"Enter"a basıp içeriğe geçin

Helak Olan Kavimler – Ayetlerde İnsan Tipleri 12.Bölüm

Helak Olan Kavimler – Ayetlerde İnsan Tipleri 12.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=OfE5D659eiU.

Süh, selamun aleyküm bima sabartum feniyumu uqbeddar. Tarihte pek çok kavim Allah’a ve peygamberlere karşı gelmeleri nedeniyle helak olur. Bu kavimlerin helak olma sebepleri,
peygamberlerini yalanlamaları, putlara tapmaları, zulüm ve sapkınlıkta ileri gitmeleri ve Allah’a isyan etmeleridir. Bu cüzde helak olan bu kavimlerden örnekler verilir. Kendi peygamberlerinin Allah’a kulluk çağrılarını reddeden ve doğruları söyleyen peygamberlerine düşmanlık eden, azgın, saldırgan bu insanların sonları aktarılır ki bir daha insanlar aynı hataya düşmesinler. Helak olan bu kavimler başlıca üç grupta toplanır. Bunlar ilk dönem helak olan kavimler, orta dönemin ilk yarısında ve orta dönemin son yarısında helak olan kavimlerdir.
Şüphesiz Kur’an’da anlatılan helak kıssalarında ibret alan kalpler için sayısız hikmetler vardır. Bu kıssalarda kavimleri helak oluşa sürükleyen sebepler tek tek zikredilir. Helak olayları anlatılırken Kur’an, çağının muhattaplarına da dikkat et mesajı verir. Bu yüzden kıssalara geçmiş bitmiş olaylar değil de hikmet nazarı yaratılır. Kıssalara geçmiş bitmiş olaylar değil de hikmet nazarıyla bakmak, ibret almak gerekir. Hz. Nuh aleyhisselam Kur’an ve hadislerde geniş bir şekilde tanıtılan ve ulul azm olarak nitelenen peygamberlerden biridir. Allah’ın şirke bulaşan, tevhidi unutan her kavme hakikatleri ulaştırmak, onları selamete erdirmek için bir elçi seçtiği gibi Hz. Nuh da kavmi için kendi içlerinden seçilmiş dirayetli bir şahsiyettir. Allah merhametiyle sapkınlığa uğramış hiçbir kavmi, peygambersiz bırakmadığı için onları da Nuh aleyhisselamla tevhide davet eder. Kur’an’da onun seçilmiş bir elçi olduğuyla ilgili ayet şöyledir. Gerçek şu ki, biz Nuh’u kavmine elçi olarak gönderdik.
O kavmine şöyle dedi, Allah’tan başkasına tapmayın diye size gönderilmiş açık bir uyarıcıyım. Doğrusu ben başınıza gelecek can yakıcı bir günün azabından korkuyorum. Hz. Adem aleyhisselamdan sonraki ilk dönemlerde yaşayan Hz. Nuh aleyhisselam uzun süre insanları sadece Allah’a kulluk etmeye davet eder ve bunun karşılığında kendilerinden herhangi bir beklentisinin olmadığını,
sevabını, karşılığını sadece Allah’tan beklediğini söyler. Ancak Hz. Nuh aleyhisselamın kavmi, tevhid inancından satmış kibirli bir kavimdir. Hz. Nuh kavmine karşı şunları söyler, Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmem. Melek olduğumu da söylemiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için Allah onlara faydalı şeyler vermeyecektir diyemem.
Onların içlerinde olan şeyi Allah daha iyi bilir. Bunları yaparsam gerçekten zalimlerden olurum. Hz. Nuh aleyhisselamın uzun süre sabır, metanet, şefkat ve merhametle kavmini dine davet etmesine rağmen çok az bir grubun dışında kimse iman etmez. Kavmi onunla alay etmekle yetinmez, onun cinnet getirmiş olduğunu ilan eder.
Bu da sonuç vermeyince isyan edip, onu taşa tutarak öldürmekle tehdit ederler. Nuh’a karşı gelmiş bu kibirli kavim, bize tehdit ettiğin azabı getir bakalım diye, Hz. Nuh aleyhisselama meydan okumuşlardır. Kavminin iflah olmaz bu sapkınlığından dolayı, Hz. Nuh aleyhisselama şöyle vahyonur. Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başkası, artık inanmayacak. Sakın onların yaptıklarına üzülme. Sonra Allah Celle Celaluhu, Hz. Nuh aleyhisselama bir gemi yapmasını emreder. Müşrikler, burada deniz yok ki, niye gemi yapıyorsun diye alay ederler. Hz. Nuh aleyhisselam onlarla tartışmaya girmez ve sadece kendisine emredileni yapar. Sonra öyle bir tufan başlar ki, her yer sular altında kalır. Hz. Nuh aleyhisselamla gemiye binen müminler kurtulur, müminlerle aynı gemiye binmeyi reddedenlerse helak olurlar. Bu cüzde Hz. Hud aleyhisselamın tebliğinden de bahsedilir. O da meşhur İrem bağlarına sahip, çiftçi olan at kavmini Allah’a kulluğa çağırmıştır. Kendilerinden hiçbir şey istemediğini ve tebliğinin sevabını Allah’a kılmıştır.
Bu cüzde Hz. Salih aleyhisselama da yer verilir. O da meşhur taş ustaları olan ve güzel binalar yapan Semud kavmine gönderilmiştir. Hz. Salih, bu cüzde Hz. Hud aleyhisselamın tebliğinden de bahsedilir. Hz. Hud aleyhisselamın tebliğinden de bahsedilir. Bu cüzde Hz. Hud aleyhisselamın tebliğinden de bahsedilir.
Bu cüzde Hz. Hud aleyhisselama da yer verilir. O da meşhur
müşriklerin azgınlıkları ve düşmanlıkları daha da artar, sonunda onlar da helak olurlar.
Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan gruplar üzerine bizden selam ve bereketlerle gemiden in. İleride bir süre faydalandıracağımız, sonra tarafımızdan can yakıcı bir azapla cezalandırılacak topluluklar da olacaktır. Kur’an’da ifade edildiği üzere Hz. Nuh uzunca bir dönem, 950 yıl kavmini tevhide davet etti. Onların Allah’a iman etmelerini, ona kulluk etmelerini istedi. Ancak onlar inat ve ısrarla peygamberlerine karşı geldiler. Yaptıklarıyla ve söyledikleriyle Hz. Nuh’a eziyet verdiler.
Bunun üzerine Yüce Allah, kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başkası artık inanmayacak. Sakın onların yaptıklarına üzülme buyurdu ve Hz. Nuh’a bir gemi yapmasını emretti. Her türden hayvandan birer çift ile daha önce haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri gemiye bindir buyurdu. Zaten onunla birlikte pek az iman etmişti ve tufanın başladığı haber verildi. Yerden fıçkıran sular ile gökten olup oluk akan sular arasında birden arz sularla dolup taştı. Nihayet sular Allah’ın takdir ettiği seviyeye geldiğinde gemi dağlar gibi dalgalar arasında yüzmeye başladı. Bu arada Hz. Nuh kendisini yalanlayanlardan olup yalnız olarak bir kenara çekilmiş bulunan oğlunu gördü. Babalık şefkat ve merhameti ile son olarak bir daha ona seslenip gemiye çağırdı. Ey oğlum bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma dedi. Çünkü olayın diğer tabi afetler gibi bir afet olduğunu düşünüyor ve yüksek yerlere çıkarak kurtulabileceğini sanıyordu.
Bu sebeple babasının çağrısına beni sudan koruyacak bir daha sığınacağım diye cevap verdi. Oysa olay tabi bir afet değil. Azgın bir kavmi cezalandırmak üzere Allah tarafından özel olarak gerçekleştirilmiş olağanüstü bir tufandı. Ve Allah’ın emri ile yapılmış olan geminin dışında kalanlar bu tufandan kurtulamayacaklardı. Bugün Allah’ın emrinden esirgeyen olan Allah’tan başka bir koruyucu yoktur dedi Hazreti Nuh. Ancak oğlunun kalbi katılaşmıştı. Peygamber babasının öğütleri artık onu etkilemiyordu. Derken baba ile oğul arasına dağlar gibi dalgalar geri verdi. O da diğer inkercilerle birlikte boğulanlardan oldu. Nuh’un gemisi Allah’ın dilediği kadar su üzerinde kaldıktan sonra Yüce Allah göklere suyunu tutmasını, yerlere de suyu çekmesini emretti. Böylece sular çekildi, hüküm yerini bulmuş oldu. Gemi Cüdi dağında karaya oturdu. Hazreti Nuh’un duasında istediği gibi yeryüzünde yürüyen bir tek kafir kalmamak üzere tamamı yok olup gitti.
Hazreti Nuh’un gemisi Cüdi dağında karaya oturduğu zaman yeryüzü inkercilerden temizlenmiş, sular da çekilmeye başladığı için artık gemidekilerin yeryüzüne inme zamanı gelmişti. Allah Teala Nuh aleyhisselamı beşeriyetin ikinci atası yapmıştır. Zira bundan sonra gelecek olan nesiller Hazreti Nuh ve beraberindeki iman edenlerin halefleri olacaktır. Tufan hadisesi son bulunca Yüce Allah Hazreti Nuh ve beraberindekilere emniyet ve rızık vadinde bulundu. Bundan sonra iman eden insanların geçim konusunda bir endişeye düşmelerine izin verilmezdi. Hazreti Nuh ve yanındakiler Allah’ın emrine uyarak bereketli topraklara inip oraya yurt edindiler.
Ayetin ifadesinden anlaşıldığına göre Hazreti Nuh’a kendi soylarından Allah’ın lütuf ve ihsanlarına mazhar olacak dindar milletler geleceği gibi, dünya nimetlerinden bir süre faydalandırılıp arkasından inançsızlık ve kötülüklerinin cezasını görecek olan inkârcı toplulukların geleceği de bildirilmişti.
Kur’an’da zikredilen diğer peygamberlerin kısalarında olduğu gibi Hazreti Nuh’un kısası da Müslümanlar için ibret ve dersler içermektedir. Bu kıssanın kavminden gördüğü kötülük ve haksızlıklar sebebiyle üzülen Hazreti Peygamber ve ashabı için bir teselli anlamı taşıdığı açıktır. Zira Peygamber efendimizin ve beraberindeki Müslümanların karşılaştığı durum, Peygamberin ve inananların başına ilk defa gelmiyor. Daha önceki peygamberler de kendi kavimlerinden eziyet ve işkence görmüşlerdir. Yine bu kıssada Hazreti Nuh sabredip başaraya ulaştığı gibi Hazreti Peygamberin de sabretmesi emredilmiştir. Çünkü mücadeleye sabırla devam edenler sonunda mutlaka başaraya ulaşacaklardır.
Allah nasıl ki Hazreti Nuh’u alaya alan, ona sürekli eziyet eden inkârcıları yok ettiyse, Hazreti Peygamber’e de yardım edecek ve ona karşı gelenleri de cezalandıracaktır. Zira ebedi hayat bakımından mutlu son, daima kötülüklerden sakınanların müttakilerindir.
Bu bölümde Lut kavmini helak etmeye giden meleklerin Hazreti İbrahim aleyhisselama misafir olmaları, sonra Ürdün’de yaşayan Hazreti Lut aleyhisselam ve müminler o bölgeden ayrıldıktan sonra ahlaksız topluluğu helak etmeleri anlatılır. Hazreti Lut aleyhisselamın ikamet ettiği Sodom’da bulunan halk, inkârcı oldukları gibi ahlaksızlık ve sapıklılıklardır.
İşte Lut Peygamber kavmi ıslah etmekle görevlendirilir. Ancak yöre halkı onun nasihatlerini dinlemez ve sapık ilişkilerine devam ederler. Oysa Hazreti Lut aleyhisselam onları pek çok kez uyarmış, onlardan temiz insan olmalarını istemiştir.
Sapıklıklarında inat eden bu topluluğa Allah Teâlâ onları helak etmek üzere elçilerini gönderir. Allah’ın elçileri olan melekler Hazreti Lut aleyhisselamın kavmine gitmeden önce Hazreti İbrahim’e uğrar. Ki Hazreti Lut Filistin’de yaşayan Hazreti İbrahim’in yeğeni olur.
Elçiler durumdan Hazreti İbrahim aleyhisselamı da haberdar etmek, ayrıca ümmeti hakkında korkuya kapılmaması için öncelikle Hazreti İbrahim’i ziyaret ederler. Melekler Lut kavmini helak etmek için geldiklerini haber verdikten sonra İbrahim’e inananların bu felaketten kurtulacağını söyleyerek onu rahatlatırlar.
Elçiler Hazreti İbrahim aleyhisselamın yanından ayrılıp Sodom’a gelerek Lut aleyhisselam’a misafir olurlar. Hazreti Lut onların melek olduğunu bilmediği için kavminin onlara sarkıntılık edebileceğini düşünerek kaygılanır. Şehir halkı hemen Lut aleyhisselamın evine doğru akın etmeye başlar. Peygamber kavminin babası hükmünde olduğu için onların kızlarını kendi kızları yerinde kabul edip
kavminin onlarla evlenmelerini teklif ederek misafirlerini korumaya çalışır. Hazreti Lut aleyhisselamın misafirlerinin huzurundaki çaresizliği, mahçubiyeti karşısında elçiler Lut’a hakikati bildirirler. Şüphesiz Lut kavmi kendinden önceki helak olan kavimlerden ibret almayınca o çetin azap kendilerini bulur ve helak edilenlerden olurlar.
Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamayacaklar. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Eşin hariç sizden hiç kimse geride kalmasın. Çünkü onların başına gelecek olan şüphesiz onun başına da gelecektir.
Onlar için belirlenen zaman sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi? Dediler. İnsanoğlunun yeryüzündeki mücadelesinde en ağır imtihan konularından biri şüphesiz ki nefistir.
Hz. Peygamber aleyhisselatü vesselamın 1. Akabeybiyatında saymış olduğu İslam’ın yeryüzündeki kaygılarına dair en önemli hususlardan biri neydi değerli kardeşlerim? Zina idi. Zinadan uzak durmak idi. İşte Kur’an’da geçmiş toplumlardan büyük bir günah olarak bahsedilen ve örnek verilen toplumlardan biri Lut kavminin işlediği o günah idi. Hz. Lut Hz. İbrahim’in yeğeniydi. Ve öyle bir kavme muhatap olmuştu ki bu kavim Sodom ve Gomorra denilen bir coğrafyada yaşıyorlardı ki Sodom bugünkü ölü deniz coğrafyasına yakın bir bölgede olduğu kaynaklarımızda ifade edilir.
Hz. Lut insanları iyiliğe hayra davet ediyor çirkin işlerden uzak durmaları için büyük bir çaba sarf ediyordu. Fakat bu kavmin insanları maalesef maalesef çirkin bir hastalığa tutmuş tutulmuşlar ahlaksız ve sapık ilişkiler geliştirmişlerdi. Kadınlarla evlenmek yerine bugün de maalesef yeryüzünde kimi coğrafyalarda kimi zaman dilimlerinde bir hastalık olarak ortada görülen zaman zaman kendisini gösteren bu çirkin hastalık tarihi kayıtlarımızda Lut’u ilik diye ifadelendiriliyordu. Hz. Lut bütün mücadelesine rağmen muhatap olduğu toplumu bu hastalıktan bu çirkin davranıştan uzaklaştıramayınca artık onlarla ilgili bir hüküm verilmişti. Allah hükmünü vermiş ve meleklerini bu hükmün yerine getirilmesi için Lut’a ve Lut’un kavmine gönderiyordu. Melekler önce Hz. İbrahim’in diyarına Filistin’e uğradılar ve Hz. İbrahim’i ve Hz. İbrahim’in davasını anlattığı toplumuna ümmetine bir zararın gelmeyeceğine dair adeta bir teminat verdiler. Sonra Hz. Lut’un evine geldi misafirler. Hz. Lut uzaktan gelen bu insanlara güzel ikramlarda bulunup kavminin bu insanlara bir zarar vermesinden endişelendiği için bir kaygı bir korku içindeydi.
Gelen misafirler kendilerinin vazifesini Âdeta Lut’a ifşa ettiler ve dediler ki ”Ey Lut korkma, biz senin kavmin için geldik.”
”Ey Lut, geceden kendin ve müminlerle beraber yola çık, sakın, sakın ardına bakma.”
Zira Allah bir hüküm verdi, bu coğrafya, bu çirkin işin işlendiği bu topraklar ve bu topraklarda yaşayan insanlar ağır bir imtihan, ağır bir azap ile karşılaşacaklar dedi.
O coğrafyada dev tuz dalgaları, tuzdan azaplar bu insanların üzerine adeta dalgalar halinde abandı ve Hz. Lut’un kavmi helak olmuştu.
Hz. Lut’un kavmi yapmış olduğu bu çirkin davranıştan dolayı büyük bir azaba uğradılar ve insanlık tarihinin kendileri hakkında kötü misal verilen nesilleri arasına adlarını yazdırdılar.
Bu cüzde Hz. Musa aleyhisselam ve Hz. Şuaib aleyhisselamın yaşadığı zaman dilimi anlatılır. Evvela Hz. Şuaib’ın gönderildiği Medyen kabilesinden bahsedilir. Hz. Şuaib kavmini tevhid inancına ve ticari faaliyetlerde dürüst ve ahlaklı olmaya çağırır. Bu durum Kur’an’da şöyle geçer. Medyen’e de kardeşleri Şuaib’i gönderdik. Şuaib onlara şöyle dedi. Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Ondan başka Tanrınız yoktur! Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın! Ben sizi maddi bakımdan iyi bir durumda görüyorum. Ama doğrusu hakkınızda kuşatıcı bir azap gününden de korkuyorum. Ey kavmim! Ölçüyü tartıyı adaletle tam yapın!
İnsanların mallarının değerini düşürmeyin! Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın! Eğer müminseniz, Allah’ın bıraktığı meşru kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim. Ancak Medyen halkı peygamberle alay edip kötü ahlaklarına, kandırmalarına devam ederler. Bu azgınlıkları artınca onları korkunç bir gürültü yakalar ve oldukları yere çöküp kalırlar. Semud kavmi nasıl helak olup gittiyse, Medyen de öyle yok olup gider. Ey kavmim!
Sakın bana karşı muhalefetiniz sizi Nuh kavminin ve Yahud kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelenlerin benzeri bir musibetin başınıza gelmesine sebep olacak günahlar işlemeye sürüklemesin. Lüt kavmi zaten sizden uzak değildir. Rabbinizden bağışlanmayı dileyin. Sonra ona tövbe edin.
Muhakkak ki Rabbimin merhameti ve sevgisi boldur dedi. Bu cüzde Hz. Musa ve Şuayb peygamberlerin yaşadığı zaman dilimi anlatılır. Evvela Hz. Şuayb’ın gönderildiği Medyen kabilesinden bahsedilir. Hz. Şuayb kavmini tevhid inancına ve ticari faaliyetlerde dürüst ve ahlaklı olmaya çağırır.
Bu durum Kur’an’da şöyle geçer. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Şuayb onlara şöyle dedi. Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Ondan başka Tanrınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi maddi bakımdan iyi bir durumda görüyorum. Ama doğrusu hakkınızda kuşatıcı bir azap gününden de korkuyorum.
Ey kavmim! Ölçüyü tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların mallarını değerini düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Eğer müminseniz, Allah’ın bıraktığı meşru kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir koruyucu değilim. Ancak Medyen halkı peygamberlerle alay edip kötü ahlaklarına, kandırmalarına devam ederler.
Bu azgınlıklar artınca, onları korkunç bir gürültü yakalar ve oldukları yere çöküp kalırlar. Semud kavmi nasıl helak olup gittiyse, Medyen de yok olup gider. Allah’ın rahmeti yeryüzünde tecelli etmiştir ve yeryüzü bir sofradır. Bunu güzel bir şekilde paylaşmak gerekir. Adil bir şekilde paylaşmak gerekir. Bunun için ticaretimizde, diğer işlemlerde dürüst olmak gerekiyor. Allah’ın istediği Peygamber Efendimizin bize emrettiği şekilde yaşamamız gerekiyor. Belki bu Allah’ın rahmetinin de bir tecellisidir. Yani Allah’ın rahmetiyle muamele etmiştir. Bundan dolayı belki bize bir süre vermiştir.
Ve bu süreyi güzel bir şekilde kullandığımız zaman daha iyi bir hayat yaşarız. Allah’ın istediği şekilde ömrümüzü tamamlarız.
Ve o şekilde Rabbimizin rahmetine ve Rabbimizin cennetine kavuşmuş oluruz.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir