Toplumda Problemli Gruplar – Ayetlerde İnsan Tipleri 11.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GVcz8Hyd_1w.
Süh, selamun aleyküm bima sabartum, feniyumu uqbeddar. Bir toplumda öyle gruplar vardır ki, göründükleri hal ve kalplerindeki hal aynı değildir.
Onlar gizli kapaklı işler yaparlar, verdikleri sözü tutmaz, konuştuğu zaman yalan söyler, emanete ihanet ederler. Öneleri de vardır ki, sürekli kendilerinin lehine çalışır, hep haklı olduklarını iddia ederler. Bir de nefsin her isteğini yerine getirip, sürekli günaha meyilli, rahatlarına düşkün, tembel bir grup vardır.
Bu cüzde, yine toplumdaki bu problemli gruplar anlatılmaya devam eder. Topluma nasıl zarar verdikleri açıklanır. Bu gruplar münafıklar, bedeviler, yani mutasip cahiller ve günahkar tembel Müslümanlardır. İnanmış görünme sahtekârlığı kişiye olmadık işler yaptırır. Bu insanların kalbindekiyle dilindeki farklıdır çünkü. Bu cüzde, Müslüman gözüken bazı kafirlerin İslam toplumu için ne büyük problem olduğu anlatılır. Bunlar kalpte iman etmediği halde kendilerini Müslüman olarak takdim ederler ki, Kur’an bunlara münafık der. İmanın asıl yeri kalptir. Kökü kalpte olmayan varlığını sadece sözlü ifadeye borçlu olan iman, hakiki iman değildir.
İmanları kalplerinde olmayan bu münafıklar, yemyeşil bir tarla içindeki zararlı otlar gibi, öyle kolay kolay fark edilmese de bütün tarlaya zarar verirler. Bu insanlar Müslümanlardan görünür, onlar gibi hareket ederler. Ancak sürekli Müslümanlar aleyhinde çalışır, ellerine geçen ilk fırsatta Müslümanları yok etmek isterler. Allah Teâlâ birçok surede bunların temel özelliklerini ve davranış biçimlerini bize açıklar ve Müslümanların dikkatli olmalarını ister. Münafıkların açık verdiği en önemli yerler zor zamanlardır. Bunlardan birisi ihtiyaç anında savaşa gitmemek ve mazeret üretmektir. Bir başkası da kendilerini haklı çıkarmak için sürekli Peygamberin ve Müminlerin açığını araştırmak,
ibadetleri istemeye istemeye yerine getirmek ve Müslümanlar aleyhinde çalışmaktır. İşte bu cüzde hiçbir geçerli mazeretleri olmadıkları halde Tebük Savaşı’na katılmayan Münafıklar kınanmıştır. Münafıkların bir başka özelliği kendilerine karargah olabilecek, sadece kendilerine ait özel bir mescid yapmak ve burada Müslümanlar aleyhine çalışmaktır.
Çünkü Münafıklar İslamiyet’in Medine’de güçlenerek yayılmasından rahatsız oluyor ve bu gelişmeyi önleyemedikleri için hayıflanıyorlardı. Kurtdukları bu mescit Müminlerin arasını ayırma, onların aleyhine çalışma yerleridir. Onlar her ne kadar bizim iyilikten başka maksadımız yok deseler de bizzat Allah onların yalancı olduğuna şehadet eder. Kur’an buralara Mescidi Dırar demiştir ve Allah Teala peygamberine kesinlikle o mescide girmemesini ve orada namaz kılmamasını emreder. Mescitler takva temelli olmalı ve müminlere birleştirmelidir. Kur’an’ın tabiriyle mescitler tümüyle Allah’ındır. Onlar yanlarına döndüğünüz zaman da size özür beyan ederler.
De ki, boşuna mazeretileri sürmeyin, size asla inanmayız. Çünkü Allah yaptıklarınızın iç yüzünü bize bildirmiştir. Bundan böyle de Allah ve Rasûlü yapıp ettiklerinizi görecektir. Sonra gizli açık her şeyi bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. Ve O size neler yapmış olduğunuzu haber verecektir. Yüce Allah bu ayet-i kerimede, onlar yanlarına döndüğünüzde size özür beyan ederler buyurmaktadır. Esasen yine biz her toplumda sıklıkla karşımıza çıkacak bir insan tipiyle karşı karşıya bulunuyoruz.
Çünkü bu ayet-i kerimede, Hayber Fethinden önce insanlar cihad için, savaş için çağrıldıklarında, savaşa katılmayıp evlerinde kalan varlıklı birtakım zenginlerden söz edilmektedir.
Bunlar Müslüman göründükleri halde ya da Müslüman olsalar bile, İslam’ı bir kısmı açısından söylüyoruz, Müslüman olsalar bile içlerine Müslümanlığı sindirememiş olanlardır. Kaynaklarda ayet-i kerimenin çoğunlukla münafıklar için gönderildiği belirtilir. Bu ayet-i kerimede beyan edilen husus şudur, yine Müslümanlığı kabul ettik deyip, iman ettiğini söyleyip Allah’a bağlı olduğunu, Rasulüne bağlı olduğunu söyledikten sonra, bir insan nasıl olur da Allah ve Rasulünün emirlerine itaat etmez?
Yani söylenen şeyle yapılan arasında bir uyum ve ahenk söz konusu değildir. Söyledikleriyle yaptıkları birbirine uymamaktadır. Bu insanlar, mesela günümüzdeki toplumda da sıklıkla karşılaşabiliriz. Herhangi bir menfaat, çıkar, güç elde edebilmek için, bunun meşruiyetini çok da dikkate almaksızın, hemen her vesileyi, her fırsatı kullanarak, onları kendi istek ve arzularını gerçekleştirmeye çalışırlar.
Mülk servet edinmeye, makam mevki edinmeye, diğer insanları kendi egemenlikleri altına almaya ve onları kullanmaya çalışırlar. Bunu kimi zaman da doğrusu aldı yönetimiyle yaparlar. Günümüzde bunun örneklerini çok yoğun bir şekilde görmekteyiz.
Yani ayeti kerimede, boşuna mazeret üretmeyin, mazeret üretmeye çalışmayın. Çünkü Allah sizin yaptıklarınızın iç yüzünü biliyor ve Rasulüne ve müminlere bunu bildirmiştir buyrulmaktadır.
Burada Yüce Allah doğrudan doğruya Müslümanların güvenliği ve esenliği, İslam devletinin ki bu kişiler de o İslam devletinde yaşamaktadır. Bu devletin güvenlik ve esenliği söz konusu olduğu halde, onu hiçe sayarak savaştan geri durmuşlardır. Hiçbir bahaneleri de yoktur. İşte bununla alakalı Kur’an-ı Kerim onları ifşa etmiş, onların bu davranışlarının yanlış bir davranış olduğunu, ne kadar kötü bir davranış olduğunu onlara bildirmiştir.
Bu onlara söylendikten sonra da bir anlamda onlar uyarılarak, bakın bundan sonra yaptıklarınızın tamamı gözetim altında. Siz ne yapıyorsanız artık foyanız ortaya çıktı. Artık siz yaptığınız şeylerin yanlışlığını ne kadar mazeretle örtmeye, kapatmaya çalışsanız da bunu örtemezsiniz, kapatamazsınız çünkü artık bu ortaya çıktı demektedirler. Dolayısıyla bunu hepimiz gerek bireysel olarak, gerek grup olarak çevremizde sıklıkla yaşamaktayız ki bu anlamda ayetin mesajı, zaten bütün Kur’an mesajları gibi bu ayetin mesajıyla evrensel olup bütün çağlara, bütün toplumlara uyarlanabilir niteliktedir.
Birçok fitne, fesat, bozgunculuk, çıkar elde etme gibi hususlarda sosyal medyanın ne kadar yanlış bir şekilde kullanıldığına hepimiz şahidiz. Hatta birtakım basın yayın organlarında da zaman zaman bu tür yanlışlara rastlanabilmektedir.
Algı operasyonu yapılmaktadır. İşte bu ayet-i kerime bu algı operasyonu yapmaya çalışanların yapmaya çalıştıkları o hileyi, tuzağı ortaya çıkarmış ve müminlere haber vermiştir. Bu hususta bize düşen ise uyanık olmak, Allah’ın emirlerinin olduğu yerde Allah’ın bize nehyettiği, yasakladığı ya da emrettiği hususlarda mutlak surette ona boyun eğmek ve bu şekilde algı yönetimlerinin kurbanı olmamak onların tuzağına düşmemektir diyoruz.
Bu cüzde bahsedilen toplumun bir başka problemli grubu ise mutasif cahillerdir ki Kur’an onlardan bedeviler diye bahseder.
Kur’an’ın bedvi denilen bu kesime özel vurgu yapmasının sebepleri arasında Arap yarımadasındaki nüfusun önemli bir kısmının göçebe veya yarı göçebe topluluklardan oluşması ve İslamiyet’in burada yayılıp tutunabilmesi için onların bu İslam birliğine dahil edilmesi zaruretidir. Ancak onlar nifak ve inkarcılık yolunu tutmaya, dinin getirdiği sınırlara riayet etme konusunda sorun çıkarmaya yatkın tiplerdir. Kur’an bedvi şehirli ayrımı yapmadığı da göre Kur’an’ın bu kesimle ilgilenmesini, onları da eğitip ıslah etmesi, İslam toplumunun içine katmaya çalışması gayet tabidir. Ancak onlar haşin tabiatlarından dolayı hakikatin anlatılması konusunda güçlük çıkarırlar. Onlar sürekli kendi çıkarları doğrultusunda çalışırlar. Onlarla konuşulamaz, zira hep haklı olduklarını iddia ederler. Bu yüzden Kur’an onları inkar ve münafıklık bakımından daha tehlikeli bulur. Çünkü onların ne yapacakları bilinmemekte ve başkalarının çabuk kontrolüne girme tehlikesi bulunmaktadır. Onlar Allah’ın ve Resulüne indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Ancak bedviler içinde de temiz müminler bulunmaktadır.
Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, Allah yolunda yaptıkları infak ve harcamalarıyla Allah ve Resulüne yakın olmak isterler. Ayrıca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin duasını almaya da bu iyilikleri birer vesile sayarlar. Bu kişilerle ilgili Kur’an şöyle söyler.
Bedeviler arasında öyledir ki Allah’a ve ahiret gününe inanır, hayır yolunda harcadıklarını Allah’a yakın olmak ve Peygamberin duasını almak için vesile sayar. Bilesiniz ki bunlar kendileri için bir yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetiyle kuşatacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, esirgiycidir. Kur’an aslında her şeye dengeli bakmaktadır.
Bir toplumda kötüler olduğu kadar iyiler de olabildiğini unutmamamız gerektiğini bize hatırlatır. Bedevilerden öyledir ki hayır yolunda yaptığı harcamayı angarya sayar ve başınıza kötü hallerin gelmesini bekler durur. O çirkin belalar kendi başlarına gelsin. Allah her şeyi çok iyi işitir ve bilir.
Bu ayeti kerimede Cenab-ı Hak Medine dönemindeki Bedevi Arapların durumuna vurgu yapmıştır. Hazreti Peygamberin Medine’ye hicretinden sonra bir kısım Arap kabileleri Bedeviler bekle gör politikası izlemeye başlamışlardır.
Hazreti Peygamber’e doğrudan destek veren, iman ederek cihada katılan, Müslümanların yanında yer alanlar olduğu gibi biraz gözetleyelim, gidişatı görelim. Eğer Hazreti Muhammed ve taraftarları kaybederse kurtulmuş oluruz. Ama kazanırlarsa gider yanında yer alırız diye beklenti içerisine girmişlerdir. Hatta Hazreti Peygamberin cihada hazırlık konusunda destek ve mali yardım talebinde bulunduğu bazı kabileler bunları kendileri için bir yük ve angarya olarak görmüşler. Ve Müslümanların başına da birtakım felaketlerin, badirelerin gelmesini istemişlerdir.
Bu ayeti celile bu ikiyüzlü, ikircikli ve Müslümanlara karşı birtakım hesaplar içerisinde olan münafıkların bu beklentilerini ifşa etmiştir.
Ve Hazreti Peygamber’e haber vermiştir. Bunların bu art niyetli, kötü niyetli ve Müslümanların başına bela gelmesini isteyen şeyin o çirkin belaların kendi başlarına gelmesini ve geleceğini vurgulamıştır. Çünkü insanlar kimliklerini, kişiliklerini, inanışlarını gizleyerek başkalarını yanıltabilirler.
Hatta Hazreti Peygamber bile eğer vahiy gelmediyse diğer insanların söylediklerini kabul etmiştir. Dolayısıyla münafıklar kimliklerini, inanışlarını, gerçek niyetlerini gizleyerek bazen görünürde birtakım Müslüman görünmek suretiyle farklı hesaplar içerisine girmişlerdir.
Gerek bu ayette, gerek Tevbe Suresinin diğer ayetlerinde, hatta münafıklardan bahseden diğer birçok surede, Bakara Suresinde, Münafıkun Suresinde onların bu ikiyüzlü tavırları ifşa edilmiştir. Sırları açığa dökülmüştür ve bir kısmının tevbe ederek iman etmesi sağlanmıştır. Ama bir kısmı tabii vazgeçmemişlerdir. Burada da Cenab-ı Hak nurunu tamamlayacağını, Allah Resulünün başarılı olacağını ve ilahi vaadin gerçekleşeceğini haber vermiştir. Birçok Mekke surede de bu vurgulanmıştır ve bu fiilen de tecelli etmiştir ve Allah Resulü başarılı olmuştur. Fakat ona karşı tuzak kurmaya çalışan, Müslümanların felakete düçar olmasını bekleyenler, bu beklentileri kursaklarında kalmıştır.
Çünkü Allah ”Yuridûn el yutfûyûnûrallâhi be’affâhihim vallâhu mutimmil nûrihi ve lev kerihel kâfirûn” Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu, Kur’an’ı ve İslam’ın sesini boğmaya, bu ışığı söndürmeye çalışıyorlar. Fakat Allah nurunu tamamlayacaktır.
Kâfirler istemese de, müşrikler hoşlanmasa da münafıklar hesap içerisine girmiş ve birtakım bu şekilde tuzaklar, planlar yapmış olsalarda bunların tamamı boşa çıkmıştır. Allah onların tuzaklarını kendi başlarına çevirmiştir ve sonunda hak galip gelmiş, batıl yok olmuştur. Münafıkların bir kısmı da bu beklentilerine, bu tuzaklarına devam etmişler. Hatta bazı ayetlerde Cenab-ı Hak bu tövbe etmeyen, inat eden ve tuzak kurmaya devam edenlere, Peygamber Efendimiz’e uyarıda bulunarak artık bunların içbirisi için istiğfar dileme.
Ölürlerse gidip cenazelerine iştirak edip namazlarını bile kılma diye uyarmıştır. Çünkü sonuçta dini gönderen Allah’tır, dinin sahibi Allah’tır.
O Hz. Muhammed’in ve müminlerin başına felaket gelmesini bekleyenler başarısız olmuşlardır. Çünkü Allah nurunu tamamlamış ve o beklentileri ve ceza belası konusundaki birtakım umutları, emelleri boşa çıkmış ve kendileri kaybetmişlerdir.
Çünkü Allah her şeyi işiten, her şeyi bilen ve Resul’unu destekleyenler. Bu cüzde İslam toplumunun bir başka problemli grubu üzerinde durulur. Bunlar nefsinin her istediğini yerine getirip sürekli günaha düşenler ve rahatlarına düşkün tembel Müslümanlardır.
Tevbe Suresinde geçerli bir mazeretleri olmamasına rağmen cihada gitmeyen, sonra da pişman olup tövbe edenler anlatılır. Bu konu bağlamında özellikle üç sahabeden bahsedilir. Tebük Seferine katılmamaktan ötürü pişmanlık duymakla beraber hemen özür dilemeyen ve tövbeye yönelmeyen üç sahabe vardır. Rivayetlere göre bu üç kişi Kaab bin Malik, Hilal bin Ümeyye ve Mürare bin Rebidir radıyallahu anhüm. Aslında bunlar samimi insanlardır ancak tembellikleri sebebiyle Tebük Savaşı’na çağrıldıkları halde gitmemişlerdir. Savaş dönüşünde savaşa katılamayanlar birer birer Allah Resulünün yanına gelip mazeretlerini bildirirler.
Savaşa katılmayan bu üç sahabe de aslında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle savaşa gitmedikleri için vicdan azabı çekse de, savaş sonrası hemen gelip Resulullah’tan af dileyemezler. Bir süre sonra Resulullah’ın yanına gelip hatalarını arz eder, Allah’tan bağışlanma dilerler. Peygamberimiz bunun affedilir bir hata olmadığını göstermek için onların yüzüne bakmaz ve onlarla konuşmaz. Müslümanlar da Resulullah’a uyarak onlarla ilişkilerini dondururlar. Savaşa katılmayanlardan bir grubun affı Allah’ın emrini beklemek için geri bırakılmıştır. Allah ya kendilerini cezalandırır ya da tevbelerini kabul eder. İşte günahlarını itiraf edip tövbeye yönelen bu kişiler yaklaşık 50 gün süren çileli bir bekleyişin işine girerler. Bu kişilere adeta bir boykot uygulanmaktadır.
Karar göklerden gelmeden önce başta peygamber olmak üzere diğer sahabeler hatta bu kişilerin aileleri bile bunlarla konuşmaz. Çünkü Allah’ın emrine karşı gelmek büyük bir günahtır. Nihayet gelen vahiyle bu üç kişinin tövbelerinin samimi olduğu ve Allah Celle Celaluhu tarafından kabul edildiği bildirilir.
Sahabelerin yüzü güler, onların affedilmesiyle Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellemin de yüzünde güller açmıştır. Bir bayram havası eser Medine’de. İnsanlar bu üç sahabeyle kucaklaşır ve kendilerini bu tövbeleri sebebiyle tebrik eder. Toplumdan tecrit edilen bu kişiler de Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellemin ve Müslümanların arasına geri döner ve adeta hayat onlar için yeniden başlar.
Allah geriye bırakılan savaşa katılmayan üç kişinin de tövbesini kabul etti. Sonunda bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamış, vicdanları kendilerini sıkıştırmış ve Allah’a karşı ondan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı.
Bunun üzerine o da eski durumlarına dönmeleri için onlara tövbe nasip etti. Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir, merhametlidir. Tövbe Suresinde geçerli bir mazeretleri olmamasına rağmen cihada gitmeyen, sonra da pişman olup tövbe edenler anlatılır. Bu konu bağlamında özellikle üç sahabeden bahsedilir. Tebük seferine katılmamaktan dolayı pişmanlık duymakla beraber hemen özür dilemeyen ve tövbeye yönelmeyen üç sahabe vardır. Rivayetlere göre bunlar Kâb bin Malik, Hilal bin Ümeyye ve Mürare bin Rebi’dir. Aslında bunlar samimi insanlardır ancak tembellikleri sebebiyle Tebük Savaşı’na çağrıldıkları halde gitmemişlerdir.
Peygamberimiz bu duruma çok üzülür ve yolculuk boyunca bunların gelmesini ümit ederek hep onların yolunu gözlemiştir. Savaş dönüşünde savaşa katılmayanlar birer birer Allah Resulün yanına gelip mazeretlerini bildirirler. Savaşa katılmayan bu üç sahabe de aslında Hz. Peygamber ile savaşa gitmedikleri için vicdan azabı çekse de savaş sonrası hemen gelip Resulullah’dan af dileyemezler. Bir süre sonra Resulullah’ın yanına gelip hatalarını arz eder. Allah’tan bağışlanma dilerler. Peygamberimiz bunun affedilir bir hata olmadığını göstermek için onların yüzüne bakmaz ve onlarla konuşmaz. Müslümanlar da Resulullah’a uyarak onlarla ilişkilerini dondururlar. Savaşa katılmayanlardan bir grubun affı Allah’ın emrini beklemek için geri bırakılmıştır.
Allah ya kendilerini cezalandırır ya da tevbelerini kabul eder. İşte günahlarını itiraf edip tevbeye yönelen bu kişiler yaklaşık elli gün süren çileli bir bekleyişin içine girerler. Bu kişilere adeta bir boykot uygulanmaktadır. Karar göklerden gelmeden önce başta peygamber olmak üzere diğer sahabeler hatta bu kişilerin aileleri bile onlarla konuşmaz. Çünkü Allah’ın emrine karşı gelmek büyük bir günahtır. Nihayet gelen vahiy ile bu üç kişinin tevbelerinin samimi olduğu ve Allah tarafından kabul edildiği bildirilir.
Sahabelerin yüzü güler, onların affedilmesiyle peygamberimizin yüzünde de güller açar. Bir bayram havası eser Medine’de. İnsanlar bu üç sahabe ile kucaklaşır ve kendilerini bu tevbeleri sebebiyle tebrik ederler. Toplumdan tecrit edilen bu kişiler de Resulullah’ın ve Müslümanların arasına geri döner ve adeta bayram havası yaşanır.
Burada bize aslında bir mesaj verilir. Yani bir Müslüman çalışkan olmalı, aktif olmalı ve yeni şeyler üretmeli. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin iki günü eşit olan zarardadır hadisi de bu anlamda bizim ufkumuzu açar.
İşte Tebük Savaşı ile ilgili bu olayda üç sahabenin tövbesi kabul edilmiştir. Ve bunlar tövbe suresinde zikredilerek ebediyen Müslümanlara ve diğer insanlara yol gösterilmiştir. Problemli insanlar artık pişman olup tövbe ederlerse, eski tembelliklerini bırakırlarsa daha idealist bir hayata dönerlerse,
o zaman Allah’ın ve Resulullah’ın sevdiği insanlar olurlar ve insanların da yanında ve insanların da gözünde böyle çok sevilen, temiz, önder insanlar haline gelirler. İşte bu imtihanı sahabe-i kiram çok güzel bir şekilde başarmıştır.
Burada önemli olan hatadan dönmektir. Bir kişi hatadan döndüğü zaman tekrar o hatayı işlemediğinde Allah-u Teala onun tövbesini kabul eder. Onun cennete olan yolunu açar ve daha güzel bir hayat yaşaması için kendisine fırsat tanır. Bu açıdan tövbe suresindeki bu olay bizim için, Müslümanlar için ve bütün insanlar için çok önemlidir.
Kur’an okurken bunlara dikkat edersek, bunlar üzerinde düşünürsek inşallah hayatımız daha güzel, Allah’ın istediği şekle döner.
Unutmayın, Allah tövbeleri çokça kabul edendir, merhamet edendir.
İlk Yorumu Siz Yapın