparlar.
Ve birinci avlu, ikinci avlu ağzına kadar dolmuştur. Çok hızlı bir şekilde tezkireleri gönderiyorlar. Davet tezkireleri bunlar. Yani devlet adamlarına, askeriye ve ulema’ya gönderirler bu davet tezkireleri ve onlar gelirler. Bir de bu. Tahta oturduk. Oturdu. Cülus merasimine herkes katılmaz. Mesela yabancılar hiçbir şekilde katılmaz. Kim katılır ve biyat merasimi takip ediyor. Biyat merasimi nasıl yapılıyor? Biyat ve cülus. İkisi beraber iç içe. Biyat merasimi el öpmek, etek öpmek, yen öpmek şeklinde yani aslında bu bir tebrikleşmek. Bu bayramda da tebrikleşmede bu el öpmek, etek öpmek, yen öpmek gibi birtakım ifadeler kullanılır. Bu merasim şöyle yapılır. Padişah önce avlu hazırlanır. İkin Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusu da yapılıyor. Eğer sarayda yapılıyorsa. Yok bu sarayda yapılmıyor. Mesela ikinci selimin düşünülülen ama yapılmayan o merasim.
Otağ-ı Hümayen önünde iki tuğu kurulur. İki tuğun üzerine önüne taht çıkartılır. Oraya yerleştirilir. Bu tahtlar portatif getirilir. Kurulur oraya. Altına bir yaygı güzel bir halı serilir ve karşısına yarım daire olacak şekilde katılımcılar yerleşirler. Cülus merasimlerinin katılımcısı daha az. Çünkü buna katılması gereken kişiler bellidir. Bayram merasimlerinin katılımcısı çok daha yüksektir.
Mesela Kırım Hanlarının çocukları, Şehzade’leri var biliyorsunuz Osman Sarayı’nda. Onlar bayram merasimlerinde falan oluyorlar. Ama mümkün olduğu kadar cülus merasiminde sadece Osmanlı’nın kendi devlet adamları, kendi askeriyesi ve kendi uleması olur burada. Onlar davet edilirler ve belli bir sırayla dururlar. Durduktan sonra sadece Şeyhülislamlar ve sadrazamlar kubbe altında divan-ı Hümayen’de beklerler. Davet edilince gelirler. Nakib-i Uleşraf bir dua eder. Padişah zaten bir kolunda… Nakib-i Uleşraf deyince tabii herkes sizin gibi tarihi değil. Seyyid ve şeriflerden sorumlu kişi Osmanlı Devleti’nde, o devlet nezdinde. Peygamber Efendimiz’in soyundan gelen, ayılafethendir. Sorumlusu başarısında. Evet, sorumlusu Nakib-i Uleşraf bir dua eder. Ve bu duadan sonra merasim başlamış olur. Bu merasimde Bâbus Sa’dağ’sı ve Darus Sa’dağ’sının kolunda gelir padişah meydanı.
esyat’a个atoonический первый ay vılıf 되어 ple busy raptεив ve hedefze döndürür. www.al TBRO…
Çarşınegirler arkalarında muhzırlar, arkalarında bilmem kimler falan. Yani bu çok detaylı bir teşrifat defterleri bunları o kadar detaylı anlatıyor ki hiçbirini yerinden oynatamazsınız bunların. Yani hiçbir devlet adamını oradan alıp başka bir yere koyamazsınız. Teşrifat öyle bir şey. O mertebeleşmek yani hani hirajite denen şey, mertebeleşmekte kimin nerede duracağı kesin olarak herkesin duracağı yer bekler. Bugün protokol olarak tanımladığımız.
Protokol olarak tanımlanan şey devlet teşrifatıdır. Davranış biçimleri ve duruş sırasıdır bunlar. Ve Fatih Teşkilat kanunavmesinde bile bunların detaylarını verir. Zeynep Hanım şimdi arkadaşlar hatırlatıyorlar hocam diyorlar. 20-25 dakika kaldı diyorlar siz daha cülüstasınız. Cülüstayız. Bir de şey var bunun cenaze merasimi var diyorlar. Bir de cenaze var ama şunu söylemeliyiz. Bu biat merasiminde şimdi mesela devlet adamları işte vezirler, Sadrazam ve Şeyhülislam’dan sonra vezirler, ondan sonra kaz askerler, sonra defterdarlar, nişancı ve yeni kirası, kaptanı derya varsa o, beyler beyler eğer İstanbul’da ise onlar katılırlar bu merasime. Şimdi bu hizaya kadar olanlar padişaha doğru yaklaştıkları zaman padişah hafifçe yerinden kalkar. Onlar böyle eğilirler, el öperler bunlar. Diğerleri el öpmezler yani el öpmek bir imtiyaz çünkü. Ancak yüksek rütbeli devlet adamları el öperler. Diğerleri eğilirler padişahın önünde. Bunu kaynaklar bizde yer öpmek şeklinde yazarlar. Aslında hiç kimse yer öpmez. Temennâ ederler. Yer öpmek diye bir şey yoktur yani evet. Temennâ ederler. Eğilirler yani bel hizasına kadar eğilirler ve kalkarlar. Buna yer öpmek tabir edilir. Bir de daha sufilerin yani tasavvuf erbabının yaptığı gibi işte böyle yen öpmek, omuz öpmek, evet bunu daha çok meşayihden birisi, hürmet ettiği birisi ise o öyle yapar. Burada merasim bu şekilde, bu biyat merasimi ile tamamlanır. Tamamlandıktan sonra şehir içine münadiler gönderilir yani duyurucular. Bunlar işte şehir içine girerler ve bağırarak yeni bir padişahın tahta oturduğunu ilan ederler. Toplar atılır. Ondan sonra hutbe okunur. Sonra sikke basılır. Bunlar hepsi cülusun devamı. Ve padişahlık alametleri. Bir de adına hutbe okutulması, sikke bastırılması, adına para basılması, sonra da kılıç kuşanma merasimi. Ve sonra kılıç kuşanma yaklaşık bir hafta sonra ve bu cuma günü değildir. Genellikle böyle salı gününe de denk gelebiliyor. Ya da bir hafta sonra bu, beş gün sonra, bir hafta sonra filan bir merasim yapılır. Eyüp Sultan’a adeta bir teşekkür ziyaretidir bu. Bir şükür. Değil mi? Öyle bir şükür ifadesi olarak.
Peygamberimizin veya Hz. Ömer’in yani o İslam’dan ilk kahramanların top kapıdaki kılıçları kuşatıyor. Mesela birinci Ahmet Abdülaziz Mahmud Day kuşatıyor galiba. Evet, kimi uygun, yani kimi talep ettiyse onu söylenir zaten o kendisine. O da işte Hz. Ömer’in ya da işte birinin kimin kılıcını istiyorsa o kılıcın kuşanması yapılır. Onların da sembolik değerleri var ama yani sanıyorum veya tahta çıkan padişahın psikolojisi
veya dönemin özelliği veya beklentisi gibi bir tercih yansıtıyor değil mi? Haklısınız. Tercih yansıtıyor dediğiniz gibi oluyor. Ağırlık Hz. Ömer’in kılıcından yanama. Kim? Ağırlık diyorum Hz. Ömer’in kılıcını tercih ediyor daha çok. Hz. Ömer’in kılıcını tabii çünkü Osmanlı Padişahı’nın çok önemli bir amacı var, iki amacı var. Birinci amacı adil olmaktır. İkinci amacın bana sorarsanız sanatçı olmaktır Osmanlı Padişahı’nın bir amacı da.
Aynı muzaffer bir komutan olmak istemesi gibi bir de o sanat ve edebiyatla yani o iyi bir şiir yazmak ister. O müzikten anlayan bir adam olmak ister. O herhangi bir sanatta meşgul olmak ister. Hattat olmak ister. Evet, hattat olmak ister. Böyle bir talebi var ve Kandil Sultan Süleyman’ın gibi ama bunların içerisinde adil olmayı istemek. Hepsi adil olmuşlar mıdır?
Hayır, insanın olduğu bir yerde her şeyin tam mükemmeli olması mümkün değil. Ama bunu amaç edinmişlerdir. Bu çok önemli bir şey. Şimdi keskin bir geçiş yapacağız. Tahta çıkışı, heyecanı, mutluluğu, heyecan, halka yansıması, kutlamaları derken matem vefat. Evet, Kandil Sultan Süleyman’ın, Yavuz Sultan Selim Çorluciva, yani aynı şekilde Bayezid Çorluciva o da aynı yerde. Yaklaşık aynı yerde yani.
Evliya Çelebi’nin meşhur bir sözü vardır, bilirsiniz. Selimlerle ilgili, hani 2. Beyazıt’ın bedduasını hatırlatıyor. 1. Beyazıt’ın bedduasını aldığı, babası Bayazıt’ın 2. Beyazıt’ın, babası Bayazıt’ın bedduasını aldığı için kendisiyle karşılaştığı yerde öldüğünü söylüyor değil mi? Evet, diğer Selimler’e doğulur ki bunun yansıması olur diye. 3. Selim kitabının ön sözünü de kullanmıştım ben de orada hatırlıyorum. Öyle mi?
Cenaze olayının bir kısmını başta ifade ettik. Padişah vefat ediyor, haber veriliyor. Haber veriliyor. Bu padişahların definleri arasında cenaze merasimi en çarpıcı olanı, en böyle ayrıntısı olanı hangisi? Kandil Sultan Süleyman mıdır? Tabii Kandil Sultan Süleyman’ın vefatı zaten şu günlerde de hani üzerinde çok konuştuğumuz konulardan bir tanesi Sultan Süleyman’ın ölümü.
İşte Macalilerin o bölgeyi yeniden ihya etmek için bir çabaları var biliyorsunuz. Siket var da. Kandil Sultan Süleyman Siket var da ölüyor. Öldükten sonra ilk defin, öldüğü günün sabahı yapılıyor. Orada iç ağlar var. Selanik’e yaklaşık 12 kişiydik diyor o sabah yapılan cenaze, defin işleminde diyor. Ve tahtın altına defnettiler deniyor.
Tahtın altına defnederken tabii ki hekim başı kontrolünde yapılıyor bunlar. Ondan sonra uzun bir süre sonra, siket var da çıkarken yeniden cenazeyi çıkarıyorlar. Teçhiz ve tekvinini bir daha yapıyorlar. Bu bir mumyalama değil. Ama böyle öd gibi, amber gibi koruyucu bir takım kokular kullanıyorlar. Arkadaşlarımız da ekrana Kandil Sultan Süleyman’ın vefat sahnesini.
Vefat etmiş, cenaze Bergrat’a gelmiş. 2. Selim bu minyatürde. 2. Selim babasının cenazesini 2. Bergrat’ta karşılamış. Üzüntüyle ellerini açmış ve dua etmekte bu minyatürde. Evet. Burada işte burada bir daha cenaze namazı kılınıyor Bergrat’ta. 2. kez cenaze namazı kılınıyor. Siket var da kılınıyor. Siket var da kılınıyor cenaze namazı. Dar bir grup tarafından kılınıyor. 12 kişi falan var.
Müziket vardı ki hadiseyi biraz anlatır mısınız? Siket vardı ki hadise. İlk vefat ettiğinin günün sabahı. Ondan sonra orada hekimbaşı ve iç ağlar var. Bir de Sadra Zemsokolu Mehmet Paşa var. Feridun Ahmet Bey var. Selanik Mustafa Efendi var. Ve onun dışında işte Hasan Ağa var. Yakup Ağa var. Bir takım ağlar var yani orada. Ve bunlarla beraber yaklaşık 12 kişi kadar ki insan orada bir cenaze namazı kılıyorlar. Ve defnediyorlar.
Defnettikten sonra tabut hazırlıyorlar ona. Defin iç organlarını ayırıp. İç organlarını çıkarıp kendisini defnediyorlar. Fakat şunu… Şimdi defn deyince bizim zihnimizde hemen cenaze, toprağa… Teçhiz ve tekfil. Evet, tabii toprağa. Tabre mi koyuyorlar? Yani onu tam olarak tespit etmek çok zor. Tabutla mı nasıl verdiler onu tam olarak tespit etmek çok zor. Çünkü tahtın altına defnedildi diye. Cesedi muhafaza edip… Muhafaza ediyorlar. Tahdit ediyorlar onu. Evet. Teçhiz ve tekfil dedikleri şey. İşte bir takım kokular sürüyorlar. Hangi kokuları sürüyorlar? Öt, amber, abir gibi kokular sürüyorlar ki bunlar bozulmayı engelleyici kokular. Hatta Feridun Ahmet Bey diyor ki içeriye girdim. İçerisi atlar tablası gibi kokuyordu diyor. O kadar çok sürmüşler ki bozulmasın diye. Ve içeriye de kimseyi almıyorlar zaten.
Has odakları giriyor içeriye. Başka kimsenin girmesi mümkün değil zaten. Padişahın hasta yattığı yeri. Yani herkes öyle biliyor. Hasta yattığı yer diyebiliyor. Sonra tekrar onu hazırlıyorlar hatta hazırlarken… İç organlar orada kalıyor. Bugün kazı yapılan alan orası değil mi? Evet. Ondan sonra cevizden bir tabut hazırlıyorlar. Ve hiç kimse fark etmesin diye. Tabuttan yağışları tercih ediyorlar. Ceviz ağacı tercih ediyorlar. Ceviz ağacından hazırlıyorlar. Hatta o sıralar bir… Servi ağacı da var mı bazıları için? Belki vardır. Ben bilmiyorum. Servi ağacını. Ama ceviz ağacını Kanun Sultan Süleyman için… Özellikle ceviz ağacı arıyorlar. Hatta o arada işte bu yaptırdıkları Yenicami için… Minbere ağaç lazım diyorlar. Birisi ölüyor. Has o dağlarından biri söylüyor. Ona tabut lazım diyorlar. Bu vesilelerle eski bir kral tahtını bozuyorlar zaten. Ceviz bir tahtı bozuyorlar ve ondan tabut yapıyorlar. Ve bu içerideki ağaya lazım diye tabutu içeriye o şekilde sokuyorlar.
Padişahın ölümünü hep gizliyorlar. Yani Padişahın ölümünü hep gizliyorlar. Sonra cenaze çıkıyor. Bergat’a geliyor. Bergat’a birkaç menzil kalıyor. Gece vakti sabaha karşı. Hatta o çok dramatik bir… Bence anlatımı var Selanik’in de. Sabaha karşıydı diyor. Ordu yürürken Sokolu Mehmet Paşa… İşte diyor ki Selanik’i bana ve diğer hafızlar demiş. Artık siz arabanın yanına geçin ve Kur’an okumaya başlayın demiş. Bizi solaklar koymaz arabanın yanına dedim diyor. Ondan sonra siz geçin demiş. Bunlar geçiyorlar ve Kur’an okumaya başlıyorlar. Düşünün işte sabaha karşı herhalde temcit vakti vesaire. Ondan sonra böyle hafızların yüksek sesle Kur’an okuduğunu duyunca… Ordu olduğu gibi duruyor. Ve işte Sultan Süleyman Hay deyip ağlamaya başlıyorlar. Ordu dedi. Duruyor zınk diye duruyor ordu. 120 bin kişilik bir insan. Tabii tabii çok büyük bir ordu. Ve kimse anlamasın diye bu ordu nekkarelerle, mehterle çıkıyor.
Bayraklar, sancaklar tabii hepsi duruyor. Her şey duruyor bir anda sabaha karşı. Ve işte orada Sokolu Mehmet Paşa’nın orduya yaptığı bir konuşma var. Diyor ki bu kadar senin 40 yıllık padişahınızı diyor. Dualarla yolcu etmek varken diyor böyle mi yapacaksınız diyor. Yürümüyor ordu. Yürümüyor ordu. Duruyor ve ağlıyorlar askerler. İşte orada diyor ki şimdi diyor. Şimdi dua etme zamanı diyor. Bunu yapmayın diyor. Ve orada bir konuşma yapıyor Sokolu Mehmet Paşa o sabaha karşı.
Ondan sonra zaten evet işte kimisi dua ediyor. Kimisi ağlıyor ve Belgrad halkına haberci gönderiyorlar ki ilan edildiğine. Belgrad halkı karşılamaya çıkıyor cenazeyi. Üstünde çullar başı. Orada matem alamet olarak işte başlarındaki o güzel sorgucuları çıkarıyorlar. Başlarındaki güzel başlıkları çıkarıp peştemallar sarıyorlar başlarına. Üstlerine çullar giyiyorlar. Bu şekilde cenazeyi karşılamaya çıkıyorlar. O çok dramatik bir an.
Yani ordunun büyük bir üzüntüyle gelmesi. Belgrad’dan çıkan halkın cenazeyi karşılaması. Sonra vasıt oluyorlar Belgrad’a. Ve Selim de çıkıyor karşılamaya. Tabi Şehzade Selim. O da Belgrad’da. Cenazeyi burada karşılıyorlar. Ve gene burada yapılması gereken bir cülüs merasimi var. Yapmadıkları cülüs merasimi. Ve burada bir cenaze namazı kılıyorlar. Ondan sonra cenaze tekrar yola çıkıyor biliyorsunuz. Cenaze namazını kim kıldırıyor? Belgrad’da cenaze namazını kim kıldırıyor? Bunu bilmiyorum. Şimdi arkadaşlarımız tabi biraz sonra üzerine konuşacağız. Bu Süleymaniye’deki. Süleymaniye’de. Süleymaniye Türbesi’nde defin merasimi. İstanbul’a geldik. İstanbul’da direkt Süleymaniye’ye mi getiriliyor? Süleymaniye’ye getiriyorlar. Zaten hayır hazırlıyorlar zaten burada. Daha önceden biliyorlar.
Cenazenin geldiğinde artık Belgrad’dan sonra herkes her şeyden haberdar. Ondan sonra buraya geliyor. Büyük bir katın devlet rica ediyor. Arkadaşlar rica etsem şu Süleymaniye’deki defin biraz önceki minyatürü biraz yakın getirir misiniz? Zeynep Hanım’a sormak istediğim bir soru var minyatürde. Siz onu ekrana getirirken biraz daha büyütürseniz. Şu öndeki kutuyu soracaksınız mı?
Onu soracağım. Tabut’un önünde bir sandık gidiyor. Evet o sandığın içinde ne var bilmiyoruz. Hep bir hikaye anlatılır. Hep bir hikaye anlatılır. Nedir o hikaye? Ama tam olarak bilmiyoruz. Yani bunun içinde işte bir tıkım fetvaların olduğunu söylerler. Ya da ona ait bazı şeylerin. Ama ben hakikaten bunun içinde ne olduğunu resmi bir kayıt olmadığı sürece bir şey söylemek istemem bununla ilgili. Çok hoş bir hikayesi var. Buyurun lütfen.
Ebussud Efendi’nin fetvalarının olduğu, Ebussud Efendi’nin bunu görünce de Ey koca sultan sen derdimiz fetvalarla kendini kurtardın ama bizim halimiz nice olacak diye sanki şeyin. Burada galiba Karn-ı Sultan Süleyman’ın adalet ve dini duygusuna bir vurgu var. Evet şimdi arkadaşa çok daha yakın gösterdiler gördüğünüz gibi. Evet. Çok da yakın değil mi bakın? Evet evet görüyorum.
Ulema taşıyor. Ulema taşıyor. Sizin matem ipadesi dediğiniz bu sarıkların üzerinde siyah bir. Bu siyah çünkü bunların başlarında aslında orada birisinde bir ikisinde var siyah sarık. Siyah değil de koyu renk sarıklar sarınırlar aslında ve bu sarıklara şemle denir. Bayezid’in cenazesinde var onu görebiliriz. Galiba orada Nakib-i Leşraf da var hemen. Nakib-i Leşraf var. Ulema var. Evet.
Bir de devlet adamları var ve başlarındaki sorguçlar var. O sarkatıma sorguçları var onların. Şunu göstermeliyiz belki onu anlamak için. Bayezid’in cenazesi var. Galiba Kabe örtüsü değil mi tabutun üzerindeki Zeynep Hanım? Evet Kabe örtüsü. Şimdi bu sandığın hep hikayesini böyle anlatırlar. Ebu Süred Efendi’nin fetvaları var burada diye. Bazen de yakışıyor ama değil mi hikayeler? Hikayeler bazen. Biz tanıştıkları için yok doğrudur değil de derken halkın muhayyelesindeki yansı.
Yansıması önemli. Bu minyatür. Bu minyatür tabi tarih açısından çok kıymetli. Mimar Sinan’ı da barındırıyor. Bayezid’in cenazesi var. O Bayezid’in cenazesi aslında daha gerçekçi. Sanıyorum bizdeki minyatürlerde de var. Şimdi arkadaşlar resmi getirebilirler cenaze merasimleri. İkinci cenaze. İkinci Bayezid’in cenaze merasiminde çünkü Yavuz Sultan Selim var. Yavuz Sultan Selim bizzat kendisi var.
O cenaze alayında. Bu enteresan. Tabi onun için onu görmeliyiz yani. İkinci Bayezid’in cenaze alayı çok önemli. Orada Yavuz Sultan Selim cenaze alayının başında. Ve devlet adamlarının başlarında da şemleler var. Koyu renk sarıkları var başlarında. Şurada var ama resim kalitesi çok iyi değil. Ama buradan da görebiliriz onu. Evet arkadaşlar ekrana şu anda sevgili seyirciler. Bu ikinci Bayezid’in cenazesi. Minyatür. Bu ikinci Bayezid’de. Şükriyi bitkisi tarafından. Evet bu da öldükten ama bu zaten Selim tahta çıktıktan sonra. Yolda ölüyor ve geliyor. Ama Yavuz Sultan Selim belki bu kadar çok sevilmesinin sebeplerinden bir tanesi de budur. Babasına çok hürmet ediyor. Bütün bunu yani onu al aşağı ediyor tahttan aslında bir bakıma. Ama bunun yanında hiç hürmette kusur etmeyen bir adam. Mesela babası sarayda diye sarayda julus merasimi yapmıyor. Yeni bahçede otağı Hümayun’da yapıyor. Ondan sonra cenaze şehre girdiği zaman gidip bunu Edirne kapıdan cenazeyi karşılıyor. Ve cenazeyi alıyorlar işte Yavuz Sultan Selim’in cenazesi. Bu da var mı Yavuz Sultan Selim bu minyatür dekler arasında? Evet ben şimdi biraz yakından görmeliyim orada. Yavuz Sultan Selim’in hangisi olduğunu söyleyeceğim size. Babasının tabutunu taşıyor. Babasının sağlığında tahta geçen tek.
Ama çok itina gösteriyor. Babasının sağ salim şehirden çıkmasını işte onu üzmemek için. Babası saraydan çıkmadan saraya girmiyor bile. Yani bu teferratı da hatırlamalıyız bence. Yavuz Sultan Selim’in bu hareketini zaten bir devlet meselesi olarak gördüğünden dolayı taht mücadelesine girişti. Yani bu minyatürde halk da katılıyor galiba cenaze merasimine.
Evet dışarıdan çünkü şey yürütülüyorlar. Şimdiki Sultan Selim tepesi o zamanki adı Mirza tepesi onun. Ondan sonra orada bunların mesela burada siyah gibi görünüyor bu minyatürde ama siyah değil bunların başlıkları. Ekranda daha net gözüktü birazdan. Koyu mor, koyu kahverengi yani kıyafetlerini görürseniz. Yani tamamen siyah giymezler ama koyu renk giyerler ve bunun adı karalar giyinmektir zaten. Yani kara doğrudan simsiyah kara değildir.
O şekilde giyiniyorlar ve yine burada bayasında şeyi var başında orada sağlığında kullandığı sarığı var üstünde. Bunların devamında işte bir de bazen cenazeden önce bazen cenazeden sonra oluyor kılıç alayları. Öyle mi? Tabii. Yani bunun için cenaze çok uzaktan gelecekse mesela Edirne’de yaptıysa Edirne’de eski camiye gidiyorlar.
Eyyub Sultan yok orada ancak İstanbul’a geldiği zaman Eyyub Sultan’a gidiyor ama kılıç kuşanmayı nerede yapacak Edirne’de? Eski camiye gidiyor kılıç kuşanma için. Edirne’de de yapıyorlar yani bunu mesela 2. Mustafa Edirne Sarayı’nda cüluse ediyor. Orada tahta çıkıyor. 3. Ahmet de Edirne’de cüluse ediyor ama 3. Ahmet İstanbul’a geliyor biliyorsunuz hemen akabinde geliyor. Dolayısıyla Eyyub Sultan’a gidiyor zaten o. Evet.
Oradaki merasimler bir şekilde sarayda başlayan merasim ve Edirne Sarayı’nın belki bu arada bu merasimlerle ilgili konuşurken söylenmesi gereken önemli şeylerden bir tanesi Osmanlı Sarayı, Osmanlı Otağ-ı Hümayno’da bu merasimleri yapmaya elverişli bir şekilde inşa edilmiştir. Yani orta avlı onun için görmedir. Saray mimarisi, tören alanı olarak.
Tören alanı olarak yani bu böyle düşünmemiş ama teşrifat, mimari, tören hepsi çok iç içe birbirini tamamlıyor. Bab-ı Hümayno, Bab-ı Sala, Bab-ı Sade diye. Ve niyetekin bunun için aynı şekilde Edirne Sarayı’nın da Bab-ı Sadesi vardır mesela. Edirne Sarayı’nda da Arzodası Adalet Kulesi vardır mesela. İşte Otağ-ı Hümayno’nda da bir Bab-ı Sala vardır mesela bir Bab-ı Sadesi vardır otağ-ı Hümayno’nun bile.
Neden? Çünkü onun önünde bazı işte elçi kabul edecek adam onun önünde bir elçi kabul merasimi olacak. Ya da Divan-ı Hümayno’nun toplantısı yapacaklar. Belki bu merasimlerin hani biz burada şimdi konumuz değildi ama en önemli merasimlerden bir tanesi de bu Divan-ı Hümayno’nun toplanma merasimidir. Divan-ı Hümayno’nun toplanma merasimi tam da devlet adamlarının hangi işi yaptıkları. Çünkü bu merasimler bir şekilde bir temsiliyet.
Onların neden mesela Yeniçeri Ağası arza önce giriyor, Kazaskerler sonra giriyor ve Kazaskerler sonra dışarıda bekliyorlar, vezirleri selamlamak için bekliyorlar ancak selamlaştıktan sonra tekrar devam ediyorlar yollarına. Bütün bunlar hepsi devletin nasıl bir karakter olduğunu gösteriyor. Aslında törenler devletin karakterini gösteriyor. İhtişamı kadar işleyiş tarzını, dinamizmini yapısını otağ-ı Hümayno’ya merasimi.
Tabi tabi kesinlikle tam da bunu söylemek istiyorum. Zeynep Hanım şimdi Padişah’ı defnettik. Allah rahmet eylesin hepsini bütün geçmişlerimizle birlikte. Definden sonra mesela bugünkü gibi böyle Hatim merasimi, Mevlid merasimi, dua merasimi yapılıyor mu bir bunu merak ediyorum. Bir de halkın duygusunu merak ediyorum. Mesela Karn-ı Sultan vefat ediyor ve İstanbul’a geliyor. 46 yıl hüküm sürmüş.
Çok uzun süre padişahlık yaptığı için Karn-ı Ünlü Sultan Süleyman’ın ölümüne herkes çok üzülüyor. Bütün İstanbul halkı çok üzülüyor. Bu padişahlar öldükleri zaman türbe inşa edilinceye kadar bir çadır kuruluyor ve hafızlar tayin ediliyor. Burada 24 saat Kur’an okunması temin ediliyor zaten. Ve tabi ki şehirde sadakalar dağıtılıyor. Halka? Halka sadakalar dağıtılıyor ve burada mütemadiyen belli sürelerde devamlı Kur’an okunması sağlanıyor.
Zaten sağlıklarında da vakıfları var. Yani şu kadar verilmesi gerekenler, kaç hafız olması gerektiği, ne kadar Kur’an okunması gerektiği gibi. Hangi aralıklarla, ne tür dini merasimlerle. Aslında kendilerini çok da evlatların insafına terk etmemişler. Gitmeden önce gittiklerin sektörünü kurdurmamışlar gibi bakmışlar. Evet ama bütün Osmanlı insanı yapıyor bunu. Bir ötedünya inancı var. Bir ötedünya inancı var ve kendini tabi ki garantiye almak için bunları da yapıyor önceden. Şimdi editörümüz bir soru soruyor. Diyor ki Coşkun hocam bütün soruları siz soruyorsunuz. Bir de biz soru soralım diyor. Merak etmiş mumyalanma hadisesi. Osmanlı padişahları mumyalanır mıydı diyor. Mumyalananlar var mı diyor veya biraz önce tahniye dediğimiz hadise. Diyelim ki Kanu Sultan Süleyman daha zikret verdikten sonra yola çünkü İstanbul’a bu uzun bir süre geçiyor. İkazı buluyor mu yaklaşık vefatıyla defnaz edilen süre? Evet. Bozulmadan nasıl geliyor onu merak etti herhalde onu öğrenmek istiyor. Aslında biraz önce konuştuk bunu. Bu teçhiz ve tekvinde kullanılan bir takım kokular. Kanatimce mumyalanmıyor bu bir mumyalama değil. Yani Mısır’daki yapılan hadise değil.
Hayır bu bir mumyalama değil. Bir mumyalanmış bir bedenin de konulduğu yer farklı biliyorsunuz. Osmanlı padişahları için bir mumyalama söz konusu kanatimce değildir. Sadece bir süre koruyabilmek için bazı otlar bazı kokular kullanıyorlar. Bu kokulardan işte bildiklerimizde sınırlı belki bilmediğimiz kokular da var. Belki tıp tarihçileri onları tespit edecekler.
Çünkü yazılan bir takım şeylerden ilaçlardan macunlardan ama bir mumyalama olmadığı kanaatindeyim. Tabi bir de bu vefat eden padişahın yakınları ne oluyor? Topkapı Sarayı’ndaydık vefat etti ne oluyor? Şimdi Kanuni Sultan Süleyman 3. Mehmet’ten sonra diyeyim yani 3. Mehmet’ten sonra eski saraya gönderiliyorlar.
Kadınlar eski saraya gönderiliyorlar. Daha önce de zaten eski saray yeni sarayla birlikte kullanılan bir saray olduğu için. Yani Kanuni Sultan Süleyman zamanında Hürrem Sultan da zaten eski sarayda yaşıyor. Sonra işte Mahidevran şeyden sonra affedersiniz Hafsat Sultan’dan sonra kendisi Topkapı Sarayı’na geçiyor. Ama devamlı gidip geliyorlar. 3. Murad zamanında bile devamlı gidip geliyorlar.
Tamamen olduğu gibi nakledilmiyorlar. Ancak 3. Mehmet’ten sonra tamamen eski saraya gönderiliyorlar. Ondan sonra bir de bunların yakınlarından mesela onların eşi olmuş kadınların bir kısmı bazen çok kalabalık oluyor. 3. Mehmet’te olduğu gibi bu harem halkı çok kalabalık 3. Mehmet’ten sonra. Bunlara evlendiriliyorlar. Evlenebiliyorlar. Yani onlara bazen o kadar çok oluyor ki sipahilere falan veriyorlar.
Sipahilerle bile evlendiriyorlar. Eşleri, kızları. Harem halkı. Yani arzu edenler evlendiriliyor. Arzu etmeyenler şehirdeki başka saraylıların yanına gidebiliyorlar. Bir kısmı da eski saray zaten var. Onların yaşayabilmeleri için bir yer var zaten. Ve yeni valide, padişah annesi geliyor. Valide alayı diyoruz. Dorsun’un meşhubu.
Evet, valide alayı. Ben de şimdi onu eski sarayda yazdım. Valide alayı bir padişah tahta çıktıktan sonra padişahın annesi ve bir çeşit cülus bu da. O da tahta çıkmıyor. O da haremdeki tahta çıkıyor tabii ki. O da hareme gelecek. Onun için birkaç gün sonra da valide sultan bir alayla eski saraydan alınıp yeni saraya getiriliyor.
Bunun için de büyük bir merasim yapılıyor. Tabii bu daha çok kadınların, Dar-i Sadi ağalarının, hasekilerin olduğu bir alay oluyor. İçlerinde onların olduğu bir alay bu. Zeynep Hanım, aslında konuşacağımız daha çok Osmanlı merasimi var. Tabii Osmanlı merasimlerinin tarihi süreçleri var. 15-16. yüzyıl var, 18. yüzyıl var, 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl var. Tabii çok merasim var. Mesela Hırka-i Saadet ziyaretleri bir devlet merasimidir.
Sadece devlet merasimlerine bakarsak Hırka-i Saadet ziyaretleri her sene Ramazan’ın 13-15. yüzyılda yapılan Hırka-i Saadet ziyareti bir devlet merasimidir. Onun dışında bayramı konuşmadık. Bayram merasimlerinin ama bir devlet merasimi olduğunu söylemiştik. Beşikalayı var ama ben onun bir saray merasimi olarak alıyorum. Beşikalayı. Bedi Besmele merasimi var. Onu da bir saray merasimi olarak almak lazım. Şehzadenin çünkü okumaya başlaması bir devlet merasimi değildir. Devlet adamları arzu ederler ve Padişah da onları arzu ederse zaten buna katılırlar. Şeyhülislam ve Padişah hocası haricindekiler arzu ederlerse. Ama bir cülüs merasimine bir devlet adamının katılmaması diye bir şey söz konusu olamaz. En büyük belki de bütün devletin bütün nasıl bir devlet olduğunu devletin karakterini temsiliyetini gösteren merasim. Divan-i Hümayunların toplanma bu haftada 4 gün 16. yüzyılda. Haftada 4 gün toplanıyor divan. 2 gün arza çıkıyorlar. Cumartesi, Pazar, Pazar kez salı günleri toplanıyor. Bu selamlaşma merasimleri var mesela devlet adamlarının selam ağları var. Yani daha çok konuşmamız gereken merasim var. İnşallah ilerleyen günlerde bunu da gerçekleştirmiş oluruz. Sevgili seyirciler Osmanlı merasimleri diye yola çıktık ama sizin de şahit olduğunuz gibi cülüs tahta çıkma ve cenaze defin merasimi sohbetimizin ana konusunu oluşturdu. İlerleyen günlerde bunların her birini ayrıntılarla ele almak daha doğru olacak. İnşallah onları da gerçekleştirmiş oluruz.
Hepinize hayırlı günler, hayırlı ömürler diliyorum. Hoşçakalın.
İlk Yorumu Siz Yapın